POPULARITY
Categories
Hafta içi Salı hariç her gün Avustralya doğu kıyıları saati ile 14:00 ile 15:00 arasında yayınlanan SBS Türkçe radyo programını artık reklamsız, müziksiz ve kesintisiz bir şekilde dinleyebilirsiniz.
FIFA 2026'da ilk kez karşımıza çıkan su molası, zorlu koşullarda oyuncuları koruyor mu? Yoksa oyunun akışını mı bozuyor? Su molası kalıcı olacak mı? Ve bu, futbolun geleceği için ne anlama geliyor?ÖNE ÇIKANLARFIFA'nın üç dakikalık su molaları, bu turnuvada artık göz ardı edilemez hale geldi. Bu Dünya Kupası'ndaki yeni yaklaşım, hakemlerin her devrenin 22. dakikasında maçı durdurarak oyuncuların su içmelerine izin vermesini sağlıyor. Ve bu, havanın kavurucu olup olmadığına bakılmaksızın uygulanıyor.Bu molaların sahadaki akışı bozduğu ve yayıncıların çıkarına olduğu yönünde tartışmalar giderek artıyor. Bu molaların ardında gerçekte ne olduğunu öğrenmek için eski futbolcular, bir futbol antrenörü, bir spor akademisyeni ve bir reklam uzmanıyla konuşarak bu konudaki görüşlerini dinledik.2014 ve 2022 Dünya Kupası'nda, serinleme molaları hakemin takdirine bağlı olarak verilmişti. Aynı durum Euro 2020 turnuvası için de geçerliydi. 2025 Kulüpler Dünya Kupası'nda ise oyuncular, antrenörler ve taraftarlar arasında kavurucu sıcaklıklarla ilgili endişeler olduğu için serinleme molaları yapılması yönünde çağrılar yapıldı.SBS, 1986'dan bu yana, yani kırk yıldır Avustralya'da Dünya Kupası maçlarını yayınlıyor.2026 FIFA Dünya Kupası™'nın 104 maçının tamamını SBS On Demand'de canlı ve ücretsiz olarak izleyin; turnuva boyunca maçların tam tekrarları, mini maçlar ve özetler de sunulacaktır. https://www.sbs.com.au/ondemand/fifa-world-cup-2026Beautiful Game ChangersADS DISABLEDAdvertisementSBS Audio'nun Beautiful Game Changers video serisinde, futbol aracılığıyla sosyal uyumu teşvik eden Avustrlaya yerlisi kahramanları kutlayın. Beautiful Game Changers portalında ve On Demand'de 12 hikâyenin tamamını şimdi izleyebilirsiniz.Words We UseWords We Use platformunda yaklaşık 25 dilde iki dilli versiyonları bulunan bu altı bölümlük sesli diziyle, saha içinde ve dışında kullanılan futbol terimlerini öğrenebilirsiniz.Route 26Olağanüstü futbol severlerin kişisel yolculuklarını ve hayatlarını şekillendiren Dünya Kupası anlarını keşfeden bir podcast olan Route 26 ile 2026 FIFA Dünya Kupası™'na giden yola katılın. Şu anda SBS Audio platformunda mevcut.SBS Türkçeyi Salı hariç hafta içi her gün dinleyebilirsiniz. Bizi ayrıca Facebook'tan takip edebilirsiniz
Hayvanlara zulüm ve hakaret etmek haramdır. Bir kediyi evde hapis edip açlıktan ölmesine sebep olan kadının cehennemlik olduğunu Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bizlere şöyle haber vermektedir. “Bir kadın, ölesiye kadar hapsettiği bir kedi sebebiyle azap olundu da bu yüzden cehenneme girdi. Kediyi hapsettiği vakit; onu doyurmamış, su vermemiş, yerdeki, haşaratı bile yemeye bırakmamıştı...” (Buhârî) Sultan Süleyman birgün şöyle sorar: “Ağacı sarmış olsa eğer karınca / Zarar var mı karıncayı kırınca?” Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi zarif bir ifade ile sorulan bu suâlin altına şu beyti yazarak cevap verdi: “Yarın divânına Hakk'ın varınca / Süleyman'dan alır hakkını karınca!” Hayvanlara merhamet etmeyenler, insanlara acımaz. Hayvanlara iyilik yapan kötü insanların bile günahları af olunur. Günün birinde bir köpek, kuyu etrafında dolaşıp duruyordu. Susuzluk onu öldürecek hale getirmişti. Derken İsrailoğulları'ndan fuhuşla uğraşan biri, onu görüverdi. (Ayağından) ayakkabısını çıkardı, onun için mestiyle su çıkardı ve köpeği suladı. Buna karşılık o kadın bağışlandı. Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri, Hemedan şehrinin pazarında Usfur çiçeğinin tohumu aldı. Bestam'a geldi. Usfur çiçeğinin tohumlarını çıkarmak için torbayı açıp baktığında Hemedan'da torbanın içine bir miktar karıncanın da girmiş olduğunu gördü. Karıncaların hakkı kendisine geçmesin diye; yine Hemedana döndü. 0 karıncaları aldığı yere geri bıraktı. Seyyid Ahmed Rufâî Hazretleri, uyuz bir köpeği kendi elleriyle tedavi etmiştir. Yine bir gün cübbesinin üzerinde bir kedi gelip uyudu. Ezan okundu. Kediye zulüm olmasın ve hakkı kendisine geçmesin diye; kediyi uyandırmadı; cübbesini kesti. Kedi uyandıktan sonra cübbesini parçasıyla yamaladı.Üzerinde hayvan hakları olan kişi samimiyetle istiğfar etmelidir. Günahının bağışlanması için Allâhü Teâlâ Hazretleri'ne yalvarmalıdır. Yoksa gerçekten ilâhî azap çok şiddetli ve helak edicidir. (Ömer Faruk Hilmi, İslam'da Ölü Hakları, s. 21-23)
15 Temmuz 2016'da Türkiye'de düzenlenen darbe girişiminin üzerinden on yıl geçti. Erdoğan hükümeti kalkışmadan Gülen Hareketi'ni ve ordunun belli kısmını sorumlu tuttu. Peki aradan geçen on yılda gerçekten neyi öğrendik? Darbenin bütün yönleri aydınlatıldı mı? Yoksa o gece, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önünü açan çok daha geniş bir siyasi dönüşümün başlangıç noktası mı oldu? Berlin'de yaşayan gazeteci Can Dündar ile konuştuk. Mikrofonda Gökçe Göksu ve Elmas Topcu var. Von Gökçe Göksu und Elmas Topcu.
Geride bıraktığımız NATO Zirvesi sadece ittifakın gelecek dönemde ayakta kalıp kalmayacağına ilişkin tartışmalara değil yakın coğrafyamızda devam eden Rusya-Ukrayna ve ABD-İran savaşının gidişatını belirleyen gelişmelere de şahitlik etti. Her iki savaşın da 21.yy'ın güç tanımında kalıcı dönüştürücü etkiler bırakacağını söylemek mümkün. Bugünün güç projeksiyonlarında; sadece güçlü olmanın bir savaşı kazanmaya yetmediğini Soğuk Savaş'ın iki süper gücü olan ABD ve Rusya'nın İran ve Ukrayna cephelerinde tecrübe ediyor olduğunu görmek ise ayrıca başka bir yazı konusu olabilir.
Hiç düşündün mü… Her gün içtiğin su… Sadece bir sıvı mı? Yoksa senin düşüncelerini, duygularını ve enerjini taşıyan… görünmez bir kayıt cihazı olabilir mi? Bugün sana çok tartışılan ama bir o kadar da etkileyici bir konudan bahsedeceğim: Suyun hafızası.
İzlediğimiz bütün filmler, takip ettiğimiz bütün diziler aslında 500 yıl önce mi yazıldı? Her şey bir uyarlamanın uyarlamasının uyarlaması mı? Orijinal hikaye diye bir şey var mı? Yoksa insanların hayal gücü düşündüğümüz kadar uçsuz bucaksız değil mi?111 Hz'in bu bölümünde Breaking Bad'den Shakespeare'e, Back to the Future'dan Gılgamış Destanı'na uzanan bir uyarlamalar zincirinde yolculuğa çıkıyoruz. Bu bölümde: (00:00) Hikayelerin Kökeni (06:02) Sinemanın Gizli Yazarı: Shakespeare ve Modern Diziler (10:44) Christopher Booker ve Edebiyattaki 7 Temel Olay Örgüsü (15:02) Kopyala, Birleştir, Dönüştür: "Everything is a Remix" ve Telif Kültürü (19:29) Neden Aynı Hikayelerden Sıkılmıyoruz? Uyarlamaların Nöro-Kültürel Psikolojisi Yaratıcı: Barış ÖzcanYapımcı: Podbee Media Tüm bölümler, videolar ve daha fazlasına Podbee App ve podbee.com'dan ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. Bu bölüm reklam ve sponsorluk içerebilir.
Yahudilik, din ve kimlik ilişkisi nasıl şekillendi? Sağduyu programında Tarık Çelenk, Prof. Dr. Salime Leyla Gürkan ile Yahudiliğin tarihsel, teolojik ve sosyolojik yapısını; etnisite, şeriat, hafıza, diaspora ve Siyonizm bağlamında derinlemesine ele alıyor. Programda, Yahudi kimliğinin 2000 yıllık sürekliliği, modern İsrail siyaseti, Rabbanî gelenek, Kabala, mesihçilik ve asimilasyon tartışmaları akademik bir çerçevede değerlendiriliyor. Din ve kimlik ilişkisini anlamak isteyenler için kapsamlı bir analiz. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Emy Kaplan'ın, başlığını, “Bizim Amerikalı İsrail'imiz” şeklinde tercüme edebileceğimiz kitabında geçen bir cümleyi son yazıda Yeni Şafak okurlarıyla paylaşmıştık. Kaplan'ın cümlesi şu şekildeydi: “Yerleşimci kolonyalizmin paralel tarihleri, Amerika'nın İsrail ile özdeşleşmesinin temelini oluşturmuştur.” 7 Ekim 2023'ten sonra İsrail'in Filistin'de işlediği soykırım ve etnik temizlik suçları da dâhil olmak üzere bütün savaş suçlarını sıralarken bunlardan sadece Siyonist Yahudilerin sorumlu olmadığını sürekli olarak tekrar etmeye çalıştık.
“Bunlar hangi dinin ilahiyatçısı?” diye yazmış bir okur, bildiri metnini haber yapan bir paylaşımın altına. İlahiyatçılardan “Şeriatın insan onurunda karşılığı yok!” başlıklı bir bildiri okuyunca başka ne tepki verebilirsiniz? Tabii okur muhtemelen Şeriat'ı İslam'la özdeşleştirdiği için öyle demiştir. Yoksa hangi dinin ilahiyatçısı olursa olsun Şeriat kavramını sözüm ona insan onurunun karşısına bu kadar cahilce koymaz. Koyanı ne ilahiyatçı sayarlar ne de adam yerine koyup muhatap olurlar.
ADNAN OKTAR: Aslında inançtan kaynaklanıyor. Adam, “güzel giyinsem ne olur, beğenilsem ne olur beğenilmesem ne olur, zaten sevilmiyorum, zaten sevilecek kimse yok” şevk yok. Yoksa bu şekilde olmaz. Mesela 60'larda falan öyle değildi insanlar. Sevmeyi sevilmeyi beğenilmeyi biliyorlardı ve çok şık güzel giyiniyorlardı. Ama sonra sevmek ve sevilmek ortadan kalkınca, deccal bunu ortadan kaldırınca genç kızlar, delikanlılar için de artık beğenilmenin bir anlamı kalmadı. Şık giyinme değil artık işlevsel giyinme esas oldu. Sadece ihtiyacı kadar giyiniyor o kadar. Yoksa zenginlerde de görüyoruz, saçını üç numaraya tıraş ediyor, bir tişört giyiyor, kısa bir şort giyiyor ayağında lastik ayakkabı sokağa çıkıyor. Öyle bir konusu yok. “Beni kim beğenecek?” diyor “ben kimi beğeneceğim?” diyor. Sevgi kalkınca böyle felaket olur. Onun için sevgiyi yaymaya süratle devam ediyoruz. Bu belayı sürekli tamir ediyoruz şu an.
Yapay zekayla dertleşmek yalnızlığa bir çare mi? Yoksa yalnızlaşmanın sebebi mi? Peki biz karşımızdakinin insan olmadığını bile bile onunla nasıl bu kadar samimi bir bağ kurabiliyoruz? Yakın İlişkiler'in bu bölümünde yapay zeka ile kurduğumuz yakın ilişkiyi irdeliyoruz. Tüm bölümler ve daha fazlasına Podbee app ve podbeemedia.com'dan ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Antik Yunan'dan günümüze uzanan unutulmuş bir kavram: Otium. Eksik Olan programında Alp Kozanoğlu ve Ömer Çeşit, Jean-Miguel Pire'in "Halkın Otiyumu" kitabını değerlendirirken boş zamanın, düşünmenin, felsefenin ve demokrasinin ilişkisini tartışıyor. Programda Antik Yunan'daki Skole kavramından Roma İmparatorluğu'na, Hristiyanlık döneminden kapitalizme, dijital çağdan sosyal medya algoritmalarına kadar uzanan geniş bir tarihsel ve sosyolojik yolculuk yapılıyor. Boş zaman gerçekten kayboldu mu? Yoksa insanın iç dünyası mı boşaldı? Günümüz insanı neden sürekli meşgul ama anlam arayışından uzak? Dijital çağ, dikkat ekonomisi ve sosyal medya bireyin düşünme kapasitesini nasıl etkiliyor? Jean-Miguel Pire'in "Halkın Otiyumu" kitabı üzerinden yapılan bu değerlendirmede; demokrasi, felsefe, eğitim sistemi, kişisel gelişim kültürü, kapitalizm, Foucault, Byung-Chul Han, Max Weber ve modern toplumun krizleri ele alınıyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde Ömer ve Emin, son zamanların en popüler alışkanlıklarını “abartılıyor mu yoksa değeri bilinmiyor mu?” sorusuyla değerlendiriyor. Sabah rutinlerinden minimalizme, yürüyüş yapmaktan evde yemek yapmaya kadar herkesin sürekli övdüğü şeyleri samimi ve eğlenceli bir sohbetle masaya yatırıyorlar. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Açılış Emin: [0:15] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. Bugünkü bölümümüzde Ömer'le beraberiz. Nasılsın Ömer? Ömer: [0:24] Sağ ol Emin. İyiyim. Sen nasılsın? Emin: [0:25] Ben de iyiyim. Teşekkür ederim. Ömer: [0:27] Allah iyilikler versin. Sabah rutininden minimalizme: Abartılanlar ve hakkı yenilenler Emin: [0:29] Bugünkü bölümümüzde birkaç konu başlığı belirledik. Birbirimize soracağız bunları. Ve bu popüler konular hakkında "Acaba bu konu abartılmış bir şey mi?" yoksa "Değeri yeterince bilinmeyen bir şey mi?" İngilizce tabirleriyle "overrated" mı, "underrated" mı bölümü çekeceğiz. Evet Ömer, hazır mısın? Ömer: [0:48] Son derece hazırım, heyecanlıyım. Emin: [0:50] Birinci sorum, sabah rutinleri. Var mı bu arada sabah rutinin? Ömer: [0:56] Valla sabah rutinim yok, olmasını isterim. O yüzden underrated diyebilirim kendim için. Ama çok da abartılıyor sosyal medyada. Genel olarak overrated herhâlde. Şahsi olarak underrated. Emin: [1:09] Mesela sabah beşte kalkıyorlar, koşuyorlar. Ondan sonra geri geliyorlar, duş alıyorlar. Güzel bir sağlıklı kahvaltı hazırlıyorlar vesaire... Sence bu abartılan bir etkinlik mi? Yoksa yapıldığında gerçekten insanı zımba gibi yapan bir şey mi? Ömer: [1:25] Ya herhâlde bünye alıştıktan sonra insanı zımba gibi yapan bir şey olabilir. Çünkü mesela ben de söyledim ya, sabah rutinimin olmasını isterdim. Neden? Çünkü biraz zor geçiyor sabahlarım. Dolayısıyla bir şeyleri yanlış yapıyorum. Demek ki zımba gibi olabilen insanlar bir şeyleri doğru yapıyorlar sabahları abi. Dolayısıyla overrated demeye çok dilim varmadı. Sen ne düşünüyorsun? Emin: [1:47] Ben... Bence tam olarak hak ettiği ilgiyi alıyor ya. Ömer: [1:51] Aynı noktadayız herhâlde. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Arkadaşımızla küsmedik, kavga etmedik. Peki niye görüşmüyoruz? Aradan zaman geçtikçe aramak daha da zorlaşıyor. Peki gerçek dostluk görüşmeden de devam eder mi? Yoksa kendimizi mi kandırıyoruz? Yakın İlişkiler'in bu bölümünde arkadaş kopmalarını irdeliyoruz. Tüm bölümler ve daha fazlasına Podbee app ve podbeemedia.com'dan ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Özgür Bey ekibi en kısa sürede kurultay yapılmasında ısrarcı. “Acele edelim, en yakın zamanı tespit edelim, hemen kurultay yapalım” diye baskıya başladılar. Bu talebin devamını “Yoksa hesap soracağını açıklayan Kemal Bey sözünü tutar” şeklinde getirmiyorlar da partinin seçime girme hakkının kaybolacağını, böyle bir risk bulunduğunu söylüyorlar.
Spotify'ın karanlık odaları, hayalet sanatçılar ve yapay zeka (AI) ile üretilen sentetik müziklerin ürkütücü yükselişi. Müzik zevkimiz ve en derin duygularımız algoritmalar tarafından nasıl hackleniyor?Geçen cuma akşamı İstanbul trafiğinde, Spotify "Haftalık Keşif" listemde inanılmaz bir altyapıya sahip, 90'lar Türkçe pop ve günümüz trap ritimlerini harmanlayan kusursuz bir şarkıya denk geldim. Nakaratı o kadar vurucuydu ki hemen sanatçının profiline girdim. Ancak karşılaştığım manzara şok ediciydi: Fotoğraf yok, biyografi yok, sosyal medya hesabı yok ama dinlenme sayısı 4 milyonu geçmiş! O an anladım ki, ruhuma dokunan ve bana anılarımı hatırlatan o şarkıyı söyleyen kişi aslında hiç yaşamamıştı. Amerika'daki soğuk bir sunucu odasında, birkaç satır kod ve yapay zeka komutuyla saniyeler içinde üretilmiş sentetik bir "hayalet sanatçı"ydı.Bugün Spotify'a günde 100 binin üzerinde yeni şarkı yükleniyor. Chill, lo-fi, odaklanma ve özellikle "Spotify Türkiye Viral 50" listelerinde dinlediğiniz o "gizli hit" olmuş şarkıların çok ciddi bir kısmı tamamen insan eli değmeden, algoritmalar tarafından üretiliyor. Peki ama nasıl oluyor da bir makine bize "Vay be, adam ne acı çekmiş" dedirtebiliyor?İşin sırrı nöropazarlama ve tüketici psikolojisinde yatıyor. İnsanlık tarihindeki milyarlarca saatlik müzik verisiyle eğitilen yeni nesil yapay zeka modelleri, beynimizin hangi frekanslara, hangi bas vuruşlarına ve BPM'lere dopamin salgıladığını bizden çok daha iyi biliyor. Yapay zeka sanat yapmıyor, tam bir mühendislik yapıyor! Duygularımızı matematiksel bir formüle döküyor. Sizin duymak istediğiniz acıyı, beyninizin onaylayacağı frekansta size geri satıyor.Bizler Sezen Aksu'yu veya Müslüm Gürses'i dinlerken sadece ses dalgalarını değil; onların yaşanmışlıklarını, travmalarını ve kırılganlıklarını dinleriz. Bir sanatçının sesi titrediğinde veya detone olduğunda o kusur bizi ona bağlar. Çünkü insan kusurludur ve gerçek sanat bu kusurlardan beslenir. Oysa müzik endüstrisinin "demokratikleşmesi" adı altında sunulan bu yeni dünyada, sanatçılar stüdyoya girmekten korkuyor. Çünkü karşılarında hiç yorulmayan, kapris yapmayan, 10 saniyede bir hit parça üreten ve telif istemeyen sentetik bir rakip var.Tıpkı sosyal medyadaki o güzellik filtrelerine ve estetik operasyonlara alışıp gerçek, doğal ve "kusurlu" insan yüzünü yadırgamaya başladığımız gibi; müzikte de aynı tehlikeyle karşı karşıyayız. Zihnimiz bu "aşırı lezzetli ama besin değeri sıfır" sentetik pop şarkılarına alıştıkça, gerçek bir insanın ufak pürüzlerle söylediği gerçek şarkılar bize "hatalı" veya "sıkıcı" gelmeye başlayacak. Filtreler artık sadece fotoğraflarımızda değil; kulaklarımızda, hislerimizde ve ruhumuzda.Siz de bu podcast bölümünü dinledikten sonra Spotify çalma listelerinizi yeniden gözden geçirin. Kulaklığınızda çınlayan o sesin bir hikayesi, bir yaşanmışlığı var mı? Yoksa o sadece sizin dopamin reseptörlerinizi gıdıklamak için tasarlanmış bir kod parçası mı?Tüm video podcast bölümlerimiz, dijital pazarlama sektörü analizlerimiz ve e-ticaret stratejilerimiz için YouTube, Instagram, TikTok platformlarında arama çubuğuna "filtresizdijital" yazarak bize ulaşabilirsiniz. Tüm kaynaklara ve detaylı sektör okumalarına filtresizdijital.com web sitemizden erişebilirsiniz. İyi dinlemeler!00:00 - 01:52 - 4 milyon dinlenen hayalet sanatçı01:53 - 03:12 - Metrikleri bırakıp ruhumuza dönüyoruz: Spotify'a günde yüklenen 100 bin şarkı03:13 - 04:14 - Viral listelerdeki gizli tehlike ve yapay zekanın 15. saniye kancası04:15 - 05:36 - Nöropazarlama ve Müzik: Algoritmalar beynimizin dopamin sistemini nasıl hackliyor?05:37 - 06:49 - Sezen Aksu ve Müslüm Gürses gerçeği: İnsan kusurludur, yapay zeka ise mühendisliktir06:50 - 08:00 - Stüdyoların sentetik rakibi ve müzikteki "Güzellik Filtresi" sendromu08:01 - 09:42 - Çalma listenizdeki kod parçaları: Gerçek bağlara dönme çağrısı ve kapanış
İran-ABD/İsrail savaşının her aşamasında barış gel-gitleri vardı. Cümleyi böyle kurunca, doğası gereği savaşan tarafların veya en az birinin gayretlerinden bahsediyor gibi oluyorsunuz ama diğer ülkelerle, o ülkelerdeki tv uzmanları ile yazar-çizer tayfasıdır bahsettiğimiz. Yoksa, ABD/İsrail-İran'ın savaşı da barışı da esas konuyla ilgili değildi…
#DuygusalYeme
Palu Ailesi'ni kendi evladının celladı haline getiren neydi? Toplu bir cinnet mi? Yoksa damatlarının yarattığı korku imparatorluğu mu? Karanlık Dosyalar'ın bu bölümünde aylarca Türkiye'nin gündemine oturan Palu Ailesi'nin, kızlarının ölümüyle sonuçlanan dehşet verici yolculuğunu takip edeceğiz. Sunan: Sezgi Aksu Yazan: Elif Danyal Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal Yapımcı: Podbee Media Canlandıranlar: Tuncer Ustael: Metin Bozkurt Havva Palu: Şevval Balkan Emine: Ayşe Şirin Çakmakçı Komşu Adam: Umut Coşkun Meryem: Elif Danyal Tüm bölümler ve daha fazlasına Podbee app ve podbeemedia.com'dan ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Kaçık Prens Podcast: Psikoloji ve Günlük Hayat Üzerine Söyleşiler
Bu bölüm zaman çok hızlı geçiyor diye hayıflanan dinleyicilerimize geliyor. Neden zaman bazen daha hızlı akmış gibi hissediyoruz? Hayat rutine bindiği için mi? Yoksa tam tersi yeni şeyler hayatımıza girince mi? Ya keyifli anlar hızlı akıyor ve biz kaçırıyorsak?
Bir filmi gerçekten “izlemeye değer” yapan şey ne? Hikâyesi mi? Yönetmenin kurduğu dünya mı? Yoksa aradan zaman geçse bile aklına düşen o birkaç sahne mi? Bu bölümde, New York Üniversitesi'nin (NYU) iki değerli ismi Prof. Dr. Selçuk Şirin ve Prof. Dr. Tülin Erdem ile sinema tarihinin farklı dönemlerinden ve coğrafyalarından süzülen 10 güçlü filmin izini sürüyoruz. Kimi zaman bir ailenin içindeki güç dengelerine bakıyoruz, kimi zaman bir aşkın kırılganlığına, kimi zaman da bir insanın kendiyle mücadelesine tanıklık ediyoruz. The Godfather ve The Godfather Part II ile iktidarın ve ailenin karanlık katmanlarına inerken, 1900 ile sınıflar arası çatışmanın epik bir anlatısına geçiyoruz. The Unbearable Lightness of Being varoluşun ağırlığıyla hafifliği arasında salınırken, The Deer Hunter savaşın insan ruhunda açtığı yaraları gözler önüne seriyor. Dead Poets Society ile hayatı dolu dolu yaşamanın çağrısını duyuyor, Doctor Zhivago ile tarihin ortasında sıkışmış bir aşkın izini sürüyoruz. Head-On ile kimlik ve aidiyet çatışmalarına sert bir bakış atarken, Sonbahar ile sessiz bir iç hesaplaşmaya tanıklık ediyoruz. The Tin Drum hafıza ve büyümenin tuhaf sınırlarında dolaşırken, Annie Hall ile aşkın karmaşık, kırılgan ve bir o kadar gerçek doğasına yaklaşıyoruz. Peki tüm bu hikâyeleri ortak bir noktada buluşturan ne?
Bağımlılık gerçekten bir şeye mi yönelir? Yoksa başka bir şeyin eksikliğine mi?Bruce K. Alexander tam da bu konunun peşinden giderek, farelerin sosyal bağ kurabildikleri ortamda uyuşturucu maddeye yönelmediklerini ve bağımlılık geliştirmediklerini gösteren bir deney ortaya koyuyor. “Rat Park” olarak bilinen bu çalışma, bağımlılığa ve hatta tedaviye bakışımızı ciddi biçimde sorgulatıyor.Johan Hari de bağımlılık ve kaybolan bağlar üzerine kapsamlı araştırmalar yürüterek konunun önemini açıkça gözlerimizin önüne seriyor. Kendisinin TED konuşmasına şuradan ulaşabilirsiniz:https://www.youtube.com/watch?v=PY9DcIMGxMs&t=137s(Everything you think you know about addiction is wrong | Johann Hari | TED)İçinde bulunduğumuz dünyada bir şeylere bağımlı olmadan yaşamak neredeyse mümkün değil. Hele ki kendimizi olduğumuz gibi ortaya koyup kabul edebilmek büyük bir baş kaldırı. İşte bu bölümde biraz da sosyolojik bir yerden tam bunlara bakıyoruz.Keyifli dinlemeler.Not: Bu bölüm bir üçlemenin ilk kısmı. İkinci bölümde Japonya'ya gidiyoruz.İçinde bulunduğumuz global düzende bir şeylere bağımlı olmamak neredeyse mümkün değil.
(Videoda adı geçen hiçbir ürün ile Disket Kutusu arasında ticari bir anlaşma bulunmamaktadır.)Bugün Disket Kutusu'nda sirenlerini eşliğinde BALKON SEFASI yapıyor ve spontane bir sohbet doğrultusunda nostalji, çevrimdışı rönesans ve tüketim alışkanlıklarımızı konuşuyoruz. Teknoloji düşmanlaştı mı? Yoksa biz nostaljinin toz pembe gözlüğünden bakmaktan mı kurtulamadık? Yeni olan hiçbir şey bizi neden eskisi kadar heyecanlandırmıyor? Belki de bazen sıkılmak mı gerek? İYİ SEYİRLER DİYOR, ABONE OLMANIZI RİCA EDİYOR, BİR SONRAKİ BALKON SEFASI'NDA GÖRÜŞÜYORUZ.
Ortadoğu'da ilan edilen 2 haftalık ateşkes, kalıcı barış mı yoksa taraflar için kısa bir strateji molası mı? Siyaset bilimci Prof. Dr. Nuray Mert, Dünya Alem programında İslam Özkan'ın sorularını yanıtlıyor. Nuray Mert, programda ABD-İran çatışmasının perde arkasını, Trump'ın “yıkım” stratejisinin neden sonuç vermediğini ve Türkiye'nin bu yeni jeopolitik tabloda nerede durduğunu analiz ediyor. Bu videoda, Trump'ın İran stratejisindeki yanılgılar, ateşkesin taraflar açısından kazanımları ve kayıpları, Suriye ve Direniş Ekseni'nin rolü, Türkiye'nin realist dış politika çizgisi ve bölgedeki dengeler Pakistan'ın arabuluculuğu ve bölgesel dinamikler öne çıkan başlıklar arasında. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Türkiye'de anketler uzun zamandır bize vatandaşın canını en çok yakan şeyin hayat pahalılığı olduğunu söylüyor. Artık hepimiz gıda, kira, fatura, okul masrafı, ulaşım derken neredeyse her fiyat düzeyinde bir bunalım yaşamayı sürdürüyoruz.
Kendimizi sorgulamak ve farkındalığımızı artırmak adına bir yola çıktık. Hazırladığımız özel soruları her bölümde ayrı ayrı ele alarak, birlikte yanıtların peşine düşüyoruz. Keyifli dinlemeler... https://www.organikbeyinler.net/ https://www.instagram.com/organikbeyinlerpodcast/
Peygamberlerin getirdiği yasalar sonuç itibariyle sevap ve cezaya dayandırılmıştır. Kim iyilik yaparsa cennete, kim de kötülük işlerse cehenneme girer. Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Çünkü kâinat ceza ve mükafât dengesi üzerine kurulmuştur. Hatta ateist toplumlar dahi ceza ve mükafât üzerine kurulmuş yasalarla idare edilen toplumlardır. Kim bu yasaların dışına çıkıp kötü bir şey yaparsa cezalandırılır, kim de iyi bir şey yaparsa mükafâtlandırılır. Bütün bunlardan anlıyoruz ki insana nisbetle ceza ve mükafât, Allâh (c.c.) Teâlâ'nın evrende yarattığı sünnetullâhtır. Ceza ve mükafât kanunu var olduğu müddetçe insanın da irade hürriyeti var olacaktır. Seçme hürriyeti Allâh (c.c.)'un insanlara ve cinlere bağışladığı bir lütûftur. Allâh (c.c.)'un kanunları, şunları yapın, bunları yapmayın şeklindeki emir ve yasaklar üzerine kurulmuştur. Eğer Allâh (c.c.) bizlere bir şeyi yapın diye emrediyorsa bizim onu yapmaya gücümüz yetiyor demektir. Yoksa o buyruğun ne anlamı olurdu. İnsana güç yetiremeyeceği bir şey için bunu yapacaksın denilemeyeceği gibi, bunun aksi de söz konusu olamaz. Binaenâleyh ceza ve mükafât kanununun uygulanabilmesi için beşerin irade hürriyetinin bulunması şarttır. Bu noktada şu soru aklımıza gelmektedir. İnsana Allâh (c.c.) tarafından bahşedilen irade hürriyeti nedir? Cevap olarak diyoruz ki; insana bahşedilen irade hürriyeti insanın kendisinin seçtiği ve Kur'an-ı Kerim'de emanet olarak isimlendirilen kavramdır. "Biz emaneti göklere yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, sorumluluğundan korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir." (Ahzab s. 72) (Muhammed Mütevelli Şaravî, Kuran'da Kıyâmet Sahneleri, s.37-38)
Bir şeyin en mükemmel hali gerçekten de orijinali midir? Yoksa bazen kıymeti, bir başkasının gözüyle bakıldığında mı ortaya çıkar? Bu bölümde, İpek Yolu'ndan başlayarak yabancı elinde "bozulmanın" aslında nasıl bazen bir yeniden doğuş olabileceğini inceliyoruz. Zihnimizi farklı kapılara açmanın bize getirdiği derinliği konuşuyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Fırathan Özfırat Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Görsel Tasarım ve Kurgu: Umut Güloğlu Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümler ve daha fazlasına Podbee app ve podbeemedia.com'dan ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Aylin Öney Tan bu bölümde, sütlü kahvenin izini sürüyor.Çocuklukta “kahve yerine” verilen sütlü fincanlardan, İnönü'nün sütlü Türk kahvesine; Viyana'dan İtalya'ya uzanan cappuccino hikâyesine bakıyoruz.Sütlü kahve modern bir alışkanlık mı?Yoksa kökleri sandığımızdan daha eskiye mi gidiyor?Bir tutam tarih, biraz da tarif. This podcast is hosted by Podcastics, the easiest platform to create and publish your podcast.
Bedenimizi gerçekten nasıl görüyoruz? Yoksa zihnimizin bize anlattığı bir hikâyeyi mi görüyoruz?Bu bölümde Body Dysmorphic Disorder yani bozuk beden algısını konuşuyoruz. BDD nedir ve “bugün kendimi beğenmedim” demekten neden çok daha farklıdır? Neden bazı insanlar aynada kendilerini olduğundan çok daha iri görebilir?BDD ile yeme bozuklukları, sürekli kilo verme isteği ve beden takıntısı arasındaki güçlü bağlantıyı ele alıyoruz. Ayrıca mükemmeliyetçilik, çocukluk deneyimleri, sosyal medya ve modern diyet kültürünün bu algıyı nasıl etkileyebildiğini konuşuyoruz.Çoğu zaman sorun bedenimiz değildir.Sorun, zihnimizin bedenimiz hakkında anlattığı çarpıtılmış hikâyedir.
Sevgi içeren ilişkilerimizde birbirimizle enerjik bağlarla bağlanırız. Sevgimiz ne kadar güçlüyse bağlarımız da o kadar sağlam ve güçlüdür. Bu meditasyon, ilişkilerinizde anlaşmazlığa düştüğünüzde veya sorun yaşadığınızda o kişiyle olan bağlarınızı kuvvetlendirip negatif enerjileri temizlemenizi sağlamanıza yardımcı olacaktır. Önemli olan bu çalışmada mutlaka hayatınızda ki o kişinin sizinle aynı duygular içinde olmasıdır. Karşılıklı sevgi olduğuna inanıyorsanız bu meditasyonu yapabilirsiniz. Yoksa özgür iradeye müdahale olur ve karma yaratırsınız. Gönderileni almaya çalışan alıcı ve gönderiyi yayan verici arasındaki duygusal bağ ne kadar güçlü olursa, telepati kurma olasılığı da bir o kadar artar. Sevgi Bağlarını güçlendirmek isteyenler veya şu anda herhangi bir ilişkisi olmayıp potansiyel eşine sevgi enerjisi göndererek hayatlarına çekmek isteyenler, derin ve güzel bir telepatik bağ için bu çalışmayı yapabilirler.Araba kullanırken ya da dikkat gerektiren bir işle uğraşırken dinlemeyiniz. Kulaklıkla dinlemeniz önerilir. Meditasyon serisinden ilk siz haberdar olmak ve kanalımı desteklemek için YOUTUBE da abone olup,
Reklamlarınız çalışıyor gibi görünüyor ama dönüşümler düşüyor mu?CTR fena değil ama satışlar yavaşladı mı?Sepete ekleme var ama satın alma gecikiyor mu?Belki sorun kampanya değil.Belki sorun bağlam.Bu bölümde Ortadoğu'daki savaş ortamının dijital pazarlamaya etkisini konuşuyoruz. Çünkü savaş sadece sınırları etkilemez. Savaş, tüketici psikolojisini etkiler. Psikoloji değiştiğinde satın alma davranışı değişir. Satın alma davranışı değiştiğinde ise reklam performansı sessizce aşınır.Bu bölümde şunları ele alıyoruz:Tüketici psikolojisi kriz dönemlerinde nasıl değişir?Impuls alışveriş neden azalır?Riskten kaçınma davranışı dönüşüm oranlarını nasıl etkiler?CPM, CTR ve ROAS neden dalgalanabilir?Soğuk kitle neden zayıflar, retargeting neden güçlenir?Ayrıca tarihten gerçek örnekler inceliyoruz.Körfez Savaşı döneminde otomotiv markaları neden indirim yerine finansal güvence mesajı verdi?Irak Savaşı sırasında Walmart neden reklamı kesmedi ve nasıl pazar payı kazandı?Rusya–Ukrayna savaşı sonrasında markalar iletişim tonunu nasıl değiştirdi?2. Dünya Savaşı'nda Coca-Cola neden moral ve birlik mesajıyla konumlandı?Kriz dönemlerinde iki tip marka vardır:Panikleyen marka ve stratejik düşünen marka.Bu bölümde şunu net şekilde konuşuyoruz:Reklamı kesmek çözüm mü?Bütçeyi azaltmak mı gerekir?Yoksa mesajı değiştirmek mi?Çünkü bu dönem acquisition değil, retention dönemidir.Yeni müşteri kovalamaktan çok mevcut müşteriyi elde tutmak önem kazanır.Agresif satış dili yerine empati, güven ve şeffaflık dili çalışır.Türkiye perspektifini de ele alıyoruz.Jeopolitik risk, döviz dalgalanması, lojistik maliyetleri ve marj erimesi…ROAS'ın tek başına yeterli olmadığı dönemler neden başlar?Net kâr takibi neden daha kritik hale gelir?Bu bölüm özellikle şunu anlamanızı sağlayacak:Reklam performansındaki düşüş her zaman teknik bir problem değildir.Bazen problem psikolojiktir.Ve pazarlama, bağlamı okumaktır.Eğer markanızı kriz dönemlerinde nasıl konumlandırmanız gerektiğini merak ediyorsanız, bu bölümü mutlaka dinleyin.Çünkü kriz kötü pazarlamacıyı bitirir.İyi pazarlamacıyı büyütür.Podcastimle ilgili öneri ve iş birlikleri için faruk@joykek.com adresinden ya da Instagram'da @frktprk üzerinden bana ulaşabilirsiniz.00:00 - 02:35 Ortadoğu Krizi ve Tarihsel Örnekler02:35 - 03:45 Savaşın Tüketici Psikolojisine Etkisi03:45 - 06:30 Impuls Alışveriş Nedir ve Neden Azalır?06:30 - 07:50 Reklam Performansı Neden Dalgalanır?07:50 - 09:20 Reklamları Durdurmalı mıyız?09:20 - 10:30 Mesaj Dili Nasıl Değişmeli?12:15 - 14:09 Büyük Hata ve Stratejik Sonuç
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Emin ve Ömer bu bölümde, baba olmanın onları nasıl değiştirdiğini ve en çok neye şaşırdıklarını konuşuyor. Baba olmak düşündükleri gibi miydi? Yoksa onları hiç beklemedikleri bir şekilde mi dönüştürdü? Hazırsanız, iki taze babadan samimi ve içten bir bölüm sizi bekliyor. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Sponsor Find your ideal Turkish teacher on italki: https://go.italki.com/turkish2 Use the code EASYTURKISH2026 for 5€ off on your first lesson (of at least 10€) Transcript Intro Emin: [0:15] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. Bugünkü bölümümüzde Ömer'le beraberiz. Nasılsın Ömer? Ömer: [0:24] Teşekkür ederim Emin. İyiyim. Sen nasılsın? Emin: [0:27] Ben de iyiyim. Nasıl gidiyor ramazan? Ömer: [0:29] Çok şükür bir haftayı devirdik. %23'lere tekabül ediyor. Yaptığım hesaplamalar neticesinde bu sonuca ulaştım. Emin: [0:36] Evet. Ömer: [0:37] Güzel gidiyor. Geçen hafta konuşmuştuk. Kış ramazanı, yaz ramazanından sonra çıtır geliyor. Sadece son saatlerde bir böyle acıkma falan hissediyorum. Güzel. Ben memnunum ramazandan. Sen? Emin: [0:49] Evet ben de. Bundan önceki ramazanlar hep böyle baş ağrısı, açlık, susuzluk ekseninde geçerdi. Bu seneki ramazan çok daha rahat geçiyor. Tabii bunda ramazanın kışa denk gelmesinin de çok büyük bir payı var. Ömer: [1:02] Evet, evet. Tabii ki. Çünkü günler uzun olunca uzun oruç, kısa olunca kısa oruç tutuluyor. Ve dediğin gibi kışın çok daha rahat. Dışarıda olduğumuz zamansarf ettiğimiz efor daha az oluyor, soğuk havalarda. Sıcak havalarda daha bunaltıcı ve su kaybı meydana geliyor. Kış ramazanı iyidir abi. Ben şu an memnunum. Yıllar süren yaz ramazanından sonra şu an hâlimden memnunum. Emin: [1:25] Böyle emekli olacağımız zamana da böyle yaz ramazanı olur. Orada da bir emekli oluruz. Çok güzel sıyrılmış oluruz. Ömer: [1:32] Aynen ama öğrencilikte de geçen hafta konuştuk herhâlde bunu. Yaz ramazanı başkaydı şimdi o... Emin: [1:37] Evet evet. Ömer: [1:38] Sahura kadar çöplemeler falan başkaydı yani. Emin: [1:40] Aynen öyle. Evet. Taze babamız Ömer. Nasıl gidiyor? Baba olmak: Teoride her şeyi biliyorduk, ya pratikte? Ömer: [1:47] Valla nasıl gidiyor Emin'ciğim... İyi gidiyor çok şükür. Olağan. Yani en azından bir sağlık problemimiz yok çok şükür vesaire... Bunlar insanı çok rahatlatan şeyler. Çünkü kendini ifade edemeyen bir canlı ile karşı karşıyayız. Hani ağladığı zaman aç da olabilir, altı ıslak da olabilir. Gazı da olabilir, başka bir problemi de olabilir. Dolayısıyla şu an herhangi bir sağlık problemiyle vesaire karşılaşmadığımız için memnunuz. Ama, nasıl diyeyim? Çok olumlu duygular yaşatan bir şey insana. Bir yandan da gerginlik ve korku da veriyor bence. Çünkü o küçücük şey, yani onun sorumluluğu bazen psikolojik olarak insanın gerçekten dirayetli olmasını gerektiriyor ve gerektirecek gibi. Yani biz daha... Hani ben en azından yirmi gündür bunu yaşıyorum ama ileride de bu duygunun kaybolacağını çok zannetmiyorum. Onun için böyle bir korku, bir gerginlik de var üzerimde. Emin: [2:39] Evet ben de yaklaşık yüz yirmi gündür yaşıyorum bu hissi. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
8 Mart yaklaşırken markalar yine hazır.Pembe banner'lar, yüzde 30 indirimler, “Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun” mesajları…Peki gerçekten soruyorum:Kadınlar Günü kampanyaları satışları artırıyor mu?Yoksa biz sadece takvim pazarlamasının yarattığı bir algının içinde mi yaşıyoruz?Bu bölümde 8 Mart'ın tarihsel arka planından başlayarak bugünkü e-ticaret gerçekliğine kadar uzanan net ve veri odaklı bir analiz yapıyorum.• Kadınlar Günü nasıl ortaya çıktı?• 8 Mart haftasında e-ticaret hacmi gerçekten artıyor mu?• En çok hangi yaş aralığı alışveriş yapıyor?• En çok alışveriş yapan cinsiyet kim?• Hangi ürün kategorileri zirve yapıyor?• Kozmetik mi, takı mı, çiçek mi, küçük ev aletleri mi?• “Kendine hediye alan kadın” psikolojisi mi daha güçlü, yoksa “hediye alan erkek” mi?Bu bölümde çok net bir gerçeği konuşuyoruz:En çok kazanan marka en çok indirim yapan değil, en doğru psikolojiyi okuyan markadır.Kadınlar Günü döneminde en büyük 5 hatayı açıklıyorum:Sadece indirim yapmak, segmentasyon yapmamak, CRM listesini kullanmamak, remarketing'i son güne bırakmak ve herkese aynı mesajı göstermek…Ayrıca şunu da detaylıca anlatıyorum:Yapay zeka bu kampanya döneminde nasıl kullanılmalı?• Segment tahmini ve davranış analizi• Erkek ve kadın hedef kitleye ayrı reklam mesajı üretme• Aynı ürün için 10 farklı duygu temelli kreatif oluşturma• ROAS'a göre otomatik bütçe artırma modelleri• Chatbot ve yapay zeka destekli satış asistanı ile dönüşüm oranını artırma• Son 72 saatte FOMO etkisi yaratma stratejisiEğer markanıza 8 Mart kampanyası planlıyorsanız bu bölüm sizin için net bir yol haritası olacak.Bu bölüm sadece “kampanya yapın” demiyor.“Doğru kampanyayı doğru psikolojiyle yapın” diyor.Kadınlar Günü bir indirim günü mü?Yoksa marka konumlandırma fırsatı mı?Satış mı kazanacaksınız, marka değeri mi inşa edeceksiniz, yoksa ikisini birden mi?Cevap stratejide.Bu bölümü dinledikten sonra kampanyanıza farklı gözle bakacağınıza eminim.Türkiye'de Dijital Pazarlama Podcast'ini takip etmeyi unutmayın.Bölümle ilgili görüşlerinizi benimle paylaşabilirsiniz.Reklam ve iş birlikleri için faruk@joykek.comInstagram: @frktprkŞimdi soruyorum…Takvimi mi yönetiyorsunuz, yoksa takvim mi sizi yönetiyor?
Milyonlarca başvurunun adresi haline gelen CİMER'i; bir hak arama kapısı mı yoksa yargının alternatifi gibi algılanan yeni bir güç merkezi mi? Artan başvuru sayıları, kamu çalışanları üzerindeki etkiler ve yargı süreçleriyle kurduğu ilişki üzerinden CİMER'in toplumsal ve siyasal sonuçlarını inceliyoruz. Kısa Dalga, Türkiye'nin en kritik meselelerini tartışmaya açmayı sürdürüyor. Bu bölümde CİMER'in büyüyen bütçesini, artan başvuru sayılarını, “dilekçe devleti” ve “ihbar kültürü” tartışmalarını farklı görüşlerle birlikte dinliyoruz. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Teknoloji gerçekten garajda mı doğdu, yoksa savaş sanayinin gölgesinde mi büyüdü? Spekülatif'in bu bölümünde Emre Dündar, Silikon Vadisi efsanesini, DARPA fonlarını, ARPANET'in doğuşunu ve teknoloji devlerinin devlet–askeri ekosistemle ilişkisini inceliyor. Dündar, internetin askeri kökenlerinden SpaceX ve Starlink'in savaş stratejilerindeki rolüne, Elon Musk'tan Soğuk Savaş teknolojilerine kadar çarpıcı bağlantılar ortaya koyuyor. “Garajdan çıkan dahi” anlatısının arkasındaki finans, güç ve ekosistem gerçeğini konuşuyor. Bu yayın izleyiciye; teknoloji tarihi, savunma sanayi, yapay zekâ, Silikon Vadisi ve küresel güç ilişkileri üzerine eleştirel bir analiz sunuyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Bu bölümümüzde; Yıllardır insanlığın çözemediği bir sorunu konuşuyoruz. İlişkiye ara verilir mi? Yoksa ara verilen ilişki aslında çoktan bitmiş midir?Tüm bu soruların cevaplarını aradığımız bölümümüze buyrunuz..
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Gezmek sadece yer değiştirmek mi, yoksa dünyayı başka bir yerden anlamak mı? Bu bölümde seyahat ederken farklı dillerde konuşmanın bizde nasıl yeni bir alan açtığını, düşünme biçimimizi nasıl etkilediğini konuşuyoruz. Peki bu yolculukların bir hedefi var mı, yoksa mesele yolda olmak mı? Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Sponsor Find your ideal Turkish teacher on italki: https://go.italki.com/easyturkish2026 Use the code EASYTURKISH for 5€ off on your first lesson (of at least 10€) Transcript Intro Emin: [0:14] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. Bugünkü bölümümüzde Ömer'le beraberiz. Nasılsın Ömer? Ömer: [0:24] Teşekkür ederim Emin. İyiyim. Sen nasılsın? Emin: [0:26] Ben de iyiyim. Teşekkür ederim. Ocak ayının sonuna doğru geldik artık iyice. Nasıl gidiyor 2026'nın ilk ayı? Ömer: [0:33] Yani 2025'in son ayından çok farklı değil. Aynen devam ediyoruz. Güzel diyelim. Bugünümüze şükür. Emin: [0:44] Şunu da sormak lazım kendimize: Hani neyin bu kadar değişmesini bekliyorduk bir takvim gününün geçmesiyle? Ömer: [0:50] Aynen aynen. İşte bu tamamen bir aslında hissiyattan ibaret. Hani yeni bir dönem... Yeni kararlar alıyor insanlar. Hani o şeyde... Yeni yıl başlarken onu bir vesile kılıyor vesaire... Herhâlde öyle yerleşmiş bir gelenek gibi. Yoksa çok anlamı yok gerçekten. Zaman lineer akıyor. Emin: [1:08] Evet. Ya bu his güzel bir his. Onu inkâr edemeyeceğim. Yani ben de farklı hissediyorum gerçekten yeni yıla girdiğim zaman da. Ama bunun mesela hayvanlar ve bitkiler âlemindeki karşılığını düşündüğümde çok boş bir şey olduğunu düşünmeye başlıyorum. Yani biz de sonuçta bu dünyanın bir parçasıyız. Güneş'in doğmasıyla batması arasındaki süreyi bir gün dediğimizi varsayıyoruz. Sadece bizim için bir anlam ifade ediyor bazı şeyleri hesap edebilmemiz için. Aslında Dünya açısından yani 24 saat öncesiyle 24 saat sonrasının bir farkı yok gerçekten de. Ömer: [1:40] Muazzam bir düzen, muazzam bir hesap yöntemi diyebiliriz sadece buna. O açıdan etkileyici. Emin: [1:46] Evet evet kesinlikle öyle. Çok önemli ve gerekli bir şey tabii ki. Sonuçta beyni olan varlıklarız yani. İhtiyacımız var böyle bir şeye. Ama bir yandan da gerçekten aslında önemi yok yani ama... İnsan farklı hissetmeden de yapamıyor. Ömer: [2:01] Tabii tabii. Yani biraz da kendimize böyle yeni umutlar, yeni mutluluklar aramanın derdi içerisindeyiz tabii insanlar olarak. O yüzden böyle kendimiz ona anlam yüklemekten de memnun oluyoruz belki de. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
“Daha küçük bir beden istiyorum.”Bu cümle çoğu zaman kilo ya da beden ölçüsüyle ilgili sanılıyor.Ama gerçekten öyle mi?Bu bölümde, küçülme isteğinin bedenle değil, çoğu zaman karşılanmayan duygusal ihtiyaçlarla ilgili olabileceğini konuşuyoruz.Görünmez olma isteği, kontrol arayışı, güven ihtiyacı, utanç, duygulardan kaçma, tükenmişlik, sevgi ve onay ihtiyacı…Ve özellikle de özgüveni bedende aramayı.Zayıflık gerçekten özgüven midir?Yoksa özgüven, beden değişse bile kendinle ilişkide kalabilmek midir?
2050 yılına sadece 25 yıl kaldı… Peki insanlık gerçekten hazır mı?Bu özel bölümde yapay zeka alında başarılı işlere imza atan, içerikler üreten @OzanSihay da bizimle birlikte. Bu videoda bilimsel temelli, gerçekçi projeksiyonlarla 2050 dünyasını masaya yatırıyoruz. Yapay genel zekadan nükleer füzyona, transhümanizmden Mars kolonilerine kadar her şeyi konuşuyoruz. Ama en çarpıcı kısım:• Çocuklar artık anne karnında değil, laboratuvarda genetik olarak tasarlanıyor mu olacak?• Robotlar tüm işleri devralınca "çalışmak" diye bir şey kalmayınca ne yapacağız? Evrensel temel gelir hayatımızı nasıl değiştirecek?• Cinsellik ve ilişkiler tamamen dijitalleşiyor: Sanal dokunuşlar, AI sevgililer, haptic teknolojiler… Gerçek ten teması nostalji mi olacak?Üç farklı senaryo üzerinden gidiyoruz:
Sanatta ilham gerçekten var mı? “Deha” dediğimiz şey doğuştan mı gelir, yoksa masa başında emekle mi oluşur? Spekülatif'in bu bölümünde kültür üretimi, yaratıcılık ve ilham kavramını tarihten örneklerle ele alıyoruz. Emre Dündar, Michelangelo'nun 24 yaşında yaptığı La Pieta'dan Beethoven'ın eskiz defterlerine, Pascal Dussapin'in ilham reddine, Dostoyevski'den Proust'a kadar yaratıcı süreçlerin arkasındaki gerçekleri konuşuyor. Sanat ilhamla mı yapılır? Sanatta romantik mitler neden hâlâ güçlü? Yoksa üretimin ana gücü irade, çalışma ve tasarım mıdır? Sanat, kültür ve felsefeye meraklıysanız Spekülatifin bu bölümünü kaçırmayın. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Açık Oturum'un 505'inci bölümünde Göksel Göksu'nun konukları TBMM'de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, DEM Parti milletvekili Cengiz Çiçek ile DEVA Partisi milletvekili Mehmet Emin Ekmen'di. MHP, DEM Parti, TİP, EMEP, DSP, Yeni Yol grubu ve CHP'nin teslim ettiği, AKP'nin de teslim etme hazırlığında olduğu raporların ele alındığı programda siyasi partilerin sürece ilişkin görüşleri ve beklentiler konuşuldu. “Süreçte tıkanıklık var mı?” sorusuna cevap arandı. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Konuğumuz İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi bölümü öğretim üyesi Gönenç Göçmengil ile bilim tarihi perspektifiyle doğa tarihi müzelerini ele alarak, 'Anadolu'da bugün Avrupa'daki ya da Kuzey Amerika'daki örnekleri gibi bir doğa tarihi müzesi olsaydı biyoçeşitlilik algımız nasıl olurdu?' sorusuna yanıt arıyoruz.
*Bu bölüm Hiwell hakkında reklam içerir.Hiwell'e ulaşmak için tıklayın.Uzman psikolog ve diyetisyen seanslarında geçerli %15 indirim kodu: merdiven15
Eksik Olan'ın bu haftaki bölümünde Ömer Çeşit, yazar İrem Uzunhasanoğlu'nun yeni kitabı Bir Aşkın On Günü üzerine konuştu. Bu yayında romanın merkezinde yer alan terk edilme korkusu ve koşulsuz sevgi teması ele alındı. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
İnsan olmak yalnızca bir DNA diziliminden mi ibaret? Mükemmel genlerle tasarlanmış bir bedene sahip olmak, gerçekten iyi bir hayat yaşamak anlamına mı gelir? Yoksa bir ruh da var mıdır bizi biz yapan? 111 Hz'in bu bölümünde, bir bilimkurgu klasiği olan Gattaca filminin distopik dünyasına adım atıyor, filmin bize sunduğu felsefi arka plan eşliğinde “Gerçekten insan olmak ne demek?” sorusuna yanıt arıyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Kevser Yağcı Biçici Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media ------- Podbee Sunar ------- Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ 'u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et! Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir. GENC2025 kodu ile 3342'ye SMS atıp Garanti BBVA Mobil'den müşteri olun.
Evrimsel süreç bizi mükemmel bir varlık haline getirmediyse, hâlâ bu kadar kusurlu bir biyolojide neden kusursuzluk beklentisi içindeyiz? Mükemmel miyiz yoksa kusurlarla mı yaşıyoruz? Eksik Olan'da bu hafta Alp Y. Kozanoğlu ve Ömer Çeşit İnsanın Kusurları kitap analizi 2. kısımda değerlendirdi. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices