POPULARITY
Categories
Ne günlerdi o günler! Bir bahar havası esmişti bütün ülkede ve bölgede. “Müslümanlar iktidara gelince hepimizi kesecek, Türkiye İran olacak!” diye hayalî hayaletler gören Türkiye'nin laikleri, işi, uluslararası ölçekte en büyük sosyal teorisyenimiz Şerif Mardin'in zekice buluşuyla “mahalle baskısı” hikâyesinin icat edilmesiyle başka bir evreye girdirmişler ama bu sarkastik hayaletlerin hiçbirinin gerçek olmadığı anlaşılınca, sonunda farklı ideolojik / siyasî dünya görüşlerine mensup toplum kesimleri arasında “konsensüs” arayışları tavan yapmıştı.
İsrail'in kolonyal bir yapı olarak kurulduğu dönemde Ürdün Kralı Abdullah'ın Filistin'e ihaneti, bilinen bir hadisedir. Aslında babası da Osmanlı'ya ihanet etmiş, İngilizlerin İslam coğrafyasında hâkimiyet kurmasında büyük bir rol oynamıştı. Bizde Şerif Hüseyin'in ihaneti daha çok bilinir. Ne yazık ki oğul Abdullah'ın ihaneti de çok büyüktür. Sebepleri üzerinde duracak değilim fakat her iki hadiseyi birbirine bağlayan asli unsurlar üzerinde durulmadığı için farklı fikirler daha çok öne çıkmıştır. Bunların ayrıntılarına girdiğimizde kısır tartışmalardan kurtulmamız mümkün olmayacaktır. Buna karşın tarihî önemi olan hadiseleri mutlaka yeni bir gözle değerlendirmek gerekiyor. Bugün Birleşik Arap Emirlikleri'nin İsrail'le derinleştiği ortaya çıkan ilişkileri benzer olayların tekrarlandığını gösteriyor. Dolayısıyla geçmişin olaylarını ve kişilerini yeni görüşler çerçevesinde yeniden ele almak gerekiyor. Böylelikle bugünkü hadiseleri daha iyi analiz etmek mümkün olacaktır.
“İngilizler öylesine iyi erkek terzisidir ki, Osmanlı'nın bir emirlik verdiği yerden üç devlet çıkardılar.” Falih Rfkı Atay'ın anılarında yer alan bu söz üzerinde bir hayli argüman geliştirebiliriz elbette! Ancak bu “erkek terzisi” yüz yıl öncesinin hakikati iken bugün bu terzilik işi bir kadına emanet edilmiş durumda. Kadınların uluslararası istihbarat birimlerinin başına geçmesi genellikle filmlerde filan gördüğümüz bir olaydı. Ancak MI6'de bir ilk gerçekleşti ve 1 Ekim 2025'te İngiliz istihbaratının başına geçerek “C” imzası atacak kişi Blaise Metreweli oldu.
Bin yıldır, dünya tarihini biz yapıyoruz Selçuklu ve Osmanlı çocukları olarak. Son iki asır hâriç. İki asırdır tarih yapmıyoruz, başkalarının (=Batılıların) yaptığı tarihte tatil yapıyoruz.
Yabancı seyyahların Osmanlı mutfağına bakışını; tatlı ve şeker tüketimini, lokum yapımına getirilen yasakları ve yeme-içme alışkanlıkları üzerinden gündelik hayatın dönüşümünü konuşuyoruz.
Yabancı seyyahların Osmanlı mutfağına bakışını; tatlı ve şeker tüketimini, lokum yapımına getirilen yasakları ve yeme-içme alışkanlıkları üzerinden gündelik hayatın dönüşümünü konuşuyoruz.
Kahve gündelik hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Kahve satılan dünyanın ilk bilinen kafesi 1475 yılında İstanbul'da açılıyor. Etiyopya'dan doğup, Osmanlı ve Venedikliler üzerinden Avrupa'ya yayılan kahve, günümüzde yeni bir kahve furyası yaratmış durumda. Onlarca şekilde servis ediliyor. Almanya'da bu geleneği sürdüren isimlerden biri de Köln'ün Ehrenfeld semtinde kuru kahvecilik yapan Beşir Yıldırım. Hem kahvenin hikâyesini hem de günümüz kahve kültürünü konuşacağız. Soğuk kış günlerinde sıcak bir Türk kahvesi eşliğinde dinleyeceğiniz keyifli bir yayın sizi bekliyor. Mikrofonda Gökçe Göksu ve Erkan Aslan var. Von Gökçe Göksu und Erkan Aslan.
Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), Osmanlı'dan günümüze, yakın tarihimizin en büyük gençlik hareketinin adıdır. 1916 yılında Daru'l Fünûn'da okuyan bir grup öğrenci tarafından kurulmuştur. 1931'e kadar kayda değer bir varlık gösteremeyen MTTB, bu yıllarda Teknik Üniversite talebesi olan Tevfik İleri'nin genel başkan olmasıyla faaliyetlerini artırmış, milli ve manevi değerlerin ağır bir kıyıma tâbi tutulduğu baskılarla dolu bu dönemde adından söz ettirmeye başlamıştır. Bu dönemdeTevfik İleri tarafından çıkarılmaya başlanan ve milletin aslî değerlerine üstü kapalı da olsa kısmen değinmeye çalışan “Birlik” Gazetesi, yüksek trajlara ulaşmaya başlayınca, 1933'te hükümet tarafından derhal yayından kaldırılmış, ancak 14 sayı çıkarılabilmiştir.1936 yılında kapatılan MTTB, 1946 yılında bir grup gencin müracaatıyla yeniden açılmıştır. Bu yıllarda bazı nümayişlerle, milli refleks MTTB tarafından ayakta tutulmaya çalışılmış ancak 1960 darbesini kurum olarak açıktan destekleyecek kadar sistemle entegre bir çizgide faaliyet yürütülmüştür. Bu arada çalkantılı dönemler yaşayan MTTB, 1965 senesinde yeniden milliyetçi-muhafazakar söylemler benimsenmeye başlamıştır. Bu dönem, Milli Türk Talebe Birliği'nin sol kesimden sağa bir geçiş dönemi olmuştur. Aynı yıllarda Milli Gençlik isimli dergi çıkarılmaya başlanmış, Peyami Safa,Necip Fazıl gibi isimler bu dergide yazı yazmışlardır. 1971 yılına gelindiğinde ise Ömer Öztürk'ün genel başkan seçilmesiyle Milli Türk Talebe Birliği'nde yepyeni bir dönem başlamıştır. Milli Türk Talebe Birliği artık günden güne daha çok gence hitap eden kitlesel bir gençlik hareketi haline gelmiş ve gençliğin sokaktan, slogandan, anarşiden koparılıp; eğitime, ilme, kültürel faaliyetlere çekildiği bir dönem olmuştur. (Devamı yarınki yaprakta)(Detaylı bilgi: www.mttb.com.tr; www.fgv.org.tr)
Sizi bilmem ama benim tarihi romanlarla tanışıklığım çocukluğuma kadar gider. O romanlarda en çok işlenen konulardan birisi Türklerle Hristiyanlar arasındaki çatışmalardır. Her hikâyede en çok sevdiğim bölüm Türk erkeklerinin gönüllerini kaptırıp evlendikleri Hristiyan kadınların anlatıldığı kısımdır. Bu kadınlar ilk başta dinlerinde diretirler ve fakat zamanla hak dinimizin kıymetini anlar ve mutlaka kelime-i şehadet getirirler. Safiye Erol'un Ciğerdelen romanında anlattığı Estergon Kalesi'ndeki Cangüzel efsanesi de tam da böyle bir zemine dayanır. Osmanlı soyu da buradan ilerler.
Bu milletin savunma sanayini gelişmesinin tarihimizde birbirine zıt iki etki oluşturmuştur. Osmanlı döneminde askeri teçhizatla başlayan yenilenme ve modernleşme zihniyet modernleşmesine kadar varmış, Tanzimat'tan başlayan süreç İkinci Mahmut devri ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında radikal garpçılığa kadar varmıştır.
Sömürgecilik tarih boyunca biçim değiştirdi ama “işleyişi” asla değişmedi. Güçlü olan, zayıf olanı “bağımlı” kılmanın yollarını buldu. Bundan 500 sene öncesine kadar “keşif” adı altında topraklar işgal ediliyordu. Afrika kıtası 1800'lerin sonundaki Berlin Konferansı'nda cetvelle paylaşıldı. Ardından askeri işgaller başladı, koca Osmanlı İmparatorluğu pay edildi.
Osmanlı medeniyet tecrübesi, gerçek anlamda ilk ve son evrensel ve küresel medeniyet tecrübesidir. Batı uygarlığının evrenselliği hem fiilî hem de zihnî işgale dayanan yatay düzlemde işleyen yayılmacı ve işgalci, yapay olarak üretilen, icat edilen içi boş bir retorikten ibaret bir evrenselliktir. Dayandığı ilkeler ya da geliştirdiği değerler bakımından insanlık tarihinde ortaya konan insanlığın medeniyet birikimini aşan bir evrensellik değil, aksine, insanlığın medeniyet birikimini aşağılayan ve bu aşağılayıcı söylemi zihinlere kazıyarak imal ve icat edilen e zihinlerde tahakküm kuran sahte, ayartıcı bir evrenselliktir bu.
Önceki yazımda, bizdeki Batılılaşmanın gerek Osmanlı'da gerekse yeni Türkiye'de bizzat devlet eliyle hakim kılınmaya çalışıldığını, “içimizdeki Danimarkalılar”ın da bu çalışmaya en büyük desteği verdiklerini söylemiştik.
Türkiye genç neslini de, Müslüman sosyolojisini kaybediyor. Hızla intiharın eşiğine sürükleniyor. Tam da dünyanın bize ihtiyaç hissettiği bir zaman diliminde biz intihar ediyoruz, demiştim. İntihar'dan kurtuluş, hem bizi hem de dünyayı yaşanan anlam krizinden çıkaracak bir medeniyet fikri ve bu fikri hayata geçirecek bir öncü dâhiler yetiştirmekten geçiyor.
I. Dünya Savaşı'nın öncesinde adına bugün Ortadoğu denen coğrafyanın büyük çoğunluğu Osmanlı idaresi altındaydı. Son 4 yılı I. Dünya Savaşı'na denk gelen İttihat Terakki'nin sadece 10 yıllık idaresi sonucunda bütün bu coğrafya hızla Osmanlı idaresinden çıktı ve İngiltere, Fransa ve İtalya tarafından sömürgeleştirildi. Savaşın sonu Osmanlı'nın bilhassa Filistin cephesinde aldığı ağır yenilgi tarafından belirlenmiş oldu.
Tam da dünyanın bize ihtiyaç hissettiği bir zaman diliminde biz intihar ediyoruz, demiştim. İntihar›dan kurtuluş, hem bizi hem de dünyayı yaşanan anlam krizinden çıkaracak bir medeniyet fikri ve bu fikri hayata geçirecek bir öncü dâhiler yetiştirmekten geçiyor. Bir neslin yaptığı işi tek başına yapabilecek Gazâlî gibi, Sinan gibi, Şeyh Galip gibi önce dehalar yetiştirebilirsek hem intihardan kurtuluş hem de yeni bir medeniyetin kuruluş yolculuğu sürecinde bir mesafe katedebiliriz.
Osmanlı'da yangın söndürme teşkilatının kuruluşu, yangınların nasıl çıktığı, ahşap yapıların yanıcılığı, evlerde kullanılan ısınma yöntemleri ve dönemin günlük yaşamına dair başka ayrıntılar...
Osmanlı'da yangın söndürme teşkilatının kuruluşu, yangınların nasıl çıktığı, ahşap yapıların yanıcılığı, evlerde kullanılan ısınma yöntemleri ve dönemin günlük yaşamına dair başka ayrıntılar...
İstanbul'un fethi 1453 tarihini merak ediyor musunuz? Sağduyu'nun bu bölümünde Fatih Sultan Mehmet'in savaş stratejileri, Bizans'ın son günleri, Ayasofya'nın önemi ve Osmanlı'nın İstanbul'u nasıl fethettiği detaylarıyla ele alınıyor. Tarık Çelenk'in konuğu Bizans uzmanı Kosta Kortidis, İstanbul'un fethini Bizans'ın gözünden anlatıyor. İşte Fatih Sultan Mehmet'in stratejileri, Bizans'ın kalıcılıkları ve 1453'ün bilinmeyen ayrıntıları! Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Konuğumuz İpek Şahinler ile Culture, Theory and Critique dergisinin 'Osmanlı-Türk Edebiyatında Queer' özel sayısını konuşuyoruz.
#acıtatlımayhoşOsmanlı döneminde kimsesiz çocuklar için kurulan “Himaye-i Etfal Cemiyeti” yurdu, cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Kalender Ziraat Yurdu'yla devam ediyor. Bu yurtta çocuklara verilen eğitimi Aylin Öney Tan'dan dinleyin
#acıtatlımayhoş Osmanlı döneminde kimsesiz çocuklar için kurulan “Himaye-i Etfal Cemiyeti” yurdu, cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Kalender Ziraat Yurdu'yla devam ediyor. Bu yurtta çocuklara verilen eğitimi Aylin Öney Tan'dan dinleyin
Asr-ı Saadet ve kıyâmete yakın Hz.İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi Âl-î Resûl devirleri hariç, gerçek hoşgörü sadece Osmanlı devrinde yaşandı. Batı medeniyeti dışlayıcıdır. İslâm medeniyeti ise kucaklayıcıdır. Selçuklu ve onun mirası üzerine kurulan 636 yıllık Osmanlı hükümranlığının başlıca iki özelliği vardır: “Kurucu ve koruyucu” olmak. Osmanlı'nın İslâm'a hizmeti Ashâb-ı Kiram (r.a.e.)'den sonra, makamları ise Tabiin (r.a.e.)'den sonra gelir. Oysa Batı medeniyet anlayışı iki temel üzerine kuruludur: 1. Asimilasyon, kendi kültür potasında eriterek kendine benzetmek ve yok etmek. 2. Eliminasyon: Asimile çabalarının sonuç vermediği durumlarda açıkça yok etmek.Bilecik Söğüt kasabasında, Domaniç yaylasında 444 çadırdan üç kıtaya hakim olan, İslâm Dünyası'nı birleştiren, 32 milyon km2'ye yayılan 180 milyon nüfusa sahip olan Osmanlı Devleti'nin başarısı şu sebeplere dayanır: 1. Her yaptığını rıza-i ilâhî için yapardı. 2. Sevgili ve şerefli Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ve sevdiklerini çok sevmesi ve örnek alması. 3. İslâm ahlâkı ile ziynetlenmesi. 4. Büyük düşünmesi ve ideal sahibi olması (Kızıl-elma). 5. İlme değer vermesi. 6. Adaletin önünde Osmanlı Sultanı ile Sirkeci'deki hamal eşitti. 7. Sağlam aile yapısı. 8. Karşılıklı dayanışma, vakıf ve şahıslar yoluyla yardımlaşma ve kanaat duygusu. 9. Sultana, devlet büyüklerine, ordu ve din mensuplarına saygı ve itaat. 10. Kadın ve kızların iffet, ismet, ihlas, sadâkat, sabır, edeb, namus timsâli olması. Cemiyetleri yükselten kadındır. Osmanlı devrinde hanımlar, İslâm'ın emirlerini vecd halinde, âdeta kendinden geçercesine yaşıyordu. Çocuğunu İslâm terbiyesi ile yetiştiriyordu. Erkeğine her konuda destek oluyordu. İlâhî aşka bir nevi meczubeydi. Kadın ve erkeğin en büyük arzusu şehit olmaktı. Ancak bu saydığım güzel hasletler yok olunca, İngiliz hilesiyle Osmanlı aydını din bilgisinden, halk da fen bilgisinden uzaklaştırılınca çöküş süreci başlamış oldu.(Necati Özfatura, Türkiye Gazetesi, 2018)
Yazın sonuna doğru Sakız Adası'na gittim.Orada Nea Moni Manastırı'nı gezerken Yunan halkının ve Sakız Adası sakinlerinin "Sakız Katliamı" dedikleri bir tarihsel olayla karşılaştım.Türklerin de içinde olduğu ve bu kadar kritik bir olayı hiç bilmememizi garipsedim ve "Tam da Yeni Haller'e yakışır bu hikaye" diyerek araştırdım.Yani başka hiçbir yerde bulamayacağınız bir hikayeyle karşınızdayım.Biraz adanın tarihinden bahsettim, biraz da Yunan milli kimliğinin oluşmasına -Osmanlı tam tersini arzu ederken- vesile olan bu olayı ve sonrasında yaşananları anlattım.İyi dinlemeler.Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBir de bu sezon spor basınımızda apayrı yeri olan, ben ustam olarak kabul ettiğim Yiğiter Uluğ'la T24'ün Youtube kanalında bir spor programına başladık. Korkmayın, sadece futbol konuşmuyoruz. Hele sahadaki skorları, maçları hiç konuşmuyoruz. Yeni Haller tadında spor sohbeti isteyenler için:Yiğiter Uluğ ve Eray Özer'le GazozunaBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
Son devir Osmanlı âlimlerinden, şairlerinden ve ediplerinden bazılarının “Hurde - Füruş”, “Hurde - Çin” gibi isimlerle nasihat ve öğüt kitapları hazırladıkları biliniyor. Bu eserler daha çok Arapça ve Farsça beyitlerin tercümelerinden ve şerhlerinden oluşuyor. Muallim Naci'nin Hurde- Füruş'u ile Şemseddin Sami'nin Hurde-Çin'ini buna iki örnek kabul edebiliriz.
#acıtatlımayhoş Osmanlı mutfağında özel günlerin en kıymetli ikramı zerdeli pilav. Aylin Öney Tan safran haftasında zerdeyi ve tatlıyla tuzlunun müthiş uyumunu sergileyen zerdeli pilavı, yeniçerilerin pilavı kaşıklama ritüelini anlatıyor.
Bugünlerde bilhassa Osmanlı'nın tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte, bir devlet gücünü, bir sermaye birikimini arkasına alan bu tür yapılanmalar, elde ettikleri imkânlarla bid'atlarının propagandasını yapıyor; bu suretle her geçen gün daha fazla sayıda insana ulaşıyor. Şu hakikatin altını kalın çizgilerle çizelim: Bu akım ve kişiler ilim bakımından Ehl-i Sünnet'ten ileride olduklarından değil, bid'atlarının propagandasını etkin olarak yapma imkânına sahip bulunduklarından toplumun bir kesimi nezdinde itibar sahibi oluyor. Usta bir propaganda dili kullanılarak insanımıza, asırlardır din adına yanlış bilgilendirildikleri telkin ediliyor ve bu telkini yapanlar, bu “tarihî arıza”yı (!) “Kur'an adına” düzeltmek için canla başla çalışıyor!Abdullah b. Abbâs (r.a)'in naklettiğine göre Hz. Ömer (r.a.) bir konuşmasında “recm”den bahsetmiş ve şunları söylemiştir: “Bu konuda sakın aldanmayın! Zira recm, Allâhü Teâlâ'nın haddlerinden bir haddir. Dikkat edin! Resûlullâh (s.a.v.) de recmetti; O (s.a.v.)'den sonra bizler de bu cezayı uyguladık. Eğer insanların, “Ömer, Allâh'ın Kitabı'na, onda olmayanı ilave etti” deme ihtimali olmasaydı, recm hükmünü mushafın bir sayfasının kenarına yazardım. Dikkat edin! Sizden sonra birtakım insanlar gelecek; recmi, şefaati, Deccal'ı, kabir azabını ve günâhkâr bazı mü'min kimselerin cehennemde bir süre azap görüp karardıktan sonra oradan çıkacağını yalanlayacaklar.” O halde öncelikle Kur'an'ın ilgili hususlara delâleti konusundaki illüzyonu fark etmeli, arkasından hadis rivayetlerine geçilmelidir.(Ebubekir Sifil, 2015)
Tarık Çelenk, konuğu Kosta Kortidis ile Bizans'ın entelektüel mirasını, Ortodoks felsefesinden Osmanlı'ya, oradan da Rönesans İtalya'sına uzanan kültürel aktarımı Sağduyu programında konuşuyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
#acıtatlımayhoş Aylin Öney Tan safranlı pilavın özelliklerini, Osmanlı'dan İran'a, Hindistan'a bu pilavı farklı pişirme yöntemlerini, özellikle "dibini tutturmak" gerektiğini anlatıyor. Hindistan'da safranlı tavuk yemeği de var. Hatta eskiden tavuklara miskle karıştırılmış safranla beslerlermiş, o tavuğun suyuyla yapılan pilav müthiş olurmuş.
#acıtatlımayhoş Aylin Öney Tan, Ayşe Fahriye'nin 1882 yılında yazdığı "kavata turşusu" tarifini veriyor. Çok kısa ve basit bir tarif. Melceü't-Tabbâhîn'de, yani 1844 yılında kaleme alınmış Osmanlı döneminin ilk basılı yemek kitabında ise bir tarif var ki, o tarif İngilizce'ye çevirilince olanlar olmuş.
Yirmibir Bitcoin Podcast'inin "Bitcoin ve İslam" serisinin bu bölümünde, küresel Riba sorununa karşı Müslümanların altın standardını yeniden canlandırma girişimlerini ve neden başarısız olduklarını ele alıyoruz.Bu bölümde, önde gelen İskoç Müslüman alim Şeyh Abdulkadir es-Sufi tarafından kurulan Murabitun hareketi inceleniyor. Es-Sufi, modern finans sisteminin temelinde Riba'nın yattığını ve Osmanlı İmparatorluğu'nun bile faizli borçlar nedeniyle çöktüğünü savundu. Hareket, halifeliği yeniden kurmak ve altın dinar ile gümüş dirhemi kullanarak faizsiz bir sistem oluşturmak için Zekat'ın altın ve gümüşle ödenmesini temel aldı. Malezya'nın Kelantan eyaletinde ve E-Dinar elektronik sisteminde kısmi başarılar elde edilse de, Şeyh Abdulkadir es-Sufi'nin 2014'te bu hareketten kamuoyu önünde feragat etmesi bir dönüm noktası oldu. Es-Sufi, altın standardının modern dünyada mevcut itibari para sistemiyle etkileşime girmeden çalışamayacağını ve altın değerinin Batı standartlarınca belirlendiği sürece bağımsızlığın mümkün olmadığını anladı.Ayrıca, Muammer Kaddafi'nin Afrika'yı tek bir altın destekli para birimi altında birleştirme planlarını ve Libya'nın yüklü altın rezervlerini ele alıyoruz. Bu iddialı proje, 2011 NATO müdahalesiyle akamete uğradı ve merkeziyetçi ulus-devlet yapılarının dış müdahalelere ne kadar açık olduğunu gösterdi. Son olarak, terör örgütü DEAŞ'ın (ISIS) altın dinarı yeniden çıkarma çabaları inceleniyor. DEAŞ, altın parayı zorunlu kılsa da, kendisi bile finansal olarak hala dolara bağımlıydı ve halk da itibari parayı tercih etti.Kaynaklar, bu Müslüman temelli altın standardı girişimlerinin, altının bölünemezliği, taşınabilirliği gibi doğal sınırlamaları ve anında takas edilememesi nedeniyle başarısız olduğunu belirtiyor. Bu fiziksel sınırlamalar, işlemleri yönetmek için merkezi kurumların gerekliliğini doğurur, bu da onları hükümet müdahalesine karşı savunmasız kılar. Tüm bu girişimler, küresel Riba temelli finans sisteminin egemenliğini kırmada başarılı olamamıştır. Bu durum, Riba sorunuyla mücadele için eski teknolojilere bağlı kalmak yerine, yeni ve yaratıcı yaklaşımlar geliştirmenin önemini vurgulamaktadır.Kaynak
Osmanlı mutfağının 19. yüzyılda yaşadığı değişimler...
#KöşedekiKitapçı'da bugün
Aylin Öney Tan sıcak yaz günlerinde yapabileceğiniz serinletici pelte ve jöleleri, Osmanlı mutfağından ve Türk mutfağından notları, ararot ya da jelatin kullanımını anlatıyor.
Aylin Öney Tan sıcak yaz günlerinde yapabileceğiniz serinletici pelte ve jöleleri, Osmanlı mutfağından ve Türk mutfağından notları, ararot ya da jelatin kullanımını anlatıyor.
Osmanlı mutfağından paluze ya da elmasiye tatlısını biliyor musunuz? İşte onlar, aslında bugünkü jöleler. Peki "balık tutkalı" ile yapıldığını biliyor musunuz? Aylin Öney Tan bu hafta tarihten notlar, hikayeler ve tariflerle jöleleri anlatıyor
Osmanlı mutfağından paluze ya da elmasiye tatlısını biliyor musunuz? İşte onlar, aslında bugünkü jöleler. Peki "balık tutkalı" ile yapıldığını biliyor musunuz? Aylin Öney Tan bu hafta tarihten notlar, hikayeler ve tariflerle jöleleri anlatıyor
PKK silahlarını yaktı, Erdoğan “tarihi konuşmasında” Türk-Kürt-Arap dedi durdu. Peki bu ifade neden bu kadar tekrarlandı? Sadece Suriyeliler mi mesele, yoksa 19. yüzyıldan bugüne taşınan daha büyük bir hikâye mi var? Bu bölümde Tanzimat'tan Osmanlıcılığa, İslamcılığın eşitlik karşıtlığına, “4 Adam Süreci”ne ve halkın neden sürekli devre dışı bırakıldığına bakıyoruz. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım. ------- Podbee Sunar ------- Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ 'u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et! Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir. GENC2025 kodu ile 3342'ye SMS atıp Garanti BBVA Mobil'den müşteri olun.
Bu bölümde konuğum Osman Ulagay. Biz Osman Bey'i bir gazeteci, ekonomi yazarı olarak tanıyoruz. Son kitabı "Bir Ömrün Aynasında Türkiye'de 82 Yıl" ise onun hayat hikâyesini merkezine olarak hem Osman Ulagay'ı hem de Türkiye'nin farklı çalkantılı dönemlerini biraz daha farklı görmemizi sağlıyor.Ulagay'ın her iki dedesi de Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında önemli vazifelerde buluşmuş Osmanlı devletinin yüksek seviyede memurları. Dedesi Hüsnü Kortel bir siyasetçi, üstelik Türkiye'nin ilk elektrik mühendislerinden biri; soyadı kanunu çıktığı zaman, elektrik enerjisinin aydınlatmada kullanılmasını ifade eden Kortel soyadını alıyor. Bir diğer dedesi Dr. İbrahim Etem Ulagay, eczacı, doctor ve kimyager. İbrahim Etem İlaç Fabrikası'nın kurucusu,ilk Reşat Altını'nı üretip gramajını belirleyen kişi.Belki de “burjuva” diyebileceğimiz bir sınıfta, 3 yabancı dil bilen, ona çocukluğunda Oscar Wilde hikayeleri okuyan bir anneyle büyüyen Osman Ulagay, ailesi ve çevresinde gelişen olaylar herkes çok dinlenesi, bakılası…Osman Bey ile sohbete Davos'tan girdik Çin'den çıktık, “eski Türkiye'den” bahsederken “Ne olacak bu Türkiye'nin dünyanın hali”ni de konuşmaya çalıştık… Meral Tamer'den söz etmeyi de tabii ki ihmal etmedik.Ulagay'ın “Bu kadar saçmalık fazla” sözüyle bitirdiği söyleşiyi dinlemenizi tavsiye ederim. Gazeteci#Journalist ~ #Art- #Food- #Travel lover ~ #EnthusiastBooks:
Osmanlı devrinde tatlının izini sürüyor; şekerlemeciler loncasından kaymak ve süt bala, kaşık tatlısından baklavaya uzanıyor; Le Bon Pastanesi gibi dönemin meşhur tatlı duraklarına uğruyoruz.
Nereden Başlasam'ın bu bölümünde konu Osmanlı Kadın Edebiyatı. Mirgün Cabas ve Can Kozanoğlu'nun konuğu Senem Timuroğlu.
Bu bölümde, Osmanlı döneminde inşa edilen Mostar Köprüsü'nün mimari harikasından, Bosna Savaşı sırasında yıkılışına ve yıllar sonra yeniden inşa edilerek tekrar barışın simgesine dönüşmesine uzanan etkileyici hikayesini konuşuyoruz. Bir köprüden fazlası olan Mostar, geçmişin yaralarıyla bugünün umutlarını birleştiriyor.
Osmanlı İmparatorluğu padişahlarından II. Mahmud ve Abdülmecid'in az bilinen, duymadığınız taraflarını inceliyoruz.
Osmanlı İmparatorluğu'ndaki elçi kabulleri üzerine konuşuyoruz.
Bu bölümde konuğum bir siyasi analist, yazar ve tarihçi Soner Çağaptay.Başlıca çalışma alanları Türkiye-ABD ilişkileri, Türk iç politikası ve Türk milliyetçiliği olan, bu konudaki metin ve kitaplarının yanı sıra Recep Tayyip Erdoğan üzerine de üç kitabı olan Çağaptay ile 19 Mart süreci, öncesi ve sonrasını konuştuk...Türkçe ve İngilizce dışında, Almanca, Fransızca, Osmanlıca, İspanyolca, Boşnakça, İbranice ve Azerice de bilen Çağaptay'a "Bu kadar yabancı dil nasıl öğrenilir?"sorusunu da yönelttim. Darüşşafaka'ya ayrı bir parantez açtık.Bazı başlıkları da sıralarsak...* Bir "Rekabetçi Otoriter Rejim" içinde miyiz? Yoksa artık sadece otoriter dönemde miyiz?* Kültürel hegemonya hangi yönde?* Eğitimli kesimde AKP'ye destek ne düzeyde?* "Atatürk'ün rüyası Erdoğan döneminde gerçekleşti" ifadesinin açılımı...* Yine yeniden sahiplenilen Atatürk.* Kimler, Mustafa Kemal Atatürk'ün hangi dönemini sahipleniyor?* Gençlerin bu dönemdeki rolü...* ABD-Türkiye ilişkileri* Malatya doğumlu yoksul bir işçi ailesinin 7 çocuğu nasıl bu kadar eğitimli insanlar oldular? Gazeteci#Journalist ~ #Art- #Food- #Travel lover ~ #EnthusiastBooks:
Hayatını kaybden Sırrı Süreyya Önder için İstanbul'da AKM'de yapılan törenin ardından Özgür Özel'e yönelik yapılan saldırının ardından SBS Türkçe'ye konuşan CHP Diyarbakır milletvekili Sezgin Tanrıkulu, saldırgana önce Kürtçe sonra Türkçe kimsin diye sorduğunu ve "ben Osmanlı çocuğuyum" yanıtını aldığını anlattı.
19. yüzyıl sonlarında İstanbul'da günlük hayat, Osmanlı devrinden Cumhuriyet dönemine etkiler, Üsküdar'dan anlatılar ve başka şeyler...
1878 ‘de Plevne'de Osmanlı ile beraber ve 1915'te Çanakkale'de Osmanlı'ya karşı savaşan Avustralyalı Doktor Charles Ryan hem Türkiye hem de Avustralya için önemli tarihi bir karakter. Ryan'ın hikayesini belgesel olarak beyaz perdeye aktaran Yapımcı Murat Dereli ve Tarihçi Vecihi Başarın stüdyo konuğumuz oldu.
TÜRK MİSAFİRPERVERLİĞİ Sizlere Ord. Prof. Dr. Anna Masala'nın kendi ağzından Türk mutfağını ve Türk misafirperverliğini anlattığı bir anısını aktarmak istiyorum: “Yanlış hatırlamıyorsam tanıdığım bütün Türklerin evinde yemek yedim. Konya'da Selçuklu yemeği, Eskişehir'de Tatar yemeği yedim. Zenginlerin ve fakirlerin evinde kahvaltı ettim, öğle ve akşam yemekleri yedim. Bazen birbirleriyle aynı günde evlerine davet eden dostları kırmamak için üç kez akşam yemeği yediğim bile oldu. Türkiye'de misafirperverlik anlayışı çok farklıdır. Anadolu'da en fakir köylü bile tek tavuğunu misafiri için keser ve ona yedirir. Ben, dünyanın en iyi mutfaklarından biri olan Türk mutfağını ve Türk sofrasını çok severim. Her sofra bir gökkuşağı gibidir: altın renkli börekler, gümüş baklalar, yeşil kırmızı çoban salataları, beyaz peynirler, her çeşit et yemeği, imam bayıldı, pilavlar, fasulye, tarhana ve tatlılar... Bir kere Prof. Ziya Umur, Suha Umur ve eşleriyle birlikte Prof. Sahir Erman'ın misafiri oldum. Büyük bir otelin lokantasındaydık. Yemek çeşitleri gerçekten kırk bir miydi bilmem ama çok çeşitli vardı. O akşam “imam bayıldı” veya “hünkarbeğendi” gibi yemek adlarının anlamını çözdüm. Her birimiz için içinde gül yaprakları olan bir tasla ılık su ve muhteşem sıcak peçeteler geldi. Otel, o akşam gözümde âdeta bir Osmanlı sarayına dönüşüverdi. Türk misafirperverliği sadece yemeğe dayanmaz; sanırım sadece Türkiye'de “diş kirası” âdeti vardır. Yani misafirlere ev sahibi tarafından bir hediye verilir. Eski dönemlerde büyükler misafirlere altın para hediye ederlermiş. Şunu bilmelisiniz ki bir Türk'ün misafiri olursanız ondan mutlaka bir hediye alırsınız. Mesela bana, boncuklar, bilezikler, yemeniler, kıymetli kitaplar, el işçiliği tabaklar, gümüş bir ayna ve daha birçok güzel hediye verildi. Anadolu'da bazı köylerde misafir odalarında, işlemeli divanlar, yastıklar ve renk renk halılar arasında uyuduğum da olmuştur. Halının üzerinde bir tepsi, tepside çay, meyve ve fıstık görüntüsü unutamadığım anlardandır. Sabah erken saatte, namaz vaktinde, küçücük bir minareden gelen ezan sesleriyle ev halkı uyanır ve kahvaltı edilirdi. O köy evi de bir saray oluverirdi.
Gündem bölümü. Rejimin iyice otokrasiye kayması, bunun gizli ve açık maliyetleri, eski Osmanlı bölgelerine kıyasla halkın mutluluğındaki değişim, vatandaşlık bilinci ve boykot hakkında. Kendinize mukayet olunuz.Yeni Kitap: Fularsız Felsefe: Dört Önemli Mesele .Konular:(00:04) Gelecektekiler için gündem özeti(01:20) Rekabetçi olamayan otoriterizm(05:40) What about whataboutism(07:54) Tek adamcılığın maliyeti(11:28) Mutsuzluk(13:23) Hukukta Gabon standardı(14:25) Sokağa çıkmak(16:00) Vatandaşlık bilinci ve polise tapmak(17:29) Boykot(22:10) Fularsız Felsefe (önsatış).Kaynaklar:Dünya Mutluluk RaporuSee Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.