village in Lorestan, Iran
POPULARITY
Categories
Yeni yiyecekleri denemekten kaçınmak, bazı besinleri daha tadına bakmadan reddetmek veya belirli yiyeceklere karşı yoğun bir çekingenlik hissetmek…Bunlar besin neofobisinin işaretleri olabilir.Bu bölümde besin neofobisinin nedenlerini, çocukluk ve yetişkinlik dönemindeki etkilerini, uygulanabilecek çözüm önerilerini ele alıyoruz.
Unutulmaz anlardan, önemli ve yükselen oyunculara, maçlardaki tartışmalara kadar, 2026 FIFA Erkekler Dünya Kupası'nın her gününde en çok konuşulan konuları sizlere 90 ARTI podcastlarımızda aktaracağız.2026 FIFA Dünya Kupası™'nın 104 maçının tamamını SBS On Demand'de canlı ve ücretsiz olarak izleyin; turnuva boyunca maçların tam tekrarları, mini maçlar ve özetler de sunulacaktır. https://www.sbs.com.au/ondemand/fifa-world-cup-2026ÖNE ÇIKANLARTony Popovic'in Socceroos kadrosunu açıkladı. Milli takım kadrosuna yeni davet edilen Cristian Volpato ile Tete Yengi ne getiriyor.26 kişilik Socceroos kadrosunda sadece yedi oyuncunun Dünya Kupası deneyimi var. Bunlar arasında Türkçe konuşan toplumun yakından tanıdığı Aziz Behiç de var.Takıma geç katılan 22 yaşındaki Cristian Volpato dört yıl önce eski teknik direktör Graham Arnold'un 2022 Katar Dünya Kupası turnuvası için yaptığı daveti reddetmişti. Popovic, 1,98 metre boyundaki forvet Tete Yengi'nin gerçekten geliştiğini ve son dört ayda çok fazla yol aldığını söylüyorBeautiful Game ChangersSBS Audio'nun Beautiful Game Changers video serisinde, futbol aracılığıyla sosyal uyumu teşvik eden Avustrlaya yerlisi kahramanları kutlayın. Beautiful Game Changers portalında ve On Demand'de 12 hikâyenin tamamını şimdi izleyebilirsiniz.Words We UseWords We Use platformunda yaklaşık 25 dilde iki dilli versiyonları bulunan bu altı bölümlük sesli diziyle, saha içinde ve dışında kullanılan futbol terimlerini öğrenebilirsiniz.Route 26Olağanüstü futbol severlerin kişisel yolculuklarını ve hayatlarını şekillendiren Dünya Kupası anlarını keşfeden bir podcast olan Route 26 ile 2026 FIFA Dünya Kupası™'na giden yola katılın. Şu anda SBS Audio platformunda mevcut.SBS Türkçeyi Salı hariç hafta içi her gün dinleyebilirsiniz. Bizi ayrıca Facebook'tan takip edebilirsiniz.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde Ömer ve Emin, son zamanların en popüler alışkanlıklarını “abartılıyor mu yoksa değeri bilinmiyor mu?” sorusuyla değerlendiriyor. Sabah rutinlerinden minimalizme, yürüyüş yapmaktan evde yemek yapmaya kadar herkesin sürekli övdüğü şeyleri samimi ve eğlenceli bir sohbetle masaya yatırıyorlar. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Açılış Emin: [0:15] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. Bugünkü bölümümüzde Ömer'le beraberiz. Nasılsın Ömer? Ömer: [0:24] Sağ ol Emin. İyiyim. Sen nasılsın? Emin: [0:25] Ben de iyiyim. Teşekkür ederim. Ömer: [0:27] Allah iyilikler versin. Sabah rutininden minimalizme: Abartılanlar ve hakkı yenilenler Emin: [0:29] Bugünkü bölümümüzde birkaç konu başlığı belirledik. Birbirimize soracağız bunları. Ve bu popüler konular hakkında "Acaba bu konu abartılmış bir şey mi?" yoksa "Değeri yeterince bilinmeyen bir şey mi?" İngilizce tabirleriyle "overrated" mı, "underrated" mı bölümü çekeceğiz. Evet Ömer, hazır mısın? Ömer: [0:48] Son derece hazırım, heyecanlıyım. Emin: [0:50] Birinci sorum, sabah rutinleri. Var mı bu arada sabah rutinin? Ömer: [0:56] Valla sabah rutinim yok, olmasını isterim. O yüzden underrated diyebilirim kendim için. Ama çok da abartılıyor sosyal medyada. Genel olarak overrated herhâlde. Şahsi olarak underrated. Emin: [1:09] Mesela sabah beşte kalkıyorlar, koşuyorlar. Ondan sonra geri geliyorlar, duş alıyorlar. Güzel bir sağlıklı kahvaltı hazırlıyorlar vesaire... Sence bu abartılan bir etkinlik mi? Yoksa yapıldığında gerçekten insanı zımba gibi yapan bir şey mi? Ömer: [1:25] Ya herhâlde bünye alıştıktan sonra insanı zımba gibi yapan bir şey olabilir. Çünkü mesela ben de söyledim ya, sabah rutinimin olmasını isterdim. Neden? Çünkü biraz zor geçiyor sabahlarım. Dolayısıyla bir şeyleri yanlış yapıyorum. Demek ki zımba gibi olabilen insanlar bir şeyleri doğru yapıyorlar sabahları abi. Dolayısıyla overrated demeye çok dilim varmadı. Sen ne düşünüyorsun? Emin: [1:47] Ben... Bence tam olarak hak ettiği ilgiyi alıyor ya. Ömer: [1:51] Aynı noktadayız herhâlde. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Bu bölümde, çevrendeki insanların seni gizlice kıskandığını gösteren, ilk bakışta fark edilmesi zor ama psikolojik olarak çok net olan davranışları inceliyoruz. Kimlerin seni gerçekten desteklediğini, kimlerin ise "dost acı söyler" maskesi altında seni sabote ettiğini öğrenmeye hazır mısın?
31.Sohbet“Yapılan öfke, Allah için olursa iyi sayılır. Başka sebeplerle duyulan öfke iyi sayılmaz. İman sahibi, hiddetini Allah'ın emri olmadan göstermez. Nefsi için hiçbir hiddete kapılmaz. İslâm dininin zaferi için hiddet eder; fakat nefsin arzusunu yerine getirmek için sertleşmez. İman sahibi, dinî emirlerin biri zedelenecek olursa sonsuz hiddete kapılır; onun hiddeti şiddetlidir. Evi elinden alınan bir kaplan, belki onun kadar hiddete gelemez. Şüphesiz, Allah Teâlâ da öfkelenir. İman sahibinin öfkesi, ilâhi öfkeye benzer. İmanı bütün olan Yaratan'ın darıldığı şeylere darılır, hoşlandığı şeylerden hoşlanır, sevinç duyar. Aslında nefsin için olan, fakat dışta Allah için olduğu görülen hiddeti etme. Sonra münafık olursun. Münafık olmasan bile benzersin. Allah için olan şey devamlı, ömürlü olur. Başkası için yapılacak hiddet az zaman durur, sonra geçer. Varlığını Hak yoluna vakfeden kimselerle ol. Onların kuvveti ile kuvvet bul. Görüşlerini onların görüşlerine uydur. Bunları yaparsan Yaratan, onları övdüğü gibi seni de över. Seni meleklere metheder. Daha başka tabirle, seninle övünür. Her şey zıddından ve sevmediği şeyden kaçar. Kuvvetler çeşitlidir. O zıtlar arasında kudsî kuvvetler ve onun karşısında kudsî olmayan kuvvetler vardır; sana düşen ilâhî kuvveti alıp aksini bir yana atmak. Varlığını Hak varlığı ile doldur. O kudsî varlığı yitirirsen, hiçbir şey bulman kabil değildir. Görürsün. Sonra yine O'nu görürsün. O'nun dışında varlık görmek mümkün olmaz. Yeter ki, varlığını temizlemen kabil ola. Neler görmezsin ki? Ancak temizlik şarttır. Bir padişahın katına dış pisliği ile girilmediği gibi mukaddes varlığa da derûnî kirle girmek mümkün değildir. İçin boşalmış, orayı aç kurtlar doldurmuş. Seni neylerler? Ruhunda bir inkılâp yap, temizle. Ancak bundan sonra şahın katına girebilirsin. Hak yakınlığı dehşet verir. Şayet bir dehşet duymuyorsan, sakın O'nun yakınlığından dem vurma, sonra yalancı olduğunu yüzüne vururlar. Kulların işiyle gönlünü eğlendirmektesin. Onların sana gelip el öpmelerini bekliyorsun. Onlar gelip bir şeyler versinler diye kapıda bekliyorsun. İstediğini yerine getirmedikleri zaman üzüntü duymaktasın. Övülünce yüzün gülüyor. Kötülüğünü söyleyen olursa yüzün buruşuyor. O büyükler Hak varlığında sakin olurlarsa, imanları artar. Kullara güvenir, onların geçici metalarına koşarlarsa perişan olurlar, imanları kuvvetten düşer. Ama onlar hiçbir zaman yaratılmışlara dayanamazlar. Yaratan'larına güvenirler, O'na tevekkül ederler. İstinat noktaları Hak'tır. O'ndan korkarlar. Bir şey bekleyecek olurlarsa yine O'ndan beklerler. Çünkü er geç gidecekleri yer orasıdır. Tevhid ehlidirler. Şirk yolunu bilmezler bile. Düşkün oldukları hâl budur. Tevhidleri kalplerinde yer etmiştir. Halkla sohbet eder, iyi geçinirler. Kendilerine karşı bir cahillik eden olsa onunla bir olmazlar. Hak Teâlâ onların bu vasfını şöyle anlattı: “Cahiller onlara söz attıkları zaman, selâm derler.” (el-Furkân, 25/63) Sus; cahillere yumuşak davran. Cahil kişinin yanlış hâli seni üzmesin. Onların tabiatında mevcut olan huysuzluk yüzünü buruşturmasın. Nefis ve şahsî arzularının sapık tezahürü seni üzmesin. Ama bir günah işledikleri zaman da susma, konuş. Hatalı işlere karşı susmak yasaktır. O zaman konuşmak ibadet sayılır. Gücün yeterse, iyiliği yaptır. Kötülüğe mâni ol. Bu babta kusurlu olma. O kapı bir hayır kapısıdır. Kendin için bir ganimet bil, içeri girmeye bak. Dünyanın ömrü nedir? Nimeti ne kadar sürer? Bir gün mevcut olan güzel hâli, ikinci gün oluyor mu ki? İman sahibi bunları iç âleminde sezer. Dünya çirkin huyludur. Elinde karası bulunur. Her sözü zehir taşır. Tadı hemen gider. Ve bir daha dönmez. Hiçbir vaadinin aslı çıkmaz. Ahdine vefa etmez. Ona güvenip üstünde köşkler kurmak, su üstünde ev yapmaya benzer. İman sahibi dünyayı tutmaz. Onda yerli olmayı aklına koymaz. Bu sebeple derecesini artırır. Hak irfanına sahib olur. Mahlûk şeyleri sevmez. Bu yüzden öbür âlemi de istemez.
Mutlak butlan kararı ve sonrasında içine düşülen karmaşayı kendilerinden bilmiyorlar.
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerineemredilen şeyi yapan melekler vardır.” Tahrim 6“Ey inkâr edenler! Bu gün özür dilemeyin! Siz ancak yapmakta olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.” 7Dünyadaki ateşler taşı yakamaz. Cehennem ateşi nasıl bir ateş ki yakıtı insan ve taş?“Keşşâfda, bu ifadeye, "Günahları terkedip, taatları yapmak ve ailenizi, kendinizi sorumlu tuttuğunuzşeylerle sorumlu tutmanız suretiyle, koruyun" manası verilmiştir. Yine bu ifadeye, "Kendinizi, nefsinizidavet ettiği şeylerden koruyun. Çünkü nefis, size kötü şeyleri emreder" manası verilmiştir."Bu ateşin başında iri gövdeli, sert tabiatlı melekler vardır." Cenâb-ı Hakk bu ifadeyle, on dokuzzebânî (cehennem bekçisi melek) ile onların yardımcılarını kastetmiştir. Bunlar, alabildiğine büyük, haşin vesert meleklerdir. Onların bu şekilde yaratılmış olmaları yadırganacak bir şey değildir. Yahut da onlar, Allah'ındüşmanlarına karşı, alabildiğine şiddetli, Allah dostlarına karşı alabildiğine merhametli oldukları için,hilkatlerinde değil de işlerinde böyle serttirler. Nitekim Hak teâlâ (mü'minleri vasfederken), "(Onlar),kâfirlere karşı alabildiğine sert; birbirlerine karşı ise son derece merhametlidirler" (Fetih 29) buyurmuştur.Ayetteki, "Ne emrolundular ise onu yaparlar" ifadesi. işin gerektirdiği ortamdan ötürü onların, çok çetin vesert olduklarına delâlet eder. Çünkü onlar Allah'ın emirlerini yerine getirme ve düşmanlarından intikamalma hususunda asla şefkatli davranmazlar. Burada, meleklerin, âhirette, Allahü teâlâ'nın emir ve yasaklarıile mükellef olmaya devam ettiklerine bir işaret vardır. Çünkü onlardan sâdır olacak isyan. Allah'ın emir veyasağına muhalefet olur."Ey kâfirler, bugün özür dilemeyin" buyurmuştur ki bu, "Onlara, "Bugün mazeret beyan etmeyin" denilecek"takdirindedir. Çünkü mazeret beyan atmek, tevbe etmek demektir. Tevbe ise, cehenneme girdikten sonra,artık makbul değildir. Binâenaleyh mazeret beyan etmek, onlara bir fayda vermez. yani, "Sizin yapmışolduğunuz o kötü amelleriniz, hikmet-i ilahiyye gereği size bu azabı gerekli kılmıştır."Allahü teâlâ, "Eğer yapamazsanız, ki kesinlikle yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan oateşten korununuz. Zira o, kâfirler için hazırlanmıştır" (Bakara, 24) buyurarak, cehennemin kâfirler içinyaratıldığını bildirmiştir. Öyleyse burada, mü'minlere böyle hitap etmesinin hikmeti nedir? Deriz ki:Fasıkların derekeleri, kâfirlerin derekelerinin üstündedir. Çünkü fasıklar da kâfirlerle birlikte, aynı yerde,yani cehennemdedirler. Bundan dolayı mü'minlere, "Bu ateşin kendileri için hazırlandığı kimselerlebirlikte olmamanız için, fısk-ı fücurdan (günahtan) alabildiğine kaçınmak suretiyle kendinizi bu ateştenkoruyun" denmiştir. Bu hitapla, Cenâb-ı Hakk'ın onlara, mürtedlikten korunmalarını emretmiş olması dauzak bir ihtimal değildir.” RaziAli (radıyallahü anh), Katade ve Mücahid şöyle demişlerdir: Yaptığınız işlerle kendinizi koruyunuz, onlarayapacağınız tavsiyelerle de aile halkınızı koruyunuz.el-Kuşeyrî'nin zikrettiğine göre bu âyet-i kerîme nazil olunca, Ömer (radıyallahü anh) şöyle demiş:Ey Allah'ın Rasûlü! Haydi kendimizi koruduk diyelim. Peki aile halkımıza ne yapabiliriz?' Peygamber şöylebuyurdu: "Allah'ın size yasakladığı şeylerden onları alıkoyarsınız, Allah'ın emrettiklerini onlara daemredersiniz.""Sen aile halkına namazı emret, kendin de sabırla ona devam et" (Taha, 20/132)"Önce yakın akrabanı uyar." (eş-Şuara, 26/214)"Çocuklarınıza yedi yaşında namaz kılmalarını emrediniz. (Kılmazlarsa) on yaşında onları (hafifçe)dövünüz ve yataklarını birbirinden ayırınız." Ebû Dâvûd, I, 133; Hâkim“Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürüsünden sorumludur. İnsanların başındaki İmâm (İslâm devletininyöneticisi) bir çobandır ve o, onlardan sorumludur. Adam aile halkı üzerinde bir çobandır ve onlardansorumludur."
Özgür Bey şöyle buyurdu: “Butlan kararını okuyunca görüyorsunuz ki korkunç bir iş birliği var. Yokuz dersek, yüzde üçün altında oy alır bunlar.” Hani yırtmıştı? Ne zaman okudu? Yırtmadan önce mi, yırttıktan sonra parçaları birleştirerek mi? Orasını geçelim de… “Bunlar” demesine bakalım.
Modern dünyanın en güçlü kavramlarından biri “sosyal devlet.” Devlet vatandaşını koruyacak… Gelir adaletsizliğini azaltacak… Yoksulu gözetecek… Bunların tamamı kıymetli. Ancak burada çoğu zaman gözden kaçan temel bir soru var:
Marmaray istasyonu. Karı koca, sonu kavga ile biteceğini haber veren bir tartışma içinde. Sesler yükseliyor. Etraftan bakanların sayısı artıyor. Hatta, tartışmayı yorumlayanlar bile oluyor. Yetmiş yaşlarındaki bir beyefendi kendi kendine söyleniyor: “Bunlar hep sabah programları yüzünden. Kadınlarda sınır serhat diye bir şey kalmadı. Boşuna Amerikalılar kasırgaların adını kadın koymuyor. Kadın milleti niyet etmesin bir kere, yıkıp geçiyor.”
Milli Eğitim Bakanlığının, birtakım kavramları, özünde taşıdıkları anlamlar dolayısıyla yenileriyle değiştirmesi oldukça önemli bir adımdır. Bunlar arasında Türkistan gibi tarihî bir kavram da var. Uzun bir zaman Avrupamerkezci bir kavram olan Orta Asya (Asya-yı Vusta)'yı kullandık. Türkistan ise çok mühim birkaç eserin adında ve çok etkileyici birkaç türküde kalmıştı. Bu vesile ile Süleyman Çolpan'ın şiirinin bestesi olan “Güzel Türkistan”ı hatırlamamak mümkün değil. Asya-yı Vusta'dan Türkistan'a geçiş kararını alkışlamak gerekir.
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: "Misafir ağırlamayan kimsede hayır yoktur". Peygamberimiz (s.a.v), bir gün deve ve sığır sürüsü olan birine uğrar. Fakat adam Peygamberimizi (s.a.v.) ağırlamaz. Sonra sadece bir kaç kuzusu olan bir kadına uğrar. Kadın Peygamberimiz (s.a.v.)'i ağırlayarak kuzu keser. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) buyurur ki: "Her ikisine bir bakınız. Bu huy Allâh'ın kudreti dahilindedir. Allâh kime iyi ahlâk bahşetmek isterse ona verir." Hz. İbrahim (a.s.), yemek yiyeceği zaman dışarı çıkar ve bir ya da iki mil kadar uzaklara giderek birlikte yemek yiyeceği birini arardı. "Misafir Babası" diye ün salmıştı. Peygamberimiz (s.a.v.)'e imân nedir diye sordular : "Yemek yedirmek ve herkese selâm vermektir" diye cevap buyurdu. Günâhlara kefaret olan ve derece yükselten amellerin ne olduğu sorulduğunda: "Yemek yedirmek ve halk uykuda iken namaz kılmaktır." buyurdu. Hacc'ın kâbul edilmesine sebep olan ibâdetlerin ne olduğu hakkındaki bir soruya ise: "Yemek yedirmek ve tatli dil" diye cevap buyurdu. Hz. Enes İbn-i Mâlik (r.a.): "Misafirin girmediği eve melek de girmez." buyurur. Yemek verenin fakirleri unutmaması hatta onlara daha öncelik tanıması, yakınlarınıda ihmâl etmemesi ve akrâbalık bağlarına zarar vermemesi gerekir. Yemek verenin dost ve tanıdıkları arasında gönül kırıcı bir ayrım yapması küskünlüğe yol acar. Bunlar yanında yemek verenin verdiği yemeği öğünme ve böbürlenme aracı olarak kullanmaması, onu dostlarının kalbini hoşnut etme vesilesi, mü'minleri sevindirme ve Peygamberimizin (s.a.v.)'in sünnetine uyma vesilesi bilmesi gerekir. İyilik, ancak güleryüz, tatlı söz ve geleni iyi karşılamak ile tamamlanır. (İmam Gazali, Kalplerin Keşfi, s.108)
Dünya çatırdıyor… Mesele sadece savaşlar, çatışmalar ya da ekonomik ambargolar da değil. Bunların ötesinde, daha sinsi, geriye döndürülmesi daha zor olan ‘zihinlere' vurulan prangalar, bilgiyi ‘tek merkezden' dağıtan Batı'nın kültürel hegemonyası… Çok kültürlülüğün, medeniyetlerin beşiği İstanbul, bu gidişatı değiştirme amacı taşıyan bir buluşmaya, Dünya Dekolonizasyon Forumu 2026'ya (World Decolonization Forum) ev sahipliği yapacak.
Sadece dergilerin değil, bazı kitapların da özel sayı görünümüyle hazırlandığını biliyoruz. Ne demek istediğimin daha iyi anlaşılması için bir örnek vereyim. Bu memlekette bir Hilmi Yücebaş vardı. “Bütün Cepheleriyle” başlığı altında bir hayli kitap yayınlamıştı. Bunların hepsi derlemelerdi. Ne yazık ki bu eserler o zamanlar hafife alınmıştı. Halbuki bunlar son derece önemliydi ve araştırmacılar için büyük bir kolaylık sağlıyordu.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Yunanistan üzerinden Türkiye'yi tehdit etmeye kalkıştı. Türkiye'de Adalar Denizi'nde (Ege Denizi değil Adalar Denizi) muazzam bir tatbikatla cevap verdi. Bu Macron, tıpkı Fransa'nın kendisi gibi, kifâyetsiz muhteris: Afrika'daki, Doğu Akdeniz'deki bütün kolonileri üzerindeki hegemonyasını teker teker kaybetti. Afrika'da -meselâ Nijer'de- Fransa'ya karşı darbe yapıldı. Nijer'in lideri ateş püskürüyor Fransa'ya! Bunlar ilk defa oluyor yakın tarihte, postkolonyal süreçte.
Hat sanatının Kuran'ı en güzel bir şekilde yazma kaygısıyla geliştiği söylenebilir. Ancak hat sanatının Araplarda değil de Türkler içerisinde mükemmel bir hale gelmesi Türkler'in İslam sanatına ve ilimlerine verdikleri önem ve değerden kaynaklanmaktadır. Hat sanatının bilinen en eski Üstadı Bağdatlı İbn-i Mukle'dir. Henüz o zamanlar Arap yazıları köşeli ve geometrik formlara sahip kûfi yazı şeklinde idi. Miladi 1200'lü yıllarda ise, Halife Mustasimi'nin hizmetkârı olduğu için Yakut-u Mustasimi olarak adlandırılan büyük sanatkâr, hat sanatının bugün “Aklam-ı Sitte” olarak isimlendirilen altı çeşit yazısını geliştirdi. Bunlar; tevki, rika, muhakkak, reyhani, sülüs ve nesih hatlarıdır. Bütün bu yazı çeşitleri Selçuklu ve Osmanlı hattatları elinde ölümsüz sanat eserlerine dönüşmüştür. Ayrıca İranlıların kullandığı talik yazı da vardır ki, yine Osmanlı hattatları bu yazı çeşidinde de çok mükemmel eserler vermişlerdir. Bu sebeple “Kur'an, Mekke'de indi; Mısır'da okundu; İstanbul'da yazıldı” vecizesi meşhur olmuştur. Gerçekten de dünyanın en büyük hattatları İstanbul'da yaşamıştır. Hat sanatının tarihinde pek çok büyük hattat bu topraklarda yetişmiştir. Sultan II. Bayezid'ın büyük iltifatlarına mazhar olan Amasyalı Şeyh Hamdullah Çelebi (1429-1520) bu sanatta en önemli bir ekoldür. Hafız Osman (1642-1698) ise yazdığı Kur'an ile meşhur olmuştur. Bugün bile dünyanın pek çok yerinde onun hattı esas alınarak Kur'an-ı Kerîm basılmaktadır. III. Ahmet ve II. Mahmut gibi bazı Osmanlı padişahları da hat sanatı ile ilgilendiler ve yazdıkları yazılar hala büyük camilerimizin duvarlarını süslemektedir. (Doç. Dr. Rasim Soylu, Zafer Dergisi, Aralık 2020, 528. Sayı)
İsrail, Yunanistan ve Rum Kesimi, son zamanlarda Fransa'yı da yanlarına alarak, Türkiye'nin batısında bir şeylere hazırlanırken, Doğu Akdeniz ve Ege'de Türkiye'ye kaşı savaş hazırlıkları yaparken, Türkiye çok daha geniş kapsamlı bir çalışma içinde.
ABD/İsrail-İran savaşı (ama daha derinde Ukrayna-Rusya savaşı) küresel ve bölgesel kırılmalara yol açtı. Bunların hepsi Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. Özellikle Kıbrıs üzerinde negatif bir yoğunlaşma var. İsrail- Rum Kesimi- Yunanistan aksı kurumsal-laşırken, Fransa Cumhurbaş-kanı Macron; Ankara'ya karşı Atina'ya “zımni güvence” veriyor. Türkiye, NATO'da varlığını artırırken bazı AB liderleri alternatif “AB NATO'su” kurma çalışması yürütüyor. Bir AB NATO'su mümkün mü? Macron ne yapmaya çalışıyor? İngiltere tam da bu konjonktürde neden Türkiye'ye stratejik ortaklık teklif etti? Olan biteni anlamlandırabilmek için bu soruların yanıtlarını vermemiz gerekiyor.
Suriye, geçtiğimiz günlerde ilginç bir iddia ile çalkalandı. Sosyal medyada yapılan paylaşımlarda, yeni Suriye yönetiminin Şam'daki 11 ayrı noktada bulunan Osmanlı eserlerini Türkiye'ye devredeceği belirtildi. Bunlar arasında Kanunî Sultan Süleyman tarafından yaptırılan ve son padişah Mehmed Vahîduddîn'in kabrinin de yer aldığı Tekke-i Süleymaniye, Hicaz Demiryolu istasyonu binası, Merce Meydanı ve çevresi, Sâlihiyye semtinde Muhyiddîn İbn Arabî'nin kabrini de kapsayacak şekilde tarihî mahalleler, sur içi Şam'da çok sayıda han ve çarşıyla Kefer Sûse ve Şa'lân semtlerinde geniş araziler bulunuyordu.
Büyükada'daki kültürel mirasın korunmasında hafıza mekanları odaklı kültür rotası çalışmasını konuğumuz yüksek mimar Zeynep Çoban Keleşmehmet ile konuşuyoruz. Bu araştırma, Büyükada'daki tarihi ve kültürel mirası temsil eden “hafıza mekânlarını” tespit ederek, bu mekânların korunması ve yeniden canlandırılması için bir kültür rotası önerisi şeklinde çalışılmıştır. Burada temel hedef, adanın kolektif belleğini görünür kılmak ve sürdürülebilir şekilde yaşatmaktır. * Farklı 224 yapı incelenmiş, * Belirlenen kriterlere göre puanlama yapılarak 75 yapı hafıza mekânı olarak seçilmiştir. * Değerlendirme kriterleri arasında: tarihsel etki, özgünlük, hikâye değeri, önemli kişilerle ilişkisi ve kültürel/sanatsal işlevler yer almıştır. * Seçilen mekânlar üzerinden bütüncül bir kültür rotası kurgulanmıştır. Adalar tarih boyunca farklı kültürleri barındırmış, zengin mimari ve sosyokültürel mirasa sahip bir yer olmasına rağmen bu potansiyel yeterince değerlendirilememiştir. Bunları görünür kılan bu tez çalışmasına Dünya Mirası Adalar olarak verdiğimiz katkıdan dolayı çok mutlu olduğumuzu da belirtmek isteriz.
Baskıcı ve keyfi yönetim olan istibdadın sermayeye sunduğu en büyük hizmetlerden biri grev yasakları olagelmiştir. AKP iktidarı darbe dönemleri dahil Cumhuriyet tarihinin grev yasaklama rekortmenidir. Grev yasaklarının keyfiliği ve hukuksuzluğu birçok örnekte Anayasa Mahkemesi kararlarıyla da tescillenmiş durumda. Ne var ki bu kararlara rağmen grev yasakları devam etmiştir. Dolayısıyla istibdadın grev yasaklarını mahkemelerde aşmak mümkün olmadı. Mahkemeler grev yasaklarını mahkûm etti etmesine, ama grev yasağını aşmak, işçinin özellikle de grevleri en çok yasaklanan Birleşik Metal-İş'li metal işçilerinin bileğinin gücüyle oldu. Bekaert grev yasağını fiili grevle aşan ilk örnekti. Ardından Schneider (Green Transfo) geldi. Nihayet yasaklanmasına rağmen bilfiil 33 gün süren ve zafer kazanan Grid Solutions (General Electric) fabrikası işçileri grev yasaklarını fiilen hükümsüz kılan bir örnek yarattılar. Grev yasağının ilacı bulundu diyebiliriz. Bu ilacın adı Türkiye işçi sınıfına grev hakkını grev yaparak kazandıran Kavel'di!Ancak istibdadın grev düşmanlığı grev yasağı ile sınırlı değil. Yeni yöntem devletin grev kırıcılık rolünü üstlenmesi. Grev kırıcılığı, patronun tehditle, şantajla, rüşvetle bazı işçileri grevden vazgeçirmesiyle ya da greve çıkartmamasıyla tezahür edebildiği gibi, grevdeki işçiler yerine taşeron işçi istihdam etmek ya da grevdeki fabrikanın işini başka işyerlerinde fason olarak yaptırmak şeklinde de karşımıza çıkabiliyor. Bunlar hem gayrimeşru hem de yasa dışı yöntemler. Nihayet en son olarak Özel İtalyan Lisesi'ndeki grevde benzer bir grev kırıcılığını gördük. Milli Eğitim Müdürlüğü, kamudan öğretmenleri grevci öğretmenlerin yerine görevlendirerek grev kırıcılığına soyundu. Bu grev kırıcılığındaki en üst seviye. Açıkça 6356 sayılı sendikalar ve toplu iş sözleşmesi kanuna aykırı olan bu grev kırıcılığının “eğitim hakkı” ile gerekçelendirilmesi ona meşruiyet kazandırmıyor. Tam tersine bu eylemi daha da gayrimeşru hale getiriyor. Nedeni gayet açık. Derslerin normal düzen içinde yapılması öğretmenlerin taleplerinin bir toplu sözleşme ile karşılanmasına bağlıdır. Ve samimi olarak eğitim hakkından bahseden, bu toplu sözleşmenin imzalanması yönünde çaba gösterir. Eğitim hakkını, sendika ve grev hakkını gasbetmek için bahane ederek değil. Şunu da söyleyelim ki İtalyan Lisesi'nde eğitim ne durmuştur ne de aksamıştır. Hababam Sınıfı'nda Mahmut Hoca'nın dediği gibi okul dört duvar arasındaki yer değildir. Okul her yerdir. Ve şimdi Tomtom Mahallesi'ndeki İtalyan Lisesi önündeki çadırdır. Ve bu grev okulunda İtalyan Lisesi'nin öğretmenleri tüm Türkiye'ye hak ve hukuk, dayanışma ve insanlık dersi vermektedir. Ne mutlu böyle onurlu ve yüksek karakterli öğretmenlere sahip olan İtalyan Lisesi öğrencilerine!Nitekim grevin geldiği aşamada, toplu sözleşmenin imzalanması için belirli bir taslakta anlaşma sağlanmasına rağmen İtalyan Lisesi yönetiminin “biz hukuki bağlayıcılığı olan bir belge imzalamak istemiyoruz” gibi akıllara ziyan ifadelerle ayak diremesiyle dersler boş geçmeye (Görevlendirme gelmesine rağmen grev kırıcılığını reddeden öğretmenlerimize de selam olsun!) devam ediyor. Bu durumda kendine “devlet” diyenin öğretmene değil bu ülkenin sadece sendikalar ve toplu iş sözleşmesi kanununu değil Anayasası'nı dahi tanımama cüretini gösterenlere dönüp konuşması gerekir. Ve er geç öyle de olacaktır. Çünkü İtalyan Lisesi grevcileri de birliklerini bozmadan mücadeleye devam ettiğinde kırılacak olan grev kırıcılığıdır. Onlar hem ilk özel okul grevini gerçekleştirerek hem de grev kırıcılığını grevle kırarak işçi sınıfımızın tarihine geçecektir.
İkili Görüş'te Dr. Bahadır Çelebi, konuğu Aydın Selcen ile 40 günlük İran savaşının bilançosunu ve küresel siyasete etkilerini konuşuyor.00:00 Giriş, hasbihal (görüşmeyeli nasılsınız)01:30 Arnavutluk'ta Müslümanlar, Bektaşiler03:50 Dur, Hükümet'i öveceğim: TİKA neler yapmış aabi04:20 Hükümet Suriye'den ders aldı ve İran konusunda mezhepçi davranmadı söylemine dair07:50 İran füzelerinin hızı, etkinliği ve üretim hızına dair10:50 İran, İsrail'in hava savunma sistemlerini yordu mu?12:40 Hürmüz'ün kapanması, açılması, Trump'ın geçiş ücretini kırışalım demesi15:40 ABD, petrolü ver-güvenliği Al'dan vazgeçti mi?19:30 Çin ne yapmamaya, nereye varmamaya çalışmaktadır?21:35 Trump'ın İran'da rejim değişti ifadesi "aslında" doğru mu?22:30 Pakistan neden ara bulucu olarak öne çıktı?25:30 İslamabad'daki ateşkes görüşmecilerinin profilleri: Vance, Galibaf vs.27:00 İsrail, Lübnan'da katliama devam ediyor. İsrail bunu niye yapıyor?30:50 Ben Gurion'dan bu yana İsrail'in Litani Nehri hedefi34:10 Haşdi Şabi'nin çok sesi çıkmıyor hocam?37:10 Ateşkes metinlerinin gerçekliğini erken kabullenmedik mi? İran neden uranyumu versin; ABD neden İran'ı "felç" etmesin..?42:20 Kasım seçimlerine kadar gün geçmiyor ki ABD'de Trump'a destek oranı düşmesin...47:40 Bu pazar Orban'ın kader seçimi var54:50 Trump, NATO beni desteklemedi, Grönland'ı alayım da görün, modunda59:20 "Ukrayna'da savaş bitti; Avrupa çıkarı için devam ettiriliyor"01:03:00 Rusya'nın NATO sözlerini tutmadı söylemine dair01:07:10 Trump'ın yaptığı şeyler Avrupa'ya düşmanlıkta Putin'den farksız01:09:00 ABD, Meksika, Kolombiya, İran, Küba, Arjantin... Meloni01:14:40 Bunlar yapısal çatlak mı sıva çatlağı mı: Piramitler ayakta, geçen yıl dikilen niye bina göçtü?01:16:10 Şakalar falan⌨️━━━━━━━DAKTİLO1984 AİLESİNİN BİR PARÇASI OLUN!━━━━━━━⌨️
Kanal D'de yayınlanan 'Eşref Rüya' dizisinin oyuncularından Görkem Sevindik instagram hesabından bir paylaşım yapmış ve “12 bin Filistinli mahkûmun idamı onaylandı. Bunların 4 bini çocuk... İnsanlık bugün ayağa kalkmayacaksa ne zaman kalkacak? İnsan olduğumuzu bugün gösteremeyeceksek ne zaman göstereceğiz? Lütfen susmayın. Paylaşın. Karşı çıkın bu idamlara..." demiş.
Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Müezzin, Allâh'ın perdedarıdır. Her ezanda Allâhü Teâlâ ona bin peygamber sevabı ihsan eder. İmam, Allâh'ın veziridir. Her namazda, Allâhü Teâlâ ona bin sıddık sevabı ihsan eder. Âlim, Allâh'ın vekilidir. Her sözünden Allâhü Teâlâ ona Kıyamet Günü bir nur ihsan eder. Her sözünden, Allâhü Teâlâ ona bin senelik ibadet sevabı yazar. Kadın, erkek talebeler, Allâh'ın hizmetçileridir. Bunların mükafatı ancak cennettir." Fakih açıklıyor: "Allâh'ın perdedarı" buyurulması, bir benzetme yoludur. Şu manaya gelir: Halka, Râblerinin huzuruna girme zamanını bildirir. Tıpkı perdadarın izin verilince insanları sultanın huzuruna çıkardığı gibi. İmamlar için "Allâh'ın veziridir" buyurulması da aynı şekilde bir misaldir. İnsanlar namaz kılarken onlara uyarlar, namazları onun namazı ile tamam olur anlamına gelir. Nebi (s.a.v.) buyuruyor:"Bir kimse, sadece Allâh rızası için yedi yıl ezan okursa Allâhü Teâlâ onu, cehennemin yedi çukurundan azat eder." Mâlik Resûlullâh'tan naklen şöyle anlattı: "Üç grup insan var ki, bunlar Kıyamet Günü miskten bir tepe üstünde dururlar. Bunları ne hesap verme düşüncesi korkutur ne de Kıyametin dehşeti üzer: 1. Halkı kendisinden razı olan imam (devlet başkanı). 2. Allâh rızası için beş vakit ezan okuyan kimse. 3. Râbbine ve efendisine itaat eden köle." (Ebu'l-Leys es-Semerkandi , Tenbihü'l- Gafilin s.329-333)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, duygularını kontrol etmekte zorlanan bir politikacı ve yaptığı ilginç açıklamalarla sıkça gündemde. Bunların çoğu da göç ve göçmenlerle alakalı. Göçmen ailelerin erkek çocuklarının "küçük paşalar" olarak yetiştirildiğini söylemesinden ilticacıların sağlık sistemini sömürdükleri iddialarına kadar pek çok söylemi, göçün ve göçmenlerin sorun olarak algılanmasına yol açıyor. Aşırı sağcı ve ırkçı Almanya için Alternatif'in oylarını yarılamak iddiasıyla iktidara gelen Merz ve hükümeti bunu başaramadı; ancak iddiaları göçü bir güvenlik tehdidi gibi gösteriyor. Bunu neden yapıyor? Göç ve siyaset uzmanı Caner Aver ile buna cevap aradık. Mikrofonda Eren Mahir Gençer ve Aydın Işık var. Von Aydın Işık und Eren Mahir Gençer.
Bizi, bir hakkıyla bilerek ve usule riayet ederek tenkit edenlere elbette teşekkür borcumuz olur. Konuları ve sözleri bağlamından çıkararak, dahası apaçık iftira ederek aleyhimde yazan ve konuşanlara yıllardan beri ben de konuşarak, makale ve kitap yazarak gerekli cevapları verdim. Bunların bir özetini www.hayrettinkaraman.net adresli sitemde görmek mümkündür.
İbn Arabî'nin işaret ettiği üzere, insandaki idrakî güçler başlı başına iyi ya da kötü değildir. Onlar birer tecellidir; yani yaratılmış olmaları bakımından nötrdürler ve hep ola-dururlar. Tefekkür etmek, hayal kurmak, hatırlamak, … Bunların hiçbiri kendi başına helal ya da haram / sevap ya da günah değildir. Asıl mesele, insanın bu “ola-duran” ile nasıl bir ilişki kurduğudur. Çünkü insan, idrakî güçlerinden değil, onlara verdiği karşılıktan sorumludur. Her karşılık ise bir “seçim”dir.
Amr b. Meymun (r.a.)'dan rivayet edilmiştir. Der ki: "Ben Îbn Mes'ud (r.a.)'ın yanında bir sene bulundum. Onun; "Resûlullâh buyurdu" dediğini işitmedim. Ancak bir gün Resûlullâh (s.a.v.)'in zamanından bahsederken, gayri ihtiyari olarak; "Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu" dedi. Öyle müteessir ve mahzun oldu ki, yüzünden terler aktığını gördüm. Sonra şöyle dedi: "İnşaallâh böyle buyurdu. Yahut bundan daha fazla veya daha az yahut da buna yakın buyurdu." Bunları hadîsi rivayet etmekteki ihtiyâta binaen söyledi." Bir rivayette ise, yüzünün rengi değişti. Diğer bir rivayette ise, "gözleri yaşla doldu, boğaz damarları şişti" diye kaydedilir. Mâlik Ca'fer b. Muhammed (r.âleyh)'den (Hz. Ali (r.a.)'in torunu) nakletmiştir. Mus'ab b. Abdullah (r.a.) der ki: "Mâlik b. Enes (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)'den hadîs rivayet etmek istediği zaman abdest alıp hazırlanırdı. En iyi elbisesini giyip öyle rivayet ederdi." Mutarrif (r.âleyh) der ki: "Imâm Mâlik (r.a.)'e insanlar geldiğinde, hizmetçisi çıkar, onlara şöyle derdi: "Üstad size selâm ediyor. Hadîs mi sormak istiyorsunuz, yoksa başka konuda sorular mı sormak arzusundasınız." diye sordururdu. Eğer soru sormak istiyoruz derlerse yanlarına çıkardı. Hayır, hadîs sormak istiyoruz derlerse, banyoya girer, guslederdi. Güzel kokular sürünüp, yeni elbiselerini, cübbesini giyerdi. Sarığını da sarıp başına giyerdi. Böylece insanların yanına çıkar, kendisine hazırlanan kürsüye huşû ve hudû içinde otururdu. Hadîs-i şerifi takrir etmekten fariğ oluncaya (ayrılıncaya) kadar buhur yakılırdı. Katâde (rh.a) abdestsiz olarak hadîs rivayet etmez, Hz. Âişe (r.anhâ), A'meş (rh.a), hadîs rivayet edecekken eğer abdestsiz olursa, teyemmüm ederlerdi. (Kadı Iyâz, Şifâ-i Şerif, s.429-432)
Birinci ayını tamamlamak üzere olan savaş tırmanarak devâm ediyor. Soğukkanlı yorumcular hâlâ neticenin belli olmadığını , her şeyin ortada olduğunu ifâde ediyorlar. Elbette pek çok açıdan haklılar. Kesin hükümlerden uzak durmak , ihtiyatlı, teennili olmak her zaman en doğrusudur. Ama gidişâta bakacak olursak bâzı tahminlerde bulunmak da mümkün. Daha şimdiden belli olan bâzı hususlar var. Bunlar ,neticede savaşı hangi taraf kazanırsa kazansın değişmeyecek sâbiteler hâline geldi.
Kendimizi sorgulamak ve farkındalığımızı artırmak adına bir yola çıktık. Hazırladığımız özel soruları her bölümde ayrı ayrı ele alarak, birlikte yanıtların peşine düşüyoruz. Keyifli dinlemeler... https://www.organikbeyinler.net/ https://www.instagram.com/organikbeyinlerpodcast/
Zihnimiz, biz bu yönde özel bir gayret göstermesek bile bir şeyleri sürekli kendi içinde kurgular durur. Bunlar bize daha çok gözlem gibi gelir. Oysa içinde ihmal edilmeyecek ölçüde anlamlandırma mesaisi vardır.
“Kıyametin vaktini yalnızca O (Allah) bilir” (Fussilet 41/47). Hz. Muhammed (sav) dahi kıyametin vaktini bilmezken bu konuda tuhaf tahminlerde bulunmak, Kur'an'ın ifadesiyle “gayba taş atmak”tan başka bir şey değildir. Maalesef İslam tarihi boyunca kıyametin vakti konusunda spekülasyon üretmeye hevesli bazı kişiler çıkmıştır. Bunların bir kısmı meşhur kimselerdir. Bu kehanetlerin çoğuna göre kıyametin çoktan kopmuş olması gerekirdi. Hâsılı, bu konudaki spekülasyonlardan ve kehanetlerden uzak durmak, Kur'an'a imanın gereğidir.
Tahmin edilen gerçekleşti. ABD ve İsrâil, İran'a büyük bir saldırı başlattı. Yazılacak, söylenecek çok şey var. Bunların hepsini tek bir yazıda toplamak son derecede zor. Allah ömür ve takat verirse önümüzdeki günlerde bunlara teferruatlı bir şekilde gireceğim. Bu yazıda ise çok mühim bulduğum bir iki husûsu ele alacağım.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Emin ve Ömer bu bölümde, baba olmanın onları nasıl değiştirdiğini ve en çok neye şaşırdıklarını konuşuyor. Baba olmak düşündükleri gibi miydi? Yoksa onları hiç beklemedikleri bir şekilde mi dönüştürdü? Hazırsanız, iki taze babadan samimi ve içten bir bölüm sizi bekliyor. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Sponsor Find your ideal Turkish teacher on italki: https://go.italki.com/turkish2 Use the code EASYTURKISH2026 for 5€ off on your first lesson (of at least 10€) Transcript Intro Emin: [0:15] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. Bugünkü bölümümüzde Ömer'le beraberiz. Nasılsın Ömer? Ömer: [0:24] Teşekkür ederim Emin. İyiyim. Sen nasılsın? Emin: [0:27] Ben de iyiyim. Nasıl gidiyor ramazan? Ömer: [0:29] Çok şükür bir haftayı devirdik. %23'lere tekabül ediyor. Yaptığım hesaplamalar neticesinde bu sonuca ulaştım. Emin: [0:36] Evet. Ömer: [0:37] Güzel gidiyor. Geçen hafta konuşmuştuk. Kış ramazanı, yaz ramazanından sonra çıtır geliyor. Sadece son saatlerde bir böyle acıkma falan hissediyorum. Güzel. Ben memnunum ramazandan. Sen? Emin: [0:49] Evet ben de. Bundan önceki ramazanlar hep böyle baş ağrısı, açlık, susuzluk ekseninde geçerdi. Bu seneki ramazan çok daha rahat geçiyor. Tabii bunda ramazanın kışa denk gelmesinin de çok büyük bir payı var. Ömer: [1:02] Evet, evet. Tabii ki. Çünkü günler uzun olunca uzun oruç, kısa olunca kısa oruç tutuluyor. Ve dediğin gibi kışın çok daha rahat. Dışarıda olduğumuz zamansarf ettiğimiz efor daha az oluyor, soğuk havalarda. Sıcak havalarda daha bunaltıcı ve su kaybı meydana geliyor. Kış ramazanı iyidir abi. Ben şu an memnunum. Yıllar süren yaz ramazanından sonra şu an hâlimden memnunum. Emin: [1:25] Böyle emekli olacağımız zamana da böyle yaz ramazanı olur. Orada da bir emekli oluruz. Çok güzel sıyrılmış oluruz. Ömer: [1:32] Aynen ama öğrencilikte de geçen hafta konuştuk herhâlde bunu. Yaz ramazanı başkaydı şimdi o... Emin: [1:37] Evet evet. Ömer: [1:38] Sahura kadar çöplemeler falan başkaydı yani. Emin: [1:40] Aynen öyle. Evet. Taze babamız Ömer. Nasıl gidiyor? Baba olmak: Teoride her şeyi biliyorduk, ya pratikte? Ömer: [1:47] Valla nasıl gidiyor Emin'ciğim... İyi gidiyor çok şükür. Olağan. Yani en azından bir sağlık problemimiz yok çok şükür vesaire... Bunlar insanı çok rahatlatan şeyler. Çünkü kendini ifade edemeyen bir canlı ile karşı karşıyayız. Hani ağladığı zaman aç da olabilir, altı ıslak da olabilir. Gazı da olabilir, başka bir problemi de olabilir. Dolayısıyla şu an herhangi bir sağlık problemiyle vesaire karşılaşmadığımız için memnunuz. Ama, nasıl diyeyim? Çok olumlu duygular yaşatan bir şey insana. Bir yandan da gerginlik ve korku da veriyor bence. Çünkü o küçücük şey, yani onun sorumluluğu bazen psikolojik olarak insanın gerçekten dirayetli olmasını gerektiriyor ve gerektirecek gibi. Yani biz daha... Hani ben en azından yirmi gündür bunu yaşıyorum ama ileride de bu duygunun kaybolacağını çok zannetmiyorum. Onun için böyle bir korku, bir gerginlik de var üzerimde. Emin: [2:39] Evet ben de yaklaşık yüz yirmi gündür yaşıyorum bu hissi. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Bu bölümde konuğum "Cahiller Öğrenme Topluluğu"ndaki tandemim, 30 yıllık erkek berberi ve "Kısa Kes" markasının kurucusu Serap Aykut.Serap'ın geleneksel toplumsal rollere meydan okuyarak başladığı meslek yolculuğundan, berber koltuğunun insan psikolojisi üzerindeki etkilerine uzandık. Serap, sadece bir zanaatkar değil, aynı zamanda malzemesi insan olan bir sanatkar olarak, mesleğini Dali'nin bıyıklarından aldığı ilhamla nasıl dönüştürdüğünü içtenlikle paylaştı.Serap'ın koltuğuna oturan erkek ve kadınlar hakkında gözlemleri söyleşimizin en ilginç bulduğum kısımlarındandı. Erkeklerin nasıl alışkanlıklarını terk etmekte zorlandıkları, kadınların ise değişime ve değişimi hayal etmeye yatkınlıkları hayatın bir aynasıydı adeta.Bireylerin kendi farklılıklarını birer kusur olarak değil, özgün birer imza olarak kabul etmelerinin önemini vurgulaması ise çok çarpıcıydı.Sohbetimizin ilerleyen kısımlarında, Serap saçın tarihi ve toplum hayatındaki rolüne ilişkin yaptığı araştırmalardan edindiği çok ilginç bilgiler aktardı. Bunları ve daha fazlasını YouTube kanalında paylaşıyor, göz atmanızı tavsiye ederim.Benim planlı dünyam ile Serap'ın sezgisel ve yaratıcı yaklaşımı ortak olan merakımızla birleşince, Cahiller Topluluğu'ndaki öğrenme deneyimimiz çok keyifli ve verimli oldu. Üstelik bu daha bir başlangıç.Bu ilham verici sohbete şimdi kulak verebilirsiniz.Serap Aykut'un Instagram sayfasıhttps://www.instagram.com/kisakes_serapaykutSupport the show
Men-E-Men Stüdyo tarafından hazırlanan iki yüz on altıncı bölüm sizlerle.Müzikle dolu bir bölüm paylaşıyoruz. Tarkan'ın İstanbul konserlerinin yarattığı pozitif etkiden başladık, çok kısaca Oscar adaylarına değindik, ardından da Grammy Ödülleri'ni kazananlara geçtik. Bu görkemli gecenin öne çıkanlarını, kırılan rekorları, dikkate değen ve önerdiğimiz işleri paylaştık.Bölümümüzün ikinci yarısında da halihazırda dijital platformlarda ve yakın gelecekte sinemalarda yer alacak, müziği ve müzisyenleri merkezine alan birkaç yapımdan söz ettik. Bunların hepsini birer “Bi de Buna Bak” önerisi olarak da değerlendirdik.
"Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır." (Nisa 69)“Bu lütuf Allah'tandır; bilen olarak Allah yeter.” 70Bir grup müfessirin riyayet ettiğine göre, Hazret-i Peygamberin kölesi (mevlâ) olan Sevban, Hazret-i Peygamber'i çok seviyor ve O'ndan ayrılmaya hiç dayanamıyordu. Bir gün, yüzü değişmiş, bedeni incelmiş, zayıflamış ve yüzünü hüzün bürümüş olduğu halde Hazret-i Peygamberin yanına gelir. Bununüzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona halini sorunca, o şöyle der: "Ey Allah'ın Resulü, benim şundan başka hiçbir derdim yok: Seni görmediğim zaman özlüyor, seninle karşılaşıncaya kadar büyük bir yalnızlık duyuyorum... Derken âhireti hatırlıyor, bu sefer de seni orada görememekten korkuyorum...Çünkü ben, cennete girdirilsem bile, sen peygamberlerin derece ve makamlarında olacaksın, bense kulların derece ve makamlarında; binaenaleyh, seni göremiyeceğim. Eğer cennete girdirilmezsim, o zaman da seni asla göremiyeceğim..." Bunun üzerine, bu âyet-i kerime nazil oldu."Biz hiçbir peygamberi, Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir hikmetle göndermedik" (Nisa. 63)Sıddîk, sıdkı (doğruluğu) âdet edinmiş olan kimsenin ismidir. Bir fiil bir insanın âdeti olur ve o insan bu fiili ifade eden kelimeyle tavsif edilir ise, o vasıf fiîl vezni üzere gelir. Mesela hımmîr (çok şarap içen) denilir. Her kim, şekke düşmeksizin herhangibir dini tasdik eder (doğrular) ise, o sıddîktir. Bunun delili, "Allah'a ve peyamberlerine iman edenler (yok mu!), onlar sıddîklerdir" (Hadîd, 19) âyetidir.Sıddîk, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i ilk önce tasdik etmiş ve böylece, bu hususta diğer insanlara öncü olmuş kimsenin ismidir.O, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i tasdikte öncüdür. Çünkü Hazret-i Peygamber'in, "İslâm'ı her kime arzettiysem, mutlaka o duraklamıştır; Ebu Bekir müstesna, çünkü o, hiçtereddüt etmedi" dediği meşhurdur.Alimlerimiz, Hazret-i Ebu Bekir (radıyallahü anh)'in iman etmesinden kısa bir zaman sonra, Hazret-iOsman (radıyallahü anh), Talha, Zübeyr, Sa'd İbn Ebî Vakkas ve Osman İbn Maz'ûn (radıyallahü anhnhüm)'u da İslâm'a getirdiği ve onların böylece müslüman oldukları hususunda ittifak etmişlerdir. Binaenaleyh, Hazret-i Ebu Bekir'in müslüman olması, bu büyük zatların ona uymasına vesile olmuştur.Allahü teâlâ en hayırlı ümmet olarak vasfedilmiş olan bu ümmeti, Hazret-i Peygamber'den sonra Hazret-i Ebu Bekir'i icmâ ile halife seçmeye; O (radıyallahü anh) vefat ettiği zaman, onu Hazret-i Peygamber'inhemen yanına defnetmeye muvaffak kılmıştır.Şehâdetin, insanın kâfir bir kimse tarafından öldürülmesi şeklinde tarif edilmesi caiz değildir.Mü'minler bazan, "Allah'ım, bize şehâdeti nasib et!" diye dua ederler. Eğer şehâdet, sadece kâfir tarafından öldürülmekten ibaret olsaydı, onlar, Allah'tan bu öldürülmeyi istemiş olurlardı. Oysa ki bu caiz değildir.Çünkü, kâfirin onu öldürmesini istemek küfürdür.Hazret-i Peygamber, "Karın ağrısından ölen şehiddir; boğularak ölen şehiddir" Müslim, İmare, 164,Salih, itikadında ve amelinde iyi, dürüst olan kimsedir. Çünkü, cehalet itikadda bir bozukluk, günah ise amelde bir bozukluktur. Bu böyledir, çünkü itikadı doğru, işi de mâsiyet değil taat olan herkes sâlihtir.Bil ki Cenâb-ı Hak, Allah'a ve Resulüne itaat eden kimsenin peygamberler, sıddîklar, şehidler ve salihlerleberaber olduğunu açıklamış, sonra bunlardan hangisi olduğuna pek önem vermeyip, sadece onlarla beraber refîk bir arkadaş olmanın kâfi geldiğini bildirmiştir, Biz daha önce, "refik" kelimesinin, hazarda ve seferde kendisinden istifade edilen kimse manasına olduğunu zikretmiştik. Böylece Cenâb-ı Hak, bu itaatkâr kullardan fayda sağlanacağını açıklamıştır.” Razi
Patidio ve Medyascope iş birliğiyle yayınlanan Hayvani Bakış programında, bu hafta köpek sahiplenmenin doğruları ve yanlışları ele alınıyor. Köpek sahiplenmenin yalnızca sevgi değil; zaman, sabır ve 10–15 yıllık ciddi bir sorumluluk gerektirdiğini vurgulayan köpek eğitmeni Tülay Çığıraç Bahtiyar, sosyal medyada romantize edilen köpek videolarının arkasındaki görünmeyen gerçekleri anlatıyor. Köpeklerin neden hırladığı, tuvalet eğitimi sürecinde yaşanan sorunlar ve yeni eve uyum süreci tüm detaylarıyla konuşuluyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
2050 yılına sadece 25 yıl kaldı… Peki insanlık gerçekten hazır mı?Bu özel bölümde yapay zeka alında başarılı işlere imza atan, içerikler üreten @OzanSihay da bizimle birlikte. Bu videoda bilimsel temelli, gerçekçi projeksiyonlarla 2050 dünyasını masaya yatırıyoruz. Yapay genel zekadan nükleer füzyona, transhümanizmden Mars kolonilerine kadar her şeyi konuşuyoruz. Ama en çarpıcı kısım:• Çocuklar artık anne karnında değil, laboratuvarda genetik olarak tasarlanıyor mu olacak?• Robotlar tüm işleri devralınca "çalışmak" diye bir şey kalmayınca ne yapacağız? Evrensel temel gelir hayatımızı nasıl değiştirecek?• Cinsellik ve ilişkiler tamamen dijitalleşiyor: Sanal dokunuşlar, AI sevgililer, haptic teknolojiler… Gerçek ten teması nostalji mi olacak?Üç farklı senaryo üzerinden gidiyoruz:
Asgari ücret, vergiler, çocuk parası, emeklilik, askerlik, zamlar… 2026 yılında Almanya'da yine bir dizi yasal değişiklik, düzenleme ve yenilik hayata geçirilecek. Bunların büyük bir bölümü vatandaşların ve hanelerin bütçesini ilgilendiren değişiklikler. En önemli yenilikleri sizler için derledik. Mikrofonda Eren Mahir Gençer ve Serap Doğan var. Von Eren Mahir Gençer und Serap Doğan.
PEKER: ÇATLI'YI BUNLAR ÖLDÜRDÜ
167. Bu mektûb, Herdîram-ı Hinde yazılmışdır. Allahü teâlâya ibâdet etmeği ve kendi yapdığı tanrılara tapınmakdan sakınmağı dilemekdedir: İki mektûbunuz geldi. İkisinde de, bu fakîrleri sevdiğiniz, bunlara sığındığınız yazılı idi. Bir kimseye bu devleti ihsân ederlerse ne büyük ni'met olur. Fârisî beyt tercemesi: Bildirmesi lâzım olanı söyledim sana! İster kıymetini bil, istersen darıl bana. İyi dinle ve iyi anla ki, bizim ve sizin ve hattâ herşeyin, yerlerin, göklerin, yüksekliklerin, alçaklıkların yaratanı, varlıkda durduranı birdir. Nasıl olduğu anlaşılamaz. Benzeri ve ortağı yokdur. Şekli ve görünüşü olmaz. Baba, çocuk değildir. Onun gibi, Ona benzer birşey düşünülemez. Onun birşey ile birleşmesi, bir şeyde bulunmasını düşünmek çok çirkin olur. Bir yerde bulunması, bir yerde görünmesi olamaz. Onda zemân yokdur. Zemânı O yaratmışdır. Bir yerde değildir. Heryeri O yaratmışdır. Hep var idi. Varlığının başlangıcı yokdur. Hep vardır. Varlığının sonu olmaz. Her iyilik ve yükseklik Onda vardır. Hiçbir kusûr ve aşağılık Onda olamaz. İşte bunun için, ma'bûd olmağa, tapınmağa hakkı olan yalnız Odur. Tapınmağa lâyık olan ancak Odur. Hindûların Râm ve Kerşen denilen putları, Onun yaratdığı şeylerden zevallı iki dânesidir. Her ikisinin de anası ve babası var idi. Râm, Ceretin oğlu ve Leknenin kardeşi idi. Sîtanın kocası idi. Râm, kendi çoluk çocuğunu koruyamamışdı. Başkalarını nasıl koruyabilir? İyi düşünmek lâzımdır. Câhillere uymamalıdır. Yerleri gökleri yaratana, Râm ve Kerşen gibi ismler takanlara milyonlarca yazıklar olsun! Bunların hâli, büyük bir pâdişâha, aşağı bir çöpçünün ismini takanlara benzemekdedir. Râm ile Rahmanı aynı şey sanmak, ne aklsızlıkdır? Yaratan, yaratdığı ile bir olur mu? Anlaşılamayan birşey, bilinen şeylere benzetilemez. Onlarla birleşemez. Râm ve Kerşen yaratılmadan önce, âlemlerin yaratanına Râm ve Kerşen denilmiyordu. Bunlar yaratıldıkdan sonra, ne oldu ki, o eşsiz olan ulu Allaha, Râm ve Kerşen denildi? Râm ve Kerşenin ismleri, yerlerin, göklerin sâhibinin adı sanıldı! Olamaz, olamaz, hiç olamaz! Gelip geçmiş olan, yüzyirmidörtbine yakın Peygamberlerin hepsi “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” insanları, yalnız bir yaratana ibâdet etmeğe çağırdılar. Ondan başkasına tapınmağı yasak etdiler. Bütün Peygamberler, kendilerinin âciz birer mahlûk olduklarını söylediler. Allahü teâlânın büyüklüğünden, kuvvetinden korkarlar ve titrerlerdi. Hindûların tapındıkları kimseler ise, herkesin, kendilerine tapınmasını istediler. Kendilerini ma'bûd olarak tanıtdılar. Bir yaratanın varlığına inanıyorlardı. Fekat, Onu kendilerine hulûl etmiş, kendileri ile birleşmiş sanıyorlardı. Bunun için, herkesin kendilerine tapınmasını istiyorlardı. Kendilerine tanrı diyorlardı. Her kötülüğü yapıyorlardı. Tanrı, her istediğini yapar ve yaratdığı şeyleri istediği gibi kullanır diyorlardı. Bunlar gibi, dahâ nice bozuk ve saçma sözleri vardı. Kendileri sapıtmış, başkalarını da sapdırmışlardı. Peygamberler “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” böyle değildiler. Başkalarına yasak etdikleri kötülüklerden kendileri de ençok sakınırlardı. Kendilerinin de, herkes gibi insan olduklarını söylerlerdi. Fârisî mısra' tercemesi: Yollardaki ayrılığı gör! Nerden nereye? 170Bu mektûb, şeyh Nûra yazılmışdır. Allahü teâlânın emrlerini yapmak ve yasaklarından sakınmak lâzım olduğu gibi, insanların haklarını gözetmek ve onlarla iyi geçinmek de lâzım olduğu bildirilmekdedir: Allahü teâlâya hamd olsun. Onun seçdiği, sevdiği kullarına selâmlar olsun! Ey akllı kardeşim! Allahü teâlânın emrlerini yapmak ve yasaklarından kaçmak lâzım olduğu gibi, insanların haklarını ödemek ve onlarla iyi geçinmek de lâzımdır. (Allahü teâlânın emrlerini büyük bilmek ve Onun yaratdıklarına acımak lâzımdır) hadîs-i şerîfi, bu iki hakkı yerine getirmek lâzım olduğunu göstermekdedir. Bu iki hakdan yalnız birini gözetmek kusûr olur. Bir bütünün, bir parçası, onun hepsi demek değildir. Bundan anlaşılıyor ki, insanlardan gelen sıkıntılara dayanmak lâzımdır.
Gazze'de ateşkesin üçüncü gününe girdik. Hamas'ın elindeki İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasını beklerken yüz binlerce Gazzeli evlerinin yerini alan enkaza geri dönüyor. Ateşkesin kalıcı barışa dönmesi için Mısır'da düzenlenecek zirveye de onlarca dünya lideri bekleniyor. Bunlar arasında Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Trump da var.
Bu epizodda həyatın qaçılmaz və qarşısıalınmaz bir reallığından danışıram — alacağımız ağır zərbələrdən. Bunlar baş verdikdə nə etməliyik? Nələri edə bilərik? Və ən əsası — 10 saniyəyə ayağa qalxa biləcəyikmi?
ÇİKOLATA Aşağıdaki metni okuyunuz. Bu yazıyı okurken canınız nefis bir çikolata çekebilir. Okumaya başlamadan önce, çikolatanızı yanınıza hazır edin. Yalnızca çikolatanın tadına varmakla yetinmeyin, o tadın nereden geldiğini de keşfedin. Çikolata, kakao ağacının çekirdeklerinden yapılmaktadır. Çikolatanın ilk olarak Orta Amerika Bölgesi'nde yaşayan Mayalar zamanında üretildiği sanılmaktadır. Kristof Kolomb ve Hernando Cortes gibi kâşifler 1500'lü yıllarda Amerika kıtasını keşfettikleri zaman burada olan birçok şeyi ülkeleri İspanya'ya götürmüşlerdi. Bunların arasında kakao çekirdekleri de vardı. Çikolatanın ana maddesi olan kakao çekirdekleri o zamanlar Avrupa'da yeniymiştir ve bilinmiyordu. Avrupalılar, önceleri kakao çekirdeklerini ne yapacaklarını bilememişler. Çünkü elde edilen içeceğin tadı çok acıymış. Sonunda çok parlak bir fikir bulunmuş: kakaonun içine şeker eklemek! Şeker eklendikten sonra bu karışım saraylarda içilmeye başlar hâline gelmiş. O dönemlerde kakao ve şeker kolay bulunamadığından çikolata yalnızca zenginlerin içebileceği bir içecekmiş. Daha sonra şeker üretiminin artması, çikolatanın tüketimini çok açmış. Fakat kakao üretimi arttıkça daha da ucuzlayarak yaygınlaşmaya başlamış. Çikolata, 1800'lü yıllara kadar sıvı olarak tüketilmiş. Daha sonra bugün tadına doyamadığımız şekilleri ortaya çıkmış. Çikolatanın tadı yıllar geçtikçe çeşitlenmiş. Ancak ham maddesinin elde ediliş yöntemi hiç değişmemiş. Çikolata yapmak için ilk olarak kakao çekirdekleri ayıklanır ve acılığının azalması için mayalanır. Ardından da kurutulur. Kurutulan çekirdekler fabrikalarda kavrulur. Kavurma işleminden sonra çekirdekler ezilir. Bunun sonucunda üç ayrı madde elde edilir: acı sıvı, kakao yağı ve kakao tozu. Biliyorsunuz, çikolataların birçok çeşidi var. Siyah çikolatada acı sıvı, kakao yağı ve şeker bulunur. Sütlü çikolataya bunların yanında bir de süt eklenir. Beyaz çikolata ise yalnızca şeker, süt ve kakao yağından yapılır. Bunun içine acı sıvı konulmaz. İşte, çok sevdiğiniz çikolata böyle yapılır. Fakat çok fazla çikolata yemek sağlık sorunlarına yol açabilir. Örneğin, çikolata diş çürüklerine yol açabilir. Çikolatanın doğrudan dişte çürüklerle neden olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur ama çikolatanın içine konulan şeker, dişlerde çürümeye yol açabilir. Tıpkı içinde şeker bulunan diğer yiyecekler gibi. Aynı zamanda enerji deposu olan kakao, kalorisi yüksek olan bir yiyecektir. Bunun için sporcular genellikle enerji almak için çikolata yerler. Siz de sınavlardan ya da yapacağınız spor faaliyetlerinden önce çikolata yiyebilirsiniz. Ama çikolata yerken aşırıya kaçmamalısınız. Başka yiyeceklerden de enerji elde edebileceğinizi unutmamalısınız. Banu BİNBAŞARAN (Düzenlenmiştir.)
Sürekli başarılı olmak arzusu, daima iş odaklı yaşamak, kendimizden beklendilerimiz, iş yerindeki insanların bizden beklentileri... Bunlar ilk bakışta çok normal durumlar gibi gelse de, kronikleştiği zaman insanın beden ve ruh sağlığını ciddi şekilde etkileyebiliyor. 111 Hz'in bu bölümünde modern çalışma yaşamının getirdiği en büyük tehlikelerden biri olan tükenmişlik sendromunu inceliyoruz. Bu meselenin psikolojik, nörolojik ve fizyolojik etkileri kadar sosyolojik açıklamasını da yapmaya çalışıyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media ------- Podbee Sunar ------- Bu podcast, getirfinans hakkında reklam içerir. getirfinans iyi faizi vade beklemeden günlük kazandırır. Kredi faiz oranı düşüktür. Aidatsız kredi kartı sunar. Para transferinden ücret almaz. Sen de getirfinanslı ol. Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir. Bonus Platinum Dinamik'le tanışın! Kendiliğinden saatte bir değişen güvenlik koduyla internet alışverişlerinin en yeni ve daha da güvenli ödeme yöntemi!
Modern dinimiz der ki: Cahiliye döneminde insanlar gümrük putlarına tapıyorlardı. Sonra Hazreti Adem Smith İskoç yaylalarından indi, putları kırıp ticareti serbestlestirdi. O günden beridir piyasaya inanan, ona sığınan toplumlara bereket yağdı, diğerlerine lanet.Peki madem öyle, binlerce yıldır ticaret yapılmasına rağmen alt tarafı iki asır öncesine kadar, serbest ticareti kimse akıl edememiş mi? Ve bir kez akıl ettikten sonra da artık tarihin sonuna kadar böyle mi gidecek?Bugün bu sorularla başlayıp, ABD merkezli ticaret sistemini ve MAGA fantezilerini konuşacağız. Böylece “dünyayı ahmaklar yönetiyor” serisine biraz daha ağır bir temel kazandırmaya çalışacağız. Kaynaklara bakmayı unutmayın, patronlara ekstra teşekkürler...Yeni Kitap: Fularsız Felsefe: Dört Önemli Mesele (bu seferki normal insan boyutunda, 200 sayfa).Konular:(00:04) İneklerle tatil(00:53) Bugünün Planı(02:32) Ticaret felsefesi(zliği)(04:50) Moğol karavanı(07:50) Merkantalizm(11:23) Hz Adem Smith ve mutlak üstünlük(14:48) Hz Davut Ricardo ve karşılaştırmalı üstünlük(18:36) Statik vs dinamik teori(20:02) Serbest Piyasanın zaferi: Corn Laws(23:04) Korumacı ABD(25:05) Dünya Ticaret Örgütü(28:28) Miran'ın Planı(32:00) Triffin Paradoksu(33:15) MAGA 1950 fantezileri(35:05) Otomasyon(37:40) Patronlara teşekkürler.Kaynaklar:Müzik: Team America World Police (adeta bir başyapıt)Kitap: Ways and Means (Xenophon)Podcast: Fall of Civs - MongolsKitap: On the Principles of Political Economy and Taxation (Ricardo)Blog: Bretton Woods (Fularsız)Makale: The Theoretical and Historical Origins of Trade Issues (pdf)Makale: The “Real” History of Free TradeKitap: Against the Tide: An Intellectual History of Free Trade (1996)Makale: The Development of Free Trade in EuropeVideo: Money & Macro - I was wrong about Trump's tariff masterplanMakale: A User's Guide to Restructuring the Global Trading System (pdf)------- Podbee Sunar -------Bu podcast, getirfinans hakkında reklam içerir. getirfinans iyi faizi vade beklemeden günlük kazandırır. Kredi faiz oranı düşüktür. Aidatsız kredi kartı sunar. Para transferinden ücret almaz. Sen de getirfinanslı ol. Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir. Bonus Platinum Dinamik'le tanışın!Kendiliğinden saatte bir değişen güvenlik koduyla internet alışverişlerinin en yeni ve daha da güvenli ödeme yöntemi!See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.