POPULARITY
Categories
Âlimler, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in vârisleridir. Âlimlerin vâris olmasından, beyân konusunda vâris olduğu kimsenin yerini almaları lâzım gelir. Peygamber (s.a.v.)'e beyân farz olduğuna göre, aynı şekilde vârise de farz olacaktır. Tebliğin esası, şer'î hükümlerin açıklanmasıdır. Tebliğden sonra, âlimler tarafından yapılan tebliğ de, ilk tebliğ gibidir. Âlimlere nisbetle bu konuda gelen deliller çoktur. Allâhü Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Gerçekten, Allâh'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi gizlemede bulunup, onu az bir değere değişenler var ya, onların karınlarına tıkındıkları ancak ateştir." (Bakara s. 174) "Hâkkı bâtıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin." (Bakara s. 42) "Allâh tarafından kendisine bildirilen gerçeği gizleyenden daha zâlim kim olabilir." (Bakara s. 140) Hadis-i şeriflerde de şöyle buyurulur: "Dikkat edin! Burada bulunanlarınız, bulunmayanlara tebliğ etsin." (Buhârî) "Hased (gıpta) ancak iki kişi hakkında caizdir: Birincisi, Allâh (c.c.)'un kendisine mal verdiği ve o malı hak yolunda harcamaya muvaffak kıldığı kimsedir, ikincisi de, Allâh (c.c.)'un kendisine hikmet (ilim) verdiği kimsedir; onunla âmel eder ve onu öğretir." (Buhârî) "Kıyâmet alâmetlerinden biri de, ilmin kaldırılmış olması ve cehaletin ortaya çıkmasıdır." (Buhârî) Yani eğer âlimlerin mevcut olması sebebiyle ilim mevcut olsaydı, kendilerine düşen görev gereği olmak üzere o ilmi izhâr ederler ve böylece cehâlet ortaya çıkmazdı. Bu da, âlimlerin görevinin ilmi yaymak olduğunu gösterir. Bu konuda vârid olan hadisler pek çoktur. Beyân görevinin âlimler üzerine vacip olduğunda herhangi bir görüş ayrılığı yoktur. Beyân ise, gelen nasslara ve yönelen yükümlülüklere ait ilk açıklamaları kapsar. (Şatıbi, el-Muvâfakat; İslâmi İlimler Metodolojisi, c.3, s.290-291)
Bugün dünyanın her yerinde kadınlar bir yandan erkek egemen kapitalist sistemin yarattığı işsizlik, ücret eşitsizliği, güvencesizlik, yoksulluk, bakım yükünün tümüyle emekçi kadınların üzerine yıkılması ile boğuşurken diğer yandan kadın düşmanı politikaların izlenmesi sonucu ayrımcılık, şiddet ve kadın cinayetleri ile karşı karşıya adeta bir yaşam mücadelesi veriyor. Aralık 2025'e ait verilere göre geniş tanımlı işsizlik oranı %29. Ortalamayı yükselten de emekçi kadınlar. Çünkü erkeklerde işsizlik oranı %23 iken, kadınlarda %38. Yani çalışmak isteyen her 10 kadından en az 4'ü işsiz. Bunun bir nedeni patronların krizin faturasını işçilere ödetmek için işler iyi gitmiyor bahanesiyle işçi çıkarması ise diğer nedeni de kadınların üzerindeki bakım yükü ile düzenli, sürekli bir işte çalışmalarının engellenmesi. Evdeki çocuğa, hastaya, yaşlıya bakacak biri olmadığında, işyerlerinde kreş, mahallelerde devletin bakım evleri olmadığında kadınlar ev dışında çalışamaz hale geliyor. Çalışan kadınlar da eğer sendikalı işlerde çalışmıyorlarsa erkeklerin 9 ayda kazandıklarını ancak bir yılda kazanıyor, yani daha düşük ücretlere çalışıyorlar. Bu düzenin emekçi kadınlara vaadi: Esneklik adı altında güvencesiz işlerde, düzensiz çalışmaDaha düşük ücretlerEv işleri ve bakım yükünün altında ezilmeKreş yok, git istediğin yere şikayet et! Çocuğun, evdeki hastan veya yaşlın yüzünden devamsızlık mı yaptın? Kapı orada! Patronlar için hiçbir şey kendi kârlarından daha önemli değildir. Çalışırken üç kuruş kısmanın hesabını yapıp iş cinayetlerine zemin hazırlayan patron için işçinin canının bile değeri yok ki, çocuğunun bir kıymeti olsun, mutfakta pişen yemeğin içinde et var mı yok mu diye düşünsün. Öyleyse onların çocuğumuz hasta oldu mu vicdanlı olmasını, hakkımız olanı vermek için insafa gelmesini beklemek gerçekçi değil. Hakkımızı almak için mücadele etmek zorundayız. Bu mücadelede biz neyi savunacağız? Çalışmak isteyen her kadına iş!Her işyerine kreş! Eşit işe eşit ücret! Mahallelerde kamu tarafından finanse edilen hasta, yaşlı bakım merkezleri! Elbette emekçi kadınlar sadece iş istemiyor, sadece eşit ücret istemiyor. Eşit, özgür bir dünya istiyor. O dünyanın kapıları emekçi kadınlar için dünya tarihinde bir kez aralandı. Ne zaman? Nerede? Ekim devriminin topraklarında, Sovyetler Birliği'nde, işçi sınıfının iktidarı altında. Bugün türlü yalanlarla, başka hayaller peşinde koşmak değil, gerçekçi yoldan yürümek gerek. Erkek egemenliğine ve kapitalizme karşı emekçi kadınların öncülüğünde büyüyecek bir mücadelenin yolundan! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün anlamı8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, emekçi kadınların mücadelesine dayanıyor. Önce dokuma işçisi kadınlar 1857'de 10 saatlik işgünü ve insanca çalışma koşulları talebiyle greve gitti. Ardından 1908'de 15 bin tekstil işçisi kadın ABD'nin New York kentinde daha kısa çalışma saatleri, daha yüksek ücretler, doğum izni ve oy hakkı talebiyle bir mücadele başlattı. Mücadele eden kadınların diğer işçilerle ilişkisini kesmek için, işçi kadınları fabrikaya kilitlediler ve fabrikada "bilinmeyen bir nedenle çıkan" yangın sonucu 129 kadın işçi yaşamını yitirdi. Kadınların yaşamları pahasına verdikleri bu mücadelenin en öne çıkan sloganı, "Ekmek ve Gül" idi. Ekmek, yaşama güvencesini, gül ise daha insanca, daha güzel, kadının da izini taşıyan bir yaşamı simgeliyordu. Bugün de 8 Mart'ta patronların ikiyüzlü çiçeklerini değil, “Ekmek, Gül ve Hürriyet” istiyoruz!
Small Talk! With Alec Cuenca - Motivation, Inspiration, Pinoy Podcast
Manifestation isn't just about wishing for something. It's about staying excited, happy, and inspired.When you stay in a high vibration, that's when everything starts aligning faster.In this episode, a very special guest, one who's very dear to my heart, my wife, Yani Moya-Cuenca. Yani and I sit down to talk about how to truly manifest your dreams and the importance of staying high vibrational, even when life doesn't go as planned. Come join us as we explore the power of staying positive, grateful, and excited, and how our love has evolved since we said "I do." We talked about:- How staying in a high vibration helps manifest your desires- The power of gratitude and excitement in challenging situations- Why what you speak about, you bring about- The evolution of love in marriage and how it impacts manifestationFollow Yani:Facebook: https://www.facebook.com/yanimcuencaInstagram: https://www.instagram.com/yanimcuencaYouTube: https://www.youtube.com/@YaniMoyaTiktok: https://www.tiktok.com/@yanimcuenca Hosted on Acast. See acast.com/privacy for more information.
Christchurch City Councillor Yani Johanson thinks we should all pay a special levy when we buy tickets for all events at Christchurch's new One New Zealand Stadium. And he won't be getting any argument from me. Yani can't believe the news today that a levy is only going to be charged on tickets for concerts by international artists. He says it is “inconceivable” the levy won't be charged for all events, including rugby matches and everything else that happens there, because he reckons it's only fair that all people who use the stadium help pay for its upkeep. No international acts have been announced yet but, apparently, there are going to be some announcements in the next few weeks. And when the tickets go on sale, the council's events company - Venues Ōtautahi - which is going to be running the stadium, is going to add a $5 levy to the ticket price. The money from the levy is going to be used to pay for the extra toilets and extra food and drink facilities that are going to be needed when they have these big concerts. So it sounds as if we might be queuing up for portaloos even though it's a new flash harry facility. The point Councillor Yani Johanson is making, is that anyone who wants to go to any event at the stadium should make the same contribution towards the running of the place. He says: “A lot of these people buy expensive tickets to these events and are subsidised by the ratepayers in Linwood, Bromley and Aranui. I don't think that is fair.” But the head of Venues Ōtautahi, Caroline Harvie-Teare, says it wouldn't be fair or right to charge a levy for all events. Her thinking is that if you or I are buying tickets to see the likes of Bruce Springsteen or Pink or the Rolling Stones, we're not going to give two-hoots about a $5 levy on top of the ticket price. But she says it would be a different story for some of the smaller-scale, community-type events that are also going to be held at the stadium. She says a levy on those types of events could put some people off and so they would be less viable. But what I would say to that, is that the stadium is not a charity and if events can't pay their way, then maybe they need to be held somewhere else. What's more, do you really think a $5 levy would put people off buying tickets to see the All Blacks or the Crusaders? Of course not. Do you think a $5 levy would put people off buying tickets to see the rugby league world cup double-header in October? Or the Black Ferns when they play here? So, of course, this levy should be added to the ticket prices for every event. Yani Johanson is spot on. LISTEN ABOVESee omnystudio.com/listener for privacy information.
Müslim Sahîh'indeki bir Hadîs-i Şerif'de: “Ey Âdemoğlu, benim malım, benim malım dersin. Senin malından senin olan, yiyerek yok ettiğin, giyerek eskittiğin yahut Allah yoluna verip ahiret için ayırdığındır” buyuruldu. Yani yediğin yok oldu, giydiğin eskidi, ahirete yolladığın sana kaldı. Saklamak istersen onlar bulurlar, Vermeyi seversen kendin bulursun. Malını seviyorsan, düşmana niçin bırakıyorsun. Sevdiğini kendinden ayırma. Beraberinde götür, başkasına bırakma. Hepsini veremiyorsan, kendini de bir vâris yerine koy ve bir hisseyi de kendinle ahirete götür. Bunu da yapmazsan, bari farz olan zekâtını ver de, azapta kalma. Nükte: Herat şehrinin büyüğü Hâce Abdullah-i Ensârî (k.s.) buyuruyor ki: Dünyâyı seviyorsan, onu ver de, ahirette işine yarasın; sevmiyorsan ye de bitsin. Ferîdeddin-i Attâr (k.s.), Tezkiret-ül Evliya kitabında diyor ki; Cüneyd-i Bağdadî (k.s.), yedi yaşında idi. Mektepten gelince, babasını ağlıyor görüp sordu. Bugün zekât olarak, dayın Sırrî Sekatî (k.s.)'e birkaç gümüş göndermiştim, almamış. Kıymetli ömrümü, Allah (c.c.) adamlarının, beğenip almadığı gümüşler için geçirmiş olduğuma ağlıyorum dedi. Cüneyd (k.s.), babacığım, o parayı ver, ben götüreyim deyip, dayısına gitti. Kapıyı çaldı. Dayısı sorunca, ben Cüneyd'im; dayıcığım, kapıyı aç ve babamın zekâtı olan bu gümüşleri al dedi. Dayısı almam, deyince, Cüneyd (k.s.): “Adalet edip babama emreden ve ihsan edip seni serbest bırakan Allahu Teâlâ için al” dedi. Sırrî (k.s.) “Babana ne emretti ve bana ne ihsan etti?” dedi. Cüneyd (k.s.): “Babamı zengin yapıp, zekât vermesini emretmekle adalet eyledi. Seni de fakir yapıp, zekâtı kabul etmek ve etmemek arasında serbest bırakmakla ihsan eyledi” dedi. Bu söz, Sırrî (k.s.)'in hoşuna gidip: “Oğlum, gümüşleri kabul etmeden önce, seni kabul ettim” dedi. Kapıyı açıp parayı aldı. (Muhammed Rebhami, Riyadü'n-Nasihin s.195)
03:17 Gestalt nedir beyin kararları nasıl verir04:07 Yakınlık ilkesi web sitesi ve mağaza örnekleri05:25 Benzerlik ilkesi güven ve marka algısı06:31 Tamamlama ilkesi beynin boşlukla ilişkisi07:31 Merak yaratan eksik mesajlar neden çalışır08:42 Billboard ve outdoor pazarlamada tamamlama örneği08:59 Süreklilik ilkesi göz yolu nasıl tasarlanır10:25 Şekil zemin ilişkisi CTA neden görünmez olur12:17 Psikoloji ve pazarlamada algı kısa yolları13:01 Semiha ile tasarım ve algı üzerine sohbet16:15 Gerçek projelerde Gestalt nasıl kullanılıyor17:18 Tasarımcıların en sık yaptığı Gestalt hatalarıBu bölümde sana çok temel ama çoğu markanın fark etmeden hata yaptığı bir konudan bahsediyorum: İnsanlar neden tıklıyor, neden kaçıyor?Bir web sitesine girdiğinde ya da bir reklam gördüğünde, bazen hiçbir şey yapmadan çıkarsın. Bazen de hiç planlamadığın halde tıklarsın, incelersin, hatta satın alırsın. İşte bu kararların büyük kısmı mantıkla değil, algı ile verilir. Ve bu algının arkasında Gestalt psikolojisi vardır.Gestalt İlkeleri bize şunu söyler: İnsan beyni dünyayı tek tek parçalar halinde değil, bir bütün olarak algılar. Yani kullanıcı senin sayfanda butonları, görselleri, metinleri ayrı ayrı incelemez. Beyni onları gruplayarak, tamamlayarak ve anlamlandırarak hızlıca karar verir.Bu bölümde Gestalt'ın temel prensiplerini pazarlama ve satış perspektifinden ele alıyorum. Yakınlık, benzerlik, tamamlama, süreklilik, şekil-zemin ve ortak kader gibi kavramların; web sitelerinde, reklamlarda, e-ticaret sayfalarında ve offline pazarlamada nasıl çalıştığını gerçek örneklerle anlatıyorum.Bir tasarım neden güzel olduğu halde satmaz?Bir reklam neden teknik olarak doğru ama etkisiz kalır?Neden bazı mağazalarda insanlar rahatça gezerken bazılarında hızlıca çıkmak ister?Bu soruların cevapları estetikte değil, algı yönetiminde gizlidir.Bölüm boyunca sadece dijital örneklerle sınırlı kalmıyoruz. Mağaza vitrinlerinden raf dizilimlerine, broşür tasarımlarından outdoor reklamlara kadar Gestalt İlkeleri'nin offline pazarlamada nasıl kullanılabileceğini de detaylı şekilde konuşuyoruz.Ayrıca insan psikolojisiyle pazarlamayı birleştirerek şuna odaklanıyoruz: Beyin neden düzeni sever, neden karmaşadan kaçar ve neden bazı markalara fark etmeden güvenir.Eğer web sitende dönüşümler düşükse, reklamların tıklanıyor ama satışa dönmüyorsa ya da mağazana giren müşteri karar vermekte zorlanıyorsa, sorun çoğu zaman fiyat değil, mesaj değil, ürün değil; algıdır.Bu bölüm sana şunu kazandıracak:Kullanıcıyı ikna etmeye çalışmadan nasıl yönlendirebileceğiniDaha az anlatarak nasıl daha çok sattırabileceğiniTasarımı sadece görsel değil, stratejik bir satış aracı olarak nasıl kullanacağınıBen Faruk Toprak. Türkiye'de Dijital Pazarlama Podcast'inde bu bölümde insan beyninin satın alma kararlarını nasıl verdiğini, Gestalt psikolojisi üzerinden sade, net ve uygulanabilir şekilde ele alıyoruz.Dinledikten sonra markana, web sitene ve reklamlarına bir daha aynı gözle bakamayacaksın.
Bir şeyin ayıp kabul edilmesi insanın utanma bilincinden kaynaklanır. Utanmanın bir duygu olduğu söylenir ve böyle bir duygumuz olduğu doğrudur. Fakat utanma duygusunun kaynağı, aklın kendisine ve başka şeylere dair ikinci farkındalığa sahip idrakidir. Yani kendi varlığına dair açık bir farkındalığı bulunmayan bir nesnede utanma bilinci ve bunu izleyen utanma duygusu meydana gelmez. Bu sebeple utanmanın köklendiği zemin, insanın kendi varlığının saygınlık ve mahremiyetine dair kavrayışıdır. Nitekim bu bilinç ve duyguyu ifade etmek için kullandığımız “hayâ” kelimesi, hem bilinç hem de duygu yönleri dikkate alınarak “nefsin çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terketmesi” veya “kötü bir işin yapılmasından veya iyi bir işin terkedilmesinden dolayı insanın yüzünü kızartan sıkıntı” şeklinde açıklanır (TDV İslam Ansiklopedisi, Haya md.).
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Gezmek sadece yer değiştirmek mi, yoksa dünyayı başka bir yerden anlamak mı? Bu bölümde seyahat ederken farklı dillerde konuşmanın bizde nasıl yeni bir alan açtığını, düşünme biçimimizi nasıl etkilediğini konuşuyoruz. Peki bu yolculukların bir hedefi var mı, yoksa mesele yolda olmak mı? Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Sponsor Find your ideal Turkish teacher on italki: https://go.italki.com/easyturkish2026 Use the code EASYTURKISH for 5€ off on your first lesson (of at least 10€) Transcript Intro Emin: [0:14] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. Bugünkü bölümümüzde Ömer'le beraberiz. Nasılsın Ömer? Ömer: [0:24] Teşekkür ederim Emin. İyiyim. Sen nasılsın? Emin: [0:26] Ben de iyiyim. Teşekkür ederim. Ocak ayının sonuna doğru geldik artık iyice. Nasıl gidiyor 2026'nın ilk ayı? Ömer: [0:33] Yani 2025'in son ayından çok farklı değil. Aynen devam ediyoruz. Güzel diyelim. Bugünümüze şükür. Emin: [0:44] Şunu da sormak lazım kendimize: Hani neyin bu kadar değişmesini bekliyorduk bir takvim gününün geçmesiyle? Ömer: [0:50] Aynen aynen. İşte bu tamamen bir aslında hissiyattan ibaret. Hani yeni bir dönem... Yeni kararlar alıyor insanlar. Hani o şeyde... Yeni yıl başlarken onu bir vesile kılıyor vesaire... Herhâlde öyle yerleşmiş bir gelenek gibi. Yoksa çok anlamı yok gerçekten. Zaman lineer akıyor. Emin: [1:08] Evet. Ya bu his güzel bir his. Onu inkâr edemeyeceğim. Yani ben de farklı hissediyorum gerçekten yeni yıla girdiğim zaman da. Ama bunun mesela hayvanlar ve bitkiler âlemindeki karşılığını düşündüğümde çok boş bir şey olduğunu düşünmeye başlıyorum. Yani biz de sonuçta bu dünyanın bir parçasıyız. Güneş'in doğmasıyla batması arasındaki süreyi bir gün dediğimizi varsayıyoruz. Sadece bizim için bir anlam ifade ediyor bazı şeyleri hesap edebilmemiz için. Aslında Dünya açısından yani 24 saat öncesiyle 24 saat sonrasının bir farkı yok gerçekten de. Ömer: [1:40] Muazzam bir düzen, muazzam bir hesap yöntemi diyebiliriz sadece buna. O açıdan etkileyici. Emin: [1:46] Evet evet kesinlikle öyle. Çok önemli ve gerekli bir şey tabii ki. Sonuçta beyni olan varlıklarız yani. İhtiyacımız var böyle bir şeye. Ama bir yandan da gerçekten aslında önemi yok yani ama... İnsan farklı hissetmeden de yapamıyor. Ömer: [2:01] Tabii tabii. Yani biraz da kendimize böyle yeni umutlar, yeni mutluluklar aramanın derdi içerisindeyiz tabii insanlar olarak. O yüzden böyle kendimiz ona anlam yüklemekten de memnun oluyoruz belki de. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Herkesin içine düşen bir şarkı vardır. “Gamzedeyim Devâ Bulmam” böyle bir şarkı. zira sözler “üzgünüm” demez; “gamın darbesini aldım” der. “Bulamam” demez; “bulmam” der. Yani arayışın bile yorulduğu yerde konuşur. Ve tam da bu yüzden, yüz küsur yıldır bizi bırakmaz.Bu bölümde şarkıyı bir an unutacağız ki, onu gerçekten duyabilelim. Uşşak makamının yürüdüğü yolu, sofyan usûlün kalp gibi vurup durmasını, tekrarların insanı ayağa kaldırmak yerine sandalyeye oturtmasını izliyoruz. Kemânî Tatyos'un sesin en ince yerinden konuşan kemanına; Ahmet Rasim'in dostluğuna, tanıklığına. Ve “Gamzedeyim”, bir şarkı olmaktan önce, bir ömrün özetidir. Çünkü bazen devâ yoktur… ama Tatyos vardır.
Osmanlılar deyince aklınıza neler geliyor? Istanbul'un silüetini süsleyen camiler mi yoksa ürkütücü Türkler veya Avrupa'nın hasta adamı gibi klişeler mi? Osmanlı imparatorluğu I. Dünya savaşı'ndan sonra yıkılmış olsa da kültürel mirası birçok yerde şaşırtıcı bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Osmanlılar altı yüz yıldan fazla süren Avrupa. Asya ve afrika'yı kapsayan bir imparatorluktu. Osmanlı'da yetmiş iki farklı etnik grup yönetildi, en az on iki dil konuşuldu. İlk Osmanlı başkenti Bursa'nın toplumsal merkezi caminin etrafında şekillenmişti. Çarşılar okullar, hastaneler yaşlı bakım evleri. Hamamlar ve aşevleri halka ücretsiz hizmet veriyordu. Kilise ve sinagoglar da camilere yakındı. Osmanlı Devleti bir meri tokrasiydi. Yani bir çobanın oğlu bile yeteneğini kanıtlarsa sadrazamlığa kadar yükselebilirdi. Sultanlarsa birer kan dökücü bağnaz değil şiir yazan, üç dil konuşan, son derece eğitimli ve sofistike insanlardı. Osmanlı'nın başarıları bilimden edebiyata, mimariden müziğe kadar birçok alana yayıldı. Ancak Osmanlılar her zaman göçebe kökenlerine sadık kaldılar. Doğayla yan yana yaşamayı, onu sömürmemeyi bildiler. Dünyanın ilk hayvan hastanelerini kurdular. Başmimar Sinan, İstanbul'un görkemli Süleymaniye Camii'ni inşa ederken, kandil ve yağ lambalarından çıkan dumanın su filtresinden geçecek şekilde bir kubbe tasarladı. Filtrelenmiş is böcek kovucu özellikte yüksek kaliteli mürekkebe dönüştürüldü ve ince el yazmaları yazmak için kullanıldı. Temiz hava ise şehre bırakıldı. Bu 16. Yüzyıla özgü eşsiz bir geri dönüşüm yöntemiydi. Bugün kahvenizi yudumlarken, yoğurdunuzu yerken, bir Osmanlı kanepesinde dinlenirken Osmanlıları ve kültürel miraslarını hatırlayın. (Diana Darke)
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Büyük şehirde yaşamak mı daha cazip, yoksa küçük şehirde hayat daha mı huzurlu? Bu bölümde İstanbul'daki deneyimlerimizden yola çıkarak büyük şehir ve küçük şehir yaşamını karşılaştırıyoruz. Kalabalık, tempo ve yaşam tarzı üzerine kendi düşüncelerimizi paylaşıyoruz
#şehirkuşçuları
Takvim döndü, yıl değişti ama bizim gündemimizdeki iki temel konuda bir değişiklik yok. Yani 2026 yılının genelinde yine enflasyon ve enflasyon gelişmelerine bağlı olarak politika faizinin seviyesi ile makroihtiyati tedbirleri konuşacağız.
Abdest alan kimse, yüzünü üç defa yıkadıktan sonrasakalını hilaller, fakat üç defadan fazla hilallemez. (İhramlı olan kişilerin durumu bu hususta farklı olup onların, sakallarını hilâllemeleri mekruhtur; zira bu, sakalkıllarının düşmesine sebep olur.)Eğer sakal sık olup altındaki deri görülmüyorsa, sakalın altındaki deriyi yıkamak farz değildir. Suyu, sakalınüzerinden geçirmek yeterlidir. Fakat eğer sakal seyrekolup altındaki deri görülüyorsa, sakalın altındaki deriyiyıkamak farzdır.Her bir uzvu, üzerinden su akıttıktan sonra ovalamakve böylece uzuvların güzelce ıslanmasını ve kuru hiçbiryer kalmamasını sağlamak sünnettir. (Özellikle de kışmevsiminde ovmaya ehemmiyet vermelidir, ta ki uzuvgüzelce ıslansın ve kuru bir yer kalmasın.)Abdest alan kimsenin, özürsüz olarak başkasındanyardım almaması, abdest esnasında dünya kelâmı konuşmaması, (Yani faydasız, mâlâyânî ve gereksiz şeyler konuşmamasıdır, gerekli olan bir şeyi söylemesindeise bir beis yoktur.) her bir uzvu yıkarken besmele çekmesi, suyu kullanma hususunda israfta ve ifratta bulunmaması, uzuvları üçten fazla yıkamaması, suyu yüzüneçarpmaması, suyu, üfürmek sûretiyle saçmaması, dudaklarını ve gözlerini sıkıca yummaması müstehaptır.Eğer dudakları ve gözleri sıkıca yumacak olursa dudakta veya göz kenarlarında kuru yer kalabilir ve böyleceabdest sahih olmaz.Abdest alan kimse yüzük ve benzeri şeyleri hareketettirir, ki böylece su, altına da ulaşsın. Eğer yüzük, altına su ulaşamayacak derecede sıkı olursa onu mutlakahareket ettirmek veya çıkarmak gerekli olur.(Eşref Ali et-Tehânevî, Hanefi İlmihali, s.55-56-57)
#beşerimünasebetler
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Gündemden haberleri aktardığımız bu bölümde "İsviçre'de facia", "Karadağ'daki yılbaşı gösterisinde yaklaşık 600 drone yere düştü" ve "Porsche 173.000'den fazla aracı geri çağırıyor" gibi haber başlıkları var. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro Emin: [0:13] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Bu bölümümüzde sizlere dünya gündeminden haberleri yavaş bir şekilde aktaracağım. Podcastlerimizden çok daha verimli yararlanabilmek için easyturkish.org/membership adresine gidip podcast kademesine abone olabilirsiniz. İlk haberimizle başlayalım. İsviçre'de facia Emin: [0:47] İsviçre'deki bir kayak merkezindeki barda yangın çıktı. Yılbaşını kutlamak için birçok insanın gittiği barda yangın çok hızlı büyüdü. Kırktan fazla insan hayatını kaybetti. Çoğu ağır, 119 kişi yaralandı. Yangının şampanya şişelerine takılı maytaplı mumlardan kaynaklandığı değerlendiriliyor. Bir başka önemli konu daha var. Bardaki duvarlarda veya tavanda köpük gibi bir malzeme varmış. Bu malzeme içerideki sesin dışarı çıkmasını önlüyor. Aynı zamanda binayı sıcak ve soğuktan korumak için kullanılıyor. Yani bir tür izolasyon malzemesi gibi düşünebiliriz. Araştırmacılar bu köpük benzeri malzemenin yanınca yangını daha hızlı büyütmüş olabileceğini de inceliyor. Soruşturma devam ediyor. Yani yetkililer kesin nedeni daha sonra açıklayacak. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Bu bölümde ilk kez bir soru–cevap formatı deniyoruz ama klasik anlamda bir Q&A değil.Birkaç hafta önce Instagram'daki @instagraslis hesabımda sizden sorular istemiştim. Gelen sorular; evrimden uzaya, bilimsel meraktan gündelik “neden”lere kadar uzanan geniş bir yelpazeye yayıldı.Bu bölümde yalnızca kişisel görüşlerimi paylaşmakla kalmadım; her soruyu mümkün olduğunca bilimsel arka planıyla, bağlamı ve temel kavramlarıyla ele almaya çalıştım. Yani bu yayın, hem sohbet havasında hem de “bir şey öğrenerek çıkmalık” bir bölüm oldu.Merak eden, sorgulayan, “bunu daha önce hiç böyle düşünmemiştim” demeyi seven herkes için.Sorular sizden, düşünmek birlikte.
Age of Disclosure. Yani "İfşa Çağı".Dünya dışı yaşam hakkındaki bu belgesel benzerlerine göre daha farklı bir yerde duruyor. Çünkü ABD'nin dışişleri bakanı Marco Rubio'nun da aralarında olduğu üst düzey Amerikan bürokratları uzaylılar hakkında çok çarpıcı açıklamalar yapıyorlar.Uzay araçları nasıl çalışıyor?Dünyayı niçin ziyaret ediyorlar? Amaçları ne?İnsanlara zarar veriyorlar mı?Dünyada hangi ülkelerin elinde bu dünya dışı teknolojiye sahip uzay araçlarından var?Bu bölümde "Age of Disclosure" belgeselini ve orada uzaylılar hakkında dile getirilen çarpıcı bilgileri anlatıyorum.İyi dinlemeler!Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBir de bu sezon spor basınımızda apayrı yeri olan, ben ustam olarak kabul ettiğim Yiğiter Uluğ'la T24'ün Youtube kanalında bir spor programına başladık. Korkmayın, sadece futbol konuşmuyoruz. Hele sahadaki skorları, maçları hiç konuşmuyoruz. Yeni Haller tadında spor sohbeti isteyenler için:Yiğiter Uluğ ve Eray Özer'le GazozunaBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
Bu bölümde konuğumuz Eskişehir Anadolu Üniversitesi Öğr. Gör. Dr. Dilek Turan Eroğlu bizlere eşlik ediyor. Kendisi sadece bir akademisyen değil, aynı zamanda yazar ve İnsana İyi Gelen Şeyler adındaki televizyon programının sunucusu. Yani on parmağında on marifet :). Neler konuştuğumuzu merak ediyorsanız bu bölümü sakın kaçırmayın. Keyifli dinlemeler... https://share.google/vlIrNxVktS9avDVjh https://www.organikbeyinler.net/ https://www.instagram.com/organikbeyinlerpodcast/
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde Emin ve Ömer'in Lenur ile sohbeti kaldığı yerden devam ediyor. Kırım mutfağının öne çıkan lezzetlerinden yola çıkıyorlar, Lenur'un Türkiye seyahatindeki deneyimlerinden bahsediyorlar. Yemekler üzerinden kültürel benzerlikleri ve farkları konuşurken, Türkiye'de bir Kırım Tatarı olarak karşılaştığı önyargıları da samimi bir şekilde ele alıyorlar. Gündelik deneyimler, sürpriz gözlemler ve tanıdık tatlar eşliğinde keyifli bir sohbet sizleri bekliyor.
Bilimsel yöntem sayesinde, kozmozdan kuantum, ilmin her alanında büyük buluş-lar yapıldı. Peki bilimsel yöntemi kim buldu derseniz akla Isaac Newton gelir. Galileo ve Descartes diyenler olur. Bilim tarihçilerine so-rarsanız onlar Roger Bacon diyecektir. Ancak konu ile ilgili detaylı araştırma yapanlar, bilim-sel metodun icadını, Roger Bacon'ı da New-ton'u da etkileyen, onlardan 250 yıl önce ya-şamış müslüman bilim adamı İbn-i Heysem'e (965-1040) götürecektir.Bilimsel yöntemin kurucusu İbn-i Heysem şöyle der: “Öğrendiklerini hep eleştiriye tâbi tutacaksın. Yani incelemelerinde, tahkikatında kendi bildiklerinden şüphe edeceksin. Ancak bu sayede önyargı tuzağına düşmekten kur-tulursun.” Ve devam ediyor: “Araştıran kişinin amacı hakikati öğrenmektir. Bunun için öğre-neceklerinin tümünü düşman (yanlış, eksik) göreceksin. Her yönden onu karşına alıp, ona taarruz edeceksin. Bilgiyi ancak bu şekilde fethederek, onu hakikate dönüştürebilirsin.” Heysem'in geliştirdiği bilimsel yöntemin temelinde, yargıları ve bilgileri eleştirmek ve sonuçlar çıkarırken son derece dikkatli olmak vardır. Bildiklerini tekrar tekrar şüphe eleğin-den geçirmek gerekiyor. Burada şüphe ile ilgili Hz. Ali (k.v.)'nin bir sözü aklımıza geliyor. O diyor ki: “Şüphe ikidir. Birinci tür şüphe marazî (şizofrenik) şüphedir. Makbul değildir. Makbul olan, bildiklerini eksik ve yanlış görmekten doğan ikinci tür şüphedir. Seni derin ve etraflı öğrenmeye götürür.”Sadece İbn-i Heysem değil, İbn-i Haldun, Harezmî, er-Razi gibi daha birçok bilim ada-mının bilimsel yöntem tarifine katkıları oldu. Bu zatlar bilim tarihini değiştiren kişilerdir.(Prof. Dr. Osman Çakmak, Zafer Dergisi, 549. Sayı, Eylül 2022)
This episode was originally aired on 03/20/2024. “I believe you can teach someone empathy or at least to fake it or identify opportunities to be empathetic. The reason is because I think that often it's not that someone might not have empathy, they just may not have the tools to show it.” On this week's episode Maria chats with intake expert, Yani Smith. They discuss how to optimize your intake, when a lawyer needs to get involved, setting up a call path, showing empathy, creating a lead funnel and so much more. Highlights 14:02 How to reject leads 43:23 Answering the phone 53:34 Why lawyers shouldn't do intake Guest Yani Smith (@legalintakepros on Instagram) is the founder of Legal Intake Pros. She applies her intake optimization expertise to help law firms address core issues and gain clarity in intake conversions, adding intake solutions to the agency's services. Yani and her team collaborate exclusively with personal injury law firms committed to removing growth barriers. You can get in touch with Yani at https://www.legalintakepros.com Host Maria Monroy (@marialawrank on Instagram) is the Co-founder and President of LawRank, a leading SEO company for law firms since 2013. She has a knack for breaking down complex topics to make them more easily accessible and started Tip the Scales to share her knowledge with listeners like you. Podcast Mentions Software: Lead Docket Book: Never Split The Difference Person: Shawn Callaway _____ LawRank grows your law firm with SEO Our clients saw a 384% increase in first-time calls and a 603% growth in traffic in 12 months. Get your free competitor report at https://lawrank.com/report. Subscribe to us on your favorite podcast app Rate us 5 stars on iTunes and Spotify Watch us on YouTube Follow us on Instagram and TikTok
This episode was originally aired on 03/20/2024. “I believe you can teach someone empathy or at least to fake it or identify opportunities to be empathetic. The reason is because I think that often it's not that someone might not have empathy, they just may not have the tools to show it.” On this week's episode Maria chats with intake expert, Yani Smith. They discuss how to optimize your intake, when a lawyer needs to get involved, setting up a call path, showing empathy, creating a lead funnel and so much more. Highlights 14:02 How to reject leads 43:23 Answering the phone 53:34 Why lawyers shouldn't do intake Guest Yani Smith (@legalintakepros on Instagram) is the founder of Legal Intake Pros. She applies her intake optimization expertise to help law firms address core issues and gain clarity in intake conversions, adding intake solutions to the agency's services. Yani and her team collaborate exclusively with personal injury law firms committed to removing growth barriers. You can get in touch with Yani at https://www.legalintakepros.com Host Maria Monroy (@marialawrank on Instagram) is the Co-founder and President of LawRank, a leading SEO company for law firms since 2013. She has a knack for breaking down complex topics to make them more easily accessible and started Tip the Scales to share her knowledge with listeners like you. Podcast Mentions Software: Lead Docket Book: Never Split The Difference Person: Shawn Callaway _____ LawRank grows your law firm with SEO Our clients saw a 384% increase in first-time calls and a 603% growth in traffic in 12 months. Get your free competitor report at https://lawrank.com/report. Subscribe to us on your favorite podcast app Rate us 5 stars on iTunes and Spotify Watch us on YouTube Follow us on Instagram and TikTok
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde Emin ve Ömer'e Kırım'dan Lenur Vacip, namıdiğer ‘seyahatdelisi' (https://www.instagram.com/seyahat_delisi_/) konuk oluyor. Kırım Tatarı olmak nasıl bir kimlik, Kırım'da anadil ne kadar korunabiliyor ve Kırım Tatarcası Türkçeye gerçekten benziyor mu? Lenur hem kendi deneyimleri hem de kültürel arka planıyla bize Kırım'ın görünmeyen yüzünü anlattı. Türkiye'de yaşayan Kırım Tatarları, göçler ve kültürel bağlar üzerine de duruyoruz. Dil, kimlik ve kültür üzerine yaptığımız bu sohbeti kaçırmayın. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Lenur Vacip'in Instagram hesabını buradan ziyaret edebilirsiniz.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde Emin ve Ömer'e harika bir konuk eşlik ediyor: Pınar Kiilerich! Danimarka'da yaşayan ve Danca öğreten Pınar Kiilerich, sosyal medya hesaplarında paylaştığı öğretici ve eğlenceli içeriklerle büyük ilgi görüyor. Birlikte Danimarka'daki kültür şoklarını, Danimarka ve Türkiye'nin arasındaki farkları, günlük yaşamın güzelliklerini ve yurt dışında yaşamın perde arkasını konuştuk. Hem kahkahalarla dolu hem de ufuk açan bir sohbet oldu. Bu keyifli bölümü sakın kaçırmayın! Dinledikten sonra Pınar Hanım'ın paylaşımlarına göz atmak için instagram.com/pinarkiilerich adresini ziyaret etmeyi unutmayın. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Pınar Kiilerich'in Instagram hesabını buradan ziyaret edebilirsiniz.
#HerkeseSanat
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde hepimizin hayatına sessizce sızan bir alışkanlığı masaya yatırıyoruz: erteleme. Neden “birazdan” demeyi bu kadar seviyoruz? Ertelemek her zaman kötü mü, yoksa bazen zihnin kendini koruma yolu mu? Peki ya fark etmeden kaçırdığımız fırsatlar… Bu sohbet, “Ben de böyle yapıyorum!” dedirtecek türden. Dinlemeyi ertelemeyin.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde Emin ve Ömer, ekran süresi ve sosyal medya bağımlılığı üzerine samimi bir sohbet yapıyor. Günde ortalama 5-6 saatimizi ekranlara bakarak geçirdiğimizi fark eden ikili, bunun zihinsel sağlık, dikkat dağınıklığı, uyku kalitesi ve “başarı” algısı üzerindeki etkilerini tartışıyor. LEGO'nun çocukların kaygısını azaltan MR setinden “dijital detoks” deneyimlerine kadar uzanan bu keyifli sohbet, modern hayatın dijital alışkanlıklarını sorgulatıyor. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro Emin: [0:14] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin, bugünkü bölümümüzde Ömer'le beraberiz. Nasılsın Ömer? Ömer: [0:24] Merhaba Emin, teşekkür ederim. İyiyim. Sen nasılsın? Emin: [0:27] Ben de iyiyim. Nasıl gidiyor? Nasıl geçti bir haftan? Ömer: [0:30] İyi. Koşuşturmacalı, fena değil, yoğun. Bir sıkıntı yok. Senin nasıl? Bir yaramazlık yok diyelim. Emin: [0:36] Çok şükür. İnanılmaz derecede sisli bir gündü bugün. Hiç fark ettin mi? Ömer: [0:40] Sabah öyleymiş. Ben evdeydim bu sabah. Fark edemedim. Sonra da herhâlde kalktı o sis. Emin: [0:46] Ya anormal bir sis vardı ya. Hani önümde araba var ama sadece tahmin ediyorum yani önümde araba olduğunu. Öyle bir sis vardı. Ömer: [0:54] Allah Allah çok ilginç. Geçtiğimiz günlerde de ben öyle bir izlenim edinmiştim. Sanki biraz böyle "Hava kirli mi ulan?" falan filan diye gelmişti bana. Ama meğer bir sis söz konusuymuş. Emin: [1:04] Ama bugünkü bayağı fenaydı yani. Ve genelde güneş açtığında gider ama bugün o kadar da şey olmadı. Gitmedi yani. Ömer: [1:12] Hava da güzel. Bu da şeyi gösteriyor herhâlde... Bir yüksek basınca işaret ediyor. Öyle olunca da basıyor bütün o şeyi, kirli havayı aşağı. (Evet, doğrudur.) Böyle bir bilgim var. Öyle olunca sisli bir durum ortaya çıkıyor. Haftanın haberi: LEGO'dan MR cihazı ve çocuklar üzerindeki olumlu etkisi Emin: [1:26] Evet, dinleyicilerimize bir söz vermiştik. Her podcast bölümünde ilginç bir haberle onları karşılayacaktık. Bugün bize ne hazırladın? Ömer: [1:34] Bugün gerçekten hoş bir haber bir yandan. Geçtiğimiz haftalarda paylaştığımız haberler biraz daha komikti. Bugün yine eğlenceli ama hoş bir haber. LEGO'nun MR tarayıcı seti. Sever misin LEGO öncelikle? Emin: [1:48] Severim ama bir koleksiyoncusu değilim yani bunun. Sen? Ömer: [1:52] Ben severim oldukça. Yani bir 8-10 setim de var. Dolayısıyla yapmaktan hoşlandığım bir şey. O reklamında var ya böyle... Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
#Engelsiz ♟️ Türkiye Satranç Federasyonu, “Engelliler İçin Erişilebilirlik Yönergesi" yayımladı. Yani her engele özel düzen! Mesela görmeyen 'körleme' oynuyor. Duymayan, yürüyemeyen için de şartlar sağlanacak. Satranç neden önemli? Kendisi de ortopedik engelli satranç sporcusu ve aynı zamanda Satranç Federasyonu Engelli Sporcular Kurulu Başkanı olan Handenur Şahin satrancın neden önemli olduğunu, ne kazandırdığını anlattı. NEDEN ENGELSİZ? NTVRadyo'da farklı bedenlerdeki sporculara, kendilerini ifade edebilecekleri alan açıyoruz. Ayhan Aktaş hazırladığı programda hem bu spor dallarındaki gelişmeleri duyuruyor, hem de sporculara mikrofon tutuyor, anlattıklarını, hikayelerini aktarıyor. Birbirimizi tanımak, anlamak için. Çünkü biz farklılıklarımızla biziz. Engelsiz cumartesi 15.15, pazar 11.15'te NTVRadyo'da. Programın tüm kayıtları, NTVRadyo'da kaçıranlar ve tekrar dinlemek isteyenler için ntvradyo.com.tr adresinde ve podcast platformlarında. #ntvradyo #engelsiz #satranç
#doğakonuşmaları
QNB Dijital Köprü katkılarıyla 278. Bölümde yine son dönemin çok konuşulan bir konuya odaklandık. Bugün “müşteri deneyimi” artık sadece çağrı merkezi kalitesinden ya da memnuniyet anketlerinden ibaret değil. QNB Dijital Köprü katkılarıyla... Bu bölüm QNB Dijital Köprü hakkında tanıtım içerir. https://www.qnb.com.tr/dijitalkopru Yapay zekâ, markaların müşterilerini gerçek zamanlı tanımasını, davranışlarını tahmin etmesini ve kişiselleştirilmiş aksiyonlar almasını mümkün kılıyor. Peki bu dönüşüm pratikte nasıl gerçekleşiyor? Bu bölümde Dünya Trendleri'nden Murat Hacıoğlu ile yapay zekâ destekli müşteri zekâsı kavramını, veriyi gelire dönüştürmenin zorluklarını, müşteri kaybını öngören yeni modelleri ve otomasyon ile insan dokunuşu arasında doğru dengeyi konuşuyoruz. Önümüzdeki 2–3 yılda müşteri deneyimini kökten değiştirecek gelişmelere de birlikte bakıyoruz. (00:00) - Açılış (02:00) - b2 metric'in hikayesi (03:48) - Son dönemde sıkça duymaya başladığımız ‘yapay zekâ destekli müşteri zekâsı' kavramı aslında ne anlama geliyor? (12:22) - Siz ‘sırada ne olacağını tahmin eden yapay zekâ' diyorsunuz. Bu tahminler nasıl yapılıyor? Yani sistem hangi verileri analiz ediyor, hangi sinyallerle müşteri davranışını öngörüyor?” (19:20) - Veriyi gelire dönüştürmek, bugün herkesin hedefi. Ama birçok şirket bu yolda zorlanıyor. Sizce bu dönüşümün önündeki en büyük engeller neler? Veriden içgörüye, içgörüden aksiyona geçiş nasıl başarılır? (25:10) - Yapay zekâ her şeyi tahmin edebiliyor ama müşteri ilişkilerinde insan dokunuşu hâlâ çok değerli. Sizce markalar bu dengeyi nasıl kurmalı? Tam otomasyon mu, yoksa ‘insan destekli yapay zekâ' mı geleceğin modeli olacak? (27:13) - Önümüzdeki 2–3 yılda müşteri deneyimini tamamen değiştirecek en büyük AI gelişmesi ne olacak sizce? Ve siz bu geleceği nasıl tasarlıyorsunuz? (29:25) - Kitap Önerisi Steve Jobs - https://www.goodreads.com/book/show/11084145-steve-jobs?from_search=true&from_srp=true&qid=bBTrxQ8rig&rank=1 Sosyal Medya takibi yaptın mı? X - https://x.com/dunyatrendleri Instagram - https://www.instagram.com/dunya.trendleri/ Linkedin - https://www.linkedin.com/company/dunyatrendleri/ Youtube - https://www.youtube.com/c/aykutbalcitv Goodreads - https://www.goodreads.com/user/show/28342227-aykut-balc Bülten - https://dunyatrendleri.substack.com/ aykut@dunyatrendleri.com Bize bağış yapıp destek olmak için Patreon hesabımız – https://www.patreon.com/dunyatrendleri Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde Emin ve Ömer absürt haberlerden yola çıkıyor, tüketim kültürünün derinliklerine iniyor. Influencer'lardan Labubu çılgınlığına, Dubai çikolatasından matcha furyasına… Gerçekten tüm bunlara ihtiyacımız var mı, yoksa sadece “influence” mı ediliyoruz? Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Matcha ile sınırlarımızı zorladığımız o bölüm
Yazın sonuna doğru Sakız Adası'na gittim.Orada Nea Moni Manastırı'nı gezerken Yunan halkının ve Sakız Adası sakinlerinin "Sakız Katliamı" dedikleri bir tarihsel olayla karşılaştım.Türklerin de içinde olduğu ve bu kadar kritik bir olayı hiç bilmememizi garipsedim ve "Tam da Yeni Haller'e yakışır bu hikaye" diyerek araştırdım.Yani başka hiçbir yerde bulamayacağınız bir hikayeyle karşınızdayım.Biraz adanın tarihinden bahsettim, biraz da Yunan milli kimliğinin oluşmasına -Osmanlı tam tersini arzu ederken- vesile olan bu olayı ve sonrasında yaşananları anlattım.İyi dinlemeler.Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBir de bu sezon spor basınımızda apayrı yeri olan, ben ustam olarak kabul ettiğim Yiğiter Uluğ'la T24'ün Youtube kanalında bir spor programına başladık. Korkmayın, sadece futbol konuşmuyoruz. Hele sahadaki skorları, maçları hiç konuşmuyoruz. Yeni Haller tadında spor sohbeti isteyenler için:Yiğiter Uluğ ve Eray Özer'le GazozunaBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
HAYATIMIN EN ACI DERSİ İspanya'nın güneyinde Estepona isimli küçük bir kasabada büyüdüm. On altı yaşındayken bir sabah babam benden kendisini arabayla 30 kilometre uzaktaki bir köye götürmemi istedi. Ancak onu Mijas'a götürdükten sonra arabayı bakım için yakındaki bir tamirhaneye bırakmam gerekiyordu. Araba kullanmayı öğrenmiştim fakat pratik yapmak için pek de fırsatım olmamıştı. Onun için bu teklifi hemen kabul ettim. Babamı Mijas'a götürdüm. Onu öğleden sonra saat dörtte alacaktım. Sonra arabayı tamirhaneye bıraktım. Birkaç saat vaktim vardı. Ben de tamirhanenin yakınında bir sinemada film izlemeye karar verdim. Fakat sinemada çok vakit geçirdiğimin farkında değildim. Saat altı olmuştu. Dolayısıyla iki saat geç kalmıştım. Babam, sinemaya gittiğimi öğrenirse bana kızabilirdi. Bir daha arabayı kullanmama izin vermezdi. Ona tamirhanede arabanın işini uzun sürdüğünü söylemeye karar verdim. Buluşacağımız yere vardığımda babamın caddenin köşesinde umutla olduğunu gördüm. Geç kaldığım için özür diledikten sonra ona arabanın işinin uzadığını söyledim. Bunun üzerine babamın bana nasıl baktığını asla unutamam. Babam: – Bana yalan söylediğin için çok üzüldüm Jason, dedi. – Ne demek istiyorsun baba? Gerçeği söylüyorum, dedim. Babam, bana tekrar baktı. – Sen geç kalınca tamirhaneyi aradım ve bir problem olup olmadığını sordum. Bana senin henüz arabayı almaya gelmediğini söylediler. Yani araba ile ilgili bir problem olmadığını biliyorum. Birden ne kadar büyük bir suç işlediğimi anladım ve babama gerçeği itiraf ettim. Babam beni üzgün bir şekilde dinledi. – Kızgınım ama sana değil, kendime. Eğer sen bunca yıldan sonra bana yalan söyleyebiliyorsan demek ki ben iyi bir baba olamamışım. Kendi babasına bile yalan söyleyebilen bir çocuk yetiştirmişim. Eve yürüyerek döneceğim ve bu arada neyi yanlış yaptığımı düşüneceğim. – Ama baba... Eve 30 kilometre yol var ve hava da karardı. O kadar yolu yürüyemezsin, dedim. Babam, ne özür dilemelerime, ne itirazlarıma, ne de diğer söylediklerime kulak astı. Onu hayal kırıklığına uğratmıştım ve hayatımın en acı derslerinden birini almak üzereydim. Babam, tozlu yollarda yürümeye başladı. Ben de arkasından arab ile onu izliyordum. Ondan özür diliyor ve arabaya binmesini rica ediyordum. Maalesef beni duymazdan geliyor ve üzgün bir şekilde yürümeye devam ediyordu. 30 kilometre boyunca 10 kilometre süratle onu takip ettim. Babamın hem bedensel hem de duygusal olarak bu kadar sıkıntı çekmesine şahit olmak hayatımın en üzücü ve acı veren dersi olmuştur. Aldığım bu dersten sonra bir daha yalan söylemedim. Jason BOCARRO
Mobil uygulama pazarında rekabet her zamankinden daha yoğun.Günümüzde bir kullanıcı ortalama 80'den fazla uygulama indiriyor ama bunların yalnızca 9'unu düzenli olarak kullanıyor.Veriler gösteriyor ki, yeni indirilen uygulamaların %77'si ilk hafta içinde terk ediliyor ve 7. gün retention oranı %10'un altına düşüyor.Yani markalar milyonlarca liralık reklam bütçesiyle kazandıkları kullanıcıları sadece birkaç gün içinde kaybediyor.Peki neden?Neden kullanıcılar uygulamayı indiriyor, birkaç gün deneyimliyor ve sonra bir daha geri dönmüyor?Bu sorunun cevabı yalnızca reklam stratejilerinde değil, ürün deneyiminin kendisinde gizli.Bu bölümde, kullanıcı davranışlarını bilimsel bir gözle inceliyoruz.Kognitif psikoloji, davranışsal ekonomi ve UX araştırmalarının verilerini birleştirerek, retention'ı etkileyen görünmez unsurları konuşacağız.Kullanıcıların 7. günden sonra neden terk ettiğini anlamak, aslında onların ilk 7 saniyede yaşadığı deneyimi anlamaktan geçiyor.Kullanıcıyı tutmanın yolu, yalnızca daha fazla bildirim göndermekten ibaret değil.Onboarding akışında ne kadar adım var?Kullanıcı ilk başarı hissini kaçıncı saniyede alıyor?Arayüz, beynin bilişsel yükünü azaltacak kadar sade mi?İşte tüm bu sorular, retention'ın görünmeyen anatomisini oluşturuyor.Psikolojik olarak kullanıcı, bir uygulamayı ilk günlerde üç temel motivasyonla kullanır: merak, fayda ve ödül beklentisi.Eğer uygulama bu üç alanda da tatmin sağlamazsa, kullanıcı zihninde bir “bırakma kararı” oluşur.Bu karar çoğu zaman farkında olmadan alınır.Yani kullanıcı uygulamayı silmeye bile gerek duymaz; sadece bir daha açmaz.Bu noktada mikro etkileşimler devreye giriyor.Küçük animasyonlar, ilerleme barları, kişisel mesajlar ya da başarı rozetleri…Hepsi beyinde dopamin salınımını tetikleyen mikro ödüller yaratır.Ve bu, kullanıcıyı geri döndürmenin en güçlü yollarından biridir.Ama retention sadece nöropsikolojiyle açıklanamaz.Veriye dayalı segmentasyon, doğru zamanda doğru ileti gönderimi de en az tasarım kadar etkilidir.Örneğin, Day 3'te aktifliği azalan kullanıcıya kişisel bir push bildirimi gönderildiğinde dönüş oranı ortalama %34 artar.Ya da ilk satın alma deneyimini 48 saat içinde yaşamayan kullanıcılar için oluşturulan kişisel e-posta zincirleri churn oranını %27'ye kadar düşürebilir.Bu nedenle retention, bir pazarlama eklentisi değil, ürün stratejisinin kalbidir.İlk dokunuştan 30. güne kadar devam eden bir yolculuktur.Eğer markalar kullanıcıyı anlamadan “harcama artırma” refleksiyle hareket ederse, elde tutma yerine sürekli kaybetme döngüsüne girer.Bölüm boyunca şunlara değiniyoruz:Onboarding akışında yapılan en büyük 5 hataUX/UI tasarımının retention üzerindeki bilişsel etkisiMikro etkileşimlerin duygusal bağa dönüşmesiDay 7 düşüşünü önleyen bildirim stratejileriRetention ölçüm metrikleri: Day 1, Day 7, Day 30 ve LTV analiziKullanıcı sadakatini artıran davranışsal tetikleyicilerVe en önemlisi, tüm bu adımların nasıl entegre edilmesi gerektiğini örneklerle anlatıyorum.Retention'ı artırmak, yalnızca kullanıcıyı içeride tutmak değil, aynı zamanda markanın sürdürülebilir büyümesini sağlamak anlamına geliyor.Bir kullanıcıyı kazanmak, ortalama bir markaya 8 ila 10 dolar maliyet çıkarırken, o kullanıcıyı tutmak yalnızca 1 doların altında bir yatırım gerektiriyor.Yani retention sadece bir metrik değil, bütçesel bir stratejidir.Bu bölümde, kullanıcı davranışlarının ardındaki psikolojiyi çözüp, markaların uygulama içi deneyimlerinde neden kayıp yaşadığını verilerle analiz ediyoruz.Kullanıcı kazanımı bir başlangıçtır ama sadakat bir sonuçtur.Sadakat ise planlı, ölçümlenebilir ve insana dokunan bir deneyimin ürünüdür.Ben Faruk Toprak.Bu bölümde, retention stratejilerini bilimsel perspektifle ele alıyor ve markaların neden 7. gün sendromuna yakalandığını derinlemesine inceliyorum.Eğer sen de uygulamanın indirilip unutulmasını değil, her gün aktif kullanılmasını istiyorsan, bu bölümü sonuna kadar dinlemelisin.
Ülkemizin çok değerli sporcular yetiştirdiği aşikar, son yıllarda ise takım sporlarında en çok ses getirenlerden biri A Milli Kadın Voleybol Takımımız. Kazandıkları kupalar kadar, kendilerinden emin duruşlarıyla birlik hissini ve kadın olmanın gücünü yeniden tanımlıyorlar. Peki bu dönüşüm nasıl oldu? Yani nasıl oldu da voleybol, diğer takım sporlarından kendini sıyırıp hepimizin ortak kalp atışına dönüştü? 111 Hz'in bu bölümünde voleybolun geçmişini, tarihe damga vuran maçları ve voleybolu yaygınlaştıran faktörleri inceliyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Aslı Candaş Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde Emin ve Ömer, site ve mahalle yaşamı arasındaki farklar ile bunların avantaj ve dezavantajlarını masaya yatırıyorlar. Konu konuyu açıyor ve erkeklerin berberlerine olan sadakatine ilişkin anılarını anlatıyorlar. Ayrıca geçtiğimiz hafta yaşanan trajikomik bir olay da gündeme geliyor: Bir müşterinin balıkla dövülmesi. Son olarak yeme ve içmeye ilişkin bir şeyler söylemezlerse olmaz! Markette satılan yumurta çeşitlerini değerlendiriyorlar. Bu dolu dolu ve eğlenceli bölüm sizleri bekliyor! Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Bölümde bahsettiğimiz “çipurayla dövülen müşteri” haberi
Her gün dünyada ortalama 250 milyon mobil uygulama indiriliyor.Ama araştırmalara göre bu uygulamaların %75'i ilk 3 gün içinde hiç açılmıyor.Yani insanlar indiriyor… ama kullanmıyor.Bu da markalar için hem ciddi bir bütçe kaybı hem de yanlış stratejinin açık göstergesi.Bu bölümde mobil uygulama reklamlarının perde arkasına iniyoruz.Google Ads, Meta ve TikTok gibi platformlarda uygulama indirme kampanyaları nasıl çalışır, neden bazı uygulamalar viral olurken diğerleri sessizce silinir, gerçekten işe yarayan stratejiler neler — hepsini detaylarıyla konuşuyoruz.Uygulama Reklamlarının Görünmeyen GerçekleriBirçok işletme uygulamasını tanıtmak için “App Install” kampanyaları açıyor ama asıl hatayı tam burada yapıyor.Çünkü mobil reklamcılıkta başarı sadece “indirme sayısı” değil, kullanıcının uygulamayı açma, kayıt olma ve işlem yapma oranıyla ölçülür.Eğer kullanıcı sadece indirip uygulamayı hiç açmıyorsa, o kampanya görünürde başarılı ama gerçekte zarar ettiriyor.Ben bu bölümde size kampanyaların nasıl daha akıllı çalışacağını, SDK'nin neden en kritik parça olduğunu, uygulama içi event'leri nasıl kurmanız gerektiğini ve algoritmanın gerçekten “kaliteli kullanıcı”yı nasıl öğrendiğini anlatıyorum.Ayrıca “kayıt olma”, “sepete ekleme” veya “satın alma” gibi davranış bazlı hedeflerin, indirme odaklı kampanyalardan nasıl çok daha yüksek ROI getirdiğini örneklerle açıklıyorum.App Store ve Play Store Optimizasyonu (ASO)Mobil reklamcılıkta çoğu kişi sadece reklam tarafına odaklanıyor, ancak işin %40'ı aslında mağaza sayfasında kazanılıyor.Bir kullanıcı reklamdan etkilenip uygulama sayfasına geldiğinde ilk 3 saniye içinde ikna olmalı.İşte o an, uygulamanın ekran görüntüleri, açıklama metni ve yorumları devreye giriyor.Bu bölümde App Store optimizasyonunun indirme oranlarına etkisini, doğru görsel seçiminin ve açıklama metinlerinin nasıl fark yarattığını konuşuyoruz.Küçük bir ipucu: farklı ikon ve görselleri A/B test etmek bazen maliyeti %20'ye kadar düşürebiliyor.Kampanya Stratejileri ve Hedefleme İpuçlarıEn hızlı indirme kampanyasını kurmak için önce doğru kampanya tipini seçmek gerekiyor.Google Ads tarafında “App Campaigns” üç farklı hedefleme tipi sunar: Install Volume, In-App Actions ve Value Optimization.Hangisini, ne zaman ve nasıl kullanmanız gerektiğini adım adım anlatıyorum.Ayrıca Meta Ads ve TikTok tarafında performansı artıran video formatlarını, CTA (Call to Action) tetikleyicilerini ve kullanıcı davranışına göre farklı mesaj kurgularını paylaşıyorum.Gerçek Kullanıcı Kazanmanın FormülüSadece indirme değil, kullanıcıyı elde tutmak da bir strateji işidir.Retention rate, LTV ve ROI gibi metrikler artık her kampanyanın omurgası.Bir uygulamanın başarısı ilk 7 gün değil, 30. gün aktif kullanıcı oranıyla ölçülür.Bu yüzden bu bölümde sadece indirmeyi değil, sadakat yaratmayı da konuşuyoruz.Uygulama reklamlarında yapılan en büyük 5 hatayı, doğru hedefleme stratejilerini ve veriye dayalı büyüme yaklaşımlarını örneklerle aktarıyorum.Veri, Ölçümleme ve MMP AraçlarıKampanyalarınızı yönetirken veriyi doğru analiz etmek her şeydir.Bu yüzden Firebase, AppsFlyer, Adjust veya Singular gibi ölçümleme araçlarının ne işe yaradığını ve neden zorunlu olduklarını detaylandırıyorum.Bu araçlar sayesinde hangi reklam kanalının gerçekten satış getirdiğini, hangi platformun kullanıcıyı elde tuttuğunu net biçimde görebilirsiniz.Yani “ucuz indirme” değil, değerli kullanıcı odaklı büyüme mümkün hale geliyor.Sonuç: Gerçek Başarı Ne İndirmede Ne Bütçede, DavranıştaBu bölüm, mobil uygulama sahipleri, reklam yöneticileri ve performans pazarlamacılar için tam anlamıyla bir rehber niteliğinde.Reklam bütçenizi boşa harcamadan nasıl daha fazla indirme elde edeceğinizi, kullanıcı davranışlarını analiz ederek nasıl sadakat yaratabileceğinizi öğrenmek istiyorsanız bu bölümü mutlaka dinleyin.
Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan bir araştırmaya göre, tuvaletteyken telefon kullanmak hemoroid riskini artırabilir. Yani, sürekli tuvalete giden biriyseniz, tuvalette geçirdiğiniz ekstra zaman size faydadan çok zarar verebilir.
Yapay Zeka İnsanlığı Silmeye mi Başladı SORA GerçeğiYapay zekanın hayatımıza getirdiği kolaylıkları konuşurken, aslında sessizce elimizden alınan bir şey var: kimliğimiz.Artık algoritmalar bizi bizden daha iyi tanıyor. Ne izlediğimizi, neyi sevdiğimizi, hangi duyguda olduğumuzu biliyor. Ama bu süreçte biz ne kadar “biz” kalabiliyoruz?Bu bölümde “Yapay Zeka İnsanlığı Silmeye mi Başladı SORA Gerçeği” sorusunun peşine düşüyorum.Çünkü bugün gördüğümüz dijital dönüşüm, sadece teknolojiyle ilgili değil, insan olma halimizin yeniden tanımlanmasıyla ilgili.Gerçek ile sanalın iç içe geçtiği bir dönemde, sosyal medyada gördüğümüz yüzlerin, seslerin, hatta karakterlerin gerçekten bir insana mı yoksa bir yapay zekaya mı ait olduğunu artık ayırt edemiyoruz.Yapay zekâ bizi birer “veri seti”ne dönüştürdü.Kişiliğimiz, zevklerimiz, tarzımız — hepsi ölçülebilir hale geldi.Artık “ben kimim” sorusu yerini “algoritma beni nasıl tanımlıyor” sorusuna bırakıyor.Kendimizi göstermek için içerik üretiyoruz ama o içerikler zamanla bizi şekillendiriyor.Profil fotoğrafımızdan ses tonumuza kadar her detay, dijital bir kimliğin yeniden kurgulanması anlamına geliyor.Bir de işin cinsiyetsizleşme boyutu var.AI tarafından üretilen karakterlerin çoğu artık nötr yüz hatlarına, belirsiz ses tonlarına sahip.Sanatta, modada, içerik üretiminde cinsiyet rolleri silikleşiyor.Bazıları bunu kapsayıcılık olarak görüyor, ama aslında insanın eşsizliğinin kaybolmasına neden oluyor.Yapay zekâ bizi farklı kılmıyor, birbirimize benzetiyor.Ve tam bu dönemde, OpenAI yepyeni bir platformla karşımıza çıktı: SORA.SORA, tamamen yapay zekalar tarafından yönetilen bir dijital evren.İnsan yerine yapay zekâ karakterlerin içerik ürettiği, konuştuğu ve etkileşim kurduğu bir sosyal medya dünyası.Yani burada artık “kullanıcı” değil, “yapay kimlikler” var.Kendine ait bir avatar, ses, hikâye oluşturuyorsun — ama hepsi algoritma tarafından besleniyor.OpenAI bunu “yaratıcılığın sınırlarını genişletmek” olarak tanımlıyor, ama aslında insan üretiminin sonuna doğru giden bir yol açıyor.Çünkü artık gerçeklik önemini yitiriyor.Bir videonun, bir sesin ya da bir paylaşımın arkasında bir insanın olup olmaması fark etmiyor.SORA, yapay zekânın sadece üretim aracı değil, kültürün yeni mimarı olduğunu gösteriyor.Gelecekte takip ettiğimiz hesapların arkasında kim olduğunu bile bilmeyeceğiz.Ama belki de artık bu kimseyi ilgilendirmeyecek.Çünkü algoritmalar için önemli olan “kimin konuştuğu” değil, “kimin etkileşim aldığı.”Peki insanlık bu denklemde nerede duruyor?Yapay zekâ bizi silmeye mi başladı, yoksa biz mi kendi kimliğimizi teslim ediyoruz?Gerçek soru bu.Ben Faruk Toprak.Bu bölümde yapay zekânın insan kimliğini nasıl dönüştürdüğünü, bizi nasıl kimliksizleştirdiğini ve OpenAI'ın SORA platformuyla başlayan yeni dijital kimlik çağını konuşuyoruz.Unutma, algoritmalar seni taklit edebilir ama kendin olma halini asla kopyalayamaz. Beni Instagram'dan takip etmek için tıklayın @frktprk.
Televizyonda ya da sosyal medyada gördüğümüz bir trajedi ilk başta kalbini sıkıştırıyor, gözlerini dolduruyor. Fakat kısa bir süre sonra elimizdeki telefonla biraz daha aşağı kaydırıyoruz akışı. Ve o trajediyi unutup hayatımıza devam ederken buluyoruz kendimizi. Dünyadaki trajedilere karşı kayıtsız kalabiliyoruz. Peki neden böyle olabilir? Yani insan neden yanlışlığından emin olduğu konulara kayıtsız kalır ve soyutlar kendini? 111 Hz'in bu bölümünde insanlığın, yaşanan acılara kayıtsız kalma sürecinin gerekçelerini inceliyoruz. İnsanın sınırlarını ve bu sınırların nelere mâl olabileceğini konuşuyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Dikkat dağınıklığıyla ilgili üç bölümlük serinin ikinci bölümünde bu konuda ortaya çıkan teorileri ve çözüm önerilerini konuşuyoruz.Dikkatimiz teknoloji devleri için en büyük metaya dönüşmüş durumda.Herkes dikkatimizi çekmenin peşinde.İşin kötü yanı onlar dikkatimizi çekmeye çalıştıkça, içeriklerini buna göre optimize etmeye başladıkça dikkatimizi verebildiğimiz süre kısalıyor. Süre kısaldıkça bu kez onlar giderek her şeyi daha kısa sunmaya başlıyorlar.Yani bir nevi yumurta-tavuk ilişkisi...Bir de üçüncü bölümümüz olacak. Orası süprizli!İyi dinlemeler.Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBölümde bahsi geçen Yeni Haller'in T24 Youtube kanalındaki özel içeriklerine şuradan ulaşabilirsiniz:T24 Youtube Yeni Haller ListesiBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Ömer uzun bir aradan sonra Easy Turkish Podcast ile geri dönüyor ve hem eski günleri hem de yeni maceralarını konuşuyoruz. İsviçre'nin masalsı manzaralarından Bern'in ayı geleneğine, parlamentonun önünde kurulan plaj voleybolu sahasından Lauterbrunnen'in Tolkien'e ilham veren doğasına kadar keyifli bir yolculuğa çıkıyoruz. Sohbet ilerledikçe konu vahşi yaşama uzanıyor; ayılar, timsahlar ve hayatta kalma hikâyeleriyle eğlenceli bir bölüm sizi bekliyor! Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro Emin: [0:12] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. Bugünkü bölümümüzde diğer bölümlerden farklı bir şekilde Ömer'le beraberiz. Ömer aslında Easy Turkish'in çok eski bir üyesi ama aynı zamanda da şu anda yeni üyesi tekrardan. Çok küçüklükten beri, eskiden beri aslında hayalimiz olan bir şey yapıyoruz Ömer'le. Çok eski de bir arkadaşız Ömer'le aynı zamanda. Emin: [0:39] Beraber podcast kaydedeceğiz bundan sonra. Evet Ömer, hoş geldin. Ömer geri döndü! Ömer: [0:44] Hoş bulduk. Buraya olan kalbî bağlılığımızda tekrar buradayız. Heyecanlıyım valla. Konuk olduk falan ama... Easy Turkish'lebu şekilde bir içerik üretmeyeli bayağı oldu. Mutlu ve heyecanlıyım. Emin: [0:56] Evet. Nasıl bir his tekrardan mikrofon karşısında konuşmak? Ömer: [0:59] Valla güzel. Özlemişiz bu heyecanı. Yani tabii şeyden farklı... Bundan önce hep kamera önündeydik. Şimdi bir kamera yok. Sadece mikrofonla baş başayız. O açıdan farklı. Ama o hissiyat, o heyecanı tekrar hissetmek güzel yani. Şey gibi... Dedim ya, böyle bir kalbî bağlılık var. İsmail Kartal - Fenerbahçe ilişkisi gibi yani. Emin: [1:22] Evet yani ne olursa olsun görev olduğunda asla hayır diyemeyen bir Ömer. Ömer: [1:27] Aynen aynen. Sen bana podcast dediğin anda ben zaten çoktan hazırdım. Hemen geldim yani. Çünkü o şeyi de özlemiştim gerçekten... Yani bu özlenecek bir şey gerçekten. Emin: [1:39] Easy Turkish bünyesinde olmasa bile seninle bir podcast çekelim fikrimiz vardı aslında. Ömer: [1:44] Kesinlikle. Emin: [1:45] Dedik Easy Turkish'ten neden olmasın? Bundan sonra Ömer'le beraber bölümlerimizdeyiz. Yine konuklar da alırız tabii ki. Üç kişi çektiğimiz, yeri gelir dört kişi çektiğimiz bölümler de olur. Ömer: [1:56] Evet. Emin: [1:57] Ama ana hostlar olarak, sunucular olarak diyeyim, ben ve Ömer devam edeceğiz bir süre. Evet Easy Turkish bünyesinde beş sene önceki Ömer'le şu anki Ömer arasında nasıl farklar var? Bize bahsetmek istediğin değişiklikler var mı hayatında? Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Once again, the NYTimes crossword has delivered the perfect blend of joy and education in one neat bundle. The joy comes from, primarily, the theme -- which we will say no more about here, but we have plenty to say about it in the podcast. The education comes from clues like 69A, Yani ___, youngest pro golfer to win five major championships, TSENG), and our absolute favorite, something that sounds like it came from the pen of Douglas Adams, 57A, Early PC game whose nonsense working title stuck, ZORK. We were also quite partial to 5A, Units equal to nine inches, SPANS.tldr; a terrific Simeon Seigel crossword, his streak of awesome Thursday crosswords remains unbroken!Show note imagery: The Argo, under full sailWe love feedback! Send us a text...Contact Info:We love listener mail! Drop us a line, crosswordpodcast@icloud.com.Also, we're on FaceBook, so feel free to drop by there and strike up a conversation!
Evet sevgili Yeni Haller dinleyicileri.Yaz tatiline girmiyor ama yaza özel minik bir format değişikliğine gidiyoruz. Sadece yaz boyunca.Peki, nasıl bir değişiklik bu?Şöyle efendim: Gündemi Yeni Haller gibi yorumluyoruz. Herkesin baktığı yerden bakmamaya çalışarak ve herkesin tercih ettiklerinin yanı sıra Yeni Haller'e yakışacak gündem başlıklarını bularak.Dolayısıyla geride kalan haftada olanlardan sadece haberdar olmayacak, olan biteni dinlerken her daim işinize yarayacak yeni bilgiler öğrenerek ayrılacaksınız bölümden.Yani, umarım... :)(He bu arada, beğenirseniz bana yazın. Sosyal medya olur, e-mail olur... Hepsi aşağıda var. Yazın zira eğer beğenirseniz Eylül'de bunu videolu çekip hem podcast hem de videocast olarak Youtube ve diğer mecralara yüklemeyi düşünüyorum.)Klasik Yeni Haller ise Eylül'den itibaren devam edecek tabii... (Haftada iki bölüm olacak yani!)Bu hafta neler anlattım peki?Türkiye'nin gündemi: Belediyeler ve yangınlarTrump-Musk kavgasında 2. perdeABD'nin enerji kriziMeta'nın OpenAI'dan eleman araklaması ve gelişenlerOpenAI'ın yeni YZ "gadget"ıAzerbaycan, Ermenistan ve bu ikilinin Rusya'yla ilişkileriFIFA Kulüpler Dünya Kupası'na aşırı uyuz olmam(Epey de doluymuş ya!)İyi dinlemeler.Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBölümde bahsi geçen Yeni Haller'in T24 Youtube kanalındaki özel içeriklerine şuradan ulaşabilirsiniz:T24 Youtube Yeni Haller ListesiBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
It's no secret to our listeners that Yani of Power Plant Motorcycles is one of my favorite builders! I have always been a fan of his style of builds, from the choppers to the FXRs. In this podcast, we discuss some of his design cues and his Harley-Davidson Born Free 16 build. Power Plant Instagram https://www.instagram.com/powerplant/ The Fast Life Garage Youtube https://www.youtube.com/@TheFastLifeGarage Join our Patreon community to gain access to our Patreon-only podcast, Garage Talk, our chat room, and ad-free episodes! https://Www.patreon.com/fastlifegare Big thanks to our Show Sponsors ⚡️ @arlennessmotorcycles https://www.arlenness.comics offer code “FASTLIFE10” for 10% off ⚡️ @lexinmoto https://www.lexin-moto.com Offer code “fastlife” for 15% off ⚡️ @cowboyhdaustin https://www.cowboyharleyAustin.com ⚡️ @customdynamics Https://www.customdynamics.com ⚡️ @lawtigersdallastexas https://lawtigers.com 1-800-LAW-TIGERS