Yeni Şafak Gazetesi olarak yayın hayatına başladığımız ilk günden itibaren ülkemizde demokrasinin tüm kurumları ile yerleşmesi, milli irade ve değerlerimizin hâkim olması için tüm gücümüzle çalıştık.Bu ülkenin geleceğinin derin sularda boğulup gitmemesi için çaba sarf ettik.Fırtınalı günlerde sığını…

Minyatürle ilgili başladığımız yolculuğu sürdürelim. Sanatta sûretlendirme, hangi inanç ve medeniyet havzasında olursa olsun, zaten mevcut olan bir sûrete yeniden sûret vermektir.

Rivayet o ki, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u aldıktan sonra ilk ziyaret ettiği yer Truva imiş… Gazi Mustafa Kemal Paşa da düşmanı denize döktükten sonra “Truva'nın intikamını aldık” demiş… Bir Anadolu efsanesi olan Truva çıkışlı hikâyelerin haddi hesabı yoktur… Tamamının Homeros'a ait olduğu tartışılan, halkın yıllar içinde anlata anlata Homeros'a kadar taşıdığı iddia edilen İlyada ve Odysseia olmasa, Batı'nın 7 sanat dalı ve edebiyatı ne yapardı bilinmez…

Türkiye'nin Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinin geldiği seviye ve önümüzdeki döneme ilişkin karşılıklı ticaret potansiyeli konusu son dönemin en önemli konularının başında geliyor. Zira TL'nin reel olarak değerli kalması ve kalmaya devam edecek olması nedeni ile artık rekabetçilik dış talebe ve pazarlama faaliyetlerine daha fazla bağımlı hale geliyor. Bu bakımdan yurtdışı talebin nasıl oluştuğunu bilmek ve ona ayak uydurmak son derece önemli hale geliyor.

AK Parti kurulduğu ve 2002 yılında başlayan yaklaşık çeyrek asırlık iktidar döneminde, bir çok alanda olduğu gibi ekonomide de ciddi değişim ve dönüşümler oldu.

Zamân ve kültür kelimelerin üzerinden geçiyor. Eleğin üzerindekiler yaşamaya devân ediyor, diğerleri ise kayboluyor. Mesele sâdece bir kelimenin tedâvülden kalkması değil, onunla bir berâber yaşanan bir mânâ kaybı.

Çeyrek asra dayanan bir hikayenin ürünü olan AK Parti, sadece Türk demokrasi tarihi değil dünya siyaseti açısından da incelenmesi ve derinlemesine analiz edilmesi gereken bir örnek. Kesintisiz iktidarı ile siyaset bilimi literatüründe hakim parti geleneğinin mümtaz bir örneği olan AK Parti, neden ve hangi gerekçelerle bu geleneği sürdürmektedir? AK Parti'yi Türk demokrasisi içinde pozitif ayrıştıran hususlar nelerdir ve nasıl kesintisiz bir iktidar pratiği sergilemektedir?

“Terörsüz Türkiye” yasası sadece bir iç politik mesele değil. Sadece teknik anlamda bir terör meselesinin çözümü de değil. Etnik ayrışmaların sona erdirilmesine yönelik dev bir adım. Ama çok daha önemlisi, Türkiye ve coğrafyaya yönelik, Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan bölgesel düzenin tabutuna son çiviyi çakmaktır.

Geçtiğimiz hafta Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması birçok açıdan tarihi önemde. Öncelikle bu anlaşma, güçlü bir niyet beyanı olmasının yanında; Soğuk Savaş sonrasında bu üç ülkenin üzerinde bulunduğu jeo-stratejik önemi çok büyük olan coğrafyada, herhangi bir büyük gücün dahil veya müdahil olmadığı tek özerk ve müstakil kolektif savunma ittifakı olma özelliği taşıyor.

Bazen geçmişte okuduğum ve zihin dünyamda iz bırakan eserlere yeniden bakıyorum. Bu eserlerden bir tanesi de Rudolph Peters'in “Islam and Colonialism: The Doctrine of Jihad in Modern History” adlı kitabıdır. Kitap 1979'da yazılmış. Ben bu kitabın Nehir Yayınları tarafından 1989'da basılmış çevirisini okumuştum. Mütercim Süleyman Gündüz, kitabın adını “İslam ve Sömürgecilik Modern Zamanlarda Cihad Öğretisi” şeklinde tercüme etmiş.

Sadece ses telleri iyi çalıştığı için her konuda istedikleri her şeyi söyleyebileceklerine inananlar; bilgiye sahip olmanın emek gerektirdiğini bildikleri için bilmedikleri konularda konuşmayanlar nezdinde acınası durumlara düşelerdi. İkinci tip akil insanlar bugün pek ortalarda gözükmediği için, kimse acınası ahvalinin farkında olmuyor artık. Lafın serbest dolaştığı mecralarda tam bir ‘körler sağırlar birbirini ağırlar' durumu yaşanıyor.

Mükemmeli talep etmek, imkansızı istemek mevcut birçok fırsatı kaçırmaya neden olduğu sağlıklı bir davranış değildir. İktisadi bir davranış da değildir, sosyal bir davranış da. Hatta davranış bozukluğu bile denebilir. İmkansızı talep etmek insanın kendine fenalık etmesidir.

14 Ağustos 2001'de Ankara'da, yoksulluk, yasaklar ve yolsuzlukla hesaplaşmak için yola çıkan bir hareket, bugün çeyrek asrı geride bırakıyor. Kurulduğu gün elinde iktidar bulunmayan, sadece üç kelimeye karşı verilmiş bir söze tutunan bu hareketin yirmi beşinci yılını dolduran yolculuğu; seçim sandıklarındaki mücadeleyi, verilen sözlerin gücünü ve dünyanın mazlum coğrafyalarındaki derin izleri bir arada barındırıyor. Tüm bu süreç; bir sandık hikâyesini, bir slogan tarihini ve bir dış politika muhasebesini aynı davanın ayrılmaz yüzleri olarak birleştiriyor.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke anlaşması, uzun yıllardır krizden krize koşan Ortadoğu'nun istikrara kavuşması için atılan kritik bir adım olarak öne çıkıyor. Türkiye'nin bölgenin ortak kaderinin bölge ülkeleri tarafından tayin edilmesi gerektiği yönündeki tezinin en somut tezahür-lerinden biri olarak öne çıkan anlaşma, bölgede sürdürülebilir yeni bir güvenlik mimarisinin oluşturulmasının ilk adımı olarak algılanabilir. Soğuk Savaş sonrası dönemde 11 Eylül terör saldırıları, Afganistan ve Irak'ın işgalleri, Arap Baharı ve Gazze soykırımı gibi tarihi kırılma anlarını tecrübe eden ‘geniş Ortadoğu' bölgesi, Amerika'nın bu süreçte değişen rolüne adapte olmakta zorlandı.

Ortasından konuşalım; terör örgütünün “bölgeden” tasfiyesi jeopolitik ihtiyacın bir sonucu. O jeopolitiği kuranların hedeflerini tespit ve buna dair önlemleri almak ile tasfiyenin getirdiği fırsatı değerlendirmek ayrı bahislerdir. PKK'yı bölgede sönümlendirip, bunu Türkiye'den alacak hesabına yazanlar, karşılık olarak Ankara'nın bir ‘büyük oyuna' ortaklığını isteyenler de olabilir. Hepsine verilecek cevap bellidir…

TBMM Genel Kurulu'nda kabul oyları sayılırken, sosyal medya “Terörsüz Türkiye” karşıtlığıyla kaynıyordu. TBMM'deki 467 vekilin tarihi “evet” oyuna, öncesinde yapılan kamuoyu araştırmalarında yüzde 80'lere varan desteğe rağmen, özellikle de X'te esen rüzgâr memleketi yine derin uçurumlara sürüklüyordu. Arkadaşlardan rica ettim bir analiz çalıştılar. Aynı dakikalarda, birbirine neredeyse kelimesi kelimesine benzeyen binlerce paylaşım yapıldı. Birkaç hesabı inceledim. Manzara şuydu: Boş biyografiler, fotoğrafsız profiller, birkaç ay önce açılmış ve çoğu sıfır takipçili. Yani bot hesaplar.

Merhum İsmail Heniyye, Aksâ Tufanı'nın başlangıcından kısa bir süre sonra, Dünya Müslüman Âlimler Birliği'nin 9-10 Ocak 2024'te Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen toplantısında yaptığı konuşmada şunları söylemişti:

25. yılını kutlamanın coşkusu içindeyken bunları hatırlatmak fazla neşe verici olmayabilir ama, öyle başlayalım sözlerimize, sonra toparlarız: Siyasi hareketlerin de insanlar gibi ömürleri vardır. Kimi daha doğmadan tükenir; kimi iktidara gelir ama iz bırakamadan çekilir; kimisi ise yalnızca hükümet etmez, içinde bulunduğu dönemin yönünü değiştirir. AK Parti ise bugün geride bıraktığı 25 yılın sonunda artık sadece bir siyasi parti olarak değil, Türkiye›nin son çeyrek asrına damgasını vurmuş, aslında çok daha uzun bir perspektifte emsalsiz bir tarihî tecrübe olarak değerlendirilmeyi hak ediyor.

Abu Bakr Shawky'nin [Ebubekir Şevki] The Stories [Hikayeler] filmini Ramallah'ta, Mahmud Derviş Müzesi'nin bahçesinde izledim. O akşam orada sadece film için değil, izleyici profilini gözlemlemek için de bulunuyordum. Yanımda, yazları memleketleriyle bağlarını koparmamak için Amerika'dan Ramallah'a gelen Filistinli gençler oturuyordu. Karşılaştığım bu küçük ayrıntı, biraz sonra izleyeceğim filmin temel meselesi için kusursuz bir girişti: İnsanların tarihle, aileyle ve memleketle kurdukları bağın karmaşıklığı.

İslam sanat nazariyatını anlama yolculuğumuzda son olarak suret-tasvir meselesini ele aldık. Geldiğimiz noktada tıpkı hüsnühatta ve şiirde yaptığımız gibi tasvir konusundaki yorum ve değerlendirmelerimizi de uygulama örnekleriyle pekiştirmemiz gerekecektir.

Bir anlığına diyelim ki memleketteki İrancılar, Fetöcü hainler ve Turan Çömez haklı. Mekke Anlaşması, ABD'nin isteği ve hatta emriyle, ABD'nin bölgedeki çıkarlarının sürmesi, sürdürülmesi için, Türkleri, Arapları ve Urduları emperyalist dünyanın hizmetçisi haline getirmek için imza edilmiş olsun.

Siyasetin doğası gereği, iktidarından muhalefetine kadar her aktör her an ağır iddiaların, soruşturmaların veya adli süreçlerin muhatabı olabilir. Ancak mevzu “rüşvet” gibi kamu vicdanını doğrudan yaralayan bir iddia olduğunda, mesele sıradan bir siyasi polemik olmanın çok ötesine geçer.

Yeni bir para çıkarmalıyız. Adı-sanı değişmeyecek. Gene TL olacak. Ama bu TL, ne zayıf TL olacak ne de güçlü TL olacak. Bunlar para değil göstergedir, beklenen işlevi görmez.

“Mekke İttifakı” uluslararası kamuoyunda deprem etkisi yarattı. Bu normaldir. Çünkü bölge ülkeleri -belki de ilk kez- kendi sorunlara kendi çözümlerini üretecek bir mekanizmayı hayata geçiriyor.

Bu millet üç kuşak boyunca travmalarını konuşmak zorunda kaldı.

Rubâi Hayyam'dan; çok sade, basit ve net bir söyleyiş. Türkçesi sanırım Sebahattin Eyüboğlu'na ait. Yahya Kemal de Türkçeleştirmiş Rubâiler'i ama pek ona ait gibi durmuyor. Şiir, başka bir dile tercüme edilince eksiliyor, kayboluyor. İstisnaları yok mu? Var elbet. Hatta aslından bile güzel diyebileceğiniz tercümeler çıkıyor bazı bazı. Ama bu başka bir yazının konusu olsun.

Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında kurulan Mekke İttifakı (Mekke Savunma Anlaşması), ABD ve Avrupa ordularının Afganistan ve Irak'ı işgalinden bu yana, bölgesel ortaklık alanında atılan en büyük adım.

İsrail'in işgali altındaki Batı Şeria'da yasa dışı yerleşimlerin adım adım genişlemesinden de “Batı” sorumludur. Batı rejimleri İsrail'i caydıracak bir adım atmaktan veya müeyyide getirmekten hep kaçınmıştır. Batı'dan gelen yardımlar yasa dışı Siyonist yerleşimlerin ayakta kalmasında önemli rol oynuyor. Sözde iki devletli çözümü savunan Batı'lı rejimler “Filistin Devleti” için zeminin ortadan kaldırılmasına göz yummak bir yana dursun yardımcı oluyorlar.

Orada olmakta olana bakan gözlerin hepsi aynı şekilde aynı şeyi mi görür?

Bir savunma sanayii şirketinde yönetici olan Kahraman Gündüz'ü ziyarete gittik.

Dünyanın ilgisini üstüne çekmek için yaşayanlar, ilgilerini bir daha dünyadan kolay kolay geri alamazlar. Dünyadan başka bir şey göremeyenler, dünyada mahpus kalırlar. Dünya varoluşumuzun sadece bir parçasıdır oysa, en büyük parçası da değildir üstelik.

I. Körfez Savaşı'ndan sonra istikrarsızlık yayıldı ve kalıcı hâle geldi.

Mekke'de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Ortak Savunma Anlaşması'nın en dikkat çeken veya üzerinde durulan maddesi bu ittifakın özellikle herhangi bir ülkeye veya tarafa karşı olmadığıydı.

MTO Aydın Kampımızı da tamamladık. Rektör hocamız Bülent Kent'e ve ekibine, GSB yönetim ekiplerine verdikleri destekten ötürü yürekten teşekkür ediyorum.

Recep Tayyip Erdoğan'ın 1976 yılında Milli Selamet Partisi (MSP)'nin Beyoğlu Gençlik Kolları Başkanlığı göreviyle resmen başlayan siyasi yolculuğu bu yıl 50'nci yılını doldurdu. 14 Ağustos 2001'de kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi ise cuma günü 25 yılı geride bırakacak.

Ekim 2024'te parlamentonun açılışı ile gündemimize giren Terörsüz Türkiye, yaklaşık iki yıllık bir sürenin ardından yasal düzlemde tahkim ediliyor.

Bazı meslekler vardır ki bu mesleklerde görev yapanların çok dikkatli olması gerekmektedir. Bu mesleklerde yanlış yapanın o meslekte kalması daha büyük sorunlara yol açar. Yanlış yapanın sistemde kalması sisteme çok büyük hasar verebilmektedir.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, yalnızca Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki ilişkilerde değil, Orta Doğu, Güney Asya ve Doğu Akdeniz'i kapsayan geniş bir coğrafyada yeni bir bölgesel işbirliği platformu olarak öne çıkmaktadır.

Geçen cuma günü Mekke'de, Türkiye, Pâkistan ve Suudî Arabistan liderleri tarafından imzâlanan bir anlaşma dünyâda ve içeride büyük bir akis doğurdu.

Herhangi bir alanda ele aldığımız sorun, nadiren hatta ender olarak sadece o alanla ilgilidir. Biz bir sorunu genellikle ve olması gerektiği gibi sadece ilgilendiğimiz açıdan ele alırız. Oysa sorunlar hem çok yönlü hem de katmanlı bir yapıya bir sahiptir. Mesela uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasını bir sorun olarak ele aldığımızı düşünelim.

Şöyle yaygın bir söylenti var: “CHP (Cumhuriyet, Tek Parti dönemi), Devlete bağlı Diyanet'i kurarak dini kontrol altına almıştır.”

Rabbimiz şefaatlerine nail etsin, rahmetli Ömer Tuğrul İnançer hazretlerinin daha önce izlemediğim bir videosu gözüme değdiğinde, dinlemediğim bir ses kaydı kulağıma eriştiğinde beni bir heyecan sarıyor. Çünkü biliyorum ki birazdan iki uçak gönlümün dünya ticaret merkezine dalacak ve bütün bedenim “breaking news” olacak.

İade edilen her cam şişe ve plastik şişeye bir lira kampanyası vatandaşın çok ilgisini çekti ama sorun büyük

Medeniyet ezoterizmde geometrik şekillerle ifade edilir. Üçgen ve küre en çok kullanılanlardır.

Devlet Personel Başkanlığının kapatılmasından sonra kamu kurumları ve kamu personeli uzun süredir örnek görüşlere ulaşamıyor. Haliyle de sorunlarla yaşamaya veya kendi göbeğini kendisi kesmeye çalışıyor.

Niye kapıyı açmıyor? Anahtarım neredeydi. Hay Allah. Çantaya bakayım. Çantayı nereye koydum. Bindiği eşeği arayan Hoca Nasrettin hesabı desem. Yok.

Hepimizin gözleri önünde her şeyi inkâr eden dört farklı anlayış var. Sayıları daha fazla da olabilir ama ben belirgin olanları sıralayacağım.

AK Parti'nin ikinci yirmi yılı makalesini yazmak bize nasip olmuştu. SETA Vakfı'nın Kriter dergisinde yazmış olduğum makale, döneminde yeteri kadar karşılık buldu ve ses getirdi.

MTO 2026 Akademik Yaz Kamplarımızı Çorum'la başlattık bu yıl. Kamplarımızın zirvesi oldu. Çıtayı çok yükseltti Çorum bu yılki kamplarımızda.

İsrail'de Ekim ayının sonlarına doğru seçimler yapılacak. Soykırımcı Netanyahu için bu seçim öncekilerden çok daha önemli. Şimdiye kadar hakkındaki yolsuzluk davalarından mahkum edilmekten kurtulan Netanyahu için yolun sonu görünüyor. Ekim seçimleri Netanyahu'nun son seçimi olabilir. Netanyahu karşıtı Siyonist blok için de seçim zaferi çantada keklik değil.

Geçen haftaki yazımda, Kânûnî Sultan Süleyman'ın meşhur şeyhülislamı Ebussuud Efendi'nin torunlarından birinin de Suud Yavsi Ebussuûdoğlu adını taşıdığını; bu zatın Osmanlı'nın son döneminde dünyaya gelmekle beraber Cumhuriyet devrinde de yaşadığını hatırlatmıştım. Şimdi sıra onun hakkında kısaca da olsa bilgi vermeye geldi ama önce mukaddime kabilinden bir iki cümle söylemek istiyorum.

İlk nesiller için peygamberin varlığı ve vahyin canlı hitabı ne ifade ediyorsa, sonraki kuşaklar için kutlu sanatın bir ölçüde o varoluşu ve huzuru devam ettirebileceğini söylemiştik. Hıristiyan sanatında ikonun gördüğü vazife ile İslam sanatında Kur'an hat ve tezhibinin gördüğü vazife bu bakımdan karşılaştırılabilir; fakat bunlar aynı temsil anlayışına dayanmaz.