POPULARITY
Categories
Bugün itibariyle takvimler yeni bir yıla geçtiğimizi gösteriyor. Ancak yeni bir yıla geçmiş olmak evvelki yıldan kalan sorunları ve beklentileri geride bıraktığımız anlamına gelmiyor. Hatta ekonomide reel sektörün beklentilerinin bir önceki yıla göre daha fazla olduğunu da şimdiden ifade edelim.
Tanzimat Fermanı ile başlayan ve Jön Türk-ler tarafından yaygınlaştırılan batılılaşma (hris-tiyan kültürünü benimseme) taraftarlığı, mîlâdî takvimin kâbulü ile zirveye çıktı ve yılbaşı gece-lerini kutlama adı altında hristiyan kültürü ülke-mizde hızla yaygınlaştırılmaya çalışıldı.Yılbaşı adı altında hristiyan kültürünü yay-gınlaştırmak için başta radyo ve medya olmak üzere bütün devlet kurumları seferber oldu. Üst düzey memurlara eşleri ile birlikte balolara gel-meleri için baskı yapıldı ve halk ayağına giyecek çarık bulamazken, su gibi alkollü içkiler tüketildi ve memur hanımları yabancı erkeklere sarılıp dans etmeye zorlandı. Kuşkusuz içkide, kumar-da patlama oldu ve zavallı gençler önce alkol, sonra esrar bağımlısı oldu. Ar damarı patlayıp hayâ kalkınca, çıplaklık hızla yayıldı ve cinsel dengeler bozuldu. Gayr-i meşrû cinsel ilişkiler çoğalınca kutsal aile yuvaları sarsıldı ve sokağa terk edilen ço-cuklar zamanla devletin başına belâ oldu. İslâmî konular hakkında âyet, hadis var mı diye araştı-ranlar, hristiyanların peri masallarına aldanıp vit-rinlerini noel baba denilen ucûbe giysili putlarla süsledi. Ancak, çağdaşlaşma ve muâsır medeni-yetle özdeşleşmeyi bilim ve teknoloji yerine içki masalarında ve noel baba yortularında arayan-ların ve ezânı değiştirip camileri ahır, samanlık yapanların, Allâh (c.c.)'un takdir ettiği vakit ge-lince ve korkunç ölüm meleği Azrâil (a.s.) yaka-larına yapışınca, canlarını Azrâil (a.s.)'a teslim etmenin ve “ilkel” kefeni giyip mezar denilen yeraltındaki karanlık bir çukura gömülmelerinin dışında hiçbir seçenekleri kalmadı. Peygambe-rimiz (s.a.v.) buyuruyor: “Kim İslâm'da kötü bir çığır açarsa, ona bunun günâhı vardır. Ayrıca o çığırda yürüyenlerin günâhından da payı vardır. Hem de onların günâhından hiçbir şey eksilmez.” (Müslim-Nesâî) (Ahmet Tomor, www.ihvanlar.net)
“İngilizler öylesine iyi erkek terzisidir ki, Osmanlı'nın bir emirlik verdiği yerden üç devlet çıkardılar.” Falih Rfkı Atay'ın anılarında yer alan bu söz üzerinde bir hayli argüman geliştirebiliriz elbette! Ancak bu “erkek terzisi” yüz yıl öncesinin hakikati iken bugün bu terzilik işi bir kadına emanet edilmiş durumda. Kadınların uluslararası istihbarat birimlerinin başına geçmesi genellikle filmlerde filan gördüğümüz bir olaydı. Ancak MI6'de bir ilk gerçekleşti ve 1 Ekim 2025'te İngiliz istihbaratının başına geçerek “C” imzası atacak kişi Blaise Metreweli oldu.
Şubat 2025'te Georgia'da başlayan sıradan bir sabah, Brock ailesinin evinden gelen acil bir ihbarla karanlığa gömülür. Yaklaşık on yıldır birlikte olan, üç çocuk sahibi Kristen Brock ile James Brock evlerinde ölü bulunur. Evde zorla girildiğine ya da bir boğuşmaya dair hiçbir iz yoktur. Ancak soruşturma ilerledikçe, birbiriyle örtüşmeyen ifadeler tabloyu giderek daha da karmaşık hâle getirir.
Şubat 2025'te Georgia'da başlayan sıradan bir sabah, Brock ailesinin evinden gelen acil bir ihbarla karanlığa gömülür. Yaklaşık on yıldır birlikte olan, üç çocuk sahibi Kristen Brock ile James Brock evlerinde ölü bulunur. Evde zorla girildiğine ya da bir boğuşmaya dair hiçbir iz yoktur. Ancak soruşturma ilerledikçe, birbiriyle örtüşmeyen ifadeler tabloyu giderek daha da karmaşık hâle getirir.
Bondi saldırısının ardından acil olarak toplanan NSW parlamentosu protesto hakkını kısıtlayan bir tasarıyı yasalaştırdı. Büyük itirazlara neden olan bu yasa, reformların aşırıya kaçması ve demokrasiye tehdit olarak görülüyor. Anayasayı ihlal ettiğine yönelik mahkeme başvurusu yapıldı bile. Ancak eyalet hükümeti yasa konusunda kararlı görünüyor.
Emekli profesör Kay Mortensen, o akşam evde tek başınaydı. Oğlu Roger ve gelini Pam, her zamanki gibi onu ziyarete gitmişti. Ancak kapıdan içeri girdiklerinde karşılaşacakları manzara, hayatlarını geri dönülmez biçimde değiştirecekti. Daha da kötüsü; o gecenin ardından yalnızca tanık değil, bu karanlık hikayenin baş şüphelileri olacaklardı. Sunan: Sezgi Aksu Hazırlayan: Aslı Candaş Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal Yapımcı: Podbee Media Canlandıranlar: Roger: Ada Kanbur Pam: Hazal Beril Çam Rachel: Ceyda Aslan Martin: Metin Bozkurt 911 Çalışanı: Umut Güloğlu Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Asgari Ücret tespit Komisyonu ve asgari ücret üzerindeki tartışmalar devam ederken ve işçi sendikaları Komisyona üye göndermezken kamuoyuna yansıyan asgari ücret tahminleri de asgari ücretle çalışanların canını sıkmaya başladı. Ancak asgari ücretin sadece asgari ücretlileri etkilemediğinin de bilinmesi gerekiyor. Bu yazımızda asgari ücret üzerindeki sert tartışmaların sebeplerini açıklamaya çalışacağız.
Her kadının ortak yaşadığı ve duygudaşlık kurabildiği bir süreç menopoz. Ancak bu konu hakkında hem eksik hem de yanlış bilgiye sahibiz. Yakın İlişkiler'in bu bölümünde gazeteci ve "Menopoz Rehberi" kitabının yazarı Melis Alphan ile bir kadının menopoz sürecinde yaşadıklarını konuşuyoruz. Bu konuda ortak bir duygu ve bilinç kurmaya çalışıyoruz. Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
İsrail, bölgede kaybettiği zemini tekrar yakalamak için saldırganlaşıyor. Türkiye'nin ulusal güvenliğini yakından ilgilendiren iki konu var. Birincisi Tel Aviv'in Rum Kesimi ve Yunanistan'la geliştirdiği ittifaktır. Doğu Akdeniz için oluşturulan “hızlı müdahale gücü” Yunanistan'ın İsrail'in kayığına bindiğini gösterir. Ukrayna savaşından sonra Avrupa-Türkiye ilişkilerinde yaşanan iyileşme, Atina'yı yeni askeri ittifak arayışına itmektedir. Ancak ateşle oynuyorlar. İsrail kural tanımaz bir ülkedir. Kontrol edilmezse bölgede yeni çatışmaları tetikleyebilir. Atina İsrail'le ortaklığı nedeniyle kendisini hiç beklemediği gerilimlerin içinde bulabilir. Öte yandan, Türkiye'ye hasmane tutumun öyle ya da böyle bedeli olur.
Bilimsel yöntem sayesinde, kozmozdan kuantum, ilmin her alanında büyük buluş-lar yapıldı. Peki bilimsel yöntemi kim buldu derseniz akla Isaac Newton gelir. Galileo ve Descartes diyenler olur. Bilim tarihçilerine so-rarsanız onlar Roger Bacon diyecektir. Ancak konu ile ilgili detaylı araştırma yapanlar, bilim-sel metodun icadını, Roger Bacon'ı da New-ton'u da etkileyen, onlardan 250 yıl önce ya-şamış müslüman bilim adamı İbn-i Heysem'e (965-1040) götürecektir.Bilimsel yöntemin kurucusu İbn-i Heysem şöyle der: “Öğrendiklerini hep eleştiriye tâbi tutacaksın. Yani incelemelerinde, tahkikatında kendi bildiklerinden şüphe edeceksin. Ancak bu sayede önyargı tuzağına düşmekten kur-tulursun.” Ve devam ediyor: “Araştıran kişinin amacı hakikati öğrenmektir. Bunun için öğre-neceklerinin tümünü düşman (yanlış, eksik) göreceksin. Her yönden onu karşına alıp, ona taarruz edeceksin. Bilgiyi ancak bu şekilde fethederek, onu hakikate dönüştürebilirsin.” Heysem'in geliştirdiği bilimsel yöntemin temelinde, yargıları ve bilgileri eleştirmek ve sonuçlar çıkarırken son derece dikkatli olmak vardır. Bildiklerini tekrar tekrar şüphe eleğin-den geçirmek gerekiyor. Burada şüphe ile ilgili Hz. Ali (k.v.)'nin bir sözü aklımıza geliyor. O diyor ki: “Şüphe ikidir. Birinci tür şüphe marazî (şizofrenik) şüphedir. Makbul değildir. Makbul olan, bildiklerini eksik ve yanlış görmekten doğan ikinci tür şüphedir. Seni derin ve etraflı öğrenmeye götürür.”Sadece İbn-i Heysem değil, İbn-i Haldun, Harezmî, er-Razi gibi daha birçok bilim ada-mının bilimsel yöntem tarifine katkıları oldu. Bu zatlar bilim tarihini değiştiren kişilerdir.(Prof. Dr. Osman Çakmak, Zafer Dergisi, 549. Sayı, Eylül 2022)
Bazen şöyle bir söylemle karşılaşabiliyoruz: “İslam'da din adamı yoktur. Herkes din adamıdır; zira her Müslüman dininin adamı olmak zorundadır.” Bu tarz beylik lafların pratikte hiçbir karşılığı yoktur. Benzer durum başka dinlerde de mevcuttur. Mesela teorik olarak her Yahudi hahamdır. (Bk. F. Kaufmann-J. Eisenberg, “Yahudi Kaynaklarına Göre Yahudilik”, Din Fenomeni, çev. ve der: Mehmet Aydın, s. 94). Ancak pratikte böyle değildir. Zira dinin de bir bilgi boyutu vardır.
There's no better way to experience Australia than hitting the road. Between the wide-open landscapes, country bakery pies, and unexpected wildlife, a road trip lets you take in the country at your own pace. But even if you've driven overseas, Australia comes with its own set of challenges, especially when you venture off the beaten path. - Avustralya'yı keşfetmenin en iyi yolu arabaya atlayıp yola çıkmaktır: Uçsuz bucaksız manzaralar, durduğunuz kasabalarda leziz yiyecekler ve kıtanın inanılmaz yaban hayatı ile tanışmak. Ülkeyi istediğiniz tempoda keşfedebilirsiniz. Ancak daha önce yurtdışında uzun araba yolculuklarına çıkmış olsanız da Avustralya'nın kendine özgü zorlukları olduğunu bilmenizde yarar var.
Cami, İslami anlamdaki kulluğun görünürlüğe çıktığı ilk sahadır ve bu niteliğiyle İslam ümmetinin ahlaki ve dini şartlarını, uygulamalarını gösteren bir ayna hükmündedir. Diğer bir söyleyişle müdavimlerinin ahlak ve ibadetleriyle yani müminlerin filleriyle bir camiye birlikte bakmak İslam hakkında ortalama bir bilgiye sahip olmak demektir. Çünkü camiden ilk maksat Allah'ın evi nitelemesine uygun olarak, sadece O'na ait olan ya da O'na tahsis edilen bir mülkte müminlerin ibadet etmesidir. Ancak ibadet kelimesinin anlamındaki genişlik nedeniyledir ki, o ibadet bilenin bilgisini başkalarına iletmesinden, yoksullara, müstaz'af olanlara kol kanat germeye kadar… sosyal hayatın tüm şubelerine doğru genişler.
Çağdaş akımlar, pozitivist, materyalist, ateist rüzgârlar bizi “yerimizden” etti. Kafamızı karış-tırdı. Gözümüze kulağımıza perde indirdi. Kitap okuyamaz, sohbet dinleyemez olduk. Küresel-leşme fırtınası, uluslararası sermaye tayfunu bizi çok yabancı sahillere götürüp bıraktı. Evsiz, barksız, yolsuz yurtsuz kaldık. İşte Mevlânâ… İnsan ile aşk arasındaki du-varları yıktığı için arayış içinde olanlar, okumak ve dinlemek isteyenler onun feryadını duymakta ve o sese doğru koşmaktadırlar. Ancak, insa-noğlu, vazgeçemediği bazı insanları olduğu gibi değil de kendi gözlüğüyle tanımak ve tanıtmak ister. Mevlânâ da bunlardan biridir. Onun Allah (c.c.) Nebi (s.a.v.) merkezli düşüncesi saptırıla-rak ve sulandırılarak hümanizm, sekülerizm ve modernizm üçgenine oturtulmuştur. Mevlânâ kendisini böyle anlayanlara Mesnevî'nin ilk mıs-ralarında cevap vermektedir: “Herkes kendi zan-nına göre beni dost edindi. İçimdeki esrarı kimse araştırmadı.”Mevlânâ'ya bir “bütün” olarak bakamadığı-mız, onun “esrar”ına vakıf olamadığımız için espri ve nükteleri kavrayamayan çocuklar gibi davranıyoruz. İnsanoğlunu Allah ve din ile ta-nıştıran varlık peygamberlerdir, yani insanlardır. Peygamberlerin mirasçıları, takipçileri de âlim ve âriflerdir. Dolayısıyla çağımız insanlarının Mevlânâ, İbn Arabî, Yunus Emre gibi insanların delâlet ve aracılığıyla hakikatle buluşmasında anormal bir durum yoktur.Bu insanları sevenler bir müddet sonra bu in-sanların maşuklarını da sevmeye başlayacaktır. Çünkü Mevlânâ'nın “Kur'ân'ın kulu-kölesiyim” ifadesiyle “Muhammed Mustafa'nın yolunun tozuyum” tespitiyle karşılaşacaklardır. Şunu da ilâve edelim: İslâm'ın değil de Mevlânâ'nın öne çıkışında Batı'ya sunulan veya Batı'nın anladığı “İslâm imajı”nın da hissesi vardır. (Prof. Mustafa Kara, Zuhur Dergisi)
Sanat dünyasında eksenin Doğu'ya kaydığına dair tespitler artık neredeyse klişe hâline geldi. Körfez ülkeleri, Afrika ve Güney Asya, hem üretim hem de dolaşım açısından giderek daha görünür halde. Ancak bütün bu kaymaya rağmen, Londra'nın hâlâ belirleyici bir merkez oluşu; bu şehirde konumlanan bazı nitelikli ve iddialı kültürel girişimlerle açık biçimde hissediliyor. Yakın zamanda önce açılan İbraaz, bu girişimlerden biri olmaya aday. Sadece bir sergi mekânı değil; düşünce, arşiv ve eleştirel üretim alanı olarak konumlanan İbraaz, çağdaş sanatın politik ve etik meselelerine odaklanan güçlü bir platform.
Yaklaşık 65 yıl önce misafir işçi olarak başlayan göç hikayesi, Almanya'yı vatan edinme noktasına geldi. Ancak azınlık olarak yaşanan sorunları ve eksik hakları dile getirmek amacıyla kurulan Almanya Türk Toplumu (TGD), 30 yıldır topluma 'siz değil, biz' demeyi anlatmaya çalışıyor. Toplam 267 derneğin çatı kuruluşu olan Almanya Türk Toplumu'nun kuruluş sebeplerini Serap Doğan derledi. Podcast COSMO Türkçe'ye konuşan TGD Eş Başkanı Gökay Sofuoğlu, ırkçılıkla mücadelenin günümüzde de azalmadan devam ettiğini vurguladı. Mikrofonda Eren Mahir Gençer var. Von Eren Mahir Gençer und Serap Doğan.
Anlaşılmadığından şikâyet ederek “Beni ileride anlayacaklar” diye yüz yıl sonrası için umut besleyenlerin pek çoğunu, yirmi otuz yıl sonra kimse hatırlamayacaktır bile. Olsun, anlaşılmamak bazıları için kaçınılmazdır; tam anlamıyla kader olduğunu söyleyen ustalar vardır. Ancak anlaşılmamaktan daha beteri, herkes bilir ki yanlış anlaşılmaktır.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Gündemden haberleri aktardığımız bu bölümde "Avrupa Birliği küçük paketlerden üç avro vergi alacak", "Venedik'te çalınan kargo teknesi tarihi Rialto Köprüsü'ne çarptı." ve "'Trump Altın Kartı' başladı." gibi haber başlıkları var. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro Emin: [0:14] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Bu bölümümüzde sizlere dünya gündeminden haberleri yavaş bir şekilde aktaracağım. Podcastlerimizden çok daha verimli yararlanabilmek için easyturkish.org/membership adresine gidip podcast kademesine abone olabilirsiniz. Avrupa Birliği küçük paketlerden üç avro vergi alacak. Emin: [0:41] İlk haberimizle başlayalım. Avrupa Birliği küçük paketlerden üç avro vergi alacak. Avrupa Birliği geçtiğimiz günlerde yeni bir karar aldı. 1 Temmuz 2026 tarihinden sonra Avrupa Birliği dışından, internetten alınan 150 avronun altındaki ürünlere üç avro gümrük vergisi gelecek. Şimdiye kadar Avrupa Birliği dışından gelen 150 avro altındaki ürünler için gümrük vergisi genelde alınmıyordu. Ancak 1 Temmuz 2026 tarihinden sonra bu durum değişecek. 2024 yılında Avrupa Birliği'ne gelen bu küçük paketlerin çoğu Çin'den geldi. Geçen yıl Avrupa Birliği'ne gümrük vergisi alınmayan yaklaşık iki milyar paket gönderildi. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Linda Carman ve oğlu Nathan, 17 Eylül 2016'da balık tutmak için eski bir tekne olan Chicken Pox ile denize açıldı. Ancak bir daha onlardan haber alınamadı ta ki bir hafta sonra içlerinden biri ortaya çıkana dek. Aslında mucizevi bir gelişme olması gereken bu olay ardında pek çok soru işaretini de beraberinde getirdi.
Linda Carman ve oğlu Nathan, 17 Eylül 2016'da balık tutmak için eski bir tekne olan Chicken Pox ile denize açıldı. Ancak bir daha onlardan haber alınamadı ta ki bir hafta sonra içlerinden biri ortaya çıkana dek. Aslında mucizevi bir gelişme olması gereken bu olay ardında pek çok soru işaretini de beraberinde getirdi.
Geçtiğimiz pazar günkü “çürüme” yazısının devamını getirmem gerekiyor. Ancak peşinen şerh düşeyim; haddimi aşarak ahkam kesmek niyetinde değilim. Hatta en sonda söyleyeceğimi, dilimden düşürmediğim ve herkesin etmesini dilediğim şu dua ile baştan ifade edeyim: “Allah ayağımızı sabit kılsın, şaşırtmasın.”
284 bölümde Türkiye'de kadın girişimciliği son yıllarda ciddi bir ivme kazanıyor. Ancak hâlâ görünmeyen duvarlar, sessiz engeller ve cesaret isteyen geçişler var. İşte bu bölümde; kadınların dijital ticarette nasıl fark yarattığını, global pazarlara adım atan Türk kadın girişimcilerin neleri öğrendiğini, neleri dönüştürdüğünü masaya yatırıyoruz. Sevtap Küçük bize, kadın girişimcilerin e-ihracatta karşılaştığı zorluklardan İKADE'nin sunduğu destek mekanizmalarına, evden başlayıp dünya pazarına açılan gerçek başarı hikâyelerinden kadın dayanışmasının e-ticaretteki etkisine kadar çok değerli içgörüler paylaşıyor. Sosyal Medya takibi yaptın mı? X – Instagram – Linkedin – Youtube – Goodreads Bülten – E-Posta – Bu çalışmaları ve emeklerimi desteklemek için Patreon hesabımız Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
1. Cünüp olan kişinin namaz kılması haram-dır. Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurmuştur: “Ey imân edenler sarhoşken ne söylediğinizi bilene kadar ve cünüp olup yolcu olmadığınızda gu-sül edene kadar namaza yaklaşmayın.” (Nisa s. 43)2. Mescide giremez. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyuruyor: “Ben ne cünüp olana ne de hayız olana, mescidi helâl gör-müyorum.” (Ebû Davud)3. Beytullâh'ı tavâf edemez. Çünkü Beytullâh mescidin dâhilindedir.4. Kur'an-ı Kerim'i okuyamaz. Hz. Ali (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)'den “Cünüp olan kişi-ye Kur'an okumayı yasakladığını” (Beyhakî) rivayet etmiştir.5. Kur'an-ı Kerim'e dokunamaz. Fakih Ebû'l-Leys (r.âleyh), El-Fetâvâ isimli kitabında cünüp olanın Mushaf'a veya üzerinde ayet yazan bir şeye dokunamayacağını söylemiştir. Kâinatın efendisi (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde şöyle bu-yuruyor: “Kur'an'a sadece (abdestsizlik ve cenâbetten) temiz olanlar dokunabilir.” (Ta-beranî)El-Muhît'te cünüp olanın guslü, namaz vak-tine kadar tehir etmesinde günâh olmadığı söy-lenmiştir. Siracuddin el-Hindî (r.âleyh) şöyle der: “Namaz vacip olmadıkça veya abdestsiz helâl olmayan tilâvet secdesi ve Mushaf'a dokunmak gibi şeyleri kastetmedikçe abdestsiz olan kişinin abdest alması, cünüp olanın da gusül alması va-cip değildir. Bu konuda icmâ vardır. Ancak cünüp olan kişinin bir şey yiyip içebilmesi için ellerini yıkaması ve mazmaza yapması gerekir. Çün-kü cenâbetlik ağza sirayet ettiğinden mazmaza yapılmadan suyun içilmesi, müstâmel suyun içilmesi olacaktır ki bu da doğru değildir. Ellerini yıkamasına gelince cünüp olan kişinin genelde elleri necasetten hali olmadığından dolayıdır.(Suâlli-Cevâplı İslâm Fıkhı, c.1, s.237-241)
Kasım ayı başında İstanbul'da bulunan Özel Okmeydanı Hastanesi yönetimi, hastane binasının depreme dayanıksız olduğu bahanesiyle hastanenin faaliyetlerini durdurarak, aralarında hastane başhekimi ve doktorların da bulunduğu iki yüze yakın sağlık emekçisinin işine son verdi. Hastane yönetimi, işinden ettiği ve zaten iki buçuk aydır maaşlarını ödemediği sağlık emekçilerine yasal olarak hak ettiklerinin çok altında paralar teklif ediyor, haklarının tamamını ödemeyi reddediyor. Sağlık emekçileri haklarını alabilmek için hukuki yollara başvurmanın yanı sıra hastane önünde direnişe geçti ve önemli bir kısmı DİSK'e bağlı Dev Sağlık-İş sendikasına üye oldu.Hastane yönetimi şimdiye kadar hastane binasının depreme dayanıksız olduğuna dair bir raporu ne emekçilere ne de resmî makamlara sunabildi. Hastane özel de olsa “ben böyle uygun gördüm” diyerek hastane kapatılamıyor, bazı şartların oluşması gerekiyor. İlgili bakanlıklara yapılan itirazlar neticesinde hastanenin kapanmasına gerekçe oluşturacak bir neden bulunamadığı için hastane kısmen de olsa faaliyetine devam ediyor. Ancak hastane patronunun Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK), sağlık emekçilerini işten çıkarma gerekçesi olarak bildirdiği Kod 17 (hastane kapatma nedeniyle işten çıkarma) iptal edilmedi, emekçiler işlerine iade edilmedi.Sağlık Bakanlığı dahil devlet bürokrasisi sağlık emekçilerinin haklarını alabilmesi için şimdiye kadar kılını kıpırdatmadı. Sermayeden yana tutumda ortaklık mevcut. Patronlar gücünü sağlık emekçilerinin örgütsüzlüğünden de alıyor. Türkiye'de beş yüzden fazla özel hastane mevcut. Buna karşın yalnızca bir elin parmağını geçmeyen sayıda özel hastanede toplu sözleşmeli sendikal örgütlenme var. Neredeyse tamamen sendikasız bir sektörden bahsediyoruz. Bu anlamda Özel Okmeydanı Hastanesi sağlık emekçilerinin bir bölümünün Dev Sağlık-İş'te örgütlenmesi, sadece kendi mücadeleleri açısından değil özel hastanelerde çalışan sağlık emekçilerine izlemeleri gereken yolu göstermesi açısından da çok değerli bir örnek oluşturuyor.Son dönemde Türkiye çapında şimdilik sayıları çok olmamakla birlikte özel hastanelerin kapandığına şahit olmaya başladık. Önümüzdeki dönemde bu eğilim artabilir. Sanılmasın ki bundan dolayı sermayenin sağlık alanındaki ağırlığı azalacak. Aksine, büyük hastane zincirlerinin sektöre daha fazla hâkim olduğu, işçilerin ve emekçi halkın sağlık hakkına daha fazla saldırdığı, daha piyasacı ve sendikal örgütlenmenin daha da zor olacağı bir sağlık alanının bizi bekliyor olma ihtimali yüksek. Bundan dolayı bugünden adım atmaya başlamalıyız.Sağlık emekçileri anayasada açıkça yazan hakkını almak için bile mücadele etmek zorunda kalıyor. Bunun önemli bir sebebi özel sağlık sektöründe bugün için sendikal örgütlenmenin çok zayıf olması. Çalışma şartlarının çok ağır, buna karşın ücretlerin çok düşük olduğu özel sağlık sektöründe zinciri bir yerden kırar, toplu sözleşmeli sendikal örgütlenme örneği yaratabilirsek gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. Ancak bunun için güçlerin birleştirilmesi, sendika konfederasyonlarının eylemde birliği esas alıp bir mücadele programı etrafında ortaklaşması ve adım atması gerekiyor. Elbette emek meslek örgütleri de bu sürece destek vermeli.Ancak bugün için öne sürülmesi gereken acil talep; faaliyetini durdurmak isteyen ve sağlık emekçilerini mağdur eden Özel Okmeydanı Hastanesi'nin bedelsiz kamulaştırılması, buradan elde edilecek gelirle bu hastanede çalışan sağlık emekçilerinin haklarının ödenmesi ve sağlık emekçilerine kamuda istihdam hakkı tanınmasıdır!
Kasım ayı enflasyonunun beklentilerin oldukça altında bir şekilde aylık bazda %0,87 gelmesinin ardından gözler 11 Aralık'taki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına çevrildi. Yılın son PPK toplantısında nasıl bir karar çıkacağı konusunda farklı görüşler var ancak beklentiler Kasım ayı enflasyon verisi öncesine göre çok daha iyimser görünüyor. Ancak ben PPK'nın o kadar iyimser hareket etmeyebileceğini düşünüyorum.
Yakın tarihimize damga vuran gençlik teşkilatı Milli Türk Talebe Birliği'nde 1971'de başlayan dönemde kurumsal/kitlesel faaliyetler yanında kişisel gelişime de çok önem verilmiş; “İslâm'ı öğren, yaşa; öğret, yaşat” düsturu hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Günümüzde ülkemizin yönetiminde ve önemli görevlerdeki pek çok kişi Milli Türk Talebe Birliği çatısı altında İslâmî değerleri, teşkilatçılığı, birlik ve bareberliğin getireceği neticeleri öğrenmiş ve meyvesini toplamıştır. MTTB'nin Bozkurt olan amblemi 1976 yılında kitap (Kur'an) ile değiştirilmiştir. 1971-80 arası dönemde Fetih Mitingleri düzenlenmiş, Ayasofya'da defalarca namaz kılınmıştır. 56. Dönem Faaliyet Raporundan: “13 Mayıs 1977 Cuma günü 500 kadar, 26 Mayıs 1977 Perşembe günü 1000'i aşkın MTTB'li genç Ayasofya'da namaz kıldı. Namazın, basında akisleri büyük oldu.”Milli Türk Talebe Birliği, 80'lere gelindiğinde, “MTTB vagon olamaz, lokomotiftir” anlayışını tamamen yerleştirmiş, Türkiye çapında 250 civarı şubesi bulunan, Necip Fazıl'ın deyimiyle “madde ve manaya hâkim”, gönüllere girmiş kitlesel bir gençlik hareketi hâline gelmiştir. Nihayet 12 Eylül 1980'de yönetime el koyan askerî yönetim tarafından Milli Türk Talebe Birliği'nin faaliyetleri durdurulmuştur. Hatta 1980 darbesinin yapılmasının örtülü ancak temel sebebinin MTTB'nin önlenemez yükselişinin önüne geçmek olduğu bilinmektedir. Ancak bu ocak hiçbir zaman söndürülememiş, küllense de için için yanmaya devam etmiştir. Nitekim 80 ihtilâlinde MTTB kapatıldıktan sonra tüzüğü gereği, bütün mevcudiyeti ve misyonu MTTB'nin yan kuruluşu olarak 1971 yılında Muhterem Ömer Öztürk tarafından kurulan Fatih Gençlik Vakfı'na devredilmiş, böylece gençliği yetiştirmeye yönelik faaliyetler her şartta aralıksız sürmüştür. Fatih Gençlik Vakfı faaliyetlerini aynı çizgide devam ettirmektedir.(Detaylı bilgi: www.mttb.com.tr; www.fgv.org.tr)
Saraybosna kuşatması, Avrupa'nın tam ortasında yaşandı. Ancak bugün hala bilinmeyen veya bilinen ama "gizli" tutulan bu kadar çok ayrıntının ortaya çıkıyor olması, Avrupa'nın savaş suçlarıyla yüzleşme mekanizmalarının eksikliğini gösteriyor. Yazan: Emine Şeçeroviç Kaşlı Seslendiren: Halil İbrahim Ciğer
15 Eylül 1981'de, 10 yaşındaki Ursula Herrmann kuzeninin evinden bisikletle evine doğru yola çıktı. Ancak eve hiç ulaşamadı. Böylece, Almanya'nın savaş sonrası döneminin en ünlü ve hâlâ tartışmalı olan ceza davalarından biri başlamış oldu.
15 Eylül 1981'de, 10 yaşındaki Ursula Herrmann kuzeninin evinden bisikletle evine doğru yola çıktı. Ancak eve hiç ulaşamadı. Böylece, Almanya'nın savaş sonrası döneminin en ünlü ve hâlâ tartışmalı olan ceza davalarından biri başlamış oldu.
Dün gece, geçen haftaki yazımızın devamı olan “İslam'da Din Adamı Var mıdır? (2)” başlıklı yazıyı hazırlamıştık. Bugün aslında gazeteye o yazıyı gönderecektik. Ancak yazıyı yazdıktan sonra günlerdir hepimizin gündeminde olan bir mesele dolayısıyla bazı düşüncelere ve hayallere daldık. Bu sebeple uzun bir süre uyuyamadık. Sabahleyin de şu kelimeleri yazmak mukadder oldu:
Eylül ayında beklentilerin çok üzerinde gelen enflasyon verisi piyasaları endişelendirmiş ve yıl sonu için faiz indirimi tahminlerinin değişmesine neden olmuştu. Eylül enflasyon verisi açıklanana kadar piyasalardaki genel eğilim Merkez Bankası'nın kalan Para Politikası Kurulu (PPK) toplantılarının her birinde 250 baz puanlık indirim yaparak yoluna devam edeceği yönündeydi. Ancak eylül enflasyon verisinden sonraki ilk toplantıda sadece 100 baz puanlık indirim yapıldı.
Makam ve şöhret sevgisi “Başka insanların kalbinde kendisine karşı hürmet beklentisi içinde olmak” olarak tanımlanır. Şöhret sevgisi gizli bir hastalık olduğu için kişi, bazen kendisinde bu hastalığın varlığını tespit etmekte zorlanır. Ancak bu hastalık arttığında kendisini gösterir ve o zaman kişi bunun farkına varır. Şöhret sevgisinin peşine düşen kişiden daha bedbaht kimse yoktur. Çünkü bu, başka insanların beğenisini kazanmaktan ibaret olduğu için, kişinin bundan kazandığı somut bir şey yoktur. Diğer yandan “başka insanlar”, istedikleri zaman şöhret sevdalısının değerini yerle bir edebilirler. Bazen insanların gözünde hiçbir değeri olmayan kişiler bile kalbinde bu hırsı beslemeye devam eder. Böyle bir kişinin durumu, bakkalda tahıl ve bakliyatı görüp mutlu olan fareye benzer. Fare, bakkalın bütün tahıllarını, kendisi için hazırlanan yem olarak görür. Ancak yemeye kalkıştığı zaman onu tuzağa düşürmek için verilen yemek kırıntıları dışında hiçbir şey bulamaz ve mutluluğu yok olup gider. Aynı şekilde şöhret sevgisinden dolayı, kişinin cebine ne bir kuruş para girer ne de kendisi başka bir şeye sahip olur.Şöhret sevgisinin dünyevî ve uhrevî birçok zararı vardır. Uhrevî zararı, kişinin arzuladığı şöhreti bulmasıyla birlikte kibre düşmesi ve böylece sâlih amellerini yok etmesidir. Birçok insanın, nefsinin bu tuzağına düşüp ahiret hayatlarını helâk ettiklerini gördüm. Dünyevî zararı ise meşhur olan kişilerin, düşmanlarının çok olması ve böylece dünya hayatlarının tehlikeye girmesidir. Allâh Resûlü (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “İki aç kurdun bir koyun sürüsüne dalıp verdiği zarar, mal ve şöhret hırsına kapılan kişinin dinine verdiği zarardan daha fazla değildir.” (Tirmizî)(Misvâk Neşriyat, Eşref Ali et-Tehanevî, Tehzibu'l Ahlâk, s.125)
Batı-Ankara ilişkileri, on iki yıllık bir fetret döneminin ardından yeniden tanımlanıyor. Yeni bir tür ilişki biçiminden bahsediyoruz. Ancak henüz adı konmadı. Çerçevesi de net değil. Bu noktada söyleyebileceğimiz tek şey, ilişkilerin, on iki yıl önce kaldığı yerden devam etmeyeceğidir. Çünkü bu on iki yılda çok şey değişti. Türkiye değişti. Bölge değişti. Dünya değişti.
Washington eyaletinin Wenatchee kentinde yaşayan ve dokuz, sekiz ve beş yaşlarındaki üç kız kardeş olan Payton, Evelyn ve Olivia Decker, babaları Travis Decker ile keyifli bir hafta sonu geçireceklerdi. Ancak gittikleri geziden bir daha dönmediler, daha sonra ortaya çıkan gerçekler ise kabus gibiydi. Travis Decker'ın karanlık yüzünü ortaya koyuyoruz.
Washington eyaletinin Wenatchee kentinde yaşayan ve dokuz, sekiz ve beş yaşlarındaki üç kız kardeş olan Payton, Evelyn ve Olivia Decker, babaları Travis Decker ile keyifli bir hafta sonu geçireceklerdi. Ancak gittikleri geziden bir daha dönmediler, daha sonra ortaya çıkan gerçekler ise kabus gibiydi. Travis Decker'ın karanlık yüzünü ortaya koyuyoruz.
Avrupa'da bugün yaşanan gelişmeleri “yaklaşan bir sıcak savaşın hazırlığı” olarak yorumlamak için erken. Ancak kesin olan şu ki Avrupa barış döneminin alışkanlıklarından hızla uzaklaşıyor. Yazan: Dr. Tolga Sakman Seslendiren: Halil İbrahim Ciğer
Türkiye'de kısa bir tatil yapmak için İstanbul'a giden Hamburglu Böcek ailesinin dört ferdi de bir kaç gün içinde trajik bir şekilde hayatını kaybetti. 3 yaşındaki Masal, 6 yaşındaki Kadir, 27 yaşındaki anne Çiğdem ve 36 yaşındaki baba Servet Böcek bir anda hayattan koparıldı. Yetkililer zehirlenme ihtimali üzerinde duruyor. Ancak olayın üzerindeki sis perdesi aralanmış değil. Beklenmedik ölümler kamuoyunda büyük acı ve infial uyandırıyor. Bir aile nasıl yok oldu? İşte Almanya'yı ve Türkiye'yi yasa boğan acı olayın hikayesi. Mikrofonda Aydın Işık ve Eren M. Gencer var. Von Aydın Işık und Eren Mahir Gençer.
Canberra'da bir araya gelen koalisyon üyeleri resmi olarak net sıfır emisyon hedefinden vazgeçti. Ancak bu kadarla da kalmadı. Liberaller ve Ulusalcılar, diğer ülkelerin ilerlemesini izleyerek emisyonları azaltmaya devam etme sözü verirken, iklim değişikliğini ulusal enerji düzenleyicisinin hedefleri listesinden çıkarma planını açıkladılar.
Yeryüzündeki hava sıcaklığının artması ve bunun yarattığı iklim değişikliği yeryüzü için büyük bir tehlike. Sel felaketleri, kasırgalar, orman yangınları, kuraklıklar hayatımızın parçası haline geldi. Ancak pek çok ülke taahhütleri yerine getirmiyor. Bugünlerde 53 devlet ve hükümet başkanı Brezilya'da bir araya geldi. Birleşmiş Milletler Dünya İklim Konferansı'ndan (COP30) ne bekleniyor? İklim değişikliğinin yol açtığı felaketlerin önüne nasıl geçebiliriz? Yeşil Çember Direktörü Gülcan Nitsch, iklim politikalarının neden hala yetersiz kaldığını ve birey olarak bizim neler yapabileceğimizi anlattı. Mikrofonda Gökçe Göksu ve Serap Doğan var. Von Gökçe Göksu und Serap Doğan.
Güneş ışınları vücut için eşsiz bir vitamin kaynağı. Güneşten alınan D vitamini pek çok hastalığın mücadelesinde büyük bir öneme sahip. Ancak yükske güneş ışığına maruz kalmak hem cilt hem de göz için geri dönülmez hasarlara sebep olabiliyor. Özelllikle de güneşe gözlüksüz bakıldığında...Peki güneşe direkt bakmak gözü neden bu kadar etkiliyor? Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan'a sorduk.
Amerikan Kardiyoloji Okulu'na göre, ilk kalp krizlerinin çoğu erkeklerde 65 yaş civarında, kadınlarda ise 72 yaş civarında gerçekleşiyor. Ancak bugün 40 yaşın altındaki kişilerdeki kalp krizi vakalarında artış var. Amerikan Kalp Derneği 1995-2014 arasında kalp krizi nedeniyle hastaneye kaldırılanların %30'u 35-54 yaş aralığında olduğunu ve zamanla bu oranin arttığını açıkladı. Türkiye'de her ne kadar oranlar bu denli yüksek olmasa da kalp hastalıkları ve bu sebepten ölümleri artık daha sık duyar olduk. Peki neden? KAlp ve damar cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez'e sorduk.
Artık hayatı sürekli ekranlar üzerinden takip ediyoruz. Dijitalleşen dünya yaşantımızı epey kolaylaştırdı hiç şüphesiz. Ancak derinlerde bir yerde bizi diğer türlerden ayıran sosyal bir varlık olma özelliğimizi de etkilemeye başladı. 111 Hz'in bu bölümünde dijitalleşmenin sosyal ilişkilerimize olan etkisine odaklanıyor, bu sürece alternatif olarak doğan Unplugged Akımı'nın doğuşunu inceliyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Gündemden haberleri aktardığımız bu bölümde "Toprak Razgatlıoğlu dünya şampiyonu oldu", "Louvre Müzesi'nin en popüler yeri artık Mona Lisa değil" ve "İspanya'da 1.000 restoran sandalyesi çalan çete üyeleri gözaltına alındı" gibi haber başlıkları var. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro Emin: [0:13] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Bu bölümümüzde sizlere dünya gündeminden haberleri yavaş bir şekilde aktaracağım. Podcastlerimizden çok daha verimli yararlanabilmek için easyturkish.org/membership adresine gidip podcast kademesine abone olabilirsiniz. Emin: [0:40] İlk haberimizle başlayalım. Toprak Razgatlıoğlu dünya şampiyonu oldu. Millî motosikletçi Toprak Razgatlıoğlu 2025 Superbike'ta şampiyonluğa ulaştı. Razgatlıoğlu şampiyona kapsamındaki İspanya'daki Jerez pistinde gerçekleşen ikinci gün yarışını 3. sırada tamamlayarak şampiyon oldu. Millî sporcumuz böylece kariyerinin üçüncü dünya şampiyonluğunu ilan etmiş oldu. Toprak Razgatlıoğlu dünya şampiyonu oldu Emin: [1:17] 665 milyon Instagram takipçisiyle sosyal medyanın da en çok takip edilen futbolcusu olan Ronaldo, 1 milyar avronun üzerinde servete ulaşan ilk futbolcu olarak tarihe geçti. Bloomberg Milyarderler Endeksi'ne göre 40 yaşındaki oyuncunun serveti, haziran ayında Suudi Arabistan kulübü Al-Nassr'la yaptığı yeni sözleşme sayesinde 344 milyon avro daha arttı. Ronaldo kulüpteki sözleşmesini 2027'ye kadar uzattı ve hâlâ takımda %15 hisseye sahip. Ancak gelirleri yalnızca futboldan ibaret değil. 2002-2023 yılları arasında 550 milyon dolar maaş kazanan Ronaldo'nun Nike'la yaptığı 10 yıllık anlaşmadan 18 milyon dolar; Armani ve Castrol gibi markalarla yaptığı sponsorluklardan ise 175 milyon dolar gelir elde ettiği belirtildi. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
HAYATIMIN EN ACI DERSİ İspanya'nın güneyinde Estepona isimli küçük bir kasabada büyüdüm. On altı yaşındayken bir sabah babam benden kendisini arabayla 30 kilometre uzaktaki bir köye götürmemi istedi. Ancak onu Mijas'a götürdükten sonra arabayı bakım için yakındaki bir tamirhaneye bırakmam gerekiyordu. Araba kullanmayı öğrenmiştim fakat pratik yapmak için pek de fırsatım olmamıştı. Onun için bu teklifi hemen kabul ettim. Babamı Mijas'a götürdüm. Onu öğleden sonra saat dörtte alacaktım. Sonra arabayı tamirhaneye bıraktım. Birkaç saat vaktim vardı. Ben de tamirhanenin yakınında bir sinemada film izlemeye karar verdim. Fakat sinemada çok vakit geçirdiğimin farkında değildim. Saat altı olmuştu. Dolayısıyla iki saat geç kalmıştım. Babam, sinemaya gittiğimi öğrenirse bana kızabilirdi. Bir daha arabayı kullanmama izin vermezdi. Ona tamirhanede arabanın işini uzun sürdüğünü söylemeye karar verdim. Buluşacağımız yere vardığımda babamın caddenin köşesinde umutla olduğunu gördüm. Geç kaldığım için özür diledikten sonra ona arabanın işinin uzadığını söyledim. Bunun üzerine babamın bana nasıl baktığını asla unutamam. Babam: – Bana yalan söylediğin için çok üzüldüm Jason, dedi. – Ne demek istiyorsun baba? Gerçeği söylüyorum, dedim. Babam, bana tekrar baktı. – Sen geç kalınca tamirhaneyi aradım ve bir problem olup olmadığını sordum. Bana senin henüz arabayı almaya gelmediğini söylediler. Yani araba ile ilgili bir problem olmadığını biliyorum. Birden ne kadar büyük bir suç işlediğimi anladım ve babama gerçeği itiraf ettim. Babam beni üzgün bir şekilde dinledi. – Kızgınım ama sana değil, kendime. Eğer sen bunca yıldan sonra bana yalan söyleyebiliyorsan demek ki ben iyi bir baba olamamışım. Kendi babasına bile yalan söyleyebilen bir çocuk yetiştirmişim. Eve yürüyerek döneceğim ve bu arada neyi yanlış yaptığımı düşüneceğim. – Ama baba... Eve 30 kilometre yol var ve hava da karardı. O kadar yolu yürüyemezsin, dedim. Babam, ne özür dilemelerime, ne itirazlarıma, ne de diğer söylediklerime kulak astı. Onu hayal kırıklığına uğratmıştım ve hayatımın en acı derslerinden birini almak üzereydim. Babam, tozlu yollarda yürümeye başladı. Ben de arkasından arab ile onu izliyordum. Ondan özür diliyor ve arabaya binmesini rica ediyordum. Maalesef beni duymazdan geliyor ve üzgün bir şekilde yürümeye devam ediyordu. 30 kilometre boyunca 10 kilometre süratle onu takip ettim. Babamın hem bedensel hem de duygusal olarak bu kadar sıkıntı çekmesine şahit olmak hayatımın en üzücü ve acı veren dersi olmuştur. Aldığım bu dersten sonra bir daha yalan söylemedim. Jason BOCARRO
İlk evini satın almak isteyenler hükümetin yüzde 5 depozito planını memnuniyetle karşıladı. Ancak, yeni sistem göründüğü kadar cazip mi? Melbourne'dan ipotek uzmanı Burak Dilbaz'a, ortalama bir maaş alan bekar birinin nasıl ve ne kadarlık bir ev alabileceğini sorduk.
Dört çocuklu Ligonnès ailesi Fransa'nın Nantes kentinde huzur dolu bir hayat sürüyordu. Ancak 2011 yılının nisan ayında hiç beklenmedik bir gelişme oldu, aile katliama kurban gitmişti. Baba Xavier Dupont de Ligonnès ise ortalıkta yoktu. Fransa'nın en çok konuşulan dosyalarından birinin detaylarını inceliyoruz.V Trust'ı incelemek için: https://www.vtrust.com.tr/tr/
More than one in five Australians have a disability. But this large, diverse group faces disproportionate levels of discrimination and prejudice. - Neredeyse her beş Avustralyalıdan biri engelli. Ancak bu büyük ve çeşitli grup, orantısız düzeyde ayrımcılık ve ön yargıyla karşı karşıya...
Cinsel ilişki sırasında partnerin bilgisi veya izni olmadan prezervatifin çıkarılması anlamına gelen stealthing, son yıllarda Avustralya'nın hemen her yerinde bir suç olarak kabul ediliyor. Ancak uzmanlar, stealthing'in ne olduğu ve ne gibi tehlikeler yarattığı konusunda farkındalığın hâlâ eksik olduğunu söylüyor.