Yeni Şafak Gazetesi olarak yayın hayatına başladığımız ilk günden itibaren ülkemizde demokrasinin tüm kurumları ile yerleşmesi, milli irade ve değerlerimizin hâkim olması için tüm gücümüzle çalıştık.Bu ülkenin geleceğinin derin sularda boğulup gitmemesi için çaba sarf ettik.Fırtınalı günlerde sığını…

Her insan farklı yeteneklere sahip olarak doğduğu için toplumda sınıfların oluşması kaçınılmazdır. Yeteneklerinin gelişmesine imkân tanındığında her çocuk ait olduğu gerçek sınıfını bulacaktır. Zengin ailede doğmak sosyal sınıfının yüksek olacağı anlamına gelmez.

İsrail ve ABD'nin İran'a saldırmasıyla başlayan son savaş yalnızca askerî bir hesaplaşma değil; aynı zamanda anlamlar, semboller ve kutsal referanslar üzerinden yürüyen bir zihinsel savaş. İsrail ve ABD'nin konvansiyonel savaş kurallarının tamamını ihlâl ederek başlattıkları bu savaşın ilk saatlerinde gelen açıklamalarda dikkat çeken husus, çatışmanın sadece güvenlik ve caydırıcılık diliyle değil, teolojik göndermelerle de çerçevelenmesidir.

Ortadoğu'da birkaç gündür yaşanan yüksek gerilimin, hepsi de uzun uzun konuşulması gereken çok sayıda boyutu var. Ancak birbiriyle bağlantılı iki husus, tartışmasız birer hakikat olarak şimdiden netleşmiş bulunuyor:

Ramazan geldi, hoş geldi. Takvimler bunu söylüyor. Minarelerin ışıkları, sofraların telaşı, çocukların sabırsızlığı da… Fakat sanat dünyasına bakıyorum; sanki takvimle arası biraz limoni. Ramazan kapıyı çalmış ama içeriden bir ses gelmemiş gibi. Zil çalmış, güvenlik kamerası kaydetmiş, fakat kapı açılmamış.

Türkiye ekonomisi 2025 yılını yüzde 3,6 büyüme ile kapattı. İlk bakışta bu oran olumsuz görünmeyebilir. Ancak büyümenin kompozisyonu ve aynı dönemde yaşanan fiyat gelişmeleri birlikte okunduğunda tablo daha karmaşık bir yapıya işaret ediyor. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış çeyreklik artışın yalnızca yüzde 0,4 olması büyüme ivmesinin belirgin biçimde zayıfladığını gösteriyor. Ekonomi yavaşlarken fiyatların yüksek hızda artmaya devam etmesi, klasik anlamda maliyet baskısı ile beklenti enflasyonunun birlikte çalıştığı bir yapıyı gözler önüne seriyor.

Harekât daha ilk haftayı tamamlayamadan, ABD Başkanı ve İsrail Başbakanı'nın ağzından ilan edilen “rejim değişikliği” hedefi, İran'ı bombalamaktan, İran'a kara operasyonu gibi marjinal uçlara savrulmaya başladı…

Diyanet Vakfı'nın faaliyetleri içinde önemle üzerinde durulması gereken bir konu da, her yıl Ramazan ayında Sultanahmet Camii avlusunda düzenlediği “Dinî Yayınlar Fuarı”. İç avluya kurulan “standlarda”, temiz ve düzenli görünüşü ile -hele bu seneki fuarda o güzelim çiçekler nasıl bir ferahlık vermişti- bu fuar büyük bir ilgiye mazhar oluyor.

Allah; peygamberi seven ve itaat eden Müslümanı sever Sevgili Peygamberimiz, Rabbimizin yarattığı değerli, şerefli varlık. Dünyadaki son elçisi. Dini için en büyük örnekliği gösteren, en ciddi sıkıntı ve zorlukları yaşayan insan. Ve bize Allah'ın dinini en doğru bir şekilde ileten insan.

Bu yazımızda Hicr Suresi'nin 2-5. âyetlerini düşünüp anlamaya çalışacağız. “Gün olur inkâr edenler ‘Keşke Müslüman olsaydık!' derler” (2)

Geçtiğimiz cumartesi sabahı ABD ve İsrail'in İran lideri Hamaney ve beraberindeki üst düzey yetkilileri hedef almasıyla başlayan savaş, uzun yıllardır devam eden bölgesel jeopolitik mücadeleyi yeni bir aşamaya taşıdı. Amerika'nın nükleer programa odaklanmayı tercih ederek İsrail'in bölgesel mücadelesine temkinli yaklaşma politikasını terk ettiği de kesinleşti.

Amerika ve İsrail, İran'ı bombalamakla yetinmeyip ülkenin dini lideri ve üst düzey komutanlarını hedef alarak rejimi doğrudan “başsız bırakma” planını devreye soktu. Sırada, halkı “değişime zorlayacak” hamleler olacak. Uzmanlara göre, ABD'nin saldırılarını sürdürerek İran'daki stratejik hedefleri vurmaya devam etmesi bekleniyor. Bu da “sindirme politikası”nın devreye alındığı anlamına geliyor.

“Bil ki kulun Allah ve Resulünü sevmesi, onlara itaat etmesi, emirlerine uyması demektir. Allah'ın kullarını sevmesi ise, amellerini kabul etmesi, onu bağışlayıp affetmesidir.”

Dıştan bakıldığında insan, tek bir surete ve şekle sahip. Ancak iç âlemi çok katmanlı, çok boyutlu ve çok kutuplu. “A güzelim, sen alelâde tek bir adam değilsin ki/Sen bir âlemsin, sen bir derin denizsin/O senin muazzam varlığın yok mu? O belki dokuz yüz kattır. O, dibi, kıyısı bulunmayan bir denizdir/Yüzlerce âlem, o denize dalar gark olup gider.” der Mevlânâ.

ABD ve İsrail, cumartesi sabah İran'a saldırdı. Günün tarihine başka anlamlar kazandıran bir 28 Şubat günü… Üstelik mübarek Ramazan içinde.

İnsan nedir diye bir soran olsa sanırım bu sıralar tek bir cevap veririm: Bilmeyendir! Zübde-i âlemdir insan, eşref-i mahlûkattır, halifetullahtır, hayvan-ı nâtıktır, bir damla kan ve binlerce endişedir. Hepsine birden kabul ama insan bütün bunların ötesinde kelimenin tam ve en saf haliyle bilmeyendir.

Trump'ın özel temsilcisi Barrack saldırıdan birkaç gün önce Kuzey Irak'taydı. Orada bazı görüşmeler yapmış. İran'daki ayrılıkçı terör gruplarından taleplerde bulunmuş. Barrack, özellikle Suriye'nin istikrar kazanması sürecinde önemli bir rol oynadı. Bu yüzden İsrail lobisinin hedefindeydi. Ama İran konusunda bölgeyi uçuruma sürükleyecek bir tutum takındı. Aslında o bir pratisyen ve Trump'ın söylediklerini yapıyor. Barrack'ın ayrılıkçı gruplara verdiği mesaja gelmeden önce bazı soruların -perde arkası bilgilerle desteklenmiş- yanıtlarını verelim.

ABD'nin Körfez'de yaptığı yığınağın İran'la müzakerelerde bir baskı aracı olarak kullanılacağı yönünde görüşler vardı. Oysa yığınağın niteliği İran'a karşı bir saldırının plânlandığının bariz bir işaretiydi. “Çehov'un Tüfeği” başlıklı yazımda “Tiyatronun birinci sahnesinde duvarda bir silah asılıysa o silah o oyunda mutlaka patlar!” sözüne yer vermiştim. O tüfek patladı. “USS Gerald Ford” uçak gemisinin İsrail'e ulaşmasının hemen ardından ABD ve İsrail İran'a saldırdı.

Dünya bu barbar devleti durduramadı ve İsrail, İran'a saldırarak bir tür Üçüncü Dünya Savaşı başlattı. ABD, “aptalca, salakça” İsrail'in peşine takılıp, İsrail vesayeti altında, bir adım sonrası nereye varacağını bile kestiremediği bir savaş yürütüyor.

ABD'nin Irak işgali, Soğuk Savaş sonrası ilk küresel işgal girişimiydi. 11 Eylül saldırılarından sonra Afganistan ve Irak işgal edildi.

Dünya her şeyin farkında. İran'ın içine çekildiği savaşın, ABD'nin Çin ile yüzleşme arayışının ilk durağı olduğunu herkes anlayabiliyor.

İran'ın beni yanılttığını itiraf etmeliyim. Vietnam'a, Afganistan'a, Venezuela'ya benzemez İran, diye düşünmüştüm. Binlerce yıllık imparatorluk kültür ve değerleriyle yoğrulmuş İran halkına saldırmayı ne ABD'nin kolay kolay göze alabileceğini sanmıştım, ne de Gazze sonrası geniş halk kitlelerinin nefretini kazanmış olan İsrail'in…

ABD'nin İran'ı Körfez'den kuşatmaya başladığı günlerde Katar, Mısır ve Türkiye'nin tarafları bir anlaşma masasında buluşturma çabaları sayesinde oluşan o kısa süreli sükûnet ortamında, Tuğrul Bey'in mezarının Rey'de (Tahran) Burc-ı Tuğrul Beg (Günbed-i Tuğrul Beg) olarak anılan yerde; Sultan Melikşah'ın mezarının ise İsfahan'ın Ahmedâbâd semtinde bulunduğunu zikrederek, tarihî kolektif şuur ve millîlik esasında İran'ın halkıyla tarihiyle ve kültürel değerleriyle “bizim” olduğunu hatırlatma ihtiyacı duymuştum.

İyi insanlara, salih kullara merhametten devasa sevgiler biriktirir. Verdikçe artar, arttıkça biriktirir. Sever ve sevilir Müslüman. “Mümin, seven ve sevilen kimsedir. Sevmeyen ve sevilmeyen kişide hayır yoktur.” (Taberani, el-Mu‘cemü'l-Evsat, 6/58)

Hak Teâlâ'nın yarattığı âlemde yaşananlar ile gönderdiği kitapta söylenenler arasında bir çelişki olamaz. Eğer bir olgu ile bir âyet arasında çelişki var gibi görünüyorsa ya olgu yanlış anlaşılmıştır ya da âyet. Buna bir misal verelim: Şöyle yaygın bir inanç var: Allah, Kur'an'da tüm canlılara ölmeyecekleri kadar rızık vereceğini söylüyor. O hâlde kimse açlıktan ölmez. Öte yandan şöyle de bir olgu var: Çoğunluğu Afrikalı olmak üzere her yıl yedi-sekiz milyon insan açlıktan ölüyor. Bu inanç ile bu olgu arasındaki çelişki açıktır. Öyleyse bunu nasıl izah edebiliriz?

“Benim hayatım defalarca bitti zannettim ve hep yeniden başladı. Bu böyle bir şey… Bitiş çizgisine geldim derken, yeni bir yol açılıyor, taze bir hayat…” diyor rahmetli Ayşe Şasa ‘Bir Ruh Macerası'nda. O benim için Ayşe Hanım daha çok… Telefonun ucundaki derin ve dost ses… Telefonlarını nimet bildiğim, tanımakla kendimi bahtiyar hissettiğim ve herkesin tanımasını, bilmesini, ruh macerasının izini sürmesini arzu ettiğim müstesna bir şahsiyet ve insan gibi bir insan…

Orta Doğu'yu sarsan suikastın ayrıntıları netleşmeye başladı. ABD ve İsrail'in ortak düzenlediği operasyonda Ayetullah Ali Hamaney'in nasıl hedef alındığı ve saldırının hangi bilgiler üzerine planlandığı ortaya çıktı. ABD basınına yansıyan bilgilere göre, Tahran'daki kritik toplantı son anda hedef listesine alındı Orta Doğu'yu ateş çemberine çeviren suikastın perde arkası netleşmeye başladı. ABD ve İsrail'in ortak operasyonunda Ayetullah Ali Hamaney'e yönelik saldırının nasıl planlandığı ve hangi istihbaratla gerçekleştirildiği sorusu dünya kamuoyunu kilitlerken, ABD basını operasyonun detaylarını yazdı.

Nihayet “beklenen savaş” başladı ürpertici bir şekilde. Günlerce, haftalarca hatta aylarca beklendi savaş. ABD'nin Körfez'e savaş gemisi yerleştirmesi, savaşın şaka olmadığının en önemli göstergesiydi.

Tahmin edilen gerçekleşti. ABD ve İsrâil, İran'a büyük bir saldırı başlattı. Yazılacak, söylenecek çok şey var. Bunların hepsini tek bir yazıda toplamak son derecede zor. Allah ömür ve takat verirse önümüzdeki günlerde bunlara teferruatlı bir şekilde gireceğim. Bu yazıda ise çok mühim bulduğum bir iki husûsu ele alacağım.

1925'te Kaçar Hanedanlığı devrilip yerine Pehlevi Hanedanlığı kurulduğunda İran'da yaşanan sadece bir hanedan değişimi değildi. İran'da Türk hanedanları dönemi kapanmış, Fars milliyetçiliği temelinde yükselen bir yönetim ortaya çıkmıştı. Bu değişimi siyasi koşulları içinde değerlendirmek bize sınırlı bir bakış sağlayacaktır. Dolayısıyla dönemin olaylarını İngiltere ve ABD hegemonyası ya da emperyalizmin başarısı açısından da değerlendirmek gerekir. Dönemi içeriden yaşayan aydınların ilk anda olup bitenlere sevindiği ve gelecek adına umutlandığı anlaşılıyor. Büyük bir ihtimalle hanedan değişiminde İngiltere'nin rolünü görememişlerdi. İran'da hanedan değişimine paralel olarak Filistin'de İngiltere manda yönetimi kurulmuş ve İsrail'in inşa süreci başlamıştı.

Henüz diplomasi masasında sıcak temasların sürdüğü anlarda, ABD kamuoyunun olası İran saldırısına yönelik tutumunu konu edinen kamuoyu araştırmaları, sadece Demokratlar nezdinde değil Cumhuriyetçiler içerisinde de yoğun bir savaş karşıtlığı olduğunu göstermektedir. Peki hem diplomasi masasının varlığı hem de ABD'de geniş kitlelerdeki savaş karşıtlığına rağmen Trump neden böyle bir adım attı? Trump'ın en büyük destekçisi olan MAGA'cıların bile yoğun biçimde itiraz ettiği bu operasyon nasıl Trump açısından mümkün ve makul bir senaryoya dönüştü? En önemlisi de Trump'a önemli ölçüde destek veren ve İsrail'in son dönemde ABD dış politikasındaki etkiye dair eleştirel bir tutum alan Tucker Carlson gibi isimlerin Trump liderliğini ikna çabalarının nasıl boşa çıkarıldığıdır.

Kamuda ne kadar olumsuzluk varsa altında bürokrasi ve özellikle oligarşik bürokrasi aranır. Bürokratın kalitesi işlerin kalitesini belirleyecektir. Bu yazımızda bürokratlarda olması gereken kritik özellikleri dokuz başlıkta açıklamaya çalışacağız.

ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş, küresel ekonomiyi, enerji koridorlarını, lojistik rotalarını, enerji piyasalarını ve dolayısıyla petrol ve doğalgaz enerji denklemini kökten değiştirebilecek potansiyeli taşımaktadır.

İslam tarihinde kelam geleneğinin diğer bütün gelenek ve akımlardan üç temel farkı vardır. Birincisi: Kelam, İslam akaidini temsil eder. İkincisi: İnanç esaslarının makuliyetinin gösterilmesi esas itibariyle kelamcıların işidir. Üçüncüsü: İnançların belirli bir dönemde savunulması işidir. Bu maddelerin sıralamasını bir tür önem sıralaması olarak da okuyabilirsiniz. Bu yazıda sadece ilk maddeyi açıklayacağım.

Sosyolojide yaygın olan kanaate göre kentlileşme sekülerleştirir ve dinden uzaklaştırır. Peki, Hikmetli Kitabımız bu konuda ne der? Tevbe Suresi'nin 98. âyeti bu konuya ışık tutacak mahiyettedir. Meâlen şöyle buyurulur: “Bedevîler inkârcılık ve münafıklıkta daha şiddetlidirler; Allah'ın, resulüne indirdiklerinin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah her şeyi bilir ve her işinde hikmetlidir.”

Ramazan maneviyatı, Ramazan medeniyeti ve Ramazan edebiyatı diye söze başlayacak olursak, bu mübarek ayın özelliklerini belirtmiş oluruz. Ulemamız, Ramazan maneviyatı hakkında birbirinden değerli kitaplar yazdıkları gibi, ediplerimiz ve şairlerimiz de bu gönül ikliminin ruhları okşayan âhengini terennüm etmiş olurlar.

ABD ve İsrail'in İran'a saldırısı Neoconlar'ın Amerikan dış politikası üzerinde hâlâ etkili olduğunu gösteriyor. Oysa Trump, seçmenlerine Neocon politikalara ve “sonsuz savaşlar”a son vereceği vaadinde bulunmuştu. Söylemek başka, yapmak başka. Nihayetinde Trump da İsrail'in işini yapmak için İran'a ikinci kez saldırı emri verdi. Trump, Haziran 2025'de olduğu gibi Tahran'la müzakereleri sürdürürken saldırıları başlattı. Müzakerelerin, diplomasinin sadece görüntüden ibaret kaldığı, Trump için bunların hiçbir öneminin olmadığı anlaşıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekopolitik çizgisini ele almamın zamanı geldi. Böylece ileri doğru bir hat çizebilirim. Bu hattan Türkiye'nin yeni dünya düzenindeki muhtemel ekopolitik pozisyonuna dair fikirler verebilirim

Yunus Emre Enstitüsü ile Türkiye'nin ve Azerbaycan devletinin köklü kurumlarının katılımıyla gerçekleştirilen İkinci Türkoloji Kurultayı için Bakü'ye geldik.

Millî Eğitim Bakanlığı bu yıl Ramazan'da sade, sessiz ama önemli bir ‘devrim'e imza attı: Ramazan havasının okullarımızda çocuklarımız tarafından en iyi şekilde hissedilmesi ve yaşanması için bir dizi etkinliği içeren bir Ramazan etkinliği çalışması başlattı.

Amerika ile İran arasındaki gerilim aylardır müzakere masasında “konuşuluyor gibi” yapılıyordu. Oysa herkes biliyordu: Bu savaş bağıra çağıra geliyordu. Başladığı anda da hızla “bölgesel savaşa” dönüştü.

TRT'nin yayınlarında kamu yararını öncelediği konusunda sağından soluna herkes ittifak edecektir. Buranın önemli bir okul olduğu ve özel TV kanallarına birçok eleman yetiştirdiği de bilinen bir gerçektir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekopolitik çizgisini ele almamın zamanı geldi. Böylece ileri doğru bir hat çizebilirim. Bu hattan Türkiye'nin yeni dünya düzenindeki muhtemel ekopolitik pozisyonuna dair fikirler verebilirim.

Tok iken gizleyebildiğin bir sürü duyguyu açken gizleyemezsin. Açken yaptığın tercihlerde bedenin ihtiyacından doğan seni samimiyete doğruluğa, merhamete, sevgiye zorlayan bir irade vardır.

Akkoyunlu aşîreti soyundan Mehmed Ali Ağa'nın oğludur. Annesi, Mekke-i Mükerreme'den yıllarca önce göç etmiş olan Benî Hattab aşîreti şeyhlerinden, Çorum'un Kartaldağ yaylasındaki türbesinde medfûn, “Arap Dede” diye tanınmış şeyhin torunu Nazlı Hanım'dır. 1292 de İskilip'in Tophâne köyünde doğmuştur.

Rabb'ine karşı yaptığı saygısızlıktan, insanların hakkına girmekten, işlediği günahlardan, hata ve kusurlardan, yol kazalarından, anne babasına, çocuğuna, kardeşlerine, yakınlarına, milletine, devletine, ümmetine ve insanlığa karşı gerçekleştirdiği sorumsuzluktan, kalp kırıcılığından sonra tevbe eder.

İman eden bir akıl ile iman etmeyen bir aklın bilinç yapısı arasında çok büyük bir fark vardır. İman eden kişide Allah bilinci onun düşünce ve eylemlerinin temel kaynağı ve belirleyicisidir. İman düzeyinin veya kalitesinin göstergesi Allah bilincidir. Allah bilincinin alâmeti de Allah'ı hatırlamak ve zikretmektir. Dolayısıyla imanın somut çıktısı zikirdir. Bu itibarla, imanının seviyesini ve gücünü merak eden, zikrine bakmalıdır. “Allah'ı ne kadar hatırlayıp zikrediyorum?” sorusunun cevabı Allah'a olan imanının gücünü ve kalitesini gösterecektir.

Tamamen öyle miydi? Yani 28 Şubat zihinleri kolonyalize olmuş, yani sömürgeleştirilmiş yerli insanlar tarafından mı kotarılmıştı yoksa o darbe doğrudan kolonyal “dış güçler” tarafından mı icra edilmişti?

Kısa bir video… Başında sarığa benzer bir başlık bulunan ince, zayıf bir şeyh efendi konferans salonuna giriş yapıyor… Öğrenciler kendisini selamlamak için sıralanmış. Çocukların görünüşlerinden Asyalı oldukları anlaşılıyor. Girişteki ikisi şeyh efendiyi selamlarken biraz fazla eğilince, azara yakın bir ihtarla karşılaşıyorlar: “Eğilmeyin! Rabbiniz dışında kimsenin karşısında eğilmeyin! Muhabbet başkadır, aşırı ihtiram ve ubudiyet başkadır. Uzatın elinizi, iki erkek gibi tokalaşalım!” Sıradaki öğrencileriyle dediği şekilde tokalaşıyor, ardından vakur adımlarla konuşma yapacağı kürsüye doğru yürüyor.

Dünya tarihinin en vahşi katliamları ve soykırımı gerçekleştiriyor. Siyonist terör örgütü İsrail, kurulduğu günden beri Filistin'de vahşet işliyor. 7 Ekim 2023'ten beri özellikle kadın ve çocukları hedef alarak katleden İsrail, bu vahşeti sapkın din esasları doğrultusunda yapıyor.

İran'daki beş silahlı grubun, “İran Kürdistan Siyasi Güçleri İttifakı” çatısı altında yeni bir koalisyon kurmaları, amaçlarını da, “İran İslam Cumhuriyeti'ni devirmek, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını güvence altına almak olduğunu” ilan etmeleri, yerli medyanın, en azından bir kısmının ilgisini çekmeyi başardı…

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) 2026 Şubat ayı Hanehalkı Beklenti Anketi (HBA) sonuçları, para politikasının kağıt üzerinde teknik başarısı ile vatandaşın psikolojik temkini arasındaki ince çizgiyi açık biçimde ortaya koyuyor. Merkez'in yayımladığı verilere göre, gelecek 12 aya ilişkin enflasyon beklentisi %48,8; dolar kuru artış beklentisi %19; konut fiyat artış beklentisi ise %35,4 düzeyinde. Daha çarpıcı olan ise yatırım tercihlerinde ortaya çıkan tablo. Katılımcıların %55,5'i öncelikli tercih olarak altını gösteriyor; döviz ise yalnızca %2,4 seviyesinde kalıyor.