village in Lorestan, Iran
POPULARITY
Categories
Bu bölümde konuğum "Cahiller Öğrenme Topluluğu"ndaki tandemim, 30 yıllık erkek berberi ve "Kısa Kes" markasının kurucusu Serap Aykut.Serap'ın geleneksel toplumsal rollere meydan okuyarak başladığı meslek yolculuğundan, berber koltuğunun insan psikolojisi üzerindeki etkilerine uzandık. Serap, sadece bir zanaatkar değil, aynı zamanda malzemesi insan olan bir sanatkar olarak, mesleğini Dali'nin bıyıklarından aldığı ilhamla nasıl dönüştürdüğünü içtenlikle paylaştı.Serap'ın koltuğuna oturan erkek ve kadınlar hakkında gözlemleri söyleşimizin en ilginç bulduğum kısımlarındandı. Erkeklerin nasıl alışkanlıklarını terk etmekte zorlandıkları, kadınların ise değişime ve değişimi hayal etmeye yatkınlıkları hayatın bir aynasıydı adeta.Bireylerin kendi farklılıklarını birer kusur olarak değil, özgün birer imza olarak kabul etmelerinin önemini vurgulaması ise çok çarpıcıydı.Sohbetimizin ilerleyen kısımlarında, Serap saçın tarihi ve toplum hayatındaki rolüne ilişkin yaptığı araştırmalardan edindiği çok ilginç bilgiler aktardı. Bunları ve daha fazlasını YouTube kanalında paylaşıyor, göz atmanızı tavsiye ederim.Benim planlı dünyam ile Serap'ın sezgisel ve yaratıcı yaklaşımı ortak olan merakımızla birleşince, Cahiller Topluluğu'ndaki öğrenme deneyimimiz çok keyifli ve verimli oldu. Üstelik bu daha bir başlangıç.Bu ilham verici sohbete şimdi kulak verebilirsiniz.Serap Aykut'un Instagram sayfasıhttps://www.instagram.com/kisakes_serapaykutSupport the show
Hiç “Aslında aç değildim ama yedim” dediğin oldu mu?Bazen yeme isteği midemizden değil, duygularımızdan gelir.Stresli bir günün ardından tatlı krizi, yalnızken kontrolsüz atıştırma, can sıkıntısıyla açılan buzdolabı kapakları… Bunların hepsi “irade eksikliği” değil, çoğu zaman duygusal yeme davranışı.Bu bölümde:• Duygusal yeme nedir?• Fiziksel açlıkla psikolojik açlık arasındaki fark nedir?• Hangi duygular bizi yemeğe yönlendirir?• Suçluluk döngüsü neden oluşur?• Bu döngüyü fark edip nasıl kırabiliriz?Bilimsel temeli olan ama yargısız bir yerden konuşuyoruz. Çünkü mesele yasaklar ya da katı diyetler değil; mesele farkındalık ve kendini anlamak.Eğer sen de zaman zaman yemeği bir baş etme yöntemi olarak kullanıyorsan, bu bölüm sana iyi gelebilir
"Qaydaları Pozma" verilişində Azərbaycan Sığortaçılar Assosiasiyasının ekspert qrupunun üzvü Emin Allahverdiyev ilə avtokredit zamanı edilən əsas səhvlər, bankların KASKO tələbinin səbəbi, sığorta hadisəsində risk bölgüsü, tam sığorta ilə icbari sığorta arasındakı fərq və sığorta narazılıqlarının səbəbləri haqqında danışdıq.
Terörsüz bölge sürecinde Suriye defteri kapanıyor… Bu elbette zaman alacak. Ancak 18 Ocak mutabakatı işlemeye devam ediyor. Şam-YPG görüşmeleri; gümrük kapıları, havalimanı, petrol yataklarının devriyle eşzamanlı ilerliyor. Bunlar pozitif gelişmeler. Suriye'deki PKK'lı teröristlerin ülkeyi terk etmesi sürecin başarıya ulaşması için elzem. Bu konuda bazı perde arkası gelişmeler var. Ama yeni bir tür kliğin YPG ile gerilim yaşadığı söyleniyor. Bu işin Suriye ayağı…
Hazret-i Sâmi (k.s.)'un hayatını manevi görevlisi ve ihvâna kılavuzu Muhterem Ömer Muhammed Öztürk'ün kaleminden yayınlıyoruz: 1892 Yılında Adana'nın Tepebağ mahallesinde dünyâya teşrîf eden Hazret-i Sâmî (k.s.)'un babaları Müctebâ Efendi, anneleri Ümmügülsüm Hanımefendilerdir. Dedelerinin ismi Abdurrahmân, büyük dedeleri İshâk ve Hüseyin Efendilerdir. Büyük Türk beyliklerinden Ramazânoğlu beyliğinin en son beylerinden olan Abdülhâdî Efendinin (ki Sâmî Efendi Hazretlerinin büyük dedelerindendir) tesbîtine göre Ramazânoğlu beyliği aslen Türklerin Oğuz boyunun Üçoklar kabîlesindendir. Bu kabîlenin de şecereleri büyük Türk Hâkânı Nureddîn Zengî (Şehîd) vasıtası ile Seyfullâh Hz. Hâlid bin Velîd (r.a.)'e dayanır. Efendi Hazretleri kendi ifâdeleriyle doğumlarını şöyle nakletmektedirler: “Benim doğumum (1308) târihindedir: Adana'da Vakıfsarayı'ndadır. Doğumumdan evvel kapıya bir zât gelmiş: “Bu evde, yakında bir doğum olacaktır, oğlan olacaktır, adını: Sâmî koyunuz; hayırlı bir insan olacaktır.” diyor, gidiyor. Bir müddet sonra doğum oluyor, oğlan oluyor. Adı: “Mahmûd Sâmî” konuyor. Sonra o zât tekrâr geliyor. Oğlan doğduğunu söylüyorlar. Adının da “Muhammed Mahmûd Sâmî” konulduğunu öğrenince: “Sandıktaki emânetimi veriniz!” diyor. Ona benzer bir emâneti veriyorlar: “Bu değil; esâs sandıktaki bana âid emâneti veriniz!” diyor. Veriyorlar. Memnûn oluyor. Duâ edip gidiyor.” Efendi Hazretleri bu ma‘lûmât hakkında: “-Bunu kaydediniz. Mühimdir. Gelen zât, boş değildir. Bunları olduğu gibi sen kaydet. İleride neşredilir. İyi olur. Hayırlı olur.” diye buyurdular. Not: Bu ma‘lûmât, Muhterem Ömer Kirazoğlu (rh. âleyh) Ağabey'in kendi el yazısı ile not defterinden alınmıştır. Metinden Hazretin ism-i şerîflerinin tam olarak “Muhammed Mahmûd Sâmî” olduğu öğreniliyor. Hazretin 6 Kasım 1937de kendi el yazılarıyla, latince olarak, “Kadastro ve Tapu Tahrîrine Mahsûs Beyânnâme”de, sâdece “Sâmî” ismini ve imzâsını kullandıklarına ve nüfus cüzdanlarında da sâdece “Sâmî” ismini kullandığına göre, tam ism-i şerîflerinin kullanılmaması o devirdeki birtakım yasakları akla getirmektedir. Bu “Beyânnâme”de, Hazretin doğdukları ev Seyhân vilâyeti, Adana kazâsı, Kayalıdağ mahallesi, Sabuncu Abdullâh sokağı olarak belirtilmiştir ki burada da isimler değiştirilmiştir. Hazretin doğdukları evin bulunduğu mahalle en son Tepebağ adını almıştır.
Nerede o eski ustalar dedirten sanatlardan birisi de Kündekârî sanatıdır. Endüstri devrimi ve sanayileşme ile birlikte pek çok kıymetli sanat yerini, makinelerin ürettiği ucuz işlere bırakıp bizi terk etti. Kündekârî, Farsça bir kelime olup ahşap oymacılık sanatını adlandırır. “Künde,” masif ağaç, tomruk gibi anlamlara gelirken, “kârî,” işlemek, oymak gibi anlamlara gelir. Genelde ahşap işlerini tanımlamakla birlikte özelde ince ahşap işçiliği ve sanatını tanımlamak için kullanılır. Kündekârî, sekizgen, beşgen, yıldız gibi çokgen geometrik şekillerde kesilmiş ahşap parçalarının çivi ile çakılmadan ve bir yapıştırıcı ile yapıştırılmadan sadece birbirlerine geçirilmeleriyle meydana getirilen dekoratif bir süsleme ve konstrüksiyon tekniğidir. Bu şekilde elde edilen yapı, ısı ve nem değişiklikleri ile ağacın çalışmasından ve deformasyonundan etkilenmez. Türk-İslam sanatında sadece Anadolu'da görülen kündekârî tekniğinin erken örnekleri Suriye ve Mısır'da Abbasiler döneminden itibaren bazı cami ve mescitlerde görülür. Bunlar arasında Mısır'da yaptırılan İbn-i Tolun Camii (879) en önemlileridir. Anadolu'da hemen hemen her büyük şehirde, Selçuklular'dan miras kalan eserler arasında en önemlileri ulu camilerdir. Şehrin merkezinde yer alan bu camiler, taş ve ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini sergilerler. Selçuklu camilerinin bilhassa kapıları ve minberleri şaheserdir. Anadolu'da Selçuklulardan miras kalan camiler içerisindeki minberler, ahşap kündekârî sanatının en iyi örnekleri olarak tanımlanabilir. Bunlar arasında Konya Alaeddin Cami minberi, Kayseri Ulu Cami minberi ve Aksaray Ulu Cami minberi en önemlileri olarak sayılabilir. Bursa Ulu Camii'nin minberi de Selçuklu üslubundan Osmanlı üslubuna geçişin bir örneği olarak önemli bir sanat eseridir. (Doç. Dr. Rasim Soylu, Zafer Dergisi, Aralık 2017, 492. Sayı)
Melekler, Hak Teâlâ'nın muhterem, nazik, nûrânî, erkeklik-dişilik vasfı bulunmayan, yeme-içmeye ihtiyaç duymayacak bir halde yaratmış olduğu bir kısım yüce mahlûkatlardır. Bunlar, mümin, masum, Hak Teâlâ'nın emirlerine layık olduğu şekilde itaat eden, tesbih (Sübhanallah demek) ve tehlîl (Kelime-i Tevhidi söylemek) ile ve kâinatla ilgili bazı işlerle meşgul bulunmaktadırlar. Bir kısmı yerde, bir kısmı göklerde, bir kısmı da Allah'ın (c.c.) arşı etrafında bulunurlar. İşte bu mübarek zatların varlığını bilip mevcudiyetlerine iman etmek, bizim için dinî bir farzdır. Birçok ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler bunların varlığını bize haber vermektedir. Melekler başlıca iki kısımdır. İlki Kerûbiyyân'dır ki, daima tesbih ve tehlîl ile meşgul, Allah'ın (c.c.) muhabbetine gark olup mâsivâ (Allah'tan uzaklaştıran her şey) ile asla alakaları yoktur. Diğeri de Müdebbirât'dır ki, bunlar hem ibadetler ve tâatler ile meşgul, hem de kâinatta birtakım işlerin idare ve tasarrufuyla mükelleftirler; koruyucu melekler gibi. Cebrâîl, Mîkâîl, İsrâfîl ve Azrail (a.s.) adındaki dört melek, risâlet rütbesine sahiptirler. Şanı yüce Peygamberlerin (a.s.) çoğu Cebrail (a.s.) vasıtasıyla ilâhi vahyi telâkki etmişlerdir. Mîkâîl (a.s.) kâinattaki bir kısım hadiselerin gerçekleşmesini temin etmekle vazifelidir. İsrâfîl (a.s.) kıyamet hadiselerinin gerçekleşmesiyle alakadar olacaktır. Azrail (a.s.) de ruhların alınmasıyla vazifelidir. Bir kısım melekler de vardır ki, ‘hafaza' ismini alıp insanların amellerini tespit ederler. (Ömer Nasuhi Bilmen, Sualli Cevaplı Dinî Bilgiler, s.74-75)
Men-E-Men Stüdyo tarafından hazırlanan iki yüz on altıncı bölüm sizlerle.Müzikle dolu bir bölüm paylaşıyoruz. Tarkan'ın İstanbul konserlerinin yarattığı pozitif etkiden başladık, çok kısaca Oscar adaylarına değindik, ardından da Grammy Ödülleri'ni kazananlara geçtik. Bu görkemli gecenin öne çıkanlarını, kırılan rekorları, dikkate değen ve önerdiğimiz işleri paylaştık.Bölümümüzün ikinci yarısında da halihazırda dijital platformlarda ve yakın gelecekte sinemalarda yer alacak, müziği ve müzisyenleri merkezine alan birkaç yapımdan söz ettik. Bunların hepsini birer “Bi de Buna Bak” önerisi olarak da değerlendirdik.
Son dönemde İngiltere'nin kolonyal tarihi üzerine yapılan çalışmalar artıyor ve bunlardan bir kısmı Türkçeye tercüme ediliyor. Bunlar arasında telif eserlerin de öne çıkması hakikaten çok önemlidir. Zira bizde genel kabul gören yaklaşım biçimleri ne Batı ve Avrupa tarihini anlamamıza imkân veriyor ne de İngiltere tarihini. Aydınlanma döneminin kavramsal çerçevesinin dışına çıkabilen eserlerin dilimize kazandırılması gerekiyor.
"Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır." (Nisa 69)“Bu lütuf Allah'tandır; bilen olarak Allah yeter.” 70Bir grup müfessirin riyayet ettiğine göre, Hazret-i Peygamberin kölesi (mevlâ) olan Sevban, Hazret-i Peygamber'i çok seviyor ve O'ndan ayrılmaya hiç dayanamıyordu. Bir gün, yüzü değişmiş, bedeni incelmiş, zayıflamış ve yüzünü hüzün bürümüş olduğu halde Hazret-i Peygamberin yanına gelir. Bununüzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona halini sorunca, o şöyle der: "Ey Allah'ın Resulü, benim şundan başka hiçbir derdim yok: Seni görmediğim zaman özlüyor, seninle karşılaşıncaya kadar büyük bir yalnızlık duyuyorum... Derken âhireti hatırlıyor, bu sefer de seni orada görememekten korkuyorum...Çünkü ben, cennete girdirilsem bile, sen peygamberlerin derece ve makamlarında olacaksın, bense kulların derece ve makamlarında; binaenaleyh, seni göremiyeceğim. Eğer cennete girdirilmezsim, o zaman da seni asla göremiyeceğim..." Bunun üzerine, bu âyet-i kerime nazil oldu."Biz hiçbir peygamberi, Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir hikmetle göndermedik" (Nisa. 63)Sıddîk, sıdkı (doğruluğu) âdet edinmiş olan kimsenin ismidir. Bir fiil bir insanın âdeti olur ve o insan bu fiili ifade eden kelimeyle tavsif edilir ise, o vasıf fiîl vezni üzere gelir. Mesela hımmîr (çok şarap içen) denilir. Her kim, şekke düşmeksizin herhangibir dini tasdik eder (doğrular) ise, o sıddîktir. Bunun delili, "Allah'a ve peyamberlerine iman edenler (yok mu!), onlar sıddîklerdir" (Hadîd, 19) âyetidir.Sıddîk, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i ilk önce tasdik etmiş ve böylece, bu hususta diğer insanlara öncü olmuş kimsenin ismidir.O, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i tasdikte öncüdür. Çünkü Hazret-i Peygamber'in, "İslâm'ı her kime arzettiysem, mutlaka o duraklamıştır; Ebu Bekir müstesna, çünkü o, hiçtereddüt etmedi" dediği meşhurdur.Alimlerimiz, Hazret-i Ebu Bekir (radıyallahü anh)'in iman etmesinden kısa bir zaman sonra, Hazret-iOsman (radıyallahü anh), Talha, Zübeyr, Sa'd İbn Ebî Vakkas ve Osman İbn Maz'ûn (radıyallahü anhnhüm)'u da İslâm'a getirdiği ve onların böylece müslüman oldukları hususunda ittifak etmişlerdir. Binaenaleyh, Hazret-i Ebu Bekir'in müslüman olması, bu büyük zatların ona uymasına vesile olmuştur.Allahü teâlâ en hayırlı ümmet olarak vasfedilmiş olan bu ümmeti, Hazret-i Peygamber'den sonra Hazret-i Ebu Bekir'i icmâ ile halife seçmeye; O (radıyallahü anh) vefat ettiği zaman, onu Hazret-i Peygamber'inhemen yanına defnetmeye muvaffak kılmıştır.Şehâdetin, insanın kâfir bir kimse tarafından öldürülmesi şeklinde tarif edilmesi caiz değildir.Mü'minler bazan, "Allah'ım, bize şehâdeti nasib et!" diye dua ederler. Eğer şehâdet, sadece kâfir tarafından öldürülmekten ibaret olsaydı, onlar, Allah'tan bu öldürülmeyi istemiş olurlardı. Oysa ki bu caiz değildir.Çünkü, kâfirin onu öldürmesini istemek küfürdür.Hazret-i Peygamber, "Karın ağrısından ölen şehiddir; boğularak ölen şehiddir" Müslim, İmare, 164,Salih, itikadında ve amelinde iyi, dürüst olan kimsedir. Çünkü, cehalet itikadda bir bozukluk, günah ise amelde bir bozukluktur. Bu böyledir, çünkü itikadı doğru, işi de mâsiyet değil taat olan herkes sâlihtir.Bil ki Cenâb-ı Hak, Allah'a ve Resulüne itaat eden kimsenin peygamberler, sıddîklar, şehidler ve salihlerleberaber olduğunu açıklamış, sonra bunlardan hangisi olduğuna pek önem vermeyip, sadece onlarla beraber refîk bir arkadaş olmanın kâfi geldiğini bildirmiştir, Biz daha önce, "refik" kelimesinin, hazarda ve seferde kendisinden istifade edilen kimse manasına olduğunu zikretmiştik. Böylece Cenâb-ı Hak, bu itaatkâr kullardan fayda sağlanacağını açıklamıştır.” Razi
Bir zamanlar akşam haberlerinde “dünyadan haberler” bölümü olurdu. Meksika'dan, Brezilya'dan sokak çeteleri, uyuşturucu baronları ve mafya hesaplaşmaları izlerdik. Bunlar bize uzak coğrafyaların hikâyeleriydi. Türkiye'de ise Yeşilçam'ın mafya tiplemeleri vardı; kendi raconu olan, çoğu zaman fakiri kollayan, düzeni kendi çapında sağlamaya çalışan figürlerdi. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo bundan köklü biçimde farklılaştı.
Evvelâ umûmî bir husûsa bir şeye işâret etmek istiyorum: Târihin, kıyâmete kadar bir istikrâr kazanacağını beklemiyorum. İnanlar, kıyâmet ve onun nasıl işleyeceğine dâir ilâhî senaryolara âşinadır. Bunlar, aralarında bâzı farklılıklar olsa da birbirine yakın bir sûrette kutsal metinlerde ortaya konmuştur... Târih bıçak gibi kıyâmette sona ermeyecek. Onun, yine kutsal metinlerde anlatılan, âhir zaman olarak tesmiye edilen bir evveliyâtı var.
Patidio ve Medyascope iş birliğiyle yayınlanan Hayvani Bakış programında, bu hafta köpek sahiplenmenin doğruları ve yanlışları ele alınıyor. Köpek sahiplenmenin yalnızca sevgi değil; zaman, sabır ve 10–15 yıllık ciddi bir sorumluluk gerektirdiğini vurgulayan köpek eğitmeni Tülay Çığıraç Bahtiyar, sosyal medyada romantize edilen köpek videolarının arkasındaki görünmeyen gerçekleri anlatıyor. Köpeklerin neden hırladığı, tuvalet eğitimi sürecinde yaşanan sorunlar ve yeni eve uyum süreci tüm detaylarıyla konuşuluyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Neymiş, İstanbul Havalimanı (İGA) inşa edilirken bir miktar ağacın kesilmesi zorunlu hâle gelmiş… Türkiye'nin tekâmülü, iyiliği adına getirilen her projeye, her yatırıma karşı çıkmayı refleks hâline getirmiş, kafayı kuma gömmüş bir şekilde Türkiye'nin lehine olan her türden yatırımı reddetmiş muhalif medya susmuyor… Yine kusmuş nefretini…
"Şəhər adamı"nda qonağımız olan "Eslampadari" brendinin təsisçisi və direktoru Sabit Məmmədov ilə uşaq yaşlarından ticarətə olan marağından, sahibkarlıq fəaliyyətindən, müasir evlərdə olan çilçıraq seçimlərindən, qiymət, dizayn, keyfiyyətin önəmindən, başına gələn maraqlı hadisələrdən və digər mövzulardan bəhs etdik.
Dâvûd (a.s.)'ın şöyle dediği nakledilir: "Yâ Râbbi, Sananasıl şükretmiş olurum ki! Benim sana şükrüm de, ancak senin nimet vermenle tamamlanır. Bu nimet de beni bu şükremuvaffâk kılmandır.'' Bunun üzerine Hâkk Teâlâ şöyle nidâetti: "Bana şükretmekten âciz olduğunu anladığına göre,takatin ve gücüne göre şükretmiş oldun,"Hz. Peygamber (s.a.v.)'den şöyle rivayet edilmiştir: "Allâhü Teâlâ, kuluna bir nimet verdiğinde, kulu"Elhâmdülillâh" der, de bunun üzerine Allâhü Teâlâ şöyle buyurur: Kuluma bakınız. Ben, ona kıymetsiz bir şeyverdim de o, bana değer biçilmez bir şey verdi." Bu hadisin izahı şudur: Cenâb-ı Hâkk, kuluna nimet verdiğinde,bu, o açken onu doyurması, susuzken ona su nasip etmesi,çıplakken onu giydirmesi gibi alışılagelmiş şeylerden biridir.Ama kul "Elhâmdülillâh" dediğinde bunun manası: Hamdedenlerden birisinin yaptığı her hâmd Allâh (c.c.)'a mahsusturve hâmdedenlerden birisinin yapmadığı fakat aklen yapılmasıgereken her hâmd de Allâh (c.c.)'a mahsustur.Arş'ın ve Kursî'nin meleklerinin, gök tabakalarında bulunanların, Hz. Âdem (a.s.)'den Hz. Peygamber (s.a.v.)'ekadar olan bütün peygamberlerin, velîlerin, âlimlerin, bütün mahlûkatın ve cennet ehlinin, "Bunların oradaki(cennetteki) duâları "Ya Allâh (c.c.), Seni tesbîh ederiz" sözüdür. Orada (birbirlerine sağlık temennileri veiltifatları) "selâm" (demeleridir) Duâlarının sonu da"Elhâmdülillâhirâbbilâlemin" dir" (Yûnus s. 10) diyecekleri bu vakte kadar yaptıkları bütün hâmdler, bu hâmde dahildir. Kulların ebedî olarak ve mütemadiyen yapacaklarıhâmdler sınırsızdır, işte bu sınırsız övgülerin tamamı, kulun"Elhâmdülillâhirâbbilâlemin" sözünün içinde bulunmaktadır. İşte bu sebebten ötürü, Cenâb-ı Allâh Hadîs-i Kudsîsinde:"Kuluma bakınız. Ben ona kıymetsiz tek bir nimet verdimde o, bana, sonsuz ve sınırsız şükürde bulundu" demiştir.(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.312)
Tasavvuf yolunun büyükleri, Sünnet-i Seniyye'ye uymuş,takva yolunu tutmuşlardır. Sünnet-i Seniyye'ye uymakla vetakva yolunu seçmekle birlikte, eğer bu haller ve manevidurumlar ile şereflenirlerse, büyük ni'met bilirler. Eğer, buhallere ve manevi durumlara kavuşurlar, fakat sünnete yapışmakta ve azîmeti seçmekte gevşeklik olursa, bu hallerihiç beğenmezler ve böyle vecdi, yanî kendinden geçmeyiistemezler. Bu gevşekliği, felâketin başlangıcı bilirler. Çünkü,Hindistân'daki din adamlarından olan Cûkiyye ve Brehmenler ile eski Yunan filozofları da hakiki tecellî sanılan tecellîlereve misal alemindeki keşiflere ve Vahdet-i vücûd bilgilerinemâlik oldular. Fakat, rezîl ve rüsvâ olmaktan ve felâkete sürüklenmekten kurtulamadılar. Saâdetden mahrûm kalmaktan başka, ellerine bir şey geçmedi.Allahu Teâlâ'nın lütfû ve ihsânı ile, bu büyüklerin yoluna girdiğinize göre, onlar gibi olmanız lâzımdır. Onların yolundan kıl kadar ayrılmamalısınız. Ancak, böylece, onlarınyüksekliklerinden, bir şeylere kavuşabilirsiniz. Önce, Ehl-iSünnet vel-cemâ'at mezhebi âlimlerinin kitâplarında bildirilenlere uygun olarak, i'tikâdı düzeltmek lâzımdır. Bundansonra, farzları, vâcibleri, sünnetleri, müstehabları, helâlve harâmları, mekrûhları ve şüpheli olanları, Ehl-i Sünnetâlimlerinin fıkıh kitâplarından öğrenmeli ve yaptığınız işler,bu bilgiye uygun olmalıdır. Bunlar yapıldıktan sonra, sıraüçüncüsüne gelir ki, bu da, tasavvuf bilgileridir.Ehl-i Sünnet i'tikâdı ve fıkıh bilgilerine uygun işler, kuşuniki kanadı gibidir. Bu iki kanat sağlam olmadıkça, maddesiz,zamânsız âleme uçulamaz. Cenâb-ı Hakk Resûlullah (s.a.v.)Efendimiz'in mübarek sünnetlerini gözünün nuru bilenlerdeneylesin. Âmin.
Toplumları bir arada tutan bağlar, sadece yazılı kurallar ile değil kültürel aktarım ile de inşa edilir. Bunların başında da dayanışma, yardımlaşma, ortak bir ideal etrafında mücadele edebilme iradesi ve becerisi gelir. Özellikle kriz ve afet anında dayanışma, kuşaktan kuşağa aktarılan kadim bir mirastır.
İsrail'in kolonyal bir yapı olarak kurulduğu dönemde Ürdün Kralı Abdullah'ın Filistin'e ihaneti, bilinen bir hadisedir. Aslında babası da Osmanlı'ya ihanet etmiş, İngilizlerin İslam coğrafyasında hâkimiyet kurmasında büyük bir rol oynamıştı. Bizde Şerif Hüseyin'in ihaneti daha çok bilinir. Ne yazık ki oğul Abdullah'ın ihaneti de çok büyüktür. Sebepleri üzerinde duracak değilim fakat her iki hadiseyi birbirine bağlayan asli unsurlar üzerinde durulmadığı için farklı fikirler daha çok öne çıkmıştır. Bunların ayrıntılarına girdiğimizde kısır tartışmalardan kurtulmamız mümkün olmayacaktır. Buna karşın tarihî önemi olan hadiseleri mutlaka yeni bir gözle değerlendirmek gerekiyor. Bugün Birleşik Arap Emirlikleri'nin İsrail'le derinleştiği ortaya çıkan ilişkileri benzer olayların tekrarlandığını gösteriyor. Dolayısıyla geçmişin olaylarını ve kişilerini yeni görüşler çerçevesinde yeniden ele almak gerekiyor. Böylelikle bugünkü hadiseleri daha iyi analiz etmek mümkün olacaktır.
2050 yılına sadece 25 yıl kaldı… Peki insanlık gerçekten hazır mı?Bu özel bölümde yapay zeka alında başarılı işlere imza atan, içerikler üreten @OzanSihay da bizimle birlikte. Bu videoda bilimsel temelli, gerçekçi projeksiyonlarla 2050 dünyasını masaya yatırıyoruz. Yapay genel zekadan nükleer füzyona, transhümanizmden Mars kolonilerine kadar her şeyi konuşuyoruz. Ama en çarpıcı kısım:• Çocuklar artık anne karnında değil, laboratuvarda genetik olarak tasarlanıyor mu olacak?• Robotlar tüm işleri devralınca "çalışmak" diye bir şey kalmayınca ne yapacağız? Evrensel temel gelir hayatımızı nasıl değiştirecek?• Cinsellik ve ilişkiler tamamen dijitalleşiyor: Sanal dokunuşlar, AI sevgililer, haptic teknolojiler… Gerçek ten teması nostalji mi olacak?Üç farklı senaryo üzerinden gidiyoruz:
Tanpınar, “Eski İstanbul bir terkipti” diyor ve şöyle devam ediyor: “...Hususi bir yaşayış şekli, bütün hayata istikamet veren ve her dokunduğunu rahmanileştiren dinî bir kisve bu terkibin mucizesini yapıyordu. Gümrükten geçen her şey Müslüman-laşıyordu... Büyük orkestranın içinde münferit sazlar kendiliklerinden kaybolurdu. Çünkü asıl yayı çeken ve âhengi gösteren şeyler bizimdi. Bunlar şehrin kendisi, bizim olan mimarlık, bizim olan musiki ve hayat, nihayet hepsinin üzerinde dalgalanan, hepsini kendi içine alan, kendimize mahsus duygulanmaları, hüzünleri, neşeleriyle, hayalleriyle sadece bizim olan zaman ve takvim'di.”
Libya, Pakistan ile 4 buçuk milyar dolarlık askeri anlaşma imzaladı. Ülkenin büyük bölümünü kontrol eden Halife Hafter yönetimi ile Pakistan arasındaki anlaşma, Libya Silahlı Kuvvetleri'nin yeniden kurulması için gereken ihtiyaçları kapsıyor.
Hz. Utbe bin Gazvan (r.a.) ilk müslümanlar-dan olup Ashab-ı Kiram (r.a.e.) büyüklerinden-dir. Başta Bedir olmak üzere Resûlullâh (s.a.v.) ile birlikte birçok savaşa katıldı. Meşhur bir okçu olup bu savaşlarda büyük kahramanlıklar gös-terdi. Hz. Ömer (r.a.) döneminde pek çok fetih hareketinde görev aldıktan sonra Basra valisi olarak görevlendirildi. Basra valisi olduğu dö-nemde bir hutbe irad etti. Burada Allâh'a hamd-ü senâlarda bulunduktan sonra şunları söyledi:“Ey insanlar! Dünya bizleri terkedeceğini haber vererek bize sırtını dönüp uzaklaşmaya başlamıştır. Bizim için geride bir su kabının içe-risinde kalıpta sahibinin içmeye çalıştığı birkaç damla kadar bir şey bırakmıştır. Şüphe yok ki bu fâni dünyadan sonu olmayan bir yurda gö-çeceksiniz. O halde oraya elinizde bulunanların en hayırlılarıyla gitmeye çalışınız. Çünkü bize söylendiğine göre cehennem o kadar derinmiş ki atılan bir taş yetmiş senede dibine ulaşamaz-mış. Allâh (c.c.)'a yemin ederim ki bu ucu bucağı bulunmayan boşluk bir gün insanlar tarafından doldurulacaktır. Buna çok mu şaşıyorsunuz? Yine bize söylendiğine göre cennet kapıla-rından her birinin yanları arasında kırk senelik bir mesafe varmış. Buna rağmen gün gelecek bu kapıların önünde büyük bir izdiham yaşana-caktır. Ben Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanında kalan yedi kişiden biriydim. Yiyeceğimiz ağaç-ların yapraklarından ibaretti ve bu yüzden du-daklarımız yara içerisinde kalmıştı. Bir gün bir hırka buldum. İkiye bölerek bir parçasını kendi-me ayırdım, diğerini ise Hz. Sa'd b. Mâlik (r.a.)'a verdim. Bunları kendimize elbise edindik. Bu-günse her birimiz bir memleketin valisiyiz. Nef-simde ve gözümde büyük, Allâh (c.c.) katında küçük olmaktan Allâh (c.c.)'a sığınırım.” (M. Yusuf Kandehlevî, Hayatu's-Sahabe, c.4, s.217)
“Çoğu insan, sessiz bir çaresizlik içinde yaşar. Posta arabaları, telgraflar, gazeteler… Bunlar hayatın değil, ölümün sesleridir. İnsanlar, başkalarının felaketlerini, başkalarının zaferlerini, başkalarının düşüncelerini okur; ama kendi hayatlarını yaşamaz. Ben ormana gittim, çünkü kendi hayatımı yaşamak istiyordum. Bir tek gerçek şeyi bile kaçırmak istemedim. Haberler bana ne öğretir? Bir adamın bacağı kırılmış, bir kadın ölmüş… Bunlar benim hayatımı değiştirmez. Ama bir çiçeğin açışı, bir kurdun uluyuşu… İşte bunlar, ruhumu uyandırır. Modern insan, gürültüde boğulur; çünkü sessizliği seçmeye cesareti yoktur.”
Asgari ücret, vergiler, çocuk parası, emeklilik, askerlik, zamlar… 2026 yılında Almanya'da yine bir dizi yasal değişiklik, düzenleme ve yenilik hayata geçirilecek. Bunların büyük bir bölümü vatandaşların ve hanelerin bütçesini ilgilendiren değişiklikler. En önemli yenilikleri sizler için derledik. Mikrofonda Eren Mahir Gençer ve Serap Doğan var. Von Eren Mahir Gençer und Serap Doğan.
PEKER: ÇATLI'YI BUNLAR ÖLDÜRDÜ
Yolculuğa çıkan müslüman için, riayet etmesi gereken birçok edep vardır. Bunlardan biri; kerahat vakti değil ise yolculuğa çıkmadan önce iki rekât namaz kılmaktır. İbrahim el-Halebî (r.âleyh), Haleb-i Kebir adlı eserinde bunun müstehap olduğunu söylemiştir. Birinci rekâtında Fatiha-i Şerife'den sonra “Kafirun” suresi, ikinci rekâtında “İhlâs” suresi okunur. İbn Ebi Şeybe (r.âleyh), el-Musannef isimli eserinde bu konuyla ilgili olarak Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'den naklen şu rivayete yer verir: “Sefere çıkmak isteyen kişinin, ailesine bırakacağı en hayırlı şey iki rekât namaz kılmaktır.” (İbn Ebi Şeybe)Enes b. Malik (r.a.)'den rivayete göre kendisi şöyle buyurdu: “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) iki rekât namaz kılmadan konakladığı bir yerden ayrılmazdı.” (Sahih ibn Huzeyme) Yola çıkarken Allâh (c.c.) rızası için iki rekât namaz kılmak müstehap olduğu gibi yoldan döndüğünde de kerahat vakti değilse iki rekât namaz kılmak müstehaptır. Bu namazı yolculuğa çıkarken evde, yolculuktan döndükten sonra da mescitte kılmak daha faziletlidir. Yolculuğa çıkarken bu namazın kılınması; işlerini kolaylaştırması ve sağ salim, kazasız, belasız yuvasına kavuşturması için Allâhü Teâlâ Hazretlerine duâ etmek anlamı taşımaktadır. Yolculuktan döndükten sonra bu namazın kılınması ise; kişinin, eşine, dostuna, çoluk çocuğuna kavuştuğu için Allâhü Teâlâ Hazretlerine şükretmek anlamı taşımaktadır. Bunların yanı sıra bu namazın kılınmasında daha birçok hikmetler de vardır.(Sualli Cevaplı İslam Fıkhı, c.2, s.364-366)
Başta İbnü'l-Arabî olmak üzere vahdet-i vücudcu düşünürler, kendi varlık anlayışlarını ifade etmek için çeşitli anlatım yollarına başvururlar. Bunlar arasında belki de en anlaşılır olanı bu düşüncenin temel kabullerini topluca ifade etmeye kabiliyetli daire örneğidir. Bilindiği üzere daire merkez nokta, çeper ve bu ikisi arasındaki yekpare yüzeyden oluşur. Buna göre varlık, merkez noktadan çepere doğru genişleyen bir daire gibidir.
Allâh (c.c.), insanın içinde öyle bir kuvvet yaratmıştır ki insan diğer insanların düşünce, fikir ve sözlerinin tesiri altında kalır ve hiç uğraşmadan, zahmet çekmeden, hatta farkına bile varmadan öteki insanların etkisi altına girer. Bu etki ve tesir, iyi de olabilir kötü de. Bunun için insan, berâber olduğu, konuşup görüştüğü kimselerin, iyi ahlâk sâhibi kimseler olmasına dikkat etmelidir. İyi kimselerle düşüp kalkmanın ve dostluğun faydaları pek çoktur. Buna mukabil fena kimselerle dostluk kurma- nın da her zaman zarar getirip fenalıklar doğurduğu muhakkaktır.Bizim burada iyi dediğimiz kimseler, zarûret miktarınca din ilmini ve dinî meseleleri bilen, inanç ve akîdeleri sağlam olan, şirkten, bid'atlerden ve dünyevî gösterişten uzak olup amellerine dikkat eden, namazlarına, oruçlarına ve zarûrî ibâdetlerine bağlı bulunan kimselerdir. Böyle kimseler, alışverişlerinde ve bütün muâmelelerinde temiz ve dürüst, helâl ve haram hususlarında çok dikkatli ve titiz davranan, mütevâzı, kimseyi incitmeyip zarar vermeyen, ihtiyaç sâhiplerini ve fakirleri hor görmeyen, ahlâkî iç temizliğine sâhip, Allâh (c.c.)'dan korkan ve O (c.c.)'a karşı muhabbet besleyen kimselerdir. Dünya işlerinde tamahkârlık etmez ve dünyaya göz dikmezler. Bunlar, din karşılığında dünyaya bağlanıp dünyevî huzur ve rahatı dîne tercih etmez, nâmus ve haysiyetlerini korur, darlıkta, bollukta ve her durumda sabır ve şükretmesini bilirler. Resûlullâh (s.a.v.)'e, “Arkadaşlarımızın hangileri daha hayırlıdır?” diye sorulunca, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Gördüğünüzde size Allâh (c.c.)'u hatırlatan, konuşunca amelinizi arttıran, yaptıkları da size âhireti hatırlatan kişidir.”(Eşref Ali Tehânevî, Hayâtü'l Müslimîn-Müslümanın Günlük Hayatı, s.139)
İctihâd, aşağıda belirtilen özellikleri kendisinde bulunduran, ehliyetli ve muktedir kimsenin fürûa ait şer'î hükümleri, şer'î delillerden çıkarma konusunda güç ve kuvvetini bütünüyle sarf edip kullanmasıdır. Mutlak ictihâdın şartları şunlardır: Kur'ân-ı Kerîm ile hadîs-i şerîflerin sözlük anlamları için lügat, sarf, nahiv, meânî, beyân meselelerini ve kurallarını bilmelidir. Şer'î anlamları için de ayetlerin iniş ve vürûd sebeplerini bilmelidir. Şer'î hükümlerin bilinmesiyle ilgili hadislerin tamamını senetleriyle berâber iyice anlayıp kavramalıdır. Üzerinde görüş birliği sağlanmış kesin bir hükme aykırılık ortaya çıkmaması için ümmetin icmâ ettiği hususları bilmelidir. Aynen bunun gibi ret veya kâbul edilen kıyâsı birbirinden ayırâbilmek için kıyâs-ı fukahânın şartlarını, bölümlerini ve hükümlerini bilmek gerekmektedir. Ictihâdın bu derecesine “ictihâd-ı mutlak” ve “ictihâd fi'ş-şer'“ denir. Bu sınıfa, müstakil mezhep sahibi dört büyük imâm gibi müctehitler girmektedir.İkinci derecede, “müctehid fi'l-mezheb” olan kimseler bulunur. Bunlar İmâm Ebû Yûsuf ve İmâm-ı Muhammed (r.âleyh) gibi müctehitlerdir.Bunlar usulde tâbi oldukları İmâm-ı Âzam (r.a.)'i taklit ederler.Üçüncü derecede, bir mezhep sahibi olan müctehitlerden rivayet edilmeyen meselelerde ictihâd eden “Ebû Bekir Hassâf, Ebü'l-Hasan Kerhî, Fahreddîn-i Kadıhânî (r.âleyh)” gibi kimseler yer alır. Bunlardan başka bir de tahrîc ashâbı vardır. Onlar mezhep sahiplerinden nakledilen mücmel (kısa ve özlü) sözleri açma, açıklama, ihtimâllerden birini belirleme yeteneğine ve gücüne sahiptirler. Ebû Bekir er-Râzî (r.âleyh) bunlardan biridir. Bir kısım tercih ashâbı da vardır. Onlar rivayetlerin en doğrusunu ve insanlar için en yumuşak ve kıyâsa en uygun olan sözleri seçerler. Ebü'l-Hasan Kudûrî (r.âleyh) ve Hidâye yazarı Burhâneddin el-Mergînânî (r.âleyh) gibi kimseler olup ictihâda yetkili değildirler.(Manastırlı İsmail Hâkkı, İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe (r.a.) Hayatından Râbbânî Esintiler, s.43-44)
167. Bu mektûb, Herdîram-ı Hinde yazılmışdır. Allahü teâlâya ibâdet etmeği ve kendi yapdığı tanrılara tapınmakdan sakınmağı dilemekdedir: İki mektûbunuz geldi. İkisinde de, bu fakîrleri sevdiğiniz, bunlara sığındığınız yazılı idi. Bir kimseye bu devleti ihsân ederlerse ne büyük ni'met olur. Fârisî beyt tercemesi: Bildirmesi lâzım olanı söyledim sana! İster kıymetini bil, istersen darıl bana. İyi dinle ve iyi anla ki, bizim ve sizin ve hattâ herşeyin, yerlerin, göklerin, yüksekliklerin, alçaklıkların yaratanı, varlıkda durduranı birdir. Nasıl olduğu anlaşılamaz. Benzeri ve ortağı yokdur. Şekli ve görünüşü olmaz. Baba, çocuk değildir. Onun gibi, Ona benzer birşey düşünülemez. Onun birşey ile birleşmesi, bir şeyde bulunmasını düşünmek çok çirkin olur. Bir yerde bulunması, bir yerde görünmesi olamaz. Onda zemân yokdur. Zemânı O yaratmışdır. Bir yerde değildir. Heryeri O yaratmışdır. Hep var idi. Varlığının başlangıcı yokdur. Hep vardır. Varlığının sonu olmaz. Her iyilik ve yükseklik Onda vardır. Hiçbir kusûr ve aşağılık Onda olamaz. İşte bunun için, ma'bûd olmağa, tapınmağa hakkı olan yalnız Odur. Tapınmağa lâyık olan ancak Odur. Hindûların Râm ve Kerşen denilen putları, Onun yaratdığı şeylerden zevallı iki dânesidir. Her ikisinin de anası ve babası var idi. Râm, Ceretin oğlu ve Leknenin kardeşi idi. Sîtanın kocası idi. Râm, kendi çoluk çocuğunu koruyamamışdı. Başkalarını nasıl koruyabilir? İyi düşünmek lâzımdır. Câhillere uymamalıdır. Yerleri gökleri yaratana, Râm ve Kerşen gibi ismler takanlara milyonlarca yazıklar olsun! Bunların hâli, büyük bir pâdişâha, aşağı bir çöpçünün ismini takanlara benzemekdedir. Râm ile Rahmanı aynı şey sanmak, ne aklsızlıkdır? Yaratan, yaratdığı ile bir olur mu? Anlaşılamayan birşey, bilinen şeylere benzetilemez. Onlarla birleşemez. Râm ve Kerşen yaratılmadan önce, âlemlerin yaratanına Râm ve Kerşen denilmiyordu. Bunlar yaratıldıkdan sonra, ne oldu ki, o eşsiz olan ulu Allaha, Râm ve Kerşen denildi? Râm ve Kerşenin ismleri, yerlerin, göklerin sâhibinin adı sanıldı! Olamaz, olamaz, hiç olamaz! Gelip geçmiş olan, yüzyirmidörtbine yakın Peygamberlerin hepsi “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” insanları, yalnız bir yaratana ibâdet etmeğe çağırdılar. Ondan başkasına tapınmağı yasak etdiler. Bütün Peygamberler, kendilerinin âciz birer mahlûk olduklarını söylediler. Allahü teâlânın büyüklüğünden, kuvvetinden korkarlar ve titrerlerdi. Hindûların tapındıkları kimseler ise, herkesin, kendilerine tapınmasını istediler. Kendilerini ma'bûd olarak tanıtdılar. Bir yaratanın varlığına inanıyorlardı. Fekat, Onu kendilerine hulûl etmiş, kendileri ile birleşmiş sanıyorlardı. Bunun için, herkesin kendilerine tapınmasını istiyorlardı. Kendilerine tanrı diyorlardı. Her kötülüğü yapıyorlardı. Tanrı, her istediğini yapar ve yaratdığı şeyleri istediği gibi kullanır diyorlardı. Bunlar gibi, dahâ nice bozuk ve saçma sözleri vardı. Kendileri sapıtmış, başkalarını da sapdırmışlardı. Peygamberler “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” böyle değildiler. Başkalarına yasak etdikleri kötülüklerden kendileri de ençok sakınırlardı. Kendilerinin de, herkes gibi insan olduklarını söylerlerdi. Fârisî mısra' tercemesi: Yollardaki ayrılığı gör! Nerden nereye? 170Bu mektûb, şeyh Nûra yazılmışdır. Allahü teâlânın emrlerini yapmak ve yasaklarından sakınmak lâzım olduğu gibi, insanların haklarını gözetmek ve onlarla iyi geçinmek de lâzım olduğu bildirilmekdedir: Allahü teâlâya hamd olsun. Onun seçdiği, sevdiği kullarına selâmlar olsun! Ey akllı kardeşim! Allahü teâlânın emrlerini yapmak ve yasaklarından kaçmak lâzım olduğu gibi, insanların haklarını ödemek ve onlarla iyi geçinmek de lâzımdır. (Allahü teâlânın emrlerini büyük bilmek ve Onun yaratdıklarına acımak lâzımdır) hadîs-i şerîfi, bu iki hakkı yerine getirmek lâzım olduğunu göstermekdedir. Bu iki hakdan yalnız birini gözetmek kusûr olur. Bir bütünün, bir parçası, onun hepsi demek değildir. Bundan anlaşılıyor ki, insanlardan gelen sıkıntılara dayanmak lâzımdır.
Peygamberimiz (s.a.v.), bazı hadislerinde, ümmetinin ömrünün bin beş yüz seneyi pek geçmeyeceğini söylüyor. Ve Ahir Zaman olarak belirtilen son safhada da yaşanacak kıyamet alametlerini belirtiyor.“İnsanların başına bir zaman gelecek ki, onlardan faiz yemeyen kalmayacak, yemese bile tozu onlara bulaşacaktır. Birçok kişi, az bir dünyalık karşılığında dinini feda edecek. Kazanç, belirli kişiler arasında dolaşacak, dar gelirliler açlık ve sıkıntıya düşecek. Kabirler süslenecek ve Kur'an, kazanç getiren bir metâ hâline gelecek. Fitne her eve girecek ve tecrübesiz gençler başa geçecekler. Kur'an'dan bir resim, İslâm'dan bir isim, müslüman'dan bir cisim kalacak. Üç şey çok kıymetlenecek; helal para, kendisiyle amel edilen sünnet ve candan bir dost. Ecnebiler çoğalacak ve müslümanlara galebe edecekler. Sonradan gelen nesiller, önceden gelenlere sövüp sayacaklar. Mihnet, bela, musibet artacak, rahat ve huzur kalmayacak, kimse eliyle bunları önleyemeyecek. Bir müslüman, koyundan daha âciz olacak, hor ve hakîr görülecek. İlim azalacak, cehalet, anarşi ve cinayetler artacak, adam öldürmek, hafif bir suç sayılacak. Hilesiz iş yapılamayacak, tacirler ve yazarlar artacak kalem bollaşacak. Kişi, elbisesini sakındığı kadar dinini sakınmayacak ve fakirler de namaz kılmayacak. Akrabalık bağları kopacak ve selâm, sadece tanıdık olanlara verilecek. Zenginler ticaret için, hafızlar riya ve gösteriş için hacca gidecekler. Büyükleri merhametsiz, küçükleri hürmetsiz olacak, çocukları terbiye, köpekleri terbiyeden daha zor olacak. İnsanlar, kötülüklerden birbirlerini sakındırmayacaklar ve iyiliği emretmeyecekler. Minareler çoğalacak, camiler süslenip ziynetlenecek.” Bunlar alemetlerin sadece bir kaçı…(Suat Arusan, Zafer Dergisi)
(Videoda adı geçen hiçbir ürün ile Disket Kutusu arasında ticari bir anlaşma bulunmamaktadır.)Battlefield 6 multiplayer inceleme videosu için Disket Kutusu stüdyolarında buluştuk. Çevrimiçi FPS'leri İkinci Meşrutiyet döneminde bırakan Faruk Akıncı ile her oyunda abartıyla övecek bir şeyler bulan Kerem Doğan Karakoç olarak Battlefield 6 multiplayer modu nasılmış, uzun uzun konuştuk. Siz beğendiniz mi? Kerem haklı mı? Faruk Akıncı kesinlikle oynamalı mı? Abone oldunuz mu? Bunların hepsinin cevabı keşke ''evet'' olsa...
Trump'ın dayattığı Gazze mütarekesi Batı Asya'ya barış getirmedi. İsrail sürekli bu sözde ateşkesi bozuyor, yeni katliamlar yapmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Trump Türkiye, Mısır ve Katar'ı taşeronlaştırarak direnişi zapturapt altına almaya çalışırken, savaşmadan iktidarda kalması mümkün olmayan Netanyahu, İran'a karşı ABD ve Avrupa ile birlikte yeni bir cephe açmak için kolları sıvıyor. Aslında bu cephede yan yana gelenler El Aksa Tûfanı öncesinde iyice belli olmuştu, şimdi sözde ateşkes, İran'a karşı emperyalistler ve Siyonistlerle aynı safta olanları yeniden görünür kılıyor.Emperyalizm-Siyonizm cephesi ve karşısındakilerİran, İsrail'e karşı silahlı olarak Filistin halkının yanında durdu. Bunun karşılığı Ekim 2024'ten itibaren Siyonistlerin ve son olarak da ABD emperyalizminin İran'a yönelik onlarca saldırısı oldu. Yakın zamanda İsrail ve ABD İran'a yeniden saldırabilir. Yemen, Filistin halkını bir dakika bile yalnız bırakmadı. Tel Aviv'i yüzlerce kilometre uzaktan defalarca vurdu. Kızıldeniz'i emperyalist ve Siyonistlerin gemilerine kapattı. Karşılığı, bir seferinde Yemen hükümet üyelerinin dahi katledildiği karşı saldırılar ve acımasız bir ambargo oldu. Hizbullah, Lübnan'ın güneyini Siyonistler için bir cehenneme çevirdi. İsrail'in kuzeyinde yaşayan yerleşimciler bir yıldan uzun bir süre evlerine yaklaşamadılar bile. Karşılığı, Hizbullah liderlerine ve komutanlarına yönelik suikastlar, güney Lübnan'a ABD ve İsrail'in yoğun saldırıları oldu. Özetle, El Aksa Tûfânı'nın ardından cesur bir şekilde Siyonizme kafa tutan kim varsa, ağır bedeller ödedi.Bunların karşısında, İsrail'i soykırım sürecinde bile destekleyenler var. Birleşik Arap Emirlikleri bu listenin başında. Karşılığında Emirlik tüccarları İsrail pazarına girdi ve ülke, ABD'den satışı ciddi kısıtlamalara bağlı yapay zekâ çipleri gibi malzemeler almayı başardı. Gazze'deki ablukanın destekçisi Mısır, soykırım boyunca Refah'ı açmaya yeltenmedi. Filistin halkını yalnız bıraktı. Karşılığında ABD askerî sanayii ürünlerinin Mısır'a satışına onay verildi. Elbette Mısır'da Sisi'yi başa getiren darbenin ABD destekli olduğunu söylemeye gerek bile yok. İngiliz ve Türk istihbaratı ortak yapımı olan, Suriye'nin tekfirci mezhepçi çeteleri, kravat takıp takım elbise giydikten sonra, İsrail'e dokunmayacaklarına yemin edince Şam'da bir devlete sahip oluverdiler. Son örnek Fas. İsrail ile kurduğu iyi ilişkilerin de sonucu olarak, yıllar önce sömürgeleştirdiği Batı Sahra'da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden kendi istediği bir kararı çıkarmayı başardı.Emperyalizme ve Siyonizme hizmet eninde sonunda kaybettirir!“İyi ya işte, İsrail ile işbirliği yaparsak kazanırız” mı dediniz? Yanıldınız. Fas gençliğinin sefalete karşı 27 Eylül'de başlattığı gösterileri geçen ayki gazetemizde sizlere aktarmıştık. Eylemler şimdilik duruldu, ama halkın sefaleti devam ediyor. Mısır halkı, Sisi'nin Siyonizmin dostu olmasından hiçbir şey kazanmıyor, yarısına yakını yoksulluk sınırı altında. Sisi ise kendisine yeni bir başkent inşa etmekle meşgul. İsrail HTŞ'cilere inat Suriye'yi bir atış poligonuna çevirmiş durumda.Trump'ın silahsızlandırma planı Batı Asya'yı soykırımcı Siyonistler ve emperyalistler için dikensiz gül bahçesine çevirmeyi amaçlıyorTrump'ın Gazze planı, öyle ucuz uyanıklıklarla lehe çevrilebilecek bir proje değil, sadece Filistin'i ilgilendiren bir plan hiç değil. Filistin direniş örgütlerinden başlayacak bir “Direniş Ekseni güçlerini silahsızlandırma” planının ilk adımı. ABD basıncı ve tehditleriyle Filistin örgütleri, ardından muhtemelen İsrail'in saldırılarıyla Hizbullah ve belki de son aşamada Ensarullah hedef alınacak. Bölge emperyalizm ve Siyonizm için dikensiz gül bahçesine dönüşecek. İran, yıkılmasa bile sınırlarına hapsedilecek. Sonra da anne çakal Trump, bölge ülkelerinden oluşan yavrularının önüne dolar ambalajına sarılmış yeni İbrahimî anlaşmaları atıp, buradan gelecek zenginliği bağıra çağıra aralarında paylaşmalarını izleyecek.
Allâhü Teâlâ buyurdu. “İnsanlardan öyle kimse vardır ki, onun bu dünya hayatına ait sözü senin hoşuna gider ve o, kalbinde olana Allâh'ı şâhid getirir. Halbuki o düşmanların en yamanıdır.” (Bakara s. 204) Hüccetü'l-İslâm İmâm Gazalî (r.âleyh): “Mira', söyleyenini küçük düşürmek ve kendi meziyyetini isbat etmek için bir söze kusur bulmandır” demiştir. Cidâl, mücadelecinin kendi meşrep ve görüşlerini kâbul ettirmeye uğraşmasından ibarettir. Husumet, bir mal veya istenilen bir hakkı elde etmek için konuşmakta gösterilen inattır. Bunlar, İmâm Gazalî (r.âleyh)'in tarifleridir. İmâm Nevevî (r.âleyh) de şöyle der: “Tartışmak bazen hakka dayanır bazen de bâtıla. Nitekim ayet-i kerimede: “İçlerinden zulmedenler müstesna olmak üzere ehl-i kitap'la mücadelenizi sadece en güzel yolla sürdürün.” İmâm Nevevî (r.âleyh) sözlerine devamla diyor ki: “Eğer cidâl hakka dayanırsa onu kâbul ettirmeye uğraşmak övgüye lâyık bir iştir. Şayet cidâl hakkı ortadan kaldırmak, sindirmek için olursa veya bilgisizce yapılırsa, yerilir. İşte cidâlin mubâh oluşu veya yerilişi hakkında gelen bütün naslar bu ölçüye vurulmalıdır.”Büyüklerden biri şöyle diyor: “Husumet kadar dini yok eden, mürüvveti zedeleyen ve kalbi oyalayan başka bir şey bilmiyorum.” Ebû Hüreyre (r.a.)'den, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu, dediği rivayet edilmiştir: “Bir dâvada bilgisizce mücadele eden kişi, mücadeleyi bırakıncaya kadar Allâh'ın gazâbında olur. Ebû Ümâme (r.a.)'den, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu, dediği rivayet olunmuştur: “Bir toplum, Allâh kendilerine hidayet ettikten sonra sapıtmaz. Meğer ki, münakaşa yapalar.”(İmâm Şemsüddin ez-Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.198)
Yılsonuna doğru yaklaşırken hem bütçe görüşmeleri başlıyor hem de asgari ücret tartışmaları ısınıyor. Bütçe görüşmeleri iktidarı ve muhalefeti ile patron partilerinin ezici çoğunluğunu oluşturduğu mecliste yapılacak. Asgari ücret tespit komisyonunda ise hükümet ve patron temsilcileri işçi sendikaları karşısında üçte ikilik çoğunluğa sahip. O halde meclisten de komisyondan da işçinin emekçinin yoksulun hayrına bir şey beklememek gerek.Ama yine de uyanık olmak gerek. Çünkü patron sınıfı iktidarla bir olarak işçi sınıfı ve emekçi halka büyük bedel ödetmenin hazırlıklarını yapıyor. Bu hazırlıkların bir de belgesi var. Adı: “Orta Vadeli Program”. Yazarı: “İngiliz Mehmet” (Yerli millî edebiyatını pek seven iktidarın ekonomiyi teslim ettiği Mehmet Şimşek resmen İngiliz vatandaşı olduğu için ona bu şekilde hitap ediyoruz.) İngiliz Mehmet'in işçi düşmanı Orta Vadeli Program'ı, enflasyonla mücadelenin tüm faturasını işçi sınıfına kesmek için ücret/maaş zamlarını gerçekleşen enflasyona göre değil hedeflenen enflasyona göre yapmayı vadediyor. Orta Vadeli Program'da 2026 hedefi yüzde 16! 2025 ise TÜİK'in kırpılmış rakamlarıyla dahi yüzde 32'lik enflasyonla kapanacak! Yani tam yarı yarıya!Ama işçi sınıfı için talep, gerçekleşen enflasyonu istemek de olamaz. Bunun iki sebebi var. Birincisi TÜİK'in enflasyon rakamları gerçek hayat pahalılığını yansıtmıyor. TÜİK rakamlarını esas almak demek baştan kaybetmek demek. İkincisi ise hedeflenen enflasyon ölümse gerçekleşen enflasyon sıtmadır. Gerçekleşen enflasyon oranında zam yapılsa, üstüne refah payı konsa dahi asgari ücret açlık sınırı olacak!İşte bu yüzden geçtiğimiz ay bir patron kulübü olan MÜSİAD'ın başkanı çıkıp asgari ücrete gerçekleşen enflasyon artı refah payı verilsin dedi. Hanehalkının morale ihtiyacı varmış! Kurnaza bak sen! Hemen ardından cömert patron, ağzındaki baklayı çıkarıyor: “Bölgesel asgari ücretin çok daha iyi yaklaşım sergileyeceğini düşünüyorum. Belki pilot olarak İstanbul'da uygulanabilir. İyi bir açılım olabilir.” Patronların asgari ücretten kurtulma çabasının kod adıdır bölgesel asgari ücret. Bölgesel asgari ücret bilhassa Anadolu'da ücretleri açlık sınırının da iyice altına çekme, hele de kadınları ve gençleri kölelik ücretlerinde çalıştırma hayalidir patronların.Bunlar ve daha fazlası İngiliz Mehmet'in işçi düşmanı Orta Vadeli Program'ında emek piyasasındaki “katılık”ları giderecek yasal düzenlemeler üst başlığı altında var. Bölgesel asgari ücret dışında, kıdem tazminatı hakkının gasbı ve tamamlayıcı emeklilik sistemi (TES) adı altında sosyal güvenlik sisteminin tamamen tasfiye edilip özelleştirilmesi de hedefleniyor. Bu işçi düşmanı politikanın zemini 2025'te önce asgari ücret zammının düşük ve tek seferli yapılması, ardından da devlet sektörü işçileri ile kamu emekçilerinin ve memur emeklilerinin zamlarını enflasyon altında bırakan sözleşmelerle döşendi. Niyetleri bozuk. İşçiye emekçiye bedel ödetmeye devam edecekler. İşte Gebze'de greve çıkan Smart Solar işçileri! Bu grev tek bir grev değil. Arkasında grev yasaklarını grev yaparak yırtan Grid Solution işçilerinin, grevlerini kazanımla taçlandıran Green Transfo işçilerinin, sendika ve sözleşme hakkını fabrika işgaliyle kazanan Omsa işçilerinin zaferleri var. Polonez işçilerinin Çatalca'dan Gebze'ye kadar uzanan sınıf mücadelesi destanı var. Nice mücadeleler var. Smart Solar'ın kendi tarihinde de sendika fabrika işgaliyle bu işletmeye girmiştir. Ve şimdi tüm mücadele birikiminin üzerinde Smart Solar işçileri geçinebilecek ücret için şalteri indirmiştir, emekçi kadınların en önde olduğu grevle tarih yazmaktadır! Bu grevin ve onun gibi her bir işçi mücadelesinin zaferi için kenetlenmeliyiz. Zaferlerin ve kazanımların üzerinde yükselerek sanayinin kalbinde, MESS'e karşı sadece 150 bin metal işçisi değil işçi sınıfının sektör, sendika ayırt etmeden milyonları birleştiren birleşik işçi cephesi çıkmalıdır.
Mürşid-i kâmilini bulan ve Zât-ı ‘Âlîlerinin onun ifâdesi ile “Eyyâm-ı şebâbını (gençlik günlerini) şerîat-ı mutahhare ve tarî-kat-ı ‘âliyye hizmetinde” geçiren Hazreti Sâmî Efendimiz ma'nevî mertebeleri hızla aşıyorlardı. Bu yolda kendi ifâdeleri ile ihlâs ve tam teslîmiyet şarttı. Ölünün yıkayıcısına teslîmiyeti gibi mürîd de mürşîdine teslîm olmalıydı ki bi-izni'llâh neticeye ulaşsın. Kendileri anlatıyorlar: “Allâme Taftadânî hazretlerinin talebelerinden biri bir şeyhe intisâb etmiş. Bu talebeden hocasının huzûrunda hikmetli kelâmlar sâdır olmuş. Hocası: “Evlâdım, bunları ben sana öğretmedim; sen bunları nereden öğrendin?” diye soruyor. Talebe: “Efendim ben bir şeyhe intisâb ettim; zikir çekiyorum, doğuş oluyor ve böylece hikmetli konuşuyorum.” diyor. Bunun üzerine ‘Allâme Taftadânî hazretleri: “Oğlum beni de şeyhine götür”; diyor. Kendileri de aynı şeyhe intisâb ediyorlar. Fakat ya teslîmiyet yok veyâ nasîbi yok aynı tecelliyâtlar kendilerinde zuhûr etmiyor, aynı istifâde olmuyor. Sâmî Efendimiz Hazretlerinin bu anlattığı kıssadan çıkan hükme göre nasîbi olan müsta'îd kişiler mürşid-i kâmili bulup ona tam olarak teslîm olurlarsa bi-izni'llâh neticeye ulaşır, ma'nevî mertebelerde hızla ilerleyerek kemâle ererler. Bunların hepsi kendilerinde bi-izni'llâh mevcûd olan Hazreti Sâmî (k.s.) kısa zamânda icâzet alırlar, irşâdla görevlendirilirler.Kelâmî Dergâhı'ndaki hizmet günlerine âid Adapazarlı Pehlivân Efendi şu hâtırayı anlatır: “Adapazarı'ndan on arkadaşımla berâber Es'ad Efendi Hazretlerinin ziyâretlerine gittik. Sohbet esnâsında tekkeye dâhil olmuştuk. İçerisi kalabalık olduğundan dışarıda oturuyor, Es'ad Efendi Hazretlerinin kendilerini göremiyor, sâdece seslerini işitiyorduk. İlk defa sohbetlerine gelmenin heyecânı içindeydik. Sohbet sırasında ihvân arasında genç bir zât dolaşıp hizmet ediyordu. “Bu genç orada dolaşmasa o zamân dikkatimiz dağılmaz, daha çok istifâde ederdik.” diye içimden geçirdim. Sohbet biter bitmez Es'ad Efendi Hazretleri: “Adapazarlı Pehlivân Efendi ve on arkadaşı buraya gelsin!” dediler. Hâlbuki bizi hiç tanımıyorlar ve geldiğimizi de görmemişlerdi. “Sâmî evlâdımız hakkında sû-i zan ettiniz, helâllık alın.” buyurdular. Affımızı taleb edip böylece bu iki Zâtı ve aralarındaki derûnî muhabbet ve bağı öğrenmiş olduk. El-hamdü li'llâh.(Ömer Muhammed Öztürk, www.ramazanoglumahmudsamiks.com)
164. Mektup Bu mektûb, hâfız Behâeddîn-i Serhendîye yazılmışdır. Allahü teâlânın feyz ve ni'metleri, her ân, herkese gelmekdedir. Bunları almak ve alamamak arasındaki ayrılık insanlarda olduğu bildirilmekdedir: Allahü teâlâ hepimizi, islâmiyyet yolunda bulundursun! Allahü teâlânın feyzleri, ni'metleri, ihsânları, ya'nî iyilikleri, her ân, insanların iyisine, kötüsüne herkese gelmekdedir. Herkese mal, evlâd, rızk, hidâyet, irşâd ve selâmet ve dahâ her iyiliği fark gözetmeksizin göndermekdedir. [Kullarının küfrlerini, günâhlarını yüzlerine vurmuyor. Kendisine karşı gelenlerin, inkâr edenlerin, günâh işliyenlerin rızklarını kesmiyor. Dünyâ için çalışanlara karşılıklarını, fark gözetmeksizin veriyor]. Fark, bunları kabûlde, alabilmekde ve ba'zılarını da alamamak sûretiyle, insanlardadır. [Allahü teâlâ, kullarına zulm etmez, haksızlık etmez. Onlar, kendilerini azâba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleri ile, kendilerine zulm ve işkence ediyorlar. Beyt: Hâşâ, zulm etmez kuluna, Hüdâsı, herkesin çekdiği, kendi cezâsı!] Nitekim güneş, hem çamaşır yıkayan adama, hem de çamaşırlara, aynı şeklde, parlamakda iken, adamın yüzünü yakıp karartır, çamaşırlarını ise beyâzlatır. [Bunun gibi, elmaya ve bibere aynı şeklde parladığı hâlde, elmayı kızartınca tatlılaşdırır; biberi kızartınca acılaşdırır. Tatlılık ve acılık hep güneşin parlaması ile ise de, aralarındaki fark, güneşden değil, kendilerindendir.] İnsanların, Allahü teâlâdan gelen ni'metlere nâil olmamaları, Ondan yüz çevirdikleri içindir. Yüz çeviren, elbette birşey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, Nisân yağmuruna elbette kavuşamaz. Evet, yüz çeviren birçok kimsenin, ni'metler içinde yaşadığı görülüp, mahrûm kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlarda ni'met olarak görülenler, hakîkatde azâb ve felâket tohumlarıdır. Mekr-i ilâhî ile, istidrâc olarak, ya'nî Allahü teâlânın aldatarak, ni'met şeklinde gösterdiği musîbetlerdir. O kimseleri harâb etmek için ve dahâ ziyâde azıp, sapıtmaları içindir. Nitekim, Mü'minûn sûresinin ellialtıncı âyetinde meâlen, (Kâfirler, mal ve çok evlâd gibi dünyâlıkları verdiğimiz için, kendilerine iyilik mi ediyoruz, yardım mı ediyoruz sanıyor. Peygamberime “sallallahü aleyhi ve sellem” inanmadıkları ve dîn-i islâmı beğenmedikleri için, onlara mükâfat mı ediyoruz, diyorlar? Hayır, öyle değildir. Aldanıyorlar. Bunların ni'met olmayıp, musîbet olduğunu anlamıyorlar) buyurulmuşdur. O hâlde, Hak teâlâdan yüz çevirenlere verilen dünyâlıklar, hep harâblıkdır, felâketdir. [Şeker hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir. Onu bir ân evvel helâke sürükler.] Allahü teâlâ, bizleri, böyle olmakdan korusun! Vesselâm. 166. Bu mektûb, molla Muhammed Emîne yazılmışdır. Dünyânın birkaç günlük hayâtına aldanmamağı ve bu kısa zemânda, çok zikr ederek, kalb hastalığını gidermeğe çalışmak lâzım olduğu bildirilmekdedir: Yavrum! Annenin yavrusuna karşı yapdığı gibi, dahâ ne zemâna kadar kendine böyle titreyeceksin? Dahâ ne güne kadar, nefsin için üzülecek, sıkıntılara düşeceksin? Yakında, elbet öleceksin! O hâlde! Kendini ve herkesi ölmüş bil! Duymaz, kımıldamaz bir taş gibi düşün! Zümer sûresi, otuzuncu âyetinde meâlen, (Sen elbette öleceksin! Onlar da elbette ölecekler!) buyuruldu. Bu kısa zemânda, yapılması gerekli en mühim şey, çok zikr yaparak, kalbi hastalıkdan kurtarmağı düşünmekdir. Çabuk biten bu zemânda, Allahü teâlâyı hâtırlayarak, ma'nevî hastalığa ilâc yapmak en büyük vazîfe olmalıdır. Allahdan başkasına düşkün olan bir gönülden hiç hayr umulur mu? Dünyâya eğilmiş olan rûhdan, nefs-i emmâre dahâ iyidir. Orada, hep kalbin selâmetini isterler. Rûhun, kurtulmuş olmasını ararlar. Biz, kısa görüşlüler ise, hiç durmadan rûhumuzu ve kalbimizi bu dünyâya bağlayacak sebebleri elde etmeği düşünmekdeyiz. Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Ne yapalım? Âl-i İmrân sûresi, yüzonyedinci âyetinde meâlen, (Allahü teâlâ onlara zulm etmedi. Onlar, kendilerine zulm ediyorlar) buyuruldu.
Gazze'de ateşkesin üçüncü gününe girdik. Hamas'ın elindeki İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasını beklerken yüz binlerce Gazzeli evlerinin yerini alan enkaza geri dönüyor. Ateşkesin kalıcı barışa dönmesi için Mısır'da düzenlenecek zirveye de onlarca dünya lideri bekleniyor. Bunlar arasında Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Trump da var.
“İsa Peygamberi (a s.) şöyle anlatırlar: Güzel bir koku aldığı zaman, burnunu tıkar ve: - «Bu, dünyakokusudur,» dermiş. Bu size güzel bir örnektir. Ey zühd iddia edenler, hâlinize bir bakın. Sözünüz ve işiniz, İsapeygamberinkine uyuyor mu? Elbisenize bakılırsa, dünyadan elini çekmiş derviş kılığı var; fakat içinizdünyalık hasreti ve sevgisi ile dopdolu. Bu libasınızı çıkarıp içinizde olanı açığa vursaydınız benim için dahaiyi olurdu. Ve siz, içi başka, dışı başka olmaktan uzak olurdunuz. Dünyalık şeylere karşı kalp zenginliği duyananasibi rahat varır. O kimse dışına desinler için hiçbir şey giymez. Kalbi gerek dünyalık işlere gereksebaşkalarına karşı istiğna duyar. Şu da bir vakıadır. Bizim Peygamberimiz (S.A.), İsa (a s.) ve diğerlerindendaha fazla dünyaya karşı istiğna duyardı. Onun zühdü herkesten daha fazla idi. Herkese yazılmış olanı bilirdi.Ve: - «Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, kadın ve gözümün nuru namaz,» buyururdu.Dünyalıktan tamamen kalbini almasına rağmen, bunlar kendisine sevdirilmişti. Bunlar İlâhî bilginin geçmişteverdiği hükümdü. Rabbi tarafından verilen bir hisse idi. Almak ve faydalanmak zorunda idi. Yaratanın emrinegöre alır ve yerdi. O'nun emrine uymak, tâat sayılır. Buna benzer şekilde kısmetini alıp yiyen tâat içindedir.Dış cephesi ile dünyaya karışmış dahi olsa ibadet ehli arasındadır.Ey niyeti bozuk, Hakk'a muhatap olmaktasın. Ve O'nu görür gibi konuşmaktasın. Her namazda: - «Yalnız sanakulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.» (Fatiha/5) Derken anlattığımız gibi yapmaktasın. - «Ya Rabbi,yanımdasın. Ey beni bilen ve bütün hâlime şahit olan, kulluğum sana, yardım talebim senden,» demekistiyorsun. Her zaman Hakk'a hitap ediniz. O'na hitabınız yalnız namaz vaktine inhisar etmesin. O'nunvarlığını hazır bilin; kulluğunuzu o niyetle yapın. Peygamber (S.A.) efendimiz şöyle buyuruyorlar: - «Allah'ıgörür gibi ibadet et; sen O'nu görmesen bile O seni görür.»Ey evlâd! Helâl yiyip içerek kalbini temizle. Rabbini bilirsin. Giydiğini, yediğini ve kalbini temiz tut. Bu yoldaniç âlemi temiz olanlar zümresine dâhil olabilirsin. Tasavvuf, safâdan gelir. Suf (kalın yün elbise) giymektengelmez. Tam mânası ile sofi olan, kalbini Allah sevgisi ile doldurur. Başka sevgilere yer vermez. Bu hâl birbaşka hâldir. Kolay elde edilecek cinsten değildir. Elbise değiştirmekle ve renk sarartmakla olmaz. Omuzeğmek, bu hâli veremez. Geçmiş büyüklerin hikâyesini dil gürültüsü ile anlatmak bu hâle vardıramaz.Parmak aralarına tesbih almak insanı o yola götüremez. O yola ileten şey, sadık kalple Allah'ı aramakla olur.Allah'ın size gönderdiği peygambere iyi bağlanınız. Ona bağlılığınız doğru olsun. O'na bağlılık, getirdiklerineuymakla olur. Peygamberin emirlerini ne kadar iyi yaparsanız uymanız o kadar iyi olur. Dünyadapeygamberin sözlerini tutup yaptığı işleri yaparsanız öbür âleme göçtüğünüzde ona arkadaş olursunuz.Allahü Teâlâ'nın şu yüce kelâmını duymadınız mı? - «Peygamberin size yapmanız için getirdiği şeyi alınız;yasak ettiği şeylerden kendinizi çekiniz.» (Haşr/7) Peygamberin emirlerini tutunuz. Yasak ettiği şeylerdenberi durunuz. Bunu yaptığınız takdirde, Rabbinize yakınlık kazanmış olursunuz. Dünyada kalbinizle yakınolursunuz. Öbür âlemde ise, varlığınız ve cesedinizle yakınlık duyarsınız.
Bu epizodda həyatın qaçılmaz və qarşısıalınmaz bir reallığından danışıram — alacağımız ağır zərbələrdən. Bunlar baş verdikdə nə etməliyik? Nələri edə bilərik? Və ən əsası — 10 saniyəyə ayağa qalxa biləcəyikmi?
Kitap Kulübü'müzün 54.buluşmasında Tali Sharot'un “Başkalarının Aklı” adlı kitabını konuştuk.Tali Sharot İsrail, İngiliz ve Amerikan vatandaşı bir sinir bilimci. Ekonomi lisans eğitiminin üzerine psikoloji mastırı ve sinir bilim doktorası yapıyor. Duygu, karar verme ve iyimserlik üzerine çalışmaları var.Bu kitabının alt başlığı “Neden bazılarımız ikna etmekte daha başarılı“, sinir bilim perspektifinden bu konuyu işliyor.Birkaç alıntı yapıp bizim de kulüp olarak faydalandığımız, beğendiğimiz bu kitaba ilginizi çekmek istiyorum.Beyniniz size ait değildir, mirastır. Kodları milyonlarca yıl içinde tekrar tekrar yazılmıştır.Bu alıntı hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir söz. Çok beğendiğimiz beynimizi ilk günden biz işlemiyoruz. Doğuştan, farkında bile olmadığımız yollar, patikalar, kısa yollar var beynimizde, bir karar verirken bunları izliyoruz. Bunlar insanlığın ortak mirası hayatta kalma şemaları.Kayıtlı bilgi ise çok yeni bir olgu medeniyet için. Bilginin düzenlenmesi ve yayılması çok yeni insanlık tarihinde. Ekonomi teorisinde bile bize öğretilen insan, sahip olduğu bilgilere göre çıkarını maksimize eden bir varlık yok. Kararlarını kulaktan kulağa dolaşan hikayeler, duygular ve sahip olduğu inançlarla alan varlıklarız.Değişim yaratmak için tek akçe, ortak motivasyonları keşfetmektir.İnsan aklı mevcut inanışını, düşüncesini korumaya meyilli, sorgulamaktan çok savunmaya çalışıyor. O nedenle birisinin düşüncesini değiştirmek için savunmaya geçmesine engel olacak ortak motivasyonlar bulmak gerekiyor. Ancak o sayede yeni bilginin değerlendirilme şansı var. Bu küçük bilgi bile sosyal hayatımızı değiştirmeye yetebilir aslında, twitter'da veya diğer sosyal medya platformlarında insanların görüşlerini karşı tarafa kabul ettirmek isterken saflarını belli etmek için nasıl çırpındıklarını ve sonra nasıl hiçbir konuda anlaşamadıklarını bol bol görüyoruz.Bu buluşmada üyemiz Sezgin İldeş, yapay zekada oluşturduğu çok faydalı bir prompt paylaştı. Herhangi bir kitabı yapay zekaya önce okutup ardından interaktif bir kurs oluşturmasını isteyebiliyorsunuz. Açık ve kapalı uçlu sorularla bilginizi ölçüp geri bildirim alabiliyorsunuz. Bunu her kitap için yapmak mümkün. Prompt'u siz de kullanmak isterseniz meteyurtsever.com'da bu bölümün sayfasında bulabilirsiniz.Bu buluşmada görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım (03:00) Gözde Gülbaş, (05:44) İpek Altuner, (07:30) Murat Koca, (09:28) Uğur İyidoğan, (10:40) Suat Soy, (14:29) Mete Yurtsever, (15:20) Feyza Demir, (18:42) Dilek Geçit ve (19:27) Sezgin İldeşŞimdi sizi söyleşimizle baş başa bırakıyorum.Support the show
ÇİKOLATA Aşağıdaki metni okuyunuz. Bu yazıyı okurken canınız nefis bir çikolata çekebilir. Okumaya başlamadan önce, çikolatanızı yanınıza hazır edin. Yalnızca çikolatanın tadına varmakla yetinmeyin, o tadın nereden geldiğini de keşfedin. Çikolata, kakao ağacının çekirdeklerinden yapılmaktadır. Çikolatanın ilk olarak Orta Amerika Bölgesi'nde yaşayan Mayalar zamanında üretildiği sanılmaktadır. Kristof Kolomb ve Hernando Cortes gibi kâşifler 1500'lü yıllarda Amerika kıtasını keşfettikleri zaman burada olan birçok şeyi ülkeleri İspanya'ya götürmüşlerdi. Bunların arasında kakao çekirdekleri de vardı. Çikolatanın ana maddesi olan kakao çekirdekleri o zamanlar Avrupa'da yeniymiştir ve bilinmiyordu. Avrupalılar, önceleri kakao çekirdeklerini ne yapacaklarını bilememişler. Çünkü elde edilen içeceğin tadı çok acıymış. Sonunda çok parlak bir fikir bulunmuş: kakaonun içine şeker eklemek! Şeker eklendikten sonra bu karışım saraylarda içilmeye başlar hâline gelmiş. O dönemlerde kakao ve şeker kolay bulunamadığından çikolata yalnızca zenginlerin içebileceği bir içecekmiş. Daha sonra şeker üretiminin artması, çikolatanın tüketimini çok açmış. Fakat kakao üretimi arttıkça daha da ucuzlayarak yaygınlaşmaya başlamış. Çikolata, 1800'lü yıllara kadar sıvı olarak tüketilmiş. Daha sonra bugün tadına doyamadığımız şekilleri ortaya çıkmış. Çikolatanın tadı yıllar geçtikçe çeşitlenmiş. Ancak ham maddesinin elde ediliş yöntemi hiç değişmemiş. Çikolata yapmak için ilk olarak kakao çekirdekleri ayıklanır ve acılığının azalması için mayalanır. Ardından da kurutulur. Kurutulan çekirdekler fabrikalarda kavrulur. Kavurma işleminden sonra çekirdekler ezilir. Bunun sonucunda üç ayrı madde elde edilir: acı sıvı, kakao yağı ve kakao tozu. Biliyorsunuz, çikolataların birçok çeşidi var. Siyah çikolatada acı sıvı, kakao yağı ve şeker bulunur. Sütlü çikolataya bunların yanında bir de süt eklenir. Beyaz çikolata ise yalnızca şeker, süt ve kakao yağından yapılır. Bunun içine acı sıvı konulmaz. İşte, çok sevdiğiniz çikolata böyle yapılır. Fakat çok fazla çikolata yemek sağlık sorunlarına yol açabilir. Örneğin, çikolata diş çürüklerine yol açabilir. Çikolatanın doğrudan dişte çürüklerle neden olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur ama çikolatanın içine konulan şeker, dişlerde çürümeye yol açabilir. Tıpkı içinde şeker bulunan diğer yiyecekler gibi. Aynı zamanda enerji deposu olan kakao, kalorisi yüksek olan bir yiyecektir. Bunun için sporcular genellikle enerji almak için çikolata yerler. Siz de sınavlardan ya da yapacağınız spor faaliyetlerinden önce çikolata yiyebilirsiniz. Ama çikolata yerken aşırıya kaçmamalısınız. Başka yiyeceklerden de enerji elde edebileceğinizi unutmamalısınız. Banu BİNBAŞARAN (Düzenlenmiştir.)
Renkler Neden Sadece Bir Görsel Tercih Değil, Bir Strateji?Renkler hayatımızın her alanında bize bir şeyler fısıldar. Duygularımızı tetikler, kararlarımızı etkiler, güven verir ya da heyecanlandırır. Bu yüzden bir markanın rengi asla tesadüf olamaz. Bu bölümde, renklerin insan psikolojisi üzerindeki etkisinden başlayarak markaların neden ve nasıl bu kadar dikkatli şekilde renk stratejisi oluşturduğunu detaylıca konuşacağız.Renklerin İnsan Psikolojisi Üzerindeki EtkisiKırmızı neden iştah açar? Mavi neden güven verir? Yeşil neden huzurla eşleştirilir? Sarı neden dikkat çeker ama aynı zamanda neden rahatsız edici olabilir? Bu soruların yanıtı beynimizin derinliklerinde yatıyor. Renkler, bilinçaltımızla iletişim kuran en güçlü araçlardan biridir. Bu yüzden pazarlamada kullanıldığında, müşterinin karar verme sürecini doğrudan etkiler.Markaların Renk Seçimindeki Stratejik KararlarCoca-Cola'nın kırmızısı, Facebook'un mavisi, Starbucks'ın yeşili… Bunlar sadece estetik tercihler değil, marka kimliğiyle bütünleşmiş bilinçli seçimler. Bu bölümde, dünyaca ünlü markaların neden bu renklere yatırım yaptığını, bu renklerin markaya kattığı değerleri ve tüketiciyle kurduğu bağı detaylı örneklerle ele alıyoruz.Hedef Kitleye Göre Renklerin Anlamı Nasıl Değişir?Bir genç için canlı renkler heyecan vericiyken, bir profesyonel için koyu renkler daha güven verici olabilir. Kadın-erkek, yaş grubu, kültürel arka plan gibi demografik değişkenler renk algısını tamamen değiştirebilir. Bu yüzden renk seçerken sadece “güzel duruyor” demek büyük bir hata olur. Doğru renk, doğru kitleyle duygusal bağ kurar.Duygulara Dokunan Renk Stratejileri Nasıl Oluşturulur?Markanızın ruhunu, değerlerini ve vizyonunu yansıtan renkler seçmek, doğru bir iletişim kurmanın ilk adımıdır. Bu bölümde, sıfırdan bir marka yaratırken renk paletinin nasıl seçilmesi gerektiğini, mevcut bir markada nasıl dönüşüm yapılabileceğini ve sektörel farklılıklara göre hangi renklerin öne çıktığını anlatıyorum.Dönüşüm Odaklı Renk Kullanımı: Sadece Güzel Olması YetmezDijital pazarlamada renk, dönüşüm oranlarını doğrudan etkiler. Özellikle CTA butonlarında kırmızı, turuncu gibi dikkat çekici renkler dönüşümü artırırken; arka plan uyumu, kontrast kullanımı gibi detaylar da önemlidir. Bu bölümde A/B test örnekleriyle hangi sektör için hangi renk daha fazla dönüşüm getirmiş inceliyoruz.Kültürel Farklılıklar: Aynı Renk Her Yerde Aynı Etkiyi YaratmazBatı'da beyaz saflığı, doğu kültürlerinde yas'ı temsil edebilir. Bu yüzden global markalar, renk stratejilerini her ülke için yeniden düzenlemek zorundadır. Özellikle e-ihracat yapan markalar için kültürel renk kodlarını bilmek kritik önemdedir.Sonuç: Marka Kimliğinin Görsel Temsilcisi RenklerdirBu podcast bölümüyle birlikte, marka yaratımında ve dijital pazarlama stratejilerinde renklerin neden bu kadar önemli olduğunu ve nasıl daha bilinçli kullanılabileceğini kapsamlı bir şekilde öğrenmiş olacaksın.Bölümü Beğendiysen…Daha fazla içerik için joykek.com'u ziyaret edebilir, Instagram'da @frktprk hesabımdan beni takip edebilirsin.Sormak istediklerin varsa faruk@joykek.com üzerinden bana ulaşabilirsin.Ve unutma, renkleri doğru kullanan markalar sadece dikkat çekmekle kalmaz, zihinde de kalıcı olur.
Sürekli başarılı olmak arzusu, daima iş odaklı yaşamak, kendimizden beklendilerimiz, iş yerindeki insanların bizden beklentileri... Bunlar ilk bakışta çok normal durumlar gibi gelse de, kronikleştiği zaman insanın beden ve ruh sağlığını ciddi şekilde etkileyebiliyor. 111 Hz'in bu bölümünde modern çalışma yaşamının getirdiği en büyük tehlikelerden biri olan tükenmişlik sendromunu inceliyoruz. Bu meselenin psikolojik, nörolojik ve fizyolojik etkileri kadar sosyolojik açıklamasını da yapmaya çalışıyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media ------- Podbee Sunar ------- Bu podcast, getirfinans hakkında reklam içerir. getirfinans iyi faizi vade beklemeden günlük kazandırır. Kredi faiz oranı düşüktür. Aidatsız kredi kartı sunar. Para transferinden ücret almaz. Sen de getirfinanslı ol. Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir. Bonus Platinum Dinamik'le tanışın! Kendiliğinden saatte bir değişen güvenlik koduyla internet alışverişlerinin en yeni ve daha da güvenli ödeme yöntemi!
Modern dinimiz der ki: Cahiliye döneminde insanlar gümrük putlarına tapıyorlardı. Sonra Hazreti Adem Smith İskoç yaylalarından indi, putları kırıp ticareti serbestlestirdi. O günden beridir piyasaya inanan, ona sığınan toplumlara bereket yağdı, diğerlerine lanet.Peki madem öyle, binlerce yıldır ticaret yapılmasına rağmen alt tarafı iki asır öncesine kadar, serbest ticareti kimse akıl edememiş mi? Ve bir kez akıl ettikten sonra da artık tarihin sonuna kadar böyle mi gidecek?Bugün bu sorularla başlayıp, ABD merkezli ticaret sistemini ve MAGA fantezilerini konuşacağız. Böylece “dünyayı ahmaklar yönetiyor” serisine biraz daha ağır bir temel kazandırmaya çalışacağız. Kaynaklara bakmayı unutmayın, patronlara ekstra teşekkürler...Yeni Kitap: Fularsız Felsefe: Dört Önemli Mesele (bu seferki normal insan boyutunda, 200 sayfa).Konular:(00:04) İneklerle tatil(00:53) Bugünün Planı(02:32) Ticaret felsefesi(zliği)(04:50) Moğol karavanı(07:50) Merkantalizm(11:23) Hz Adem Smith ve mutlak üstünlük(14:48) Hz Davut Ricardo ve karşılaştırmalı üstünlük(18:36) Statik vs dinamik teori(20:02) Serbest Piyasanın zaferi: Corn Laws(23:04) Korumacı ABD(25:05) Dünya Ticaret Örgütü(28:28) Miran'ın Planı(32:00) Triffin Paradoksu(33:15) MAGA 1950 fantezileri(35:05) Otomasyon(37:40) Patronlara teşekkürler.Kaynaklar:Müzik: Team America World Police (adeta bir başyapıt)Kitap: Ways and Means (Xenophon)Podcast: Fall of Civs - MongolsKitap: On the Principles of Political Economy and Taxation (Ricardo)Blog: Bretton Woods (Fularsız)Makale: The Theoretical and Historical Origins of Trade Issues (pdf)Makale: The “Real” History of Free TradeKitap: Against the Tide: An Intellectual History of Free Trade (1996)Makale: The Development of Free Trade in EuropeVideo: Money & Macro - I was wrong about Trump's tariff masterplanMakale: A User's Guide to Restructuring the Global Trading System (pdf)------- Podbee Sunar -------Bu podcast, getirfinans hakkında reklam içerir. getirfinans iyi faizi vade beklemeden günlük kazandırır. Kredi faiz oranı düşüktür. Aidatsız kredi kartı sunar. Para transferinden ücret almaz. Sen de getirfinanslı ol. Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir. Bonus Platinum Dinamik'le tanışın!Kendiliğinden saatte bir değişen güvenlik koduyla internet alışverişlerinin en yeni ve daha da güvenli ödeme yöntemi!See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
“Yeterince gelişmiş bir teknoloji, büyüden ayırt edilemez." Efsanevi bilim kurgu yazarı Arthur C. Clarke'ın bir sözü bu. Fakat teknoloji ve büyü, bilim ve sihir... Bunlar birbiriyle çatışan şeyler değil mi? Fakat geniş bir perspektiften baktığımızda, daha derin bir mesaj veriyor bize bu söz. Bilim ve büyünün, sihir ve teknolojinin birbiriyle bağlantılı olduğunu vurguluyor. 111 Hz'in bu bölümünde Arthur C. Clarke'ın söylemini daha iyi anlamaya çalışıyoruz. İnsanlık tarihinde bir yolculuğa çıkıp büyücülerin, bilim ve teknolojiye nasıl ilham verdiğini inceliyoruz. Büyünün tarihsel, toplumsal ve psikolojik yönlerini analiz ediyoruz.Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Özgür YılgürSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee Media------- Podbee Sunar -------Bu podcast, Hiwell hakkında reklam içerir.Hiwell'de 1600'den fazla uzman arasından ücretsiz ön görüşmelerle size en uygun uzmanı seçebilir, kendinizi tanıma yolculuğunuza kolay ve güvenilir bir şekilde başlayabilirsiniz. Hiwell'i şimdi indirinSee Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.