Podcasts about BIR

  • 1,072PODCASTS
  • 6,842EPISODES
  • 28mAVG DURATION
  • 2DAILY NEW EPISODES
  • Sep 25, 2022LATEST

POPULARITY

20152016201720182019202020212022

Categories



Best podcasts about BIR

Show all podcasts related to bir

Latest podcast episodes about BIR

Yeni Şafak Podcast
Selçuk Türkyılmaz - Erdoğan'ın şahsî dostlukları ve küresel sistem karşıtlığı bir bütün mü?

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Sep 25, 2022 4:36


Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın birçok ülkenin lideriyle geliştirdiği şahsî dostluklar son dönem Türk siyasî hayatının anlaşılması açısından son derece önemlidir. Bilindiği gibi Sayın Cumhurbaşkanı birçok ülke liderini “dostum” ifadesi ile anmayı özellikle tercih etmiştir ve durum hâlâ devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu tutumu, salt bir söylem olarak görülüp eleştiriye tabi tutulmuştu. Hatta bu tutumu değerden düşürmek için Erdoğan'ı kişisel davranmakla ve hamaset yapmakla suçlayanlar da çıkmıştı. Hâlbuki bu, yeni bir siyaset biçimiydi ve tesadüfen ortaya çıkmış değildi. Sayın Erdoğan, bir taraftan, “one minute” ve “dünya beşten büyüktür” ifadeleriyle neredeyse yerleşik dünya sistemine meydan okurken diğer taraftan bunlarla karşıtlık oluşturacak şekilde Batı ülkelerinin liderleri de dâhil olmak üzere şahsî dostluklar üzerine inşa edilen bir siyaset biçimini temsil etmektedir. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “Eyy!” hitabı ile başlayan meşhur cümlelerini de hatırlayabiliriz. Herkesin bileceği gibi “one minute” İsrail'in Filistin'de işlediği cürümlerle, “dünya beşten büyüktür” ise küresel emperyalist sistemin adaletsizlikleriyle karşıtlık oluşturan yeni bir duruşu simgelemiştir. Bu çerçevede Erdoğan'ın birçok ülke liderine “dostum” diye hitap etmesi oldukça ilgi çekiciydi. Hem mevcut küresel sistemle ilgili çok sert bir söylem gelişiyor hem de ülke liderleriyle yakın dostluklar inşa ediliyor. Bunu, tesadüflerin sonucunda ortaya çıkan bir siyaset etme biçimi olarak tanımlamak mümkün değildir. Muhalif çevreler bu yeni tutumu, kişisellik ve hamaset kavramlarıyla değerden düşürmeye çalıştı fakat esasen bizzat kendileri coğrafyanın gerçekliğinden kopmuş oldular. Çünkü Erdoğan, bu yeni siyaseti yakın coğrafyamızdaki gelişmeler üzerine inşa etmişti. Bilindiği gibi iki kutuplu dünya sisteminin yıkılmasının en ağır sonuçlarını Türk ve İslam coğrafyası yaşadı. Batı emperyalizmi yeni bir yayılmacılık siyaseti takip ederek sistemik krizlerini Türk İslam coğrafyası üzerinden çözmek istedi. Bu sebeple Irak'ın işgali ile başlayan yeni dönemde Bosna-Hersek ve Azerbaycan üzerinden Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya büyük bir krizin içine sürüklendi. Bir adım öncesinde ise Bulgaristan'da yaşayan Türk nüfusu sürgün edilmişti. Otuz yılı aşan bir süre boyunca aynı bölgelerde aynı sorunlar tekrarlandı. Filistin de aynı coğrafyanın ve aynı sorununun bir parçasıdır. Türk ve Müslüman unsurlar anılan coğrafî bölgelerden uzaklaştırılmak istenmiştir. Bu da emperyalist politikaların yanında kolonyalist hedeflerin de görülmesini gerektirir. Türkiye, yakın coğrafyasında meydana gelen büyük yıkımlar karşısında 1990'ın başlarından itibaren daima çözüm arayışı içinde oldu ama Batı emperyalizminin yayılmacı tutumu karşısında muvaffak olmanın imkânı yoktu. Bunun en önemli sebebi Türkiye'nin hem dışarıdan hem de içeriden aynı anda kuşatılmasıydı. Buna rağmen Balkanlar'da ve Kafkasya'da daha aktif bir tutum takınmayı başardık. Bu iki coğrafyada sorunlar çözülmedi fakat bir süreliğine donduruldu. Bugün ise her iki coğrafyada krizin çözümü konusunda eskiye göre çok daha ileri düzeyde bir beklenti oluştu. İfade etmeye çalıştığım gibi emperyal merkezlere göre yeniden kurulmak istenilen sistemin krizleri, coğrafyamız üzerinden çözülmek istendi ve bu sebeple yayılmacı bir siyaset takip edildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “one minute” ve “dünya beşten büyüktür” çıkışlarının muhatapları da bu sistemin temsilcisi olan kişi, kurum ve devletlerdi. Bununla karşıtlık oluşturacak şekilde kişisel dostluklara önem verilmiştir. Peki, bahsettiğimiz kişisel dostlukların anlamı nedir? Sayın Erdoğan veya Türkiye kişisel dostluklar üzerinden dünya sistemi ile boy mu ölçüşmektedir?

Yeni Şafak Podcast
Yasin Aktay - Özgürlük yoksa ahlak da yoktur

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Sep 25, 2022 6:07


İran'da Ahlak Polisi'nin kendisine irşad etmek üzere merkeze götürdüğü Mehsâ Eminî isimli kadının ölümü üzerine başlayan gösteriler İran'ın bütün şehirlerine kısa zamanda yayılmış oldu. Protestoların yaygınlaşmasıyla birlikte internetin de kesilmiş olması dolayısıyla bir süredir bu protestoların boyutları, gelişmeleri ve boyutları hakkında net bilgi edinilemiyor. Bu protestoların bir rejim değişikliğine götürmesi beklentisi doğal olarak birçok kesimde mevcut. Özellikle başörtüsüne karşı bir ayaklanma olarak algılandığı ölçüde hem Türkiye'de hem de dünyanın birçok yerinde ciddi Islamofob beklentileri ve iştahları kabartıyor, söylemleri de coşturuyor. Gelişmeler bu iştahlarını ne kadar ve nasıl karşılar bilemeyiz, ama bu olay dolayısıyla İslam, ahlak, özgürlük, devrim ve İran hakkındaki algıların da birbirine karman çorman olduğu bir duygu ve zihin karmaşası yaşandığı kesin. Herşeyden önce İran'da Şiiliğin devlet dini haline gelmesinden itibaren, din adına ortaya konulan iktidar pratiğinin toplum nezdinde dini güçlendirmekten ziyade zayıflatıyor olduğu öteden beri tespit edilen bir gerçekti. Devletin adına “İslam” demekle, hatta bütün kurumların başına mollaların getirilmesiyle bir rejimin İslamileşemeyeceğini bir kez daha görmüş olduk. “Bir kez daha” diyoruz, çünkü daha önce mevcut Arap ülkelerinin büyük çoğunluğunun da anayasalarında İslam'ın devlet dini olduğu ve teşri kaynağının Şeriat olduğu yazılıyordu, hala da yazıyor. Ancak oralarda da devletin dininin İslam olması ve bu anayasal kayıtlar, ne devleti ne de toplumu İslam'ın ilke ve amaçlarına uygun kılıyor. Arap monarşileri dış siyasette alabildiğine dışa bağımlı ve laik, iç siyasette ise İslam'ın hiçbir yorumuyla bağdaşmayacak kadar despotik, yolsuz, şeffaflıktan, istişareden, adaletten, insan haklarına saygıdan uzak, görevlerde liyakat ve ehliyete hiçbir riayetin olmadığı insan onurunun hiçbir esamisinin olmadığı rejimler. Bütün bu pratikler ise kitleler nezdinde sadece nominal olarak devletin isminin İslam olmasıyla ve anayasadaki bir iki kayıtla ve tabii ki formel olarak bolca dini kılık, kıyafet ve ibadetlerin yaygın görünürlüğüyle meşrulaştırılabiliyor. Siyasette İslami olanın ne olduğuna dair tartışmaları tabii ki fazlasıyla hakeden bir çarpıklık bu. İslam'ın özgürlükçü, adil, insan hak ve onurunu merkeze alan ruhuyla tamamen ters bu durum İslam dünyasının hali pür melali aynı zamanda. İran'da ise 1979 yılında yaşanan değişiklik tam da İslam dünyasındaki bu çarpıklığı da dile getirerek bir devrim iddiasıyla gelmişti. Alabildiğine bastırılmış olan dinsel görünürlüğe ve formalizme karşı ilk etapta özgürlük, bağımsızlık ve adalet gibi değerlere güçlü ve umut verici vurgular yapıldıysa da, kısa sürede diğer Arap monarşi ve diktatörlüklerinde yaşanan despotizmi daha yoğun bir İslami söylemle meşrulaştıran ve totalitarizme doğru koyulaştıran bir çizgiye doğru gelişti. Devrimin ilk zamanlarda yükselttiği şiarların tam tersi bir çizgiye kaydığını söyleyen birçok isim oldu. Humeyni'nin halefi olarak ilan edilmiş olan Ayetullah Muntazeri daha Humeyni sağken devrimin çizgisinden sapmış olduğu ve yaşanan süre içinde sloganlardan başka bir şey üretilmediği yönünde çok ciddi uyarılar yapmıştı. Ancak bu uyarılar onun haleflik makamından da azledilmesini sağlamıştı.

Hizmetten
Kendini anlatmayı bırak! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 25, 2022 4:35


Bu video 23/10/2016 tarihinde yayınlanan " İRTİDAT, DİN ŞÛRASI (!) VE HİZMET HAREKETİ" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... İnsanlardan bir insan ol ve kendini anlatmayı bırak; seni davranışların anlatsın!.. Hazreti Ali (kerremallahu vechehû) der ki: كُنْ عِنْدَ النَّاسِ فَرْدًا مِنَ النَّاسِ “İnsanlar arasında insanlardan bir insan ol, kendini sadece düz bir insan kabul et!” Hatta olduğundan birkaç kademe daha aşağı in! “Galiba ben onlardan da aşağıdayım!” de; “İhtimal, onların Allah ile farklı münasebetleri var. İhtimal dipdiri geceleri var.. saatlerini eşref-i saat haline getirme gayretleri var.. gözleri uyurken dahi uyumayan kalbleri var.. dünya ve mâsivâyı ellerinin tersiyle itme ferâgati, fedakârlığı, hasbîliği var.” Âleme bakarken, böyle bakmalı; kendimize bakarken ise “Birinin himmet eli uzansa da bize, şöyle-böyle biz de kurtulsak!..” demeli. Âleme bakarken böyle bak: “Biri bize el uzatsa, biz de kurtulsak!..” Allah'ın inayet eli, kâfi ve vâfî.. وَكَفَى بِاللهِ وَكِيلاً “Kendisine dayanılıp güvenilecek ve bütün işlerin havale edileceği (vekil) olarak Allah yeter.” (Nisa, 4/81); وَكَفَى بِاللهِ نَصِيرًا “Bir yardımcı olarak da elbette Allah yeter!” (Nisa, 4/45) وَكَفَى اللهُ عِنَايَةً وَرِعَايَةً وَكِلاَءَةً، وَكَفَى بِالشَّفَاعَةِ نَبِيُّنَا مُحَمَّدٌ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ (İnayet, riâyet ve vekâlet bakımından da Allah Teâlâ kafîdir. Peygamberimiz Hazreti Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şefaati yeterlidir.) Ama kendimize bakarken, öyle bakmamız lazım. “Benim de bildiğim bazı şeyler var!”, “Ben de bazı şeyler söyleyebilirim!”, “Ben de dinlenmeliyim!..” Bu sözlerin zâhirine bakınca, kılıf düzgün gibi görünüyor fakat içte bir enaniyet hırıltısı hissediliyor. Bırak, onu halk takdir etsin. Sen, kendini anlatmayı bırak; anlatılacak yanların varsa, onu halka bırak! Onlar da yüzüne söyledikleri zaman, Hazreti Pîr gibi, “Ben, kendimi beğenmiyorum; beni beğenenleri de beğenmiyorum.” de. Hazreti Rûh-u Seyyidi'l-Enâm'ın yanında, bir insan arkadaşını yüzüne karşı methedince, Efendimiz (aleyhissalâtü vesselam) كَلاَمُ سَيِّدِ الْبَشَرِ، سَيِّدُ كَلاَمِ الْبَشَرِ (İnsanlığın efendisinin sözü, insan sözlerinin efendisidir.) beyanı çerçevesinde buyuruyor ki: “Kardeşinin boynunu kırdın!” Belki bu tabir, Arapça'da, o dönem itibariyle “bir insanı öldürmek”ten ve “mânen mahvetmek”ten kinaye olarak kullanılıyordu.

TapirCast
#166. Nasıl Çalışır? Radar: Uzaktan Nesne Tespiti ve Mesafe Ölçümü - 25/09/2022

TapirCast

Play Episode Listen Later Sep 25, 2022 34:25


Prof. Dr. Serhan Yarkan ve Halil Said Cankurtaran'ın yer aldığı TapirCast'in "Nasıl Çalışır?" serisinin ilk bölümünde, radarların nasıl çalıştığını ele alıyoruz. Problemi uzaktan nesne tespiti ve mesafe ölçümü/kestirimi olarak iki alt başlığa bölüp, ilk önce tespit üzerine konuşarak bölümümüze başlıyoruz. Uzaktan nesne tespitinin nasıl gerçekleştirildiği üzerine konuşup, radarların başarımlarının ölçümünde karşımıza çıkan tip 1 hata (false alarm, yanlış alarm) ve tip 2 hata (miss detection, yanlış tespit) başlıklarını inceliyoruz. Ardından, mesafe kestirimi/ölçümü üzerine konuşup, mesafe ölçümünün daha iyi olması için yapılması gerekenleri ele alıyoruz. Farklı alanlarda farklı işaretler ile gerçekleştirilen tespit ve mesafe ölçümü işlemleri için uygun işaretin nasıl belirlendiğini ele alıp, radarların hata yapmasının altında yatan sebepleri ve bir radarı hata yapmaya zorlamanın ne demek olduğunu konuşuyoruz. Bölümümüz içerisinde konuştuğumuz konuların zaman damgaları detaylı olarak aşağıda paylaşılmıştır. Keyifli dinlemeler. --- 00:00 Giriş 02:23 Radar nedir? Farklı radar türleri nelerdir? 06:30 Problemin iki yüzü: Uzaktan nesne tespiti ve mesafe kestirimi 09:11 Bir radar cihazı tasarlarken motivasyonumuz ne olmalıdır? 11:17 Tespit ve cihaz tasarım parametreleri 12:26 Tip 1 hata, false positive, false alarm 13:43 Tip 2 hata, false negative, miss detection 14:32 Radarların başarımının ölçümü 16:03 Radarı daha yüksek başarımla çalıştırma yöntemleri nelerdir? 16:52 Hata türlerini açıklayan birkaç örnek 18:16 Mesafe ölçümü nasıl gerçekleştiriliyor? Başarımını etkileyen faktörler nelerdir? 22:24 Yarasalar yön ve mesafe ölçümünü nasıl gerçekleştiriyor? 23:21 Tespit ve mesafe kestirimi için kullanılan işaret neye göre seçiliyor? 26:41 Bir radarın başarımı nasıl ölçülüyor, sabit yanlış alarm oranı ne demektir? 28:50 Radar neden hata yapar? 30:42 Bir radarın çalışmasını engellemek için ne yapılabilir? 31:58 Radar: Sezim ve Kestirim Kuramı 34:02 Kapanış --- bil101 YouTube Kanalı: https://www.youtube.com/channel/UCiIppcA0IpdhTpuBYdJC4mQ bil101 Ağ Sayfası: https://bil101.com/ TapirCast - Bilimsel ve Teknolojik Gelişmeler: https://youtube.com/playlist?list=PLwvStmyxv70_rnTR_kItlrZvaIdxWgfIN TapirCast - Mühendislik Kavramları: https://youtube.com/playlist?list=PLwvStmyxv708xJad4QY9ZueBMGdLSz3m6 TapirCast - Bilim Tarihi: https://youtube.com/playlist?list=PLwvStmyxv70_XdrpkVTcYEylAltcL0Kth Apple Podcasts: @TapirCast, https://podcasts.apple.com/tr/podcast/tapircast/id1485098931 Spotify: @TapirCast, https://open.spotify.com/show/1QJduW17Sgvs1sofFgJN8L?si=6378c7e84186419e Tapir Lab. GitHub: @TapirLab, https://github.com/TapirLab Tapir Lab. Instagram: @tapirlab, https://www.instagram.com/tapirlab/ Tapir Lab. Twitter: @tapirlab, https://twitter.com/tapirlab?s=20 Tapir Lab.: http://tapirlab.com/

Beyazperde: Fragmanlar
Evrenler Savaşı Altyazılı Fragman

Beyazperde: Fragmanlar

Play Episode Listen Later Sep 25, 2022


Çağlar boyunca, uzaylılar mahkumlarını insan vücuduna kilitlediler. 2022 yılında Dünya'da yaşayan Guard ve Thunder, insanların beyinlerine kilitlenmiş uzaylı mahkumları yönetir. Bir gün, Seul üzerinde gökyüzünde bir uzay aracı belirir ve polis dedektifi Moon, tuhaf bir olaya tanık olur.

Yeni Şafak Podcast
Ahmet Ünlü - Tazminat isteyen FETÖ iltisaklısının Danıştay kararına yansıyan yazışmaları

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Sep 25, 2022 8:04


Bu yazımızda FETÖ iltisakı nedeniyle 672 sayılı KHK'nin eki listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden ihraç edilen kişinin Danıştay 5. Dairesi'nin E. No:2021/2776, K. No:2022/2992 karar No.'lu kararına yansıyan yazışmalarından bahsedeceğiz. IFETÖ iltisaklısı 1 milyon TL manevi tazminat istiyor ....idare bünyesinde görev yapmakta iken, 672 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin eki listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, göreve iade talebiyle OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu'na yapılan başvurunun reddine ilişkin ...tarih ve ...sayılı işlemin iptali ile anılan işlem nedeniyle mahrum kaldığı maddi tazminatın (alamadığı maaşlarının) hesap edilerek kendisine dönemsel aylık işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve 1.000.000,00 TL manevi tazminat talep ediliyor. Davacının talebi hem İdare Mahkemesi'nce hem de Bölge İdare Mahkemesi'nce reddedilmiştir. IFETÖ iltisaklısının dosyasında neler yer alıyor? Davacı temyiz başvurusunda bulunmuş ve şu iddiaları ileri sürmüştür; 1- Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden doğan haklarının ihlal edildiği, 2- OHAL döneminde alınan tedbirler çerçevesinde kamu görevinden çıkarıldığı, 3- 19/07/2018 tarihinde OHAL uygulamasına son verilmesi nedeniyle uygulanan kamu görevinden çıkarma işleminin anayasal dayanağının kalmadığı, 4- MGK kararları ile kişi ya da kişi gruplarının suçlu ya da terör örgütü ilan edilemeyeceği, 5- ByLock verilerinin yasadışı delil olduğu, hiçbir yargılamada kullanılamayacağı, 6- BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu'nun ByLock kullanmanın yasadışı hiçbir niteliğinin olmadığını tespit ettiği, 7- Bir kişinin yatırım amacıyla bir bankaya para yatırması ve yatırımdan kâr elde etmesinin mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, 8- Yatırım amacıyla yasal bir bankaya tamamen yasal olarak elde edilmiş bir miktar parayı yatırmanın soruşturma ve kovuşturma işlemlerine, tutuklama ve mahkumiyet kararlarına ve kamu görevinden çıkarma işlemine dayanak yapılmasının mülkiyet hakkına müdahale oluşturacağı, 9- Sendika üyeliğinin talimatla olmadığı, sendikanın faaliyetlerini yasal olarak sürdürdüğü, Devletin izin ve gözetiminde faaliyette bulunan kuruluşlara yapılan ödemelerin hiçbir şekilde ihraç gerekçesi olarak değerlendirilemeyeceği, sadakat yükümlülüğünün ihlal edildiğini gösteren somut eylem olmadığı, 10- OHAL Komisyonu'nun insan hakları ihlallerini inceleme ve giderme görevinin gereklerini yerine getirmediği, darbe girişimiyle uzaktan yakından en küçük ilgisinin bulunmadığı, OHAL Komisyonu kararı ile idare mahkemesi kararında FETÖ/PDY üyesi olduğu sonucu çıkarılacak ifadelerin kullanıldığı, bu ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiği, adli yardımdan yararlanmasına rağmen aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücreti hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği ileri sürülmektedir. IDanıştay kararında neler yer alıyor?

Yeni Şafak Podcast
Süleyman Seyfi Öğün - Askerî seferberlikler üzerine

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Sep 25, 2022 5:17


Rusya, Ukrayna'da yaşananlar üzerinden yeni bir sayfa açtı. Kelime oyunları medeniyetin ayrılmaz bir parçasıdır. İsimlendirmeler, muvakkaten çok defâ hayâtın önüne geçer. Ama nihâi hükmü veren hayâtın gerçekleridir. Ukrayna'da yaşananlar, başından beri bal gibi bir savaştır. Ama Rusya burada bir kelime oyunu yaparak operasyon, müdahale gibi kelimeleri kullanageldi. Son seferberlik karârıyla manzara tamâmen değişti. Artık apaçık olarak savaştan bahsediyoruz. Askerî seferberlik (military mobilization) aslında istisnâî bir durumdur. Mutad olan sivil seferberliklerdir. İnsanlar ömürlerinin ekseriyetini sivil seferberlikler içinde geçirirler. Tahsil görmek, iş güç sâhibi olmak, evlenmek, barklanmak, çoluk çocuğa karışmak sivil hayâtın ana seferberlik çizgilerini meydana getirir. Bu çizgiler, onları mânâlandıran kültürel kodlar üzerinden şekillenir. Askerî mobilizasyon ise iki türlü işler. İlk sütunda, barış zamânında muhtemel savaşa hazırlık olarak. Cemiyetler dış tehlikelere karşı ordu besler. Askerlik mesleğine tâlip olup ve bunu meslek olarak tercih edenler vardır. Buradaki maddî sıkıntı, bu mesleğin icrâsında yaşanan eksikliktir. Bir hekim veyâ mühendis, tahsili esnâsında öğrendiklerinin pratik karşılıklarını hayâta atıldığında derhâl bulacaktır. Askerliğin işlevi savaştır. Savaşın olmadığı zamanlar bir işlev eksikliğidir aslında. Bu eksiklik, savaş kaabiliyetlerini köreltebileceğinden, onları diri tutmak adına devamlı olarak bir teyakkuz durumunda yaşamayı gerektirir. Muhtemel veyâ muhayyel bir düşmana karşı ayık kalmayı sağlayacak her nev'i endoktrinasyon, savaş oyunları ve tatbikatlar bunun açılımlarıdır. Askerî mobilizasyonlar, barış zamânında bunlarla sınırlı kalır. Modernlik târihinde, bilhassa Napolyon ve Bismarck gibi figürlerle özdeşleşen, sivil mobilizasyonlarla askerî mobilizasyonlar arasında sıkı bir örtüştürmeyi güden bir eğilim ortaya çıkmıştır. Bu örtüştürmenin kavramsal çatısı “ordu millet”, zemini ise ulustur. Ordu millet, sivil mobilizasyon sâhalarından askerî mobilizasyon sâhalarına geçişi kısaltan, kayganlaştıran ve hızlandıran bir kavramdır. Bunun bir yakınlaştırmadan daha ileri gidip bir özdeşliğe dönüşmesinin karşılığı ise militarizmdir. Mezkûr örtüştürme kaçınılmaz olarak bir kısa devre oluşturmuş, sivil-asker gerilimleri olarak kavramlaştırılan sorunlara bel vermiştir. Aslında iki mobilizasyon alanının yakınlaştırılması Napolyonik bir fantazi değildir. Bu, bizzat kapitalist ekonomipolitikten beslenir. Kapitalizm, sınıfsal bir işbölümü temelinde bir toplumlaşma (societation) doğurdu. Buna ulus dendi. Kapitalist üst sınıflar, orta sınıflar ve yaygın, kalabalık proleter tabakalardan oluşan bir işbölümünün adıdır ulus. Ulus, Ernest Gellner'ın çok yerinde olan tespitiyle, sanayi temelli bir üretim ve tüketim sâhasıdır. Sanayi kapitalizmi, her ne kadar zamân içinde, sivil düzlemlerdeki demokratik-özgürlükçü yumuşatıcılarla görece farklı kılsa da, özünde bir üretim disiplinidir. Püritan âile, okul, işyeri disiplinleri, fazilet yüklü söylemleri yedeğine alarak sivil toplumlaşma (societation) ve toplumsallaşmaları (socialization) bütünlüklü bir şekilde sağlar. Tuhaf olan husus bu disiplini kuranın da, bozanın da bizzat kapitalizmin kendisinin olmasıdır. Kapitalist krizler kurdukları düzenleri aşındırır. O zaman, neredeyse şaşmaz bir düzenlilik içinde militarist bir mâhiyet kazanır. Ordu millet bir kriz çözücüdür. Tulumlar çıkarılır, askerî libaslar kuşanılır. Dispilinli sanayi toplumlarında yaşanan ve tulum-üniforma arasında sarkaçlanan bir mobilizasyonun yaşanması anlaşılması zor bir şey değildir.

Yeni Şafak Podcast
Ersin Çelik - Alın size filmi çekilmiş nefret eylemi!

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Sep 25, 2022 4:42


Saraçhane Parkı'nda toplanan gençlerle sohbet ederken biri yanaştı ve “Ersin Bey, Abdülkadir abimiz burada. Sizinle de selamlaşmak ister” dedi. İşaret ettiği tarafa döndüm. En önde, tekerlekli sandalyesinde oturuyordu. Göz göze geldik. Yağmur da başlamıştı. O kalabalık içerisinde bir iki kelam ettik. Ankara'dan geldiğini söyleyince, hayretler içinde, “Yahu ne gerek vardı, bakın bu kadar insan gelmiş” desem de kararlı bir şekilde; “Benim bugün burada olmam gerekiyordu” dedi. Sarıldık. Fotoğraf çekildik. Elindeki dövizde, “Anne, Baba Evlatla Hep Mutlu Yarınlara” yazılıydı. Yanından ayrılırken arkamdan “Ersin Bey oğlum” diye seslendi. Döndüm, cebinden çıkardığı tükenmez kalemi elime tutuşturdu. Mesajımı almıştım. Bu arada yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. O meydandan kimseler ayrılmadı. Büyük bir çoğunluğu sığınma ihtiyacı bile hissetmedi. Geçtiğimiz hafta, kaç anneden çocukların ateşlenip nezle olduğuna dair mesajlar aldım sayamadım. Anneler, babalar, çocuklar ve gençler... Herkes iliklerine kadar ıslandı. Abdülkadir amca da yerinden kıpırdamadı. Başının üstüne bir poşet geçirip, konuşmaları dinledi. Merak ettim tabii. Kimdir diye sordum öğrendim. Tanıyanı, seveni çokmuş. 80 yaşındaymış Abdülkadir amca. Ankara'da yaşıyormuş. Memleket sevdalısı, kendisini ilme, gençlere ve yayıncılığa adamış bir Allah dostu diyelim. Verdiği bir röportajı okuyunca derinliğine de vakıf oldum. O haliyle, 80 yaşıyla ta Ankara'dan gelmişti. Mahcup etti bizleri. Lakin Abdülkadir amcaya öyle bir kötülük yaptılar ki yürüyüş haftası. Hepimiz çok üzüldük. Öfkelendik. Sadece Abdülkadir amcaya değil Saraçhane'deki Büyük Aile Buluşması'na katılan herkese yapıldı aynı kötülük. Ali Demirel diye bir yönetmen var. İşinde çok iyi. Birçok ünlü markaya reklam filmleri çekiyor. Coca Cola, Lipton, Sunsilk, Elidor, Vodafone ve Turkcell çalıştığı markalar... Ali Demirel son filmini Saraçhane'ye toplanan ailelere çekti. Yürüyüşten servis edilen fotoğrafları değiştirerek aileleri, anneleri, babaları ve gençleri LGBT aktivisti yapmış. Yani montaj tekniği ile 'Büyük Aile Yürüyüşü'nü LGBT yürüyüşüne çevirmiş. Abdülkadir amcanın elindeki dövizi LGBT renklerine boyayıp, “Yeryüzü Aşkın Yüzü Olana Dek” yazmış. Kadınların ellerindeki aile temalı dövizlere, “Lezbiyenim Ayol” sloganını montajlamış mesela. Bir hanımefendi mesaj attı da öyle haberdar oldum. Yönetmen Ali Demirel'in, Saraçhane'deki insanlara duyduğu nefreti organize ve profesyonel kötülüğe dönüştürdüğünden. “Elimdeki dövize LGBT'li sloganları yazmışlar. Bunlar sosyal medyada dolanıyor. Bir başkası bunun montaj olduğunu anlamaz. Ne yapmam lazım?” diye soruyordu. Açıkçası yapacak bir şey yok. Sosyal medyaya düşen bir görüntü montaj da olsa yayılır gider. Ali Demirel kendi hesabından paylaştı ve LGBT örgütlerinin yönettiği çok sayıda hesap üzerinden yayıldı o montajlı kötülük. Adım gibi eminim ki bir süre sonra gerçekmiş gibi dolaşıma da sokulacaklar.

Yeni Şafak Podcast
Gökhan Özcan - Suçüstü

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Sep 25, 2022 4:18


Hayata veda etmeye hazırlanan yaşlıların, ömürlerinin baharındaki gençlere göre çok daha moralli ve sağlam durduğu bir dönemin içinden geçiyoruz. Aksi beklenir oysa. Gençlerin önünde uzun bir ömür var; yaşanacak kim bilir ne çok şey... Gelecek, bilinmezleri içindeki kötü ihtimallerle bir parça endişelendirebilir insanı. Ama önünüzde koca bir hayat varken, hayalleriniz ve umutlarınız bu endişelerin, kaygıların, korkuların üstünden rahatça atlatabilir sizi. İyi şeylere inanmaya ve heyecan verici ihtimallere kendini bırakmaya daha müsaittir çünkü insanın tabiatı. Oysa yaşlıların yolu kısalmış halde, takdir-i ilahi her an onları bu dünyadan alıp ebediyete götürebilir. Yaşanacak ne varsa iyi kötü yaşanmış, geride bırakılmıştır. Yaşanamayanların da bu saatten sonra yaşanması zordur. Uzunları yakarak yaşamaları mümkün değildir yaşlıların; kısa vadeli heyecanlar ve sevinçlerle bir şekilde günlerini geçirir, küçük mutluluklarla o günlerin içini doldurmaya çalışırlar. Bu küçük, solgun mutlulukların içinde bile bir parça hüzün bulunur ama mutlaka. İnsanın ilk baharı için muhtemel duygu durumu tablosunda umut ve heyecanın başı çekmesini bekleriz. Son baharı içinse bolca mahzunluk... Ama şimdilerde tablolar bu şekilde oluşmuyor. Gençlerin büyük ekseriyeti umutsuz, fazlasıyla kırılgan, hayatın hep daha kötüye gideceğine inanmış bir görünüm içinde... Kalabalıklar içinden seçtikleri küçük, gerçekten çok küçük ve yaşıt bir azınlık dışında hiç kimseyle iletişim içinde olmak istemiyor, insanî bağların gereği olan birtakım süreçlerden ölesiye sıkılıyorlar. Gelecek hakkında uzun vadeli bir beklentileri yok. Önlerindeki ilk sınavı başarılı bir şekilde atlatmak dışında önlerindeki uzun hayata dair bir hayal de kurmuyorlar neredeyse. Bunları, yaşanan hiçbir olumsuzluktan üstüne pay almaya yanaşmayan bir üslupla kaleme almama gayreti içindeyim. Böyle bir alışkanlığı, daha doğru söyleyişle bir ezberi var çünkü yetişkinler dünyasının. Önceki nesil pişkinliği içinde bir akla kara tablosu ortaya çıkarmak ya da gençleri kafadan mahkum etmek de değil derdim elbette. Aksine, içinde yaşadıkları bu karamsar ve kapalı dünyanın sorumlusu olarak da görmüyorum ben yeni nesilleri. Onlar bu yeni hayatın mağduru, kurbanı daha çok... Yetişkinler olarak onlara sunduğumuz zorunlu yaşama pratiğinin doğal sonucunu yaşıyor onlar. Altı yaşından yirmi beş, bazen otuz yaşına kadar süren bir zaman boyunca onları hayatın doğal seyrinden, sosyal dokusundan, insanî pratiklerinden koparıyor, dört duvar arasındaki bir dershanenin içine kilitliyoruz. Yapılan her yanlışın doğruları götürdüğü, umutları yıktığı, onlara geri alınması imkansız bedeller ödettiği bir mahkumiyet hayatı... Görme, öğrenme, öğrendiklerini kişiliğine katma, pişme, olgunlaşma ile geçmesi gereken yıllarını, hayatın pratikleriyle bağı çok tartışmalı ihtisas bilimlerine, bilinmeyenli formüllere, sayıların ve işaretlerin duyguları olmayan sebep ve sonuçlarına kurban veriyoruz. Onları ders çalışsınlar, test çözsünler, bilmem kaçıncı dilime girsinler, geride kalmasınlar diye vahşi ve kör bir yarışın figüranları haline getiriyoruz. Bir dünyada değil, bir dershanede yaşıyor, orada büyüyor, hayatla ilgili tek bir hava deliği bile olmayan bu dehlizde ölmeyecek kadar nefes alıp vererek 'ideal insan olmalarını bekliyoruz. Çoğu farkında bile değil öfkelerinin ya da bize karşı neden bu kadar tepkisel olduklarının. Ama öyleler ve bizi sevmekte haklı olarak zorlanıyorlar. Ve üstelik kızmakta da haklılar. Yaşlıların bile hayatla bağlarını ilk baharını süren bu gençlerden çok daha pozitif tutmasının sebepleri üzerinde düşünmeli, suçumuzu kabul etmeliyiz. Onlara yaşayabilecekleri bir yer bırakmadık ki biz! Sadece test çözmelerini, sınav kazanmalarını istedik. Bunu yapmaya da ısrarla, ihtirasla, gözü dönmüş bir biçimde devam ediyoruz.

Yeni Şafak Podcast
Serdar Tuncer - Rüzgâr ne yandan esiyor?

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Sep 24, 2022 4:46


Seçim, kampanya, siyaset, strateji, milletin nabzını tutmak, siyasi iklimi doğru okumak gibi hususların hepsini birden çok iyi bilen kim vardı deseniz, hiç tereddüt etmeden onun ismini söylerim: Rahmetli Erol Olçok. Darbe gecesi köprüde can yongası ile birlikte şehit olan güzel adama rahmet dilerim. Merhum Tuğrul Efendi derdi ki: “Gitme dedim, seni tanıyorlar, hedef yaparlar, gitme! Ama dinlemedi.” Meselenin memleket olduğu yerde, bir sözünü asla iki etmeyeceği zatın sözünü dinlemeyerek, canını feda etmekten çekinmeyecek adamlığı ve cesareti onun bu topraklara olan sevdasının en büyük delilidir. Rahmet olsun. Merhum Erol abi derdi ki: Seçim iklim işidir. Rüzgar doğru yerden esiyorsa şahane bir kampanya olmasa da olur; ama tersi bir durumda dünyanın en güzel kampanyasını yapsanız yine seçimi kazanmazsınız. Seçimlere bir yıldan az zaman kala Türkiye'ye tarafsız bir gözle baktığımız vakit rüzgarın Ak Parti lehine esmeye başladığını görüyoruz. Ekonomik sıkıntılara, pandeminin getirdiklerine, global krizlere, enflasyona, döviz kurunun geldiği yere rağmen insanlar son iki ay içinde yönünü tekrar Ak Partiye döndü. Son anketler bu söylediğimi teyit ediyor. Bunun niçin böyle olduğuna dair birtakım sebepler sıralanabilir. Altılı masanın dağınıklığı, kendi içlerinde mutabakat kuramadıklarının anlaşılması, HDP üzerinden İYİ Parti ve CHP'nin üstü kapalı atışmaları, Kılıçdaroğlu'nun adaylık imaları, bu imanın masada beklenen desteği görmemesi hatta aksi istikamette ifade edilen kanaatler, İmamoğlu'nun çuvallaması gibi etkenler kuşkusuz seçmen nezdinde 'bu işi yaparsa yine Ak Parti yapar' düşüncesinin gelişmesine sebep oldu. Sadece bunlar mı? Hayır! Özellikle dış politikadaki tutarlı, dinamik, alternatif ve artık dünya nezdinde kabul görmeye başlayan sağlam duruş ve bu duruşun Sayın Cumhurbaşkanı'nın karizmasıyla kendine has üslubunda müşahhaslaşması insanlar için her şeye rağmen kime güvenebileceklerine dair bir hatırlama vesilesi oldu. Tahıl anlaşması ve esirlerin değişimi ile başlayan süreç Putin ve Zelensky'nin bir araya getirilebilmesi ile taçlanırsa Ak Parti ilk turda ve zannedilenden daha büyük bir farkla bu işi çözer. Üstüne Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut projesine gösterilen muazzam ilgiyi de koyduğunuz vakit Erol abinin bahsettiği rüzgarın güçlenerek Ak Partiden yana estiğini görmemek için kör olmak gerek. Ancak, seçimlere takribi dokuz ay gibi bir süre var. Bu zaman zarfında gerek iktidarın gerekse muhalefetin eylem ve söylemleri çok şeyi değiştirebilir. Seçim sathı mailine girilirkenki hava çok mühim. Son iki ayda bile her şey değişebilir. Muhalefetin şayet seçimi kazanmak istiyorsa yapması gereken çok şey var zira görünen o ki rüzgara karşı kürek çekecekler. İyi bir aday belirlemek, kendi içlerindeki kavgaları bitirmek, seçimlerden sonra eğer kazanırlarsa nasıl bir sistem öngördüklerini seçmene net bir şekilde anlatmak gibi pek çok konuda bir an evvel aksiyon almaları gerekiyor. Bunu yapabilirler mi? Sanmam! Tayyip Erdoğan'a karşı kazanacak adayın nasıl birisi olması gerektiğini iş lafa geldi mi çok iyi tarif edebiliyorlar ama ne öyle birisini bulmak o kadar kolay ne de o kişinin etrafında altılı masanın bütün bileşenlerini kenetleyebilmek. Bu dağınıklıkla Millet İttifakının işi çok zor. Bir tespit ve tahmin olarak şunu da ilave etmeli: Seçimlere gidilirken millet ittifakı hem dağılır hem de kendi içinden bir iki alternatif yapı doğurur. Görünen köy kılavuz istemiyor.

Yeni Şafak Podcast
“Tabii ki Başkan olmak istiyorum”!

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Sep 24, 2022 5:09


Almanya'nın en etkili haftalık dergilerinden Stern (Yıldız), 22 Eylül tarihli nüshasında tam 3,5 sayfasını Kemal Kılıçdaroğlu ile yapılmış bir röportaja ayırmış. Jonas Breng imzasıyla yayınlanan söyleşinin fotoğraflarıyla ilgili imza yerinde de Murat Bey diye bir isim bulunuyor... İbret-i âlem için bu röportajın Türkçeye çevrilip bizce tamamının medyamızda yayınlanmasında yarar var. Bu şekilde Kemal Kılıçdaroğlu'nun Batı'ya nasıl konuştuğu ve amacının ne olduğu çok daha net bir şekilde anlaşılabilir... Almanya'nın Focus dergisine bir zamanlar “Türkiye'de mal ve can güvenliği yok!” diye beyanat veren Kılıçdaroğlu, benzer ifadeleri Erdoğan düşmanlığı konusunda Batı'ya şirin gözükme yolunda bu kez Stern röportajında dile getirmiş... Girişte tam sayfa yayınlanan fotoğrafının üzerine düşürülmüş başlık ise şöyle: “Tabii ki Başkan olmak istiyorum!” CHP Genel Başkanı Alman dergisine Türkiye'de sık sık rastladığımız gibi lafı dolaştırmamış. Adaylığını açık seçik, hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde ilan etmiş... Her ne kadar 6'lı masanın takdiri falan gibi alt söylemleri de araya sıkıştırmaya çalışsa da, niyet ve kararını tüm Batı dünyasına ilan etmiş... Kılıçdaroğlu, önümüzdeki günlerde tarih okumasından biraz anlayan herkesin 'bir tür icazet alma seyahati” diye yorumlayacakları, ABD seyahatinde de, bu kararlığını dile getirecektir büyük olasılıkla... Stern röportajında nelerin çarpıtılıp, Alman ve Batı tezlerine nasıl uydurulmaya çalışıldığını anlamak için yazının tamamını okumaya gerek yok aslında... Bir fotoğraf var ki, her şeyi anlatıyor... Korumaları koluna girmişler Kılıçdaroğlu'nu götürüyorlar. Ve resim altı: “Umut kapısı ve nefret figürü (Kemal bey için söylüyorlar)... Korumaları Kılıçdaroğlu'nu 2019 yılında katıldığı bir cenaze töreninden, kızgın Erdoğan yandaşlarının yumruklarından korumak için uzaklaştırıyorlar...” ABD Kongre Başkanı Pelosi'nin bir tavrı geliyor insanın aklına... Baş düşmanı Trump ile ilgili kendisine olumsuz laf ettirmek isteyen gazetecileri terslemiş, “O benim ülkemin Başkanı... Onunla ilgili beni bu ortamda konuşturmazsınız” benzeri sözlerle alet olmayı reddetmişti... Batı hayranlığı ve dümen suyu konusunda son derece istikrarlı bir tablo çizen Kılıçdaroğlu (Bkz. Dış politika konusunda yapılanların 180 derece tersini yapacağız, şeklindeki açıklaması), Pelosi'den birazcık erdem dersi mi alsaymış... Gözümüze takılanlar...

Hizmetten
Seve seve, öbür tarafa yürüdü... | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 23, 2022 7:55


Bu video 30/10/2016 tarihinde yayınlanan " VUSLAT İŞTİYÂKI VE TEMİZ KALBLERİN NİYAZI" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... “Yâ Rasûlallah, artık Sana görünebilir miyim?!.” Allah Rasûlü, “Bana sık görünme; amcam Hamza'yı hatırlarım, içimde -elimde olmayarak- sana karşı bir rahatsızlık hâsıl olur!” demiş ona. Bir insan… Allah Rasûlü'nün inceliği açısından bunu düşüneceksiniz.. Hamza'nın fedakârlığı açısından düşüneceksiniz. Amca olması açısından düşüneceksiniz. Çocukluklarını beraber yaşamaları açısından düşüneceksiniz. Amcanın, yeğeninin dinine girmesinin çok zor olmasına rağmen, seve seve o dine girmesi açısından düşüneceksiniz. Bedir'in âbide şahsiyeti olması açısından düşüneceksiniz. Seve seve yurdunu-yuvasını terk edip Medine'ye hicreti açısından düşüneceksiniz. Ve Uhud'da şehâdeti açısından düşüneceksiniz. Allah Rasûlü, bütün bu mülahazalar ve daha niceleri zaviyesinden, “Bana sık görünme; amcam Hamza'yı hatırlarım…” (radıyallahu anhu elfe merrâtin) diyor. Ne kadar seviyorum bilemezsiniz onu, ne kadar, ne kadar… Ama bilmem, köpeğin sevmesi onun nezdinde bir kıymet ifade eder mi? Ashâb-ı Bedir'i okurken, her adı geldiğinde, “Sana kurban olayım!” geçiyor içimden, “Sana kurban olayım!” İşte Allah Râsulü de o mülahazalar ile, “Böyle çok sık görünme, hatırlarım, elimde olmayarak!..” diyor. Siyer ve menkıbe kitaplarında deniyor ki: O da bir fırsat yakalıyor, Hazreti Ebu Bekir döneminde. Yemâme şeytanı Müseylemetü'l-kezzâb, ilk fitne çıkaran insanlardan. Kitabü'l-fiten'de bahsedilen fitneleri, o dönem açısından, o dönem zaviyesinden, o döneme ait hususiyetleriyle, renkleriyle, desenleriyle temsil eden gaddâr u hattâr. “Kezzâb!” denmiş ona. Evet, Hazreti Vahşî tam bir fırsatını kolluyor. Kezzâb'ın saklanmak isteyip sığındığı bir yerde kendisini müdafaa ettiğini görüyor. Mızrağını -ki Hazreti Hamza'nın bağrına sapladığı mızrak diyorlar- Müseyleme'nin bağrına saplıyor. Sonra hemen orada yere kapanıyor. O zaman artık Efendimiz yeryüzünde yok. -Canım çıksın.- “Yâ Rasûlallah, artık görünebilir miyim Sana!” diyor. Hayatı böyle yaşama, böyle derin yaşama… Tûl-i emel ve tevehhüm-i ebediyyet, nice Harun görünümlüleri Kârun'laştırmıştır.

Yeni Şafak Podcast
Tamer Korkmaz - “Kehanet” Gazetesi, bunları yazamaz!

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Sep 23, 2022 3:48


Üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar, son yıllarında “Bu kış komünizm gelebilir!” demişti. « Bu umacı, siyasi tarihimize geçmekle kalmadı... Sonradan, “Kara Mizah” klasiği haline geldi! « Bayar'ın Başbakanı Adnan Menderes, 12 Temmuz 1960'ta Sovyetler Birliği'ne gidecekti. Ancak... “Made in USA” 27 Mayıs 1960 askeri darbesi bu ziyareti imkânsız kıldı. « Ahmet Emin Yalman, 27 Mayıs'tan iki hafta sonra Vatan'daki başyazısında... Cunta'ya övgüler sıralarken, Adnan Menderes'i “komünizme meyletmekle” suçluyordu! “KOMÜNİST” MENDERES Başvekil Menderes sanayileşme için istediği kredileri ABD'den alamamış... Bunu Sovyetler Birliği'nden sağlamak istemişti. Bir bakanını Moskova'ya göndermişti. 27 Mayıs Cuntasının Matbuat Düdüğü Mister Yalman tarafından “komünistlikle” suçlanması bundan dolayıydı. İZMİR&ERZURUM HATTI 27 Mayıs Darbesinden üç sene sonra (1963) ilk Komünizmle Mücadele Derneği İzmir'de sahne aldı. İzmir'deki işbu derneğin “21 Numaralı Kurucu Üyesi” günümüzdeki pek meşhur bir yazarın babasıdır. Aynı yıl KMD'nin ikincisini Erzurum'da Fetullah Locaefendi kurdu. « Bu dernek faaliyetleri, ABD/NATO'nun “Komünizmle Mücadele” kılıfı altında yürüttüğü “Kontrollü Gerilim” stratejisinin bir parçasıydı. Arka planda, CIA organizasyonu vardı. Türkiye'deki Baronsal Gladyo, bunların emirlerine amade vaziyetteydi. DEĞİŞEN “KORKU” REPLİĞİ 1990'ların başında Sovyetler Birliği'nin ve Doğu Bloku'nun dağılmasıyla birlikte... NATO'nun “düşman” konsepti değişti. İslam düşmanlığını ilk sıraya yazdılar! « 1990'un ilk ayından itibaren Türkiye'de patlayan “laik aydın” cinayetlerinin tamamı Gladio'nun tetikçileri tarafından işlendi. Suçları hayali İslami örgütlere yıktılar! Komünizm umacısının yerini bu defa “Şeriat geliyor!” korkutmacası almıştı. İBRETLİK Bir “Kara Mizah” örneğidir... Yıllarca komünistle suçlanan solcular, sosyalistler de “Şeriat Tehlikesi” bozuk plağını hararetle çalanlar arasındaydı! NEREDE ÜRETİLDİ? 90'ların başında “Ilımlı İslam” repliği itina ile kullanılmaya başlandı. Bu tabir, “Radikal İslam” ile birlikte CIA karargâhının üretimidir. « Türkiye'deki Gladyo'nun Kompradorları yani Baronlar Konseyi... Gizli Kardinal Fetullah'a “Ilımlı İslam” kıyafetini giydirip, perde arkasından “tam yol” verdi! DEVRİDAİM FETÖ'nün “Made in USA” 15 Temmuz 2016'daki darbesinde CIA de sahadaydı. Papaz maskeli CIA görevlisi Andrew Brunson bunlardan biriydi. 23 yıl boyunca İzmir'de yuvalanmıştı. Yani, 1966'da Locaefendi Fetullah'ın başladığı yerde! Bir başka deyişle... Komünizmle Mücadele Derneği'nin ilk kurulduğu şehirde! 2022-2023 SEZONUNUN KIŞI Bayar'ın kehanetindeki gibi Türkiye'ye “hiçbir kış” komünizm gelmedi. « Buna mukabil, bu kış Avrupa'ya enerji krizi geliyor! Yıkılan Sovyetler'in (SSCB) bakiyesi Rusya, belli başlı Avrupa devletlerine gazı kesti. Putin'in Rusya'sına yaptırımlar devam ettiği müddetçe, Avrupalılar da soğuktan titreyecekler.

Medyascope.tv Podcast
Emre Erdoğan yazdı: Bir siyaset biçimi olarak neşeli olmak – Tarkan konserinden öğrendiklerimiz

Medyascope.tv Podcast

Play Episode Listen Later Sep 22, 2022 10:39


Medyascope Podcast'ten herkese merhaba. Hafta Sonu Yazıları köşemizde yayınlanan yazılarımızın seslendirmesiyle karşınızdayız. Emre Erdoğan'ın "Bir siyaset biçimi olarak neşeli olmak – Tarkan konserinden öğrendiklerimiz" başlıklı yazısını Janset Atacan sizler için seslendirdi. Beğenerek dinlemenizi umuyoruz.

News in Simple Turkish/Basit Türkçe ile Haberler

To enjoy all 100+ episodes, please subscribe on https://anchor.fm/turkish-learners-network/subscribeWe publish new episodes every weekday!Basit Türkçe ile Haberler / News in Simple Turkish by skypeturkish.comBasit Türkçe ile Haberler'in yeni bölümüne hoş geldiniz.Bugün 22 Eylül 2022 Perşembe.Please remember to support us by subscribing to our podcast using this link: https://anchor.fm/turkish-learners-network/subscribeEvery week, one episode is free for everyone. By subscribing, you can access our entire archive and listen to a new episode every weekday on your podcast platform. Doing so costs less than 3 dollars per month; and gives us the strength to make this podcast.We are aware that our subscription option does not work everywhere. We are working on it! Please bear with us and stay tuned through weekly episodes until we fix the issue.Ruslar Sınırlara Akın EttiÇarşamba günü Vladimir Putin kısmi bir askerî seferberlik ilan etti.Ukrayna'daki savaş için yaklaşık 300 bin kişi seferber edilecek.Ancak pek çok Rus erkek askere gitmek istemiyor.Açıklamanın ardından gece Gürcistan sınırında kuyruklar oluştu.Ruslar savaşa gitmekten kaçmaya çalışıyor.Bir adam muhabirlere röportaj verdi.Bu adam askere gidebilecek bir yaş grubundaydı.Pasaportunu alıp Gürcistan sınırına koştuğunu söyledi.Çünkü Rus vatandaşları Gürcistan'a vizesiz girebilir.Rusya'nın başka bir komşusu Finlandiya ise Rus vatandaşlarından vize istiyor.Finlandiya sınırına gelen kuyruklar da arttı.Ama bu kuyruklar Gürcistan sınırındaki kadar uzun değil.Açıklamanın ardından başka ülkelere uçak biletleri de çok pahalandı.Belgrad, Dubai ve İstanbul için uçak biletleri tükendi.Dinlediğiniz için teşekkürler!Lütfen bu bölümü Türkçe öğrenen diğer kişilerle de paylaşın!Yeni bölümde görüşmek dileğiyle, hoşça kalın! Hosted on Acast. See acast.com/privacy for more information.

Yön Radyo
Sesli Köşe-İbrahim Kaboğlu-'‘Bir gece' söylemi ve komşunun gündüz eylemi'

Yön Radyo

Play Episode Listen Later Sep 22, 2022 4:35


Sesli Köşe-İbrahim Kaboğlu-'‘Bir gece' söylemi ve komşunun gündüz eylemi'

Turkish Stories
Elma Çekirdeği / Turkish Stories C1

Turkish Stories

Play Episode Listen Later Sep 22, 2022 3:37


Elma Çekirdeği Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, ülkelerden birinde bir Keloğlan varmış. Günün birinde, bir kibrit çubuğu çalmış. Tutup hapishaneye atmışlar. Keloğlan gardiyanı çağırmış: “Beni hâkime götürür müsün?” “Niçin?” “Kendisine çok değerli bir hediye vereceğim.” Gardiyan, Keloğlan'ın isteğini kabul etmiş. Birlikte hâkimin huzuruna çıkmışlar. Hâkim, gardiyanı dışarı çıkarmış. Keloğlana, “Konuş!” demiş. Keloğlan, sırıtarak: “Efendim, size güzel ve değerli bir hediye getirdim.” demiş. Hâkimin ağzı kulaklarına varmış: “Gerçek mi söylüyorsun Keloğlan? Göster hele şu hediyeni!” Keloğlan, avucunun içini açmış, bir elma çekirdeği göstermiş. Hâkim çok öfkelenmiş. Ağzına geleni söylemiş. Fakat Keloğlan çok pişkinmiş. “Hâkim efendi, hemen kızma bana. Bu çekirdeği dikeceksin, büyüyecek ve sana altın elmalar verecek…” Hâkim, hemen Keloğlan'ın avucuna sarılmış ve haydi ver bakalım.” demiş. Ama Keloğlan çekirdeği vermeden önce şöyle demiş: “Bu çekirdeğin büyüyünce altın vermesi için, elinizin hiç harama değmemiş, boğazınızdan da hiç haram lokma geçmemiş olması gerekir.” Hâkim efendinin sevinci kursağında kalmış: “İşine git Keloğlan!” diyerek onu huzurundan kovmuş. Keloğlan, kapıdan çıkarken, polisle karşılaşmış. Adam, Keloğlan'ı yaka paça tutup yeniden hâkimin huzuruna çıkarmaya kalkmış. Keloğlan, biraz korkmuş ve şöyle demiş: “Beni oraya götürme, şu elma çekirdeğini sana vereyim.” Polis, Keloğlan'a çıkışmış: “Benimle dalga geçiyorsun öyle mi? Şimdi sana dünyanın kaç bucak olduğunu gösteririm.” demiş. Keloğlan, bakmış durum tehlikeli: “Dur hele, dur polis efendi. Önce beni dinle. Bu çekirdeği ekeceksin, büyüdüğü zaman sana altın elmalar verecek. Ama hiç haram yememiş olacaksın.” Polis: “Ben küçükken komşunun bir yumurtasını çalmıştım.” diyerek elma çekirdeğini almamış. Keloğlan, bu sefer baş hâkime gitmiş. Ona da aynı teklifi yapmış. Ama o da ötekilerin söylediğini söylemiş. Boğazından haram lokma geçtiğini söyleyip, Keloğlan'ı başından kovmuş. Keloğlan usanmamış, şehrin valisine gitmiş. Aynı şeyleri söyleyerek elma çekirdeğini vermek istememiş. Vali: “Oğlum, sen haram yememiş birini zor bulursun. Hiç boşuna dolaşıp durma.” diyerek Keloğlan'ı başından savmış. Keloğlan, varmış bir göl kenarına, elma çekirdeğini atmış suya. Bir yandan da: “Adaletin bu mu dünya? Ben, bir kibrit çubuğu çaldım diye hapse atıldım. Ülkenin başındakiler, ülkenin insanını soyarlar. Bu nasıl iştir…” diye kendi kendine söylenmiş. Onlar ermiş muradına. Biz çıkalım kerevetine. Türk Masalları

MenEmen
Podcast'le gelen özgürlük-gerçek bir hikaye, tarihin en kalabalık konserleri listesi-101

MenEmen

Play Episode Listen Later Sep 22, 2022 39:23


Men-E-Men Stüdyo tarafından hazırlanan yüzbirinci bölüm sizlerle. İkinci yüzlük pakete başladık. Yüzüncü bölümümüzle ilgili geri dönüşleriniz ve tebrikleriniz için çok teşekkür ederiz. Bir sonraki kutlamamız 200. bölümde.

Hizmetten
"Müslümanların şekle takılıp kalmaları" | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 22, 2022 5:18


Bu video 30/10/2016 tarihinde yayınlanan " VUSLAT İŞTİYÂKI VE TEMİZ KALBLERİN NİYAZI" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... İslam dünyasının gerçek problemi, Müslümanların şekle takılıp kalmaları ve imandan ihsana, ondan da aşk u iştiyâka yürüyememiş olmalarıdır. Bizim toplumun marazı, iman mevzuundaki problemleridir. “Bizim” derken, topyekün “İslam Dünyası”nı kastediyorum. Biz gerçek imanı, Allah'ın istediği manada imanı yitirdik. İlk mektepte, elif-be cüzlerinde olan آمَنْتُ بِاللهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ telkin edildi, “Çocuklar, böyle söyleyin!” dendi; biz de ona kakıldık kaldık, onda derinleşemedik. İmanı, tabiatımızın bir derinliği haline getiremedik. Bu da hayatın her bir faslında, her yaşta, her başta çok olumsuz şekilde farklı tesirler gösterdi. İmanı, İslam ile esas taçlandıramadık. Kaldı ki mesele o iman-ı billah ile, o İslam ile de bitmiyor. Sonrasında Allah'ı görüyor gibi Allah'a kulluk yapma geliyor. Şayet atılan her adım, atfedilen her nazar, kabartılan her kulak, uzatılan her el, kıpırdayan her dudak, Allah'ın görüyor olduğu mülahazasıyla yapılmıyorsa şayet, o mevzuda nasibimiz işte o kadardır. Evet, bizim problemimiz, iman problemidir. Meseleyi dipten ele alıp yeni yetişen nesillerde bu problemi çözeceğimiz âna kadar, âlem-i İslam, bu “dâu'l-‘udâl”dan (tedavisinden aciz kalınan hastalıktan) kurtulamayacaktır. Kur'an-ı Kerim, kaç yerde “iman”ı zikrettikten sonra “amel”e vurguda bulunmuştur; الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ şeklindeki beyanlarıyla imanı müteakiben amele dikkatleri çekmiştir. Necip Fazıl, “iman” ve Fransızca'dan aldığı “aksiyon” sözüyle meseleyi özetlerdi: “İman ve aksiyon.” O aksiyonda da derinleşme, alabildiğine derinleşme. Bir yönüyle, küfürde derinleşen insanlara karşı sarsılmamak için, pes etmemek için, satılmamak için, peylenmemek için o “iman” mevzuunda, “İslam” mevzuunda, “ihsan” ufkunu yakalama. İkinci ufuk, biraz uzak ve biraz zor; keyfiyeti bizim için biraz meçhul; enbiyâya açık. Bununla beraber, bazı Hak dostları, kendilerine öyle bir menfezin açıldığından da bahsediyorlar; o da “Allah'ı görüyor gibi kulluk yapma” şahikası. “Allah (celle celâluhu) tarafından görülüyor olma”, bir kademedir, (“basamak” demeyeyim) bir “zirve”dir. Fakat zirveler üstü bir zirve vardır: “O'nu (celle celâluhu) görüyor gibi olma.” Bu, şahsın “iman”ı içtenleştirmesi, “İslamiyet”i içtenleştirmesi ve “ihsan”da adım adım ileriye gitmesi sayesinde kendisine açılan bir menfezden, “kalb” menfezinden, “latife-i Rabbaniye” menfezinde, “sır” menfezinden veya “hafâ” ya da “ahfâ” menfezinden meseleyi temâşa etmesi demektir. Rasathanesi odur onun; ancak oradan baktığın zaman O'nu görebilirsin, duyabilirsin. Bu da çok aza mukadder olmuştur. İnsan, bir kere “iman”da kemâle ermeyince, “İslam”ı hayatının en büyük meselesi haline getirmeyince, ibadet u tâati kusursuz yerine getirme mevzuunda ölesiye bir ciddiyet göstermeyince “ihsan” kapıları açılmaz ona. “İhsan” kapısı açılınca da o birinci mertebenin hakkı verilmeyince, ikinci mertebenin kapısı açılmaz. Ve işte öyle bir “îmân-ı billah” ve öyle bir “marifetullah”, insanın içinde bir “muhabbetullah”a vesile olur. İnsan, Allah'ı dünyada sevdiği her şeyden daha fazla sever. Peygamberimiz'i (sallallâhu aleyhi ve sellem), sevdiği her şeyden fazla sever.

Yeni Şafak Podcast
Erdal Tanas Karagöl - Avrupa'da enerjide belirsizlik

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Sep 21, 2022 3:28


Avrupa'da havaların soğumasıyla hem artan enerji fiyatları hem de enerji arz güvenliği ile ilgili endişeler artmaya devam etmektedir. Bir çok ülke bir yandan artan enerji fiyatları nedeniyle tasarruf tedbirleri açıklarken bazı ülkeler alternatif kaynaklar konusunda arayışlarına devam etmektedir. Enerji arz güvenliği ve özellikle de doğal gazda arz güvenliği, kısa dönemde mevcut boru hatları ve LNG olarak gelecek sınırlı miktardaki doğal gaz ile çözülmesi imkansız olduğu için doğal gaz ihtiyacının karşılanması da çok zor olacaktır. Rusya ve Avrupa ülkeleri arasındaki enerji oyununun daha agresif bir hal alacağı öngörülmektedir.

Yeni Şafak Podcast
GÖKHAN ÖZCAN - Yani bunlar da mı olacak?

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Sep 21, 2022 3:27


Dünya her şeyin en iyisini bilen, her şeyden herkesten çok anlayan milyarlarca insanın hır gür içinde yaşadığı ve aslında hiçbir şeyin doğru gitmediği bir gezegen mi olacak? Herkesin zenginlerin dünyasıyla sarhoş hale geldiği bu dünyada, hiçbir şeyi olmayanlar ihtiyaç fazlası olarak görülüp denize mi dökülecek? İnsan harcamak, küresel ekonominin en fazla kâr getiren ticari faaliyeti haline mi gelecek? Konuşacak fazla bir şey kalmadığı için işaretler tekrar adım adım kelimelerin yerini mi alacak? Kişiler kendini yüceltecek imkanları, sahip oldukları yüksek fikirlerde ve zengin meziyetlerde değil, müşterisi olabildiği dev markaların cakasında mı arayacak? Kendini ifade çabası, her seviyede reyting getiren bir pazarlama faaliyeti olarak mı görülecek? Bir şeyin yalan ya da iftira olduğu, en iyi ihtimalle malum mecralarda bütün dünyaya yayıldıktan sonra mı anlaşılabilecek?

Yeni Şafak Podcast
ERSİN ÇELİK - Eşcinsellik emperyalizmine karşı yürüyüş nereye varacak?

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Sep 21, 2022 5:41


Önceki yazıyı “yürüdük bitti. LGBT dayatmasına karşı yeni bir başlangıç yapmalıyız” şeklinde bitirmiştim. Üç gündür çeşitli çevrelerle, hocalarla görüşüyorum. Ülkemizde bu meseleye kafa yoran, kendi çevrelerinde çok kıymetli çalışmalar yapan ve toplumun üzerindeki kuşatmayı kaldıracak öneriler geliştiren çok sayıda oluşumdan artık haberdarım. Hatta birçoğu işbirliği yapmaya başladılar da. Saraçhane'deki yürüyüşe gelen 30 bin, gelemeyen ancak gözü, gönlü orada olan milyonların “Bir şeyler yapılsın artık. Bizim derdimiz çoluğumuz, çocuğumuz” serzenişleri sorumluluk sahibi, derdi olan ve ehil insanları da harekete geçirdi. Yakında başta toplum olmak üzere siyaset kurumlarına, akademi camiasına, iş dünyasına, medyaya ve sivil toplum örgütlerine yön verecek kurumsal bir yapının inşa edileceğini aktarmış olayım.

COSMO Köln Radyosu
Gurbet demansı tetikleyebiliyor

COSMO Köln Radyosu

Play Episode Listen Later Sep 21, 2022 24:43


Bir zeytin ağacını kökünden ayırıp soğuk iklimdeki bir toprağa ektiğinizde ne olur? Yeterince kök salamayacağını söylemek için uzman olmak gerekmez. Peki ya göç eden insanlar? Onlar da hatıraları kadar kök salabiliyorlar. Göç ve demans arasında bir bağlantı olup olmadığı konusunda farklı tespitler olsa da uzmanlar bir konuda hemfikir; Göçmenlere uygun bir bakım hizmeti şart. Von Gökce Göksu.

Havadan Sudan
İkinci el Tesla'ların satışı

Havadan Sudan

Play Episode Listen Later Sep 20, 2022 21:29


Bu bölümde konuştuğumuz konulara ait bağlantılar: Suç mahalinin ortasından geçen robot (İngilizce)Hava kirliliğine maruz kalanların oranı: OECD'de azaldı; Türkiye'de yükseldiNikotin kürdan (İngilizce)Ethereum'un 'Merge' güncellemesi tamamlandı: Bitcoin'i geride bırakabilir mi? Patagonia'nın yeni sahibi kim?Bir de “seesiz kovma” var (İngilizce)Apple “şifre”yi kaldırıyor (İngilizce)Tesla'nın ikinci el satışı normal bir araçtan çok daha karışık (İngilizce)

Hizmetten
Zâlimler eder sohbet-i zulüm ile telezzüz | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 20, 2022 4:55


Bu video 06/11/2016 tarihinde yayınlanan " DEFİNEYE MÂLİK VİRÂNELER VE ÇAĞIN GARABETİ" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Bir garabet, bir garabet, bir garabet!.. Kur'an buyuruyor: مَا جَعَلَ اللهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ “Allah, hiçbir adamın içinde iki kalb yaratmamıştır.” (Ahzab, 33/4) Fakat “insan”lar da vardı Cahiliye döneminde, çağımızın Tiranları, Firavunları gibi, “Hem dünya hem âkibet/ahiret, ikisini beraber götürüyorum!” derlerdi. Gafiller; gözü olduğu halde görmeyen körler, kulağı olduğu halde mesmûâtı duymayan sağırlar, kalbi var gibi göründüğü halde ondan habersiz yaşayan nâdânlar; sohbet-i nâdân ile telezzüz eden nâdanlar. “Nâdânlar eder sohbet-i nâdanla telezzüz, Divânelerin hemdemi divâne gerektir.” * Zâlimler eder sohbet-i zulüm ile telezzüz, Zâlimlerin hemdemi zâlim gerektir. * Hâinler eder sohbet-i hâinle telezzüz, Hâinlerin hemdemi hâin gerektir. Çağa baktığınız zaman, onu mahrutî bir bakışla temaşa ettiğiniz zaman, İslam dünyasında, o kocaman, o geniş resimde, dikkatinizi çekecek şeyler bunlardır. Ve işin hiçbir devirde olmayan, mutlaka garabetle karşılayacağınız yanına gelince, o da şudur: Bir dönemde o mezâlimi, Allah kabul etmez, Peygamber kabul etmez, dini din olarak kabul etmez, dinin kurallarına karşı saygısız davranır kimseler, din adına edepsizler yapıyorlardı. Dini kabul etmeyenler yapıyorlardı. Günümüzdeki bu mezâlimi, bu mesâvîyi, bu mûbikâtı, bu mühlikâtı ise, Müslüman görünen insanlar yapıyorlar. Ayağa kadar düşen ve size kadar gelen mülahazalara bakın. İsterseniz, mevcut manzarayı tecrid mülahazasıyla ehline resmettirin. Tecrid mülahazasında en iyi resim çizenin Picasso olduğundan bahsedilir. İslam'daki sanat da tecrid (soyut) mülahazaya dayalıdır. Evet, bu tabloyu bir sanatkâra resmettirmek istediğiniz zaman, karşınıza çok korkunç şeyler çıkar; yılanlar çıkar, sırtlanlar çıkar, goriller çıkar, hınzırlar çıkar, maymunlar çıkar. Çünkü insanı değerlendirecekseniz, tecrid mülahazasıyla resmedecekseniz; karakteri, ahlakı, tavırları, davranışları, düşünceleri, dün başka bugün başka yalanları, iftiraları, karalamaları, yapılmış ümranları yıkmaları, dalgalanan ruh-u revân-ı Muhammedî'yi, Seyyidinâ Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek bir şehbal gibi dalgalanan bayrağını aşağıya indirmeleri… Meseleyi bu mülahazalara bağlı resmettiğiniz zaman, karşınıza çıkacak olan, insan değil, başka türlü mahlûklardır.

News in Simple Turkish/Basit Türkçe ile Haberler

Basit Türkçe ile Haberler / News in Simple Turkish by skypeturkish.comBasit Türkçe ile Haberler'in yeni bölümüne hoş geldiniz.Bugün 19 Eylül 2022 Pazartesi.Filistinli Çiftçi Ağaç Dikerken Bizans Mozaikleri BulduSalman al-Nabahin, Filistinli bir çiftçi.Gazze Şeridi'ndeki tarlasını zeytin ağacı dikmek için kazıyordu.Bu sırada antik bir zemin mozaiği buldu.Mozaikte kuşlar ve bazı hayvanlar vardı.İnternette araştırma yaparak bu mozaiklerin Bizans döneminden kaldığını anladı.Al-Nabahin, Reuters haber ajansına konuştu.“Bunu bir hazine olarak görüyorum. Bir hazineden daha değerli. Bu bir Filistin mirası” dedi.330 yılında kurulan Bizans İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu'nun doğudaki uzantısıydı.Uzmanlara göre bu mozaikler, şimdiye kadar Gazze'de bulunan en değerli arkeolojik hazinelerden biri.Gazze Şeridi, tarihte farklı medeniyetlerin ticaret yolları üzerinde bulunuyordu.Filistin Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı, alanın kazısı için Fransız uzmanları davet etti.Dinlediğiniz için teşekkürler!Lütfen bu bölümü Türkçe öğrenen diğer kişilerle de paylaşın!Yeni bölümde görüşmek dileğiyle, hoşça kalın! Hosted on Acast. See acast.com/privacy for more information.

Medyascope.tv Podcast
Gökkuşağı Bülteni: LGBTİ+ karşıtı “Büyük Aile Buluşması” etkinliği

Medyascope.tv Podcast

Play Episode Listen Later Sep 17, 2022 29:55


Medyascope'un LGBTİ+'ların gündemini ekrana taşıdığı “Gökkuşağı Bülteni”nde bu akşam, LİSTAG'dan Tülay Savaş ile LGBTİ+ karşıtı “Büyük Aile Buluşması” yürüyüşünü konuştuk. Yesevi Alperenler Ocağı Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği'nin düzenlediği LGBTİ+'ları hedef alan “Büyük Aile Buluşması” yarın (18 Eylül) İstanbul Saraçhane'de düzenlenecek. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), etkinliğe katılım çağrısı yapan videonun kamu spotu olarak gösterilmesini onayladı ve videoya sitesinde yer verdi. Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği, söz konusu mitingin iptali için İstanbul Valiliği ve Fatih Kaymakamlığı'na itiraz dilekçesi verdi. Hemen hemen her hafta ekranlarımıza taşıyoruz. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yine ve yine LGBTİ+'ları hedef aldı. Soylu, “Bir de bu cinsiyetsizlik denen bir kavram var ya LGBT denen şeyler bir de o her tarafta yaygınlaştı, karşı çıkmak bile günah, kimse bir şey söyleyemiyor, öyle bir baskı altına almışlar” dedi. İran'da, iddiaya göre başörtüsü takma kurallarına uymadığı gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra komaya giren Mahsa Amini adlı 22 yaşındaki kadın hayatını kaybetti.

Beyazperde: Fragmanlar
Gülümse Altyazılı Fragman

Beyazperde: Fragmanlar

Play Episode Listen Later Sep 17, 2022


Bir hastayı içeren tuhaf, travmatik bir olaya tanık olan Dr. Rose Cotter, açıklayamadığı korkutucu olaylar yaşamaya başlar. Bu karşı konulmaz derecede bunaltıcı olan dehşet hayatını ele geçirmeye başlarken, Rose hayatta kalmak ve korkunç yeni gerçekliğinden kaçmak için sıkıntılı geçmişiyle yüzleşmek zorundadır.

HABERTURK.COM
Şifa Duası

HABERTURK.COM

Play Episode Listen Later Sep 17, 2022 9:59


Sağlık, her şeyin başında gelir. Olası sağlık problemlerinde, doktora başvurulduktan sonra Yüce Allah'a sığınılır. Bir an önce derman bulmak için Kur'an-ı Kerim'de yer alan şifa duası ve hastalıktan kurtulma ayetleri ile Allah'a dua edilir. Bilind...

Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin

Çok çalıştıktan sonra tatil yapmak gibisi var mı? Günlük hayatımızdakı sorumluluklardan bir süreliğine uzaklaştıktan sonra, tekrar çalışmaya ve şehir hayatına dönmenin zorluğunu konuşuyoruz. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Kış Uykusu: https://www.imdb.com/title/tt2758880/ Transcript Intro Müzik Haftanın Konusu Emin: [0:34] Herkese merhaba! Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. Bugün yine Cihat'la beraberiz. Nasılsın Cihat? Cihat: [0:43] İyiyim Emin teşekkür ederim. San nasılsın? Emin: [0:46] Ben de iyiyim. Çok dinç hissediyorum kendimi. Herhalde yoğun çalışma temposunun getirdiği en güzel şeylerden birisi bu. Her ne kadar yorulsan da gün içerisinde uzun süreli baktığında kendini daha dinç hissetmene sebep oluyor diye düşünüyorum. Cihat: [1:03] Ya ben de buna katılıyorum. Aktif olmak, daha aktif olmayı doğuruyor bence. Şu anlamda söylüyorum bunu: Sabah erken uyandığımda ben o gün daha fazla iş yapıyorum en basitinden. Emin: [1:14] Kesinlikle. (Evet.) Peki sen şimdi daha taze bir tatilden döndün. Cihat: [1:22] İki tatilden. Emin: [1:23] Hatta iki tatilden döndün. Biz de bunun üzerine bir bölüm çekelim dedik. Bugünkü bölümümüzün konusu tatil dönüşü sonrası yaşanan buhran. Cihat: [1:32] Ben şöyle özetleyeyim durumu: Önce bir hafta Bodrum'a gittim. Orada tatil yaptım. Oradan döndüm. Bir hafta boyunca çalıştım. Ardından geçtiğimiz Cuma günü Kaş'a gittim. Pazartesi de oradan döndüm. Ve tatiller öncesi çok motive bir şekilde her gün çok verimli çalışırken döndüğümden beri gerçekten aklım beş karış havada diyebilirim. Emin: [1:55] Evet, bu... Bunu yaşamayan yoktur herhalde ya. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership

10–12
10–12. Kaip vairuojant neužmigti?

10–12

Play Episode Listen Later Sep 16, 2022 86:30


Specialistai sako, kad smarkiai padidėja tikimybė patekti į avariją, jeigu žmogus yra pavargęs, neišsimiegojęs. Ką daryti, kad vairuotume kaip įmanoma mažiau pavargę ir, jei esame pavargę, kaip prie vairo neužmigti?Ne tik žmonės gedi savo kritusių augintinių, bet ir augintiniai gedi savo mirusių šeimininkų, taip sako veterinarijos specialistai. Kaip padėti šeimininko netekusiam šuniui?Birštone, Nemune, jau metus veikia akį traukianti prieplauka – kaip atrodo laivas iš arti ir kodėl keleiviams patinka po tiltu gaudžianti sirena?Į Kuršių neriją renkasi šimtai žmonių, kurie savaitgalį tvarkys kopas – raus invazinius augalus, tvarkys užžėlusią ir apleistą Gintaro įlanką Juodkrantėje. Kokią grėsmę vienam gražiausių Lietuvos kampelių kelia invaziniai augalai?Ved. Edvardas Kubilius

Hizmetten
Kutsilerin Ufku | Pendik 5 | 31 Mart 1991 | Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 16, 2022 117:57


Bu videoda Fethullah Gülen Hocaefendi'nin 31 Mart 1991 tarihinde Pendik Çarşı Camii'nde verdiği "Kutsîlerin ufku" konulu vaazı dinleyeceksiniz... • Bugüne kadar yeryüzündeki medeniyetleri değişen şartlara göre kendini yenilemesini bilen nesiler kurmuşlardır. • Günümüzdeki ilim herkes tarafından rağbet görmektedir. Netice itibariyle her şey ilme bağlıdır. Bununla birlikte önemli olan bir mevzu da cehaletle mücadele etmektir. • İnsanlar yüksek ideallerle yaşarlar. İdeali olmayan bir insanın hakiki mânâda yaşadığı kabul edilemez. Bu sebeple Kutsîlerin bir ideali, bir ufku olması lazımdır. • İslami düşüncenin statiğinde ilmin önemi çok büyüktür. Çünkü kâinatı ve onun bir tefsiri olan Kur'ân-ı Kerim'i anlamak için ilme ihtiyaç vardır. Kur'ân-ı Kerim'de: “Allah'tan başka tanrı bulunmadığına şahit bizzat Allah'tır. Bütün melekler, hak ve adaletten ayrılmayan ilim adamları da bu gerçeğe, aziz ve hakîm (mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibi) Allah'tan başka tanrı olmadığına şahittirler.” (Âl-i İmrân sûresi, 3/18) ayetiyle Allah'ın (c.c.) varlığı ve birliği hakkında en güçlü sesin ilim erbabının ses ve soluğu olduğu izah ediliyor. • “Kulları içinde ancak âlimler, Allah'ı gerektiği tarzda tazim ederler.” (Fâtır sûresi, 35/28) ayeti zikredildikten sonra Pakistanlı alim İnamullah ile Sir James Jean arasında yaşanan hadise • “İlim talebi için yola çıkanlara Allah (c.c.), cennet yolunu kolaylaştıracaktır.” hadis-i şerifinin yorumu Üseyd İbn Hudayr bir gece Kur'ân okumaya başlar. Yanında bağlı bulunan atı şahlanmaya başlar. Atın çocuğuna zarar vermesinden korkar. Başını yukarı doğru kaldırdığında garip hadise ile karşılaşacaktır • İhlas müminler için çok önemlidir. Yapılan her işi Allah emrettiği için yapmak, O'nun hoşnutluğunu kazanmak için yapmak Ama Kutsîler bununla yetinmemeli AZAMİ İHLAS'I yani üstün ihlası yakalamaya çalışmalılar • “Ameller muhakkak niyetlere göredir” hadis-i şerifi zikredildikten sonra amellerin niyetlere göre derinleşeceği, bu sebeple müminlerin niyetlerindeki istikamete bakmaları, niyetlerini düzeltmeleri tavsiye ediliyor. • Sahabe Efendilerimiz niyetin Allah için olmasına çok önem verirlerdi. Amr İbnü'l-Âs, kendisine ganimet teklif edildiği zaman o kadar üzülür ki: “Ben boğazımdan bir ok yeyip şehit olarak öleyim diye Müslüman oldum. Ganimet almak için değil” demiştir. • Cenab-ı Allah'ın kendilerine ilim, cesaret, mal verdiği halde bunları doğru istikamette kullanmayan insanların akıbetlerinin anlatıldığı bir hadis-i şerif • Gönüllere girecek, hislere hakim olacak insanlar Efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) yolunda olan kimselerdir. Bu yol ihlas ister, samimiyet ister. Ama aynı zamanda AZAMİ TAKVA ister. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) bir gece sabaha kadar uyuyamaz. Bir validemiz bunun sebebini sorunca: “Yatağımın altında bir hurma buldum ve yedim. Bazen evimizde sadaka hurmaları da bulunuyor. Yediğim hurmanın bu sadaka hurmalarından biri olmasından korktum” diyerek hassasiyetini dile getirir. • Kutsîler takvayı elde etmek için değil haramlardan kaçınmak, mübahları bile içine şüpheli şeyler karışmıştır diye terk etmeliler Bir gün Hz. Ebû Bekir'e (r.a.) yemek ikram edilir. Normalde yediği her yemeğin nereden, hangi şekillerde getirildiğini sorduğu halde ihtimal o gün aç olduğundan hemen yemeye başlar. Biraz sonra yemeğin nereden geldiğini sorar ve aldığı cevap karşısında irkilir • Hz. Ömer (r.a.) bir gün Efendimizin huzuruna girer. Allah Resûlü'nün hasır üzerine yattığını görünce bu durum kendisine çok dokunur ve şöyle der: Hz. Ebû Bekir (r.a.) uzun yaz günlerinin birinde iftar açacaktır. Kendisine bir bardak soğuk su takdim edilir. Birden ağlamaya başlar. Neden ağladığı sorulunca da Efendimizle (sallallahu aleyhi vesellem) yaşadığı tatlı bir hatırayı anlatır.

COSMO Köln Radyosu
Eğitimde kriz: Almanya'da öğretmen açığı

COSMO Köln Radyosu

Play Episode Listen Later Sep 16, 2022 17:31


Alman Öğretmenler Birliği, Almanya genelinde ciddi boyutlara varan öğretmen açığının krize dönüştüğünü açıkladı. Almanya Eğitim ve Bilim Sendikası GEW de boş öğretmen kadrolarını doldurmanın geçen yıla kıyasla daha zor olduğunu bildirdi. Bir başka sorun ise geçici olarak alınan öğretmenlerin tatillerde işsiz sayılması. Bütün bunlar eğitime olumsuz yansıyor. COSMO Türkçe'de bugün Amanya'daki öğretmen açığını konu ediyoruz. Von Hülya Topcu.

HABERTURK.COM
Kuşu kalp mesajıyla hayata döndürdü

HABERTURK.COM

Play Episode Listen Later Sep 15, 2022 0:33


Rize'nin Ardeşen ilçesinde bulunan sanayi sitesinde çalışan Enes Bayrakoğlu isimli vatandaş yerde hareketsiz yatan sinekçil kuşunu fark etti. Bir doktor titizliği ile hafif parmak dokunuşlarıyla kalp masajı yapan Bayrakoğlu, kuşun yeniden hayata t...

Turkish Stories
Yaprak Dökümü / Reşat Nuri GÜNTEKİN / Turkish Stories C1

Turkish Stories

Play Episode Listen Later Sep 15, 2022 4:42


Yaprak Dökümü Turkish Stories for Turkish Learners   Kalabalık aile halkı ile Bağlarbaşı'ndaki evinde şimdi oldukça sıkıntılı bir hayat geçiren Ali Rıza Bey, emekli bir memurdur. Belli başlı bir öğrenim görmemiştir, ama çekirdekten yetişmiştir. Uzun yıllar mütevazı memurluklarda çalışıp Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında Suriye'de ve Anadolu'da oldukça önemli görevlerde bulunmuştur. En son Trabzon'da iken çevredeki bazı kimselerin hışmına uğramış, görevinden ayrılmıştır. Çoluk çocuğunu, eline geçen sınırlı bir para ile geçindirmekte zorluk çekmekte, bu yüzden bir iş aramaktadır. Bir gün, vaktiyle bir süre hocalığını yapmış olduğu Muzaffer Bey adında bir gence rastlar. Muzaffer Bey, şimdi hatırı sayılır bir şirketin müdürüdür. Ali Rıza Beyi hemen şirketinde göreve yerleştirir. Şirketteki görevi, iş hayatında az emretmeye alışmış bu eski memuru pek tatmin etmez; ama ister istemez buna katlanmaya çalışır. Ne var ki şirkette Ali Rıza Beyin eski bir arkadaşının kızı da çalışmaktadır ve Muzaffer Bey, makamından yararlanarak bu kızla ilgilenmek ister. Ali Rıza Bey, bu duruma dayanamaz, sonunda da işinden olur. Eski memur, yeniden sıkıntılı ve hüzünlüdür. Fakat çok kısa bir zaman sonra oğlu bir bankada iş bulur. Bu onun için iki defa sevinç kaynağı olmaktadır. Hem çocuğu bir iş sahibi olarak şahsiyetine doğru yönelmektedir; hem de evin geçimine katkıda bulunacaktır. Fakat umulan huzur ve mutluluk bir türlü gelmez, aksine evde şimdi yeni tedirginlikler belirmektedir. Ali Rıza Beyin kızlarından Necla ve Leyla yetişmişlerdir; gezmek, tozmak, giyinmek, eğlenmek istemektedirler. Oysa onların bu isteklerini karşılamak mümkün değildir. Bu iki kızın durup dinmeyen sızıltıları, hırçınlıkları ailede tat tuz bırakmamıştır. Hâl böyle devam ederken bankada çalışan Şevket evlenip, eve bir nüfus daha getirir. Gelin de, Necla ve Leyla'nın kafasında olduğu için, onlara katılır. Böylelikle Ali Rıza Beyin ailesi ikiye bölünmüştür. Yeniden çalışmaya karar veren Ali Rıza Bey, çalmadık kapı bırakmadıktan sonra -çaresiz- tekrar Muzaffer Beye başvurup yeniden iş ister; ama eski öğrencisi bu sefer kendisini çok soğuk karşılar ve adamcağız eli boş döner. Aile, bir yandan geçim sıkıntısı içerisinde kıvrana dursun, öte yandan iki genç kızla gelin, haftada sekiz, dokuz çay partileri düzenlemekte, sıkıntıyı büsbütün artırmaktadır. Ali Rıza Beyin eşi, kocasının için için eridiğini görerek, sürekli gelini ve kızlarıyla çekişip durur. Bu sırada en büyük kız Fikret, Adapazarı'nda oturan orta hâlli bir adamla evlenip evden ayrılır. Bu olaya bir yandan sevinen, bir yandan da üzülen Ali Rıza Bey'i yeni olay adamakıllı üzer. Şevket, bankadan bir miktar para çekmiş; fakat bunu vaktinde ödeyememiş, hapse atılmıştır. Bir gün zengin bir Suriyeli, Necla'yı ister. Ali Rıza Beyin ailesi, kızlarının ta Suriye'ye kadar gidip kendilerinden kopmasını istemezler; ama sonunda buna da razı olurlar. Fakat sonuç hiç de sandıkları gibi çıkmaz. Adam zengin mengin değildir ve Necla feci şekilde aldatılmıştır. Kızlarının elem, feryat dolu haberlerini alan aile ayrıca bu konu için de yanıp sızlanır. Fikret'in Adapazarı'na, Şevket'in hapishaneye, Necla'nın Suriye'ye gitmeleri Ali Rıza Beyin ailesinde bir çeşit yaprak dökümü manzarası göstermektedir. Ali Rıza Bey, yaprakları hayli eksilen bu aile ağacına fazla geliyor bahanesiyle, Bağlarbaşı'ndaki büyük evini satar, yerine daha küçüğünü alır. Ayrıca aradaki para farkı bir süre olsa da, geçimlerine yardımcı olacaktır. Reşat Nuri GÜNTEKİN

HABERTURK.COM
Bakan Soylu'dan Ümit Özdağ açıklaması

HABERTURK.COM

Play Episode Listen Later Sep 15, 2022 4:59


İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ'ın sözleri hakkında, " Bizim işimiz budur. Birçok iftirayla yalanla ve birçok tacizle, tehditle karşı karşıya kalabiliriz. İkincisi, bizim ağzımıza küfür yakışmaz, doğru da değil. Biz...

Medyascope.tv Podcast
Akşener – Kılıçdaroğlu – Yavaş buluştu | Muhalefetin adayı kim?

Medyascope.tv Podcast

Play Episode Listen Later Sep 14, 2022 42:45


Editör: Egemen Gök Ankara Büyükşehir Belediyesi, “Kırsal Kalkınmada Başkent Modeli” buluşmasını gerçekleştirdi. Etkinliğe Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile birlikte Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de katıldı. İstanbul Planlama Ajansı (İPA) olarak hizmet veren Florya'daki alanda bulunan 12 villanın 11'i, 2019'daki yerel seçimlere kadar ilçe belediye başkanlarına, biri ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) genel sekreterine tahsis edilmişti. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “12 Evler” olarak bilinen villa tipi lojmanların bulunduğu ve İPA'ya hizmet veren yerleşkeyi halka açtı. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “Bir gece ansızın gelebiliriz” ifadelerine bir kez daha yanıt verdi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmesinin ardından kameralar karşısına geçen Miçotakis, “Bir gece ansızın adalarımıza gelmeyi planlayanları gündüz gözüyle bekliyoruz” dedi. Gökçe Çiçek Kösedağı'nın sunduğu “Güne Bakış”ta, gazeteci ve yazar Fehmi Koru ile cumhurbaşkanlığı adaylık tartışmalarını, Medyascope Ankara Temsilcisi Hıdır Göktaş ile Kılıçdaroğlu, Yavaş ve Akşener buluşmasını konuştuk.

Hizmetten
Nâdan nasıl anlayacak? | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 13, 2022 7:24


Bu video 14/11/2016 tarihinde yayınlanan " YOLDA DÖKÜLENLER VE İNSANÎ DAVRANIŞLAR MANZUMESİ" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... İnsanın mahiyeti adeta ibadete ve ubudiyete göre programlanmıştır. Allah (celle celâluhu) insanı yaratırken, aslında onu insandan istediği şeyleri yerine getirebilecek şekilde bir anatomi ile, bir fizyolojik yapı ile örgülemiştir. Alexis Carrel'in “İnsan Bu Meçhul” kitabına baktığınız zaman da görürsünüz; o uzuvlar, o uzuvların fonksiyonları, mahiyet-i insaniye, öyle bir kurumla kurulmuş, öyle örgülenmiş bir danteladır ki!.. Bir yönüyle, insan ancak o ibadetle kendine göre bir şey yapmış olur; Allah karşısında, O'nun emirlerine göre tavır belirlemesiyle, mahiyetine saygılı davranmış olur. Çünkü özünde öyle olması gerekli olan şeyleri o haliyle dışa vuracak; Allah (celle celâluhu) ibadet etsin diye yaratmıştır onu. وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالإِنْسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونِ “Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyât Sûresi, 51/56) Melâike-i kiram'da cebr-i lutfî olarak vardır ubudiyet. Onlar, sizin yeme, içme, yatma ve beşerî başka mukteziyatı yerine getirme mevzuunda duyacağınız arzu ve ihtiyaca benzer şekilde Cenâb-ı Hakk'a karşı arz-ı ubudiyete ihtiyaç duyuyorlar. Hani o “müheymîn” var, onlar bir an gözlerini Allah'tan ayırmıyorlar. Bazı ehlullahın hayat sergüzeştlerinde, kendilerini anlatırken gördüm; “Bir an kendimi huzur-u risaletpenahîde görmesem, kalbim durur, ölürüm!” diyor adam. O ehlullahtan böyle diyen insanlar var. (İçinizde vardır herhalde böyle diyen. Başınızı sallamayın da.) “Bir ân, huzur-u risaletpenâhînin dışında kendimi görsem, ölürüm!” Demek ki sürekli bir “maiyyet-i nebeviyye” yaşıyor onlar. Bunu bilmeyen bir kısım teologların mülahazasına bakmayın. Onlar, kitaplara takılmış, fişlemiş, işlemiş; bir de fişleyip işledikleriyle başkalarını dişlemiş insanlar. Ben, kalbî ve ruhî hayata yükselmiş, cismâniyetten çıkmış, bedenin ağırlıklarını sırtından atmış, hayvaniyeti bırakmış, kalb ve ruhun derece-i hayatında seyahat eden insanlardan bahsediyorum. İmam-ı Rabbânî gibi, Hazreti Muhyiddin gibi, İsmail Hakkı Bursevî gibi, Şâh-ı Geylânî gibi, çok bayıldığım insanlardan bir tanesi Mustafa Bekrî es-Sıddîkî (Uşşâkîlerin Pîri ve o büyük insanlar arasında milimi milimine Ebu Hanife'yi takip edenlerden de biri) gibi… Evet, bunların ufkunu idrak edememiş, nazarînin mahpusu, surînin mahpusu, yetiştiği kültür ortamının mahpusu; o çerçevenin dışına çıkamayan zavallılar da var. Yemin etmiş gibi, kendi çevrelerinde, yetiştikleri muhitin kendilerine telkin ettiği şeyleri kırmızı çizgi kabul ederek, “Bizimki buraya kadar, daha ileriye bir adım atamayız!” zannedenler de var.

Caps Lock
Piyasada usta bırakmayacağız

Caps Lock

Play Episode Listen Later Sep 12, 2022 40:56


Yakın zamanda Migros'a satılan Paket Taxi'nin kurucu ortaklarından Raşit Emir Süer, şimdi de kullanıcıların aylık abonelik sistemiyle evlerine usta çağırabileceği O Bir Usta'yı kurdu. Swipeline Podcast'in 137. bölümünde Paket Taxi ve O Bir Usta'nın kurucu ortağı Raşit Emir Süer konuğumuz.

Medyascope.tv Podcast
Selim Kuneralp ve Senem Görür ile Kordiplomatik: Türkiye-Yunanistan gerilimi, Ukrayna'nın karşı taarruzu, Kraliçe Elizabeth'in ölümü

Medyascope.tv Podcast

Play Episode Listen Later Sep 12, 2022 49:30


Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilim giderek artıyor. Gerilim neden başladı? Erdoğan'ın “Bir gece ansızın gelebiliriz” tehdidine Miçotakis'in karşılığı ne oldu? İki NATO ülkesi arasında savaş çıkar mı? Rusya'nın Ukrayna'ya saldırıları 200 günü aştı. Bu süre zarfında “Ukrayna üç günde savaşı kaybeder” diyenler yanıldı. Özellikle son günlerde, tüm uzmanları şaşırtan bir şekilde Ukrayna ordusu ülkenin doğusunda gerçekleştirdiği karşı taarruzda üç bin kilometrekareden fazla alanı geri aldı. Savaşta son durum ne? Yeni bir dönüm noktası mı? İngiltere'nin en uzun tahtta kalan hükümdarı Kraliçe II. Elizabeth hayatını kaybetti. Kraliçe'nin cenazesi 19 Eylül'de düzenlenecek. 19 Eylül'e kadar gün gün neler olacak? Kraliçe'nin ölümünün ardından monarşi tartışmaları yeniden gündemde. Monarşi İngiltere'ye ne getirdi, ne götürdü? Kordiplomatik'te emekli büyükelçiler Selim Kuneralp ve Hakan Okçal ve Medyascope Dış Haberler Editörü Senem Görür yorumladı.

Hizmetten
Namaz, “namaz” olması lazım ki, kılan da “Müslüman” olsun | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 12, 2022 5:00


Bu video 20/11/2016 tarihinde yayınlanan " YOLDA DÖKÜLENLER VE İNSANÎ DAVRANIŞLAR MANZUMESİ" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... “Baş-ayak aynı yerde, öper alnı seccâde / İşte insanı kurbete taşıyan cadde.” Namazın içinde, namaza dalmanın ve adeta namazlaşmanın bazı rükünleri unutturmasına “kutsal nisyan” denir. Ha, kitaplarda böyle bir şey yok fakat Nebi'nin nisyanına “me'âlîye inhimakına bağlı olması” itibariyle, biz öyle diyoruz. 2-Mübarek nisyan/sehiv: Hazreti Ömer'in nisyanı gibi. O da oluyor. “Yâ Emire'l-mü'minîn, namazı şöyle kılacaktık ama böyle kıldırdınız!” diyorlar. “Falan yere asker sevk ediyordum.” diyor. Namazda i'lâ-i kelimetullah adına nisyan. 3-Nisyan-ı (/sehv-i) süfehâ: Bizim gibi ümmîlere (ama sizi katmayayım, nemelazım, belki sizler âlisiniz, Allah bilir; benim gibi ümmilere) gelince, bizim nisyanımız, “nisyân-ı süfehâ”dır. Dünyaya ait, mâsivâya ait şeyler kalbimizi alıp götürdüğünden dolayı, kararttığından dolayı, namazda, namaz dışı şeylere dalarız. Onun için namazda, namaz içi şeylere dalmak suretiyle insan bir şeyi unutuyorsa, o nisyana “kutsal nisyan” diyoruz. Başını secdeye koyduğu zaman, etraftakiler endişe ediyorlar, kaldırmıyor başını bir türlü. Antiparantez arz edeyim: Biri, camide imam ise, umum cemaate namaz kıldırıyorsa, orada Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا، وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyici olup sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz.” beyanına uygunluk içinde hareket etmesi lazım. Ama kendi kendinize namaz kılarken, her rüknü özene bezene, uzun uzun yapabilirsiniz. Öyle kılıyorlardı, namazlaşıyorlardı. Secdeye gittikleri zaman, etraftakiler “Acaba öldü mü?!” diyorlardı. İhtimal, yarım saat secdede duruyorlardı. Zannediyorum, böyle bir insan, o türlü cevher adalarına, mercan adalarına dalınca, diğer şeyleri de unutuyor orada. Bir yönüyle o deyişten o deyişe, o deyişten o deyişe, o deyişten o deyişe; bir musikişinasın “ney”i ile veya başka enstrümanı ile makamdan makama, makamdan makama, makamdan makama geçmesi ve kendisine bir zevk zemzemesi yaşatması gibi, o da kutsal bir zevk zemzemesi yaşıyor orada. Secdeye başını koyuyor, bir daha kaldırmak istemiyor başını. أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ فَهُوَ سَاجِدٌ Secde, Allah'a en yakın olduğun hal ise, niye o yakın hali bırakıyorsun ki?!. Amma yapacağın başka şeyler var; bir kere daha o yakınlık, bir kere daha o yakınlık, bir kere daha o yakınlık… “Hel min mezid!” (Daha Yok mu?) yolcusuna düşen şey, sürekli o yakınlığa ait argümanları kullanmaktır. أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ فَهُوَ سَاجِدٌ Başını bir daha koyuyor. Öyle bir “kıyam”laşma, öyle bir “rükû”laşma, öyle bir “kavme”leşme, öyle bir “secde”leşme, öyle bir “celse”leşme, öyle bir “tahiyyât”. O da Miraç'ta İnsanlığın İftihar Tablosu'nun, Cenâb-ı Hakk'a tazimât u tekrimâtını arz etmesi, Zat-ı Zü'l-celâlin de ona mukabelede bulunması, اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ demesi.. O'nun da, aldığı o selam ile orada bile ümmetini yâd etmesi. Bu mülahazalarla çok derin bir muhâvere ufkuna ulaşma namazda oluyor. Onun için “namazı iyi bil ki, o mü'minin miracıdır.” “Namaz, dinin direğidir, nurudur / Sefine-i dini (din gemisini) namaz yürütür / Cümle ibadetin, namaz piridir / Namazsız-niyazsız İslam olur mu?!” Ama namaz, “namaz” olması lazım ki, namaz kılan da “Müslüman” olsun.

Turkish Stories
Çalıkuşu / Reşat Nuri GÜNTEKİN / Turkish Stories C1

Turkish Stories

Play Episode Listen Later Sep 8, 2022 4:43


Çalıkuşu Feride, Anadolu'nun bir köyünde öğretmendir. Öğrencisi Munise, bir suç işlemiş, üvey annesinden korktuğu için, fırtınalı bir kış günü evden kaçmıştır. Köydeki herkes gibi Feride öğretmen de onun için endişe etmektedir. Okuyacağınız metinde Munise'nin Feride öğretmene sığınması anlatılmaktadır. Kapı açılır açılmaz içeriye karlı bir rüzgâr doldu, ihtiyar kadının elindeki mum birdenbire söndü. Karanlıkta kollarımın içine buz gibi donmuş, küçük bir vücut düştü. Hatice Hanım, tekrar mumunu yakmaya uğraşırken, ben onu göğsümde sıkıyor, hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Son kuvvetini tükettiği anlaşılan Munise, kollarımda baygın gibiydi. Yüzü mosmor, saçları dağılmış, elbisenin içine kadar dolmuştu. Çocuğu soyduktan sonra kendi yatağıma yatırdım. Hatice Hanım'ın mangalında ısıttığım fanila parçaları ile vücudunu ovuşturmaya başladım. Munise kendine gelir gelmez ilk sözü: “Bir parça ekmek!” diye yalvarmak oldu. Bereket versin biraz sütümüz vardı. Hatice Hanım'la sütü ısıttık ve kaşık kaşık çocuğa vermeye başladık. Dakikalar geçtikçe Munise'nin yüzü kızarmaya, gözlerine fer gelmeye başlıyordu. Kollarımda ara sıra içini çekiyor, kim bilir hangi acı ile için için ağlıyordu. Ah, şu çocuk gözlerindeki minnet! Dünyada, bir parça iyilik edebilmekten daha güzel bir şey olmuyor. Fırtına içerisinde eski bir gemi teknesi gibi sallanan bu sefil ve karanlık oda, ocağın kızıl akisleri içerisinde birdenbire öyle sevimli ve mutlu bir yuva olmuştu ki, biraz önce hayata gösterdiğim güvensizlik için kendi kendimden utanıyordum. Çocuk artık konuşmaya başlamıştı. Kolları koynumda, sarı saçları bileklerimden dökülerek gözlerime bakıyor, sorduğum sorulara ağır ağır cevaplar veriyordu: Dün akşam, üvey annesinden çok korkmuş, köyün öte ucundaki bir ambara kaçarak samanların arasına girmiş. Samanlar insanı yatak gibi sıcak tutuyormuş. Fakat bugün çok acıkmış. Dışarı çıkarsa tutup yine eve götüreceklerini biliyormuş. Onun için, çaresiz geceyi beklemiş. Zavallı çocuğun en büyük ümit yeri benmişim. Bütün gün “Hoca Hanım mutlaka bana ekmek verir.” diye kendini avutmuş. Biraz sonra çocuğun parlak gözlerine bir gölge düştüğünü, parlak neşesinin sönmeye başladığını fark ettim. Sormaya lüzum yoktu. Çünkü aynı korku bende de uyanmıştı. Yarın sabah Munise'yi yine eve göndermek gerekecekti. İçimde sönük bir ümit yok değildi. Çok güzel bulduğumuz için, hiçbir zaman elimize geçemeyecek sandığımız şeylere karşı duyulan o ümitsiz ümit. Munise'de neticesiz bir rüya uyandırmaktan korkar gibi yavaş bir sesle Hatice Hanım'a dedim ki: – Mademki bu kızı evlerinde istemiyorlar; acaba ben onu kendime evlat etmek istesem razı olurlar mı? Benim de kimsem yok. Vallahi bu çocuğa kendi evladım gibi bakarım. Acaba vermezler mi? Bu çılgın arzum, Hatice Hanım'ın dudaklarından çıkacak kelimeye bağlıymış gibi titreye titreye ellerimi uzatıyor, boynumu büküyordum. İhtiyar kadın, gözlerini ocağa dikmiş, düşünüyordu. Ağır ağır başını salladı: – Fena olmaz. Yarın muhtarla konuşalım. O “peki” derse babasını da razı ederiz. İyi olur, dedi. Ben, ömrümde bu kadar güzel bir ümit sözü işittiğimi bilmiyorum. Cevap vermeden Munise'yi göğsüme çektim. Çocuk, ellerimi öperek: “Anacığım, anacığım!” diye ağlamaya başladı. Ben bu satırları yazarken, Munise, yatağımda, sarı saçlarında ocağın mesut kızıllığı titreyerek uyuyor. Ara sıra derin derin içini çekiyor ve dolu dolu öksürüyor. Reşat Nuri GÜNTEKİN, Çalıkuşu, 1978 (Kısaltılmıştır.)

Banu Avar ile Yorum
9 EYLÜL İZMİR'İN KURTULUŞU! 100 yıl önce bugün!

Banu Avar ile Yorum

Play Episode Listen Later Sep 8, 2022 5:04


9 EYLÜL İZMİR'İN KURTULUŞU! 100 yıl önce bugün! 9 Eylül günü Türk tarihinde en özel günlerden biridir. Büyük Taarruz başlamış, hedef konmuştu. Hedef Akdeniz'di. O da İzmir demekti. Bir avuç arpa tayınla savaşan bir millet yedi düvele meydan okumuştu. Bugünkü cıvık siyaset ve belli bir kesimdeki yılışıklık düşünüldüğünde o dönemin asaleti daha açık ortaya çıkar! 9 eylül 1922 Kurtuluş Savaşı'na son noktanın konulduğu gündür… 9 Eylül asla unutulmamalıdır! Youtube'dan İzleyin: https://youtu.be/EXU0oegeir8

Kardelen
İnsanın eğilimleri ve onlar üzerindeki tasarrufları da iradenin varlığını gösterir [Risale-i Nur - 80 | 26. Söz - 10]

Kardelen

Play Episode Listen Later Sep 8, 2022 17:47


https://www.youtube.com/watch?v=h4rwwyqiI0c YİRMİ ALTINCI SÖZ İkinci Mebhas Eğer desen: Kader ile cüz-ü ihtiyarî nasıl tevfik edilebilir? Elcevap: Yedi vech ile. … ALTINCISI [Gayet müdakkik âlimlere mahsus bir hakikattir]: Cüz-ü ihtiyarînin üssü'l-esası olan meyelân, Maturidîce bir emr-i itibarîdir, abde verilebilir. Fakat Eş'arî ona mevcut nazarıyla baktığı için, abde vermemiş. Fakat o meyelândaki tasarruf, Eş'ariyece bir emr-i itibarîdir. Öyle ise o meyelân, o tasarruf, bir emr-i nisbîdir. Muhakkak bir vücud-u haricîsi yoktur. Emr-i itibarî ise, illet-i tâmme istemez ki, illet-i tâmme vücudu için lüzum ve zaruret ve vücub ortaya girip ihtiyarı ref' etsin. Belki o emr-i itibarînin illeti, bir rüçhâniyet derecesinde bir vaziyet alsa, o emr-i itibarî sübut bulabilir. Öyle ise, o anda onu terk edebilir. Kur'ân ona o anda diyebilir ki, "Şu şerdir, yapma." Evet, eğer abd, hâlık-ı ef'âli bulunsaydı ve icada iktidarı olsaydı, o vakit ihtiyarı ref olurdu. Çünkü ilm-i usul ve hikmette, مَالَمْ يَجِبْ لَمْ يُوجَدْ kaidesince mukarrerdir ki, "Bir şey vâcip olmazsa, vücuda gelmez." Yani, illet-i tâmme bulunacak; sonra vücuda gelebilir. İllet-i tâmme ise, malûlu, bizzarure ve bilvücub iktiza ediyor. O vakit ihtiyar kalmaz.

Kısa Dalga Podcast
BİR KENT KAHRAMANI: GÖKÇEK'İN CANINA OKUDUK

Kısa Dalga Podcast

Play Episode Listen Later Sep 8, 2022 32:22


Tezcan Karakuş Candan, bir kent kahramanı… Yıllardır Ankara Mimarlar Odası Başkanı olarak kente karşı işlenen suçların karşısında durdu. Birçok yıkımı engelledi, bazılarını engelleyemediyse de işlenen suçları kayıt altına aldı. En çok Melih Gökçek ile uğraştı. Ve sonunda İçişleri Bakanlığı hukuka aykırı bir işlemle Candan'ın Çankaya Belediyesi'ndeki memuriyetinden ihracına karar verdi. Kemal Göktaş, Candan ile Cumhuriyet'in başkent Ankara'da yaratmaya çalıştığı kent kültürünü, 1994'den beri siyasal İslamcıların belediyeyi yönettiği Ankara'da kent kültürüne karşı işlenen suçları ve memuriyetten ihraç kararını konuşuyor. “Melih Gökçek'in canına okuduk” diyen Candan “Bu süreç Melih Gökçek ile başladı” diye de ekliyor ve “Karar, iktidarın zulmünün ve hukuk tanımazlığının ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor ama meşruiyetini de yok ediyor. Dönüşümüz muhteşem olacak” diyor. Candan, “Ankara'da hem bir rant gelişimi hem de Cumhuriyet'le bir hesaplaşma yaşandı. Biz bununla mücadele ettiğimiz için hedef olduk. Rejim değişikliğine karşı erken uyarı görevi üstlendik” diyor ve bu yüzden hedef haline geldiklerini söylüyor. Podcast aynı zamanda Ankara'nın mimari tarihçesine de kısa bir tur yapıyor.

Hizmetten
Vay bugün hakkı çiğneyen zalimlerin ötedeki acıklı hallerine!.. | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 7, 2022 8:03


Bu video 04/12/2016 tarihinde yayınlanan " ÂHİRET YÖRÜNGELİ HAYAT" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Vay bugün hakkı çiğneyen, hukukun üzerinde raks eden zalimlerin ötedeki acıklı hallerine!.. Bir de öbür tarafta zâlimlerin, gaddarların, hattârların, hak-hukuk tanımayanların, adalet ve hukuk üzerinde raks/dans edenlerin, hakkı ayaklarının altına alıp çiğneyenlerin başlarına gelecekler var. Biraz evvel hak mevzuunun büyüklüğü ifade edildi: “Hâlık'ın nâ mütenâhi adı var, en başı Hak.” diyor Akif. Herhalde lafz-ı celâleden sonra; çünkü o, Cenâb-ı Hakk'ın zâtının ismi; öbürleri esmâ-i İlahiye. Esmâ-i İlahiye içinde de “Hakk”ın bir ağırlığı var; bütün hak-hukuk, ona dayanıyor: Bütün sübut meselesi, ona dayanıyor; vücud dediğiniz şey, ona dayanıyor; şuhûd dediğiniz şey, ona dayanıyor; zevk-i ruhânî dediğiniz şey, ona dayanıyor… Hak ismine dayanıyor. Onun için Âkif onu, esmâ-i İlahiyenin başına koyuyor: Hak. Hak, o kadar yüce olduğu halde, onu ayaklar altında çiğneyenlerin, ha varmış ha yokmuş gibi çiğneyenlerin öbür tarafa intikal eden hallerini, hakkı çiğneme hallerini, adaleti ayaklarının altına alma hallerini, millet ruhunu ayaklarının altına alma hallerini, orada onların karşısına çıkan şeylerle gördüğünüz zaman, yürekleriniz ezilecek, acıyacaksınız. Ne gibi acıyacaksınız? Size saldıracak bir kurt düşünün. Size saldıracaktı, yiyecekti; fakat ondan daha büyük bir panter veya -bağışlayın- bir ayı, bir aslan, bir kaplan saldırdı, onu parçaladı. Oysaki o sizi yiyecekti, yakaladığı zaman. Nasıl onun parçalanışını gördüğünüz zaman yüreğiniz sızlar, “Vay vahşi vay! Nasıl da parçalıyor?!.” dersiniz, belki inlersiniz. İnsanlığınızı yitirmemişseniz şayet, hâlâ içinizde şefkatin zerresi varsa şayet, ahsen-i takvîme mazhariyetin hususiyetlerini içinizde taşıyorsanız şayet, Allah'ı gösteren muallâ-mücellâ bir ayna olduğunuzun farkında iseniz şayet, sizi yemek isteyenin parçalandığı yerde bile, yüreğiniz sızlar, halk ifadesiyle “cızzz” eder yüreğiniz.

Medyascope.tv Podcast
Kılıçdaroğlu adaylığa “hazırım” dedi | HDP-İYİ Parti arasında “bakanlık” gerilimi

Medyascope.tv Podcast

Play Episode Listen Later Sep 6, 2022 39:32


Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bosna-Hersek, Sırbistan ve Hırvatistan ziyaretleri öncesi basın toplantısında konuştu. Yunanistan ile son dönemde artan gerginliğe dair ise “Bir gece ansızın gelebiliriz” açıklamasında bulundu. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu bugün Giresun'daydı. Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) tatile girmesinin ardından farklı illerde gerçekleştirilen grup toplantısını bugün Giresun'da yaptı. Çin'in Siçuan eyaletinde 6,6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Yetkililer, deprem sonucunda en az 65 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Gökçe Çiçek Kösedağı'nın sunduğu “Güne Bakış”ta, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç ile muhalefet ve HDP arasındaki tartışmaları, Medyascope yorumcusu ve siyasetbilimci Edgar Şar ile Kılıçdaroğlu'nun adaylık tartışmalarını konuştuk. Editör: Egemen Gök