Yeni Şafak Gazetesi olarak yayın hayatına başladığımız ilk günden itibaren ülkemizde demokrasinin tüm kurumları ile yerleşmesi, milli irade ve değerlerimizin hâkim olması için tüm gücümüzle çalıştık.Bu ülkenin geleceğinin derin sularda boğulup gitmemesi için çaba sarf ettik.Fırtınalı günlerde sığını…

Önceki yazımızda hüsnühat psikolojisi esasında iki büyük eserden yapacağımız birer küçük kazından söz etmiştim.

Birkaç gün önce Yatırımcı İlişkileri Derneği (TÜYİD) Yönetim Kurulu ile üyesi olduğumuz Yüksek İstişare Kurulu'nun ortaklaşa düzenlediği toplantıya katıldık. Son derece verimli geçen çalışmada, ekonomik durumla ilgili bir ufuk turu sunan Prof. Dr. Selva Demiralp'in değerlendirmelerini dinleme fırsatı bulduk.

Daha önce İran'dan ambargo ve yaptırımlar kalkarsa Türk ekonomisine 300 milyar dolar yazın demiştim.

Birkaç yıl önce bir toplantı çıkışı bir grup idealist öğretmen “Sizinle görüşebilir miyiz?” diye sordu.

Mutlak butlan kararının ardından herkesin merak ettiği temel soru şuydu: CHP tabanı bu sürece nasıl tepki verecek?

ABD ve İran arasında İsviçre'deki görüşmelerde gerçek bir anlaşmaya varırsa, coğrafyada nasıl bir güç haritası oluşacak?

“Davul birinin boynunda, tokmak bir başkasının elinde” deyimini herkes bilir. Bu deyim, eziyeti çekenle, eziyetten kazanç sağlayanın ayrı kişiler olduğunu anlatır. ABD-İsrail ilişkisini ABD'nin “davul”, İsrail'inse “tokmak” olduğu şeklinde açıklamak yanlış olmayacaktır. ABD'nin askerî, siyasî ve diplomatik gücünü kullanan İsrail “soykırım” dahil her melaneti işliyor.

ABD-İran heyetleri İsviçre Bürgenstock'ta müzakere ederken Kahire'de buna paralel, önemli bir toplantı yapılıyordu. Türkiye, Pakistan, Mısır ve S. Arabistan dışişleri bakanları, dördüncü koordinasyon toplantısı için bir araya gelmişti. Buluşma sırasında Kahire-Bürgenstock arasında yoğun bir telefon trafiği yaşandığını yapılan açıklamalardan anlıyoruz. Ancak belli ki Kahire'de tek gündem ABD-İran müzakereleri değildi.

Uzun bir aradan sonra canlı yayına çıkan ve ayrılıkçılar tarafından “Hain, işbirlikçi, darbeci, sarayın kayyumu, proje, butlancı” diye suçlanan Kemal Bey, Özgür Özel üzerinden cevap verdi.

Bunu daha önce de konuşmuş ve “derinleştiririm” demiştim. Elime şahane bir örnek geçince fırsatı değerlendirmek istedim.

Geçen yazıda İslam'ın önceki dönemlerden devralıp geliştirerek sürdürdüğü ve Batı Avrupa'daki büyük dönüşümlerin dünyanın geri kalanını etkisi alıncaya kadar devam eden felsefenin, dolayısıyla bilimlerinin katı çekirdeğinin üç temel özelliği olduğunu söylemiş ve bunlardan ilkini kısaca açıklamıştım. Bu yazıda ikinci temel özellik olan “nedensellik” (illiyyet) kabulüne işaret edeceğim.

Bu yaz siyâseten çok sıcak geçeceğe benziyor. Sonbaharda bugün olduğundan çok farklı bir dünyâ bizi bekliyor olabilir. Buna işâret etmemin sebebi ,mevcut dünyâ fotografına bakıp, onun ilânihâye değişmeyeceğini düşünerek siyâset üretmenin kısırlığına dikkat çekmektir.

Bugün dünya ekonomisinin için en büyük risklerden birisi enerji arz güvenliğinin tehlikeye girmesidir.

Uluslararası ilişkilerde ve kamu yönetiminde protokol kuralları oldukça önemlidir. Bazen protokol kurallarına aykırı davranışlar krizler çıkabilmektedir. Bu yazımda bu konuya değinmeye çalışacağım.

Mezuniyet törenleri bütün iğrençliğiyle sürüyor…

ABD/İsrail-İran savaşının Trump marifetiyle ateşkes sürecine girmesi, yeni birtakım tartışmaların da kapısını araladı. Kamuoyuna sızan anlaşma maddelerinde hangi tarafın daha avantajlı olduğu üzerine yapılan analizler, hiç kuşkusuz sürecin bundan sonraki kısmına da ışık tutuyor.

Modern dünyanın kendisini anlamlandırmak için başvurduğu en güçlü anlatılardan biri sekülerleşme anlatısıdır.

Her yıl bu dönemde zirve yapan sınav gerilimi son iki hafta sonumuzu de kargaşaya boğarak yaşandı ve geçti. Geçti diyorum ama aslında geçen bir şey yok! Türkiye'nin yirmi beş yaş altı nüfusu mütemadiyen bu sınav süreçlerini hayat diye en gerilimli versiyonuyla yaşayıp duruyor.

ABD Başkan yardımcısı JD Vance “İsrail'de ABD'yi eleştiren bazı kabine üyelerine şunu söylemek isterim: Son üç ayda, vatanınızı koruyan savunma silahlarının üçte ikisi Amerikan elleriyle üretildi ve Amerikan vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edildi. İsrail'in sorunu Donald Trump değildir.

ABD-İsrail'in İran'a saldırılarının öncelikle ABD-İsrail ilişkilerini rayından çıkarması iki ülke açısından İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki en önemli gelişmedir.

Peygamberimiz (s.a.), “Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem'de tutulan oruçtur.” buyurmuştur.

Z Haber'den iyi akşamlar sayın seyirciler. Ahmet Erselim Hoca ile “Botokslu Cenaze Kime Ait?” söyleşisi çok ses getirdi. Ses nereden geldi diyecek olursanız öncelikle yayın yönetmenimizin eşinden. Yayın yönetmenimiz rating listelerinde görünmeyen beğenileri, sevgili eşinin takdirleri üzerinden ölçmenin mümkün olduğuna inanıyor.

Görmüşsünüzdür. Ersin Çelik'in nefis paçozluk yazısı aldı yürüdü. “Sürüden ayrılmayı göze alamayana paçoz derler” mealindeki Alev Alatlı tanımını refere ederek toplumsal görünürlük kazanan bilcümle paçozluğu sıralayıp yanlış bir tedavi önerdi Ersin: “Sosyal medyadan uzak durmak, mümkünse kapatmak.”

Londra'da her gün metroya giden bir kadın var. Orada sadece oturup, 1950 yılında eşi tarafından kaydedilmiş bir anonsu dinlemek için bekliyor.

Avrupa ile ticaret yapıyor, Amerika ile güvenlik konuşuyor, Rusya'dan enerji alıyor, Körfez sermayesini çekiyor, Çin'in koridorlarını izliyor, Afrika'da yeni ilişkiler kuruyoruz. Bunların her birinin tek başına rasyonelleri var. Fakat hangi büyük hedefe bağlandıkları açıklanmadığından çok yönlü bir stratejik özerklik değil; dağınık hamleler toplamı olarak görünüyor.

Gün geçmiyor ki basında bir operasyon haberi yer almasın. Bu haberler adeta normalleşti. Demek ki kötülüğün sıradanlaşması böyle bir şey. Haber içeriklerine bakıldığında yok yok. İşportacı tezgâhı gibi yanlış yapılan işler konusunda ne ararsan var. Bu nedenle sistemsel bir sorun haline gelen konuları açıklamaya çalışacağız.

Şöyle bir anımsayalım: Sosyal medyayı insanların hemen her konuda içerik ürettiği, olan bitenlerden haber aldığı, yeni insanlarla iletişim kurduğu, sosyal çevrelerin oluştuğu “dijital meydanlar” olarak kabullenmiştik.

Cumhurbaşkanlığı seçimine gidilirken Altılı Masa giderek kontrolden çıkmış bir görüntü veriyordu. Ortaya konulan söylemlerin bir kısmı, ülkenin milli bütünlüğünü tehdit edecek düzeyde tartışmalara yol açıyordu.

Futbol, din-dışı kutsallık üreten yeni-paganizm biçimlerinden biri. Futbolun büyüsü, câzibesi ve gücü, psikanalistlerin insanın “ikincil özellikleri” olarak tanımladıkları tastamam bir din-dışı bir kutsallık, din-dışı bir coşku, trans hâli ve neo-pagan, “neo-barbar” dolayısıyla duygu, haz ve ânlık tatminler dünyasına hitap eden “primitif” âidiyet biçimleri üretebilmesinde gizli.

ABD ve İran arasındaki 14 maddelik “mutabakat zaptı”nın imzalanması, bir süredir gölgede saklanan Neoconlar'ı da harekete geçirdi. Bunlardan birisi de Afganistan ve Irak'ın düzmece gerekçelerle işgal edilmesinde önemli rol oynayan Douglas Feith idi. Feith, George W Bush döneminde Savunma Bakanlığı'nda Politikadan Sorumlu Bakan Yardımcısı görevi yapmıştı.

Geçen gün Yeni Şafak'ın ikinci sayfasında “Pakistan'ın Kuruluş Hafızası Rami'de” başlığıyla bir haber yayınlandı. Haberin spotunda şöyle deniliyordu

Kur'an ayetlerinin mushaf hâline getirilmesiyle eşzamanlı olarak ortaya çıkan ve İslam toplumunda “güzel yazı sanatı” anlamında yerleşik, itibarlı bir karşılığa sahip olan hüsnihat, bizim zamanımızda “sanat”a yüklenen “özgün yaratım” anlayışı içinde, modern sanat kavrayışının yedeğine alınmıştır.

Benim için çok kişisel bir mesele bu gerçekten. 6 yıldır kültür-sanat alanında danışmanlığını yaptığım… Yok eksik oldu: 6 yıldır hizmetinde olmaktan büyük mutluluk duyduğum güzeller güzeli şehrimiz Kahramanmaraş'ın UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na girmesi benim açımdan aşırı kişisel.

Batı'nın sömürgecilik (kolonizasyon) mantığı basittir: Gittiğin coğrafyanın yer altı kaynaklarını çek al, dilini unuttur, dinini değiştir, geride kendine bağımlı bir elit tabaka bırak ve onlar vasıtasıyla ülkeyi yönet. Bize okulda “kâşif” diye yutturulan Macellan, Vasco da Gama, Kristof Kolomb gibilerinin silahla ve her türlü şiddetle ele geçirip sömürgeleştirdikleri ülkeleri bekleyen kader buydu.

Beklenti gerçekliği yaratır. Bu bakımdan yerleşik iktisadi anlayışın arka planda en çok ilgilendiği konu beklentileri yönlendirmektir. Bu bakımdan neoliberal anlayışı benimseyenlerin en çok başvurduğu yaklaşım da neoliberal öğretiler dışında başka bir alternatifin olmadığına karar alıcıları ikna etmeye çalışmaktır.

Merkez Bankası tarafından açıklanan mayıs ayı Konut Fiyat Endeksi (KFE) Türkiye genelinde konut piyasasında bir süredir gözlemlenen reel gerileme ve dengelenme eğiliminin keskinleşerek sürdüğünü ortaya koyuyor. Mayıs ayında KFE, aylık bazda nominal olarak %1,7, yıllık bazda ise %24,5 oranında artış göstermesine rağmen, enflasyondan arındırılmış bakıldığında yıllık bazda %6,1 oranında reel bir düşüş kaydetmiş görünüyor.

Yakın tarihe “Altı Gün Savaşı” adıyla geçen İsrail saldırıları, 5 Haziran 1967 günü şafak vakti, ilk olarak Mısır hedeflerine yönelmişti.

“Bunlar hangi dinin ilahiyatçısı?” diye yazmış bir okur, bildiri metnini haber yapan bir paylaşımın altına. İlahiyatçılardan “Şeriatın insan onurunda karşılığı yok!” başlıklı bir bildiri okuyunca başka ne tepki verebilirsiniz? Tabii okur muhtemelen Şeriat'ı İslam'la özdeşleştirdiği için öyle demiştir. Yoksa hangi dinin ilahiyatçısı olursa olsun Şeriat kavramını sözüm ona insan onurunun karşısına bu kadar cahilce koymaz. Koyanı ne ilahiyatçı sayarlar ne de adam yerine koyup muhatap olurlar.

İran-ABD ‘Mutabakat Muhtırası' artık resmen yayınlanmış ve-dahi ıslak imzalanmış bulunuyor. Üzerine söylenecekleri, kimin kazanıp kimin kaybettiğine dair okumaları zaten yaptık, geçtik. Genel olarak yüzde 60-70 İran, yüzde 30-40 ABD lehine bir metin olduğunda anlaştık. Orijinal metin üzerinden ayrıca teknik okuma da istiyordu, satır araları hep vardır, onu da Perşembe günü ‘Akıl Odası'nda tamamladık…

Gözlerimin benim olmadığını ilk fark ettiğimde sanırım kırk altı yaşındaydım. Program için gittiğim bir uzak şehirde, gecenin bir yarısı sıcaktan bunalarak uyandığım otel odasında, klimanın duvara monteli kumandası önünde, ala uykulu fark ettim gözlerimin benim olmadığını da rüya zannettim ilkin.

Dünya Kupaları nasıl bir dünyada yaşadığımızın görüleceği ilginç sahneler barındırır. Beklentiler, sürprizler, hayal kırıklıkları, gözyaşları, Dünya Kupası'nı sembolize eden “hatıra eşyaları” adı altında tüketime sunulan objeler, içinde yaşanılan zamana ayna tutar.

Kevin Warsh'ın ilk toplantısı faiz beklentilerini boşa çıkarırken, Fed'in geleceğe ilişkin yol haritasını paylaşmaktan kaçınması piyasalarda yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi.

Okurunu II. Dünya Savaşı sonrasına götüren Jerome David Salinger'in meşhur romanı Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı okuyanlar anımsar. Holden Caulfield'ın bir hayali vardır: Çocuklar bir çavdar tarlasında koşarken uçuruma yaklaşacak, o ise onları düşmeden yakalayacaktır. Yani çavdar tarlası bekçisi olmak ister…

Trump'ın imzaladığı 14 maddelik mutabakat metni, sadece savaşın geçici olarak durdurulması veya nükleer anlaşmanın önünün açılması anlamına gelmiyor.

Dünya Kupası tüm hızıyla devam ediyor. Önceki gün Arjantin-Cezayir maçı vardı. Maça ilgi normalden fazlaydı zira dünyanın en iyi futbolcusu sayılan Lionel Messi, Arjantin Milli Takımı'nda oynuyordu. Maçın 31'inci dakikasında, Arjantin 1-0 öndeyken, Messi, Cezayirli oyuncu Mandi'ye sert müdahalede bulundu. Tüm dünyada futbol yorumcuları bunun tartışmasız kırmızı kart gerektirdiğini söylüyorlar. Ancak hakem sadece faul verdi, Messi maçın kalanında 2 gol daha attı.

Babalar, sadece oğullarının değil, kızlarının da öğretmeni, yoldaşı, ustasıdır.

Yahudiler, dünyayı esir aldılar. Son yüzyıl, insanlığın hayatı, Yahudilerin esareti altında geçiyor ama insanlık köleleştirildiğinin, hayatının her alanının Yahudi gücü, küresel paganik düzeni ve hâkimiyeti tarafından çepeçevre kuşatıldığının farkında bile değil.

“Müceddid”in kim olduğunun tespiti, spekülasyona son derece açık olduğu gibi ilgili hadiste “tecdid”den neyin kastedildiği belirtilmediği için her mezhep ve meşrep kendine göre bir “tecdid” tanımı yaparak meseleye yaklaşmıştır.

Baba ocağı bildiğimiz partiyi mahkeme kararıyla elimizden aldılar. Kurultaylarımızı yok saydılar.

Ziya Osman Saba'nın “Her Akşamki Yolumda” adlı şiiri, ilk bakışta yorgun bir insanın akşam vakti bir camiye sığınma arzusunu dile getirir. Fakat şiirin derinine inildiğinde, burada yalnızca yorgunluk değil; talep, kanaat, teslimiyet, mekân ve sükût etrafında kurulmuş zarif bir ruh hâli vardır.

Bu yazıyı yazdığın esnâda ABD ile İran arasındaki muhtemel anlaşma henüz imzâlanmış değildi. Sâdece bu da değil; etrafta dolaşan ,anlaşmaya dâhil edileceği iddia edilen maddeler henüz kesinleşmiş, son şeklini almış değildi. Ezcümle, burada yazılanları o nazarla okumanızı istirham ediyorum. Tedâvülde olan maddeler anlaşmaya tamâmıyla dâhil edilecek olursa ,buradan anlaşılması lâzım gelen tek husus, İran'ın kesin zaferine delâlet eder. Biraz daha ilerleyelim; bu vaziyette İran Sûriye'de almış olduğu darbeyi de telâfi etmesinin önünde hiçbir mânia kalmamış demektir. Biraz âmiyâne ifâde edecek olursak, İran'ın dönüşü muhteşem oldu da diyebiliriz.