POPULARITY
Peygamber (s.a.v.)'in hanımı Hz. Meymune bt. ElHaris (r.anha)'nın anne tarafından kız kardeşidir. Hz. Cafer b. Ebu Talib (r.a.)'ın eşidir. Hz. Esma (r.anha) Daru'l-Erkama girmeden önce Müslüman oldu ve biat etti. Habeşistan'a kocası Hz. Cafer b. Ebu Talib (r.a.) ile birlikte hicret eden kadınlardandı. Hicretin 7. yılında kocasıyla birlikte Habeşistan'dan Medine'ye geldi. Ca‘fer b. Ebû Tâlib Mûte Savaşı'nda şehid olunca Hz. Ebubekir (r.a.) ile evlendi ve bu evlilikten Muhammed b. Ebi Bekir doğdu. Hz. Sad b. Ebi Hilal (r.a.)'dan rivayetle, Peygamber (s.a.v.) Hz. Ebubekir (r.a.) ile Hz. Esma bt. Umeys (r.anha)'yı Huneyn gününde evlendirdiğini bildirmiştir. Sonra Hz. Ali (r.a.) ile evlendi. Hz. Esma (r.anha) dedi ki: “Ey Allâh'ın Resûlü (s.a.v.), bazı kimseler bize karşı övünüyorlar ve bizim ilk muhacirlerden olmadığımızı iddia ediyorlar” Bunun üzerine Allâh'ın Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bilakis, sizin için iki hicret vardır.” Kendilerinin hem Habeşistan'a hem de Medine'ye hicret etmeleri sebebiyle iki hicret sevabı kazandıklarını belirtmiştir. Hz. Ömer (r.a.), Hz. Esma (r.anha)'ya rüya tabiri sorardı. Bu konuda çok yetenekliydi. Ayrıca Hz. Ömer (r.a.), ilk müslümanlardan olmasını ve İslâm'a hizmetini dikkate alarak kendisine 1000 dirhem maaş bağladı. Hz. Esmâ (r.anha), oğlu Muhammed b. Ebû Bekir'in Mısır valisi olduğu sırada şehid edildiğini öğrenince çok üzüldü. Bu olaydan iki yıl sonra da kocası Hz. Ali (r.a)'yı kaybetti. Kendisi de hicri 40 yılında vefat etti. (İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.479)
Allâh Resûlü (s.a.v.), Kureyşli'lerin baskılarının artması üzerine bütün Ashâbı (r.a.e.)'i Medîne'ye gönderdi. Kendisi de Hâkk Teâlâ'nın emrini bekliyordu. Ebû Cehil başkanlığında Kureyşli kâfirler bu durumu sezip bir toplantı düzenlediler. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Medîne'ye hicret etmesinin sonra başlarına çok büyük felaketler açabileceğinde hemfikir oldular ve Ebû Cehil'in “Her kabileden kuvvetli, heybetli kişiler seçip birlikte Muhammed (s.a.v.)'in evine gidelim. Yattığı yerde kendisini kılıçla parça parça edelim. Kimse görmeden oradan dağılalım. Ertesi gün Hâşimoğulları toplanıp O (s.a.v.)'i öldüreni isterler. Ancak bulamazlar. Çünkü Muhammed (s.a.v.)'i öldüren kimsenin, kim olduğunu bilemezler. Araya ileri gelenler girer. Bir çare bulurlar. Kanının pahasını veririz, bu iş de burada bitmiş olur.” fikrini kabul ettiler. Bu toplantı daha dağılmadan Cebrâil (a.s.) Peygamber (s.a.v.)'e Allâh (c.c.)'un emrini iletti: “Hani bir zaman da o kâfirler, seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri ya da sürüp çıkarmaları için, sana tuzak kuruyorlardı; onlar tuzak kurarlarken Allâh da karşılığını kuruyordu. Öyle ya Allâh tuzakların hayırlısını kurar.” (Enfâl s. 30) Peygamber (s.a.v.): “Ey Cebrâil! Bu âyetin nüzûlünün sebebi nedir?” diye sordu. Cebrâil (a.s.) da kâfirlerin niyetini anlattı. Allâh Resûlü (s.a.v.): “Ey Cebrâil! Allâhü Teâlâ'nın bana emri nedir? Ne yapmalıyım?” diye sordu. Cebrâil (a.s.): “Hâkk Teâlâ senin de Medîne'ye hicret etmeni emretmektedir.” dedi. Allâh Resûlü (s.a.v.): “Hangi vakit gideyim?” diye sordu. Hz. Cebrâil (a.s.) bu soruya bir cevap vermedi. Allâh Resûlü (s.a.v.), Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in evine geldi. Hz. Sıddîk (r.a.)'i durumdan haberdar etti. “Ey Allâh'ın Resûlü (s.a.v.)! Ben de seninle geleyim” dedi. Allâh Resûlü (s.a.v): “Evet. Sen de benimle geleceksin” buyurdu. Hz. Ebû Bekir (r.a.) sevincinden ağladı. (Mustafa Darir-i Erzurûmî, Peygamberimizin Hayatı, c.2, s.169-170)
Viktorya dönemi bahçıvanlarından, orkide çılgınlığının önemli bir figürü James Bateman'ın hikayesini konuşuyoruz
Sorduk, söyledi. Bu, odur. Şeyh Ebu Medyen el-Gavs hazretlerinin şöyle dediğini işittik: “Kim varlık alemine, kainata, kendi arzusu, kendi talepleri doğrultusunda bakarsa bu alemdeki anlamdan faydalanma fırsatını kaybeder. Kendisi alemle arasına perde olur.”
Kendisi hakkında Ekşi Sözlük'te edilen hakaret ve iftiralar arasına sıkışmış şu karşıt malumat, aslında o köhne zihniyetin itirafı olarak kısmen doğru: “Siyasal İslâm'ın ve gericiliğin bayraktar-larından…” Evet, o bir bayraktardı. Vefatının ardından yazılanlar ise mide bulandıracak kadar seviyesizdi. Birkaçı dışında hemen hepsi büyük bir nefretin sonuçlarındandı.
Adı Ella Kenan. 38 yaşında bir kadın. Bu zamana dek kurduğu anlatıların kaç masumun kanının dökülmesine meşruiyet sağladığını kimse bilmiyor. Ancak milyarlarca insanın zihnini allak bullak ettiğini kendisi söylüyor. Ella'nın katliamları meşrulaştırdığı veya gölgelediği ise kesin. Bu arada kendisi bir asker değil. Haliyle üniforma giymiyor, silah taşımıyor. Ancak milyonlarca ekranı aynı anda harekete geçirebilen bir dijital ordunun komutanı. Kendisi anlatıyor rolünü ve yaptıklarını. “Vurduklarını” nasıl indirdiklerine kadar hem de…
İngiliz botanikçi ve kaşif Francis (Frank) Kingdon-Ward'ı (1885 - 1958) konuşuyoruz
5 Kasım 2001 günü 28 yaşındaki doktor Andrew Bagby ortadan kayboldu. Cansız bedeni ertesi sabah bir otoparkta bulundu. Yüzünden, göğsünden, kalçasından ve başının arkasından beş kez vurulmuştu. Tanıdığı herkes tarafından dost canlısı bir arkadaş olarak anılan Andrew'un bu ani ve vahşi ölümü herkes için bir şok dalgası yarattı. Gözler hemen o zamanlarki kız arkadaşı Shirley'ye çevrildi. Kendisi o sıralar 40 yaşındaydı.
5 Kasım 2001 günü 28 yaşındaki doktor Andrew Bagby ortadan kayboldu. Cansız bedeni ertesi sabah bir otoparkta bulundu. Yüzünden, göğsünden, kalçasından ve başının arkasından beş kez vurulmuştu. Tanıdığı herkes tarafından dost canlısı bir arkadaş olarak anılan Andrew'un bu ani ve vahşi ölümü herkes için bir şok dalgası yarattı. Gözler hemen o zamanlarki kız arkadaşı Shirley'ye çevrildi. Kendisi o sıralar 40 yaşındaydı.
Dünyada ol ama dünyadan olma 00:00 – Giriş ve Gnostik Bilgi 00:46 – Değişen ve Değişmeyen Gerçeklik 02:15 – Şartlanmış Kişilikten Alan Açmaya 03:34 – Gündelik Hayatta Mevcudiyet 04:59 – Dünyada Olmak, Dünyadan Olmamak 06:26 – Bağlanma ve Gerçek Sevgi 10:41 – Bilinç ve Maddenin Katmanları 15:36 – Arayışın Kendisi 19:36 – Meditasyon pratiği Bu bölümde Eckhart Tolle'un, Yunan felsefesi üzerinden anlattığı değişen dünya ile değişmeyen öz ayrımı ele alınıyor. Gündelik hayatta küçük eylemlerle mevcudiyet pratiği yapmanın, egonun dramalarından çıkmanın ve bağlanmadan sevebilmenin altı çiziliyor. Bilincin maddenin farklı titreşimlerinde ortaya çıktığı fikriyle, arayışın aslında aranan şeyin kendisi olduğu vurgulanıyor. Bölüm, nefes farkındalığına dayalı meditasyonla kapanıyor. Zeynep Aksoy, saygın bir yoga eğitmeni ve Reset platformunun kurucusudur. Web sitesi üzerinden canlı ve kayıttan izlenebilen dersler, üyelik programları ve profesyonel eğitimler sunmaktadır. Online Stüdyo üyeliği ile günlük çevrim içi derslere, geniş bir arşive ve topluluk desteğine erişim imkânı sağlar. Ayrıca Zeynep, katılımcıların hareket, anatomi ve farkındalık konularında bilgilerini derinleştirmelerine yardımcı olmak için yenilikçi Fasyal Yoga Uzmanlık Programı'nı yürütmektedir. Daha fazla bilgi almak ve sertifikalı eğitimlere katılmak için: www.zeynepaksoyreset.com
Hazine ve Maliye Bakanlığı son dönemde vergi denetimlerini artırdığını, bu süreçte yapay zekâ destekli analizlerin devreye alındığını sıkça vurguluyor. Amaç açık: kayıt dışılığı azaltmak ve vergi kaybını önlemek. Ancak burada gözden kaçan temel bir sorun var: Vergi sisteminin kendisi kayıt içinde kalmayı neredeyse imkânsız hâle getiriyor.
Ebû Hanîfe (r.a.) ilim öğrenmekle meşgûl olmuş, bu konuda olanca gücünü sonuna kadar sarfetmiş ve nihayet başkalarının elde edemediği bir dereceye ulaşmıştır. Ebû Hanîfe (r.a.) bir gün Mansur'un huzuruna girer. Mansur'un yanında İsâ b. Musa vardır. Îsâ, Mansur'a "Bu şahıs, günümüzde dünya çapında bir âlimdir" der. Ebû Hanîfe (r.a.) rüyâsında Hz. Peygamber (s.a.v.)'in kabrini açtığını görür. Rüyâsı Muhammed b. Sîrîn (r.a.)'e anlatılınca İbn Sîrîn (r.a.), "Bu rüyâyı gören kişi, daha önce hiç kimsenin elde edemediği bir ilmi elde edecek" der. Mis‘ar b. Kidam (r.âleyh) "Fıkıhta Ebû Hanîfe (r.a.), zühdde el-Hasen b. Sâlih hariç Kûfe'de hiç kimseyi kıskanmam" demiştir. Mis‘ar bir başka ifâdesinde "Yüce Allâh ile arasına Ebû Hanîfe (r.a.)'i koyan kimsenin korkmayacağını umarım ve o kimse kendi nefsi açısından ihtiyâtlı olmakta kusûr etmiş olmaz" demiştir. Fudayl b. Iyâz (rh.a) şöyle der: "Ebû Hanîfe (r.a.) fıkıh bilgini olup, bu ilim dalıyla meşhûr olmuş, takvâsıyla bilinen bir kimse idi. Zengin, kapısına gelen herkese bol bol vermekle meşhûr, gece-gündüz sabırla ilim öğrenen, dîni güzel yaşayan, çok susan, az konuşan bir kişi idi. Kendisine haram veya helâl konusunda bir mesele gelmedikçe konuşmazdı. Kendisi iyiliksever ve hakkı gösteren bir kimse idi. Sultânların mallarına iltifât etmezdi. Hâkkında sahîh hadîs bulunan bir mesele ile karşılaştığında sahabe ve tâbiînden bile rivayet edilse hadîse uyardı. Aksi takdirde kıyâsa başvurur ve kıyâsı güzel yapardı." (Muhammed Abdurreşid En-Nûmanî,
OtizmTV 3 Aralık Söyleşileri Gaye Özbilger @gayeninmucizesi @gayeozbilger le Otizm Spektrumunda Yaşamak ‘' En Büyük Keşkem ‘' Söyleşinin tamamı Otizmtv youtube kanalımızda… Spektrum , her ailenin yaşamında kendine has mücadeleler, öğrenmeler, zorluklar ve mucizeler yaratan bir yolculuk. Bu hafta, Gaziantep'te yaşayan ve 13 yaşındaki otizmli oğlu Mert'e rehberlik eden Gaye Hanım ile bir araya geldik. Gaye Hanım, bize bu yolda edindiği güçlü farkındalığı ve Mert ile kurduğu eşsiz bağı anlattı. Röportajımıza başlarken, Gaye Hanım'ın Mert'e olan bakış açısındaki derinliğin etkisinde kaldığımızı söylemeliyim.. Kendisi, otizm yolculuğunun ona kattığı en büyük dersi anlatıyor. Gaye Hanım, yaşadığı tüm zorluklara rağmen, Mert'in kendisine öğrettiklerinin paha biçilmez olduğunu vurguluyor. Otizm TV olarak, Gaye Hanım ve Mert'e bu samimi paylaşımları için teşekkür ediyor; tüm ailelerimize sevgiyi, anlayışı ve dayanışmayı artırma çağrısı yapıyoruz. Okuyucularımıza Not: Otizm, bir spektrumdur. Her birey farklıdır. Onların özel dünyalarına saygı duymak, hepimizin görevidir. Otizm TV olarak, Gaye Hanım ve Mert'e bu samimi paylaşımları için teşekkür ediyor; tüm ailelerimize sevgiyi, anlayışı ve dayanışmayı artırma çağrısı yapıyoruz. Okuyucularımıza Not: Otizm, bir spektrumdur. Her birey farklıdır. Onların özel dünyalarına saygı duymak, hepimizin görevidir.
“Kırk yaşındayım artık, şaka değil kırk yıllık koca bir ömür. Yaşlılığın ta kendisi. Kırkından fazla yaşamak ayıptır, aşağılılıktır, ahlâksızlıktır. Kim yaşar kırkından fazla? (…) Aptallar, namussuzlar yaşar kırkından sonra. Bütün ihtiyarların, o ak saçlı, güzel kokular sürünmüş saygıdeğer ihtiyarların yüzüne karşı söylerim bunu.” 1821 Moskova doğumlu Dostoyevski, 1881'de Petersburg'da ölmüştür. Yeraltından Notlar kitabında bu satırlara yer vermiş. Kendisi kırkından sonra yirmi yıl daha yaşamış.
Bu bölümde konuğumuz Eskişehir Anadolu Üniversitesi Öğr. Gör. Dr. Dilek Turan Eroğlu bizlere eşlik ediyor. Kendisi sadece bir akademisyen değil, aynı zamanda yazar ve İnsana İyi Gelen Şeyler adındaki televizyon programının sunucusu. Yani on parmağında on marifet :). Neler konuştuğumuzu merak ediyorsanız bu bölümü sakın kaçırmayın. Keyifli dinlemeler... https://share.google/vlIrNxVktS9avDVjh https://www.organikbeyinler.net/ https://www.instagram.com/organikbeyinlerpodcast/
Biz, sonra peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. Sanki şöyle söylenmiştir: “Biz, inkarcı milletleri helak ederiz. Azabın inmesi anında peygamberlerimizle onlara iman edenleri kurta-rırız. İşte böylece iman edenleri, her türlü sıkıntı ve azaptan kurtarmak bizim üzerimize haktır.” (Yunus s. 103) Bu cümlede, ayrıca söylemeye ihtiyaç olmadığını bildirmek için, peygamberlerin kurtarıl-masından söz edilmemiştir.Âyette dikkatler özellikle şu hususa çekilmiştir: Hiç şüphesiz kurtuluşun biricik şartı imandır. Bütün milletler için geçerli olan Allâh (c.c.)'un kanunu bu-dur. Gerçekten Allâh (c.c.) geçmiş peygamberleri ve onlara iman eden müminleri kurtardığı ve onlara vâdettiği şeyleri yerine getirdiği gibi, Rasûl-i Ek-rem (s.a.v.) ve onunla beraber olan Ashab-ı Kiram (r.a.e.)'i de kurtardı ve onlara vâdettiklerini gerçek-leştirdi. Şeriat ve onunla amel devam ettiği sürece, Yüce Allâh kıyamete kadar gelecek bütün inanan-ları, kâfirlerin elinden ve şerlerinden kurtaracaktır. Kurtuluşun asgarisi ölümdür. Çünkü ölüm, mü'mine verilen bir armağandır. Resûlullâh (s.a.v.)'in, bir cenazeye rastladığın-da şöyle buyurduğuna dikkat etmez misin: “Bu cenaze ya istirahat ediyor veya ondan dolayı istirahat olunuyor.” Hadisteki istirahat eden: sâ-lih kişidir, dünyanın zorluğundan kurtulur, ruhanî mükâfatlarla berzah âleminde dinlenir. Bu, nimetle-rin yarısıdır. İstirahat olunansa, fâsık kişidir. Çünkü onun ölümüyle insanlar dinlenir. Eziyetinden kurtu-lurlar. Kendisi, berzah âleminde ruhanî azapla karşı karşıya gelir. Bu da cehennem azabının yarısıdır. İbâdetin en faziletlisi, genişliği beklemektir. Çünkü bu bekleyişte, kalbin istirahatı ve sabrın mükâfatı vardır. Sıkıntıya düşen mü'min, kendisini sıkıntıya koyanın Allâh (c.c.) olduğunu ve o sıkıntıyı Allâh (c.c.)'dan başka kimsenin gideremeyeceğini bilir. İşte bu inanç, sıkıntının acısını hafifletir, sabretmeyi kolaylaştırır. Böylece feryadı bıra-kır, gönlünde huzur hisseder.(İsmail Hakkı Bursevi, Ruh'ul Beyân Tefsiri, c.4, s.95-97)
17.yüzyılda Konya'da yetişen evliyâ hanım-lardandır. Mevleviye tarîkatının büyüklerindendir. Babası, Mevleviye tarîkatının ileri gelenlerin-den Şeyh Muhammed olup, soyu Hz. Mevlâna (k.s.)'a dayanır.Doğmadan önce annesi rüyâsında Şeyh Dîvânî'nin kendisine süslü bir bilezik taktığını, ayrıca bir bilezik daha verip; “Bu da doğacak kızınızın.” dediklerini gördü. Rüyâsını ertesi gün anlatınca, babası doğacak kız çocuğuna, “Ona Destîne (Kola takılan bilezik) ismi konmasına işâret vardır” diye yorumladı. Destîne Hâtun ba-basından; tefsîr, hadîs ve medreselerde okutulan bütün ilimleri öğrendi ve Mesnevî'yi incelikleri ile okudu. Zamânının büyük bir kısmını, Hz. Mev-lâna (k.s.)'un türbesinde hanımlar için yapılan bölümde ibâdet, zikir ve murâkâbe ile geçirirdi.Allâh (c.c.) korkusu ile göz yaşları dökerdi. Onun bu hallerini gören hanımlar; “Kendinize çok eziyet ediyorsunuz. Birazcık bedeninizin ra-hatını düşünseniz olmaz mı?” dediklerinde, onla-ra; “Bunlarsız olmaz. Binicinin serkeş, dikbaşlı, itâatsız ata yumuşaklık yapması onun serkeşliği-ni arttırır.” diye cevap verirdi.Bir kere yanına gelenler bir tek post üzerine oturduğunu ve üzerinde eski bir elbise olduğunu gördüler. “Bedeninizi rahat tutacak birkaç elbise ile birkaç yaygı alsak.” dediklerinde; “Biz postu, Allâhü Teâlâ'nın yolunda ayağımızın altına koy-duk. Üstelik bu, Allâh (c.c.) yolunda kurban olan koyunun postudur. O binlerce güzel elbiseden daha iyidir.” buyurarak dervişlerin post üzerine oturmalarının sırrını da beyân etmişlerdir.Kendisi bütün dünyevî alâka ve düşünceler-den sıyrılıp, odasında ömrünün sonuna kadar uzlet ve yalnızlık hâlinde kaldı. 80 senelik ömrü-nü hep Allâhü Teâlâ ile berâber bulunarak, âhire-ti düşünüp hazırlık yaparak geçirdi. Allâh (c.c.), bizleri şefaatlerine nail etsin. Amin.(Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyân, c.1, s.246)
Şehrin Kokusu, Zamanın Kendisi
Kitap kulübümüzün 59'uncu buluşmasında Nassim Nicholas Taleb'in "Antikırılgan" adlı kitabını konuştuk. Taleb, Wall Street'te risk uzmanı olarak çalışmış bir akademisyen ve yazar. Antikırılgan, belirsizlik ve kaos karşısında sadece ayakta kalmakla yetinmeyen, bu şoklardan güçlenerek çıkan sistemleri anlatıyor.Kitap, dayanıklılık ve dirençlilikten öte bir kavram sunuyor: Belirsizlikten ve değişkenlikten beslenen, rastlantılardan faydalanan yapılar. Grubumuz kitabın özgün fikrini çarpıcı buldu. Özellikle küçük dozlarda stres ve belirsizliğin sistemleri güçlendirdiği fikri hepimize farklı alanlarda yansıdı. Aşırı korumacılığın çocukları kırılganlaştırdığı gibi, yapılandırılmış sistemlerin de en küçük hatada çökebileceği görüşünde buluştuk. Lindy Etkisi, opsiyonellik, negatif via gibi kavramların hayatımıza somut örneklerle yansıdığını konuştuk.Hemfikir olduğumuz diğer bir konu, Taleb'in anlatım tarzıydı. Dağınık, savurgan yapısı çoğumuzu zorladı, bazılarımız ise tam da bu özgür anlatımı sevdi. Okuma zorluğu nedeniyle kitabın geniş kitlelere ulaşmamasının belki de bilinçli yapıldığı, doğal seçilime inanan yazarın felsefesine uygun olduğu fikri de ortaya atıldı.Ben de kendim için şunu not ettim: Antikırılganlık sadece bireysel bir süper güç değil, bağlı olduğumuz ekosistemin, ağların ve kurumların özelliği. Doğru altyapı ve bilgi ağına bağlı olmak, belirsizlikten avantaj çıkarmanın anahtarı. Son zamanlarda çokça dile getirilen az çoktur, yalınlık, sadelik gibi kavramların da daha derin düşünsel bir çerçevesini çizdi kitap.Bu bölümde şöyle de bir ilk yaşadık; kulübümüzün müdavimlerinden ve Taleb'in sıkı takipçilerinden olan Yavuz Hocam toplantı saatinde müsait olamayacağını söyleyince, kitabın seçiminde oynadığı rol nedeniyle kendisinden bir video rica ettim. Kendisi de, der ya'nın Pusula Takımı'nın whatsapp grubunda kitap hakkındaki serzenişlerimize cevaben 17 dakikalık bir savunma pardon görüşlerini gönderdi sağolsun, buraya bir kısmını alıyorum.Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla (02:29) Yavuz Abut, (12:20) Alim Küçükpehlivan, (14:45) Bekircan Kalkan, (16:47) Ebru Başaran, (19:23) Yasemin Karakaya Arslan, (25:38) Didem Güçlü İlgün, (29:04) Belgin Elmas, (30:30) Alim KüçükpehlivanSupport the show
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde hepimizin hayatına sessizce sızan bir alışkanlığı masaya yatırıyoruz: erteleme. Neden “birazdan” demeyi bu kadar seviyoruz? Ertelemek her zaman kötü mü, yoksa bazen zihnin kendini koruma yolu mu? Peki ya fark etmeden kaçırdığımız fırsatlar… Bu sohbet, “Ben de böyle yapıyorum!” dedirtecek türden. Dinlemeyi ertelemeyin.
“Rachel, Filistin'e, özellikle Refah'a geçiş yaptığında, önceden duyduğu ve okuduğu gerçeklerden çok daha fazlasını hissedecek, havadaki korku ve güvensizlik kokusunu içine çekecekti. O henüz bölgeye geçmeden iki hafta önce Filistinli hamile bir kadın, İsrail buldozeri tarafından yıkılan bir duvarın altında kalarak can vermişti. Yine kendisinden sadece birkaç gün önce, bu sefer 65 yaşında bir kadın, yıkılan evinin altında kalmıştı. Bölge için sıradan, Rachel içinse ürpertici ve dayanılmaz gerçeklerdi bunlar… İnsanlık bir hayal kırıklığı olacaktı Rachel için. O, göreceği ve hissedeceği ortamın dünyanın bir gerçeği olmasından dolayı utanç duyacaktı. Kendisi, ailesi ve tüm insanlık adına utanacak, bu drama ortak olmayı hüsranla açıklayacaktı.
Son devirde ülkemizde yaşamış en büyük velilerden Hz. Sâmî (k.s.)'un “tabiri câiz ise” kucağında doğmuş, onun terbiyesinde büyümüş, hayatını Hz. Sâmî (k.s.)'a hizmete ve ondan istifadeye adamış ve yine o zâtın vasiyyetleri gereği teçhiz ve tekfin işlerini yapmış, onun yolunu hâlâ insanlara anlatan ve Hz. Sâmî (k.s.)'un manevî evlâdı ve vazifelisi olan Muhterem Ömer Muhammed Öztürk, Hz. Sâmi (k.s.) ile yaşadıkları bir Berât kandili gecesini şöyle anlatmışlardır: “Şaban-ı Şerîf'in başlarında Mahmûd Gezer Ağabeyle (Allâh (c.c.) rahmet eylesin Mekke'de vefât etti, Cennetü'l Muallâ'ya defnedildi.) devlethanenin bahçesinde oturuyorduk. Efendi Hazretleri'nin hâdimesi gelerek beni bir kenara çağırdı ve “Ömer Ağabey babam mahrem bir husus söyledi. Bunu Ömer Öztürk'e anlat. Kendisinde kalsın. Îcâbını yerine getirsin. Fakat kimseye de bir şey söylemesin.” dedi ve Efendi Hazretleri'nin “Ben Berât gecesini Ömer Öztürk ile değerlendirmek istiyorum. Kendisi bir imâm bulsun. Ayrıca iki kişiyi de çağırsın. İsterse birisi kendi babası Mehmet Öztürk olabilir. Bir de başka ihvân, benimle birlikte hepimiz beş kişi olacağız. Akşam namazını burada devlethanede kılacağız. İftarı beraber eder, akşam ve yatsı namazını beraber kılar, geceyi de beraber ihyâ ederiz inşâallah.” buyurduğunu söyledi.Fakir, babama ve (Sami Efendimiz'in son yıllarında namazlarını kıldıran) Mahmûd Hoca'ya haber verdim. Sonra Ömer Kirazoğlu ağabey, İsmail ve Cevat Öztürk ağabeylerimi çağırttı. İftar, namaz ve yemekten sonra Efendimiz Hazretleri her zaman oturdukları demiryolu cihetine karşı olan koltuğa oturdular. Az sonra ayağa kalkarak kendi karşısındaki koltuğa geçtiler. Kendi koltuklarına, Fakiri çağırıp “Sen gel, buraya otur, burası senin yerindir. Fakir de karşısında oturacağım” diyerek kendi koltuklarına Fakiri oturttular. Muhteşem bir sohbetten sonra yatsı namazı kılındı, tekrar aynı yerlerde oturarak sohbet, duâ ve murâkabe edildi. İzin alınarak evlere hareket edildi.(www.ramazanoglumahmudsamiks.com)
#Engelsiz ♟️ Türkiye Satranç Federasyonu, “Engelliler İçin Erişilebilirlik Yönergesi" yayımladı. Yani her engele özel düzen! Mesela görmeyen 'körleme' oynuyor. Duymayan, yürüyemeyen için de şartlar sağlanacak. Satranç neden önemli? Kendisi de ortopedik engelli satranç sporcusu ve aynı zamanda Satranç Federasyonu Engelli Sporcular Kurulu Başkanı olan Handenur Şahin satrancın neden önemli olduğunu, ne kazandırdığını anlattı. NEDEN ENGELSİZ? NTVRadyo'da farklı bedenlerdeki sporculara, kendilerini ifade edebilecekleri alan açıyoruz. Ayhan Aktaş hazırladığı programda hem bu spor dallarındaki gelişmeleri duyuruyor, hem de sporculara mikrofon tutuyor, anlattıklarını, hikayelerini aktarıyor. Birbirimizi tanımak, anlamak için. Çünkü biz farklılıklarımızla biziz. Engelsiz cumartesi 15.15, pazar 11.15'te NTVRadyo'da. Programın tüm kayıtları, NTVRadyo'da kaçıranlar ve tekrar dinlemek isteyenler için ntvradyo.com.tr adresinde ve podcast platformlarında. #ntvradyo #engelsiz #satranç
Gazze'de Hamas'ın elindeki İsrailli esirlerin alınmasını önceleyen anlaşma, beklendiği gibi esirler baskısını artık hissetmeyen İsrail tarafından hızla ihlal edilmeye başlandı. İsrail bu ihlalleri için gerekçe bulmakta zorlanmıyor tabi. Şuradan bir gölgenin hareketini gördük ona ateş açtık, buradan bir tavuk geçti, anlaşmada bu yoktu, Hamas sözünde durmadı diyerek bombalamalara devam ediyor. Kendi esirlerini aldıktan sonra İsrail zindanlarında en ağır işkence şartlarında esir tutulan 10 bine yakın Filistinliyle ilgili dünyanın ayağa kalkmasını gerektiren bir durum var.
Bitki avcılarının Indiana Jones'u, İskoç George Forrest'ı konuşuyoruz
Gülmek, insanoğlunun en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri olduğu gibi insanı sevimli kılan özelliklerdendir. Nükteler yoluyla gülmek ve güldürmek ise ince ruhlu ve kıvrak zekalı insanların hususiyetlerindendir. Fahr-i Kâinat Efendimiz (sav) de mütebessim bir çehreye sahip olup sık sık nükteler yapar, güler ve güldürürdü. Hatta bazı sahâbîler, ondan daha mütebessim ve güler yüzlü bir insan görmediklerini söylemiştir. Kendisi mütebessim olduğu gibi insanları tebessüm ettirmeyi de severdi. Zaman zaman kimseyi kırmadan nükteler yapar, etrafındakileri güldürürdü. Dolayısıyla nükteler yoluyla tebessüm etmek ve ettirmek, onun bir sünneti olarak değerlendirilebilir.
Abdulhamid Han'ın tahttan indirilmesiyle başlayan süreçte, Osmanlı Devleti içeriden ve dışarıdan büyük darbelerle yıkılmış, 24 milyon km²'den sonra, 780 bin km²'lik bir alana sıkışmış memleketimizde İslâmî müesseseler de büyük ölçüde ortadan kaldırılmış, böylece dîni hayat ve dîni tedrîsat güçlü bir tırpan yemiştir. Tabii ki her şey Allâh Azimüşşân'ın takdiri ve müsaadesiyle gerçekleşmiştir. Cenâb-ı Hâkk: “İdareleri halk arasında belli zamanlara tâyin ettik” buyurmuştur. İnsanların camiye gitmekten korktuğu zamanlardan geçilmiş, Demokrat Parti döneminde ve sonrasında biraz rahatlama olduysa da müslümanlar için sıkıntılı şartlar ve özellikle dîni tebliğ vazifesini üstlenen kişiler için zorluklar devam etmiştir. Her şeye rağmen kalplerdeki îman sökülememiş, müslümanların sayısı azalmamış, aksine artmıştır. Sâmi (k.s.) Efendi Hazretleri 19. yüzyılın sonlarında doğmuş, yaratılıştan gelen hususiyetleri ve bağlı bulunduğu mânevî kaynağın yanında son Osmanlı müktesebâtından da istifâde ederek yetişmiş, etkisi Türkiye sınırlarını çok aşan ve 20. yüzyılın çoğunluğunu kapsayan bir irşad dönemleri olmuştur. Kendilerinin hayatı bu yönden de önem arz etmektedir. En zor şartlar altında bile İslâm'ın yaşanabilir olduğunu, Sünnet-i Seniyye'yi harfiyyen yaşamanın her asırda mümkün olduğunu yaşantılarıyla ispat etmişlerdir. Muhterem Ömer Muhammed Öztürk, otuz yıla yakın Sâmi (k.s.) Efendi Hazretleri'nin hizmetini görmüş, herkesin umre ziyareti sandığı bir yolculukla Hz. Sâmi (k.s.)'un hicret yoldaşı olmuş, nihayet kendisine vasiyet yapılmış, techiz ve tekfin kendisine havale edilmiştir. Hz. Sâmi (k.s.), herkesin aklına kazımak istercesine 1976'dan 1984'e kadar aile içinde ve ihvân huzurunda defalarca şöyle buyurmuşlardır: “Ömer Öztürk benim en emin ihvânımdır. Kendisi mânen vazifelidir. İhvâna kılavuzdur.”(www.esaderbili.com)
111 Hz'in bu bölümünde, Spielberg ve Kubrick gibi iki sinema dehasının yollarının kesiştiği eşsiz bir filme, A.I. Yapay Zeka'ya odaklanıyoruz. Sevmeye programlanmış bir robot çocuğun hikayesi üzerinden insan olmanın derin çelişkilerini masaya yatırıyoruz. David'in gerçek olma arzusu, bizim kendi varoluşsal arayışlarımızın bir yansıması olabilir mi? Sevgi, sadece insana has bir duygu mu; yoksa taklit edilebilir bir kod mu? Gelin, hikayeye daha yakından bakalım. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Gülşah Dim Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media ------- Podbee Sunar ------- Bu podcast, Garanti BBVA reklamı içermektedir. Bonus Platinum'un avantajlarını keşfet!
Yaşama tecrübesi çok olan kimselerin; kalabalıkların sahiplendiği, delice savunduğu, ölçüsüzce nefret ettiği, hayatında tutmak için çırpındığı şeylerin beyhudeliği karşısında içi yanar da yanar. Gördükleri manzara nettir, aşikârdır, apaçıktır: Bu bir aldanış salgınıdır, histeri krizidir ve yazık ki içi neredeyse her zaman boştur. Farkında olanlar için bu yakıcı bir şahitliktir. İşin bu noktaya geldiği yerde suları tersine akıtmanın imkân dahilinde olmadığını da bilirler o şahitler. Bu da ayrıca yakıcıdır ki, onu da en ateşîn yerde yaşarlar. Peki, bu tüketen döngüyü nasıl görürler, bütün bu uğraşıp didinmelerin bir sonucunun olmayacağını nereden bilirler? Çünkü bu yollardan daha önce onlar da geçmişlerdir. Bir yalanın peşine düşüp kendilerini tüketmişlerdir. Dünya var oldukça var olacağını sandıkları irili ufaklı ezberlerin sabun köpüğü gibi birer birer patladığına bizzat şahit olmuşlardır. Kaybetmiş, yenilmiş, parçalanmış, derin hayal kırıklıklarına uğramışlardır. Gelip geçici olanın, hakikati, derinliği, mahiyeti olmayanın insanla birlikte uzun boylu yaşayamayacağını bizzat tecrübe ederek hayattan öğrenmişlerdir.
İngiliz bitki avcısı ve ressam Charlotte Wheeler-Cuffe'ı (1867-1967) konuşuyoruz
175. bölüm için özel konuğum, İngiltere siyasetinde bir ilki temsil eden, bir öncü: Baroness Meral Hussein-Ece. Kendisi, İngiltere Parlamentosu'nun üst kanadı olan House of Lords'a atanan ilk ve tek Türk. Ancak bu unvan sadece bir sembol değil. Onun hayatı, göçün içinden doğan bir kimlikle şekillenmiş, eşitlik, temsil ve adalet mücadelesiyle örülmüş bir yolculuk.Ailesi 1948'de Kıbrıs'tan İngiltere'ye taşınan Meral Hanım, kariyerine 80'lerde Londra'da yerel yönetimlerde başlamış. Önce Hackney, ardından Islington Belediye Meclisi üyelikleri, kabine görevleri ve sosyal hizmet alanında liderlik… 1982'de İngiltere'de Türk ve Kürt göçmen kadınlar için ilk Türkçe konuşulan kadın merkezini, İmece'yi kuruyor. Siyasetin en yerelden en üst düzeyine uzanan bu yolda, hem etnik azınlıkların sesi olmuş hem de kadınların güçlenmesi için sahada yer almış. Yaptığı çalışmalarla, 2009'da Kraliçe Elizabeth tarafından Order of British Empire'a layık görülüyor, Baroness ünvanı veriliyor ve Hpuse of Lords'a atanıyor. Hala Afgan kadın gazeteciler, akademisyenler ve mültecilere destek veren projelerde ön saflarda yer alıyor ve İngiltere'de sosyal hareketliliği artırmak ve eşitsizliklerle mücadele etmek adına kurulan komitelerde aktif görev alıyor.Bu bölümde Meral Hanım'la hem siyasi kariyerini hem de 80'ler ve 90'larda İngiltere'de bir azınlık mensubu ve kadın olarak bu başarılarının zorluğunu konuştuk. Bu bölüm, İngiltere ve İrlanda'da öğrenci konaklaması için en iyi imkanları sunan GoBritanya'nın katkılarıyla sizlere buluşuyor. 2013'ten beri öğrencilere konaklama çözümleri sunan GoBritanya, özellikle uluslararası öğrencilerin ilk tercihi olmaya devam ediyor. Daha fazla bilgi için www.gobritanya.com'u ziyaret edebilirsiniz.
Iletisim için: @filminanatomisi ve @sanatntarihi
Kendisi hakkında hukuk görüntüsü altında siyasi bir operasyon yürütüldüğünü savunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, erken seçim çağrısında bulundu. Sağlık Bakanlığı, özel hastaneler yönetmeliğini baştan aşağı yeniledi. Bu bölüm Aktif Portföy hakkında reklam içermektedir. Yapay zeka sektörü, 2024 itibarıyla 500 milyar doları aşan büyüklüğüyle teknoloji dünyasının en hızlı büyüyen alanlarından biri. GPT-Aktif Portföy Robotik Teknolojileri Değişken Fon, geleceğin ekonomisine yön veren bu alanda yatırım fırsatları sunuyor. Aktif Portföy ile buradan tanışabilir, yatırım fırsatlarını değerlendirebilirsiniz. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Mehmet Şimşek istifa etti mi? Kendisi bu iddiaları reddetti. Ancak soru şu: bu iddialar nereden ve neden türedi? Biraz sorup soruşturduktan sonra karşıma çıkan tabloyu sizlere de aktarmak istedim.Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.------- Podbee Sunar -------Hiwell'in klinik psikologlarıyla ücretsiz tanışma görüşmeleri yapmak ve terapi seanslarınızda pod10 koduyla %10 indirimden faydalanmak için linkten Hiwell indirin. See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Bu bölümde Arjantin'e gidiyoruz ve geçen sene ailesiyle Buenos Aires'e taşınan Ayşen Boran konuğum.Kendisi, uzun seneler medya alanında çalışmış ve aslında bundan yaklaşık 20 sene önce bir süre eşiyle Londra'da yaşayıp sonra İstanbul'a geri dönmüşler. Emekli olunca yine ailesiyle Ayvalık'a yerleşip orada 7 yıl boyunca sosyal sorumluluk projelerinde aktif rol almış.Ailenin taşınma kararının ardında çocuklarının eğitimi ve Türkiye'deki son gelişmeler büyük rol oynamış. Uzun araştırmalar sonucu lise çağındaki çocukları dolayısıyla oturum izni veren Arjantin'i seçmişler. Ayşen Hanım ile neden Arjantin'i seçtiklerini, Arjantin'de yaşamın nasıl olduğunu, kültürel farklılıkları, Instagram takipçilerimin çok merak ettiği enflasyon ve ekonomik durumu, güvenliği ve çocuklarıyla birlikte burada nasıl bir yaşam sürdüğünü konuştuk. Uygun kur ve düşük gönderim ücretiyle yurt dışı para transferlerinizi kolayca yapabileceğiniz TransferGo uygulamasını http://bit.ly/bigidenesoralim'dan indirip inceleyebilirsiniz.
Konumuz şifalı bitkiler, konuğumuz Türkiye'de şifalı bitki deyince ilk akla gelen isimlerden Nazım Tanrıkulu. Tıbbi bitkiler araştırmacısı, BAÇEM'in yöneticisi. Herkes şifa peşinde. Her yerde her derde deva iddiasıyla bitkiler satılıyor. Tanrıkulu, "dikkat edin" uyarısıyla başladı söze, bitkilerden maksimum şifayı almak için neye dikkat etmek gerektiğini anlattı. Satın alırken neye bakacağız, nasıl yiyeceğiz ya da içeceğiz? Nerede saklayacağız? Mesela papatya, lavanta gibi çiçekli bitkiler var, bir de ebegümeci, hatmi, mürver, keten tohumu gibi müsilajlı bitkiler var. Hepsinin çayı yapılabilir ama usulleri farklı. Ayrıca taze baharat olarak yemeklerde kullanılabilir bitkiler de var. Tanrıkulu adaçayını hem salatada, hem patatesten yumurtaya kadar yemeklerde kullanabileceğimizi söylüyor. Ama uyarıyor, "Bunlar şifacı bitkiler. Gelişigüzel kullanmamalı. Zarar verebilir" diyor. Yani, "İhtiyacımız olduğu zaman, ihtiyacımız kadar kullanmalıyız" diyor. Eskilerin bitkiyi toplarken bitkiden "rızalık aldığını" hatırlatıyor. Mesela uykusuzluk varsa, eskilerin "yürek neşesi" dediği melisa çayının kullanılabileceğini söylüyor. Ama hepsinin süresi var. Nazım Tanrıkulu, evde şifalı bitkiler yetiştirmek isteyenler için bir "ecza balkonu" listesi de hazırladı. Kolay yetiştirilebilecek bitkileri saydı, neye yaradıklarını anlattı. Kendisi "ıtırcı". Balkonda özellikle ıtır yetiştirmeyi önerdi, ıtırdan kahve, çay ve dondurma tarifi de verdi. Son olarak, Tanrıkulu'nun "Tıbbi Bitkileri Doğru Kullanma Rehberi" adlı kitabı olduğunu, tüm bitkilerle ilgili ihtiyaç duyacağınız bilgileri bu kitapta bulabileceğinizi ekleyelim. İyi dinlemeler,
Bu bölümde en çok istek alan konulardan birine gidiyoruz ve Londra'da emlak konusunu masaya yatırıyoruz. Daha önce 2. sezonda böyle birkaç konuklu bir bölüm yapmıştık ve hala en sık dinlenen bölümlerden ama bu sefer konunun uzmanı biri konuğum: İzel Seloni. Kendisi emlak sektöründe 12 yıllık bir tecrübeye sahip ve Londra'da emlak alım-satım, kiralama gibi alanlarda yaklaşık üç senedir Hapinest isimli kendi firmasıyla yola devam ediyor.İzel, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Uluslarası Ticaret okuduktan sonra University of Roehampton'da Uluslararası İşletme alanında yüksek lisans yapıyor. Sonrasında JLL ve Emaar gibi ünlü emlak firmalarında iş hayatına başlıyor ve bir süre Dubai'de de çalışıyor. Bir yandan kariyerine devam ederken Özyeğin Üniversitesi'nde ve Riordan School for Retail Real Estate Professionals'da aldığı sertifika programları ile emlak sektöründe bilgilerini pekiştiriyor.2021'de Londra'ya taşındıktan sonra bir süre bir firmanın İngiltere Ülke Müdürü olarak çalışıyor ve 2.5 senedir Hapinest markasıyla girişimcilik serüvenine başlıyor.İzel ile Londra'daki emlak piyasasını, satın alma süreçlerini, en revaçta mahalleleri ve emlak yatırımı yapmanın püf noktalarını konuştuk. İzel'in şirketinin detayları: https://www.hapinestlondon.com/ https://www.instagram.com/hapinest_london/ Uygun kur ve düşük gönderim ücretiyle yurt dışı para transferlerinizi kolayca yapabileceğiniz TransferGo uygulamasını http://bit.ly/bigidenesoralim'dan indirip inceleyebilirsiniz.
5 senedir devam eden podcast maceramızda 150. bölüme geldik ve bu özel bölümün özel konuğu, ricamı kırmayıp gelen Somer Sivrioğlu! Somer Şef'i herkes Masterchef ile tanıyor ve eminim birçoğunuz kendisinin Avustralya'daki uzun senelere yayılan kariyerini de biliyordur.Kendisi bundan yaklaşık 30 sene önce, 1995'te Bilkent Turizm Otelcilik'i bitirdikten sonra yüksek lisans yapmak amacıyla Avustralya'ya taşınıyor. Türkiye'deki zengin yemek kültürünü ve geleneklerini Avustralya'ya taşıma arzusuyla, Avustralya'nın en saygın Türk restoranı olan Efendy'yi Sidney'de açıyor. Efendy, kısa sürede hem Türk hem de Avustralyalılar arasında popüler bir mekan haline geliyor ve Türk mutfağının Avustralya'da iyi bir temsilcisi oluyor. Efendy'ye zamanla Anason, Baharat, Maydanoz gibi başka restoranlar da ekleniyor ve zaman içinde Somer Şef'in şef unvanının yanına yazarlık ve televizyon yıldızlığı da ekleniyor. Türk yemeklerini ve kültürünü daha geniş bir kitleye tanıtmak için çeşitli platformları kullanıyor. Üç dilde yayınlanan “Anadolu” adlı kitabı, Türk mutfağının zenginliğini ve çeşitliliğini vurgulayan ödüllü bir eser haline geliyor. Ayrıca, Türkiye'deki Masterchef'ten önce Masterchef Avustralya'da da jüri üyesi olarak görev alıyor.Yani Somer Bey kısaca hem Türkiye'de hem de Avustralya'da yemek endüstrisine katkılarıyla çok önemli bir isim. Bu bölümde Somer Bey'in Avustralya'daki yaşamını, Türk ve Avustralya yemek sektörü arasındaki farkları ve benzerlikleri, ve seneler boyunca hep üstüne koyarak inşa ettiği kariyerini konuştuk. Uygun kur ve düşük gönderim ücretiyle yurt dışı para transferlerinizi kolayca yapabileceğiniz TransferGo uygulamasını http://bit.ly/bigidenesoralim'dan indirip inceleyebilirsiniz.
Merhaba Arkadaşlar, Bugünkü podcastimizde Çapraz Sorgu konseptimizin bu bölümünde panteizm hakkında en zor soruları ele aldık. Keyifli Dinlemeler...
Bu hafta konuğumuz sayın Hilal Koçyiğit, namı diğer Kam Ana. Kendisi bir hikâye anlatıcısı, eğitimci ve yazar. Hikâye ve masallar ile ilgili çok keyifli ve doyurucu bir bölüm oldu. Keyifli dinlemeler… @kamhilal https://www.otuken.com.tr/YazarDetay/hilal-kocyigit organikbeyinlerpodcast@gmail.com https://www.instagram.com/organikbeyinlerpodcast/
Bu bölümde konuğum kendi şarkılarının sözlerini yazan, besteleyen bir sanatçı, aynı zamanda yazar Kalben."İnsanlar ne olursa olsun bir tutku, bir uğraş yakalar, bir beceri geliştirir, yetenek var edebilirse bir gün bütün geçmişteki sert hikayenin değişebileceğini görebilir, kendi renklerini gösterebilir..."Söyleşimizin bir yerinde özetle böyle diyor Kalben... Kendisi de bunun canlı örneği gibi..."Nasıl Olunur"dan önce kendine "Kalben ne işe yarar?" sorusunu soran Kalben, sözüyle-müziğiyle yara sarıyor, keşfe çıkarıyor, cesaret veriyor. Sahne hayatından müzisyenliğe, kendini biraz saklayan bir genç kadından çok ünlü bir makyaj markasının dijital yüzü olmasına, korkularımızdan yazarlığa, eğitimden potansiyellerimizi gerçekleştirmeye Kalben ile çok farklı konuda derin derin konuştuk. Çok gerçek, çok samimi bir bölüm sizleri bekliyor... Gazeteci#Journalist ~ #Art- #Food- #Travel lover ~ #EnthusiastBooks:
Önce Barbie filmi hakkında bir monolog, sonra da toplumsal cinsiyet eşitliği üstüne (sponsorlu) bir sohbetle normal yayın akışımıza kısa bir ara veriyoruz.Bildiğiniz gibi Türkiye, kadınların ekonomiye katılımında 156 ülke arasında 140. sırada. Orta düzey yönetici kadın oranı %16, üst düzey yönetici kadın olan şirketlerin oranı ise %3,9. Başlangıç noktamız bu. (WEF 2021).Konuğum QNB Finansbank Genel Müdür Yardımcısı Cenk Akıncılar. Kendisi insan kaynaklarından sorumlu. Kadir Has Üniversitesi Kadın Çalışmaları Bölümü ile birlikte Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Rehberi'ni çıkarmışlar, onu konuştuk, ne anlatıyor bu rehber. Yani odakta şirket yok, bu rehber var. Ayrıyeten kritik temsiliyet eşiğini, kota politikalarını, hamilelik ve babalık izinlerini, İK mülakatlarını konuştuk. Umarım bir faydası dokunur.Bu arada, bu konularla ilgilenen ama önceki bölümleri atlamış olanlar için geçen seneden "Erkek Krizi" üçlemesini önereyim. Bunlar sohbet değil, düz monolog:Eğitimsizlik, İşsizlik ve Babasızlık (spotify)Yalnızlık, Evlilik ve Kayıp Kadınlar (spotify)Feminizm ve Erkek Hakları Hareketi (spotify).Konu Başlıkları:(00:04) Barbie Filmi(04:44) Cenk Akıncılar ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Rehberi(05:40) Hedef: Farkındalık(08:05) Cinsiyet kavramlarını insanlar biliyor mu(09:20) Kalıp yargılar(11:25) %30 kritik eşik(13:25) Kota uygulamaları(14:20) Hamilelik(17:20) Kadınlar ne istiyor(18:45) Rol modeller(20:45) Erkeklerden ne duydular(23:20) Bu konuya bakış zamanla nasıl değişti(25:05) Babalık izni(27:00) İK mülakatları(28:50) Gelecek.------ Podbee Sunar -------Bu podcast, QNB Finansbank hakkında reklam içerir.See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Salih Hoşoğlu | Dayak atılan imam mı, dinin kendisi mi, laiklik ilkesi mi? | 25.01.2024 by Tr724
Sanattan Masallar serimizin bu bölüm konuğu: Erdil Yaşaroğlu. Kendisi bir karikatür duayeni, bir heykeltraş, Guinness Rekorlar Kitabı'na adını yazdırmış bir sanatçı ve aynı zamanda Cannes Festivali'ne katılmış bir aktör. Peki Erdil Yaşaroğlu karikatüre ve heykele nasıl başladı? Cem Yılmaz ile olan arkadaşlığı nasıl gelişti? Fatih Sinan Şimşek'in sunumuyla bu soruların cevabı ve çok daha fazlasını içeren eğlenceli bir sohbet sizleri bekliyor. İyi dinlemeler.
181.Bölümde Mobil Action Kurucusu Aykut Karaalioğlu konuğum oldu. Kendisi sıra dışı bir girişimci. Lise yıllarında Capital Dergisi'nde okuduğu yazılım şirketlerinin başarı hikayelerinden etkilenerek Bilkent'te uluslararası ilişkiler okudu; ardından San Francisco'ya tek yön uçak biletiyle giderek hayalinin ilk aşamasını gerçekleştirdi. (00:00) - Açılış (01:05) - Aykut Karaalioğlu'nun hikayesi. Silikon Vadisi Hikayesi nasıl başladı? Mobile Action adlı uygulamanız hakkında genel bir tanıtım yapabilir misiniz? Uygulamanın nasıl ortaya çıktığını ve hangi ihtiyaçları karşıladığını anlatabilir misiniz? (05:50) - Teknoloji merakı nasıl ortaya çıktı? (09:40) - Ücretsiz eğitimler veren Mobile Action https://university.mobileaction.co/ https://www.forbes.com/top-digital-companies/list/ (17:15) - Turks in Tech'i kurma motivasyonunuz nedir? Bu organizasyonun misyonu ve hedefleri nelerdir? (27:50) - Türk toplumunu teknoloji ve girişimcilikle daha fazla nasıl destekleyebiliriz? Genç Türk girişimciler için neler yapılabilir? https://www.instagram.com/turksintech/ (35:35) - Türk girişimcilerin küresel ölçekte daha fazla görünürlüğü olması için neler yapılabilir ve neler yapmalıyız? (37:52) - Kitap önerileri Nutuk ve Simyacı (39:02) - Kapanış Aykut Karaalioğlu - https://www.linkedin.com/in/aykutkaraalioglu/ Sosyal Medya Hesaplarımız; Twitter - https://twitter.com/dunyatrendleri Instagram - https://www.instagram.com/dunya.trendleri/ Linkedin - https://www.linkedin.com/company/dunyatrendleri/ Youtube - https://www.youtube.com/c/aykutbalcitv Goodreads - https://www.goodreads.com/user/show/28342227-aykut-balc aykut@dunyatrendleri.com Bize bağış yapıp destek olmak için Patreon hesabımız - https://www.patreon.com/dunyatrendleri
Bir varmış, bir yokmuş. Allah'ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir Keloğlan varmış. İhtiyar ve yoksul anası, bu biricik oğlunu “Kel oğlum, keleş oğlum...” diye severmiş. Günlerden bir gün Keloğlan anasından izin alıp balık tutmaya gitmiş. “Belki birkaç balık yakalarım. Anacığımla pişirir, yeriz. Aç karnımızı doyururuz.” diye düşünmüş. Irmağın kenarına gelip oltasını atmış. Öğleye doğru kocaman bir balık tutmuş. Pulları gümüş gibi parlak, gözleri cam gibi aydınlık, güzel mi güzel bir balıkmış bu. Keloğlan balığın pullarını kazımış, karnını temizlemek istemiş. Bir de ne görsün! Balığın karnında kocaman bir tas durmuyor mu? Keloğlan bir sevinmiş, bir sevinmiş ki sormayın. “Anama, hem balığı götürürüm hem de tası.” demiş. Tası su ile doldurup balığı yıkamak istemiş. Birden inanılmayacak bir şey olmuş. Tastan boşalttığı sular yere altın olarak dökülüyormuş. Keloğlan çok şaşırmış. Birkaç kere denemiş, tastan hep altın dökülüyormuş. “Bu, sihirli bir tas galiba. Hemen anama haber vereyim.” demiş. Evine koşmuş. Sihirli tasa küpler dolusu suyu doldurup doldurup boşaltmış. Suyu boşalan küplere de altınları koymuş. Artık ülkenin padişahı bile onun yanında fakir sayılırmış. Keloğlan, günler sonra büyük bir saray yaptırıp oraya taşınmış. Kendisine hizmetçiler tutmuş. Sevdiği ve istediği her şeyi alıyor, en güzel yemekleri yiyormuş. Sonunda altınlarının çokluğu onu şımartmaya başlamış. Gereksiz harcamalar yapmış. “Oğlum, bu işin sonu kötü olabilir.” diye öğüt vermeye çalışan anasını bile dinlememiş. “Sihirli tas elimde, ne istersem yapabilirim.” diyormuş. Keloğlan'ın böyle kendini beğenmesi, şımarması ve hırsa kapılması, insanların ona olan sevgisini azaltmış. Herkes “Eski hâli bundan daha iyiydi. Keloğlan'ın gözünü hırs bürüdü.” demeye başlamış. Keloğlan bir gün, daha çok altın elde etmek için sihirli tasını alıp ırmağın kenarına gelmiş. “Su tükenecek değil ya, bir saray da buraya yaptırayım.” demiş. Açgözlülükle tasını suya daldırmış. Kıyıda biriken altınlar hırsını artırıyormuş. Tası daha hızlı daldırmaya başlamış. Artık altınlardan başka bir şey düşünmüyormuş. Birden tas elinden kayıp suya düşmüş. Keloğlan, onu tutmak için eğilince kendisi de ırmağa yuvarlanmış. Yüzme bilmediği için ırmakta neredeyse boğulacakmış. Bin bir güçlükle kenara çıkmış. Kendisi suda çırpınıp dururken, biriktirdiği altınları hırsızlar çalıp götürmüşler. Tası bulamadığından ağlaya ağlaya anasının yanına dönmüş. Ona, başına gelenleri anlatmış. Yaşlı kadın: – Üzülme yavrum, demiş. Haydan gelen huya gider. Zaten, sen o tası alnının teri, elinin emeği ile kazanmamıştın. Üstelik zenginlik seni iyice şımartmıştı. Böylesi daha iyi oldu. Hiç olmazsa kendini başkalarından üstün görme hastalığından kurtulursun. Keloğlan, bu sözlerle teselli bulmuş. Anasına hak vermiş. O günden sonra da sihirli tası bir daha hiç anmamış. Ahmet Efe
Âlemi nasıl bilirsin? Kendin gibi!.. Birileri istikbal delisi, ikbal delisi, şöhret delisi, yan gelip kulağı üzerine yatma delisi… Sadece dünyevî geleceğini mamur edip ahireti unutmuş deliler, “âlemi nasıl bilirsin; kendin gibi” fehvasınca sizi de öyle bilebilirler. Ama her şeyin doğrusunu bilen birisi var ve bir gün onları ortaya koyacak izn-i ilahisiyle, lutf-u ilahisiyle, vüs'at-i rahmetiyle. Bunu gösterecek ve birileri hicaptan iki büklüm olacaklar. Ve siz de şükranla yine asa gibi büküleceksiniz. Birileri hicap hissiyle iki büklüm olurken siz de “Allah'a binlerce hamd u sena olsun, bize bu hayırları yaptırdı!.. Her şey Senden, Sen Ganisin, Rabbim Sana döndüm yüzüm!” diyeceksiniz. *Allah, sizi sevkettiği biraz sarp, biraz geçilmez deryaları olan, biraz yokuşları, uçurumları bulunan bu yolda işi sonuna kadar götürmeye muvaffak kılsın. Yezidlere, Haccaclara, Nemrutlara ve onların arkasındaki, dünya için, ikbal için, istikbal için kitle psikolojisiyle sürüklenmiş şuursuz, mantıksız, muhakemesizlere rağmen Allah (celle celaluhu) sizi yürüdüğünüz yolda muvaffak eylesin. İnayetini üzerinizden eksik etmesin. Bütün terör örgütlerinin de masum insanlara terörist diyenlerin de Allah belasını versin!.. *Nikbîn her şeyi iyi, bedbîn her şeyi kötü görür. Bunların ikisi de zararlıdır. İyiyi iyi, kötüyü de kötü görmek hakikatbînliktir. Allah sizi bizi hakikatbînlikle serfiraz kılsın. *Evet, günümüzde dünyanın cazibedar güzellikleri karşısında yol-yön değiştirmeden Kur'ânî çizgiyi koruma adına sabır da çok mühimdir. Çünkü bu asırda insanlar bilerek dünya hayatını ahiret hayatına tercih ediyorlar. Bunu zavallı bir kısım safderun, muhakemesiz, müsvedde Müslümanlar da yapıyorlar. Kendisi “müsvedde” olduğundan dolayı başkalarına da müsvedde diyor; çünkü “âlemi nasıl bilirsin; kendin gibi”; o aynada kendini görüyor. Müsvedde Müslümanlar, dünyanın cazibedar güzellikleri karşısında kayıp gidiyorlar. İşte, onlara takılmadan, alicenâbâne, himmetperverane, “Allah” deyip, “Rasulullah” deyip yürümek ve kat'iyen dünyaya ve ehl-i dünyaya serfüru etmemek lazımdır. *Hâşimî ne hoş söyler: “Âkil isen rızk için gerdûn-ı duna eğme ser / Âsyâb-âsâ yürü var ekmeğin taştan çıkar” Yani, akıllıysan rızkın için alçak dünyaya baş eğme; yürü, değirmen misali, rızkını taştan çıkar. *Dünyanın o cazibedar güzelliklerine kapılmadan, aşağı insanlara boyun eğmeden, kendi düzenini kurarak, i'la-yı kelimetullah için, milli ruhu yüceltmek için, ruhunun abidesini ikame etmek için koşmak lazım. Bu süfyaniyet asrının süfyanlarının arkasından gitmeden… Aslî süfyanlar, zıllî süfyanlar, izafî süfyanlar vardır. Bunlar, yapamadıkları şeyleri başkaları yapıyorsa, hazımsızlıktan, hasetten, çekememezlikten dolayı onu yıkmaya çalışmışlardır. Bugünkü tahribatın arkasındaki temel düşünce budur. Yoksa ne terör örgütü var ne de devlete talip olan var. *Bütün terör örgütlerinin Allah belasını versin!.. Pakraduni Terör Örgütü'nün Allah belasını versin!.. Pers Terör Örgütü'nün Allah belasını versin!.. Terör örgütü olmayana, “terör örgütü” diyenlerin Allah belasını versin!.. Paralel olmayana “paralel” diyenlerin de Allah belasını versin!.. Umduklarının aksiyle onları tokatlasın, yerle bir etsin, hazan yemiş yapraklar gibi savursun, gübreler gibi toprağın bağrına devirsin, gübre kılsın hepsini!..
İYİ Parti ve CHP İstanbul il başkanlıklarına ateş edilmesinin ardından seçime 25 gün kala CHP'nin İstanbul-Ataşehir Örnek Mahallesi'ndeki temsilciliğine saldırı düzenlendi. Üç el ateş edilen temsilcilikte maddi hasar oluştu. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Kızılay Başkanı Kerem Kınık'ın hâlâ görevde bulunmasının kendisini rahatsız ettiğini belirterek, “Kişisel olarak beni rahatsız ediyor. Kendisi çok yıprandı, bu süreçleri doğru yönetemediği aşikar” dedi. Gazeteci Serdar Akinan, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesinde bu sabah gözaltına alındı. Akinan, İstanbul'a getirildi. Savcılık tarafından soruşturma için gizlilik kararı alındı. Akinan, bir süredir YouTube'da “Delilerin Delisi” isimli kanalda video yayınlamaya başlayan Muhammed Yakut ile ilgili yayınlar yapmaya başlamış ve Yakut'un iddialarını gündeme getirmişti. Millet İttifakı'nın cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bay Kemal'in Tahtası!” başlığını verdiği ikinci videoyu yayımladı. İkinci videosunda Kılıçdaroğlu, dokuz özel ekonomi bölgesinde kurulacak 50 üretim üssü hakkında bilgi verdi. Gökçe Çiçek Kösedağı'nın sunduğu “Güne Bakış”ta, gazeteci ve yazar Ali Bayramoğlu ile Millet İttifakı'nı oluşturan partilerin seçim çalışmalarını konuştuk. Editör: Egemen Gök
Bu bölüm Kahramanmaraş merkezli yaşadığımız deprem sonrasında başlattığımız Deprem Dayanışma YouTube Ortak Yayını'ndan kesitler ile derlenmiştir. Bu bölümün konuğu eğitim uzmanı ve aktivist Ali Koç. Kendisi ile afet anlarında çocukların nasıl normal rutinlerine dönebileceğini, onlara nasıl yaklaşmamız gerektiğini ve bu gibi akut anlarda eğitimin çocuklar, gençler ve hepimiz için önemini birçok açıdan konuştuk.Umuyorum siz ve sevdikleriniz iyidir, iyi olacaktır... Hepinize en içten sevgilerimi ve sabır dileklerimi iletiyorum. Hepimize bir kez daha geçmiş olsun ve başımız sağ olsun.Bölüm içinde yer verdiğimiz Bir Yuva Bir Kira ve İhtiyaç Haritası WhatsApp Talep Merkezi ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz.Bir Kira Bir Yuva, evini kaybetmiş kişiler ile kira desteği vermek ya da boş durumdaki evini kullanıma açmak isteyen kişileri buluşturmak için başlatılan bir dayanışma kampanyasıdır. Türkiye'nin neresinde olursanız olun, boş eviniz varsa depremden etkilenmiş ihtiyaç sahiplerine yuva olabilirsiniz. Daha detaylı bilgi almak için aşağıdaki link'i ziyaret edebilirsiniz. https://birkirabiryuva.orgİhtiyaç Haritası, doğrulanmış talepleri daha hızlı bir şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak amacıyla “İhtiyaç Haritası WhatsApp Talep Merkezi” WhatsApp mesaj bot'unu hayata geçirdi. +908502424384 numarasıyla, WhatsApp bot'una erişebilirsiniz. Bot sizi yönlendirerek iletişim bilgilerinizi ve ihtiyaçlarınızı tespit ediyor, bunları kaydediyor ve en kısa sürede size gereken desteklerin ulaşmasını sağlıyor.See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Kahramanmaraş-Pazarcık'ta 7,7 ve Kahramanmaraş-Elbistan'da 7,6 büyüklüğünde gerçekleşen iki depremin üzerinden bir hafta geçti. Ölü sayısı 29.605, yaralı sayısı da 80 bini aştı. Arama-kurtarma çalışmalarının devam ettiği yerler var, bazı yerlerde de enkaz kaldırma çalışmalarına geçildi. Bülent Somay, Akıntıya Karşı'da deprem felaketi üzerine konuştu: “Hakim olma hevesini 2013 civarlarında en sonunda hayata geçiren, 2016'da da perçinleyen AKP/Erdoğan iktidarı, yönetme becerisini de aynı süreçte kaybetti. Bu becerinin neredeyse kökünden ve iflah olmaz biçimde yok olup gitmiş olduğunu da yaşadığımız katliam gibi depremde izledik, hala da izliyoruz. Kendisi yönetemediğinde ise süreci yönetebilecek başkalarını da engellemek dışında hiçbir şey yapamaz haldeler. Neyse ki aynı korkunç ama öğretici süreçte şunu da görebildik: Onlar olmasa da, biz kendi kendimizi yönetebiliriz.”