Dish from Southeast Europe
POPULARITY
Enerji ve teknoloji alanlarında iş yönetimi danışmanlığı faaliyetlerinde bulunan, multidisipliner kamu politikaları üreten Glocal Grup Danışmanlık'ın sunduğu Varsayılan Ekonomi'de Dr. Enes Özkan ve Eser Özdil, Türkiye'nin son dönemde yaptığı enerji anlaşmalarını, TPAO ve BOTAŞ'ın bu anlaşmalardaki rolünü, anlaşmaların dış politika ve makroekonomi açısından önemini değerlendiriyor.https://groupglocal.com/contact/ #reklam #işbirliği00:00 Giriş00:35 Elektrik fiyatı 0'a düşer mi?04:00 Santraller elektriği neden saatlik bazda ücretlendiriyor?06:20 Santraller ürettiği elektriği mutlaka satmak zorunda mı; depolamanın önündeki engeller ve çözümler12:40 Türkiye'nin enerji üretiminin kaynak dağılımının aylara/mevsimlere göre değişimi17:30 Türkiye'de Medya ve Siyasi Finansmanı raporumuza dair18:50 TPAO'nun 106 milyar dolarlık uzun süreli LNG anlaşmaları bize ne söylüyor?35:00 Cevap: İran'dan Rusya'dan LNG almayıp ABD'den alınca "çeşitlilik" mi oluyor?43:10 Bir zihin jimnastiği olarak: BOTAŞ bu ay/yıl ne kadar zarar etti45:50 TPAO'nun son anlaşmaları onu lokal bir aktörlükten çıkarıp global aktör yapamazD84 ve Şeffaflık Derneği işbirliğinde hazırlanan “Güç Hatları: Türkiye'de Medya ve Siyasi Finansmanı İzlemek” projesi kapsamında, Prof. Dr. Burak Bilgehan Özpek'in hazırladığı “Türkiye'de Basın Özgürlüğü ve Medya'nın Finansmanı” raporuna aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:https://daktilo1984.com/wp-content/uploads/2026/02/turkiyedebasinozgurluguvemedyaninfinansmani.pdfAyrıcalıklardan yararlanmak için bu kanala KATILın (IOS kullanan takipçilerimiz de artık kolayca KATILabilirler):https://www.youtube.com/channel/UCWyDy24AfZX8ZoHFjm6sJkg/joinBizi Patreon'dan Destekleyin
Kemal Can, 5 Soru 10 Cevap programında “olağanüstü zamanlar” tartışmasını ele alıyor. Dünyada ve Türkiye'de olağanüstülüğün nasıl kalıcı hale geldiğini, iktidarların kriz söylemini nasıl bir yönetim aracına dönüştürdüğünü ve bunun muhalefet ile toplum üzerindeki etkilerini analiz ediyor. Kemal Can, Akın Gürlek'in Adalet Bakanlığı'na atanması sonrası yükselen “daha zor günler” tartışması, rejim ve hukuk devleti meselesi, küresel sistem krizi, Münih Güvenlik Konferansı ve savaş ihtimalleri üzerinden değerlendiriyor. Kemal Can'a göre gerçek mesele, olağanüstü duruma karşı niteliksel olarak farklı ve güçlü bir demokratik yanıt üretmek. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
#beşerimünasebetler Avustralya'da suçlu ya da suç işleme olasılığı yüksek çocuk ve genç çetelere ilişkin rapordan çarpıcı sonuçlar! Risk altındaki ‘kırılgan' çocuk ve gençler nasıl kurtarılır? Cevap: İhtiyaçları fark edilerek ve karşılanarak! Nezih Orhon anlatıyor. NEDEN BEŞERİ MÜNASEBETLER? Emoji, yalan, aile, hız, önyargı, rüyalar, öfke, yalnızlık, kıskançlık, denge, arkadaşlık, oyun, yavaşlama, üslup, hayal, uyanamamak... Sosyalleşme, sosyal medya, yüz yüze iletişim, doğada vakit geçirmek, hayvan beslemek, hobi, egzersiz... Prof.Dr. Nezih Orhon'un araştırmalar ve uzman görüşleriyle hazırladığı her bölüm bir iletişim dersi. Kaçıranlar ve tekrar dinlemek isteyenler için ses kayıtları www.ntvradyo.com.tr adresinde ve #podcast platformlarında #ntvradyo #iletişiminbilimi #biliminiletişimi
Türkiye'de siyasi transferler neden hiç gündemden düşmüyor? 5 Soru 10 Cevap programında Kemal Can, siyasetin nasıl bir yatırım aracına dönüştüğünü, transferlerin neden normalleştiğini ve ideolojik çizgilerin neden flulaştığını analiz ediyor. CHP'nin transfer siyaseti, sağ siyasetteki tarihsel hareketlilik ve ittifak mecburiyeti ele alınırken; Mesut Özarslan, Mehmet Ali Çelebi, Özlem Çerçioğlu, Hasan Ufuk Çakır ve Özlem Vural gibi isimler üzerinden Türkiye siyasetindeki transferlerin kime ne kazandırdığı somut örneklerle tartışılıyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Suriye'deki gelişmelere dair açıklamaları, Türkiye'de yürüyen sürecin yönüne ilişkin kritik sinyaller veriyor. 5 Soru 10 Cevap'ın bu bölümünde Kemal Can, Bahçeli'nin “Öcalan, Ahmetler, Demirtaş” vurgusunun ne anlama geldiğini ele alıyor. Suriye'de oluşan yeni denklemin Türkiye siyasetine nasıl taşındığını, SDG ve mutabakat tartışmalarıyla birlikte Erdoğan–Bahçeli hattındaki rol paylaşımı üzerinden değerlendiriyor. Programda ayrıca Kemal Can, CHP'nin karşı karşıya kaldığı siyasal abluka, çözüm süreci, Kürt meselesi ve iktidar–muhalefet dengeleri ekseninde konuşuyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Kemal Can, 5 Soru 10 Cevap programında Trump merkezli dünya gündeminin Türkiye'ye yansımaları, Suriye üzerinden iç politikaya taşınan krizler, “süreç” tartışmaları, Erdoğan'ın siyasal stratejisi, muhalefetin neden iktidarı sıkıştıramadığı ve erken seçim meselesini değerlendiriyor. Kemal Can'a göre, ekonomi, dava süreçleri, muhalefet blokunun dağınıklığı ve karar vericinin tekleşmesi, 2026'nın “bekleme ve baskı” yılı olacağını gösteriyor. Anketlerde erken seçim talebi yüksek olsa da bu talebin neden siyasal baskıya dönüşemediği detaylı biçimde ele alıyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Büyük Sorular'ın bu bölümünde Sinan Canan'la “anti hedefler” kavramını, fazlalıkları hayatımızdan çıkarmanın neden gerçek başarı için bu kadar kritik olduğunu ve sadeleşmenin zihnimizi nasıl özgürleştirdiğini konuşuyoruz. Seçenek çokluğunun bizi nasıl felç ettiğinden, “yapmayacaklar listesi”nin hayat stratejisi olarak kullanılmasına kadar uzanan bir sohbet bu.Bu kapsamlı sohbette; insanın yokluklar devri için tasarlanmış bir canlı olup bugün çokluklar çağında yaşamasının yarattığı zihinsel yükten, karar verirken seçenek azaltmanın nörobilimsel temelinden, sadelik ile basitlik arasındaki kritik farktan, “otantik hedef” kavramına ve başarıyı başkalarının dayattığı kalıplardan kurtarıp kendi iç pusulamıza göre tanımlamaya kadar birçok konuya değiniyoruz. Sinan Canan, kendi hayatından örneklerle minimal donanımla seyahat etmekten askerlikte yaşadığı sade düzen deneyimine, oradan da yeni kitabı İnsanın Manevi Ayarları'na uzanan bir çerçevede “azaltma” ilkesini anlatıyor.
5 Soru 10 Cevap'ta Kemal Can, Suriye'de sahada yaşanan hızlı değişimi, SDG'nin tasfiye eşiğine sürüklenmesini, Şam-Ankara hattında şekillenen yeni dengeyi ve ABD'nin perde arkasındaki belirleyici rolünü yorumluyor. “Böl, parçala, yönet” anlayışının neden artık işlemediğini, Kürt siyaseti içindeki kırılmaları, Türkiye'nin süreci nasıl araçsallaştırdığını ve “tarihi fırsat” söylemi etrafında kimin neyi kaçırdığını adım adım analiz ediyor. Sahadaki gelişmeler mi belirleyici oldu, yoksa kararlar çoktan mı alınmıştı? Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Büyük Sorular'ın bu bölümünde Sinan Canan'la insanın neden korktuğunu, korkunun beynimizde nasıl çalıştığını ve bu duyguyla sağlıklı bir ilişki kurmanın yollarını konuşuyoruz. Korkunun hayatta kalmamız için neden vazgeçilmez olduğunu ve onsuz bir yaşamın gerçekten mümkün olup olmadığını masaya yatırıyoruz.Ayrıca Andrew Huberman'ın ortaya koyduğu “cesaret devresi”nden yola çıkarak; talamus, amigdala ve ön beyin arasındaki o kritik karar anını, korkunun beyni nasıl iki farklı yola sokabildiğini ve küçük cesaret antrenmanlarının zamanla karakterimizi nasıl dönüştürebildiğini konuşuyoruz. Korku filmleri, roller coaster'lar ve “parayla psikoz satın almak” dediğimiz eğlence biçimlerinin aslında duygularımızı nasıl eğittiğini de sinirbilim perspektifinden ele alıyoruz.
Venezuela, İran ve Suriye'de yaşananlar “Yanlışlardan birini seçmek zorunda mıyız?” sorusunu gündeme getirdi. Kemal Can, 5 Soru 10 Cevap'ta Venezuela krizi, İran protestoları, Suriye-Halep gerilimi ve Trump'ın iktidar tarzını; barış, adalet ve taraflaşma tartışmalarıyla ele alıyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Rotring mürekkebiyle göbeğine isim yazmaktan Fenerbahçe aşkına, arabesk kültürden ergen ruha kadar uzanan bu sohbette; hem kişisel aşk hikâyelerini, hem de aşkın toplumla, kültürle ve üretimle ilişkisini didikliyoruz. Aşkın insana neler yaptırdığını, ruhu nasıl büyüttüğünü ve bazen neden kaldıramadığımızı Emrah Ablak'ın mizahi ama bir o kadar da acıtıcı gözlemleriyle dinliyoruz.Bu bölümde, uhrevi aşk ile dünyevi aşkın farkını, “Tanrı sevgisi”ne giden yolun neden önce insana tutulmaktan geçtiğini, futbol ve takım tutkusunun, tribün kültürünün bile aslında nasıl paketlenmiş bir “ergen ruh” hâli olabildiğini konuşuyoruz. Aşkın bazen benzine, bazen deliliğe, bazen de iyi bir çizgiye dönüşmesini masaya yatırıyoruz.
Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap yeniden başlıyor. Bir süre verilen aranın ardından programa geri dönen Kemal Can, ilk bölümde Venezuela'da yaşanan son gelişmeleri ele alıyor. Venezuela'da yaşananlar ne anlama geliyor? Nicolas Maduro üzerinden yürüyen tartışmalar, ABD müdahalesi iddiaları, petrol, emperyalizm ve küresel güç dengeleri bu bölümde kapsamlı biçimde değerlendiriliyor. Venezuela krizi yalnızca Latin Amerika'yı değil; Orta Doğu'dan Türkiye'ye, Suriye'den İran'a kadar uzanan geniş bir jeopolitik hattı etkiliyor. Kuralsızlık mı, yoksa yeni bir küresel düzen mi inşa ediliyor? Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Büyük Sorular'ın bu bölümünde Sinan Canan'la yapay zeka ve tanrı tasavvuru arasındaki ilişkiyi, insanın güç ve irade arayışını ve “her şeyi bilen” bir varlık yaratma dürtümüzü konuşuyoruz. Yapay zekayı sadece teknik bir araç değil, modern çağın “dijital âlimi” ve otorite figürü olarak görme eğilimimizi masaya yatırıyoruz.Yapay zekaya tapınan tarikatların ortaya çıkma ihtimalinden, otoriteyi güce devretme alışkanlığımıza; Asimov'un robot yasalarından, insanlığın ortak değer üretememesinin yapay zeka etiğine etkisine kadar pek çok çarpıcı örnek üzerinden ilerliyoruz. Hayatın anlamını teknolojiden “hazır almak” ile kendi anlamını kendin inşa etmek arasındaki farkı da bu bölümde ele alıyoruz.
Açılışı, “Biz de ‘Bibi'ye saygı duyuyor muyuz” sorusuyla yapalım. Cevap vermeye tenezzül etmeyelim. Ama Trump için önemine bakalım…
Ahkam'ın bu bölümünde Emrah Ablak ile yetişkinlik, sorumluluk ve hayatla kurduğumuz ilişkiyi konuşuyoruz: Yetişkin olmak nedir, insan ne zaman gerçekten “büyüdüğünü” anlar?Çocukluk coşkusunu kaybetmeden yaşamak mümkün mü? Rutine kapılmadan farkındalığı nasıl koruruz? Genç kalmak bir yaş meselesi mi, yoksa dünyayla kurulan bağın biçimi mi? Emrah Ablak, kendi hayat tecrübelerinden yola çıkarak üretmek, sorumluluk almak ve toplumla ilişki kurmak üzerine samimi bir muhasebe yapıyor.Bu derin sohbette; askerlikte yaşanan unutulmaz bir anıdan güç ve aidiyet hissine, karikatürist olmanın getirdiği ergenlik–yetişkinlik geriliminden, idealize edilen baba figürüne ve “toplum için bir şey yapma” fikrine kadar pek çok konuya dokunuyoruz. Gençlere iş üretmenin ne anlama geldiğini, zamanla değişen öncelikleri ve üretimin neden bir meslekten fazlası olduğunu konuşuyoruz.Emrah Ablak'ın içten anlatımıyla; yetişkinliğin konfor değil sorumluluk, gençliğin ise bir ruh hali olduğunu yeniden düşünmek isteyenler için güçlü bir bölüm.
Büyük Sorular'in bu bölümünde Sinan Canan'la homeschooling yani evde eğitim konusunu masaya yatırıyor; okulun ne işe yaradığını, evin ne zaman “daha iyi” olduğunu ve çocuğun nasıl öğrendiğini konuşuyoruz.Bir yandan da özdisiplinin; içsel motivasyon, rutin ve rol modelle kurulduğunu konuşuyor; malumat obezliği, otomatik pilotta yaşam, ters yüz sınıf (flipped classroom) gibi kavramlar üzerinden eğitimin geleceğine bakıyoruz. Türkiye'de homeschooling'in hukuki zemini, regülasyon ihtiyacı ve sosyoekonomik eşitsizlikler de bölümün en kritik başlıklarından.
Ahkam'ın bu bölümünde Emrah Ablak'la çizginin peşine düşüyoruz: Bir çocuğun sık sık taşındığı şantiye hayatından, yalnızlığını kalemle eğlendiren bir karikatüriste dönüşme hikâyesini dinliyoruz. King Kong'lu bir dergi sayfasından, yasak odadaki tavan boyu çizgi roman arşivine uzanan o “kadersel” yolu adım adım konuşuyoruz.Emrah abi, tarama ucuyla şöhler kağıt arasında geçen ömrünü, neden hâlâ tablete tam olarak geçmediğini, iyi çizmek ile iyi anlatmak arasındaki farkı ve kendi kuşağının sokakta büyüyen karikatürist tavrını anlatıyor. Çizginin “hain” yanını, bırakınca nasıl elinin unuttuğunu, sürekli pratik yapmanın Karate Kid'le yarışacak kadar sıkı bir disiplin olduğunu örneklerle açıyoruz.Bir yandan da Bora ile beraber yaptıkları çizgi roman denemelerini, TÜBİTAK'la özdeşleşen Saklı Düşman serisini, ekonomik nedenlerle yarım kalan projeleri ve bir gün çizmek istediği Çanakkale hikâyesini konuşuyoruz. Çocuklara çizgi öğreten son karikatüristlerden biri olmanın ağırlığını, yeni neslin çok meslekli geleceğini ve yapay zekâ çağında “geleneksel” kalemin hâlâ neden cazip olduğunu tartışıyoruz.
2025 yılı kapanıyor. Kürsülerden şatafatlı sözlerle “Aile Yılı” ilan edilen 2025 yılı… Sermayenin istibdadı bu kapsamda aileyi güçlendirmekten, nüfus artış hızını desteklemek için doğum teşviklerinden, sosyal ve ekonomik desteklerden bahsetti. Sözde kadınların sorunlarını gözeten politikalar izliyormuş gibi kendisini göstermeye çalıştı. Ama yılı kapatırken “Aile Yılı”nın gösterdiği gerçekler başka: Emekçi kadınlar için artan yoksulluk, fabrikada emeğinin daha değersiz hale gelmesi, evdeki emeğinin daha görünmez olması, bakım yükünün katlanması, şiddete maruz kalan ve kadın cinayetlerinde yaşamını yitiren kadınlar…İktidarın sözcüleri yine işlerini yaptılar tabii. “1,5 milyon kadını istihdama kazandırdık” diyorlar. Evet, 1,5 milyon kadın “Aile Yılı”nda emekçi ailesi açlıkla terbiye edildiği için, geçinemediği için işgücüne katıldı. Esas soru ise şu: Bu 1,5 milyon kadın ne tür işlerde, hangi şartlarda istihdam edildi? Cevap belli: düşük ücretlerle, güvencesiz, yarı zamanlı, esneklik adı altında kuralsızlığın hâkim olduğu işlerde.Tüm bunlar ortadayken kadın emeğine yönelik saldırının bir cephesi de metal işkolunun en büyük toplu iş sözleşmesi masası oldu. Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS), yaklaşık 150 bin işçiyi kapsayan grup TİS görüşmelerinde kadın işçilerin günlük bir buçuk saatlik süt iznini birleştirerek haftada bir tam gün izin kullanmasını sağlayan maddenin sözleşmeden çıkarılmasını talep etti. Sözleşmeye bir gün refakatçi izni eklenmesi talebini reddetti. İşyerinde şiddet ve tacizi önlemek için Uluslararası Çalışma Örgütü ILO'nun bu konuda temel bir çerçeve sunan 190 sayılı sözleşmesinin referans alınması talebini de yine MESS kabul etmedi. Kim bu MESS fabrikaları? Arçelik'ler Ford'lar, Mercedes'ler, Bosch'lar… Yıllardır 8 Mart'larda pembe kurdelelerle, sosyal medya iletişimleriyle, “HeForShe gönüllüsüyüz”, “cam tavanları birlikte kırıyoruz”, “kadına yönelik şiddete sıfır tolerans” kampanyalarıyla ortalıkta poz kesiyorlar. Bazıları kendini kaptırıp 8 Mart'ı, Dünya Emekçi Kadınlar Günü diye kutlamaya bile kalkıyor. Yılda bir gün fabrikalara, işyerlerine mor balon asıp, çalışan kadınlara çiçek dağıtıp sosyal medyada cinsiyet eşitliği dersi verenlerle bugün süt iznine göz dikenler aynı şirketler! “Şiddete sıfır tolerans” diye boy boy reklam yapanlar, otellerin konferans salonlarında konuşmalar yapanlarla ILO 190'ı reddedenler aynı şirketler! Kadın mühendisliği teşvik ediyoruz diye afişler bastırıp, “İşin cinsiyeti yok, kadınların yapamayacağı iş yok!” diye reklam filmi çekenlerle hafif işlerde çalışabilir raporu alan işçi patronun önerdiği işi kabul etmezse ihbar tazminatını vermeden kapının önüne koyabileyim isteyen aynı patronlar! Ama bu tutarsızlık değil, ikiyüzlülük değil, bu MESS düzeninin ta kendisi, sermayenin çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan kapitalist sistemin gerçeği. Sorun kadınların ilerlemesinin önünde görünmez cam tavanlar değil, patronların işçilerin haklarını gasbetmeye yönelik dayatmaları. Sorun eşitlik maskelerinin ardında kadın erkek ayırt etmeksizin bütün işçileri aşağıda gören, hor gören erkek egemen kapitalist düzen.
UMUTSUZLUK BİR KADER MİDİR? Hayır. Grigori Petrov'un efsanevi eseri Beyaz Zambaklar Ülkesinde, bir bataklığın nasıl cennete dönüştüğünü kanıtlıyor. Bu bölümde, Atatürk'ün de başucu kitabı olan, imkansızı başarma sanatının ve kendi hayatınızdaki bataklığı kurutmanın 100 yıllık formülünü açıklıyoruz. Finlandiya'nın soğuk ve karanlık coğrafyasında Johan Wilhelm Snellman'ın yaktığı o ateş, sadece bir tarih dersi değil; bugün sizin için bir uyanış çağrısıdır. Kılıçların yapamadığını kalemlerin nasıl yaptığını, bir halk doktorunun cenazesinde çiçek yerine neden insan seli olduğunu dinleyeceksiniz.Bu hikaye size şunu soruyor: Sizin mazeretiniz ne?Eğer bir ulus küllerinden doğabiliyorsa, siz de kendi hayatınızı değiştirebilirsiniz. ABONE OLMAYI UNUTMAYIN! Dinlediğiniz için teşekkürler!Support the show İnstagram
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre 2024 yılında hastanelere toplam 660 milyon başvuru olmuş. Özel hastanelere başvuru sayısı ise yaklaşık 66 milyon (toplam hastane başvurularının %10'u). OHSAD (Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği), Eylül ayında bu istatistikleri işaret ederek “Özel hastanelere GSS başvuruları dibe vurdu” başlığıyla bir açıklama yayınladı. Oysa özel hastanelere başvurular ne dibe vurdu ne de özel hastanelerin sağlık sistemi içindeki ayrıcalıklı konumları değişti. Türkiye'de özel hastaneler Cumhuriyetin ilk yıllarından beri vardı. Ancak sağlık sisteminin ana aktörü haline gelmeleri AKP iktidarının 2003'te başlattığı “Sağlıkta Dönüşüm Programı - SDP” sonrasında oldu. İlk önce, sevk işlemi yapılmadan özel hastanelere başvurunun önü açıldı. Daha sonra (2006-2008) SGK'nın özel hastanelerden hizmet satın alması uygulaması başladı. Artık vatandaşlar “fark ücreti/ilave ücret” ödeyerek istedikleri özel hastaneye başvurabilecekti. Bu gelişmelerle beraber özel hastane başvurularında patlamalı bir yükseliş yaşandı. SDP'nin başladığı yıllarda özel hastanelere başvuru sayısı yaklaşık 5 milyonken (toplam hastane başvurularının %4'ü), 2009 yılına gelindiğinde bu sayı 60 milyona (toplam hastane başvurularının %26,4'ü) ulaşmıştı. Daha sonra başvuru sayısı 2015 yılında (90 milyon) tavan yaptıktan sonra azalışa geçerek 2024 yılında 66 milyon oldu. OHSAD patronlarının ağlamasının esas sebebi başka. Onlar başvuru sayısı azalırken kârlarından zarar etmek istemiyorlar. SGK'dan aldıkları pastanın artırılmasını istiyorlar. Oysa zaten özel hastanelere başvuran hasta sayısında ve oranında azalma olmasına rağmen SGK'nın özel hastanelere yaptığı birim ödeme yıldan yıla artıyor. 2012'den 2024'e gelene kadar özel hastanelere hasta başına ödenen tutar yaklaşık 9,5 kat artarken, devlet hastanelerine kıyasla yaklaşık 2 kat artmış. 2024 yılında SGK özel hastanelere, devlet hastanelerine göre hasta başına 3 kat daha fazla ödeme yapmış.Özel hastaneler, yasaya göre SGK'nın ödediği ücretin en fazla %200 kadarını “ilave ücret” olarak alma hakkına sahip. Bu da branşına göre değişmekle beraber yaklaşık 250-350 lira kadar ek bir ücret anlamına geliyor. Buradan soruyoruz: Herhangi bir özel hastaneye başvurunuzda talep edilen ücretler bu mu? OHSAD açıklamasında bu itiraf ediliyor: “Ya yaşamak, hayatta kalmak için vatandaştan alacaksınız, kural ihlal edeceksiniz, ya da kapanacaksınız.” Hem SGK'dan aslan payını al hem de vatandaştan kopar koparabildiğini.Ekonomik kriz koşullarında özel hastane faturalarını işçilerin ve emekçi halkın ödemesi imkânsız hâle geldi. Bu nedenle hastane başvuruları, kamuya kaydı. Ancak kaynaklar kamuya aktarılması gerekirken özel hastane patronlarına akmaya devam ediyor. Özel hastanelerin varlığı, kamu sağlık hizmetlerinin nitelikli şekilde verilmesine engel olmakta, işçilerin ve emekçi halkın sağlığına zarar vermekte. Nitelikli, ücretsiz, eşit-ulaşılabilir, devlet eliyle planlanan sağlık hizmetinin önünde engel olan özel hastanelerden SGK'nın hizmet satın alması derhal durdurulmalıdır! Özel hastanelerdeki “ilave ücret” soygununa göz yumulmasına son verilmeli, denetimler artırılmalı, cezalar caydırıcı hale getirilmelidir! Konkordato/iflas ilan eden özel hastaneler kamulaştırılmalı, buralarda çalışan sağlık emekçilerine kamuda istihdam hakkı tanınmalıdır! Kaynakların tamamı kamu sağlık hizmetinin yararına kullanılmalıdır!
Ahkam'ın bu bölümünde Emrah Ablak ile filmler, kitaplar ve hikâye anlatıcılığı üzerinden “etki”yi tartışıyoruz: Bir eser hayatımızı gerçekten değiştirir mi, yoksa sadece iyi bir şov mu izleriz?Emrah Ablak'ın keskin gözlemleri ve anlatıcılığıyla; bağlanma arzusu, etkilenme psikolojisi, okuma-izleme ritüelleri ve “seçici maruziyet” üzerine düşünürken, eğlence ile manipülasyon arasındaki ince çizgiyi yokluyoruz.
Kıvılcım'la yarida kesilen sohbetimizin ikinci kısmı:* Cevap bulmak zor demiyorum. Yanlış soruları sorduğun için, bulduğun hiçbir cevap—esas bunu besleyen mekanizmayı sorgulamadığın için—sana hiçbir zaman “Evet, bunun cevabı şudur”a gelmeyecek sonuçta. Keyifli dinlemeler.[Kayıt tarihi: 8 Temmuz 2025]Güncellemelerden haberdar olmak ve daha fazlası (bölüm notları, soru ve yorumlarınız) için: tersaci.substack.com Twitter: @trscbrs @kivilgym This is a public episode. If you'd like to discuss this with other subscribers or get access to bonus episodes, visit tersaci.substack.com/subscribe
Ahkam'ın bu özel bölümünde Emrah Ablak'la Cumhuriyet'in bireylerin hayatını nasıl dönüştürdüğünü konuşuyoruz: Kars'a yerleştirilen Karapapakların hikâyesinden, “Emrah”ın bir meslek adı oluşuna; fener alaylarının ışığından, liyakatle kurulan bir hayatın taşlarına kadar…Bu sohbette; kimlik ve aidiyet, yurttaşlık kültürü, TRT'nin 70'ler kamu spotlarından bugüne toplumsal alışkanlıklar, spor kulüplerinin işçi sınıfı kökleri, liyakat tartışmaları ve Ulu Önder Atatürk'e duyulan minnet duygusu bir araya geliyor.
Mısırlı alim Şa'ravi (r.âleyh) şöyle der: “Ben San Francisco'da iken bir müsteşrik bana sordu: “Sizin Kur'anınızda bulunan şeylerin tamamı doğru mu?” Cevap verdim: “Kesinlikle evet.” Tekrar sordu: “O halde Allâh niçin kâfirlerin müminlere galip gelmesine imkân veriyor?” Hâlbuki Kur'an diyor ki: “Allâh kâfirlerin mü'minlere galip gelmesine asla imkân vermez.” (Nisa s. 141) Dedim ki: “Çünkü bizler müslümanız, mü'min değiliz, ondan.” “Mü'minlerle Müslümanlar arasındaki fark nedir?” Şeyh Şa'ravi (r.âleyh) şöyle cevap verdi: “Günümüzde müslümanlar namaz, zekât, hac ve Ramazan orucu gibi İslâm'ın ibâdet cinsinden bütün sembollerini yerine getiriyorlar, fakat onlar tam bir sıkıntı ve yokluk içindedirler!”“İlmi, iktisadi, sosyal ve askeri sıkıntılar vs. bu yokluk ve sıkıntıların sebebi nedir? “Kuran'da geçen bir ayette şöyle denilir: “Göçebe Araplar biz iman ettik, diyorlar. Onlara de ki: Siz iman etmediniz. Fakat Müslüman olduk, deyin. Çünkü iman henüz kalplerinize girmedi.” (Hucurat s. 14) Bana sordu: “O halde onlar niçin sıkıntı ve yokluk içindedirler?” “Bunu Kur'an-ı Kerim açıklıyor. Çünkü müslümanlar mü'minler merhalesine yükselemediler.” “O halde müminler kimlerdir?” “Buna da Kur'an-ı Kerim şöyle cevap veriyor: Onlar: “Günâhlarından uzaklaşan tövbekârlar, ibâdetlerine devam eden âbidler, Allâh'a hamd edenler, lezzetlerden uzaklaşarak oruç tutan zahitler, rükû ve secdeleriyle Râblerine boyun eğenler, iyiliği emredip, kötülüğü engelleyenler ve Allâh'ın belirlediği sınırları aşmayanlardır.” (Tevbe s. 112) Yani Allâh (c.c.) zaferi galibiyeti, hâkimiyeti ve yüksek bir durumda bulunmayı müminlere vaat etmiştir, Müslümanlara değil.”(mevlanatakvimi.com)
Kilo verme döngülerinin ardındaki biyoloji, diyet kültürünün görünmeyen etkileri ve yeme bozukluğundan iyileşmenin gerçek belirtileri üzerine sıcak bir sohbet.
Bu bölümde sıkça sorulan üç konuyu ele alıyoruz:Yeme bozukluğundan iyileştikten sonra kilo vermek mümkün mü?Food noise nedir, zihindeki yemek gürültüsü nasıl azalır?Chew and spit (çiğneyip tükürme) davranışı neden olur ve nasıl geçer?Bir yeme bozukluğu koçu olarak bu üç soruyu yargısız, şefkatli ve gerçekçi bir şekilde cevaplıyorum.Bedenle barışmak, yemekle güven ilişkisini yeniden kurmak ve içsel gürültüyü susturmak üzerine samimi bir sohbet bu.
Avustralya ve İsrail arasında yaşanan son diplomatik kriz, iki ülke arasındaki 76 yıllık ilişkiyi tehlikeye soktu.
Büyük Sorular'ın bu bölümünde Sinan Canan'la insanın toplumsal doğasını ve “yalnızlık” meselesini konuşuyoruz: İnsan gerçekten topluma muhtaç mı?Yalnızlık ile bir başınalık arasındaki fark nedir? Kalabalıklar içinde hissedilen yalnızlık, biyolojimizi ve psikolojimizi nasıl etkiler? Modern çağın sanal bağlantıları, gerçek sosyal ilişkilerin yerini tutabilir mi?Bu derin sohbette; insanın sosyal bağlara neden biyolojik olarak ihtiyaç duyduğundan, toplulukların özgürlükle ilişkisine; bireysellik ile toplumsallık arasında sağlıklı denge kurmanın yollarından, dijital çağda dostluk ve aidiyetin nasıl değiştiğine kadar pek çok konuyu ele alıyoruz.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde birbirimizin genel kültürünü test ediyoruz! Farklı konulardan sorular soruyor, üç ipucu ile doğru cevabı tahmin etmeye çalışıyoruz. Siz de dinlerken ipuçlarını takip edin, cevaplarınızı bizimle karşılaştırın. Bakalım kaç soruyu bizden önce bulabileceksiniz?
Bu bölümde; gündüz ve gece haritalarının farklarından, astrolojide gezegenlerin nasıl çalıştığına, mitolojiyle olan bağlantılarından cazimi kavramına kadar birçok konuya değiniyoruz. Güneşin “yaratıcı enerjisi”nden Ay'ın kaderimize etkisine, yükselen burcun motivasyonlarımıza nasıl yön verdiğine dair kapsamlı bir sohbet sizleri bekliyor.Tuğba Karadayı'nın detaylı ve akıcı anlatımıyla, astrolojiyi sadece burç yorumlarından ibaret sananlara yepyeni bir pencere açıyoruz. Hem bilgi hem farkındalık arayanlar için kaçırılmaması gereken bir bölüm.
Tuğba Karadayı'nın açık, anlaşılır ve eğlenceli anlatımıyla; astrolojinin kadim bilgeliğini modern hayatla buluşturuyoruz. Doğum haritasının bir kader değil, potansiyel haritası olduğunu, gökyüzünün bize verdiği oyun hamuruyla neler yaratabileceğimizi konuşuyoruz.
Ev serisinin bu bölümünde Tuğba Karadayı ile astrolojiye giriş yapıyoruz: Astroloji bir bilim midir, yoksa sembolik bir yorum sanatı mı?Gezegenler hayatımızı nasıl etkiler? Yükselen burç neyi belirler? Ev sistemleri neyi temsil eder? Astrolojinin tarihsel kökleri nerelere uzanır? Göbeklitepe'den modern psikolojiyle iç içe geçmiş sembol diline kadar uzanan bu derin sohbette astrolojinin temel kavramlarını adım adım keşfediyoruz.Tuğba Karadayı'nın akıcı ve açıklayıcı anlatımıyla, burçların karakter özelliklerinden, harita yorumlamanın ipuçlarına, klasik ve modern astroloji arasındaki farklardan Vedik ve Çin astrolojisine kadar pek çok konuyu ele alıyoruz. Astrolojiyi merak edenler ve bu dili hayatına rehber etmek isteyenler için harika bir başlangıç bölümü.
İRAN'DAN MİZANSEN CEVAP, TRUMP 'BÜYÜK PLANI' DEŞİFRE ETTİ
Tahran için en uygun seçenek ABD'yi daha fazla çatışmaların içine çekmeden İsrail'in canını yakacak saldırıları şiddetlendirmek ve çatışmayı zamana yaymak olacaktır. Yazan: Dr. Hakkı Uygur Seslendiren: Halil İbrahim Ciğer
Mevcut para sisteminin temelden bozuk olduğuna mı inanıyorsunuz? Hükümetlerin ve merkez bankalarının trilyonlarca doları adeta yoktan var etmesi sizi endişelendiriyor mu? Bu podcast bölümünde, mevcut sistemin kırılganlığını ve neden Bitcoin'in bir "Plan B" olabileceğini derinlemesine inceliyoruz. Bitcoin hala yaygın olarak yanlış anlaşılıyor, ancak modern parasal teoriye bir panzehir, sağlam para ve özgürlük için bir oylama olarak görülmeye başlıyor.Bitcoin'in "geç kalınmış" bir teknoloji olmadığını, aslında hala çok erken günler olduğunu savunuyoruz. Bitcoin'in parasal özellikleri - taşınabilirlik, kıtlık, bölünebilirlik, doğrulanabilirlik, dayanıklılık, mantarlaşabilirlik ve sansüre karşı direnç - onu bugüne kadarki en iyi para yapıyor. Merkezi otoritelerden bağımsız, halkın parası.Peki ne yapmalı? Cevap basit: Sats istiflemeye başlayın. Tüm bir Bitcoin almak zorunda değilsiniz; küçük kesirler bile yeterli. Sats istiflemek, piyasayı zamanlama baskısını ortadan kaldırır ve volatiliteyi göz ardı etmenizi sağlar. Otomatikleştirilebilir. Bitcoin'in pahalı olduğu, riskli olduğu veya başka bir kripto parayla değiştirileceği gibi yaygın yanılgıları çürütüyoruz. Özellikle "shitcoin" olarak adlandırılan diğer paralardan uzak durmanız öneriliyor.Unutmayın: Anahtarlarınız değilse, Bitcoin'iniz değildir. Güvenilir üçüncü taraflar güvenlik açığıdır. Kendi araştırmanızı yapın ve doğrulayın. Bu finansal tavsiye değildir. Bitcoin, kişisel sorumluluk gerektiren asimetrik bir bahistir. Hazır olduğunuzda, Bitcoin de hazır olacak.Kaynak
Bu podcast bölümümüzde, dünyanın dört bir yanında işleyen, durmaksızın ilerleyen ve adeta yaşayan bir organizma gibi tanımlanan Bitcoin'in derinliklerine iniyoruz. Onun bu eşsiz dayanıklılığının ve başarısının ardında ne yatıyor? Cevap, düzen ve kaosun sürekli çekişmesinde gizli.Bitcoin'in mekanizmasını harekete geçiren temel kavramları ele alacağız: entropi, rastgelelik ve bilgi. Bu kavramların, cüzdanlarınızın güvencesi olan özel anahtarların rastgeleliğinden, yeni blok bulma sürecinin kaotik doğasına kadar nasıl hayati bir rol oynadığını göreceğiz.Bilginin değiştirilmesinin enerji gerektirmesi gibi fiziksel yasaları kullanan Bitcoin, bu termodinamik güvenliği ve bilgi asimetrisini temel alarak çalışır. Madencilik gibi kaotik süreçlerden elde edilen sonuçlar, herkesin doğrulayabileceği, düzenli, sıralı ve kalıcı bir kayıt olan blok zincirini oluşturur.Sistemin nihai amacı basittir: "Ne, ne zaman, kime oldu?" sorusuna şüpheye yer bırakmayacak şekilde cevap vermek. Bu şeffaflık, herkesin her işlemi denetlemesine olanak tanır, Bitcoin'i açık, izinsiz, sansüre dayanıklı ve tarafsız bir para birimi yapar.Sabit arzından, ortalama 10 dakikada bir oluşan "blok kalp atışına", ve madencilerin teşvik yapısına kadar, Bitcoin'in hayatta kalmak için nasıl tasarlandığını ve belki de neden bir yazar tarafından sadece "Yaşam" olarak adlandırıldığını keşfedeceksiniz.Bitcoin'in düzen ve kaos arasındaki bu büyüleyici dengesini ve dijital çağdaki yerini anlamak için bize katılın.Kaynak
Büyük Sorular'ın bu bölümünde Sinan Canan ile duyguların kökenini sorguluyoruz: Duygular biyolojik mi, yoksa sosyal bir inşa mı?İnsanın beyin sistemi nasıl çalışır? Duygular nasıl oluşur? Bizi harekete geçiren hisler ne kadar bize ait, ne kadarı öğrenilmiş? Terk edilince depresyona girmek, kazanınca mutlu olmak gerçekten doğamızda mı var?Bu derin sohbette; beynin bilinç-dışı karar alma süreçlerinden, inançlarımızın duygular üzerindeki etkisine, sanatsal deneyimlerin nörobiyolojik temellerinden yapay zekâya kadar birçok konuya dokunuyoruz.Sinan Canan'ın akıcı ve düşündürücü anlatımıyla, duyguların nörobilimsel altyapısını, inançlarla ilişkisini ve değiştirilebilir olup olmadığını konuşuyoruz. Sanatla ilgilenmenin insanı nasıl dönüştürebileceğini keşfetmek isteyenler için eşsiz bir bölüm.
Büyük Sorular'ın bu bölümünde Sinan Canan ile şu soruyu masaya yatırıyoruz: Bilgi gerçekten güç mü, yoksa sadece bir baş belası mı?Veri, malumat, bilgi ve bilgelik arasındaki farkları konuştuğumuz bu derin sohbette; zihinsel yorgunluk, sosyal medya çağında manipülasyon, bilgiyle gelen yalnızlık ve sorumluluk gibi konuları da ele alıyoruz. Sinan Canan'ın sade ama etkili anlatımıyla, bilginin neden her zaman dışarıdan alınamayacağını ve gerçek bilginin nasıl içsel bir üretim süreciyle oluştuğunu keşfediyoruz.
Bu bölümde, dinleyicilerden gelen sorulara kaldığımız yerden devam ediyoruz. Saraçhane bir son mu, yoksa başlangıcın ilk halkası mıydı? Halk sokaktan neden ve nasıl çekilir? Gençlik hareketleri ne kadar sürer, maratonu kim koşar? Ve devrim kelebeği… O hiçbir zaman durmaz. Bir bakmışsınız boykottayız, bir bakmışsınız grevdeyiz. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız kaldığımız yerden devam edelim.------- Podbee Sunar -------Bu podcast, Hiwell hakkında reklam içerir.50podbee koduyla Hiwell'de ilk seansınızda geçerli %50 indirimi kullanmak için Hiwell'i şimdi indirin .1750'den fazla uzman arasından ücretsiz ön görüşmelerle size en uygun uzmanı seçebilir, yolculuğunuza kolaylıkla başlayabilirsiniz. Buradan indirin podcast.See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Saraçhane Direnişi'nin 6. günü geride kaldı, meydanlar hâlâ dolu, sorular ise yanıt bekliyor. Bu bölümde Ekrem İmamoğlu'na yöneltilen suçlamalardan MASAK raporuna, düşman ceza hukukundan medya manipülasyonuna kadar pek çok başlığı, halkın gündemindeki “sık sorulan sorular” üzerinden ele alıyoruz.Soruların devamı 2. bölümde.Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.------- Podbee Sunar -------Bu podcast, Hiwell hakkında reklam içerir.50podbee koduyla Hiwell'de ilk seansınızda geçerli %50 indirimi kullanmak için Hiwell'i şimdi indirin .1750'den fazla uzman arasından ücretsiz ön görüşmelerle size en uygun uzmanı seçebilir, yolculuğunuza kolaylıkla başlayabilirsiniz. Buradan indirin podcast.See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
PEKER'İN HAKARETİNE BELGELERLE CEVAP - CEVHERİ GÜVEN