POPULARITY
Categories
Osmanlı devrinde lonca alayları, geçitlerde yer alan bazı esnaf grupları ve başka şeyler...
Osmanlı devrinde lonca alayları, geçitlerde yer alan bazı esnaf grupları ve başka şeyler...
Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Ceyda Nurtsch yeni yayımlanan ilk kitabının adını müzik grubu Bulutsuzluk Özlemi'nin bir şarkısından yola çıkarak "Jeder Atemzug ein Fest“ (Her nefes alışımız bayramdı) koymuş. Konuştuğu farklı kişiler üzerinden Türkiye toplumundaki kutuplaşmayı ve gerilimi, ama heyecan ve umudu da göstermek istiyor. Stüdyomuza konuk olan Ceyda Nurtsch, sunucumuz Aydın Işık'a kitabın ortaya çıkış hikayesini, Türkiye'de konuştuğu farklı kültür çevresinden insanların onda yarattığı izlenimleri ve Osmanlı'dan gelen ailesini anlattı. Keyifli bir sohbet sizi bekliyor... Von Aydın Işık und Erkan Aslan.
Okyanus ötesinde Amerika kıtasında “saraydan başkan kaçırma” olayı yaşandı ya. Venezuela Başkanı Nicolas Maduro 3 Ocak'ta Amerikan emperyalizminin haydutlarınca kaçırıldı ya. Orada olan bu bölgede de sarsıntılar yaşanacağının işareti ya. Bizimkiler derhâl bir “iç cephe” tartışmasına başladılar.Erdoğan, halkı her türlü savaşı desteklemek zorunda bırakmak istiyor: “İç cepheyi sağlam tutacak, orada gedik açmak için fırsat kollayanlara karşı daima uyanık olacağız.”Bahçeli de kendine pay çıkarıyor: “Şimdi anlaşıldı mı iç cephemizi tahkim etmekteki samimi gayretimizin haklılığı?” diyor.Ama ne Erdoğan ne Bahçeli, “bu Amerika gangster, başındaki adam da Baba filmindeki heriften beter, biz NATO'dan ayrılalım” demiyor. Varsa yoksa “iç cephe”.Muhalefet de “iç cephe” zokasını bir güzel yuttu. Erdoğan'la Bahçeli lafı açtı ya, hepsi toptan topa girdi.Özgür Özel: “Erdoğan iç cepheyi güçlendirmek istiyorsa içerideki kimseye düşman hukuku uygulamayacak.”Ali Babacan: “İç cepheyi tahkim etmemiz gereken dönemlerden geçiyoruz, ancak ülkeyi kutuplaştırarak iç cepheyi tahkim edemezsiniz.”Müsavat Dervişoğlu: “İç cephenin güçlendirilmesi bu hükümetin güçlendirilmesi anlamına gelmemektedir. İç cephenin güçlendirilmesi” … şudur budur.Ahmet Davutoğlu: “Kutuplaştırmayacaksınız, şeytanlaştırmayacaksınız.”Ümit Özdağ: “İç cephe Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması ile güçlenir.”Ocak ayının ilk 10 günü Türkiye para babaları düzeninin siyasetçileri iç cephe ile yattı kalktı yani.İşin tuhaf yanı ne biliyor musunuz? Bu son tartışma başlayana kadar Türkçede böyle bir laf yoktu! Savaşa giren bir ülkede askerin çarpıştığı cephenin dışında kalan alanlara Türkçede “cephe gerisi” denir!Bize inanmıyorsanız Google amcaya sorun. Ne çıktı?Cephe gerisiBaşka sözlüklere de bakın. Hepsi ama hepsi “cephe” dışındaki alanlara “cephe gerisi” der. Bir sürü kitap var, çeşitli savaşlarda “cephe gerisi”ni anlatan. İşte bazı kitap başlıkları: Cephe Gerisi, Cihan Harbi'nin Cephe Gerisi, Basına Göre Cephe Gerisi ve Cephedeki Faaliyetleriyle İstiklâlin Kadınları.“İç cephe”yi google'layın, karşınıza sayfalar boyu sadece her türden duvar boyası reklamı çıkacaktır!Eee, ne öyleyse bu “iç cephe”? Muhtemelen işini bilmeyen bir çevirmen NATO eğitim malzemesini çevirirken “home front” terimini “iç cephe” ile karşılamıştır. Askeriyede “iç cephe” denmeye başlanmıştır. Ama önemlisi bundan sonra.İktidarın bir danışmanı, “muhterem beyefendi, bu Amerikalılar iç cephe diyor, biz de öyle söyleyelim, böylece halkı her türlü savaşımızı desteklemek zorunda bırakmamız daha kolay olur” demiştir. “Eviniz de savaşın cephesidir” deriz.İktidar bunu güzel bulmuştur. Muhalefet de zokayı yutmuştur!Halkın her savaşı destekleme gibi bir sorumluluğu yoktur! Fetih savaşlarına, onun bunun topraklarına ve petrolüne el koymaya, başka halkları Osmanlı döneminde olduğu gibi köleleştirmeye yönelik savaşları halkın desteklemesini beklemeyin.NATO denen emperyalist savaş makinesinin içinde yer aldığınız için Trump'ın bu bölgedeki planlarına omuz verme çabalarınıza destek vermek zorunda değil kimse. Haklı savaş vardır, haksız savaş vardır.Trump ve benzerleri, Siyonist İsrail ile birlikte Batı Asya'yı (Ortadoğu'yu) hallaç pamuğu gibi atıyor. Türkiye'nin işçileri, emekçileri, gençleri, Trump'ın Ortadoğu hallacı olmayacaktır!İsterseniz bütün savaş terimlerini değiştirin. Haksız savaş, haksız savaş olarak kalacaktır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun dış borç sarmalı, 1875 iflası ve 1881'de kurulan Düyun-u Umumiye'ye giden süreç bu yayında tüm boyutlarıyla ele alınıyor. Rivayet Muhtelif'in bu bölümünde Hilmi Hacaloğlu'nun sorularını yanıtlayan akademisyen Murat Birdal, Osmanlı'nın neden borçlandığını, Kırım Savaşı'nın finansmanını, Galata bankerlerinin rolünü, Baltalimanı Anlaşması'nın etkilerini ve bütçe yönetimindeki yapısal sorunları anlatıyor Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Nerede o eski ustalar dedirten sanatlardan birisi de Kündekârî sanatıdır. Endüstri devrimi ve sanayileşme ile birlikte pek çok kıymetli sanat yerini, makinelerin ürettiği ucuz işlere bırakıp bizi terk etti. Kündekârî, Farsça bir kelime olup ahşap oymacılık sanatını adlandırır. “Künde,” masif ağaç, tomruk gibi anlamlara gelirken, “kârî,” işlemek, oymak gibi anlamlara gelir. Genelde ahşap işlerini tanımlamakla birlikte özelde ince ahşap işçiliği ve sanatını tanımlamak için kullanılır. Kündekârî, sekizgen, beşgen, yıldız gibi çokgen geometrik şekillerde kesilmiş ahşap parçalarının çivi ile çakılmadan ve bir yapıştırıcı ile yapıştırılmadan sadece birbirlerine geçirilmeleriyle meydana getirilen dekoratif bir süsleme ve konstrüksiyon tekniğidir. Bu şekilde elde edilen yapı, ısı ve nem değişiklikleri ile ağacın çalışmasından ve deformasyonundan etkilenmez. Türk-İslam sanatında sadece Anadolu'da görülen kündekârî tekniğinin erken örnekleri Suriye ve Mısır'da Abbasiler döneminden itibaren bazı cami ve mescitlerde görülür. Bunlar arasında Mısır'da yaptırılan İbn-i Tolun Camii (879) en önemlileridir. Anadolu'da hemen hemen her büyük şehirde, Selçuklular'dan miras kalan eserler arasında en önemlileri ulu camilerdir. Şehrin merkezinde yer alan bu camiler, taş ve ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini sergilerler. Selçuklu camilerinin bilhassa kapıları ve minberleri şaheserdir. Anadolu'da Selçuklulardan miras kalan camiler içerisindeki minberler, ahşap kündekârî sanatının en iyi örnekleri olarak tanımlanabilir. Bunlar arasında Konya Alaeddin Cami minberi, Kayseri Ulu Cami minberi ve Aksaray Ulu Cami minberi en önemlileri olarak sayılabilir. Bursa Ulu Camii'nin minberi de Selçuklu üslubundan Osmanlı üslubuna geçişin bir örneği olarak önemli bir sanat eseridir. (Doç. Dr. Rasim Soylu, Zafer Dergisi, Aralık 2017, 492. Sayı)
Dünyanın bir ruha ihtiyacı var. Üç tarz-ı ruha: Kurucu, konumlandırıcı ve koruyucu bir varoluş, tarih yapma yolculuğuna.
Osmanlı subayları arasında daha 2. Meşrutiyet bile gerçekleşmeden önce tedavüle girmiş olan “bizden olmayan topraklar” söylemi Suriye ve Irak'tan itibaren bütün Arap-Kuzey Afrika topraklarının o zamandan beri gözden çıkarılmış olduğunu gösteren bir yaklaşım. Arap çölleri için “Türk çocuğu, artık Arap çölleri için kanını dökmeyecektir” sözü harfi harfine herhangi bir şahsa atfedilemese de giderek İttihat Terakki ve Osmanlı subaylarının belli bir kesimi arasında cari olan bir bakış açısını temsil ediyor.
I. Dünya Savaşı sonrası işgal edilen Osmanlı toprakları üzerinde kurulan Arap (kılıklı) devletlerin hepsinin milli kimliği kendilerini işgal eden ülkelere bir karşıtlık yerine Türk karşıtlığı üzerine kuruldu. Esasen halihazırda onları işgal etmiş, sömürmekte ve ezmekte olan devletlere karşı hiçbir husumete yer vermeden 400 yıl boyunca yönetimi altında güvenle, huzurla yaşadıkları Osmanlı'yı kendilerine daha uzak, daha düşman bellemeleri tarihin gerçeklerine uymuyordu, ama onlara dayatılan milli eğitimin ideolojik muhtevası buydu: Osmanlı ve Türkler onların topraklarında 400 sene boyunca sömürgeci-işgalci olarak durmuştur ve iyilik adına hatırlanacak hiçbir miras bırakmamıştır.
Osmanlı gelseydi böyle olmazdı, dedi bir Zanzibarlı. Siz bizi kölelik düzeninden korurdunuz, dedi. Hatırlanan tarihte böyle bir idraki başka kim oluşturabilmiştir ki? Ve bundan sonra böyle bir idraki kim yeniden oluşturabilir ki?
Eski gazetelerde ve birtakım dergilerde, yazılarını ilgiyle okuduğum kalem erbabından biri de merhum Hakkı Şinasi Çoruh'dur. Özellikle Şevket Rado'nun çıkardığı Tarih ve Edebiyat Mecmuası'nda neşredilen makalelerini defalarca gözden geçirdim. Hatta bunlardan bazılarını kesip sakladım. Bir gün Cağaloğlu'ndaki Diyanet Kitabevi'nde, Metin Mergen'in odasında kendisiyle tanışınca, şahsına duyduğum gıyabi muhabbet daha da ziyadeleşti.
14 Haziran 1526 tarihinde Şam'da Türk kökenli bir ailenin içinde dünyaya geldi. İlk eğitimini babası Kadı Zeynüddin Maruf Efendi'den alan Takiyyüddin ilim tahsiline devam etmek için ailesi ile birlikte 1550'li yıllarda İstanbul'a geldi ve burada birçok önemli bilimsel toplantılara katıldı. Bu toplantılarda Semerkant gözlemevinin kurucularından Kutbettin Efendi, Takıyyüddin'in astronomiye merakını fark etti ve Takıyyüddin'i astronomiye yönlendirdi. Takıyyüddin 1585 yılında İstanbul'da vefat etti. Matematik, astronomi, trigonometri, fizik, optik, mekanik ve tıp alanında çeşitli eserleri ve çalışmaları vardır. Takıyyüddin'in sayesinde İstanbul'da 1575 tarihinde Tophane sırtlarında rasathane inşa edilmiştir. Bu tarihin önemi, o anda Avrupa'daki ilk gözlemevi olmasıdır. Gözlemevi 1575/1576 yıllarında faaliyete başlamıştır. 22 Ocak 1580 tarihinde kapatılmıştır. Yerin ve gezegenlerin hareketlerinde düzensizliklerin olduğunu hesaplamış ve günümüz değerlerine yakın değerler ölçmüştür. Takiyyüddin Osmanlı dünyasında yaygın kullanılan Uluğ Bey Zic'inin yerine geçebilecek yeni bir zic hazırlamak istemiştir. Buna göre bir rasat programı hazırlamıştır. Takiyyüddin'in Sidretü'l Münteha adlı eserinde Güneş eksentrisitesinin hesaplanmasına ilişkin çalışmasında "Üç Gözlem Noktası" yöntemini kullanarak, Kopernik'in 24", Tycho'nun 45" derece bulduğu değerlere daha doğruya yakın bir değer ile apsisler doğrusunun yıllık hareketini, 63" derece bulmuştur. Gerçek değer ise 61" derecedir. Takiyyüddin'i trigonometri üzerine yaptığı çalışmalarda sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjantın tanımlarını vermiş, kanıtlamalarını yapmış ve cetvellerini hazırlamıştır. Çağdaşı Kopernik çalışmalarında trigonometriden bahsetmemiştir. Osmanlı Medeniyetinin yetiştirdiği en önemli mühendislerden biri kâbul edilen Takiyyüddin, sayısız alet yapmıştır. Mekanik saatler, kaldıraçlar, kuyulardan su çekmeye yarayan aletler ve en önemlisi de astronomik rasatlar için tasarladığı sayısız araç ve gereç sayılabilir. (Hakan Ayvaz, Osmanlı Astronomisi ile Avrupa Astronomisinin Takıyyüddin Er-Rasıd ve Tycho Brahe Örnekleriyle Karşılaştırılması, s.51-69
#acıtatlımayhoşİsveç'in lahana dolmasını ve o meşhur köftesini bizden aldığını biliyor musunuz? Aylin Öney Tan bugün "Demirbaş Şarl" diye andığımız İsveç Kralı'nın Osmanlı'ya sığınmasını ve yıllarca süren bu zoraki misafirliğin hikayesini anlatıyor. This podcast is powered by Podcastics, the easiest platform to create and publish your podcast.
#acıtatlımayhoş İsveç'in lahana dolmasını ve o meşhur köftesini bizden aldığını biliyor musunuz? Aylin Öney Tan bugün "Demirbaş Şarl" diye andığımız İsveç Kralı'nın Osmanlı'ya sığınmasını ve yıllarca süren bu zoraki misafirliğin hikayesini anlatıyor.
#acıtatlımayhoş İsveç'in lahana dolmasını ve o meşhur köftesini bizden aldığını biliyor musunuz? Aylin Öney Tan bugün "Demirbaş Şarl" diye andığımız İsveç Kralı'nın Osmanlı'ya sığınmasını ve yıllarca süren bu zoraki misafirliğin hikayesini anlatıyor.
"Ulusal sınırlara çekilmiş Türk milleti" projesinin Osmanlı subayları arasında konuşulduğu 1906-1907 yılları şöyle bir göz önünde bulundurun. Daha II. Abdülhamit'in sultanlığı devam ediyor. Osmanlı toprakları Balkanlar'dan tamamen çekilmemiş. Selanik, Manastır, bugünkü Yunanistan'ın önemli bir kısmı hâlâ Osmanlı'da. Dahası bugünkü Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Ürdün, Suudi Arabistan, Yemen, Mısır, Libya hâlâ bizde ve iyi-kötü istikrarlı bir devlet var.
#HerkeseSanat
Osmanlılar deyince aklınıza neler geliyor? Istanbul'un silüetini süsleyen camiler mi yoksa ürkütücü Türkler veya Avrupa'nın hasta adamı gibi klişeler mi? Osmanlı imparatorluğu I. Dünya savaşı'ndan sonra yıkılmış olsa da kültürel mirası birçok yerde şaşırtıcı bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Osmanlılar altı yüz yıldan fazla süren Avrupa. Asya ve afrika'yı kapsayan bir imparatorluktu. Osmanlı'da yetmiş iki farklı etnik grup yönetildi, en az on iki dil konuşuldu. İlk Osmanlı başkenti Bursa'nın toplumsal merkezi caminin etrafında şekillenmişti. Çarşılar okullar, hastaneler yaşlı bakım evleri. Hamamlar ve aşevleri halka ücretsiz hizmet veriyordu. Kilise ve sinagoglar da camilere yakındı. Osmanlı Devleti bir meri tokrasiydi. Yani bir çobanın oğlu bile yeteneğini kanıtlarsa sadrazamlığa kadar yükselebilirdi. Sultanlarsa birer kan dökücü bağnaz değil şiir yazan, üç dil konuşan, son derece eğitimli ve sofistike insanlardı. Osmanlı'nın başarıları bilimden edebiyata, mimariden müziğe kadar birçok alana yayıldı. Ancak Osmanlılar her zaman göçebe kökenlerine sadık kaldılar. Doğayla yan yana yaşamayı, onu sömürmemeyi bildiler. Dünyanın ilk hayvan hastanelerini kurdular. Başmimar Sinan, İstanbul'un görkemli Süleymaniye Camii'ni inşa ederken, kandil ve yağ lambalarından çıkan dumanın su filtresinden geçecek şekilde bir kubbe tasarladı. Filtrelenmiş is böcek kovucu özellikte yüksek kaliteli mürekkebe dönüştürüldü ve ince el yazmaları yazmak için kullanıldı. Temiz hava ise şehre bırakıldı. Bu 16. Yüzyıla özgü eşsiz bir geri dönüşüm yöntemiydi. Bugün kahvenizi yudumlarken, yoğurdunuzu yerken, bir Osmanlı kanepesinde dinlenirken Osmanlıları ve kültürel miraslarını hatırlayın. (Diana Darke)
Kemal Tahir, Osmanlı İmparatorluğu'nun henüz çökmediğini, çöküşün halen devam ettiğini yazmıştı.
Latin harflerinin kabulü ve Osmanlıcanın bırakılması üzerine tartışma Türkiye entelektüel tarihinin hâlâ en derin tartışma noktalarından biridir. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, Teoman Duralı bu dönüşümü yalnızca bir harf ziyadesi değil, “kültür soykırımı” olarak adlandırdı. Harflerin biçim değişimi değil ama bu değişimin zihinsel, kültürel ve tarihsel bağlarımızı nasıl zedelediği esas meseledir.
Dünya Venezuela'da Amerikan emperyalizminin eşi görülmemiş bir haydutluk gösterisine tanık oldu. Faşist Amerikan başkanı Trump Venezuela devlet başkanı Maduro'yu ve eşini kaçırıp mahkeme adını taktığı bir sirkte aşağıladı. Faşist Trump bu terör eylemiyle tüm dünyaya gözdağı verdi. Elbette bu olaydan çıkarılacak bir ders vardır. Ama o ders asla emperyalizmin karşısında korkmak ve sinmek olamaz. Tam tersine bu olan biten anti-emperyalist bilinci kuşanmak ve safları sıklaştırmak için bir son uyarı gibidir adeta. Amerikan teröristlerine karşı savaşarak şehit düşen Venezuelalı ve Kübalı askerlerin adları şimdiden zalimlere ve işgalcilere karşı direnen tüm kahramanların yanına yazılmıştır. Ve Venezuela'nın yoksul halkı henüz son sözünü söylememiştir. Tüm dünyanın işçileri ve ezilen halklar Venezuela halkının yanında olmalı, emperyalist terör ve haydutluğa karşı birleşmelidir!Türkiye işçi sınıfı ve emekçi halkı da yaşananlardan ibret almalıdır. Uyanın! Amerikan haydutları 8 bin km uzakta değil! Yanı başımızda içimizde, Adana'da İncirlik üssünde, Malatya'da Kürecik üssünde yuvalanıyor, NATO bayrağı altında Ankara'da genelkurmay karargâhında bulunuyor, dolar olarak ekonominin damarlarında dolaşıyor! İlla ki ülkenin başındakileri helikopterle kaçırmaları gerekmiyor. Kaldı ki zaten ne isterlerse alıyorlar. Erdoğan, kardeşim dediği Maduro'ya yapılana ses çıkarmadı, hatta onun ülkenin başından alınıp Türkiye'de sürgüne gönderilmesi yolundaki Amerikan teklifine evet dedi diye niye şaşıralım? 15 Temmuz'da İncirlik'ten kalkan uçakların yardımıyla TBMM bombalandığında ses çıkardılar mı ki? Yıllarca Amerikancı darbeye adını koymadılar, kuklalara sövüp kukla oynatıcısının adını anmadılar. Üst akıl dediler, Okyanus ötesi dediler, Amerikan emperyalizmi diyemediler. Bu sene Amerikan emperyalist haydutlarının şefliğini yaptığı dünyanın en büyük terörist örgütü NATO Türkiye'de toplanacak. Tüm işçi sınıfı ve emekçi halk NATO'nun ne olduğunu iyi anlamalıdır. NATO bir savunma örgütü değildir. Türkiye'deki NATO üslerinin Kürecik başta olmak üzere mazlumlara karşı Siyonizme kalkan olduğunu görüyoruz! En büyük güvenlik tehdididir. Trump'ın topraklarına göz diktiği ve şimdi sırada orası mı var denen Grönland adası NATO üyesi Danimarka'nın sınırları içindedir! Venezuela'yı geçtik Trump'ın NATO üyesi Danimarka'yı “ya güzellikle verirsiniz ya da…” diyerek açıkça tehdit etmesine NATO'dan tek ses çıkmadı, çıkmayacak, çıkamaz! Bu NATO mu Türkiye'nin savunma kalkanı? İncirlik Kürecik kapatılsın! NATO'dan çık! NATO'yu yık!Amerikan haydutları ve Batılı hempaları madenlerimize çöktü, işçilerimizi sömürdü ama doymayacaklar. Memleketin gençlerini kendi savaşlarında asker yapmak istiyorlar. İşçiler emekçiler! Amerikan emperyalizminin suçlarına karşı susanlar, İsrail Siyonizminin katliamlarına karşı kılını kıpırdatmayanlar size tekrar Osmanlı'yı kuracağız, yine büyük olacağız diye geliyor… Onları iyi tanıyın. Onların Cihan harbinde padişaha cihat ilan ettiren Almanlardan, halifeye milli mücadele için katli vaciptir fetvası çıkartan İngilizlerden farkı yoktur… Onlar halkların kanını emperyalistlere peşkeş çekenlerdir. Onların gözünde Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın, İranlı'nın kanının akmasının hiçbir önemi yoktur, tek istedikleri petrolün akmasıdır! Emperyalizme karşı Osmanlı'nın hayali safları dağıtır! Hürriyet mücadelesi safları sıklaştırır!Şimdi S-400'leri bırakıp F-35'lere geri dönmek için Trump'ın kapısında bekleyenler bu halka yeni bir zilleti yaşatmaktadırlar. Amerikan haydutları Venezuela'nın petrolüne çökerken Irak'ta Suriye'de petrol için ABD'ye el açanlar Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, İranlısıyla halkların başına çorap örmektedirler. İzzet sahibi hiçbir halk emperyalistlerin ve Siyonistlerin paylaşım masasından arta kalan kırıntıların peşine düşmez, bunun için kardeş halkların arkasından iş çevirmez! Asla kardeş kanı dökmez! Dökmemeli! Tek yol var o da emperyalizme karşı işçilerin birliği halkların kardeşliği!
Şu çok açık: Tarihin yapıldığı zamanlardan geçiyoruz… Önce Gazze'de bütün dünyanın seyrettiği, üstelik de canlı yayında aktarılan ve bütün dünyanın büyük ülkelerinin liderlerinin soykırımcı İsrail'in eli kanlı, gözü dönmüş başbakanı Netanyahu'nın önünde diz çökmekten çekinmedikleri ürpertici bir yok oluş zamanın tam ortasındayız.
Ne günlerdi o günler! Bir bahar havası esmişti bütün ülkede ve bölgede. “Müslümanlar iktidara gelince hepimizi kesecek, Türkiye İran olacak!” diye hayalî hayaletler gören Türkiye'nin laikleri, işi, uluslararası ölçekte en büyük sosyal teorisyenimiz Şerif Mardin'in zekice buluşuyla “mahalle baskısı” hikâyesinin icat edilmesiyle başka bir evreye girdirmişler ama bu sarkastik hayaletlerin hiçbirinin gerçek olmadığı anlaşılınca, sonunda farklı ideolojik / siyasî dünya görüşlerine mensup toplum kesimleri arasında “konsensüs” arayışları tavan yapmıştı.
İsrail'in kolonyal bir yapı olarak kurulduğu dönemde Ürdün Kralı Abdullah'ın Filistin'e ihaneti, bilinen bir hadisedir. Aslında babası da Osmanlı'ya ihanet etmiş, İngilizlerin İslam coğrafyasında hâkimiyet kurmasında büyük bir rol oynamıştı. Bizde Şerif Hüseyin'in ihaneti daha çok bilinir. Ne yazık ki oğul Abdullah'ın ihaneti de çok büyüktür. Sebepleri üzerinde duracak değilim fakat her iki hadiseyi birbirine bağlayan asli unsurlar üzerinde durulmadığı için farklı fikirler daha çok öne çıkmıştır. Bunların ayrıntılarına girdiğimizde kısır tartışmalardan kurtulmamız mümkün olmayacaktır. Buna karşın tarihî önemi olan hadiseleri mutlaka yeni bir gözle değerlendirmek gerekiyor. Bugün Birleşik Arap Emirlikleri'nin İsrail'le derinleştiği ortaya çıkan ilişkileri benzer olayların tekrarlandığını gösteriyor. Dolayısıyla geçmişin olaylarını ve kişilerini yeni görüşler çerçevesinde yeniden ele almak gerekiyor. Böylelikle bugünkü hadiseleri daha iyi analiz etmek mümkün olacaktır.
“İngilizler öylesine iyi erkek terzisidir ki, Osmanlı'nın bir emirlik verdiği yerden üç devlet çıkardılar.” Falih Rfkı Atay'ın anılarında yer alan bu söz üzerinde bir hayli argüman geliştirebiliriz elbette! Ancak bu “erkek terzisi” yüz yıl öncesinin hakikati iken bugün bu terzilik işi bir kadına emanet edilmiş durumda. Kadınların uluslararası istihbarat birimlerinin başına geçmesi genellikle filmlerde filan gördüğümüz bir olaydı. Ancak MI6'de bir ilk gerçekleşti ve 1 Ekim 2025'te İngiliz istihbaratının başına geçerek “C” imzası atacak kişi Blaise Metreweli oldu.
Bin yıldır, dünya tarihini biz yapıyoruz Selçuklu ve Osmanlı çocukları olarak. Son iki asır hâriç. İki asırdır tarih yapmıyoruz, başkalarının (=Batılıların) yaptığı tarihte tatil yapıyoruz.
Yabancı seyyahların Osmanlı mutfağına bakışını; tatlı ve şeker tüketimini, lokum yapımına getirilen yasakları ve yeme-içme alışkanlıkları üzerinden gündelik hayatın dönüşümünü konuşuyoruz.
Yabancı seyyahların Osmanlı mutfağına bakışını; tatlı ve şeker tüketimini, lokum yapımına getirilen yasakları ve yeme-içme alışkanlıkları üzerinden gündelik hayatın dönüşümünü konuşuyoruz.
Kahve gündelik hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Kahve satılan dünyanın ilk bilinen kafesi 1475 yılında İstanbul'da açılıyor. Etiyopya'dan doğup, Osmanlı ve Venedikliler üzerinden Avrupa'ya yayılan kahve, günümüzde yeni bir kahve furyası yaratmış durumda. Onlarca şekilde servis ediliyor. Almanya'da bu geleneği sürdüren isimlerden biri de Köln'ün Ehrenfeld semtinde kuru kahvecilik yapan Beşir Yıldırım. Hem kahvenin hikâyesini hem de günümüz kahve kültürünü konuşacağız. Soğuk kış günlerinde sıcak bir Türk kahvesi eşliğinde dinleyeceğiniz keyifli bir yayın sizi bekliyor. Mikrofonda Gökçe Göksu ve Erkan Aslan var. Von Gökçe Göksu und Erkan Aslan.
Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), Osmanlı'dan günümüze, yakın tarihimizin en büyük gençlik hareketinin adıdır. 1916 yılında Daru'l Fünûn'da okuyan bir grup öğrenci tarafından kurulmuştur. 1931'e kadar kayda değer bir varlık gösteremeyen MTTB, bu yıllarda Teknik Üniversite talebesi olan Tevfik İleri'nin genel başkan olmasıyla faaliyetlerini artırmış, milli ve manevi değerlerin ağır bir kıyıma tâbi tutulduğu baskılarla dolu bu dönemde adından söz ettirmeye başlamıştır. Bu dönemdeTevfik İleri tarafından çıkarılmaya başlanan ve milletin aslî değerlerine üstü kapalı da olsa kısmen değinmeye çalışan “Birlik” Gazetesi, yüksek trajlara ulaşmaya başlayınca, 1933'te hükümet tarafından derhal yayından kaldırılmış, ancak 14 sayı çıkarılabilmiştir.1936 yılında kapatılan MTTB, 1946 yılında bir grup gencin müracaatıyla yeniden açılmıştır. Bu yıllarda bazı nümayişlerle, milli refleks MTTB tarafından ayakta tutulmaya çalışılmış ancak 1960 darbesini kurum olarak açıktan destekleyecek kadar sistemle entegre bir çizgide faaliyet yürütülmüştür. Bu arada çalkantılı dönemler yaşayan MTTB, 1965 senesinde yeniden milliyetçi-muhafazakar söylemler benimsenmeye başlamıştır. Bu dönem, Milli Türk Talebe Birliği'nin sol kesimden sağa bir geçiş dönemi olmuştur. Aynı yıllarda Milli Gençlik isimli dergi çıkarılmaya başlanmış, Peyami Safa,Necip Fazıl gibi isimler bu dergide yazı yazmışlardır. 1971 yılına gelindiğinde ise Ömer Öztürk'ün genel başkan seçilmesiyle Milli Türk Talebe Birliği'nde yepyeni bir dönem başlamıştır. Milli Türk Talebe Birliği artık günden güne daha çok gence hitap eden kitlesel bir gençlik hareketi haline gelmiş ve gençliğin sokaktan, slogandan, anarşiden koparılıp; eğitime, ilme, kültürel faaliyetlere çekildiği bir dönem olmuştur. (Devamı yarınki yaprakta)(Detaylı bilgi: www.mttb.com.tr; www.fgv.org.tr)
Sizi bilmem ama benim tarihi romanlarla tanışıklığım çocukluğuma kadar gider. O romanlarda en çok işlenen konulardan birisi Türklerle Hristiyanlar arasındaki çatışmalardır. Her hikâyede en çok sevdiğim bölüm Türk erkeklerinin gönüllerini kaptırıp evlendikleri Hristiyan kadınların anlatıldığı kısımdır. Bu kadınlar ilk başta dinlerinde diretirler ve fakat zamanla hak dinimizin kıymetini anlar ve mutlaka kelime-i şehadet getirirler. Safiye Erol'un Ciğerdelen romanında anlattığı Estergon Kalesi'ndeki Cangüzel efsanesi de tam da böyle bir zemine dayanır. Osmanlı soyu da buradan ilerler.
Osmanlı'da yangın söndürme teşkilatının kuruluşu, yangınların nasıl çıktığı, ahşap yapıların yanıcılığı, evlerde kullanılan ısınma yöntemleri ve dönemin günlük yaşamına dair başka ayrıntılar...
İstanbul'un fethi 1453 tarihini merak ediyor musunuz? Sağduyu'nun bu bölümünde Fatih Sultan Mehmet'in savaş stratejileri, Bizans'ın son günleri, Ayasofya'nın önemi ve Osmanlı'nın İstanbul'u nasıl fethettiği detaylarıyla ele alınıyor. Tarık Çelenk'in konuğu Bizans uzmanı Kosta Kortidis, İstanbul'un fethini Bizans'ın gözünden anlatıyor. İşte Fatih Sultan Mehmet'in stratejileri, Bizans'ın kalıcılıkları ve 1453'ün bilinmeyen ayrıntıları! Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Konuğumuz İpek Şahinler ile Culture, Theory and Critique dergisinin 'Osmanlı-Türk Edebiyatında Queer' özel sayısını konuşuyoruz.
#acıtatlımayhoşOsmanlı döneminde kimsesiz çocuklar için kurulan “Himaye-i Etfal Cemiyeti” yurdu, cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Kalender Ziraat Yurdu'yla devam ediyor. Bu yurtta çocuklara verilen eğitimi Aylin Öney Tan'dan dinleyin
#acıtatlımayhoş Osmanlı döneminde kimsesiz çocuklar için kurulan “Himaye-i Etfal Cemiyeti” yurdu, cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Kalender Ziraat Yurdu'yla devam ediyor. Bu yurtta çocuklara verilen eğitimi Aylin Öney Tan'dan dinleyin
Yazın sonuna doğru Sakız Adası'na gittim.Orada Nea Moni Manastırı'nı gezerken Yunan halkının ve Sakız Adası sakinlerinin "Sakız Katliamı" dedikleri bir tarihsel olayla karşılaştım.Türklerin de içinde olduğu ve bu kadar kritik bir olayı hiç bilmememizi garipsedim ve "Tam da Yeni Haller'e yakışır bu hikaye" diyerek araştırdım.Yani başka hiçbir yerde bulamayacağınız bir hikayeyle karşınızdayım.Biraz adanın tarihinden bahsettim, biraz da Yunan milli kimliğinin oluşmasına -Osmanlı tam tersini arzu ederken- vesile olan bu olayı ve sonrasında yaşananları anlattım.İyi dinlemeler.Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBir de bu sezon spor basınımızda apayrı yeri olan, ben ustam olarak kabul ettiğim Yiğiter Uluğ'la T24'ün Youtube kanalında bir spor programına başladık. Korkmayın, sadece futbol konuşmuyoruz. Hele sahadaki skorları, maçları hiç konuşmuyoruz. Yeni Haller tadında spor sohbeti isteyenler için:Yiğiter Uluğ ve Eray Özer'le GazozunaBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
#acıtatlımayhoş Osmanlı mutfağında özel günlerin en kıymetli ikramı zerdeli pilav. Aylin Öney Tan safran haftasında zerdeyi ve tatlıyla tuzlunun müthiş uyumunu sergileyen zerdeli pilavı, yeniçerilerin pilavı kaşıklama ritüelini anlatıyor.
Tarık Çelenk, konuğu Kosta Kortidis ile Bizans'ın entelektüel mirasını, Ortodoks felsefesinden Osmanlı'ya, oradan da Rönesans İtalya'sına uzanan kültürel aktarımı Sağduyu programında konuşuyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
#acıtatlımayhoş Aylin Öney Tan safranlı pilavın özelliklerini, Osmanlı'dan İran'a, Hindistan'a bu pilavı farklı pişirme yöntemlerini, özellikle "dibini tutturmak" gerektiğini anlatıyor. Hindistan'da safranlı tavuk yemeği de var. Hatta eskiden tavuklara miskle karıştırılmış safranla beslerlermiş, o tavuğun suyuyla yapılan pilav müthiş olurmuş.
#acıtatlımayhoş Aylin Öney Tan, Ayşe Fahriye'nin 1882 yılında yazdığı "kavata turşusu" tarifini veriyor. Çok kısa ve basit bir tarif. Melceü't-Tabbâhîn'de, yani 1844 yılında kaleme alınmış Osmanlı döneminin ilk basılı yemek kitabında ise bir tarif var ki, o tarif İngilizce'ye çevirilince olanlar olmuş.
Yirmibir Bitcoin Podcast'inin "Bitcoin ve İslam" serisinin bu bölümünde, küresel Riba sorununa karşı Müslümanların altın standardını yeniden canlandırma girişimlerini ve neden başarısız olduklarını ele alıyoruz.Bu bölümde, önde gelen İskoç Müslüman alim Şeyh Abdulkadir es-Sufi tarafından kurulan Murabitun hareketi inceleniyor. Es-Sufi, modern finans sisteminin temelinde Riba'nın yattığını ve Osmanlı İmparatorluğu'nun bile faizli borçlar nedeniyle çöktüğünü savundu. Hareket, halifeliği yeniden kurmak ve altın dinar ile gümüş dirhemi kullanarak faizsiz bir sistem oluşturmak için Zekat'ın altın ve gümüşle ödenmesini temel aldı. Malezya'nın Kelantan eyaletinde ve E-Dinar elektronik sisteminde kısmi başarılar elde edilse de, Şeyh Abdulkadir es-Sufi'nin 2014'te bu hareketten kamuoyu önünde feragat etmesi bir dönüm noktası oldu. Es-Sufi, altın standardının modern dünyada mevcut itibari para sistemiyle etkileşime girmeden çalışamayacağını ve altın değerinin Batı standartlarınca belirlendiği sürece bağımsızlığın mümkün olmadığını anladı.Ayrıca, Muammer Kaddafi'nin Afrika'yı tek bir altın destekli para birimi altında birleştirme planlarını ve Libya'nın yüklü altın rezervlerini ele alıyoruz. Bu iddialı proje, 2011 NATO müdahalesiyle akamete uğradı ve merkeziyetçi ulus-devlet yapılarının dış müdahalelere ne kadar açık olduğunu gösterdi. Son olarak, terör örgütü DEAŞ'ın (ISIS) altın dinarı yeniden çıkarma çabaları inceleniyor. DEAŞ, altın parayı zorunlu kılsa da, kendisi bile finansal olarak hala dolara bağımlıydı ve halk da itibari parayı tercih etti.Kaynaklar, bu Müslüman temelli altın standardı girişimlerinin, altının bölünemezliği, taşınabilirliği gibi doğal sınırlamaları ve anında takas edilememesi nedeniyle başarısız olduğunu belirtiyor. Bu fiziksel sınırlamalar, işlemleri yönetmek için merkezi kurumların gerekliliğini doğurur, bu da onları hükümet müdahalesine karşı savunmasız kılar. Tüm bu girişimler, küresel Riba temelli finans sisteminin egemenliğini kırmada başarılı olamamıştır. Bu durum, Riba sorunuyla mücadele için eski teknolojilere bağlı kalmak yerine, yeni ve yaratıcı yaklaşımlar geliştirmenin önemini vurgulamaktadır.Kaynak
Osmanlı mutfağının 19. yüzyılda yaşadığı değişimler...
PKK silahlarını yaktı, Erdoğan “tarihi konuşmasında” Türk-Kürt-Arap dedi durdu. Peki bu ifade neden bu kadar tekrarlandı? Sadece Suriyeliler mi mesele, yoksa 19. yüzyıldan bugüne taşınan daha büyük bir hikâye mi var? Bu bölümde Tanzimat'tan Osmanlıcılığa, İslamcılığın eşitlik karşıtlığına, “4 Adam Süreci”ne ve halkın neden sürekli devre dışı bırakıldığına bakıyoruz. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım. ------- Podbee Sunar ------- Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ 'u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et! Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir. GENC2025 kodu ile 3342'ye SMS atıp Garanti BBVA Mobil'den müşteri olun.
Bu bölümde konuğum Osman Ulagay. Biz Osman Bey'i bir gazeteci, ekonomi yazarı olarak tanıyoruz. Son kitabı "Bir Ömrün Aynasında Türkiye'de 82 Yıl" ise onun hayat hikâyesini merkezine olarak hem Osman Ulagay'ı hem de Türkiye'nin farklı çalkantılı dönemlerini biraz daha farklı görmemizi sağlıyor.Ulagay'ın her iki dedesi de Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında önemli vazifelerde buluşmuş Osmanlı devletinin yüksek seviyede memurları. Dedesi Hüsnü Kortel bir siyasetçi, üstelik Türkiye'nin ilk elektrik mühendislerinden biri; soyadı kanunu çıktığı zaman, elektrik enerjisinin aydınlatmada kullanılmasını ifade eden Kortel soyadını alıyor. Bir diğer dedesi Dr. İbrahim Etem Ulagay, eczacı, doctor ve kimyager. İbrahim Etem İlaç Fabrikası'nın kurucusu,ilk Reşat Altını'nı üretip gramajını belirleyen kişi.Belki de “burjuva” diyebileceğimiz bir sınıfta, 3 yabancı dil bilen, ona çocukluğunda Oscar Wilde hikayeleri okuyan bir anneyle büyüyen Osman Ulagay, ailesi ve çevresinde gelişen olaylar herkes çok dinlenesi, bakılası…Osman Bey ile sohbete Davos'tan girdik Çin'den çıktık, “eski Türkiye'den” bahsederken “Ne olacak bu Türkiye'nin dünyanın hali”ni de konuşmaya çalıştık… Meral Tamer'den söz etmeyi de tabii ki ihmal etmedik.Ulagay'ın “Bu kadar saçmalık fazla” sözüyle bitirdiği söyleşiyi dinlemenizi tavsiye ederim. Gazeteci#Journalist ~ #Art- #Food- #Travel lover ~ #EnthusiastBooks:
Osmanlı devrinde tatlının izini sürüyor; şekerlemeciler loncasından kaymak ve süt bala, kaşık tatlısından baklavaya uzanıyor; Le Bon Pastanesi gibi dönemin meşhur tatlı duraklarına uğruyoruz.
Nereden Başlasam'ın bu bölümünde konu Osmanlı Kadın Edebiyatı. Mirgün Cabas ve Can Kozanoğlu'nun konuğu Senem Timuroğlu.
Bu bölümde konuğum bir siyasi analist, yazar ve tarihçi Soner Çağaptay.Başlıca çalışma alanları Türkiye-ABD ilişkileri, Türk iç politikası ve Türk milliyetçiliği olan, bu konudaki metin ve kitaplarının yanı sıra Recep Tayyip Erdoğan üzerine de üç kitabı olan Çağaptay ile 19 Mart süreci, öncesi ve sonrasını konuştuk...Türkçe ve İngilizce dışında, Almanca, Fransızca, Osmanlıca, İspanyolca, Boşnakça, İbranice ve Azerice de bilen Çağaptay'a "Bu kadar yabancı dil nasıl öğrenilir?"sorusunu da yönelttim. Darüşşafaka'ya ayrı bir parantez açtık.Bazı başlıkları da sıralarsak...* Bir "Rekabetçi Otoriter Rejim" içinde miyiz? Yoksa artık sadece otoriter dönemde miyiz?* Kültürel hegemonya hangi yönde?* Eğitimli kesimde AKP'ye destek ne düzeyde?* "Atatürk'ün rüyası Erdoğan döneminde gerçekleşti" ifadesinin açılımı...* Yine yeniden sahiplenilen Atatürk.* Kimler, Mustafa Kemal Atatürk'ün hangi dönemini sahipleniyor?* Gençlerin bu dönemdeki rolü...* ABD-Türkiye ilişkileri* Malatya doğumlu yoksul bir işçi ailesinin 7 çocuğu nasıl bu kadar eğitimli insanlar oldular? Gazeteci#Journalist ~ #Art- #Food- #Travel lover ~ #EnthusiastBooks: