POPULARITY
Categories
Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın 12'nci sırasında “Sorumlu Üretim ve Tüketim” yer alıyor. SKA 12, yalnızca atık yönetimi ve geri dönüşümü değil, aynı zamanda doğal kaynakların verimli kullanımını ve tedarik zincirlerinin sürdürülebilirliğini kapsıyor. Küresel üretim ve tüketim alışkanlıklarımızı gezegenin sınırları içinde tutmayı hedefleyerek, çevre üzerindeki ayak izimizi küçültmenin önemini vurguluyor. Sürdürülebilirlik Sohbetleri'nin bu bölümünde Yekta Kopan, Kognitif Nörobilim ve Nöropsikoloji Uzmanı Neşe Merdinler ile bireylerin ve kurumların tüketim tercihlerini sadece bir "niyet" olmaktan çıkarıp somut "eyleme" dönüştürmenin yollarını konuşuyor.
AB'nin savaşın dördüncü yılında hayata geçirmek istediği Rusya'ya karşı yaptırım paketi, Macaristan'ın vetosuyla karşılaştı. CHP kurultay davasının Aziz İhsan Aktaş davasıyla birleştirilmesi talep edildi.Bu bölüm Sneaks Up hakkında reklam içermektedir. Türkiye Basketbol Federasyonu ile imzalanan anlaşmayla Sneaks Up, Basketbol Milli Takımlarının resmi sponsorları arasına katıldı. Ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Rusya, ticaret gemilerine el konulmasını "Batı korsanlığı" olarak tanımladı ve gerekirse donanma güçlerini devreye sokacağı uyarısında bulundu. Bahis operasyonunda Diyarbekirspor'a el konuldu.Bu bölüm Amazon Türkiye hakkında reklam içermektedir. Amazon, depremden etkilenen bölgedeki doğal ekosistemlerin yeniden onarılmasını desteklemek amacıyla Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'na 1,5 milyon Avro destek sağladığını duyurdu. Amazon'un sürdürülebilirlik özelinde diğer projelerini burada bulabilirsiniz.
Ediposis ve Cebirci, ilk İngiltere ziyaretlerinden Birleşik Krallık vatandaşlığına kadar geçen süreçte yaşadıklarını anlatıyor. Serinin ilk bölümünde, farklı vize türlerini, kalıcı yerleşim vizesini ve sonrasında yemin törenine giden adımları konuşuyoruz.Konu hakkında sorularınız olursa bizimle Instagram üzerinden iletişime geçebilirsiniz: / sehir.hikayeleri.podcast
Emekçi halk abluka altında. İstibdad rejimi ve patronlar el ele verdi işçi sınıfının üzerine adeta kâbus gibi çöktü. Ablukanın adı Orta Vadeli Program! İşçi ve emekçilerin ücretlerini/maaşlarını hedeflenen enflasyona göre belirleme adı altında sermayenin sefalet dayatmasını devlet politikası haline getirdiler. Geçtiğimiz yıl kamu işçilerinin toplu sözleşmeleriyle başladılar, kamu emekçilerinin (memurların) toplu sözleşmesiyle, asgari ücretle ve emekli aylıkları ile devam ettiler. Ablukayı MESS sözleşmesinde de sürdürdüler. Patronlar tüm bir dönem boyunca yaptıkları işten çıkarmalarla adeta terör estirerek toplu sözleşme masasına oturdular. MESS masada sefaleti dayatırken arkasına yine istibdadı ve grev yasaklarını alıyordu.Bu ablukayı kırmanın işçi sınıfının örgütlü mücadelesinden başka yolu yoktur. Bu süreçte metal işçileri MESS'ten kopardığı her kuruşu örgütlülükleriyle, geçmişte grev yasaklarını aşan grev örneklerinden aldıkları güçle kazandılar. Migros işçileri örgütlü mücadeleyle ve direnerek depolarında taşeron düzenini çöpe attı. Ve nihayet Gebze'de 261 işçi çıkıp 100 günü aşan grevle ablukayı kırdı. Bir buz kıran gemisi gibi tüm işçi sınıfı için yolu açtı. Smart Solar grevinden bahsediyoruz. İşçiler sadece patronla değil adeta yedi düvelle dövüştüler. Smart işçileri 2022 yılında tek bir işçinin işten atılmasına karşı fabrikayı işgal ederek, hepimiz birimiz için diyerek bu kavgaya başladılar. Birleşik Metal-İş sendikasını işgalle, grevle, direnişle fabrikada örgütlediler. Sendika için gerekli çoğunluğu sağladıktan sonra karşılarına uzayan yetki mahkemeleri çıktı. “Alınteri kurumadan adalet istiyoruz!” diyerek adliyenin kapısına dayandılar. Sendika girdi ama Smart patronunun saldırıları bitmedi. İstibdadın yardımıyla İzmir'deki fabrikasının işkolunu tamamen yasadışı şekilde değiştirip sarı sendikayı soktu. Bu sendikayla sözleşme imzalayıp Gebze'deki işçilerin grevini daha başlamadan kırmaya çalıştı. Yetmedi, Kayseri'de yasadışı fason üretim yaptı. Yetmedi, mahkemeden ısmarlama kararlar çıkartıp grev olan fabrikadan mal çıkartmaya çalıştı. Direnen işçilerin karşısına polisi dikti. İşyeri temsilcileri dahil 47 işçiyi tazminatsız işten attı. Smart işçisi birliğini bozmadı, dayandı. Tek bir işçiyi geride bırakmadıkları gibi 47 işçiyi de geri işe aldırdı. Sefalet dayatmalarını yırtıp attı. Ablukayı örgütlü gücüyle kırdı.Hayat pahalılığına ve sefalete karşı dişinizi sıkın diyenlere cevabımız sıkılı yumruklarımızdır! Her koyun kendi bacağından asılır diyenlere cevabımız işçilerin birliğidir! Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz! Çözüm için seçim sandığı gösterenlere cevabımız grev çadırlarıdır. Sandıkta başka başka partilere oy vermiş olsa da sınıf kavgasında birleşen Smart işçisi memlekete umut olacak siyasetin yani sınıf siyasetinin de yolunu göstermektedir. 261 oyun sandıktaki etkisi sıfırdır. Ama 261 işçinin birliği ve örgütlü mücadelesi adeta yedi düvelle savaşıp sermayenin ve istibdadın kuşatmasını kıracak bir gücü açığa çıkartmıştır. İşte bu, sınıf siyasetinin dayandığı güçtür. İşçiler, kamu emekçileri, küçük esnaf, yoksul köylü ve tüm ezilenler bu gücün etrafında birleşmelidir.Sınıf siyaseti boş vaatlere değil sermaye düzeninden söke söke alınan haklara ve kazanımlara dayanır. O yüzden gerçekçi siyaset sınıf siyasetidir. İçinde tek bir işçinin olmadığı meclisten medet ummak mı gerçekçi siyaset? Sınıf siyaseti aynı zamanda yeni olandır. Defalarca aynı şeyi deneyip tekrar tekrar hüsrana uğrayan emekçi halka yeni ve umutlu bir yol açmaktadır. İşgal, grev, direnişle buzları kırıp bu yolu açan tüm işçilere selam olsun! Kazanacağız!
Bugün Dünya Radyo Günü. Radyo kimi zaman haber alma, kimi zaman müzik dinleme,, kimi zaman da yalnızlığı unutturan bir ses. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO, eğitimin, toplumsal tartışmanın ve düşünce özgürlüğünün taşıyıcısı olan radyoya hakettiği değeri hissetirmek için 2011 yılında 13 Şubat'ı Dünya Radyo Günü ilan etmişti. O günden bu yana her 13 Şubat, radyo ve radyocular için özel bir gün olarak kutlanıyor. Radyo, günümüzde dünya nüfusunun %95'ine ulaşabilme olanağı ile dünyada milyarlara ulaşan kitle iletişim araçlarından biri olarak kabul görüyor. Radyo sayesinde mesafelerin hükmü ortadan kalkıyor, dünyanın en ücra noktalarından bile haber almak hiç olmadığı kadar kolaylaşıyor. Bazıları için sosyal medya platformlarından bilgi daha ulaşılabilir olsa da yapay zeka içerikleri, doğruluğu konusunda kullanıcıları şüpheye düşürüyor. Bu noktada radyo diğer haber alma mecralarına göre daha güvenilir görülüyor. Kayıttayız'da bu hafta radyonun önemini ve Türkiye'deki radyoculuğu konuştuk.
İkili Görüş'te Emrullah Özdemir ve İlkan Dalkuç, Dr. Gökhan Çınkara ile Epstein dosyalarının açıklanmasının Ortadoğu'ya etkisini, İran'a olası ABD-İsrail müdahalesini ve Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında gerilen ilişkilerin Türkiye'ye etkisini tartışıyor.Çınkara'nın önerdiği Anthropic CEO'sunun sitesi: https://www.darioamodei.com/00:00 Giriş00:50 Bu bölümde neleri konuşacağız?02:00 ABD'yi yöneten üçlüde (askeri-sanayi kompleks, iş insanları ve elitler) Epstein nereye düşer?08:50 Epstein şaibeli bir şekilde ortaya çıkıyor: Başlangıçta bu kadar parayı nasıl kazandı?10:00 2008'den sonra hala Epstein'la ilişkisini sürdürenler, yeni ilişki kuranlar default şaibeli (evet, o da)11:50 Epstein'ın illegal ilişkileri dışındaki legal ilişkileri de gerçekten çok "ilginç"14:10 Noam Chomsky'nin Epstein'le ne işi vardı? Fail mi mağdur mu? (Homo sum, humani...)18:15 ABD'de Trump'ın partisinden olup önemli iki Trump karşıtının Epstein dosyalarının açıklanmasındaki rolüne dair21:55 Elitlerin savaşı yaklaşıyor: Steve Bannon, Peter Thiel, J. D. Vance27:30 Tech bro'lar Bill Gates'i gözden çıkardı, daha da sert vuracaklar30:50 Palantir ve Anthropic'in politika, niyet farkı32:30 2026 ABD ara seçimi Cumhuriyetçiler için iç açıcı görünmüyor36:30 2026 ABD ara seçiminde Demokrat Parti ne yapacak (DP dalgalanmadan durulmaz)38:40 İran'da kitlesel öldürümler İran'ın güç gösterisi değil zafiyetidir46:30 Ekonomik kriz İran rejimine darbelerini sıklaştıracak49:00 Küba pamuk ipliğine bağlı50:30 Biden İran'a yaptırımlara göz yumuyordu ama Trump arka kapı, nefes alanı bırakmadı53:30 Trump Körfez ülkelerinin kamplaşmasında taraf tutmuyor58:30 Türkiye'nin Suudi Arabistan ile BAE meselesinde şu haklıdır deme lüksü yok01:01:10 İngiltere'nin Arap ülkeleriyle, Epstein ile ilişkisi 01:03:20 Beğenmesek de Netanyahu "akıllı" adam, usta bir spinner01:04:40 Türkiye Libya'ya F-16 yollamamıştı ama Somali'ye yolladı. Bu ne anlama geliyor?01:08:50 İsrail neden Somaliland'ın ayrılmasını istiyor?01:10:10 Türkiye'nin Afrika açılımında Somali ve Etiyopya'nın önemi01:12:40 Dış politika, "hariciyeci"lere bırakılamayacak denli farklı hale gelecek (güvenlik ticareti)Ayrıcalıklardan yararlanmak için bu kanala KATIL:https://www.youtube.com/channel/UCWyDy24AfZX8ZoHFjm6sJkg/joinBizi Patreon'dan Destekleyin
Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın 11'inci sırasında “Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar” yer alıyor. SKA 11, şehirlerin ve yerleşim alanlarının herkes için kapsayıcı, güvenli, dirençli ve sürdürülebilir hale getirilmesini hedefliyor. Hızla artan kentleşmenin yarattığı barınma, ulaşım, çevre kirliliği ve afet riskleri gibi sorunlara karşı insan odaklı planlama, yeşil alanların korunması ve güçlü altyapı çözümlerinin önemini vurguluyor.Sürdürülebilirlik Sohbetleri'nin bu bölümünde Yekta Kopan; WRI Türkiye Kentsel Gelişim Kıdemli Yöneticisi Merve Akı Yaman ile sürdürülebilir şehirlerin nasıl mümkün olabileceği, kentlerde yaşam kalitesini artıran uygulamalar ve yerel–küresel ölçekte yaratılan çevresel ve toplumsal etkiyi konuşuyor.
Mükemmellik bir yalan, yaraların ise gerçekliğindir. Japonların 500 yıllık Kintsugi sırrı ile acılarını sanata dönüştür. Kırıldığın yerler, ışığın içeri girdiği yerlerdir.
Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın 17'nci sırasında “Amaçlar için Ortaklıklar” yer alıyor. SKA 17, sürdürülebilir kalkınmanın yalnızca tek bir aktörün çabasıyla değil, kamu, özel sektör, sivil toplum ve akademi arasında kurulacak güçlü iş birlikleriyle mümkün olabileceğini vurguluyor. Finansmandan teknolojiye, bilgiden kapasite geliştirmeye uzanan bu hedef; ortak akıl, paylaşılan sorumluluk ve kolektif etkiyi merkeze alarak küresel sorunlara kalıcı çözümler üretmeyi amaçlıyor.Sürdürülebilirlik Sohbetleri'nin bu bölümünde Yekta Kopan; ESTÜ Ekoloji Anabilim Dalı Başkanı & ESO Sürdürülebilir Yeşil Sanayi Danışmanı Prof. Dr. Cengiz Türe ile sürdürülebilirlikte iş birliklerinin gücünü ve ortaklıklarla yaratılan toplumsal ve çevresel etkiyi konuşuyor.
Güncellenen Carbon Majors raporu üzerinden küresel emisyonların büyük bölümünden sorumlu fosil yakıt şirketlerini ve özellikle devlet şirketlerinin payını ele alırken; Birleşmiş Milletler verileri ışığında artık “kriz” değil, 'küresel su iflası' olarak tanımlanan geri dönülmez su kaybı sürecinin iklim değişikliğiyle bağlantılarını ve dünya genelindeki çarpıcı örnekleri ele alıyoruz.
Suriye yakın tarihinin en eli kanlı ve gaddar aktörlerinden Rifat Esed, 88 yaşında öldü. Hâfız Esed'in küçük kardeşi ve Beşşâr Esed'in amcası olan Rifat Esed, 2021'de uzun yıllardır sürgünde bulunduğu Paris'ten Suriye'ye dönmüş, 2024'ün Aralık ayında ise yeğeni Beşşâr'ın devrilme sürecinde ailesiyle birlikte Birleşik Arap Emirlikleri'ne, Dubai'ye sığınmıştı. Beşşâr Esed'in kız kardeşi Büşrâ da halen Dubai'de yaşıyor.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, dünya liderlerini kendi kurduğu "Barış Kurulu'na katılmaya davet etti. Gazze'nin yönetimi ve yeniden inşasını denetlemek üzere tasarlanan plan, kısa sürede planlanan görev sınırlarının çok ötesine geçti.
Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın 13'üncü sırasında “İklim Eylemi” yer alıyor. SKA 13, yalnızca karbon emisyonlarını azaltmayı değil aynı zamanda iklim krizinin yol açtığı risklere karşı toplumları daha dirençli hale getirmeyi, iklim finansmanını artırmayı ve sürdürülebilir bir gelecek için tüm sektörlerde dönüşümü hızlandırmayı hedefliyor.Sürdürülebilirlik Sohbetleri'nin bu bölümünde Yekta Kopan; TULIP Sürdürülebilirlik Merkezi'nin Kurucusu ve Genel Müdürü Şafak Özsoy ile COP30 sonrasında şekillenen küresel iklim gündemini, sürdürülebilirlik alanındaki yeni dinamikleri ve geleceğe yönelik beklentileri konuşuyor.
Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın 9'uncu sırasında “Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı” yer alıyor. SKA 9, yalnızca teknolojik gelişmeyi desteklemeyi değil aynı zamanda dijital dönüşümün sorumlu, kapsayıcı ve sürdürülebilir biçimde gerçekleşmesini, yenilikçi çözümlerle toplumsal fayda yaratılmasını ve dayanıklı altyapılarla geleceğe hazırlanmayı hedefliyor.Sürdürülebilirlik Sohbetleri'nin bu bölümünde Yekta Kopan; Siber Güvenlik Mühendisi Tevfik Demirel ile teknoloji ve dijital sorumluluğun sürdürülebilirlik gündemindeki yerini, yenilikçi çözümlerin toplumsal ve çevresel etkilerini ve geleceğin dijital dönüşüm dinamiklerini konuşuyor.
Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın 15'inci sırasında “Karasal Yaşam” yer alıyor. SKA 15, ormanların, toprakların ve biyolojik çeşitliliğin korunmasını; bozulan ekosistemlerin onarılmasını ve doğayla uyumlu bir kalkınma anlayışının benimsenmesini hedefliyor.Sürdürülebilirlik Sohbetleri'nin bu bölümünde Yekta Kopan; İstanbul Medipol Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma, İkiz Dönüşüm Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Rana Atabay Kuşçu ile doğa pozitif dönüşümü konuşuyor.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan “Birleşmiş Milletler” tam da Trump'ın Venezuela'ya yaptığını yapmaması için kurallar getirmişti. Şimdiyse kurallara dayalı, liberal, uluslararası hukuk düzeninin işlevini yitirdiği bir dönemin içerisindeyiz. Soykırımcı İsrail'in cezasız kalması, ABD'nin Venezuela'ya askerî müdahalesiyle ülkenin devlet başkanı ve eşinin yatak odalarından alenen kaldırılarak kaçırılması bu düzenin tabutuna çakılan son çiviler oldu.
Birleşik Arap Emirliklerinin Batı'da İslam'ın imajına yönelik karalama kampanyalarını yönettiği ve finanse ettiği yönünde bilgiler ortaya çıkmaya başladı. Görünüşe göre bu, oldukça şaşırtıcı bir bilgidir. Çünkü BAE Arap, Müslüman ve Arap coğrafyasına ait bir ülkedir. Bilginin şaşırtıcı olması da buradan kaynaklanıyor. Arap, Müslüman ve Arap coğrafyasına ait bir ülkenin İslam'a ve Müslümanlara yönelik olumsuz yaklaşımların içinde yer almaması gerekirdi. Üstelik Batı'da bu tarz kampanyalarda Siyasal İslam ve İslamcılık gibi ideolojik kavramlar öne sürülür, bu kavramlarla özdeşleştiği kabul edilen İslâmî gruplar hedefe konulurdu. Yayılan haberlere göre BAE, bir tutum değişikliğine giderek İslam'ı ve Müslümanları sorunun kaynağı olarak göstermektedir. Bunu, BAE'nin bağımsız bir faaliyeti olarak görmemek gerekir. Böylesi gelişmeler çok daha geniş bir kampanyanın parçasıdır.
Birleşmiş Milletler, ABD'nin hafta sonu Venezuela'da gerçekleştirdiği saldırıları BM sözleşmesinin doğrudan ihlali olarak niteleyerek kınadı. Venezuela eski Devlet Başkanı Nicolás Maduro New York'ta bir sonraki mahkeme tarihini beklerken, Venezüella Başsavcısı Maduro'nun uluslararası hukuk kapsamında dokunulmazlığının tanınması çağrısında bulundu.
#SoraSora Sabahattin Ali'nin romanı Kürk Mantolu Madonna, Birleşik Krallık'ta çok satanlar arasına girerek yıla damgasını vurdu. Neden zamansız? Neden evrensel? @dkilislioglu yılın son programını bu konuya ayırdı. Neden zamansız? Neden evrensel? Neden tanıdık? Deniz Kilislioğlu soruyor, yazar Mehmet Cemil ve eleştirmen Selahattin Yusuf yorumluyor. Ve kızı Filiz Ali, babasını anlatıyor.
Arap dünyasında çarpıcı bir atmosfer yaşanıyor: Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yönetimine karşı adeta yekpare bir öfke ve eleştiri tufanı var. Sosyal medyadan sokaklara, bu öfkenin türlü yansımalarını görmek mümkün. Çok takipçili ve açık adresli hesaplar BAE lideri Muhammed bin Zâyed'i doğrudan hedef alan paylaşımlar yaparken, Sudan ve diğer ülkelerde “İmârât” (Emirlikler. BAE'nin Arapça kısa adı) karşıtı keskin sloganlar atılıyor.
İsrail'in kolonyal bir yapı olarak kurulduğu dönemde Ürdün Kralı Abdullah'ın Filistin'e ihaneti, bilinen bir hadisedir. Aslında babası da Osmanlı'ya ihanet etmiş, İngilizlerin İslam coğrafyasında hâkimiyet kurmasında büyük bir rol oynamıştı. Bizde Şerif Hüseyin'in ihaneti daha çok bilinir. Ne yazık ki oğul Abdullah'ın ihaneti de çok büyüktür. Sebepleri üzerinde duracak değilim fakat her iki hadiseyi birbirine bağlayan asli unsurlar üzerinde durulmadığı için farklı fikirler daha çok öne çıkmıştır. Bunların ayrıntılarına girdiğimizde kısır tartışmalardan kurtulmamız mümkün olmayacaktır. Buna karşın tarihî önemi olan hadiseleri mutlaka yeni bir gözle değerlendirmek gerekiyor. Bugün Birleşik Arap Emirlikleri'nin İsrail'le derinleştiği ortaya çıkan ilişkileri benzer olayların tekrarlandığını gösteriyor. Dolayısıyla geçmişin olaylarını ve kişilerini yeni görüşler çerçevesinde yeniden ele almak gerekiyor. Böylelikle bugünkü hadiseleri daha iyi analiz etmek mümkün olacaktır.
Suudi Arabistan'ın, Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) ait silah ve zırhlı araçları ve yine BAE'ye bağlı Güney Geçiş Konseyi güçlerini Yemen'de vurması, “Güçlerini 24 saat içinde Yemen'den çek” ültimatomu, bütün bölgeyi hareketlendirdi. BAE boyun eğdi ve çekileceğini açıkladı. S. Arabistan'la birlikte olduğu koalisyondan da çekildi. Bu beklenmedik sert tavır Riyad yönetiminin geleneksel politikası göz önüne alındığında şaşırtıcıydı. BAE'nin de “güç oyunu bozar” söylemine göre derhal boyun eğmesi de şaşırtıcıydı. O zaman gerçekten çok tehlikeli hareketler başlamış demektir.
İsrail'in bir oldu-bittiyle Somaliland'ı tanıma kararı alması, İslâm dünyası çapında geniş bir kınama dalgasıyla karşılık buldu. Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bütün önemli ve etkili ülkeler, yayınlan-dıkları ortak mesajla İsrail'in attığı bu adımın Afrika Boynu-zu'ndaki kırılgan durumu daha da kaotik hale getireceğinin altını çizdiler. Tek bir ülke, bu süreçteki sessizliğiyle dikkatleri üzerine çekti: Birleşik Arap Emirlikleri (BAE).
Önceki yazımda kamu katılım bankalarının birleştirileceği söylentilerine ilişkin edindiğim bilgileri yazmıştım. Birleşme yerine gerçekten stratejik başka bir senaryo olduğu ortaya çıkmıştı. Madem birleşme söz konusu değil, ve belki bu söylentiler hikâyeyi desteklemek için çıkıyor, hikâyedeki asıl sorunu konuşalım.
Birleşmiş Milletler Avustralya'nın göçmen göz altı sistemini mercek altına alıyor. BM Hukuksuz Gözaltı Çalışma Grubu, Avustralya'nın, insanları özgürlüklerinden nasıl mahrum bıraktığını inceliyor. Ve altı yıl tutuklu kalan sığınmacı Muhammed gibileri için, bu inceleme çok geç kalınmış bir adım.
Kamu katılım bankalarının birleşeceği haberleri düştü medyaya. Ama sanırım konu bir yanlış anlaşılmadan ibaret.
2025 yılını açlık sınırının 30 bine yoksulluk sınırının 100 bine dayandığı bir hayat pahalılığı ile bitiriyoruz. İşsizlik koronavirüs salgını dönemindeki düzeylerine çıkmış vaziyette. Milyonlar işsiz, işi olanlar güvencesiz ve açlık sınırının altındaki asgari ücrete mahkûm edilmiş durumda. Bugün Türkiye'nin başlıca gündemleri bunlar olmalı. Çünkü halkın emekçi çoğunluğunun sabahtan akşama hayatını meşgul eden hatta gece uykularını kaçıran kabuslar yaşatan gündem bu. Sermayenin iktidarı ne yaparsa yapsın bu gündemden tabii ki kaçamaz. Ama yıllardır asgari ücret konusunda yaptığı gibi meseleyi komisyona havale edip orada oynattığı tiyatroyla gündemi sulandıracaktır.Asgari ücret tespit komisyonu tam bir tiyatro sahnesidir. Hükümetin, patron ve işçi taraflarının beşer temsilci ile yer aldığı 15 kişiden oluşan bu komisyon en az 10 kişiyle toplanır ve çoğunlukla karar verir. Bu denklemde hükümet de sermayenin iktidarını temsil ettiği için her daim patron tarafının dediği olur. Kırk yılda bir asgari ücret seçim dönemine denk gelirse patronların itiraz ettiği olur ama seçim geçer geçmez iktidardan istediklerini fazlasıyla alırlar. İşçi tarafını temsil eden Türk-İş de yıllarca bu tiyatronun figüranlığını yapmıştır. Türk-İş'in sendika ağalarına verilen replik gereği biraz sitem ederler, işçinin geçim sıkıntısından dem vururlar, sonunda da karara şerh düşerler o kadar. Son yıllarda bu tiyatrodan insanlara gına geldiği için işçileri komisyona getirip konuşturup biraz senaryoyu değiştirmeye çalıştılar ama artık onun da tiyatronun bir parçası olduğunu herkes görüyor. Nihayet bu yıl Türk-İş asgari ücret komisyonuna katılmayacağını açıkladı. Doğru tutumdur. Ama bu tutumun gereği mücadele alanında yapılmalıdır. Çünkü hükümetin Türk-İş'in bu tavrından etkilenip de asgari ücreti geçinmeye elverişli bir seviyeye getireceği falan asla yoktur. Türk-İş'in tavrını yeni bir tiyatroya dönüştürmeye çalışıyorlar. Bunun için komisyonun yapısını değiştirmeyi öneriyorlar. İşçi ve patron beşer temsilci gönderecekmiş hükümet ise sadece bir kişiyle yer alacakmış. Ha ali veli ha veli ali! Hükümet patronların iktidarı oldukça yine çoğunluk işçiye karşı olacak. Üstelik Türk-İş katılmadığında komisyonun çalışması riske giriyor, 10 kişiden bir kişi gelmese komisyon karar alamıyor. Belli ki iktidar bu riski de bertaraf etmenin derdindedir. Türk-İş'in asgari ücret komisyonunu boykot etmesinin bir kıymeti olacaksa bunun gereği bir örgütlenme ve mücadele seferberliği başlatmaktır. Çünkü geçinebilecek ücreti hükümetten beklemek boşunadır, işçiler bu ücreti patronlardan örgütlenerek ve üretimden gelen gücünü kullanarak söke söke almak zorundadır. Bugün bir nebze olsun geçinebilecek ücrete ve sosyal haklara sahip olan işçiler örgütlü işçilerdir. Bu seferberliğin gereği dün Polonez'de bugün Şık Makas'ta (Tokat) olduğu gibi bir işyerinde örgütlenme mücadelesi varsa hep birlikte o mücadeleye sahip çıkmaktır. Aynı şekilde işçiler geçinebilecek bir ücret için patronlara karşı bugün Smart Solar grevinde olduğu gibi yarın MESS sözleşmesinde mutlaka olacağı gibi mücadele ediyorsa konfederasyon ayrımı yapmadan hep birlikte bu mücadelelerin kazanması için seferber olmak gerekir. Örgütlenme ve mücadele seferberliğinin mutlak bir de gereği DİSK'iyle Türk-İş'iyle tüm konfederasyonların el ele vererek örgütlenmenin önündeki fiili ve yasal engellerin kaldırılması için ortak mücadele etmesidir. Aynı şekilde tüm işçi ve emekçi sendikaları vergi adaletsizliğine karşı ayağa kalkmalıdır. Ayrı gayrı yok Birleşik İşçi Cephesi var demenin zamanıdır. İşte o zaman patronların ve iktidarın birlikte sahnelediği ve sonu hep aynı olan tiyatroyu seyretmeyi bırakıp geleceğimizi kendi elimize alabiliriz, geçinebilecek ücretleri de söke söke koparırız.
20. yüzyılın başı itibarıyla dünyada kadınlar seçme ve seçilme hakkını elde etmeye başladılar. Kaynaklara göre; 1906'da Finlandiya, 1913'te Norveç, 1918'de Azerbaycan, Macaristan, Kırgızistan, Polonya, İrlanda, Almanya, Avusturya, Birleşik Krallık, Rusya ve pek çok ülkede kadınlar seçme ve seçilme hakkını aldı.
Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın 10'uncu sırasında “Eşitsizliklerin Azalması” yer alıyor. SKA 10, yalnızca gelir uçurumunu kapatmayı değil aynı zamanda eğitimden girişimciliğe, istihdamdan finansal hizmetlere kadar herkes için fırsatlara eşit erişim yaratmayı hedefliyor.Sürdürülebilirlik Sohbetleri'nin bu bölümünde Yekta Kopan; Değişim Liderleri Derneği'nin Kurucusu Sema Başol ile girişimcilikte fırsat eşitliğini, kapsayıcı ekosistemlerin nasıl kurulabileceğini ve daha adil bir geleceğin mümkün olup olmadığını konuşuyor.
Konuğumuz Ahmet Doğu İpek ile Birleşik Krallık'ta Tate St Ives Müzesi'nde Anne Barlow küratörlüğündeki 'Iron Earth Copper Sky' sergisi ve yeni yayımlanan 'Yerin Sesi – Taşın Yüzü' başlıklı monografisini konuşuyoruz.
Yeryüzündeki hava sıcaklığının artması ve bunun yarattığı iklim değişikliği yeryüzü için büyük bir tehlike. Sel felaketleri, kasırgalar, orman yangınları, kuraklıklar hayatımızın parçası haline geldi. Ancak pek çok ülke taahhütleri yerine getirmiyor. Bugünlerde 53 devlet ve hükümet başkanı Brezilya'da bir araya geldi. Birleşmiş Milletler Dünya İklim Konferansı'ndan (COP30) ne bekleniyor? İklim değişikliğinin yol açtığı felaketlerin önüne nasıl geçebiliriz? Yeşil Çember Direktörü Gülcan Nitsch, iklim politikalarının neden hala yetersiz kaldığını ve birey olarak bizim neler yapabileceğimizi anlattı. Mikrofonda Gökçe Göksu ve Serap Doğan var. Von Gökçe Göksu und Serap Doğan.
Almanya'da asgari ücret 2026'da 13,90 euroya, 2027'den itibaren ise 14,60 euroya çıkartılacak. Hükümet, Asgari Ücret Komisyonu'nun bu yöndeki tavsiyesi kararına uyacağını açıkladı. Saat başına ödenen ücretin artırılmasını destekleyen ve karşı çıkanların gerekçelerini Elmas Topçu derledi. COSMO Türkçe'ye konuk olan Birleşik Hizmet Sendikası Verdi'den Serdar Derventli ise asgari ücretin neden yetersiz olduğunu anlattı. Mikrofonda Gökçe Göksu var. Von Gökçe Göksu und Elmas Topcu.
Uluslararası Adalet Divanı (UAD), İsrail'in Birleşmiş Milletler (BM) kuruluşlarına yönelik kısıtlamalarının hukuki sonuçlarını değerlendiren danışma görüşünde, İsrail'in UNRWA'ya yönelik eylemlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu tespit etti. Yazan: Selman Aksünger Seslendiren: Halil İbrahim Ciğer
Bugün 16 Ekim 2025 #dogatakvimi
Birleşmiş Milletler, Gazze ve bölgede yaklaşık iki yıldır devam eden savaşı sona erdirmek için ateşkes sağlanması amacıyla ABD öncülüğünde hazırlanan barış planını memnuniyetle karşıladı. Ancak Hamas ve Katar yetkilileri anlaşmayı gözden geçirirken herkes destek vermiyor.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na hitap eden ABD Başkanı Donald Trump'ın dünyayı şoke ettiğini söyleyebiliriz. Diğer ülkelerin göç nedeniyle "cehenneme gideceğini" ima ettikten sonra bilimsel verileri inkâr ederek iklim değişikliğini bir kurmaca olarak niteledi. Sonra da BM'nin savaşları sona erdirmek için yeterli çaba göstermediğini söyledi.
Dünya liderleri New York'ta bir araya gelirken Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda bu haftanın temel temaları olarak barış, iklim, sorumlu inovasyon, toplumsal cinsiyet eşitliği, kalkınma finansmanı ve BM reformu öne çıkıyor.
“Üç Ayaklı Kedi” başlıklı 18. İstanbul Bienali'nin ilk ayağı, Beyoğlu-Karaköy hattında birbirine yürüyüş mesafesindeki 8 mekanda başladı. Londra, Brüksel ve Berlin havalimanlarındaki siber saldırı, uçuşlarda gecikmelere neden oldu.Bu bölüm Diageo Türkiye hakkında reklam içermektedir. Kültür sanata verdiği destekleri sürdüren Diageo Türkiye, çağdaş sanatın yeni yeteneklerine alan açıyor. “Birleşen Sular, Filizlenen Umutlar” sergisi, Diageo Türkiye'nin desteğiyle sanatseverlerle buluşuyor. Ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
İsrail'in saldırıları Gazze'yi cehenneme çevirmişken, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları için geri sayım başladı. İsrail'in Gazze'yi enkaza, Gazzelileri de açlığa mahkum etmesine tepki gösteren bazı Batılı ülkeler, Filistin Devleti'ni resmen tanımak için harekete geçiyor. Halihazırda BM'ye üye 193 ülkeden 146'sı Filistin'i bağımsız bir devlet olarak resmen tanıyor. Bunlara dünyanın en zengin yedi ülkesi; Amerika, Kanada, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Japonya dahil değil. Ancak gelecek hafta Fransa bu gruptan çıkarak Filistin'i tanıyan ülkeler arasına katılacak. Fransa Cumhurbaşkanı Macron artık aleni şekilde Tel Aviv'i eleştiriyor. İngiltere de Filistin'i "tanıma" kararı almak üzere. Avrupa Birliği ise ticaret anlaşmasını askıya almaya hazırlanıyor. Sadece siyasi ve ekonomik değil, İsrail sanat ve spor arenasında da yalnızlaşıyor. İspanya bu alanda girişimleriyle dikkat çekiyor. İspanya önce İsrail'in men edilmemesi nedeniyle Eurovizyon şarkı yarışmasına katılmayacağını açıkladı. Ardından “2026 Dünya Kupası'na İsrail gelirse biz yokuz” dedi. Artık birçok ülke İsrail'e karşı ses yükseltiyor. Ekonomi, diplomasi, sanat ve spor alanlarında Tel Aviv'in yalnızlaştırılması, Gazze'deki katliamları durdurabilecek mi? Filistin'in tanınması neden önemli? Kayıttayız'da bu sorulara yanıt arandı.
Gazze'de ateşkes için çabalar sürerken, üstelik Hamas hazırlanan teklifi kabul ettiğini duyurmuşken İsrail, katliamı yeni bir aşamaya taşımaya hazırlanıyor. Ordu, Gazze'yi topyekün işgal planının ilk aşamasını başlattığını duyurdu. Zaten diken üstünde bekleyen halk yoğun bombardıman altında. Kentten kaçışlar başladı. Gazzeliler, daha güvenli yerlere gitmeye çalışıyor. İsrail'de 60 bin yedek asker göreve çağrıldı. Saldırılar ve abluka nedeniyle kentte kıtlık yaşanıyor ve bu resmen Birleşmiş Milletler tarafından kabul edildi. Açlık nedeniyle ölümler yaşanıyor. Netanyahu, “Hamas'ın, ateşkesi kabul etmesi bir şey değiştirmez, Gazze'yi ele geçireceğiz. İsrail'in kabul edebileceği şartlarda derhal müzakerelere başlanması için kurmaylarıma talimat verdim” dedi. Türkiye, İsrail'e tepkilerin artırılması için çabalarını sürdürüyor. İslam İşbirliği Teşkilatı pazartesi günü Türkiye'nin çağrısıyla toplanacak. Bir yanda ateşkes çabası, diğer yanda İsrail'in Gazze'yi toptan işgal girişimi var. Kayıttayız'da bu hafta Gazze'de yaşanan dram ve işgal planı konuşuldu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Eylül ayında yapılacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısında ülkesinin Filistin devletini resmen tanıyacağını açıklaması Avrupa'da önemli bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yazan: Prof. Dr. Kemal İnat Seslendiren: Halil İbrahim Ciğer
Fransa ve Birleşik Krallık'tan sonra Kanada da Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Filistin'i bir devlet olarak tanıma planlarını açıkladı. Üçü de ahlaki zorunluluklar ve stratejik gereklilikler yüzünden bu kararı aldıklarını açıkladı.
Liseden mezun olduktan sonra mimar olma hayaliyle yola çıkan Dilara Ekici, bugün Birleşmiş Milletler'de uluslararası bir kariyer sürdürüyor. Londra'da SOAS'ta master yaptıktan sonra Türkiye'ye dönüyor. 7 yıl boyunca Türkiye'de UNHCR ve UNICEF'te çalıştıktan sonra önce hayalini kurduğu Oslo'ya, ardından 2024 itibariyle Addis Ababa'ya taşınıyor. Bu bölümde Dilara'yla Norveç'ten Etiyopya'ya geçişin ona neler hissettirdiğini, UN ile saha çalışmasının zorluklarını ve güzelliklerini, Türkiye ile dünya arasında insani yardım politikaları açısından ne gibi farklar gördüğünü konuştuk.Ayrıca uzun yıllar tatil için gittiği Oslo'ya taşındığında hayal ettiği yerin aslında ona göre olmadığını fark etmesiyle, göç etmeden önceki beklentiler ve gerçeklerle yüzleşme deneyimini de masaya yatırdık.Uluslararası kariyer, hayaller, dönüşümler ve göç üzerine içten bir sohbet sizi bekliyor! Siz de Akbank Mobil'den Wings'e başvurarak ayrıcalıklar dünyasına adım atabilirsiniz: linkhttps://qw3y.tr.adj.st/path?Jn=eyJUIjoiMCIsIkYiOiIyMDMiLCJDIjoiIiwiRSI6e319&adj_t=1otajse1&adj_fallback=https%3A%2F%2Fwww.wingscard.com.tr%2Fhemen-basvur&adj_redirect_macos=https%3A%2F%2Fwww.wingscard.com.tr%2Fhemen-basvur
İlk bölümde Pakrat Estukyan ve Yetvart Danzikyan, Ermenistan'daki 'darbe girişimi' soruşturmasını ele alıyor, Türkiye'nin ve Ermeni toplumun gündemini konuşuyorlar. İkinci bölümde Aylin Vartanyan ile Hrant Dink Vakfı'nın ‘Keşif, yeniden birleşme ve köklere yolculuk' temalarını işleyen sohbet dizisinin ilk iki konuğu olan Carolyn Rapkievian ve Anahid Nazarian'ın anlattıklarını konuşuyoruz. Vartanyan, bu sohbet dizisinin moderatörlüğünü de üstleniyor. Son bölümde ise Norayr Daduryan ile 24 Nisan'da sürgüne gönderilen Ermeni aydınların 23 Nisan gecesini konuşmayı sürdürüyor ve geçen hafta başladığımız Yerukhah'la devam ediyoruz.
Özgürlük ve mahremiyet, aynı madalyonun iki yüzü gibi birbiriyle yakından ilişkilidir. Çoğu soyut kavram gibi, bunlar da kendiliğinden ortaya çıkmaz; hayal edilmesi, inşa edilmesi ve kararlılıkla korunması gereken değerlerdir. İnternet gibi dönüştürücü teknolojiler, hem bizim onları şekillendirmemizi sağlar hem de kendileri bizi şekillendirir. İnternetin tarihi, diğer ağ teknolojilerinin, örneğin paranın interneti olan Bitcoin'in nasıl evrilebileceği konusunda önemli dersler sunar.Web'in ilk günlerinde kullanılan Hypertext Transfer Protocol (HTTP), bilgiyi şeffaf bir şekilde aktarıyordu. Her şey herkese açıktı ve meraklı kişiler kimin kiminle konuştuğunu ve ne gönderildiğini kolayca görebilirdi. Ancak Eric Hughes gibi düşünürler, elektronik çağda açık bir toplum için mahremiyetin gerekliliğini vurguladı. Mahremiyet sır tutmak değildir; kişi mahremiyet sayesinde kendini dünyaya seçici olarak ifşa etme gücüne sahip olur.Ne yazık ki, internet ilk ortaya çıktığında güçlü şifreleme varsayılan değildi. Güçlü şifrelemenin eksikliği, PRISM ve ECHELON gibi büyük çaplı gözetim sistemlerinin kurulmasını kolaylaştırdı. Snowden'ın ifşaatları, bu gözetimin benzeri görülmemiş boyutunu ortaya koydu. Bu durum, internette iletişimi daha özel hale getirme çabalarını tetikledi. Netscape'in başlattığı HTTP over SSL ve ardından formalize edilen HTTPS, iletişimin güvenliğini artırdı. Bu tür korumalar, otoriter rejimlere karşı durmak, araştırmacı gazetecilik yapmak ve muhalefet etmek için neredeyse imkansız hale geldiği yerlerde hayati önem taşır.Tarih tekerrür eder ve iletişim mahremiyeti konusunda öğrenilen bu dersler finansal iletişim için de geçerlidir. Bitcoin Protokolünün mevcut durumu, şeffaflığıyla web'in HTTP aşamasını anımsatıyor. Finansal bilgiyi herkesin erişebileceği ve analiz edebileceği şekilde depolamak, özgür bir toplum için faydalı değildir; aksine bunu engeller. Tam şeffaflığın toplumsal sonuçlarından kaçınmak için, Bitcoin dünyasında da HTTPS benzeri güvenlik ve mahremiyet güvencelerine geçilmesi gerekecektir.Mahremiyet bir lüks değil, bir zorunluluktur. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi belgelerde temel bir insan hakkı olarak tanınmıştır. Tıpkı fiziksel dünyada evlerimizin mahremiyeti gibi, dijital dünyada da şifreleme mahremiyeti mümkün kılar. Tam gözetim hali, güvenlik değil, zorlama ve tiranlık halidir ve yeniliği baltalar. Yeni fikirlerin tartışılması ve gelişmesi için mahremiyet esastır. Mahremiyet olmadan özgürlük boştur. Vizyon ve mühendislik çabalarıyla, değer transferinde de güvenlik ve mahremiyetin yakında varsayılan hale gelmesi umulmaktadır.Kaynak
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurucu, ABD'nin İsrail'in İran'a yönelik saldırısının ardından diplomasi çağrısında bulunuyor. İran saldırıya karşılık vereceğini belirtirken saldırıların onarılamaz sonuçları olacağını söyledi.
İsrail'in ablukasını kırmak ve Gazze halkına insani yardımın önünü açmak için yola çıkan Birleşik Krallık bandıralı Madleen gemisi Mısır açıklarından Gazze'ye doğru yol alırken uluslararası sularda İsrail'in müdahalesi ile karşılaştı. Yazan: Doç. Dr. Ali Osman Karaoğlu Seslendiren: Halil İbrahim Ciğer