POPULARITY
Categories
Savaşın Gölgesinde Kalanlar, ChatGPT'den Kaçış ve Dijital Ölümsüzlük!Herkese merhaba! Harika bir havada, dışarıdan keyifli ama bir o kadar da gergin bir gündemle karşınızdayız. Bu hafta yapay zeka dünyası adeta savaşın gölgesinde kaldı; İsrail, İran ve Amerika arasındaki gerilimin körfezdeki devasa veri merkezlerini ve fiber alt yapıları nasıl tehdit ettiğini detaylıca masaya yatırdık.Trump'ın yapay zeka devlerini (Meta, OpenAI, Google) toplayıp devasa elektrik faturaları için yaptığı anlaşmadan , Anthropic'in (Claude) askeri operasyonlardaki rolüne ve insanların "Biz her şeyi veririz" diyen ChatGPT'yi silip (%285 uninstall oranı!) Claude'a başlattığı dijital göçe kadar her şeyi konuştuk. Sadece bu kadar mı? Tabii ki hayır!- 184 yıllık bir gazetede işe başlayan yapay zeka muhabiri gazeteciliği bitirir mi? - Ocak ayında hayatını kaybeden bir profesörün dijital olarak diriltilip akademik makale incelemesi ne kadar etik? - Sadece prompt yazarak ("vibe coder") uygulama geliştirenlerin kabusu olacak, açıkları saniyeler içinde bulan otonom AI hacker "Shannon Web" nasıl çalışıyor? Ayrıca Krea AI ile canlı tasarım şovumuz , Google Translate'in DeepL'i tahtından eden inanılmaz gelişimi ve devasa tıbbi veri setleri gibi dumanı tüten güncellemeler de videomuzda!Eğer siz de teknolojiyi ve yapay zekayı sadece kullanmakla kalmayıp perde arkasını da merak ediyorsanız, TeknoSafari.com'u günde üç kez ziyaret etmeyi ve kanalımıza abone olmayı unutmayın!. Yorumlarda buluşalım, iyi seyirler!Zaman Çizelgesi (Timestamps)00:00 - Giriş ve Körfez'deki Veri Merkezleri Tehlikesi 00:02:13 - Trump'ın Yapay Zeka Liderleriyle Zirvesi ve Enerji Faturaları 00:03:30 - Anthropic (Claude) Savaşta Kullanıldı mı? ChatGPT'den Kaçış! 00:06:00 - Claude'dan Tarihi Çalım: İçerik Taşıma Aracı ve Dijital Göç 00:07:24 - Yapay Zeka Balonu Patlıyor mu? Savaşın Ekonomik Etkisi 00:08:26 - Çin'den Beklenen Hamle: DeepSeek v4 ve Qwen 3.5 00:09:43 - 184 Yıllık Gazetede Yapay Zeka Muhabir Dönemi 00:12:08 - Etik Tartışma: Ölen Profesörün Dijital Olarak Diriltilmesi 00:14:18 - Vibe Coder'ların Kabusu: Otonom AI Hacker "Shannon Web" 00:16:25 - Çinli Aileler Ödevleri Tamamen Yapay Zekaya Bıraktı 00:17:55 - Krea AI ile Canlı Tasarım 00:18:43 - Google Gemini Güncellemeleri ve NotebookLM Yenilikleri 00:20:30 - DeepL'i Sildiren Google Translate Devrimi 00:22:12 - Devasa Tıbbi Yapay Zeka Veri Seti Yayınlandı 00:24:45 - Google Flow Ara Yüzü ve Yeni Araçlar 00:26:35 - Grok'un Yükselişi, Meta ve Midjourney Ortaklığı 00:27:42 - Kapanış, TeknoSafari ve Canlı Yayın Duyuruları #verigöçü #savaş #yapayzeka
PKOS nedir?Polikistik Over Sendromu gerçekten sadece kilo problemi midir?PKOS'ta nasıl beslenmeli?Diyet işe yarar mı, yoksa daha farklı bir yaklaşım mı gerekir?PKOS tamamen tedavi edilebilir mi?Bu bölümde Polikistik Over Sendromu (PKOS) konusunu en temelinden ele alıyoruz. Hormon dengesi, insülin direnci, kilo verememe problemi, adet düzensizliği ve beslenmenin bu tablo içindeki rolünü bilimsel ama anlaşılır bir dille konuşuyoruz.
Orta Doğu'yu sarsan suikastın ayrıntıları netleşmeye başladı. ABD ve İsrail'in ortak düzenlediği operasyonda Ayetullah Ali Hamaney'in nasıl hedef alındığı ve saldırının hangi bilgiler üzerine planlandığı ortaya çıktı. ABD basınına yansıyan bilgilere göre, Tahran'daki kritik toplantı son anda hedef listesine alındı Orta Doğu'yu ateş çemberine çeviren suikastın perde arkası netleşmeye başladı. ABD ve İsrail'in ortak operasyonunda Ayetullah Ali Hamaney'e yönelik saldırının nasıl planlandığı ve hangi istihbaratla gerçekleştirildiği sorusu dünya kamuoyunu kilitlerken, ABD basını operasyonun detaylarını yazdı.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Emin ve Ömer bu bölümde, baba olmanın onları nasıl değiştirdiğini ve en çok neye şaşırdıklarını konuşuyor. Baba olmak düşündükleri gibi miydi? Yoksa onları hiç beklemedikleri bir şekilde mi dönüştürdü? Hazırsanız, iki taze babadan samimi ve içten bir bölüm sizi bekliyor. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Sponsor Find your ideal Turkish teacher on italki: https://go.italki.com/turkish2 Use the code EASYTURKISH2026 for 5€ off on your first lesson (of at least 10€) Transcript Intro Emin: [0:15] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. Bugünkü bölümümüzde Ömer'le beraberiz. Nasılsın Ömer? Ömer: [0:24] Teşekkür ederim Emin. İyiyim. Sen nasılsın? Emin: [0:27] Ben de iyiyim. Nasıl gidiyor ramazan? Ömer: [0:29] Çok şükür bir haftayı devirdik. %23'lere tekabül ediyor. Yaptığım hesaplamalar neticesinde bu sonuca ulaştım. Emin: [0:36] Evet. Ömer: [0:37] Güzel gidiyor. Geçen hafta konuşmuştuk. Kış ramazanı, yaz ramazanından sonra çıtır geliyor. Sadece son saatlerde bir böyle acıkma falan hissediyorum. Güzel. Ben memnunum ramazandan. Sen? Emin: [0:49] Evet ben de. Bundan önceki ramazanlar hep böyle baş ağrısı, açlık, susuzluk ekseninde geçerdi. Bu seneki ramazan çok daha rahat geçiyor. Tabii bunda ramazanın kışa denk gelmesinin de çok büyük bir payı var. Ömer: [1:02] Evet, evet. Tabii ki. Çünkü günler uzun olunca uzun oruç, kısa olunca kısa oruç tutuluyor. Ve dediğin gibi kışın çok daha rahat. Dışarıda olduğumuz zamansarf ettiğimiz efor daha az oluyor, soğuk havalarda. Sıcak havalarda daha bunaltıcı ve su kaybı meydana geliyor. Kış ramazanı iyidir abi. Ben şu an memnunum. Yıllar süren yaz ramazanından sonra şu an hâlimden memnunum. Emin: [1:25] Böyle emekli olacağımız zamana da böyle yaz ramazanı olur. Orada da bir emekli oluruz. Çok güzel sıyrılmış oluruz. Ömer: [1:32] Aynen ama öğrencilikte de geçen hafta konuştuk herhâlde bunu. Yaz ramazanı başkaydı şimdi o... Emin: [1:37] Evet evet. Ömer: [1:38] Sahura kadar çöplemeler falan başkaydı yani. Emin: [1:40] Aynen öyle. Evet. Taze babamız Ömer. Nasıl gidiyor? Baba olmak: Teoride her şeyi biliyorduk, ya pratikte? Ömer: [1:47] Valla nasıl gidiyor Emin'ciğim... İyi gidiyor çok şükür. Olağan. Yani en azından bir sağlık problemimiz yok çok şükür vesaire... Bunlar insanı çok rahatlatan şeyler. Çünkü kendini ifade edemeyen bir canlı ile karşı karşıyayız. Hani ağladığı zaman aç da olabilir, altı ıslak da olabilir. Gazı da olabilir, başka bir problemi de olabilir. Dolayısıyla şu an herhangi bir sağlık problemiyle vesaire karşılaşmadığımız için memnunuz. Ama, nasıl diyeyim? Çok olumlu duygular yaşatan bir şey insana. Bir yandan da gerginlik ve korku da veriyor bence. Çünkü o küçücük şey, yani onun sorumluluğu bazen psikolojik olarak insanın gerçekten dirayetli olmasını gerektiriyor ve gerektirecek gibi. Yani biz daha... Hani ben en azından yirmi gündür bunu yaşıyorum ama ileride de bu duygunun kaybolacağını çok zannetmiyorum. Onun için böyle bir korku, bir gerginlik de var üzerimde. Emin: [2:39] Evet ben de yaklaşık yüz yirmi gündür yaşıyorum bu hissi. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Bu sohbette; Pamir Dağları'nda Kırgız çadırlarına misafir olmaktan, Uygur bölgesinde Turfan'da Sattar amcayla yapılan o unutulmaz sohbete; bir selamla sofranın donatıldığı misafirperverlikten, Sovyet etkisiyle kopan dil ve kimlik bağlarına kadar pek çok sahneyi yerinden dinliyoruz. “Dinlemek” ile “yaşamak” arasındaki farkı; soydaşlık duygusunun, bir kelimede, bir gelenekte, bir bakışta nasıl yeniden kurulduğunu görüyoruz.
8 Mart yaklaşırken markalar yine hazır.Pembe banner'lar, yüzde 30 indirimler, “Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun” mesajları…Peki gerçekten soruyorum:Kadınlar Günü kampanyaları satışları artırıyor mu?Yoksa biz sadece takvim pazarlamasının yarattığı bir algının içinde mi yaşıyoruz?Bu bölümde 8 Mart'ın tarihsel arka planından başlayarak bugünkü e-ticaret gerçekliğine kadar uzanan net ve veri odaklı bir analiz yapıyorum.• Kadınlar Günü nasıl ortaya çıktı?• 8 Mart haftasında e-ticaret hacmi gerçekten artıyor mu?• En çok hangi yaş aralığı alışveriş yapıyor?• En çok alışveriş yapan cinsiyet kim?• Hangi ürün kategorileri zirve yapıyor?• Kozmetik mi, takı mı, çiçek mi, küçük ev aletleri mi?• “Kendine hediye alan kadın” psikolojisi mi daha güçlü, yoksa “hediye alan erkek” mi?Bu bölümde çok net bir gerçeği konuşuyoruz:En çok kazanan marka en çok indirim yapan değil, en doğru psikolojiyi okuyan markadır.Kadınlar Günü döneminde en büyük 5 hatayı açıklıyorum:Sadece indirim yapmak, segmentasyon yapmamak, CRM listesini kullanmamak, remarketing'i son güne bırakmak ve herkese aynı mesajı göstermek…Ayrıca şunu da detaylıca anlatıyorum:Yapay zeka bu kampanya döneminde nasıl kullanılmalı?• Segment tahmini ve davranış analizi• Erkek ve kadın hedef kitleye ayrı reklam mesajı üretme• Aynı ürün için 10 farklı duygu temelli kreatif oluşturma• ROAS'a göre otomatik bütçe artırma modelleri• Chatbot ve yapay zeka destekli satış asistanı ile dönüşüm oranını artırma• Son 72 saatte FOMO etkisi yaratma stratejisiEğer markanıza 8 Mart kampanyası planlıyorsanız bu bölüm sizin için net bir yol haritası olacak.Bu bölüm sadece “kampanya yapın” demiyor.“Doğru kampanyayı doğru psikolojiyle yapın” diyor.Kadınlar Günü bir indirim günü mü?Yoksa marka konumlandırma fırsatı mı?Satış mı kazanacaksınız, marka değeri mi inşa edeceksiniz, yoksa ikisini birden mi?Cevap stratejide.Bu bölümü dinledikten sonra kampanyanıza farklı gözle bakacağınıza eminim.Türkiye'de Dijital Pazarlama Podcast'ini takip etmeyi unutmayın.Bölümle ilgili görüşlerinizi benimle paylaşabilirsiniz.Reklam ve iş birlikleri için faruk@joykek.comInstagram: @frktprkŞimdi soruyorum…Takvimi mi yönetiyorsunuz, yoksa takvim mi sizi yönetiyor?
Konuğumuz şehir plancısı Dr. Zehra Güngördü ile depremlerden en çok etkilenen ve özgün tarihi kent dokusu en çok tahrip olan yerlerden Hatay'ın Kırıkhan ilçesinde yaşayan bir depremzede olarak deprem sonrası yaşam koşullarını nasıl deneyimlediğini, bir şehir plancısı olarak kentin yeniden ayağa kaldırılmasına yönelik yapılan çalışmaları nasıl değerlendirdiğini konuşuyoruz.
Konuğumuz şehir plancısı Dr. Zehra Güngördü ile depremlerden en çok etkilenen ve özgün tarihi kent dokusu en çok tahrip olan yerlerden Hatay'ın Kırıkhan ilçesinde yaşayan bir depremzede olarak deprem sonrası yaşam koşullarını nasıl deneyimlediğini, bir şehir plancısı olarak kentin yeniden ayağa kaldırılmasına yönelik yapılan çalışmaları nasıl değerlendirdiğini konuşuyoruz.
Bugün dünyanın her yerinde kadınlar bir yandan erkek egemen kapitalist sistemin yarattığı işsizlik, ücret eşitsizliği, güvencesizlik, yoksulluk, bakım yükünün tümüyle emekçi kadınların üzerine yıkılması ile boğuşurken diğer yandan kadın düşmanı politikaların izlenmesi sonucu ayrımcılık, şiddet ve kadın cinayetleri ile karşı karşıya adeta bir yaşam mücadelesi veriyor. Aralık 2025'e ait verilere göre geniş tanımlı işsizlik oranı %29. Ortalamayı yükselten de emekçi kadınlar. Çünkü erkeklerde işsizlik oranı %23 iken, kadınlarda %38. Yani çalışmak isteyen her 10 kadından en az 4'ü işsiz. Bunun bir nedeni patronların krizin faturasını işçilere ödetmek için işler iyi gitmiyor bahanesiyle işçi çıkarması ise diğer nedeni de kadınların üzerindeki bakım yükü ile düzenli, sürekli bir işte çalışmalarının engellenmesi. Evdeki çocuğa, hastaya, yaşlıya bakacak biri olmadığında, işyerlerinde kreş, mahallelerde devletin bakım evleri olmadığında kadınlar ev dışında çalışamaz hale geliyor. Çalışan kadınlar da eğer sendikalı işlerde çalışmıyorlarsa erkeklerin 9 ayda kazandıklarını ancak bir yılda kazanıyor, yani daha düşük ücretlere çalışıyorlar. Bu düzenin emekçi kadınlara vaadi: Esneklik adı altında güvencesiz işlerde, düzensiz çalışmaDaha düşük ücretlerEv işleri ve bakım yükünün altında ezilmeKreş yok, git istediğin yere şikayet et! Çocuğun, evdeki hastan veya yaşlın yüzünden devamsızlık mı yaptın? Kapı orada! Patronlar için hiçbir şey kendi kârlarından daha önemli değildir. Çalışırken üç kuruş kısmanın hesabını yapıp iş cinayetlerine zemin hazırlayan patron için işçinin canının bile değeri yok ki, çocuğunun bir kıymeti olsun, mutfakta pişen yemeğin içinde et var mı yok mu diye düşünsün. Öyleyse onların çocuğumuz hasta oldu mu vicdanlı olmasını, hakkımız olanı vermek için insafa gelmesini beklemek gerçekçi değil. Hakkımızı almak için mücadele etmek zorundayız. Bu mücadelede biz neyi savunacağız? Çalışmak isteyen her kadına iş!Her işyerine kreş! Eşit işe eşit ücret! Mahallelerde kamu tarafından finanse edilen hasta, yaşlı bakım merkezleri! Elbette emekçi kadınlar sadece iş istemiyor, sadece eşit ücret istemiyor. Eşit, özgür bir dünya istiyor. O dünyanın kapıları emekçi kadınlar için dünya tarihinde bir kez aralandı. Ne zaman? Nerede? Ekim devriminin topraklarında, Sovyetler Birliği'nde, işçi sınıfının iktidarı altında. Bugün türlü yalanlarla, başka hayaller peşinde koşmak değil, gerçekçi yoldan yürümek gerek. Erkek egemenliğine ve kapitalizme karşı emekçi kadınların öncülüğünde büyüyecek bir mücadelenin yolundan! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün anlamı8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, emekçi kadınların mücadelesine dayanıyor. Önce dokuma işçisi kadınlar 1857'de 10 saatlik işgünü ve insanca çalışma koşulları talebiyle greve gitti. Ardından 1908'de 15 bin tekstil işçisi kadın ABD'nin New York kentinde daha kısa çalışma saatleri, daha yüksek ücretler, doğum izni ve oy hakkı talebiyle bir mücadele başlattı. Mücadele eden kadınların diğer işçilerle ilişkisini kesmek için, işçi kadınları fabrikaya kilitlediler ve fabrikada "bilinmeyen bir nedenle çıkan" yangın sonucu 129 kadın işçi yaşamını yitirdi. Kadınların yaşamları pahasına verdikleri bu mücadelenin en öne çıkan sloganı, "Ekmek ve Gül" idi. Ekmek, yaşama güvencesini, gül ise daha insanca, daha güzel, kadının da izini taşıyan bir yaşamı simgeliyordu. Bugün de 8 Mart'ta patronların ikiyüzlü çiçeklerini değil, “Ekmek, Gül ve Hürriyet” istiyoruz!
(Videoda adı geçen hiçbir ürün ile Disket Kutusu arasında ticari bir anlaşma bulunmamaktadır.)Bu videoda birbirimize oynamadığımız oyunları hatırlattık. Sadece hatırlatmakla kalmadık, birbirimizi birazcık da köşeye sıkıştırmaya çalıştık. Bu düellonun sonunda kim hangi oyunu cebine attı, kim bu koltuktan daha bilge olarak kalktı ve en önemlisi Sinan Akkol ve Faruk Akıncı arasındaki bu düello kimin galibiyetiyle bitti?
Kış Olimpiyat Oyunları başladı.Oyunlara harcanan para ne kadar? Trump'ın dünya siyasetindeki hamleleri ABD'li sporcuları nasıl etkiledi?Ilia Malinin gelmiş geçmiş en başarılı artistik patinajcı olabilir mi?Sadece bu olimpiyat için yıllardır hazırlanıp, piste sakat çıkmayı göze alan Lindsey Vonn'un tarihe geçen anları.Gazozuna'da bu hafta Yiğiter Uluğ ve Eray Özer 2026 Kış Olimpiyat Oyunları'nı konuşuyor.
Vampirler... Kurt adamlar, cadılar gibi başka doğa üstü canlılar... Gerçek değiller değil mi? Her ne kadar modern hikayelerde karanlık bir çekiciliğe sahip olsalar da vampirler, tarih boyunca hep böyle değerlendirilmemişti. Tarihin farklı dönemlerinde korkulara, toplumsal değişimlere ya da varoluşsal sorulara ışık tutan bu doğaüstü ve kurgusal yaratık, insanın ölümsüzlük arzusunun da bir simgesi haline geldi. 111 Hz'in daha öncede yayınladığımız bu bölümünde, bu gizemli yaratıkları daha yakından tanıyor, onların karanlık dünyasına yolculuk yapıyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Gülşah Dim Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Anlatacağım kişi bir tenisçi. Novak Djokovic. Ama anlatacağım şey tenis değil.Bir motivasyon hikayesi.Hem de ne motivasyon. Dile kolay, tam 18 yıl boyunca bir gün bile kaytarmadan tek bir hedefe odaklanarak tüm rekorları paramparça etti.39 yaşında ama 33 yıldır aynı hedefin peşinde koşuyor.Ama nasıl?Motivasyonu neydi? O gücü nereden alıyordu?Öyle mutluluklarla bezeli bir hikaye değil bu.Travmalarından gücünü alan, kan, ter ve gözyaşıyla kazanılan zaferler için nasıl bir irade gerektiğini anlatıyorum bu bölümde.Son kısımda bir de diyet var, benim de uygulamaya başladığım.İyi dinlemeler.Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBir de bu sezon spor basınımızda apayrı yeri olan, ben ustam olarak kabul ettiğim Yiğiter Uluğ'la T24'ün Youtube kanalında bir spor programına başladık. Korkmayın, sadece futbol konuşmuyoruz. Hele sahadaki skorları, maçları hiç konuşmuyoruz. Yeni Haller tadında spor sohbeti isteyenler için:Yiğiter Uluğ ve Eray Özer'le GazozunaBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
“Zihnimin tıkandığını daha çok hissediyorum son birkaç yıldır. Değişkenler çok fazla, iş, özel yaşam, gündem her şey olabilir, ya da hepsi bir blokaj gibi sanki kafatasımın içine yerleşmiş bir kütle; hissimin doğru tarifi bir kütle! Bir buz kütlesi de değil su içinde, bir dağ yamacı da değil, top gibi değil, volkan gibi canlı da değil, sadece bazen daha yakın bazen daha uzak ama hep orada.”Önemli not: Anlatı içerisinde ‘Türk gibi sigara içiyor' deyimini kullandım. Sadece deyimin orijinal söylemini aktarmak ve bağlama uygunluğu sebebiyle içerikte yer alıyor. Önemle belirtmek isterim ki tütün ürünleri sağlığa zararlıdır. Yeni seri #SadeceYürürkenOlanŞeyler dinliyorsunuz. ❤️
Eckhart Tolle - Sadece mevcut ol yeter, eylem de buradan gelir. 00:08 – Kaosun Büyümesi: “Changing Lanes” ve Şiddete Giden Yol 01:59 – Hayat = Olaylar Değil, Tepkimiz 04:38 – Zorluklar Mevcudiyeti Uyandırır 05:42 – “Uyandım” Demek Kolay Hayat Demek Değil 09:25 – Zihnin Paterni: “Bir Sonraki An” ve Sokrates 10:50 – Taraf Tutmadan Mevcut Olmak 13:03 – Tartışma Kültürü ve Kavramlara Yapışma 15:10 – Çocuklarla İlişki: Zihin/Duygu Ötesi Presence 20:41 – Bilmemek ve Fikirsizlik: Özgürlük Alanı 22:17 – Nisargadatta Örneği: Uyanış Mükemmellik Değil 26:26 – Meditasyona Geçiş: Dinginlik ve Tanıklık Bu bölümde Eckhart Tolle'un kaos, ızdırap ve bilinç ilişkisine dair söyledikleri üzerinden, hayatı belirleyen şeyin yaşananlar değil onlara verdiğimiz tepkiler olduğu ele alınıyor. Bilinçsiz tepkilerin küçük olayları büyütebildiği, mevcudiyetin ise hem içsel hem ilişkisel alanı dönüştürebildiği vurgulanıyor. Uyanmış olmanın hayatı kolaylaştırmadığı; zorlukların devam ettiği ama onlarla kurulan ilişkinin değiştiği anlatılıyor. Bölüm, düşüncelere tutunmadan bu anda kalmayı destekleyen bir meditasyonla tamamlanıyor. Zeynep Aksoy, saygın bir yoga eğitmeni ve Reset platformunun kurucusudur. Web sitesi üzerinden canlı ve kayıttan izlenebilen dersler, üyelik programları ve profesyonel eğitimler sunmaktadır. Online Stüdyo üyeliği ile günlük çevrim içi derslere, geniş bir arşive ve topluluk desteğine erişim imkânı sağlar. Ayrıca Zeynep, katılımcıların hareket, anatomi ve farkındalık konularında bilgilerini derinleştirmelerine yardımcı olmak için yenilikçi Fasyal Yoga Uzmanlık Programı'nı yürütmektedir. Daha fazla bilgi almak ve sertifikalı eğitimlere katılmak için: www.zeynepaksoyreset.com
Yanı başımızda bir devlet, ağır yıkıntıların, dumanı tüten enkazların arasından yeniden doğuyor. Suriye'den söz ediyorum. Sadece bir komşu ülke değil, her yönüyle canlı, acı verici, öğretici bir tarih ve sosyoloji laboratuvarı gibi önümüzde duruyor.
Arkadaşlar nerdesiniz? Peribacası fakültesinde ders başladı. Bir ortama girdiğinizde çok dil dökmeden ayırt edilmenizi sağlayacak, bazı İngilizce kelimeler ve bazı genel kültür terimleri var. Sadece gurmelerin bileceği ve kullanacağı türden... Bu bölümü dinleyen ortamlarda parlar benden söylemesi "Yakın Arkadaş Olsaydık" imzalı kitap linki: https://www.amazon.com.tr/dp/B0GJDXFVPZ?fbclid=PAdGRleAPpE0xleHRuA2FlbQIxMQBzcnRjBmFwcF9pZA8xMjQwMjQ1NzQyODc0MTQAAafdMepQJ_kkrMTKr3zzD9gTW7MpVuEXEevVSmnewsDRCD0V_nO5cI-VcMRarg_aem_lYX4uu6DIO00Y1zF5zd8jw Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------ Bu podcast reklam içermektedir.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Gezmek sadece yer değiştirmek mi, yoksa dünyayı başka bir yerden anlamak mı? Bu bölümde seyahat ederken farklı dillerde konuşmanın bizde nasıl yeni bir alan açtığını, düşünme biçimimizi nasıl etkilediğini konuşuyoruz. Peki bu yolculukların bir hedefi var mı, yoksa mesele yolda olmak mı? Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Sponsor Find your ideal Turkish teacher on italki: https://go.italki.com/easyturkish2026 Use the code EASYTURKISH for 5€ off on your first lesson (of at least 10€) Transcript Intro Emin: [0:14] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. Bugünkü bölümümüzde Ömer'le beraberiz. Nasılsın Ömer? Ömer: [0:24] Teşekkür ederim Emin. İyiyim. Sen nasılsın? Emin: [0:26] Ben de iyiyim. Teşekkür ederim. Ocak ayının sonuna doğru geldik artık iyice. Nasıl gidiyor 2026'nın ilk ayı? Ömer: [0:33] Yani 2025'in son ayından çok farklı değil. Aynen devam ediyoruz. Güzel diyelim. Bugünümüze şükür. Emin: [0:44] Şunu da sormak lazım kendimize: Hani neyin bu kadar değişmesini bekliyorduk bir takvim gününün geçmesiyle? Ömer: [0:50] Aynen aynen. İşte bu tamamen bir aslında hissiyattan ibaret. Hani yeni bir dönem... Yeni kararlar alıyor insanlar. Hani o şeyde... Yeni yıl başlarken onu bir vesile kılıyor vesaire... Herhâlde öyle yerleşmiş bir gelenek gibi. Yoksa çok anlamı yok gerçekten. Zaman lineer akıyor. Emin: [1:08] Evet. Ya bu his güzel bir his. Onu inkâr edemeyeceğim. Yani ben de farklı hissediyorum gerçekten yeni yıla girdiğim zaman da. Ama bunun mesela hayvanlar ve bitkiler âlemindeki karşılığını düşündüğümde çok boş bir şey olduğunu düşünmeye başlıyorum. Yani biz de sonuçta bu dünyanın bir parçasıyız. Güneş'in doğmasıyla batması arasındaki süreyi bir gün dediğimizi varsayıyoruz. Sadece bizim için bir anlam ifade ediyor bazı şeyleri hesap edebilmemiz için. Aslında Dünya açısından yani 24 saat öncesiyle 24 saat sonrasının bir farkı yok gerçekten de. Ömer: [1:40] Muazzam bir düzen, muazzam bir hesap yöntemi diyebiliriz sadece buna. O açıdan etkileyici. Emin: [1:46] Evet evet kesinlikle öyle. Çok önemli ve gerekli bir şey tabii ki. Sonuçta beyni olan varlıklarız yani. İhtiyacımız var böyle bir şeye. Ama bir yandan da gerçekten aslında önemi yok yani ama... İnsan farklı hissetmeden de yapamıyor. Ömer: [2:01] Tabii tabii. Yani biraz da kendimize böyle yeni umutlar, yeni mutluluklar aramanın derdi içerisindeyiz tabii insanlar olarak. O yüzden böyle kendimiz ona anlam yüklemekten de memnun oluyoruz belki de. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Bu bölümde ,içimizden geçip de söyleyemediklerimizin bizde nasıl bir iz bıraktığını konuştuk. Duygularınızı paylaşmak ,susmam,ertelemek ve tam o süreçte hissettiklerimiz…Sadece söylediklerimizle değil,söyleyemediklerimizle de yüzleştiğimiz bir sohbet oldu.
00:12 QR kodla başlayan gerçek AR deneyimi01:11 AR ve VR nedir temel farklar01:59 Pazarlamada AR mı VR mı ne zaman hangisi03:35 Gerçek kampanya örnekleri ve kullanım senaryoları03:48 Ürünü denet iade oranını düşür05:07 AR ile oyunlaştırılmış kampanyalar06:53 En çok kullanılan sektörler09:49 Offline pazarlamada AR ve VR farkı11:18 Markalar AR ve VR'a nasıl başlamalı12:45 Ölçümleme ve dönüşüm takibi13:54 En sık yapılan hatalar15:02 Markalar için net aksiyon planıArtık reklamlar izlenmiyor, yaşanıyor.Bu bölümde artırılmış gerçeklik (AR) ve sanal gerçeklik (VR) teknolojilerinin pazarlamayı nasıl kökten değiştirdiğini, markanıza nasıl gerçek bir deneyim alanı açtığını tüm detaylarıyla konuşuyoruz.Bugüne kadar pazarlama çoğunlukla şuna dayanıyordu:Mesajı göster, dikkat çek, tıklat, sat.Ama AR ve VR ile birlikte bu denklem değişti. Artık kullanıcı sadece reklamı görmüyor; ürünle etkileşime giriyor, deniyor, keşfediyor ve kararını çok daha hızlı veriyor. İşte bu bölüm tam olarak bu dönüşümün ne anlama geldiğini anlatıyor.Bölümün ilk kısmında şunu netleştiriyoruz:AR nedir, VR nedir, aralarındaki fark ne ve pazarlama tarafında hangisi ne zaman kullanılmalı?AR'ın günlük hayata neden daha hızlı girdiğini, VR'ın neden daha yüksek “wow etkisi” yarattığını ve bu iki teknolojinin markalar için hangi hedeflere hizmet ettiğini sade bir dille ele alıyoruz.Devamında gerçek kampanya mantıkları ve örnek kurgulara giriyoruz.Bir ürünün AR ile denetilmesi iade oranlarını nasıl düşürüyor?Ambalajlar, afişler ve mağaza içi materyaller nasıl “konuşur” hale geliyor?Offline bir temas noktası, doğru bir AR deneyimiyle nasıl ölçülebilir bir satış kanalına dönüşüyor?Bu soruların tamamını somut örnekler üzerinden açıklıyorum.Bölümde özellikle şu konulara detaylıca değiniyoruz:• AR ve VR'ın pazarlamada neden klasik reklamlardan çok daha güçlü olduğu• E-ticaret, kozmetik, moda, mobilya, otomotiv, gayrimenkul ve turizm sektörlerinde nasıl kullanıldığı• Sosyal medya filtrelerinin sadece eğlence değil, satış ve marka hatırlanması için nasıl kurgulanması gerektiği• VR showroom ve deneyim alanlarının etkinliklerde ve fuarlarda nasıl fark yarattığı• Offline pazarlamada QR, NFC ve görsel tanıma ile AR entegrasyonunun nasıl yapılacağıAyrıca bu teknolojilere nereden ve nasıl başlanması gerektiğini de adım adım ele alıyoruz.Hangi hedef için hangi format daha doğru?WebAR mı, sosyal AR mı, VR deneyimi mi?Bu işin ölçümlemesi nasıl yapılmalı, CRM ve remarketing tarafına nasıl bağlanmalı?Sadece “havalı” değil, gerçekten sonuç üreten AR ve VR kurguları nasıl oluşturulur?Bölümün sonunda ise en sık yapılan hataları ve markaların neden bu alanda başarısız olabildiğini açıkça konuşuyorum. Çünkü AR ve VR doğru stratejiyle birleşmediğinde sadece kısa süreli bir eğlence olarak kalıyor. Doğru kurgulandığında ise pazarlama funnel'ının çok güçlü bir parçasına dönüşüyor.Eğer markanız için yeni nesil, deneyim odaklı ve gerçekten fark yaratan pazarlama yöntemlerini merak ediyorsanız, bu bölüm tam size göre.Ben Faruk Toprak.Türkiye'de dijital pazarlamanın bugününü ve yarınını birlikte konuşmaya devam ediyoruz.
Yargıtay her yıl Ocak ve Temmuz aylarında yaptığı gibi siyasi partilerle ilgili verileri açıkladı. Bu verilere göre Türkiye'de 188 siyasi parti faaliyette bulunuyor. Ama siyasi ve sınıfsal açısından bakarsanız 188 rakamını epey bir sadeleştirebilirsiniz. İkiye kadar indirebilirsiniz. Düzen partisi bir tarafta devrimci parti bir tarafta. Düzen partisi demek temel amacı ve işlevi sermayenin hakimiyetine dayanan mevcut kapitalist sistemi korumak olan parti demek. 2023'te Türkiye'nin kaderini çizeceği söylenen bir seçime girdik değil mi? Bir tarafta AKP lideri Tayyip Erdoğan vardı karşısında da CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu! Zafer Partisi üçüncü bir aday olarak Sinan Oğan'ı çıkardı. Bir anda 188 parti üç partiye düştü. İkinci turda Sinan Oğan Erdoğan'a, onu aday gösteren Ümit Özdağ da Kılıçdaroğlu'na katıldı. Sadece ama sadece bizim partimiz Devrimci İşçi Partisi Erdoğan'a da Kılıçdaroğlu'na da oy yok diye çağrı yaptı! Artık iki parti kalmıştı. Ne var ki bunda seçim sistemi böyle mi diyeceğiz? Eğer konu esas olarak iki turlu seçim sistemi olsaydı Sinan Oğan'ın seçimlerden sonra yani turlar bittikten sonra Erdoğan'a katılmasını ama çok daha önemlisi Kılıçdaroğlu'nun bugün fiilen Erdoğan'ın safına geçmiş olmasını nasıl açıklarız?Kılıçdaroğlu sattı diyelim, peki ya onun yerine geçen Özgür Özel? 2024 yerel seçimlerine CHP'nin başında gitti ve AKP'yi yendi. Madem yendi neden yerden kaldırmak için normalleşme sürecine dahil olup, erken seçim için bastırmak yerine önemli olan ekonomiyi düzeltmek diyerek İngiliz Mehmet'in işçi düşmanı Orta Vadeli Programı'na kredi açtı? Zaten Erdoğan'ı rasyonel politikalardan sapmakla suçlayan CHP'nin ekonomi politikası tam olarak rasyonel politikalara yani uluslararası ve yerli tekellerin çıkarlarına uygun politikalara dönüş vadeden Mehmet Şimşek'in anlayışı ile paraleldi. Ama orada da kalmadı. Yerel seçimde zafer kazanan Özgür Özel “içerde ana muhalefet partisiyiz dışarıda Türkiye'nin partisiyiz” diyerek AKP'yle aynı çizgiyi savunacaklarını ilan etti. Arada Özgür Özel'in Cumhurbaşkanı adayı hapse atıldı, CHP'li belediyelere kayyım atandı, CHP'nin kendisine kayyım atanmaya çalışıldı ve İstanbul örgütüne fiilen atandı da… Ve şimdi Özgür Özel bakın ne diyor: “Bundan sonra çağrımdır; CHP'li belediyeler AKP ve MHP'li başkanları, yöneticileri davet etsinler. Biz de davet edildiğimiz her yere gideceğiz!”Yargıtay listesi size bu düzenin asla değişmeyeceğini, en büyükler dışındaki partilerin ve dolayısıyla siyasetin de anlamsız olduğunu anlatır. Sınıf siyaseti ise AKP'ye, MHP'ye CHP'ye düzen partisinin hangi amblemine basmış olursa olsun gerçekte bu sömürü düzeniyle uzlaşmaz bir hayat yaşamakta olan milyonlarca işçi ve emekçiyi devrim partisinin asli gücü olarak göreceğiniz bir pencereyi açar. Burada artık sorular ve kriterler değişir. “Kime oy verdin? Hangi partiyi tutuyorsun?” değil “İşin var mı”, “Nerede çalışıyorsun”, “Geçinebiliyor musun?” soruları anlam kazanır. Gücünü kaç üyen olduğuna, kaç oy aldığına, kaç milletvekilin olduğuna göre değil “Kaç fabrikada örgütlendin?”, “Kaç işçi direnişine, greve, fabrika işgaline önderlik ettin?” sorularıyla ölçersin. Devrim için üye sayını değil önderlik kapasitesini arttırmaya çalışırsın. Herkesi kaydetmeye değil devrimci kadrolar yetiştirmeye ve öncü işçileri kazanmaya uğraşırsın. 188 partiden bir tanesini daha değil düzen partisine karşı devrim partisini inşa etmeye çalışırsın! Bu köhne düzenin yıkılmasının değil sürmesinin gerçekçi olmadığını anlarsın! Devrimin tek gerçekçi çözüm ve emeğin tek gerçek güç olduğunu kavrarsın. Bir ömür vermeye değer olan kavgadasın. Devrimci İşçi Partisi'nin saflarındasın!
Geçtiğimiz yılın son günlerinde Yemen'in doğusunda yaşananlara karşılık Suudi Arabistan'ın (SA) verdiği beklenmedik tepki bir anda bütün Ortadoğu'da inceden inceye işlemekte olan bir büyük planı ifşa etti. İfşa edilen planın içinde bir ihanet, bir kuşatılma ve bir müttefikin uzun süre kendi adına çalışmasının ve diğer ortaklarına karşı kendi adına çalışmasının edişinin hikayesi vardı. Yemen'de SA'ın şimdiye kadar sessiz kalmak dolayısıyla herkesin şaşırdığı bu büyük planın aslında herkes farkındaydı.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Büyük şehirde yaşamak mı daha cazip, yoksa küçük şehirde hayat daha mı huzurlu? Bu bölümde İstanbul'daki deneyimlerimizden yola çıkarak büyük şehir ve küçük şehir yaşamını karşılaştırıyoruz. Kalabalık, tempo ve yaşam tarzı üzerine kendi düşüncelerimizi paylaşıyoruz
Mimarlık yalnızca bina çizmekten mi ibaret?Yoksa bir bakış açısı, bir sorgulama ve bir yaşam biçimi mi?Bu podcast serisinde, Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık Bölümü 2. sınıf öğrencisi Derin Demirel, mimarlığa dair farklı konuları her bölümde yeni bir perspektiften ele alıyor.“Mimarlık öğrencisi olmak nasıl bir deneyim?”“Mimarlık gerçekten yetenek ister mi?”“Mimarlık eğitimi hayal edildiği gibi mi?” gibi sorular; öğrencilikten pratiğe, hayalden gerçeğe uzanan samimi bir dille tartışılıyor.Seri boyunca yalnızca eğitim süreci değil, mimarlık tarihine yön veren yapılar ve hikâyeler de bölümlerin arasına serpiştirilerek mimarlığa çok katmanlı bir bakış sunuluyor.Tek bir konuya sıkışmadan, her bölümde yeni bir başlık, yeni bir soru ve yeni bir düşünceMimarlığa ilgi duyanlar, mimarlık öğrencileri ve bu disiplinin arkasındaki düşünce dünyasını merak eden herkes için.
Bu Bölümde Bahsedilen Konular ve Haberler:Bu hafta yapay zeka dünyasında yine çok önemli gelişmeler yaşandı. Türkiye'deki yeni yapılanmadan Meta'nın dev satın alımına, Google'ın sağlık hamlesinden video düzenlemedeki devrime kadar tüm detaylar bu videoda!İşte haftanın başlıkları:
Tam 71 bölüm olmuş... 3. Sezonun son final bölümünden herkese merhaba.. Bu bölümde bilgi vermekten çok, durup nefes alıyorum ve seninle sohbet ediyorum.2019 yılında New York'ta, Manhattan'da bir Best Buy mağazasından aldığım 100 dolarlık bir mikrofonla başlayan bu yolculuğun beni bugünlere nasıl getirdiğini anlatıyorum. O dönem podcast Türkiye'de neredeyse hiç konuşulmuyordu. Dinlenme sayıları, istatistikler, takipçi grafikleri yoktu. Sadece kaydediyor ve paylaşıyordun. Ben de öyle yaptım. Hatalı kelimelerle, nefes boşluklarıyla, hiç editlenmemiş kayıtlarla… Ama samimi.Bu podcast benim için hiçbir zaman sadece dinlenmek ya da popüler olmakla ilgili olmadı. Kendimi daha iyi ifade edebilmek, daha iyi konuşabilmek ve her bölümde bir önceki Faruk'tan biraz daha iyi bir Faruk olabilmekti derdim. Zamanla bunun beni ne kadar dönüştürdüğünü fark ettim. Konuştukça açıldım, anlattıkça netleştim, kayıt aldıkça geliştiğimi hissettim.2020'de Türkiye'ye dönüş, ardından pandemi, zorunlu duraklamalar, ara verilen bölümler… Hayatın kendi akışı podcast temposunu da etkiledi. 2021'de yavaş yavaş geri dönüşler oldu. Ayda bir bölüm, yılda birkaç kayıt… Derken 2024'te kendime şu soruyu sordum: Neden duruyorum?Bu noktada Ertan abinin desteği ve teşviki benim için çok kıymetliydi. Onun sözüyle tekrar düğmeye bastım. Ve 2025 Nisan ayından itibaren, bir hafta bile aksatmadan her hafta yeni bir bölüm paylaştım. Bu istikrar benim için çok şey ifade ediyor.Bu bölümde sadece podcastten değil, 2025'in bende bıraktıklarından da bahsediyorum. Hepimizin sınandığı, zorlandığı, bazen yorulduğu bir yıldı. Ama aynı zamanda çok şey öğretti. Sabretmeyi, yeniden denemeyi, vazgeçmemeyi…2024'te aldığım NLP eğitiminin hayatıma nasıl dokunduğunu, bakış açımı nasıl değiştirdiğini, başarı kavramıyla nasıl yüzleştiğimi samimi bir şekilde paylaşıyorum. Dibe düştüğümüzde aslında orada bir elmas olduğunu, önemli olanın onu fark edip yukarıya onunla çıkmak olduğunu anlatıyorum.2025'te yaptığım yolculuklar, Ürdün'de Petra, Mekke ve Medine deneyimi, Orta Doğu'yla kurduğum bağ ve 2026 hedeflerim de bu sohbetin bir parçası. Dubai'de Joykek'i büyütme hayali, videocast planları ve yeni bir düzene geçiş düşüncesi de bu bölümde yer alıyor.Bu bölüm, yılın son günü için. Bir veda olduğu kadar bir teşekkür. Uzun zamandır beni dinleyenlere, yeni tanışanlara, bu yolculukta bana dokunan herkese içten bir teşekkür.Eğer bu podcast sana bir noktada eşlik ettiyse, yalnız olmadığını hissettirdiyse ya da bir düşünceyi tetiklediyse, bu bölüm senin için.2025'e teşekkür etmeyi unutma.2026'ya umutla bakalım.
2026'yı planlamak için saatlerce hedef listeleri yapmana gerek yok. Bu bölümde, sadece 15 dakikada geçtiğimiz yılı değerlendirip, neyi 2026'ya taşıyacağını, neyi bırakman, azaltman gerektiğini ve yeni yıl için gerçekçi, sürdürülebilir niyetler belirlemenin yolunu paylaşıyorum.Yeni yıl kararlarının neden çoğu zaman tutmadığını, hangi hedeflerin bizi motive etmek yerine yorduğunu ve 2026'yı “daha iyi bir ben” baskısı olmadan nasıl kurabileceğimizi konuşuyoruz.Bu video bir motivasyon konuşması değil. Bir durup bakma, ayıklama ve bilinçli yön belirleme alanı. Birlikte 2026 yılını en iyi yılın yapman için gereken sistemi 15 dakikada kuracağız. Bölüm akışı:(00:00) Sen de böyle bir hissediyorsun?(01:45) Geçen yıla biraz bakalım(04:35) 2025 yılını değerlendirmek(05:00) Geçmiş yıl değerlendirme dökümanı: https://docs.google.com/document/d/1qWZDEhZLgVGB0Yk5O3KqIjU6TqI1fGrXoNyRl8tcOlk/copy?usp=sharing (08:00) Olumlu olanları 2026'da nasıl daha çok yapabilirim?(09:20) Gelecek yılı planlamak(16:35) Destek olacak sistemler
Bilimsel yöntem sayesinde, kozmozdan kuantum, ilmin her alanında büyük buluş-lar yapıldı. Peki bilimsel yöntemi kim buldu derseniz akla Isaac Newton gelir. Galileo ve Descartes diyenler olur. Bilim tarihçilerine so-rarsanız onlar Roger Bacon diyecektir. Ancak konu ile ilgili detaylı araştırma yapanlar, bilim-sel metodun icadını, Roger Bacon'ı da New-ton'u da etkileyen, onlardan 250 yıl önce ya-şamış müslüman bilim adamı İbn-i Heysem'e (965-1040) götürecektir.Bilimsel yöntemin kurucusu İbn-i Heysem şöyle der: “Öğrendiklerini hep eleştiriye tâbi tutacaksın. Yani incelemelerinde, tahkikatında kendi bildiklerinden şüphe edeceksin. Ancak bu sayede önyargı tuzağına düşmekten kur-tulursun.” Ve devam ediyor: “Araştıran kişinin amacı hakikati öğrenmektir. Bunun için öğre-neceklerinin tümünü düşman (yanlış, eksik) göreceksin. Her yönden onu karşına alıp, ona taarruz edeceksin. Bilgiyi ancak bu şekilde fethederek, onu hakikate dönüştürebilirsin.” Heysem'in geliştirdiği bilimsel yöntemin temelinde, yargıları ve bilgileri eleştirmek ve sonuçlar çıkarırken son derece dikkatli olmak vardır. Bildiklerini tekrar tekrar şüphe eleğin-den geçirmek gerekiyor. Burada şüphe ile ilgili Hz. Ali (k.v.)'nin bir sözü aklımıza geliyor. O diyor ki: “Şüphe ikidir. Birinci tür şüphe marazî (şizofrenik) şüphedir. Makbul değildir. Makbul olan, bildiklerini eksik ve yanlış görmekten doğan ikinci tür şüphedir. Seni derin ve etraflı öğrenmeye götürür.”Sadece İbn-i Heysem değil, İbn-i Haldun, Harezmî, er-Razi gibi daha birçok bilim ada-mının bilimsel yöntem tarifine katkıları oldu. Bu zatlar bilim tarihini değiştiren kişilerdir.(Prof. Dr. Osman Çakmak, Zafer Dergisi, 549. Sayı, Eylül 2022)
Sanat dünyasında eksenin Doğu'ya kaydığına dair tespitler artık neredeyse klişe hâline geldi. Körfez ülkeleri, Afrika ve Güney Asya, hem üretim hem de dolaşım açısından giderek daha görünür halde. Ancak bütün bu kaymaya rağmen, Londra'nın hâlâ belirleyici bir merkez oluşu; bu şehirde konumlanan bazı nitelikli ve iddialı kültürel girişimlerle açık biçimde hissediliyor. Yakın zamanda önce açılan İbraaz, bu girişimlerden biri olmaya aday. Sadece bir sergi mekânı değil; düşünce, arşiv ve eleştirel üretim alanı olarak konumlanan İbraaz, çağdaş sanatın politik ve etik meselelerine odaklanan güçlü bir platform.
ABD Başkanı Trump'ın “Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi”nde Çin'e karşı nispeten yumuşak ifadelerin yanı sıra ABD ile Rusya arasındaki ilişkilerin istikrarlaştırılmasına yönelik ibareler tartışılıyor. Sorulardan biri, “Trump Çin'e karşı şahin yaklaşımınından geri adım mı atıyor” şeklindeydi. Oysa ABD'nin Avrupa ve Ortadoğu'daki askeri gücünü azaltarak Asya-Pasifike odaklanmasını savunan “Önceliklendirmeciler” dahil, Amerikan dış politika elitleri Çin'in ABD için “varoluşsal tehdit” olduğu konusunda hemfikirler. Sadece cevaplarda ihtilaf var.
Tarihi yapan şey, akîdedir. Sâbitelerdir, değişkenler değil. Âkide, sâbiteler demektir, dogma demek değildir.
"İslam coğrafyasının hali ortada, Batı ise refah içinde. Demek ki din bizi geri bırakıyor." Bu cümleyi ne kadar sık duyuyoruz, değil mi? Peki, bu yaygın kanı gerçekten doğru mu, yoksa ardında karmaşık gerçekler ve mantık hataları mı gizli? Bu bölümde, "Din mi geri bıraktı?" söylemini tüm yönleriyle masaya yatırıyoruz. Bölümde Neler Bulacaksınız?
Gazze'deki soykırımın ateşkesle durdurulması insani bir rahatlama sağlasa da İsrail'in Batı Şeria'daki işgali tüm hızıyla ilerliyor. Dünyanın soykırımı pasif biçimde izlemesi, Siyonistlerin diğer Filistin topraklarındaki işgalini görünmez kıldı. Yazan: Dr. Jan BiçkovskySeslendiren: Halil İbrahim Ciğer
Akademisyen Prof. Dr. Bilge Yılmaz ile ekonomideki gidişatı, önümüzdeki döneme ilişkin siyasi ve ekonomik riskleri, çözüm önerilerini konuştuk. Enflasyon ile mücadeledeki yapısal sorunları gıda fiyatları üzerinden anlatan Yılmaz'a göre ekonomide henüz en kötüsünü görmedik.
Venezuela'dan bir hikayeyle karşınızdayım. Lakin asıl derdim şunu anlatabilmek: Geçek hayatta iyilerle kötüler değil kötülerle daha kötüler kavga ediyor.Ve bizden bu kavgada taraf olmamız isteniyor. Niye olalım?Malum Nobel Barış Ödülü, Venezuela'dan iktidar muhalifi bir isme gitti.Toplumun bir kısmı bu ismi eleştirdi, diğer kısmı ise tebrik etti.Peki, Venezuela'da gerçek durum ne? Bununla ilgilenen yok.Bölümün sonunda bir de Tibet örneği verdim, kısaca.Bu iki örnek bize şunu anlatıyor: Basmakalıp bilgilerle taraf olmanın faydası da yok, gereği de.Sadece bilgiye sığınmak lazım. Ve belki de sadece teşhis etmek, uzmanı olmadan tedaviye kalkışmak değil.İyi dinlemeler.Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
Ekim ayı Avustralya'da DEBH farkındalık ayı. Melbourne'da yaşayan psikolojik danışman Damla Kuduoğlu'na 43 yaşında, otizm-DEBH teşhisi kondu. Kuduoğlu, hayat boyu yaşadığı zorlukların nihayet bir anlam kazandığını söylüyor.
Her gün dünyada ortalama 250 milyon mobil uygulama indiriliyor.Ama araştırmalara göre bu uygulamaların %75'i ilk 3 gün içinde hiç açılmıyor.Yani insanlar indiriyor… ama kullanmıyor.Bu da markalar için hem ciddi bir bütçe kaybı hem de yanlış stratejinin açık göstergesi.Bu bölümde mobil uygulama reklamlarının perde arkasına iniyoruz.Google Ads, Meta ve TikTok gibi platformlarda uygulama indirme kampanyaları nasıl çalışır, neden bazı uygulamalar viral olurken diğerleri sessizce silinir, gerçekten işe yarayan stratejiler neler — hepsini detaylarıyla konuşuyoruz.Uygulama Reklamlarının Görünmeyen GerçekleriBirçok işletme uygulamasını tanıtmak için “App Install” kampanyaları açıyor ama asıl hatayı tam burada yapıyor.Çünkü mobil reklamcılıkta başarı sadece “indirme sayısı” değil, kullanıcının uygulamayı açma, kayıt olma ve işlem yapma oranıyla ölçülür.Eğer kullanıcı sadece indirip uygulamayı hiç açmıyorsa, o kampanya görünürde başarılı ama gerçekte zarar ettiriyor.Ben bu bölümde size kampanyaların nasıl daha akıllı çalışacağını, SDK'nin neden en kritik parça olduğunu, uygulama içi event'leri nasıl kurmanız gerektiğini ve algoritmanın gerçekten “kaliteli kullanıcı”yı nasıl öğrendiğini anlatıyorum.Ayrıca “kayıt olma”, “sepete ekleme” veya “satın alma” gibi davranış bazlı hedeflerin, indirme odaklı kampanyalardan nasıl çok daha yüksek ROI getirdiğini örneklerle açıklıyorum.App Store ve Play Store Optimizasyonu (ASO)Mobil reklamcılıkta çoğu kişi sadece reklam tarafına odaklanıyor, ancak işin %40'ı aslında mağaza sayfasında kazanılıyor.Bir kullanıcı reklamdan etkilenip uygulama sayfasına geldiğinde ilk 3 saniye içinde ikna olmalı.İşte o an, uygulamanın ekran görüntüleri, açıklama metni ve yorumları devreye giriyor.Bu bölümde App Store optimizasyonunun indirme oranlarına etkisini, doğru görsel seçiminin ve açıklama metinlerinin nasıl fark yarattığını konuşuyoruz.Küçük bir ipucu: farklı ikon ve görselleri A/B test etmek bazen maliyeti %20'ye kadar düşürebiliyor.Kampanya Stratejileri ve Hedefleme İpuçlarıEn hızlı indirme kampanyasını kurmak için önce doğru kampanya tipini seçmek gerekiyor.Google Ads tarafında “App Campaigns” üç farklı hedefleme tipi sunar: Install Volume, In-App Actions ve Value Optimization.Hangisini, ne zaman ve nasıl kullanmanız gerektiğini adım adım anlatıyorum.Ayrıca Meta Ads ve TikTok tarafında performansı artıran video formatlarını, CTA (Call to Action) tetikleyicilerini ve kullanıcı davranışına göre farklı mesaj kurgularını paylaşıyorum.Gerçek Kullanıcı Kazanmanın FormülüSadece indirme değil, kullanıcıyı elde tutmak da bir strateji işidir.Retention rate, LTV ve ROI gibi metrikler artık her kampanyanın omurgası.Bir uygulamanın başarısı ilk 7 gün değil, 30. gün aktif kullanıcı oranıyla ölçülür.Bu yüzden bu bölümde sadece indirmeyi değil, sadakat yaratmayı da konuşuyoruz.Uygulama reklamlarında yapılan en büyük 5 hatayı, doğru hedefleme stratejilerini ve veriye dayalı büyüme yaklaşımlarını örneklerle aktarıyorum.Veri, Ölçümleme ve MMP AraçlarıKampanyalarınızı yönetirken veriyi doğru analiz etmek her şeydir.Bu yüzden Firebase, AppsFlyer, Adjust veya Singular gibi ölçümleme araçlarının ne işe yaradığını ve neden zorunlu olduklarını detaylandırıyorum.Bu araçlar sayesinde hangi reklam kanalının gerçekten satış getirdiğini, hangi platformun kullanıcıyı elde tuttuğunu net biçimde görebilirsiniz.Yani “ucuz indirme” değil, değerli kullanıcı odaklı büyüme mümkün hale geliyor.Sonuç: Gerçek Başarı Ne İndirmede Ne Bütçede, DavranıştaBu bölüm, mobil uygulama sahipleri, reklam yöneticileri ve performans pazarlamacılar için tam anlamıyla bir rehber niteliğinde.Reklam bütçenizi boşa harcamadan nasıl daha fazla indirme elde edeceğinizi, kullanıcı davranışlarını analiz ederek nasıl sadakat yaratabileceğinizi öğrenmek istiyorsanız bu bölümü mutlaka dinleyin.
Bu bölümde, markaların ses ile kurduğu bağın gücünü ve Türkiye'de neden “duyulmanın” artık görselliğe eş değer hatta bazen daha da etkili olduğunu Sonic Minds'ın Türkiye Direktörü Konuğumuz Senar Toksöz ile tartışıyoruz. Audio branding nedir, audio logo ve müzikal kimlik nasıl oluşturulur, ses tasarımı ve kullanıcı deneyimi seslerinin (UI/UX sound) marka algısına katkıları neler gibi kritik sorulara derinlemesine bakıyoruz.Sonic Minds'ın:2004'ten bu yana audio logo, müzik stratejisi, UX/UI ses tasarımı ve oto-ses tasarımı gibi alanlarda markalara hizmet veriyor olması,Her sesin “duyulmakla kalmayıp hissedilmesi” için kullanıcı geri bildirimleriyle test edilmesi ve rafine edilmesi yaklaşımını benimsemesi,İskandinav tasarım mirasıyla hareket ederek; sesin fonksiyonel, duyarlı ve kullanıcı odaklı olmasına önem vermesi, Sadece yaratıcı olmaması, aynı zamanda stratejik düşünmesi — audio marka kimliğini marka hikâyesiyle bütünleştirmesi — Türkiye'deki ses pazarlaması yaklaşımlarına ışık tutuyor.Bu konuşmada ayrıca hem global hem yerel bakış açılarıyla; markalar için sesin sadece bir “ek” değil, temel kimlik öğesi haline gelme sürecini örneklerle ele alıyoruz. Ses, sessizliğin ötesine geçmeli; çünkü sessizliği bozmak yetmez, anlam yaratmalı.Hazırlayan ve Sunan: Mesut Uğurlu
Sadece içeni değil, çevresindeki insanları da ölüme götüren sigaranın zararları konusunda önemli çalışmalar yapılıyor, kampanyalar düzenleniyor. Tiryakilere yönelik yeni yöntemler geliştirilirken Mersin'deki bir ilköğretim okulunda öğrenciler ilginç bir adım attı. Babalarına mektup yazan öğrenciler onlardan sigarayı bırakmalarını istedi. Bu girişim başarılı sonuçlandı. On beş veli, çocuğunun çağrısına uyup sigarayı bıraktı. “Sevgili babacığım, eğer bırakmayacaksan bana para ver, ben de sigaraya başlayacağım.” cümlesiyle neye uğradıklarını şaşıran veliler, yazılanlara cevap vermekte zorlanınca bu kötü alışkanlıktan kurtuldular. Bu yöntemin işe yaradığını gören öğretmenler ise mektubun çoğaltılarak bütün velilere ulaşmasını sağladılar. Bu olay, Mersin'in Çankaya İlköğretim Okulu'nda yaşandı. Kırk altı öğrenci Yeşilay Haftası'nda öğretmenleri Metin Günaydı'nın yönlendirmesiyle sigara kullanan anne ve babalarına birer mektup gönderdi. Bir çocuğun, babasına olan hayranlığını dile getirdiği mektupta şu cümleler dikkat çekti: Sevgili babacığım, bu konuda bana kızmaya hakkın yok. Senin yaptığını ben de yapmak istiyorum. İçtiğin sigaradan ben de içmek istiyorum. Çünkü sen her şeyin en iyisini yaparsın. Sigara içmek kötü bir şey olsaydı sen kesinlikle içmezdin. Seninle karşılıklı sigara içmek istiyorum. Çocuk, mektupta, bir kişinin ömür boyu sigara için 36 bin lira verdiğini belirtti. Bir evde birden fazla kişinin sigara içmesiyle boşa giden paraları hatırlattı. Mektupta, babasına şu teklifi götürdü: Sevgili babacığım. Gel sigaraya vereceğimiz para ile neler alacağımızın hayalini kuralım: Bu parayla ev alabiliriz, araba alabiliriz, daha birçok şey alabiliriz. Bu kadar para ile neleri alacağımızın hayalini kurmak bile bir başka oluyor. Konuştuklarımızı ağabeyimle annem duymasın. Onlar da benim istediğim kadar para isterlerse hesap iyice karışır. Mektubun sonunda babasını ne kadar çok sevdiğini tekrarlayan çocuk, can alıcı şu çağrıyı yaptı: Arkadaşımın babası da sigarayı bıraktı. Haydi babacığım, söndür sigaranı. At paketini çöp kutusuna, şunu da içiyorum demeden bitirelim bu işi. Canım babacığım, seni çok seviyorum. Bir daha dünyaya gelsem, babamın kim olmasını sorsalar ben yine seni seçerim. Seni çok seven yavrun. Elifnaz'ın babası Kemal Yılmazcan, mektubu gördükten sonra elinin sigaraya gitmediğini ve 6 aydır sigara içmediğini söyledi. Yılmazcan, önceden günde iki paket içtiğini hatırlatarak, mektubun kendisini çok etkilediğini ve bir daha elini sigaraya sürmediğini belirtiyor. 10 yıldır sigara tiryakisi olan İlayda Metin'in babası Hakan Metin ise kızından gelen mektubu görünce çok etkilendiğini dile getirdi. Kızım İlayda, sürekli telefonla arayarak baskı kurdu. Bu kadar küçük bir çocuğun bana mektup yazması beni çok etkiledi. Mektupta çok etkili cümleler vardı. Sonuçta ben de sigarayı bıraktım.” diye konuştu. Sigaranın zararlarının herkes tarafından bilindiğini belirten öğretmen Metin Günaydın, Yeşilay Haftası'nda sınıfta uyguladıkları sigarayı bıraktıran mektup kampanyasının başarıya ulaştığını ifade etti. Okuldaki diğer öğrencilerin de babalarına böyle bir mektup göndermek istediklerini kaydeden Günaydın, Okulumuzda sigara içen tüm velilere mektup gönderilecek. İnşallah onlar da bırakır.” diyor
İsrail'in saldırıları Gazze'yi cehenneme çevirmişken, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları için geri sayım başladı. İsrail'in Gazze'yi enkaza, Gazzelileri de açlığa mahkum etmesine tepki gösteren bazı Batılı ülkeler, Filistin Devleti'ni resmen tanımak için harekete geçiyor. Halihazırda BM'ye üye 193 ülkeden 146'sı Filistin'i bağımsız bir devlet olarak resmen tanıyor. Bunlara dünyanın en zengin yedi ülkesi; Amerika, Kanada, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Japonya dahil değil. Ancak gelecek hafta Fransa bu gruptan çıkarak Filistin'i tanıyan ülkeler arasına katılacak. Fransa Cumhurbaşkanı Macron artık aleni şekilde Tel Aviv'i eleştiriyor. İngiltere de Filistin'i "tanıma" kararı almak üzere. Avrupa Birliği ise ticaret anlaşmasını askıya almaya hazırlanıyor. Sadece siyasi ve ekonomik değil, İsrail sanat ve spor arenasında da yalnızlaşıyor. İspanya bu alanda girişimleriyle dikkat çekiyor. İspanya önce İsrail'in men edilmemesi nedeniyle Eurovizyon şarkı yarışmasına katılmayacağını açıkladı. Ardından “2026 Dünya Kupası'na İsrail gelirse biz yokuz” dedi. Artık birçok ülke İsrail'e karşı ses yükseltiyor. Ekonomi, diplomasi, sanat ve spor alanlarında Tel Aviv'in yalnızlaştırılması, Gazze'deki katliamları durdurabilecek mi? Filistin'in tanınması neden önemli? Kayıttayız'da bu sorulara yanıt arandı.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Ömer uzun bir aradan sonra Easy Turkish Podcast ile geri dönüyor ve hem eski günleri hem de yeni maceralarını konuşuyoruz. İsviçre'nin masalsı manzaralarından Bern'in ayı geleneğine, parlamentonun önünde kurulan plaj voleybolu sahasından Lauterbrunnen'in Tolkien'e ilham veren doğasına kadar keyifli bir yolculuğa çıkıyoruz. Sohbet ilerledikçe konu vahşi yaşama uzanıyor; ayılar, timsahlar ve hayatta kalma hikâyeleriyle eğlenceli bir bölüm sizi bekliyor! Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro Emin: [0:12] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. Bugünkü bölümümüzde diğer bölümlerden farklı bir şekilde Ömer'le beraberiz. Ömer aslında Easy Turkish'in çok eski bir üyesi ama aynı zamanda da şu anda yeni üyesi tekrardan. Çok küçüklükten beri, eskiden beri aslında hayalimiz olan bir şey yapıyoruz Ömer'le. Çok eski de bir arkadaşız Ömer'le aynı zamanda. Emin: [0:39] Beraber podcast kaydedeceğiz bundan sonra. Evet Ömer, hoş geldin. Ömer geri döndü! Ömer: [0:44] Hoş bulduk. Buraya olan kalbî bağlılığımızda tekrar buradayız. Heyecanlıyım valla. Konuk olduk falan ama... Easy Turkish'lebu şekilde bir içerik üretmeyeli bayağı oldu. Mutlu ve heyecanlıyım. Emin: [0:56] Evet. Nasıl bir his tekrardan mikrofon karşısında konuşmak? Ömer: [0:59] Valla güzel. Özlemişiz bu heyecanı. Yani tabii şeyden farklı... Bundan önce hep kamera önündeydik. Şimdi bir kamera yok. Sadece mikrofonla baş başayız. O açıdan farklı. Ama o hissiyat, o heyecanı tekrar hissetmek güzel yani. Şey gibi... Dedim ya, böyle bir kalbî bağlılık var. İsmail Kartal - Fenerbahçe ilişkisi gibi yani. Emin: [1:22] Evet yani ne olursa olsun görev olduğunda asla hayır diyemeyen bir Ömer. Ömer: [1:27] Aynen aynen. Sen bana podcast dediğin anda ben zaten çoktan hazırdım. Hemen geldim yani. Çünkü o şeyi de özlemiştim gerçekten... Yani bu özlenecek bir şey gerçekten. Emin: [1:39] Easy Turkish bünyesinde olmasa bile seninle bir podcast çekelim fikrimiz vardı aslında. Ömer: [1:44] Kesinlikle. Emin: [1:45] Dedik Easy Turkish'ten neden olmasın? Bundan sonra Ömer'le beraber bölümlerimizdeyiz. Yine konuklar da alırız tabii ki. Üç kişi çektiğimiz, yeri gelir dört kişi çektiğimiz bölümler de olur. Ömer: [1:56] Evet. Emin: [1:57] Ama ana hostlar olarak, sunucular olarak diyeyim, ben ve Ömer devam edeceğiz bir süre. Evet Easy Turkish bünyesinde beş sene önceki Ömer'le şu anki Ömer arasında nasıl farklar var? Bize bahsetmek istediğin değişiklikler var mı hayatında? Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Tarık Çelenk'in konuğu sanatçı ve yazar Zülfü Livaneli. Livaneli, 200 yıllık Türk müzik tarihini toplumsal değişim, kültürel etkileşim ve siyasal dönüşümler bağlamında değerlendiriyor. Livaneli, tek seslilik ve çok seslilik tartışmalarından Cumhuriyet'in müzik politikalarına, arabeskin kentleşmeyle ilişkisini yorumluyor Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun ikinci toplantısında oy birliği ile "tam kapalılık" kararı alındı. Almanya, Gazze Şeridi'nde kullanılabilecek silahların İsrail'e ihracatının askıya alındığını duyurdu.Bu bölüm BYD hakkında reklam içermektedir. Sadece yol almakla kalmayan, geleceği şekillendiren bir araç mı arıyorsunuz? Dünyanın lider yeni enerji araç üreticisi BYD, mobiliteyi teknoloji, konfor, güvenlik ve özgürlükle yeniden tanımlıyor. BYD ile buradan tanışabilirsiniz.
Evet sevgili Yeni Haller dinleyicileri.Yaz tatiline girmiyor ama yaza özel minik bir format değişikliğine gidiyoruz. Sadece yaz boyunca.Peki, nasıl bir değişiklik bu?Şöyle efendim: Gündemi Yeni Haller gibi yorumluyoruz. Herkesin baktığı yerden bakmamaya çalışarak ve herkesin tercih ettiklerinin yanı sıra Yeni Haller'e yakışacak gündem başlıklarını bularak.Dolayısıyla geride kalan haftada olanlardan sadece haberdar olmayacak, olan biteni dinlerken her daim işinize yarayacak yeni bilgiler öğrenerek ayrılacaksınız bölümden.Yani, umarım... :)(He bu arada, beğenirseniz bana yazın. Sosyal medya olur, e-mail olur... Hepsi aşağıda var. Yazın zira eğer beğenirseniz Eylül'de bunu videolu çekip hem podcast hem de videocast olarak Youtube ve diğer mecralara yüklemeyi düşünüyorum.)Klasik Yeni Haller ise Eylül'den itibaren devam edecek tabii... (Haftada iki bölüm olacak yani!)Bu hafta neler anlattım peki?Türkiye'nin gündemi: Belediyeler ve yangınlarTrump-Musk kavgasında 2. perdeABD'nin enerji kriziMeta'nın OpenAI'dan eleman araklaması ve gelişenlerOpenAI'ın yeni YZ "gadget"ıAzerbaycan, Ermenistan ve bu ikilinin Rusya'yla ilişkileriFIFA Kulüpler Dünya Kupası'na aşırı uyuz olmam(Epey de doluymuş ya!)İyi dinlemeler.Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBölümde bahsi geçen Yeni Haller'in T24 Youtube kanalındaki özel içeriklerine şuradan ulaşabilirsiniz:T24 Youtube Yeni Haller ListesiBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
*Bu bölüm Hiwell hakkında reklam içerir. Sadece israf olmasın diye sevmediğim yemekleri zorla yediğimin farkına vardığım aydınlanma, artık iltifat kabul etmeye karar vermeme sebep olan olay, Bali'de gittiğim şifacının söylediklerinden cebime koyduklarım ve hayatımdaki tüm yeni gelişmeler bu bölümde. Hiwell'den faydalanmak için tıklayın: https://hiwell.app/-merdivenalti-terapi-hHiwell'de ilk seansınız aşağıdaki kodla sadece 299 TL! Kod: merdiven299 Daha önce seans satın almış ve yeniden almak isteyenler için indirim kodu: 15merdiven
261.Bölümde Stealing the Corner Office kitabı çıkış noktamız oldu. Kariyerinizde hiç şöyle hissettiniz mi? Çok çalışıyor, elinizden gelenin en iyisini yapıyor ama bir türlü o beklediğiniz terfiyi alamıyorsunuz. Üstelik bazen daha az yetenekli olduğunu düşündüğünüz kişiler hızla yükseliyor... Bu tanıdık ve bir o kadar da can sıkıcı durumu masaya yatırıyoruz. Bu bölümde, kurumsal hayatta neden sıkı çalışmanın tek başına yeterli olmadığını konuşuyoruz. Bir makaleden ve ona ilham veren kitaptan yola çıkarak, yazarın deneyimlerinden süzülen 3 çarpıcı kariyer taktiğini ele alıyoruz: