POPULARITY
II. Mahmut zamanı İstanbul'da Haliç'in donmasıyla yaşananlar, Pera'da deprem, yangınlar ve başka şeyler...
Bir 17 Aralık gününde vuslata ermiş Hazret-i Mevlânâ Muhammed Celâleddîn Rûmî. “Öldüğüm gün, Sevgili'ye kavuştuğum ve nihâî vuslata erdiğim gündür. Sakın ardımdan ağlayıp yas tutmayın. O gün benim için şeb-i arûstur (düğün gecesidir).” buyurmuş Hazret. Her yıl olduğu gibi bu yıl da aralık ayında Konya'da şeb-i arûsun yıldönümü münasebetiyle çeşitli programlar ve ihtifaller yapıldı.
Geçtiğimiz pazar günü itibarıyla Müslümanlarca kutsal sayılan üç ayların ilki olan receb-i şerif ayına girmiş bulunuyoruz. Dün akşam da Regâib gecesini idrak ettik. Bu vesileyle, bu yazımızda hem üç aylar hem de Regâib gecesini ele alacağız. “Üç aylar” olarak bilinen aylar, sırasıyla receb, şaban ve ramazan aylarıdır. Müslümanların çoğunluğunun kutladığı ve Türk kültüründe “kandil gecesi” olarak bilinen beş geceden mevlid hariç diğer dördü bu üç aylardadır.
Bazen şöyle bir söylemle karşılaşabiliyoruz: “İslam'da din adamı yoktur. Herkes din adamıdır; zira her Müslüman dininin adamı olmak zorundadır.” Bu tarz beylik lafların pratikte hiçbir karşılığı yoktur. Benzer durum başka dinlerde de mevcuttur. Mesela teorik olarak her Yahudi hahamdır. (Bk. F. Kaufmann-J. Eisenberg, “Yahudi Kaynaklarına Göre Yahudilik”, Din Fenomeni, çev. ve der: Mehmet Aydın, s. 94). Ancak pratikte böyle değildir. Zira dinin de bir bilgi boyutu vardır.
İslam tarihi boyunca dinî bilgisini dünyevî menfaat uğruna kullanan pek çok zavallı insan çıkmıştır. Mesela ilmiye sınıfından özellikle resmî makam ve mevkilere talip olan, bu uğurda çok lüzumsuz tartışmalara, yarışlara ve kavgalara girenler olmuştur. Yine bu sınıf içinden halkın beğenisini, takdirini toplama ve böylece popülaritesini artırma amacıyla dinî ve millî konularda belirli bir ajanda çerçevesinde fikirlerini açıklayanlar çıkmıştır. İlmini dünya menfaati için kullanmaktan haya eden hakikî ilim adamları ise bu tür kimselerin farkında olmuş, bunlardan uzak durmuş ve yanlışlıklarını ellerinden geldiğince dile getirmişlerdir. Lakin bunu yaparken, “Lâ rahbâniyyete fi'l-İslâm (İslam'da rahbâniyet yoktur)” sözünü delil getirerek “İslam'da ruhban sınıfı yoktur; din adamı yoktur.” gibi söylemlere tenezzül etmemişlerdir.
Dün gece, geçen haftaki yazımızın devamı olan “İslam'da Din Adamı Var mıdır? (2)” başlıklı yazıyı hazırlamıştık. Bugün aslında gazeteye o yazıyı gönderecektik. Ancak yazıyı yazdıktan sonra günlerdir hepimizin gündeminde olan bir mesele dolayısıyla bazı düşüncelere ve hayallere daldık. Bu sebeple uzun bir süre uyuyamadık. Sabahleyin de şu kelimeleri yazmak mukadder oldu:
Bu milletin savunma sanayini gelişmesinin tarihimizde birbirine zıt iki etki oluşturmuştur. Osmanlı döneminde askeri teçhizatla başlayan yenilenme ve modernleşme zihniyet modernleşmesine kadar varmış, Tanzimat'tan başlayan süreç İkinci Mahmut devri ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında radikal garpçılığa kadar varmıştır.
Bazı konular etrafındaki tartışmalar, göründüğü kadar masum değildir; zâhirde salt ilmî-akademik bir tartışma gibi görünebilir ama işin iç yüzü incelendiğinde saf bir niyetle ve ilmî bir yaklaşımla ulaştığınız sonuç, hiç de iyi niyetli olmayan ve ilmî-akademik incelemenin sonucunu hiç önemsemeyen fakat mevzuyla alakalı siyasî, iktisâdî ya da ictimâî ya da şahsî menfaatleri olan bazı devletlerin, yapıların, grupların veya insanların ekmeğine yağ sürebilir. İslam'da din adamının ya da ruhbanlığın olup olmadığına dair yapılan tartışmalar da biraz böyledir.
#KöşedekiKitapçı'da
“İslam'da ruhbanlık yoktur.” sözü, sıkça tekrarlan klişelerdendir ve umumiyetle şu anlamlarda kullanılır: İslam'da din adamı sınıfı yoktur; Allah ile kulların arasına girecek bir zümre yoktur; İslam'da din adına otorite kuracak bir sınıf, hiyerarşik bir yapı yoktur; İslam'da manevî açıdan üstün/kutsal sayılabilecek veliler/salihler zümresi yoktur.
Mahmut Akpinar | Tehdit altındayız: Modern kölelik çağı başladı by Tr724
Son iki yazımızda, Batı'nın Doğu üzerindeki kültürel sömürgeciliğinden bahsetmiştik.
Mahmut Akpinar | Hicrette sermayeyi korumak! by Tr724
Kipling “Doğu Doğu'dur, Batı da Batı'dır; asla birleşmez yolları/Ta ki yer ve gök Tanrı'nın yüce hüküm kürsüsünde hazır bekleyene dek (Oh, East is East, and West is West, and never the twain shall meet/Till Earth and Sky stand presently at God's great Judgment Seat)” demişti. Bunu derken aslında Batı açısından Doğu'nun, asla bir araya gelemeyeceği bir “öteki” olduğunu vurguluyordu.
-Tiyatro oynayan mutsuz komedyen miyiz; tencerede pişen nohut muyuz? - İnsan olmak zor şey… Hayat, türlü acılar ile çeşitli sevinçlerin birbirine karıştığı, gözlerden akan hüzün yaşlarının sevinç yaşları ile yarıştığı bir varoluş biçimi. Hayatımızda yaşadığımız, isteyerek ya da istemeyerek tecrübe ettiğimiz hadiselere baktığımızda çoğunlukla istediklerimizin daha az, istemediklerimizin daha çok gerçekleştiğini görürüz. Geçmişe bakıp yaptığımız yanlış tercihlerden ya da hatalarımızdan ötürü üzüntü ve pişmanlık duyarız.
Mahmut Akpinar | Ne kadar da ‘saf' Türksün! by Tr724
Gazze'de yaklaşık iki yıl devam eden soykırım, çok şükür devletimizin de katkılarıyla Mısır'da düzenlenen barış zirvesiyle sona ermiş oldu. Ancak bu iki yıl hem zulme bizzat maruz kalan Gazzeliler için hem de onlara yapılan bu zulümden imanları ve vicdanları gereği rahatsız olan insanlar için çok zor ve uzun geçti. Tüm dünya genelinde Gazzeli mazlumlar için nice imanlı ve vicdanlı insan ellerinden geldiğince bir şeyler yapmaya çalıştı. Çeşitli protesto gösterileri ve yürüyüşler yapıldı; farklı inançlara ve milliyetlere sahip yüz milyonlarca vicdan sahibi insan, basın açıklamaları ve sosyal medya açıklamaları ile Gazzeli masumların yanında olduğunu dile getirdi.
Bu yazımızda, Revnakoğlu'nun zikrettiği nüktelerden bazılarına özetleyerek yer vereceğiz.
Mahmut Akpinar | Milli çıkarları iktidarlar satar, muhalefet korur! by Tr724
Gözlerim, caddeye bakan pencerenin üzerini örten ince perdenin ardındaki silüete odaklanıyor. Düz, uzun, geniş ve işlek bir cadde… Bir ucu büyük bir selâtîn camiye, diğer ucu tarihî bir yokuşa çıkıyor. Evlere bakıyorum; hepsi betonarme ve hiçbir zarafeti, inceliği ve sıcaklığı yok. Hayalim ise, kırk yıl öncesine gidiyor.
Neredeyse iki yıldır tüm dünyanın gözü önünde Gazze'de insanlık dışı bir vahşet işleniyor. Bir tarafta her türlü teknolojik imkâna sahip olan bir askerî güç, öte yanda teknolojik imkânlara sahip olmak bir yana, en basit gıda ve sağlık malzemesinden mahrum 2 milyon civarında bir halk kitlesi. Bir taraf olanca gücüyle vahşi bir şekilde en ağır silahlarla bombalar yağdırıyor, diğer taraf neredeyse her gün onlarca, bazen yüzlerce şehit vererek aç ve susuz da kalsa vatanından ve davasından vazgeçmemek uğruna direniyor.
1994 senesiydi. Merhum pederimin teşvikiyle bir taraftan Haseki Eğitim Merkezi'nin en kıdemli hocasından klasik İslâmî ilimlere dair özel dersler alıyor, bir taraftan da üniversite sınavlarına hazırlanıyordum. Bugünlerde 95 yaşlarında olan, kendisine talebelik yapmakla müftehir olduğum Türkiye çapında tanınmış bir fakih olan muhterem hocamıza mevlid kandilinin hükmünü sormuştum.
Yarın, Millî Mücadelemizin nihâî zaferle taçlandığı 30 Ağustos zaferinin yıldönümü. Zor şartlar altında zafer kazanmak her milletin harcı değil. Böyle durumlarda zafer, çok büyük emek ve fedakârlık gerektirir. O günlerde bu mücadeleyi veren ecdadımızın pek bilinmeyen muazzam fedakârlık ve kahramanlık öyküleri var. Bu öyküler, bizler ve gelecek nesiller için çok kıymetli. İşte bu öykülerden biri de kendisiyle hemşehri olmaktan gurur duyduğum Afyonkarahisarlı İsmail Şükrü Çelikalay Hocaefendi'nin öyküsü. Gelin, onun öyküsünü birlikte hatırlayalım.
Gülmek, insanoğlunun en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri olduğu gibi insanı sevimli kılan özelliklerdendir. Nükteler yoluyla gülmek ve güldürmek ise ince ruhlu ve kıvrak zekalı insanların hususiyetlerindendir. Fahr-i Kâinat Efendimiz (sav) de mütebessim bir çehreye sahip olup sık sık nükteler yapar, güler ve güldürürdü. Hatta bazı sahâbîler, ondan daha mütebessim ve güler yüzlü bir insan görmediklerini söylemiştir. Kendisi mütebessim olduğu gibi insanları tebessüm ettirmeyi de severdi. Zaman zaman kimseyi kırmadan nükteler yapar, etrafındakileri güldürürdü. Dolayısıyla nükteler yoluyla tebessüm etmek ve ettirmek, onun bir sünneti olarak değerlendirilebilir.
Mahmut Akpinar | PKK silah bıraktı, siz zulmü bırakmadınız… by Tr724
Geçen haftaki yazımızda, cemaatlere ve fırkalara ilişkin bazı genel tespitler yapmıştık. Bu yazımızda ise, cemaat ve fırka arasındaki farklara işaret etmeye çalışacağız.
Mahmut Akpinar | Kutsal devlet! by Tr724
Mahmut Akpinar | PKK'nın feshi, barış için yeterli mi? | 15.05.2025 by Tr724
Mahmut Akpinar | Avrupa, ABD'siz güvenlik arayışında… | 08.03.2025 by Tr724
Mahmut Akpinar | Avrupa, ABD'siz güvenlik arayışında… by Tr724
Mahmut Akpinar | Öcalan'ın çağrısı ne anlama geliyor? by Tr724
Mahmut Akpinar | Işık evler ve esnaflar | 20.02.2025 by Tr724
Mahmut Akpınar | Küçük kızın günlüğü ve adalet! | 09.02.2025 by Tr724
Mahmut Akpınar | Eyvah, çocuğum ateist oldu! | 24.01.2025 by Tr724
Mahmut Akpınar | “Birleşik Büyük Kürdistan!” | 10.01.2025 by Tr724
Mahmut Akpınar | Türkiye, İranlaşıyor! | 03.01.2025 by Tr724
Mahmut Akpınar | Türkiye güçleniyor mu? | 25.12.2024 by Tr724
Mahmut Akpýnar | Derinleşen bir yara | 20.12.2024 by Tr724
TÜRK BÜYÜKLERİ KAŞGARLI MAHMUT (1025-1090) Kaşgarlı Mahmut, 1025 yılında doğmuştur. Karahanlı Devleti döneminde yaşayan Kaşgarlı Mahmut, ilk Türk dil bilginidir. Türk kültürünü Araplara tanıtılmasında büyük rol oynamıştır. Türkçeyle ilgili çalışmalarında, resmi dili Türkçe olan Karahanlı Devleti'nden büyük destek görmüştür. Kaşgarlı Mahmut'un, Yusuf Has Hacip'le birlikte Türk dili ve kültürüne büyük hizmetleri olmuştur. Bu iki Türk bilgini, Türk dil birliğini sağlamak için çalışmışlardır. Kaşgarlı Mahmut, bu düşünce ile Araplara, Türkçeyi öğretmek ve Türkçenin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu göstermek için “Kitab-ı Divanü Lügati't-Türk” adlı eserini yazmıştır. Divanü Lügati't-Türk, Türkçenin bilinen ilk sözlüğü ve dil bilgisidir. Aynı zamanda Türkçe'nin bir sözlük niteliğindedir. Sekiz bölümden oluşan kitapta yaklaşık 8000 kelime vardır. Kaşgarlı Mahmut, kelimelerin anlamlarını verirken deyimlerden, atasözlerinden ve destanlardan da yararlanmıştır. Eserde anlatılan Türk dünyasını gösteren bir de harita vardır. Bu eser, Türk kültürü, Türk tarihi ve yaşamıyla ilgili bilgiler de içermektedir. Dil birliği açısından dili ve kültürü açısından sözlük olmanın ötesinde anlamlar taşıyan bir şaheserdir. ALİ ŞÎR NEVÂÎ (1441-1501) Ali Şîr Nevâî, 1441 yılında doğmuştur. İlk eğitimini babasından alan Ali Şîr Nevâî, daha sonra eğitimine Horasan ve Semerkant'ta devam etmiştir. Ali Şîr Nevâî, yazarlığının yanında, değişik devlet kademelerinde de görev almıştır. Devrinin en önemli şairlerinden biri olan Ali Şîr Nevâî, şiirlerini Türkçe ve Farsça yazmıştır. Şair, aynı zamanda Arapçayı da çok iyi öğrenmiştir. Kaşgarlı Mahmut'tan sonra Türkçeye büyük hizmetleri olmuştur. Birçok esere imza atan Ali Şîr Nevâî'nin en önemli eseri “Muhakemet'ül-Lügateyn”dir. Şair, bu eserinde Türkçe ile Farsçayı karşılaştırmış ve Türkçenin Farsçadan üstün olduğunu dile getirmiştir. O, bu kitabıyla başka yazar ve şairleri, Türkçeye özen-dirme gayreti içinde olmuştur. KARAMANOĞLU MEHMET BEY (? - 1280) Karamanoğulları'nın ikinci beyi oğludur. Doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. Askerî ve idari yönden başarılı bir devlet adamıdır. yüzyılda Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasıyla Anadolu'da çeşitli beylikler ortaya çıkmıştır. Karamanoğulları da bu beyliklerden biridir. Anadolu Selçukluları zamanında devletin resmi dili olarak Farsça ve Arapça kullanılmıştır. Selçuklu Devleti'nin yıkılışından sonra Beylikler döneminde, kullanılan dil konusunda değişim yaşanmıştır. Bağımsızlığını kazanan beyliklerin yöneticileri, halkı ve yazarları Türkçeyi kullanmadan için teşvik etmişlerdir. Aynı zamanda daha önce yazılan Arapça ve Farsça eserler de Türkçeye tercüme edilmiştir. Bu dönem, Türkçenin yazı dili olarak kabul edildiği bir geçiş dönemi olmuştur. İşte bu dönemde dikkat çeken en önemli gelişme, Karamanoğulları Beyliği'nin yöneticisi Mehmet Bey'le birlikte başlamıştır. Mehmet Bey, millet olmanın, birlikte yaşamanın ilk şartı olan dil birliğinin sağlanmasına inanmıştır. Bu birliği sağlamak için aldığı kararla, devlet içinde bütün Türkçeyi konuşan bütün Türklerin bulunduğu bir çevrede dilini yaygınlaştırmıştır. Mehmet Bey, Türkçe yok büyük bir adım atmıştır. “Bugünden sonra hiç kimse divanda, dergâhta, bargâhta, mescitte ve meydanda Türkçeden başka dil kullanmayacaktır.” fermanıyla dil birliği yolunda önemli bir adım atmıştır. Bu ferman ile Türkçe, Anadolu'da beyliklerin tercih ettiği dil hâline gelmiştir. Bu dönemde birçok eser, tercüme yoluyla Türkçeye kazandırılmıştır. Derleyen: Ahmet KAMALAK
Mahmut Akpınar | Muhaberat Devleti çöktü! | 09.12.2024 by Tr724
Dolmabahçe Sarayı üzerine konuşmaya devam ederken, bu bölümde III. Selim ve II. Mahmut dönemlerine odaklanıyoruz.
Mahmut Akpınar | Bir devir kapandı mı? | 14.11.2024 by Tr724
Mahmut Akpınar | Fethullah Gülen'e neden düşmanlar? | 11.11.2024 by Tr724
Mahmut Akpınar | Sosyal çürüme ve troller! | 02.11.2024 by Tr724
Mahmut Akpınar | Fethullah Gülen'i nasıl tanıdım, neden sevdim? by Tr724
Mahmut Akpınar | ‘Yeni çözüm süreci' ve demokratikleşme | 16.10.2024 by Tr724
Müzisyen Mahmut Çınar ile İlişki Durumu'nda müzik siyaset ve insan ilişkisini konuştuk. Çınar videocastimizde dünyada ve Türkiye'ye de, geçmişten bugüne nasıl bir dönüşüm olduğunu anlattı. Çağrı Sarı'nın sunduğu Osman Oğuz Çetin'in prodüksiyonunu yaptığı videocastimiz yayında… Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Mahmut Akpınar | Türkiye'nin önemi bitti mi? | 18.09.2024 by Tr724
Mahmut Akpınar | Erdoğan ve kediye dönüşen askerler | 28.08.2024 by Tr724