Yeni Şafak Gazetesi olarak yayın hayatına başladığımız ilk günden itibaren ülkemizde demokrasinin tüm kurumları ile yerleşmesi, milli irade ve değerlerimizin hâkim olması için tüm gücümüzle çalıştık.Bu ülkenin geleceğinin derin sularda boğulup gitmemesi için çaba sarf ettik.Fırtınalı günlerde sığını…

Fethu'l-Kadîr'in Bulak baskısı 5. cilt 457. sayfasında İbnu'l- Humâm: Önce mücehid olmayan müftünün, fetva vereceği zaman, sorulan soru ile ilgili bütün ictihadları (mezhenleri) nakletmesi gerekmediğini, birini nakletmekle yetinebileceğini ifade ediyor. Sonra fetva soran kimseye, meselesiyle ilgili farklı ictihadlar nakledildiğinde “gönlüne yatan, daha doğru olduğuna kanaat getirdiği vb. mezhebe göre amel eder” diyenlere karşı şunu söylüyor:

İş dünyasında da toplumda da çok sık yaşanan bir durumdur bu; Patron yöneticiyi suçlar, yönetici altındaki çalışanı, çalışan da bir üstünü. Okul müdürü öğretmeni, öğretmen veliyi, veli öğretmeni, çocuk da bir üstünü. Evde de aynı durum geçerlidir; Baba ve anne birbirlerini, çocuk da ikisinden birini. Devletin içinde de aynı kirli hava solunur; Siyasetçi bürokrata suçu atar, bürokrat siyasetçiyi suçlar, vatandaş da kimle muhatap ise onu suçlar.

Ekonomik yaklaşımımız bir yılan oldu. Büyüdü, gelişti, semirdi. Sonra imkânları kendine dar geldi, kendi kuyruğundan kendini kemirmeye başladı. Devam etse aza kaybından, dursa açlıktan telef olacak. İşte tokuşmacı rekabetin insanlığı getirdiği nokta. Bu denklemi bozmalıyız. Bir zengin üretmek için binlerce fakir üretmenin sonunu getirmeliyiz. Yakın tarihin buraya kadarki kısmında başvurduğumuz iktisat bilgisinin emrine girdiği finans kapitalce başarı addedilen şeyi...

Memur-Sen genel Başkanı Ali Yalçın, Siverek ve Kahramanmaraş'taki okul saldırıları sonrasında okul güvenliği sağlanmadığı müddetçe öğrenci ve öğretmen okula gitmemeli diyerek iş bırakma eylemi başlattıklarını bildirdi.

İyi akşamlar sayın seyirciler. “Herkesin Bakmadığı Yerden” adlı programımıza hoş geldiniz. Herkesin bakmadığı yerden bakar, gizleneni görürüz ilkesiyle devam ettirdiğimiz programımızın bu akşam yedinci yaşını kutluyoruz. Sabah doğan, ikindiden sonra ölen programların yanında bizim programımız doğdu, büyüdü yürüdü. Evet yürüdü. Sizler bizimle yürüdüğünüz için büyüdü, yürüdü. Biliyorsunuz bizim yayın anlayışımız diğerlerinden çok farklı. Biz ve diğerleri. Siz bu ayırımı biliyorsunuz. Yedinci yılımızın şerefine diğerlerinin çok gündeminde olan ama bizim o tarz haberlere, yayınlara itibar etmediğimiz bir konuyu bu defa bir ilke imza atarak huzurunuza getiriyoruz. Malumunuz “Botokslu Cenaze Kime ait?” haberi Türkiye'nin gündeminden düşürülmüyor. Düşmüyor değil, DÜŞÜRÜLMÜYOR! Niye düşürülmediği konusunda haberciler, sosyologlar, antropologlar, felsefeciler ve komplo teorisyenleri şaşkın.

Memlekette ne zaman gençlerin ve çocukların karıştığı ya da hedef olduğu bir şiddet olayı yaşansa, silahların her an patladığı televizyon dizileri tartışılıyor. Lise yıllarımda başlayan Deli Yürek ve ardından gelen Kurtlar Vadisi, şiddete ekranlarda devasa bir “alan” açtı. Öyle ki dizideki karakterler için taziye mesajları verilmesine, hayırlarına helva dağıtılmasına varacak kadar tutkuluyla bağlandı izleyici. Etkileri sadece reytinglere değil, istatistiklere de yansıdı. Doğan çocuklara Polat, Elif veya Eylül isimleri konuldu. Bu öncü yapımların açtığı yol zaman içinde ve hızla; mafya hesaplaşmalarından ağalık düzenine, entrikalardan tecavüzle başlayan aşk hikâyelerine kadar her türden şiddetle dolduruldu. İzleyici neyi beğenirse, dozaj “RTÜK devreye girene kadar” artırıldı.

Sen eşinle birlikte salonda o dizinin en heyecanlı bölümünü izleyip çayını yudumlarken oğlun odasında beyaz üstünlüğüne inanan, Avrupa'nın göçmenlerden arındırılması gerektiğini düşünen “genç Hristiyanlar kulübü” isimli bir grupta dünyayı temizlemenin tek yolunun ölümden ve katliamdan geçtiğini savunan hararetli bir mesajına gelen tebrikleri kabul ediyor olabilir. Ben “oğlun” dedim ama oğlun o esnada bir kız olarak biri kız diğeri erkek bir çiftin poligamik eşlikçisi de olabilir.

Bandırmalı Ali Efendi, “Bir genci kurtarmak vatanı kurtarmak gibidir” der. Dünya devletleri arasında ABD tesirine fırtınaya tutulmuş gibi açık olan iki devlet var. Bunlardan birisi Güney Kore, ikincisi Türkiye'dir. İngiltere, Almanya, Fransa sanılanın aksine Amerikan liberal ahlaksızlığına Türkiye'den daha kapalı ülkelerdir. Maraş'taki okul katliamı her birimizi derinden sarstı. Her fikir sahibi kendi bakış açısına göre bir şeyler söylemeye çalışıyor. Bu hassas konuyu ele alırken temel dayanakları yerli yerine koymak lazım.

Önce Şanlıurfa'da, ardından Kahramanmaraş'ta meydana gelen okul saldırıları hepimizi çok derinden etkiledi. Maalesef, ABD'ye özgü okul saldırıları dijital ortamlarda yuvalanmış, hiçbir değer tanımayan, sadece şiddeti yücelten alt kültür ağlarıyla başka ülkelere de sirayet etti. ABD'de okul saldırılarının faillerinin “Gerçek Suç Topluluğu(The True Crime Community” olarak nitelenen bir alt kültürden etkilendikleri belirtiliyor. ABD'de Adalet Bakanlığı'nda bu tür suçlarla ilgili birimin eski bir direktörüyse, 30 Mart 2026'da Arjantin'de gerçekleşen bir okul saldırısını yorumlarken “Bu artık sadece Amerika'nın sorunu değil” diyordu.

Sözü eğip bükmeden açık açık söylemek gerek: Önce Şanlıurfa, ardından Kahramanmaraş'ta yaşanan okul saldırıları, bu ülkedeki eğitim sisteminin iflas ettiğini gösteriyor. Özellikle bir öğretmenimizin ve 8 masum çocuğumuzun kurban edilmesiyle sonuçlanan Kahramanmaraş'taki saldırı, ülkemizdeki eğitim sisteminin yaşadığı sorunları çok ürpertici bir şekilde de olsa ele veriyor.

Ümraniye'nin tarihi camilerinden biri olan Cevher Ağa Camii'nin yeniden yapılmak üzere yıkıldığını ben de medyadan öğrenince hem biraz endişeye kapıldım hem de orayla ilgili hatıralarım canlandı. Endişemde haklıydım, çünkü tarihi eserlerin tamirinde – kısmen de olsa – tahribat da yapıldığını az çok biliyordum. Hatıralarımın canlanmasına gelince, ben de bu caminin bulunduğu Alemdağ caddesinde yaklaşık on yıl oturmuş ve Cevher Ağa'nın müdavim musallilerinden olmuştum. O zamanlar Cevher Ağa'nın camiye ait olmak üzere yaptırdığı tarihi çeşme de ayaktaydı. Şimdi ise yerinde yeller esiyor. Yine o zamanlar bu kitabeli çeşme ile ilgili yazılar da yazmıştım. Ayrıca bu tarihi mabedin kıblesinin de değiştirildiğini görünce acaba burada kıldığımız namazlar boşa mı gitti diye düşünmekten de kendimi alamamıştım.

Hasan Aycın'ın çizgileri, ilk bakışta bir görüntü, biraz dikkatle bir anlatı, derinleşildiğinde ise bir düşünce sistemi olarak açılır. Bu yönüyle onun çizgisi yalnızca estetik bir üretim değil; semboller üzerinden kurulan bir tefekkür alanıdır. Nitekim sadece -fakirin ‘Medeniyet Gülü' adını verdiği- Sezai Karakoç'a adanmış çizgisi incelendiğinde bile, farklı zamanlara, kıssalara ve metafizik katmanlara ait unsurları tek kompozisyonda toplayarak insanlık tarihini tevhid ekseninde yeniden kuran bir görsel metin niteliği taşıdığı görülür.

Sürekli okuyucularımın hatırlayacağı üzere bir süreden bu yana devam eden dezenflasyon programının reel sektör üzerindeki yan etkilerine dikkat çekiyorum. Elbette yüksek enflasyonun oluşturduğu risklerin en aza indirilmesi için enflasyonun düşmesi gerekiyor ve yine geçmişte bu yönde atılan adımları destekleyen yazılarımı bu köşeden yayımlamıştım. Ancak nedeni ne olursa olsun süreç çok uzadı ve artık savaşın etkileri ile beraber bir karar vermek zorundayız.

Yalnızlık, kimsenin dırdırını çekmediğiniz o muazzam özgürlük ile ocağa tek kişilik makarna suyu koyarken duyulan o derin boşluğun tam ortasındaki hayatta kalma sanatıdır. Aslında modern bir aristokrat gibi davranmaya çalışıyoruz ama gerçek şu ki, Tabii ekranında 45 dakika boyunca hiçbir şeyi beğenmeyip en sonunda uyuyakalıyoruz.

Şam, tarih boyunca kozmopolit bir kültür ve ticaret şehriydi. Uzun Osmanlı asırlarında da bu özelliğini korudu, hatta geliştirdi ve belirginleştirdi. İmparatorluğun dağılmaya doğru ilerlediği dönemlerde dahi, Şam ahalisi içindeki seçkin ailelerin ve eşrafın yükselişi sürüyordu. Onlardan biri, 1700'lerin ikinci yarısında Bağdat'tan Şam'a göç eden Kuvvetlilerdi.

Kahramanmaraş'ta yaşanan elim olay, hepimizi yasa boğdu. Sosyopat bir öğrenci, emniyet müdürü olan babasına ait 5 silahı alarak, okula baskın düzenledi. 8 yavrumuzu ve bir kahraman öğretmenimizi hayattan kopardı. Hayati tehlikesi devam eden 10'dan fazla yaralı çocuğumuz var.

Şanlıurfa'daki bir okulda yaşanan ve çok sayıda öğrencinin yaralandığı hadisenin şaşkınlığı henüz dinmemişken, Kahramanmaraş'tan gelen daha ağır haber hafızamı yıllar öncesine götürdü: Batman'daki genç kadın intiharlarına… O günlerde de peş peşe yaşanan hadiseleri açıklamak için yaş, ekonomik durum, aile yapısı, eğitim seviyesi gibi birçok ortak değişken aranıyordu. Benim en dikkat çekici bulduğum ortak nokta ise başka bir şeydi: Her olay, bir öncekinden etkileniyor; bir önceki, sonrakini tetikliyordu.

Türk dış politikası, sıklığı her geçen gün artan biçimde bölgesel bir güvenlik paktı ihtiyacına vurgu yapıyor… Bu ihtiyacın “şartları” içinde, ülkelerin birbirlerine güvenmesi, egemen-liklerine saygı, herkesin eşit, kimsenin ağabey veya hegemon olmadığı, “güç” projeksiyonu içeren, nihayet, “dışarıdan kurtarıcı beklemediği” bir mutabakat arayışı var. Ankara'nın teklifi budur…

Maraş'taki caninin yazdıklarını, okuldaki tanıkların anlattıklarını, ailesini ve birkaç hususu daha bir araya getirdiğimizde elimizdeki profil neredeyse netleşiyor. Orta sınıftan “beyaz” bir ailenin, silaha erişimi olan sosyal uyumsuz ve en önemlisi aidiyetsiz çocuğu. Bu bakımdan hiç şaşırtıcı bir profil değil.

Gönlüme itminan düştü. Cuma vakti. Buhara'dayız. Şah-ı Nakşibend k.s. Hazretlerinin huzurunda. Hafız Efendinin okuduğu Kur'an-ı Kerim külliyenin dört bir yanına yayılıyor. Kuşlar ilahi kelama ihtiram ve eşlik edercesine hem mütevazı hem cıvıl cıvıl. Nispete tâkâti yetmeyenlerin imdadına envai çeşit çiçekler yetişiyor. Güneş en latif haliyle inceden mütebessim. Onlarca farklı beldeden yüzlerce mümin akın akın Camiye doluşuyorlar.

Şehir kültürüne az çok âşina olan herkesin bildiği bir gerçektir ki, İstanbul tam bir camiler şehridir. Osmanlı padişahları, hanım sultanlar ve ileri gelen devlet adamları bu tarihi şehri, yaptırdıkları birbirinden güzel mâbetlerle bir güzel süslemişlerdir. Özellikle selatin camileri bu tezyinatın en gözde eserleri olarak arz-ı endam etmektedir. Fazla söze ne hacet… Fatih, Bayezid, Süleymaniye, Sultan Ahmed Camii gibi diğer bütün ecdat eseri olan camileri ortadan kaldırsak, muhakkak ki İstanbul tarihi özelliğinin ve güzelliğinin hepsini değilse bile, büyük bölümünü kaybetmiş olur. Bu zâyiat ise, hiç şüphesiz ki, tam bir manevi deprem olarak karşımıza çıkar.

Selami: Selam arkadaşlar! “Bu bir tez konusu olsaydı” adlı podcast serimize hoş geldiniz. Yeni podcast serimiz üç haftadır devam ediyor. İlk bölümleri dinlemeyen arkadaşların bu yayından sonra onlara da kulak vermesini çok isteriz.

Türkiye'de dünya çapında ses getirecek büyük uluslararası ekonomi zirveleri yapılmıyor. Diplomasi zirvesi var Antalya'da. Ama ekonomi zirvesi yok ülkemizde o çapta.

ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattıkları hava saldırılarının 40. Günü'nde geçici ateşkes sağlandı. Pakistan'da yapılan müzakerelerin en önemli gündemiyse, savaş başladıktan sonra İran tarafından kapatılan Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasıyla ilgili. Oysa Amerikan-İsrail ortak saldırısının siyasî hedefleri arasında “Hürmüz Boğazı” yer almıyordu. Hürmüz Boğazı'nın kapatılması bu savaşın önceden hesaba katılmayan sonuçlarından sadece birisiydi. .

Kırk gün süren savaşın ateşkes aşamasına gelmesi, geleceğe dair kesin bir öngörü ortaya çıkarmasa da insanlığın derin bir nefes almasını sağlamıştır. Savaş durma noktasına gelirken, ABD ve İsrail'de siyasi tartışmalar devam etmektedir. Bu iç hesaplaşmalar sürerken, biz bu süreçte Türkiye'nin üstlendiği öğretici rolü ele alabiliriz.

Geçtiğimiz yıl, ablukayı kırarak insani bir yardım koridoru açmak ve Gazze'de soykırıma uğrayan halkın sesini dünyaya duyurmak için yola çıkan Küresel Sumud Filosu'nda yer aldım. Akdeniz'in uluslararası sularında, hiçbir hukuki dayanağı olmayan silahlı bir müdahaleyle alıkonulduk, özgürlüğümüzden yoksun bırakıldık ve hem psikolojik hem de fiziki yaptırımlara maruz kaldık.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı “Genç Üretim Çağı” projesiyle gençlerin eğitimden kopmadan işgücü piyasasına kalıcı biçimde katılımını amaçlayan bütüncül bir istihdam modeli başlattı. Program Türkiye İş Kurumu tarafından yürütülüyor. Bu yazımızda bu programı tanıtmaya çalışacağız.

Bizim en büyük zorluklarımızın başında en yakın coğrafyalarımızda savaşlar ve ambargolar olması var. En yakın coğrafya demek dünyanın her yerinde en yakın ticaret ortağı demek. Ama biz bundan mahrumuz.

Sağlık sektörünün küresel temsilcileri insan ömrünü bin yıla çıkarmanın peşinde milyar dolarları harcamaktan çekinmiyor.

“Bize, arif olmanın yollarından birini söyler misin?” diye sorduk. Söyledi. Bu, odur.

Bûtî, önceki yazımda tanıttığım kitabı, taklidi caiz görmeyen ve mezhepleri reddeden Elbânî ve benzerleri için yazmıştı. Benim böyle bir düşüncem olmadığına göre kitabın bana karşı olması mümkün değildi, ama kitabı çeviren D.A.K. böyle gösterdi, yazdığı çok uzun (neredeyse kitap kadar) girişte bana etmediği hakaret ve iftirayı bırakmadı.

Ortadoğu'da son kırk gün içinde yaşananlar, artık savaşlarda sadece askerî mühimmatın değil, anlamların, kavramların ve diplomatik imkânların da birer mühimmat gibi harcanıp tüketildiğini gösteriyor. “Ateşkes” denilen şeyin bile artık barışı değil, savaşın yeniden düzenlenmesini ifade ettiği bir dönemdeyiz.

Medeniyetler de insanlar gibi, doğarlar büyürler ve ölürler. Maddenin boşluk kabul etmeyişi gibi meydan yeri de boşluk kabul etmez. Bir medeniyet tarih sahnesinden çekildiğinde bir başkası iddia ve teklifiyle meydan yerine çıkar ve yeryüzüne kendi rengini verir.

Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik'in Perşembe günü yaptığı açıklamalar içinde, “Atlantik ittifakı içinde ABD ile Avrupa Birliği arasındaki çatlakların belirginleşmesi, dünya düzeni geleceği açısından da problemdir. Yeni güvenlik mimarilerinden bahsediliyor ama önemli olan uluslararası toplum için referans olacak temel ahlaki değerler ne olacaktır?”

CHP lideri Özgür Özel, ara seçim turlarını sürdürüyor. Ekrem İmamoğlu ve yakın çevresine yönelik soruşturmanın ardından meydan meydan dolaşan Özgür Özel, Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım rezaletinden sonra parti parti gezmeye başladı.

Yıllar evvel, Mescid-i Aksâ'nın avlusunda bir Filistinli büyüğümüzle sohbet ediyorduk. Daha önce kendisi Türkiye'yi ziyaret ettiğinden, önce İstanbul ve diğer şehirlerdeki hatıralarından söz açıldı.

Sermayenin dikkatine, fonlara, portföylere, türev ürünlere, yatırım araçlarına, varlık yönetim yapılarına ve finansal işlemlerin kenarlarına güven ve istikrarla “overlok” çekilir.

Türkiye uzun süreden bu yana yüksek faiz, kur kontrolü ve kredi kısıtlarının olduğu bir politika seti ile enflasyonu düşürmeye çalışıyor. Bu politika setinden oluşan program sürecinde dönem dönem ekonomiye etki eden ekonomi dışı faktörler nedeni ile kesintiler yaşanıyor. Ama ne olursa olsun programdan vazgeçilmiyor. Ancak zaman içinde yaşanan her olumsuz gelişmenin ardından gözler hızlıca kur seviyesine çevrilirken sakin dönemlerde ise faiz indirimlerine yönelik beklentiler artıyor. Dahası ekonomi yönetimi her ikisinde de kontrolü elden bırakmayacak şekilde tüm eleştiri ve yan etkilere rağmen bildiğini yapmaya devam ediyor.

Dünyada hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak. ABD-İsrail ve İran arasındaki savaşın alevleri bölgeyi sararken, küresel sermaye panik içinde kendine yeni ve güvenli karargâhlar arayışında.

“Dünyanın en saçma işletilen yasaları listesi” yapılsa herhalde 5816 sayılı Atatürk'ü koruma kanunu ilk onda yer bulur kendisine. Hemen her ay, hatta her hafta bu yasanın bir mağdurunun haberini görüyoruz.

“Hayal” dediğimizde çoğu zaman akla, aslı olmayan şeylerin zihinde kurulması gelir. Oysa bu kelimenin taşıdığı anlam alanı, basit bir düş kurma eyleminin çok ötesindedir. Hayal; hatırlama, tasavvur etme, olmayanı var gibi kurma, görüleni dönüştürme ve nihayet görünmeyene suret kazandırma gücüdür. Bu yüzden hayal, yalnızca zihnin bir oyunu değil; ruhun kurucu bir faaliyetidir. Aynı zamanda insanın varlıkla kurduğu ilişkinin en ince ve en derin damarlarından biridir.

Dünya bunu da gördü. Alenen küfür eden başkan. Demek ki Tarzan çok zorlandı. Hesaplar tutmayınca, işler istediğinin tam zıddına gidince, elinden bir şey gelmeyince ağzını bozdu. Sinirleri çok yıprandı, zihnini ve dilini kontrol edemez duruma düştü. Sarı kafa, İran'ın Hürmüz Körfezini açması için tehditler savurdu, ağzına geleni söyledi. Beyaz Saray'da sokak ağzı… Açmazlarsa İran'ı çok fena vuracak, taş devrine döndürecekmiş. İran ise hiç umursamadan el yükseltti. “Saldırı olursa Babül Mendeb boğazını da kapatırız.”

Çoğu kimsenin gözünden kaçan bir gerçeğe dikkatinizi çekmek isterim. Dünya genelinde yaygın dinlere ait mezheplerin, kendi dinlerindeki nüfus oranlarına baktığımızda şöyle bir tablo ile karşılaşıyoruz

40 günlük savaş, ABD-İsrail ittifakının kesin mağlubiyetiyle neticelendi. ABD-İsrail yenildiler çünkü savaşı başlatmak için öne sürdükleri hiçbir hedefe ulaşamadılar. Uranyum orada duruyor. İran rejimi savaş öncesine göre çok daha güçlü. İran halkı birbirine kenetlendi ve uzunca bir süre muhaliflerin sesi çıkmayacak, bir halk ayaklanması artık ihtimal dışında.

CHP ve Özgür Özel'in Uşak, Bornova ve Görele belediye başkanlarına karşı tutum ve tavrı, partinin bugüne kadar olan sözde “kadın hakları, adalet…” söylemlerinin hepsini çöpe attı.

ABD-İran müzakereleri yarın Pakistan'da başlayacak mı, göreceğiz. Ateşkes kırılgan. Çünkü masa kurulmadan altı boşalan unsurlar var. Bir. Lübnan'ın ateşkesin bir parçası olup olmadığı meselesi.

Yahudiler, Amerikan derin devleti'nin bütün görünür görünmez kurumlarının sahibi, dolayısıyla Amerika'nın hâkimi.

Trump'ın İran medeniyetini yok etme tehdidi savurduğu bir aşamada varılan ateşkesin kalıcı bir barış anlaşmasına dönüşmesi kolay olmayacak.

İstanbul Finans Merkezi (İFM) uzun süre dar bir bakış açısıyla değerlendirildi; çoğu zaman bir gayrimenkul projesi gibi ele alındı. Oysa mesele bir bina değil, sermayenin yönünü değiştirme meselesidir. Doğru kurgulandığında İFM; finans, ticaret, teknoloji ve jeopolitik güç açısından Türkiye'ye çarpan etkisi yaratabilecek stratejik bir hamledir.

Akşama doğru telefonlar titriyor. Ekranlara bir bildirim düşüyor: “Bu gece uzun olacak! Önerilerimize kulak verin, eğlenceli bir gece geçirin.”

Gün ile dünü buluşturan çok önemli yüksek lisans, doktora tezleri yapılıyor. Ancak kamuoyu bu çalışmalardan pek haberdar olmuyor. İlgimi çeken tezler üzerinden akademi dünyası ile gündelik hayatı bir noktada buluşturmak üzere genç akademis-yenlerle tezlerine dair konuşmanın iyi olacağını düşündüm. İlk tezimiz Neslihan Mervenur Vural'ın fıkıh disiplini altında yapmış olduğu doktora tezi.