POPULARITY
Categories
2025'in son bölümü ile karşınızdayım. Kitap kulübümüzün 60. buluşmasında Amin Maalouf'un "Empedokles'in Dostları" adlı kitabını konuştuk.1949 Lübnan doğumlu Maalouf, Semerkant gibi tarihsel kurgularıyla tanınsa da bu kez karşımıza siyasi bir komplo teorisi ile çıkıyor. Pandemi öncesinde kaleme aldığı kitap, nükleer tehditler ve teknolojinin insanlığın üzerindeki etkilerini tartışıyor. Teknolojinin bizi nasıl köleleştirdiği tartışmasına değişik bir açıdan ışık tutuyor.Toplantımızda bazı arkadaşlarımız Maalouf'un diğer eserlerinden bekledikleri edebi derinliği bulamadıklarını, karakterlerin ve kurgunun daha basit kaldığını düşündüklerini paylaştılar. Buna karşın, kitabın özündeki tartışma konusunun hepimize hitap ettiğini söyleyebiliriz.Empedokles, M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış yani Sokrates öncesi bir antik Yunan filozofu. Kendinden önceki doğa düşünürlerinin temel öğe (arkhe) olarak belirlediği, su, ateş ve havaya, toprak öğesini de ekleyerek hepsini bir arada kullanan ilk düşünür olmuş. Bu elementleri bir araya getiren gücün “sevgi”, ayıran gücün ise “nefret” olduğunu öne sürmüş. Efsaneye göre tanrılaşmak için Etna yanardağına atlamış ve bu hikaye, ölümsüzlük arayışı ve insanüstü bilgelik temalarıyla bu kitapta sembolik olarak kullanılmış.Kitabın bizi en çok düşündüren tarafı, ölümsüzlük gerçekten insanlık için bir kurtuluş mu yoksa yeni bir kölelik mi sorusu oldu. Yapay zeka ve teknolojinin geldiği noktada, bu sorunun pek de uzak olmayan bir gelecekte yanıt bulabileceğini konuştuk. Dervişin fikri neyse zikri de odur, biz de konuyu tüketim merkezli sistemden çıkış arayışına bağladık. Mevcut kapitalist sistemin sancılarını görüyoruz, yapay zeka ile ezberler bozuluyor ve insanın üretimdeki rolü tartışılır hale geliyor. Ama bu da bütün sistemin dayandığı tüketim için bir tehdit; öyle ya, geliri düşerse veya işsiz kalırsa tüketmek için parayı nereden bulacak insanlar? Hele ömür de uzarsa ne yapacaklar; çare ve umut bireysel üretimde bence.Kitap da çok umutsuz bir yerde kapanmıyor, çare sizsiniz diyor bir bakıma davetsiz misafirlerimiz. Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla: (02:37) Olcay Büyükçapar, (03:43) Ebru Başaran, (05:19) Müge İrfanoğlu, (07:46) Olcay Büyükçapar, (11:00) Mürsel Çavuş, (14:46) Suat Soy, (18:10) Olcay Büyükçapar, (19:09) Cem Çağatay Karaali, (21:21) Müge İrfanoğlu, ve (21:50) Feyza Demir.Support the show
#KöşedekiKitapçı'da
Tarikatlar insanları nasıl içine çekiyor? Aile baskısı bir kadını hangi “kaçış” yollarına sürüklüyor? Bir yapı dışarıdan modern görünürken içeride nasıl mutlak bir itaate dönüşüyor? Müge İplikçi'nin Sahte Cennetten Kaçış adlı romanı, bu soruların izini süren çarpıcı bir hikâye anlatıyor. Doğan Kitap etiketiyle yayımlanan roman; tarikat yapıları, aile içi tahakküm, kadınların özgürlük arayışı ve dayanışma ihtimali etrafında şekilleniyor. İki genç kadın gazeteci, güvenli bir hayat vaadiyle kurulan “sahte bir cennet”, adım adım daralan bir dünya… Roman, bireyin nasıl yalnızlaştırıldığını, itaatin nasıl normalleştirildiğini ve çıkış yollarının neden bu kadar zor olduğunu gösteriyor. Distopya ile gerçeğin iç içe geçtiği bu hikâye, “Bu bir kurgu mu, yoksa yaşadığımız hayat mı?” sorusunu sürekli diri tutuyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
HumanistlerVaroluşçular
286. Bölümde İzmir Ekonomi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cumhur Coşkun Küçüközmen oldu. Dünya Trendleri'nde, küresel ticaret ve finansın geleceğini şekillendiren iki önemli buluşmayı konuşacağız: WTO Public Forum ve Singapore Fintech Festival. Yapay zekâdan dijital ticarete, tokenizasyondan kuantum teknolojilerine kadar öne çıkan trendleri ve bu başlıkların Türkiye için ne ifade ettiğini birlikte değerlendireceğiz. (00:00) – Açılış WTO Public Forum Singapore Fintech Festival (02:40) - WTO Public Forum 2025'in teması “Enhance, create, and preserve” olarak belirlenmiş. Bu tema sizin için ne ifade etti? Gerçekten bu üç kelime forumun ruhunu yansıtıyor muydu? (06:10) - Forum, dijital ticaretin dönüştürücü gücüne odaklanıyor sanırım. Orada hangi dijital dönüşüm trendleri öne çıktı? (AI, e-ticaret, ileri ticaret kolaylaştırma yöntemleri vs.) (08:30) - Forumda AI'nin potansiyel faydaları kadar riskleri de konuşuldu mu? Özellikle gelişmekte olan ülkelerin dışlanma riski ve “AI zenginliğini artırabilir, ama eşitsizliği derinleştirebilir” gibi senaryolar tartışıldı mı? (10:58) - Forumda katılımcılar “tek bir küresel kural kitabı mı olmalı, yoksa bölgesel farklılıklara izin veren esnek yapılar mı tercih edilmeli” tartışmasını nasıl gördü? (16:33) - Geri döndüğünüzde aklınızda “Bunu Türkiye'de ya da Türk şirketlerinde uygulayabiliriz” dediğin bir fikir oldu mu? (18:50) - SFF'de yer alan ana teknoloji eksenlerinden (AI, kuantum, tokenizasyon) sizi en çok hangisi etkiledi ve neden? (22:25) - Tokenizasyonun sermaye piyasaları üzerindeki potansiyeli hakkında neler duydunuz önemli çıkarımlar var mı? (25:40) - AI'nin finans sektöründeki kullanımında, regülasyon ve etik konuşmaları nasıl ele alındı? (27:40) - Kuantum teknolojisinin finans dünyasında pratik olarak ne gibi etkileri olabilir? (Şifreleme, güvenlik, işlem hızı gibi) (28:50) - Yeni ödeme altyapıları (QR, dijital cüzdan, agentic commerce) festivalin gündeminde ne kadar yer aldı? Türkiye ya da başka pazarlara dair çıkarımlar var mıydı? (30:45) - WTO Forum ile SFF arasında sizin gördüğünüz en güçlü paralellikler neler? (32:25) - Bugün konuştuğumuz forumlardan çıkarılabilecek en önemli 3 içgörü sizin için neydi?” (35:00) - Kitap önerileri Imagining AI: How the World Sees Intelligent MachinesEditörler: Stephen Cave & Kanta Dihal The Thinking Machine: Jensen Huang, Nvidia, and the World's Most Coveted MicrochipYazar: Stephen Witt Moral Ambition: Stop Wasting Your Talent and Start Making a DifferenceYazar: Rutger Bregman Techno Feudalism: What Killed CapitalismYazar: Yanis Varoufakis (36:57) - Kapanış Takip X – Instagram – Linkedin – Youtube – Goodreads Bülten – E-Posta – Bu çalışmaları ve emeklerimi desteklemek için Patreon hesabımız Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
#KöşedekiKitapçı'da
#KöşedekiKitapçı'da
Gazze de şehid edilen Rim ve dedesi, birnirlerine olan sevgileri , hediye seçwrken tüketimi tercih etmmmesi ve ağaç dikşmşni tavsiye etmesi ,Filistin hassasiyetinede vurgu yapılarak güzel bir masalal dile getirilmiş . Diyanet yayınlarından çıkan bu masalmızın yazarı Merve Kahraman Öztürk
#KöşedekiKitapçı'da
Kitap Kafası (17 Aralık 2025) by Kafa Radyo
Çağdaş akımlar, pozitivist, materyalist, ateist rüzgârlar bizi “yerimizden” etti. Kafamızı karış-tırdı. Gözümüze kulağımıza perde indirdi. Kitap okuyamaz, sohbet dinleyemez olduk. Küresel-leşme fırtınası, uluslararası sermaye tayfunu bizi çok yabancı sahillere götürüp bıraktı. Evsiz, barksız, yolsuz yurtsuz kaldık. İşte Mevlânâ… İnsan ile aşk arasındaki du-varları yıktığı için arayış içinde olanlar, okumak ve dinlemek isteyenler onun feryadını duymakta ve o sese doğru koşmaktadırlar. Ancak, insa-noğlu, vazgeçemediği bazı insanları olduğu gibi değil de kendi gözlüğüyle tanımak ve tanıtmak ister. Mevlânâ da bunlardan biridir. Onun Allah (c.c.) Nebi (s.a.v.) merkezli düşüncesi saptırıla-rak ve sulandırılarak hümanizm, sekülerizm ve modernizm üçgenine oturtulmuştur. Mevlânâ kendisini böyle anlayanlara Mesnevî'nin ilk mıs-ralarında cevap vermektedir: “Herkes kendi zan-nına göre beni dost edindi. İçimdeki esrarı kimse araştırmadı.”Mevlânâ'ya bir “bütün” olarak bakamadığı-mız, onun “esrar”ına vakıf olamadığımız için espri ve nükteleri kavrayamayan çocuklar gibi davranıyoruz. İnsanoğlunu Allah ve din ile ta-nıştıran varlık peygamberlerdir, yani insanlardır. Peygamberlerin mirasçıları, takipçileri de âlim ve âriflerdir. Dolayısıyla çağımız insanlarının Mevlânâ, İbn Arabî, Yunus Emre gibi insanların delâlet ve aracılığıyla hakikatle buluşmasında anormal bir durum yoktur.Bu insanları sevenler bir müddet sonra bu in-sanların maşuklarını da sevmeye başlayacaktır. Çünkü Mevlânâ'nın “Kur'ân'ın kulu-kölesiyim” ifadesiyle “Muhammed Mustafa'nın yolunun tozuyum” tespitiyle karşılaşacaklardır. Şunu da ilâve edelim: İslâm'ın değil de Mevlânâ'nın öne çıkışında Batı'ya sunulan veya Batı'nın anladığı “İslâm imajı”nın da hissesi vardır. (Prof. Mustafa Kara, Zuhur Dergisi)
#KöşedekiKitapçı'da
Kitap10 dakika meditasyonAlternatif Meditasyon
#KöşedekiKitapçı'da
#KöşedekiKitapçı'da
#KöşedekiKitapçı'da
#KöşedekiKitapçı'da
#KöşedekiKitapçı'da
İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdiktir. Tek başına ikrar iman kâbul edilmez. Çünkü, tek başında ikrar, iman addedilse idi; münafıkların tamamı mü'min olurdu. Aynı şekilde sadece kalbin idrak etmesi (tasdik) de iman olmaz. Eğer bu durum tek başına yeterli olsa idi, Ehl-i Kitab'ın tamamı mü'min olurdu. Halbuki Allâhü Teâlâ dilleriyle ikrar eden münafıklar hakkında şöyle buyurmaktadır; “Allâh o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına şahadet eder.” (Münafikun s. 1) Ehl-i Kitap hakkında ise varit olan ayet şöyledir: “Kendilerine kitap verdiklerimiz peygamberi, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.” (Bakara s. 146) Ne var ki bunu kâbullenip dilleriyle ikrar etmezler. İman ne artar ne de eksilir. Çünkü imanın azalması ancak küfrün artması ile; artması da ancak küfrün azalması ile tasavvur edilebilir. Bu durumda, bir kişinin aynı anda mü'min ve kafir olması nasıl mümkün olur? Mü'min, gerçek anlamda inanan, kafir de hakiki manada inkar edendir. İmanda şüphe olmaz. Tıpkı küfürde olmadığı gibi. Bu bağlamda Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurmaktadır: “İşte onlar gerçekten mümindirler.” (Enfal s. 4) ve “İşte onlar gerçekten kafirdirler.” (Nisa s. 151)Efendimiz (s.a.v.) ümmet kadrosuna dahil olan günâhkarların tamamı gerçekten mü'mindir, kafir değillerdir. Amel imandan ayrı, iman da amelden farklıdır. Şöyle ki; amel mükellefiyetinin mü'minden kalktığı birçok zaman vardır. Fakat bu durumda imanın ondan gittiği söylenemez. Hayızlı kadın namaz kılmaktan muaf kılınmıştır. Böyle bir kadın için “Allâh (c.c.) onun kalbinden imanı çıkarmıştır ve ona imanı terk etmeyi emretmiştir” denemez. Şeriat o kadına; “Orucu bırak, sonra tutmadığın günleri kaza et” der. Kadına; “İmanı terk et, sonra kaza edersin” denmesi caiz değildir.(www.imamiazam.com)
Bu bölümde, sıkça içine düştüğümüz 'Şimdiki Aklım Olsa Paradoksu'nu ve yas sürecini masaya yatırıyoruz.Kübler-Ross'un o meşhur modelini merkeze alarak; depresyonun aslında korkulacak bir çöküş değil, hayatımızda büyümeye yer açan ne kadar önemli bir alan olduğunu inceliyoruz.Kendimizi kabul etme ve otantikliğimizle tanışma yolculuğunda, bu bölümün geçmiş deneyimlerinizi kucaklayabilmeniz adına içinizde bir kıvılcım yakması dileğiyle.Keyifli dinlemeler.
#KöşedekiKitapçı'da
#KöşedekiKitapçı'da
#KöşedekiKitapçı'da
Kitap kulübümüzün 59'uncu buluşmasında Nassim Nicholas Taleb'in "Antikırılgan" adlı kitabını konuştuk. Taleb, Wall Street'te risk uzmanı olarak çalışmış bir akademisyen ve yazar. Antikırılgan, belirsizlik ve kaos karşısında sadece ayakta kalmakla yetinmeyen, bu şoklardan güçlenerek çıkan sistemleri anlatıyor.Kitap, dayanıklılık ve dirençlilikten öte bir kavram sunuyor: Belirsizlikten ve değişkenlikten beslenen, rastlantılardan faydalanan yapılar. Grubumuz kitabın özgün fikrini çarpıcı buldu. Özellikle küçük dozlarda stres ve belirsizliğin sistemleri güçlendirdiği fikri hepimize farklı alanlarda yansıdı. Aşırı korumacılığın çocukları kırılganlaştırdığı gibi, yapılandırılmış sistemlerin de en küçük hatada çökebileceği görüşünde buluştuk. Lindy Etkisi, opsiyonellik, negatif via gibi kavramların hayatımıza somut örneklerle yansıdığını konuştuk.Hemfikir olduğumuz diğer bir konu, Taleb'in anlatım tarzıydı. Dağınık, savurgan yapısı çoğumuzu zorladı, bazılarımız ise tam da bu özgür anlatımı sevdi. Okuma zorluğu nedeniyle kitabın geniş kitlelere ulaşmamasının belki de bilinçli yapıldığı, doğal seçilime inanan yazarın felsefesine uygun olduğu fikri de ortaya atıldı.Ben de kendim için şunu not ettim: Antikırılganlık sadece bireysel bir süper güç değil, bağlı olduğumuz ekosistemin, ağların ve kurumların özelliği. Doğru altyapı ve bilgi ağına bağlı olmak, belirsizlikten avantaj çıkarmanın anahtarı. Son zamanlarda çokça dile getirilen az çoktur, yalınlık, sadelik gibi kavramların da daha derin düşünsel bir çerçevesini çizdi kitap.Bu bölümde şöyle de bir ilk yaşadık; kulübümüzün müdavimlerinden ve Taleb'in sıkı takipçilerinden olan Yavuz Hocam toplantı saatinde müsait olamayacağını söyleyince, kitabın seçiminde oynadığı rol nedeniyle kendisinden bir video rica ettim. Kendisi de, der ya'nın Pusula Takımı'nın whatsapp grubunda kitap hakkındaki serzenişlerimize cevaben 17 dakikalık bir savunma pardon görüşlerini gönderdi sağolsun, buraya bir kısmını alıyorum.Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla (02:29) Yavuz Abut, (12:20) Alim Küçükpehlivan, (14:45) Bekircan Kalkan, (16:47) Ebru Başaran, (19:23) Yasemin Karakaya Arslan, (25:38) Didem Güçlü İlgün, (29:04) Belgin Elmas, (30:30) Alim KüçükpehlivanSupport the show
#KöşedekiKitapçı'da
#KöşedekiKitapçı'da
280. Bu bölümde e-ticaretin büyümesiyle giderek daha kritik hale gelen “last mile” – son kilometre teslimatı konusunu derinlemesine ele alıyoruz. Şehirlerin trafiğinden karbon salımına, kullanıcı deneyiminden lojistik maliyetlere kadar uzanan bu karmaşık dünyanın aslında hayatımızın tam merkezinde olduğunu konuşuyoruz. Konuğum, Pudo A.Ş. Satış ve Pazarlama Direktörü Ülkü Dörtcan. (00:00) – Açılış (02:14) – Ülkü Dörtcan'ı tanıyoruz. (03:53) - Bu neyi nasıl çözüyor konusuna girmek istiyorum “last mile”, yani “son kilometre teslimatı” kavramından başlamak istiyorum. Ama herkesin tam olarak ne olduğunu bildiğinden emin değilim. Nedir bu last mile? Neden bu kadar önemli hale geldi? (06:23) - Peki dünyada bu süreç nasıl evriliyor? Ben Almanya örneğini vermeye çalıştım, Hangi modeller öne çıkıyor? (08:44) - Tam bu noktada çevre konusuna da girelim. Çünkü bu modelin çevresel etkisi de ciddi oranda konuşuluyor. Gerçekten fark yaratıyor mu? (09:39) - Türkiye'deki tablo nasıl peki? Bizde last mile süreçleri dünyadaki bu dönüşüme ayak uydurabiliyor mu? (10:38) – Pandemiden sonra algı Türkiye'de algı nasıl değişti? Markalar tarafı nasıl tercih ediyor? (12:00) - Ve tam bu noktada Pudo geliyor devreye. Pudo tam olarak nasıl çalışıyor, iş modeli neye dayanıyor? (15:00) - Peki kullanıcılar açısından da şirketler açısından da bakınca — kargo firmaları, e-ticaret siteleri ve markalar— bu modelin en büyük avantajı ne oluyor? (16:15) - Pudo'yu dinlerken aklıma şu geliyor: Bu sadece bir teslimat çözümü değil, sanki şehir altyapısının bir parçası gibi. Doğru bir tanım mı olur? (16:32) - Son olarak, senin gözünden teslimatın geleceği nasıl olacak? Beş, on yıl sonrasını düşündüğünde nereye gidiyoruz? (18:10) – Veri konusunda neler söylersiniz? (20:00) – Son sözler (21:13) – Kitap önerisi Çizginin Dışındakiler – https://www.goodreads.com/book/show/12803201-izginin-d-ndakiler---baz-i-nsanlar-neden-daha-ba-ar-l-olur?ac=1&from_search=true&qid=IgZay9m391&rank=2 (21:56) - Kapanış Sosyal Medya takibi yaptın mı? X - https://x.com/dunyatrendleri Instagram - https://www.instagram.com/dunya.trendleri/ Linkedin - https://www.linkedin.com/company/dunyatrendleri/ Youtube - https://www.youtube.com/c/aykutbalcitv Goodreads - https://www.goodreads.com/user/show/28342227-aykut-balc Bülten - https://dunyatrendleri.substack.com/ aykut@dunyatrendleri.com Bize bağış yapıp destek olmak için Patreon hesabımız – https://www.patreon.com/dunyatrendleri Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
#KöşedekiKitapçı'da
#KöşedekiKitapçı'da
Kitap Kafası (19 Kasım 2025) by Kafa Radyo
#KöşedekiKitapçı'da
#KöşedekiKitapçı'da
Sinema yazarı ve çevirmen Fatma Cihan Akkartal ve yazar Hakan Bıçakcı ile Gece Vardiyası, ayda 2 defa Pazartesi akşamları karşınızda...
#KöşedekiKitapçı'da
#KöşedekiKitapçı'da
#KöşedekiKitapçı'da
Kitap Kafası (12 Kasım 2025) by Kafa Radyo
Kitap kulübümüzün 58inci buluşmasında sosyal psikolog Jonathan Haidt'in "Doğru Akıl: Neden İyi İnsanlar Siyaset ve Din Yüzünden Bölünür?" adlı kitabını konuştuk.Haidt ile birkaç yıl önce 2008 tarihli TED konuşması ile tanışmıştım. Cumhuriyetçiler ve demokratlar arasındaki derinleşen uyuşmazlığın nedenleri üzerine bir konuşmaydı. Türkiye'deki duruma fazlasıyla benzer olduğunu düşünmüştüm, blogumda da bir yazı yazmıştım.Haidt yıllar içinde derinleştirdiği çalışmalarını topladığı bu kitapta, insanların ahlaki yargılarının öncelikle sezgisel duygulardan kaynaklandığını ve akıl yürütmenin çoğunlukla bu sezgileri haklı çıkarmak için sonradan devreye girdiğini gösteriyor. Geliştirdiği Ahlaki Temeller Teorisi, insan ahlakının altı temel üzerine kurulu olduğunu öne sürüyor:Ahlakın iki ucundaki temsili ile; Zarar vermeme/bakım verme, adalet/hile, sadakat/ihanet, otorite/asi olma, kutsallık/aşağılama ve özgürlük/baskı olarak bu altı temeli ifade ediyor. Kitabın en çarpıcı tespiti, liberallerin genellikle sadece zarar vermeme ve adalet temellerine ağırlık verirken, muhafazakarların altı temelin hepsini kullanması ve bu farkın siyasi kutuplaşmanın temel nedenlerinden biri olması.Örneğin bir muhafazakar kişi dövme yaptırmayı bedene zarar vermek yani Allah'ın bize verdiği bedene, bir anlamda kutsala zarar olarak yorumlayabilir, bu ise sol veya liberal görüşe göre kişinin kendi hürriyeti, tasarrufu olarak görülebiliyor. İki tarafın anlaştığı temeller ise başkalarına zarar vermeme ve adil olma konuları.Bu da ilginç bir şekilde sağcı politikacılara daha geniş bir malzeme verirken, solcu politikacıların daha dar bir alana kısılmış ve sanki diğer ahlaki değerleri ciddiye almıyormuş izlenimini verdiğinden bahsediyor. Kitap bunu örneklerle çok güzel açıklıyor.Diğer yandan insanları bencil varlıklar olarak görme eğilimimiz olsa da Haidt ayrıca insanların sadece bencil değil, "kovan etkisi" ile grup halinde hareket etmeye de yatkın olduklarını savunuyor. Hatta bizlerin %90 şempanze, %10 arı gibi davrandığımızı söylüyor.Bizim sohbetimizde de derin paylaşımlar oldu, konunun hassasiyeti nedeniyle çok az bir kısmını paylaşacağım. Katılımcılar, kitabın kendilerini tanıma konusunda bir ayna tuttuğunu ifade ettiler. Birçok arkadaşımız, kendilerini liberal veya özgürlükçü zannettiğini ama kitaptaki test sorularıyla yüzleştiğinde aslında beklenmedik ahlaki hassasiyetlere sahip olduğunu fark ettiğini paylaştı.Kitabın en çok takdir edilen yönü, karşı tarafı anlamak için bir çerçeve sunması oldu. Katılımcılar, farklı siyasi görüşlere sahip insanların aslında kötü niyetli olmadığını, sadece farklı ahlaki temellere ağırlık verdiklerini anlamanın özgürleştirici olduğunu belirttiler. Özellikle aile içi tartışmalarda bile bu çerçevenin yardımcı olabileceği vurgulandı.Toplantıda fil ve binici metaforu özellikle ilgi çekti. Rasyonel düşüncenin aslında ne kadar sınırlı olduğu, sezgilerimizin hayatımızı nasıl yönlendirdiği üzerine paylaşımlar yapıldı. Ayrıca kitabın, insanların bir araya gelme, ritüeller ve "kovan etkisi" ile ilgili açıklamaları, kendi hayatımızdan örneklerle desteklendi.Sonuç olarak her ne kadar yer yer okuması akademik altyapı gerekliliğiyle zorlasa da, biz okumuş olmaktan memnunuz ve konuyla ilgiliyseniz size de tavsiye ediyoruz. Tamamlayıcı nitelikte olduğunu düşündüğümüz Rutger Bregman'ın “Çoğu İnsan İyidir” aslı kitabının yeni baskısı çıkar çıkmaz programımıza almayı istiyoruz.(03:53) Feyza Demir (11:00) Alim Küçükpehlivan (14:05) Mete Yurtsever (16:58) Feyza Demir (17:48) Alim Küçükpehlivan (18:42) Feyza DemirSupport the show
#KöşedekiKitapçı'da bugün
Education https://archive.org/download/sesvekitap/DunyamuzesiniUsame.mp3 270
#KöşedekiKitapçı'da bugün
QNB Dijital Köprü katkılarıyla 278. Bölümde yine son dönemin çok konuşulan bir konuya odaklandık. Bugün “müşteri deneyimi” artık sadece çağrı merkezi kalitesinden ya da memnuniyet anketlerinden ibaret değil. QNB Dijital Köprü katkılarıyla... Bu bölüm QNB Dijital Köprü hakkında tanıtım içerir. https://www.qnb.com.tr/dijitalkopru Yapay zekâ, markaların müşterilerini gerçek zamanlı tanımasını, davranışlarını tahmin etmesini ve kişiselleştirilmiş aksiyonlar almasını mümkün kılıyor. Peki bu dönüşüm pratikte nasıl gerçekleşiyor? Bu bölümde Dünya Trendleri'nden Murat Hacıoğlu ile yapay zekâ destekli müşteri zekâsı kavramını, veriyi gelire dönüştürmenin zorluklarını, müşteri kaybını öngören yeni modelleri ve otomasyon ile insan dokunuşu arasında doğru dengeyi konuşuyoruz. Önümüzdeki 2–3 yılda müşteri deneyimini kökten değiştirecek gelişmelere de birlikte bakıyoruz. (00:00) - Açılış (02:00) - b2 metric'in hikayesi (03:48) - Son dönemde sıkça duymaya başladığımız ‘yapay zekâ destekli müşteri zekâsı' kavramı aslında ne anlama geliyor? (12:22) - Siz ‘sırada ne olacağını tahmin eden yapay zekâ' diyorsunuz. Bu tahminler nasıl yapılıyor? Yani sistem hangi verileri analiz ediyor, hangi sinyallerle müşteri davranışını öngörüyor?” (19:20) - Veriyi gelire dönüştürmek, bugün herkesin hedefi. Ama birçok şirket bu yolda zorlanıyor. Sizce bu dönüşümün önündeki en büyük engeller neler? Veriden içgörüye, içgörüden aksiyona geçiş nasıl başarılır? (25:10) - Yapay zekâ her şeyi tahmin edebiliyor ama müşteri ilişkilerinde insan dokunuşu hâlâ çok değerli. Sizce markalar bu dengeyi nasıl kurmalı? Tam otomasyon mu, yoksa ‘insan destekli yapay zekâ' mı geleceğin modeli olacak? (27:13) - Önümüzdeki 2–3 yılda müşteri deneyimini tamamen değiştirecek en büyük AI gelişmesi ne olacak sizce? Ve siz bu geleceği nasıl tasarlıyorsunuz? (29:25) - Kitap Önerisi Steve Jobs - https://www.goodreads.com/book/show/11084145-steve-jobs?from_search=true&from_srp=true&qid=bBTrxQ8rig&rank=1 Sosyal Medya takibi yaptın mı? X - https://x.com/dunyatrendleri Instagram - https://www.instagram.com/dunya.trendleri/ Linkedin - https://www.linkedin.com/company/dunyatrendleri/ Youtube - https://www.youtube.com/c/aykutbalcitv Goodreads - https://www.goodreads.com/user/show/28342227-aykut-balc Bülten - https://dunyatrendleri.substack.com/ aykut@dunyatrendleri.com Bize bağış yapıp destek olmak için Patreon hesabımız – https://www.patreon.com/dunyatrendleri Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices