Yeni Şafak Gazetesi olarak yayın hayatına başladığımız ilk günden itibaren ülkemizde demokrasinin tüm kurumları ile yerleşmesi, milli irade ve değerlerimizin hâkim olması için tüm gücümüzle çalıştık.Bu ülkenin geleceğinin derin sularda boğulup gitmemesi için çaba sarf ettik.Fırtınalı günlerde sığını…

Haliç kıyısında yürürken hep bir gerdanlığı düşünüyorum. Elmas üzerine yeşil zümrütlerle süslü bir gerdanlık. Haliç'in iki kıyısını bezeyip duruyor. Lakin bir yanda kirli-kara sular, öte yanda harap, yıkılmış mahalleler. Bu iki görüntünün ortasında uzanıp giden parklar, bahçeler. Her yanımız tezat. Bakalım nasıl bir zamanda bu tezatları kaldırabileceğiz.

Senelerdir şu sahne hiç değişmemiştir: Bir futbolcu yeni bir sözleşmeye imza atar, milyon dolarlık kazancıyla ekranlarda pahalı bir spor otomobilin direksiyonunda poz verir. İsviçre saatleri, Dubai tatilleri, villalar... “Hangi futbolcu hangi model arabaya biniyor” haberleri çok fazla yapılır mesela. Ancak kimse kaynağını sormaz. “Adam top oynuyor, kazanıyor” denir. Çünkü futbol piyasasında dönen paralar ortadadır. Kulüpler batar, şampiyonluklar kaçar, taraftar kahrolur ama futbolcunun kazancı mesele edilmez. Hatta başarı gelirse primler, bonuslar artar, transfer ücretleri ikiye katlanır.

Elektrikli testere ile kesilen 4 parmağını plastik cerrahide diktirdikten sonra taburcu olan adamın derdine bak; “Yaşar abi, kış kapıda, havalar soğumadan şu olayı bir gündeme getirip çözelim” dedi telefonda.

Mustafa Kutlu bundan yedi yıl önce “Kanaat Ekonomisi”ni yazarken meseleyi bankacılık sistemiyle, faiz oranıyla ya da yeni bir finans kanunuyla sınırlamıyordu. Daha derine iniyordu. İnsanın daha fazlasına sahip olma arzusuna. Daha çok yatırım, daha çok üretim, daha çok tüketim, daha çok kâr ve daha çok büyüme üzerine kurulan bir hayatın sonunda insanı nereye götüreceğini soruyordu.

İsrail Başbakanı Netanyahu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmasında siyasi platform üzerine kurduğu imajını tekrar sahneye koymaya çalıştı: ‘düşmanlarla çevrili' İsrail'i bütün dünyaya meydan okuyarak koruyabilecek vazgeçilmez devlet adamı. Ancak konuşmasını yapar yapmaz ülkesine dönmek zorunda kalması hem İsrail içindeki hem de ABD'deki siyasi tablonun kendi adına hiç de iç açıcı olmadığını gösteriyor.

Tam, İngiltere'de ABD ordusunun da kullandığı “RAF-Kraliyet Hava Kuvvetleri Fairford Üssü yakınında üç şüpheli araç içinde beş İngiliz vatandaşının gözaltına alındığı, bomba düzenekleri ve kimyasal maddeler ele geçirildiği haberi üzerine, “üç olağan şüpheli var; “Rusya, İran, İsrail” şeklinde tefekkür ederken, daha ilginç bir habere, daha doğrusu Savunma Bakanlığı'nın sosyal medya hesabından yayınladığı bir videoya kaydı gözüm…

Tam, İngiltere'de ABD ordusunun da kullandığı “RAF-Kraliyet Hava Kuvvetleri Fairford Üssü yakınında üç şüpheli araç içinde beş İngiliz vatandaşının gözaltına alındığı, bomba düzenekleri ve kimyasal maddeler ele geçirildiği haberi üzerine, “üç olağan şüpheli var; “Rusya, İran, İsrail” şeklinde tefekkür ederken, daha ilginç bir habere, daha doğrusu Savunma Bakanlığı'nın sosyal medya hesabından yayınladığı bir videoya kaydı gözüm…

Türkiye günlerdir fon soruşturması kapsamında ortaya çıkan tabloyu konuşuyor. Her geçen gün ortaya çıkan bilgiler ve isimler nedeniyle daha günlerce konuşacağız bu meseleyi.

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, son kamuoyu yoklamalarında İsrail'e yönelik olumsuz görüş bildiren Amerikalıların oranının yüzde 60'lara çıkması üzerine ilginç bir açıklama yaptı.

Müthiş bir adanmışlık hikayesiydi Kemal Kelleci'ninkisi. Kendi şahsına özgü haliyle elbette bir daha tekrarlanmayacak bir hikâye. Ama imanın, aşkın, dostluğun her zaman üretebileceği bir hikâye. Kendisi de zaten kendisinde kalması için yaşamıyordu yaşadıklarını. İnancını, derdini, aşkını başkalarına da ulaştırmaya, bulaştırmaya çalışıyordu.

Dünya çağdaş sanatının haritası değişiyor. Uzun yıllar boyunca Londra, New York, Paris ve Berlin gibi şehirlerin belirlediği sanat gündemine artık farklı coğrafyalardan yeni merkezler katılıyor. Körfez ülkelerinin son yıllardaki kültür-sanat yatırımlarına alıştık. Ancak şimdi dikkatlerimizi biraz daha doğuya, Orta Asya'ya çevirmemiz gerekiyor. Özellikle Özbekistan'da yaşananlar, çağdaş sanatın geleceği açısından yakından takip edilmeyi hak ediyor.

Haftalardır salı günleri Tolstoy'un Anna Karenina romanı üzerinden yazılar yazıyorum. Okumayanlar için uzun görünüyor, ama okuyanlar zihin açıcı olduğunu söylüyor. Ben de onlara inanarak yazdıkça yazıyorum.

“Zorunlu modernler” olarak Müslümanların gözü de artık sadece tarz-ı kadim İslam sanatının kurduğu görme dünyasında yaşamıyor; fotoğrafın, perspektifin, sinemanın, ekranın, reklamın, müzenin ve dijital imgenin oluşturduğu modern görsel rejimin içinden bakıyor.

İstanbul Erkek Lisesi'nden kardeşim, Prof. Dr. Acar Baltaş bana bir soru sordu: “CHP'li belediye başkanlarının AK Parti'ye geçmeleri iktidar çevrelerinde nasıl karşılanıyor? Adalete güveni etkilemiyor mu?”

Fonun içinden para, dışından güven götürüldü Yaşadığımız fon krizinde gerçek mağdur kim, sorusuna cevap aramaya çalışacağım bu yazıda. Ama son gelişmeler keskin bir aklın operasyonuna maruz kaldığımızı gösteriyor. Bu nedenle cevabı bulmak kolay değil.

Siyasette AK Parti öncesi dönemlerin siyaseti gündem olur ve koalisyonlar dönemi Türkiye'siyle alakalı değerlendirmeler yapılır.

Türkiye fon krizi ile boğuşurken pazar günü bütün bölgeyi hareketlendiren ciddi bir gelişme oldu. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, gizlice Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) gitti.

ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteğinin yol açtığı sorunların kasımda yapılacak ara seçimlerde Cumhuriyetçileri fena halde zorlayacağı anlaşılıyor. Zira İsrail'e destek sıradan Amerikalıların gündelik hayatları üzerine ağır yükler bindiriyor. Amerikalılar soykırımcı Netanyahu'nun ve İsrail'in Ortadoğu'da dizginlenemeyen hırsları için daha fazla bedel ödemek istemiyorlar.

Tramp, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'i havaalanında uçağın kapısında karşıladı. Şi, cin gibi adam. Adından belli. Böyle pohpohlamalara kanacak biri değil. Tramp da bunu bilir ama kimseye göstermediği saygıyı ona gösteriyor.

İlke neydi? Şuydu: “Kızım Fatıma bile yapmış olsa…” İlke neydi? Şuydu: “Sorarlar Ömer, sorarlar. Buradan Medine'ye kadar bir karınca ölse hesabını sana sorarlar.” İlke neydi? Şuydu: “Yarın Hakk'ın divanına varınca, Süleyman'dan hakkın alır karınca.” İlke neydi? Şuydu: “Seni kılıçlarımızla düzeltiriz.”

Birçok kimse başlıktaki türden soruları hiç kafasına takmadan yaşayıp gidebiliyor; hayata ilişkin azıcık da olsa merakı olanlarsa dünyanın kendisine ne anlattığını düşünüyor daha çok. Bir de madalyonun diğer yüzü var ki, buna pek dikkat etmiyoruz. Nedir o? Biz hayata ne anlatıyoruz?

Eşkıya filminde Keje, gökyüzünde bir yıldızın kaydığını görünce, hiçbir haber almadan “Eşkıya öldü” der.

Netanyahu, BM kürsüsünden kolonyalizm suçlamasına karşı İsrail'i ve Siyonizm'i savundu.

Soykırımcı canavar Netanyahu'nun ipini çektiler. BM zirvesindeki yalnızlığı darağacındaki mahkûmu andırıyordu.

New York'ta yapılan bir panelde, Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile ABD'nin sâbık Büyükelçisi James Jeffrey arasında dikkat çeken bir “atışma” vukû buldu.

Pew Research Center'ın periyodik olarak yaptığı araştırmalara bakıldığında, İsrail'in uluslararası algısında epeyce bir kötüleşme olduğu görülmektedir.

Fas-İspanya seyahatimiz tamamlandı. Verimli, bereketli, güzel bir seyahat oldu. Bütün fedakarlığıyla ekiple yakından ilgilenen Aşk-ı Turkuaz'ın sahibi Beytullah Yıldız kardeşime bu güzel seyahati düzenlediği için yürekten teşekkür ediyorum.

Kamu yönetiminde en büyük problemlerden biri yöneticilerin hata yapması değildir. Asıl problem, makam büyüdükçe hatayı kabul etmenin küçülüp küçülmemesidir. Çünkü insanın olduğu yerde hata kaçınılmazdır. Yazımızda bu konuyu Hz. Davut'un (A.S.) tövbesi çerçevesinde açıklamaya çalışacağız.

Yeni dönemde ekonomilerin güvenliği ve dayanıklılığı öne çıkan önemli kavramlardır.

Türkiye'de son kırk yılda, ama bilhassa bu kırk yılın ikinci yarısında klasik İslam düşüncesinin kaynaklarıyla irtibat hatırı sayılır derecede güçlendi.

Kapı çalıyor bu saatte. Geceyi kapı zili ile kapattığımız yetmedi, sabahı da... Kargocu değildir, postacı da. Onlar saat 10'dan önce gelmez. Komşu muhabbeti mi? Hiç gerek yok. Kısa kesse bari gelen, aklım e-postalarda kalacak. İyi ki ekran görüntüsü aldım. (Durmadan tekrarlayacak mıyım bu “İyi ki ekran görüntüsü aldım” cümlesini. Kime yani?)

Davet ve tebliğ konusuna başka açılardan devam edeceğim

Biliyorsunuzdur, duymuşsunuzdur yahut bilip duyduğunuz halde duymazlıktan gelmişsinizdir ama mutlaka tesadüf etmişsinizdir. “Haramın en zoru başıdır” diyor İmam Şafii.

Köyde mağaza yok. (Minibüsü ile tencere tava plastik eşya satan) Çarşambacı Zafer'e gidip işini hallediyorsun.

Sermaye Piyasası Kanunu'muz amacını; “sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması için sermaye piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesidir” şeklinde ifade eder.

Yıllarca zabıt kâtibi olarak çalışmış, bugün ise yazı işleri müdürü olarak görev yapan bir adliye çalışanının penceresinden adalet teşkilatının sorunlarına bakmaya çalışacağız.

Kamuoyunun yakından tanıdığı bir iş adamı, bir tarihçi-sosyolog ve bir teknoloji patronu, geçtiğimiz hafta farklı saiklerle ama aynı kapıya çıkan uyarılarda bulundu. Söyledikleri yan yana konduğunda sarsıcı bir tablo beliriyor: Bilinen dünya düzeni üzerimize yıkılıyor. Kaçan kurtulur ama hasarı çok ağır olacak.

Sosyetede bir tabir vardır. Manevi bir konudan bahsederken söze, “Benim bir batıl inancım var” diye başlarlar.

Fas-İspanya seyahatimizin sonuna doğru yaklaştık… Verimli, bereketli, güzel bir seyahat oldu. Bütün fedakarlığıyla ekiple yakından ilgilenen Aşk-ı Turkuaz'ın sahibi Beytullah Yıldız kardeşime bu güzel seyahati düzenlediği için yürekten teşekkür ediyorum.

Soykırımcı Netanyahu geçen yıl olduğu gibi bu yıl da BM Genel Kurulu'nda yine neredeyse boş salona konuştu. On binlerce çocuğun, on binlerce kadının, on binlerce masumun katili olan Netanyahu kan kokuyordu, irin kokuyordu. Burunsuzlar hariç herkes salonu terk etti.

Bu günlerde Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı Hocamızın “Göçüp Giderken” adıyla neşredilen hâtıratını okuyorum. Bu hâtırat da emsâli bazı kitaplar gibi soru-cevap şeklinde hazırlanmış olduğu için okuyucunun ilgisini daha fazla çekiyor. Ben de iki defa gözden geçirdim ve birçok bölümün altını kırmızı kalemle çizdim. Bu işlemi uyguladığım bölümlerden biri de İbnülemin Mahmud Kemal Bey'le ilgili olduğu için aşağıdaki satırları kaleme alma ihtiyacını duydum.

Behçet Necatigil, Ziya Osman Saba hakkındaki bir yazısını şu cümlelerle bitirir:

Ve bunun için hiç üzgün değilim. Zira kendime verilmiş bir sözün, çizdiğim bir ilkenin, belirlediğim kırmızı çizgilerin bir sonucu bu.

İlk kez bu iki kavramı TV programında refikimiz Yusuf Alabarda'dan duymuştuk: Hâl ve Kal. Siyasette itibar; “Lisan-ı kal” (söz dili) ile “lisan-ı hâl”in (duruş ve eylem dili) uyumuyla kazanılır.

Yıl sonu yaklaştıkça en çok sorulan soruların başında döviz kuru oluyor. İşletmeler bir yıl sonraki bütçelerini yapabilmek ve belirli girdi maliyetlerini öngörebilmek için bireyler de mevcut tasarruflarının durumunu kıyas edebilmek için yıl sonu döviz kuru seviyesini merak ediyorlar. Ayrıca yakın finansal tarihimizde çok kez tekrarlanan ve dönem dönem finansal istikrarı tehdit eden ani kur artışları da hafızalarımızdayken kurumların ve hiç döviz tasarrufu dahi olmayan bireylerin de döviz kuru seviyesini takip etmesi son derece doğal.

Fon vurgunları, savaşlar, gösterişler, kibirler, ekonomik darboğazlar, iflaslar...

Semerkant'tan sosyal düşüncenin tarihine bakarken, İbn Haldun'un yanına Bîrûnî'yi de yerleştirmek gerektiğini söylemiştik. Bîrûnî'nin başka bir toplumu kendi anlam dünyası içinden kavramaya çalışan yöntemiyle Weber'in anlamacı sosyolojisi arasında dikkat çekici bir yakınlık bulunduğuna da işaret etmiştik. Ancak bu yakınlığı bir etkilenme ilişkisi olarak değil, iki düşünürün farklı yüzyıllarda ulaştığı yöntemsel bir akrabalık olarak değerlendirmiştik.

Muhakkak görmüşsünüzdür, meşhur Yahudi fizikçi Albert Einstein'ın “Filistin'deki Yahudi terör gruplarını” kınadığı meşhur bir mektubu vardır. 10 Nisan 1948 tarihli mektup, Amerikalı Siyonist liderlerden Shepard Rifkin, kendisinden Siyonizm'e açık bir destek istediğinde, cevap olarak kaleme alınmıştır. Metin şöyledir: “Filistin'de gerçek ve nihaî bir felâket başımıza gelecek olursa, bunun ilk sorumluları İngilizler, ikinci sorumluları ise kendi aramızdan çıkan terörist örgütler olacaktır. O yanıltılmış ve suçlu insanlarla herhangi bir şekilde ilişki kurmaya niyetli değilim.”

Jeopolitik gerçeklik her geçen gün kendini daha çok ve sert dayatmaya başlayacak; BM zirvesini gölgelen ABD Başkanı Trump ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping buluşması aşamalardan sadece biri…

İstiğnâ ve iktifâ, bizim medeniyet tasavvurumuzun gönül verdiğimiz değerlerden süzerek rafine hale getirip kalplerimize emanet ettiği iki mühim kavramdır ve yalan dünyada Müslümanca yaşamak isteyen kişinin hayatında pek kıymetli bir yer tutar.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ilk ne zaman “Dünya 5'ten büyüktür” dedi?