POPULARITY
Categories
1981'de işlenen basit bir market soygunu, sahibi Carol Morgan'ın canına mal olmuştu. Fakat bu aslında bir soygun değil, incelikle planlanmış bir cinayetti. O kadar iyi planlanmıştı ki katilin ortaya çıkması 43 yıl sürdü. Takıntılı bir polis dedektifi, 40 yıl önce öldürülen bir kadın için adalet sağlamaya karar verince, yılların üstünü örttüğü bütün sırlar açığa çıkmaya başlayacak. Sunan: Sezgi Aksu Hazırlayan: Elif Danyal Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal Yapımcı: Podbee Media Canlandıranlar: Dedektif Foster: Robar Adar Özdemir Jane Bunting: Hazal Beril Çam Allen Morgan: Metin Bozkurt Charlotte Morgan: Şevval Balkan Polisler: Umut Coşkun, Ada Suay Tekdal Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Geldik Epstein meselesine. Asimov üstadım kusura bakma seni şöyle köşeye alıcaz birazcık Geçtiğimiz günlerde, en az 20 senedir devam eden bir dizi soruşturmayla ilgili milyonlarca belge lap diye önümüze kondu, ve Epstein Dosyaları yeniden herkesin gündemine oturdu. Fakat bence işin yanlış kısımları gündeme oturdu. Bugünkü amacım dosyalara derinlemesine dalıp sapla samanı ayırmak değil; ben dosyaların içeriğinden ziyade toplanma sürecine odaklanacağım. Eğer siz de benim gibiyseniz, bu hengame içinde, her şeyin nasıl başladığını unutmuş olabilirsiniz. İşin sapkınlık tarafı, buzdağının görünen kısmı. Konular: 00:00 Yanlış gündem 04:20 Failing upwards 07:37 Victoria's Secret 09:58 İlk soruşturma 14:25 Grand Jüri 17:56 FBayyyyy 19:57 Gelecek bölüm Kaynaklar: NYT Haber: Scams, Schemes, Ruthless Cons: The Untold Story of How Epstein Got Rich - Bu bölüm reklam içermektedir
Kafa karıştırmaktan ve kafa karıştırıcı sözler söylemekten ve dinlemekten hiç hoşlanmam. Karıştırma kelimesinin Osmanlı Türkçesindeki karşılığı da halt etmektir. Fakat bu karıştırmak kelimesinin bir de müspet yönü vardır. Mesela rahmetli Prof. Dr. Ahmed Süheyl Ünver arada bir, ömür kısa, kitap çok, hepsini okumaya vakit yok. Öyleyse en iyi iş kitap karıştırmaktır. Hangi konunun, hangi kitapta olduğunu böylece öğrenmiş olursunuz, bu da size kapıları açacak bir anahtarı verir.
Almanya, İngiltere ve Avustralya'da Filistinlileri desteklemek için gösterilere katılanlara gittikçe daha sert müdahale ediyor. Fakat bununla paralel olarak özellikle ABD merkezli olmak üzere Siyonist Yahudilere yönelik tepkiler de artmaktadır. Şimdiye kadar Siyonist Yahudilere yönelik tepkiler daha çok soykırım suçuyla doğrudan ilişkilidir. Bunu antisemitizm olarak tanımlamak mümkün değil. İsrail'in Gazze'de sergilediği vahşet tüyler ürpertici boyutlara ulaştığı için sözlü tepkileri daha çok düşünsel bir çıkış olarak görebiliriz. Almanya, İngiltere ve Avustralya devletinin tavrı ise umumî tepkilerden oldukça farklıdır. Onlar da Filistin taraftarlarına çok sert müdahale ediyor. Ekranlara yansıyan görüntülere bakıldığında İsrail'in sergilediği vahşetten geri kalmadıklarını söyleyebiliriz. İkisini aynı kategoride değerlendirmemiz belki abartılı görülebilir fakat ortam farklılığını göz önünde bulundurduğumuzda Almanya, İngiltere ve Avustralya'nın Filistin taraftarlarına yönelik tavrının daha vahşice olduğunu bile söyleyebiliriz.
Musa (a.s.)'ın amcasının oğlu büyük servet sahibi Karûn, kendisinden zekâtı istendiği zaman vermemek için Musa (a.s.)'a zina iftirasında bulundu. Bir rivayete göre Musa (a.s.), abdest alıp namaz kıldı ve ağladı. "Yâ Râb! Senin düşmanın, benim eziyet edicim, benim rüsvâ olmamı ve ayıplanmamı istiyordur. Beni, onun üzerine, musallat kıl!" diyerek duâ etti. "Yere dilediğini, emret! Sana, itâat edecektir!" diye vahy olundu. Bunun üzerine, Musa (a.s), yere: "Ey yer! Tut onları yut!" dedi. Karûn'un konağı sarsıldı.Yer, Karûn'u ve adamlarını, topuklarına kadar, tutup yuttu. Karun: "Ey Musa! Bana acı" diye sesleniyordu. Musa (a.s.):"Ey Yer! Tut onları yut!" dedi.Konak, sarsıldı. Kârun ile adamları, dizlerine kadar, yere battılar. Karûn ise, Musa (a.s.)'a :"Ey Musa! Bana acı!" diye yalvarıyor ve sesleniyordu. Musa (a.s.): "Ey Yer! Tut onları yut!" dediği zaman, konak, sarsıldı. Karûn ile adamları, alınlarına, kadar, yere, battılar. Karûn ise, Musa (a.s)'a yalvarıyor: "Ey Musa! Bana acı!" diyordu. Musa (a.s.), tekrar, yer'e: "Ey yer! Tut onları yut!" dediği zaman, yer, Karûn'u ve adamlarını konaklarıyla birlikte tamamıyla yuttu. Rivayete göre, Karûn ve adamları, kıyamete kadar her gün, bir insan boyu yerin dibine geçirilmektedir. (Taberi) “Kârûn, Firavun ve Hâmân'ı da helâk ettik. Halbuki Mûsâ onlara apaçık mûcizeler getirmişti. Fakat onlar ülkede büyüklük taslayıp insanları ezmeye devam ettiler. Neticede onlar da, azabımızdan kaçıp kurtulamadılar.” (Ankebut s. 39) (M.Asım Köksâl, Peygamberler Tarihi, s.84-89)
Bazı cümleleri okurken yüreğiniz sıkışabilir, mideniz bulanabilir. Tüm dünyanın dehşetle takip ettiği Epstein ifşalarından ayıkladıklarım üzerinden yaptığım okuma beni dehşete düşürdü çünkü. Fakat şunu da ifade edeyim: Duygularımız, “Bu kadar alçalmış olamazlar” diyemeyecek kadar körelmiş olabilir.
Caner Taslaman'ın "Hayretten Hayranlığa: Aforizmalarım" adlı kitabından alıntılara yer veriyoruz. - İman için aklı reddedenler, imanı en büyük dostundan mahrum ederler. - İnsan aklını sürekli anlamaya davet eden Kuran, aklı kullanmayı ibadet seviyesine yerleştirir. Bu, bilgeliğe en üst seviyede bir değer kazandırır ve Allah'tan dolayı bilgiyi sevmeyle, bilmekten dolayı Allah'ı sevmeyi kaynaştırır. Bildikçe sever, sevdikçe Allah'ın davetinden dolayı daha çok bilmek istersiniz. Bu, felsefenin şükürle birleşmesidir. - İçimizde fıtratın delilleri, evrende muhteşem sanatın ve kudretin tezahürleri, elimizde Kuran'ın ayetleri varken Allah'tan nasıl şüphe edilir? - Bilimin ayrı, felsefenin ayrı, dinin ayrı hakikatleri olamaz. Fakat yanlış bilim, yanlış felsefe ve yanlış din anlayışları olabilir. - Akıl temelli deliller, bir yandan Kuran'a inanıp da inancını temellendirmek isteyenlere istediklerini sunarken; bir yandan da Kuran'ın otoritesini kabul etmeyenlerle insanlığın ortak zemini olan akıl üzerinden irtibat kurmak için aracı görevi görürler. - Ne mutlu Allah'ın yarattığı evrenin, verdiği aklın, biçimlendirdiği benliğin ve gönderdiği Kitap'ın çelişmediğini bilenlere! - Salt bilimle evrenin duyulmayan sesini duyarız, bilim-din birlikteliğiyle ise muhteşem bir müziği dinleriz. - Temel soru atomu nasıl gördüğümüz değil, görmenin nasıl var olduğudur. - Eğer evren düzensiz, kaotik bir yer olsaydı, insan hiçbir zaman bebeklikteki şaşkınlığından çıkamazdı. - Akılla alevlenen duyguya, duyguyla beslenen akla ihtiyacımız var. - “Rabbim kim?” diye sorarak Yaratıcısı ile irtibat isteyen bir fıtrat yaratan Allah'ın, bu soruya cevap vermemesi düşünülemez.
Peygamberler hakkında ismet, emanet, sıdk, fetanet, tebliğ gibi özellikler vâcip (zorunlu), bunların zıtları olan mâsiyet (günâh), hıyanet, yalan, gaflet, hakikati gizlemek gibi özellikler imkânsız, nefrete yol açacak bütün kusurlardan uzak ve salim oldukları ise tartışmasız bir gerçektir. Fakat peygamberlik makamına ve yüksek derecelerine zarar vermeyen beşerî durumların ve vasıfların onlarda da bulunabileceğinin cevazında şüphe yoktur.Imânın kemal derecesine ulaşabilmesi için, aşağıdaki hususların ayrıntılı olarak delilleriyle bilinmesi gerekir. Yüce peygamberler hakkında zorunlu olan "ismet" ve "emânet", onların görünen ve görünmeyen bütün yönlerinin her türlü günâh ve hıyanetten temiz olması demektir. Yüce peygamberlerimizin hepsi, kibir, haset ve riya gibi rûhî kötülüklerin hepsinden tamamen uzak ve mukaddes oldukları gibi, görünen her türlü yasakları işlemekten korunmuş bulunduklarının, kesin olarak bilinmesi gerekir. İsmet ve emânetin zorunlu, günâh ve hıyanetin imkânsız olmasına aklî delilimiz de şundan ibarettir: Eğer onlar günâh işleyip -hâşâ- doğru yoldan sapmış olsalardı, bizim de bu yola girmekle emrolunmuş olmamız gerekirdi. Çünkü Cenâb-ı Hak bizlere onların kendilerine özgü niteliklerinin dışındaki bütün söz, fiil ve davranışlarına uymamızı emretmiştir. Yüce bir kişiliğe sahip olan peygamberler için zeki (fetanet) ve uyanık olmanın zorunluluğu da çok açıktır. Çünkü zeki olmayıp gaflet içerisinde bulunsalar ümmetlerine delil ortaya koyamazlar ve onlara doğru yola ikna etmek için güzellikle mücadeleye güç yetiremezler. Bu ise kendilerinin gönderilmesindeki "doğru yola iletme" amacına zıt olduğu için, yüce peygamberlik makamına uygun düşmez. Bundan dolayı gaflet ve uyanık olmama vasfının onlar için imkânsız olması gerekir. (Manastırlı İsmail Hakkı, Telhîsu'l-Kelâm fî Berâhîni Akâidi'l-İslam, s.166)
Sahibi, yaşlı atın kolanını çözdü, semerini ve altındaki keçeyi çıkardı, bir kenara koydu. Boynundaki yuları alıp çiviye astı. Atı araziye saldı. Fakat at hemen gitmedi. Yıllardır yoldaşlık ettiği ve huyuna suyuna alışkın olduğu sahibinden kolay ayrılacak gibi görünmüyordu.
Komşularımız, ev halkımızdan sonra yüzlerini en çok gördüğümüz kimselerdir. Bu sebeple onların dindar ve iyi ahlâklı kimseler olması arzu edilir. Fakat kendilerini seçmek elimizde olmadığı için komşularımızın gayri müslim ve kötü ahlâklı olmaları da mümkündür. Komşunun gayri müslim olması, bir müslümana, ona karşı komşuluk hakkını gözetmeme yetkisini vermez. Komşular bazan bir akrâba gibi birbiriyle içli dışlı oldukları için güzel geçinmeleri, birbiri hakkında iyi şeyler düşünüp mutlu olmalarını istemeleri, mallarının ve canlarının zarar görmemesi için gayret etmeleri, komşusu hatalı bir iş yapmaya kalktığında veya bir konuda komşusunun görüşünü almak istediğinde ona doğru yolu göstermeleri başlıca komşuluk haklarıdır. Buna ilave olarak zaman zaman birbirlerine hediye göndermeleri, karşılaştıkları zaman birbirinin yüzüne gülüp selamlaşmaları, yardıma çağırdıkları zaman hemen gitmeleri gibi iyi komşuluk esaslarını saymak mümkündür. Hz. Âişe (r.anha)'dan rivayetle bir hadiste Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım." Hz. Âişe (r.anha) komşuluk mesafesini açıklarken evin her cephesinden kırkar hânenin komşuluk hakkı bulunduğunu söylemiştir. Komşusuna güven vermemek, onu hep şüphe ve tedirginlik içinde bırakmak insana cenneti kaybettirecek kadar büyük bir günâhtır.Ebû Hüreyre (r.a.)'ın rivayetine göre Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Yapacağı fenalıklardan komşusu güven içinde olmayan kimse cennete giremez" Nebi (s.a.v.)'in "Allâh'a ve âhiret gününe inanan bir kimse komşusuna eziyet etmesin, iyilik etsin" buyruğu, iyi mü'minin iyi komşu olduğunu göstermektedir. (İmam Nevevi , Riyâzü's-Salihîn, C: 2 – S. 392)
Bir şeyin ayıp kabul edilmesi insanın utanma bilincinden kaynaklanır. Utanmanın bir duygu olduğu söylenir ve böyle bir duygumuz olduğu doğrudur. Fakat utanma duygusunun kaynağı, aklın kendisine ve başka şeylere dair ikinci farkındalığa sahip idrakidir. Yani kendi varlığına dair açık bir farkındalığı bulunmayan bir nesnede utanma bilinci ve bunu izleyen utanma duygusu meydana gelmez. Bu sebeple utanmanın köklendiği zemin, insanın kendi varlığının saygınlık ve mahremiyetine dair kavrayışıdır. Nitekim bu bilinç ve duyguyu ifade etmek için kullandığımız “hayâ” kelimesi, hem bilinç hem de duygu yönleri dikkate alınarak “nefsin çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terketmesi” veya “kötü bir işin yapılmasından veya iyi bir işin terkedilmesinden dolayı insanın yüzünü kızartan sıkıntı” şeklinde açıklanır (TDV İslam Ansiklopedisi, Haya md.).
Türkiye kamuoyunda Menzil Şeyhi olarak bilinen Seyyid Abdulbâki Elhüseynî Hazretlerinin vefatının ardından yaşananlarla alakalı hemen her platformda kimi yanlış kimi doğru pek çok şey yazıldı, söylendi, hâlen de konuşulmaya ve yazılmaya devam ediyor. Kırk senedir merhabam olan bu kapıyla alakalı, vefatın akabinde çektiğim bir video dışında şimdiye kadar bir şey yazmadım ve söylemedim. Fakat geçtiğimiz günlerde bir gelişme yaşandı. Problemleri çözmeye dönük bu güzel gelişmeyi görünce meseleyi anlayabildiğim kadarıyla ele almak istedim.
Ölü hayvan, hırsızlık malı, içki, domuz, vakıf malları ve bunlar gibi haram olan nesneleri yemek midenin âfetlerindendir. Oruç tutma kastı veya misafirden utanma meselesi yoksa fazla yemek, bedene zarar veren toprak, çamur ve benzeri şeyleri yemek ve içmek de mide âfetlerindendir. İçinde necis bulunan yılan eti ve kunduz gibi hayvanları tedavi için yeme hususunda görüş farkları olmuştur: Hastalık için bunlardan başka tedavi çaresi olmadığında caizdir, diyenlere karşılık, tedavi bunlara inhisar etmese bile şifâ oldukları biliniyorsa yenmeleri caizdir, diyenler de olmuştur. Fakat ihtiyata daha uygun olanı, bu gibi necis şeylerden mutlaka sakınmaktır. Sokaklarda halka karşı bir şeyler yemek, yolda yürürken bir şeyler çiğnemek, kabristanda yemek yemek, kahkahayla gülmek ve cenaze vuku bulan evde cenaze dolayısıyla hazırlanmış yemekten yemek mekruhtur. Sofrada kendi önüne gelen kısımdan değil de kabın ortasından veya başkasının önüne gelen kısımdan yemek mekruhtur. Ancak bir kaç çeşit yemek bulunursa o takdirde sofra ortasına el uzatılır. Ağızda arta kalan yemek kalıntılarını ve bir de sümük, tükrük ve balgamı kıble cihetine ve câmilerin içine atmak da mekruhtur. Bardağın kırık tarafından su içmek ve su içerken bardağa solumak da böyledir. Aşırı sıcak yemek yemek ve koklamak da mekruhtur. Fâsıkların, riyakârların ve emirlerin yemeğini yemek, zorla alındığı ve içinde hoş karşılanmayan bir şey olduğu bilinmiyorsa, haram değildir, belki müstehabdır. (Birgivi, Tarikatü'l-Muhammediyye Tercümesi, s. 445)
Ensardan, sahâbiye bir hatun olan Hz. Esma bintiYezid (r.anha), Resûlullâh (s.a.v.) huzuruna gelerek:"Ya Resûlullâh (s.a.v.), anam babam sana feda olsun, Müslüman hanımlar tarafından elçi olarak yanınıza geldim. Şüphesiz Allâhü Teâlâ sizi erkek ve kadınlara Peygamber olarak gönderdi. Bundan dolayı bizkadınlar topluluğu sana iman ettik. Allâh'a iman ettik.Fakat biz kadınlar evlerde koruma içinde ve örtülerimizde kapalı duruyoruz. Beylerimizi evlerinde bekliyoruz.Onların arzuları bizimle tamamlanıyor. Onların çocuklarını karnımızda taşıyoruz. Bütün bunlara rağmen birçoksevaplı işlerde, erkekler bizi geçiyorlar. Onlar Cuma namazına ve cemaatle namaz kılmaya katılıyor, hastalarıziyaret ediyorlar, cenazelere katılıyorlar. Hac üzerinehac yapıyorlar. Bütün bunlardan daha üstünü cihadediyorlar. Onlar hac, umre ya da cihad için gidince bizkadınlar onların mallarını koruyor, onlara elbise hazırlıyoruz. Onların çocuklarına bakıyoruz. Acaba biz onlarınsevabına ortak değil miyiz?"Resûlullâh (s.a.v.) bunu duyunca Sahabe Kirâm(r.a.e.)'e dönerek, "Siz din hakkında bu kadındandaha iyi soru soran birini duydunuz mu?" buyurdu.Sahabîler (r.a.e.) "Ya Resûlullâh (s.a.v.), biz bir kadınınböyle soru sorabileceğini hiç düşünemezdik." dediler.Ondan sonra Resûlullâh (s.a.v.), Hz. Esma (r.anha)'yadönerek şöyle buyurdu: "Dikkatli dinleyip anla. Senigönderen kadınlara şöyle de "Kadının kendi kocasıyla iyi geçinmesi, onu memnun edecek şeyleriaraştırıp ona göre hareket etmesi (onların işlediği)bütün amellerin sevabına eşittir." Hz. Esma (r.anha)cevabı duyunca son derece sevinçli olarak geri döndü.(Zekeriya Kandehlevi, Fezaili Amal, s.124)
Abdest alan kimse, yüzünü üç defa yıkadıktan sonrasakalını hilaller, fakat üç defadan fazla hilallemez. (İhramlı olan kişilerin durumu bu hususta farklı olup onların, sakallarını hilâllemeleri mekruhtur; zira bu, sakalkıllarının düşmesine sebep olur.)Eğer sakal sık olup altındaki deri görülmüyorsa, sakalın altındaki deriyi yıkamak farz değildir. Suyu, sakalınüzerinden geçirmek yeterlidir. Fakat eğer sakal seyrekolup altındaki deri görülüyorsa, sakalın altındaki deriyiyıkamak farzdır.Her bir uzvu, üzerinden su akıttıktan sonra ovalamakve böylece uzuvların güzelce ıslanmasını ve kuru hiçbiryer kalmamasını sağlamak sünnettir. (Özellikle de kışmevsiminde ovmaya ehemmiyet vermelidir, ta ki uzuvgüzelce ıslansın ve kuru bir yer kalmasın.)Abdest alan kimsenin, özürsüz olarak başkasındanyardım almaması, abdest esnasında dünya kelâmı konuşmaması, (Yani faydasız, mâlâyânî ve gereksiz şeyler konuşmamasıdır, gerekli olan bir şeyi söylemesindeise bir beis yoktur.) her bir uzvu yıkarken besmele çekmesi, suyu kullanma hususunda israfta ve ifratta bulunmaması, uzuvları üçten fazla yıkamaması, suyu yüzüneçarpmaması, suyu, üfürmek sûretiyle saçmaması, dudaklarını ve gözlerini sıkıca yummaması müstehaptır.Eğer dudakları ve gözleri sıkıca yumacak olursa dudakta veya göz kenarlarında kuru yer kalabilir ve böyleceabdest sahih olmaz.Abdest alan kimse yüzük ve benzeri şeyleri hareketettirir, ki böylece su, altına da ulaşsın. Eğer yüzük, altına su ulaşamayacak derecede sıkı olursa onu mutlakahareket ettirmek veya çıkarmak gerekli olur.(Eşref Ali et-Tehânevî, Hanefi İlmihali, s.55-56-57)
Hazrec kabilesinin efendisidir. Ebu Sabit ile künyelenirdi. Cahiliyye'de yazı yazmasını bilirdi. Yüzücülüğüve ok atıcılığı iyiydi. Bu yüzden ona: “el-Kamil” denilirdi. O, babası ve çocukları cömertlikleriyle meşhur idiler.Onların bir yemekhaneleri vardı ve her gün kapısında:"Yağ ve et isteyen Düleym b. Harise'nin yemekhanesinegelsin.” diye seslenilirdi. Hz. Sa'd (r.a.)'ın yemek kabıPeygamber (s.a.v.)'in ve hanımlarının evine gönderilirdi.Akşam olunca suffe ashabından bir kişi, iki kişi veya birtopluluğu evine götürenler olurdu. Hz. Sad (r.a.) ise evine seksen kişi götürürdü. Hz. Sa'd (r.a.) şöyle dua ederdi: “Allâh'ım bana cömertlik yapabileceğim mal bağışla.Zira azı beni ıslah etmez.”İbn Abbas (r.a.)'ın rivayetine göre: “Resûlullâh(s.a.v.)'in her yerde iki sancağı vardı. Muhacirlerin sancağı Hz. Ali (r.a.)'da, Ensarın sancağı ise Hz. Sad b.Ubade (r.a.)'da idi.”Hz. Sa‘d (r.a.) hicretten sonra Hz. Peygamber'in yakın çevresinde bulundu ve önemli görevler üstlendi. 300kişilik askerî birlikle Medine'yi korumakla görevlendirildi.Bedir Savaşına çıkmak için hazırlandı. Fakat bir hayvantarafından ısırıldığı için katılamadı. Peygamber (s.a.v.):“(Bedire katılmak) için çok istekliydi” buyurdu. Rahatsızlığı sebebiyle katılamadığı Bedir hariç bütün gazvelere iştirak etti. Bedir Savaşına yirmi deveyle destektebulundu. Bunu dikkate alan Hz. Peygamber (s.a.v.) savaşa katılamamasına rağmen kendisine ganimetten payverdi. Resûlullâh (s.a.v.) Kays b. Sa'd (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadis-i şeriflerinde: “Allâh'ım! Salat ve rahmetini Sad b. Ubade'nin ailesi üzerine kıl” buyurdu. Şamtaraflarında hicri 15 senesinde vefat etti.(İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.397)
İnsanın inatla yaptığı bir eylem var, denemek... Koşullar ne olursa olsun denemekten alıkoyamıyoruz kendimizi. Fakat bazen denemekten de vazgeçmemiz gereken durumlarla karşılaşabiliyoruz. Ve bu ikileme düştüğümüz her an, anlam arayışımız da yeni bir boyut kazanıyor. 111 Hz'in bu bölümünde Sisifos Söyleni'nden ilham alıyoruz. Deneme ve pes etme seçimlerimizin altındaki motivasyonu bulmaya çalışıyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Tasavvuf yolunun büyükleri, Sünnet-i Seniyye'ye uymuş,takva yolunu tutmuşlardır. Sünnet-i Seniyye'ye uymakla vetakva yolunu seçmekle birlikte, eğer bu haller ve manevidurumlar ile şereflenirlerse, büyük ni'met bilirler. Eğer, buhallere ve manevi durumlara kavuşurlar, fakat sünnete yapışmakta ve azîmeti seçmekte gevşeklik olursa, bu hallerihiç beğenmezler ve böyle vecdi, yanî kendinden geçmeyiistemezler. Bu gevşekliği, felâketin başlangıcı bilirler. Çünkü,Hindistân'daki din adamlarından olan Cûkiyye ve Brehmenler ile eski Yunan filozofları da hakiki tecellî sanılan tecellîlereve misal alemindeki keşiflere ve Vahdet-i vücûd bilgilerinemâlik oldular. Fakat, rezîl ve rüsvâ olmaktan ve felâkete sürüklenmekten kurtulamadılar. Saâdetden mahrûm kalmaktan başka, ellerine bir şey geçmedi.Allahu Teâlâ'nın lütfû ve ihsânı ile, bu büyüklerin yoluna girdiğinize göre, onlar gibi olmanız lâzımdır. Onların yolundan kıl kadar ayrılmamalısınız. Ancak, böylece, onlarınyüksekliklerinden, bir şeylere kavuşabilirsiniz. Önce, Ehl-iSünnet vel-cemâ'at mezhebi âlimlerinin kitâplarında bildirilenlere uygun olarak, i'tikâdı düzeltmek lâzımdır. Bundansonra, farzları, vâcibleri, sünnetleri, müstehabları, helâlve harâmları, mekrûhları ve şüpheli olanları, Ehl-i Sünnetâlimlerinin fıkıh kitâplarından öğrenmeli ve yaptığınız işler,bu bilgiye uygun olmalıdır. Bunlar yapıldıktan sonra, sıraüçüncüsüne gelir ki, bu da, tasavvuf bilgileridir.Ehl-i Sünnet i'tikâdı ve fıkıh bilgilerine uygun işler, kuşuniki kanadı gibidir. Bu iki kanat sağlam olmadıkça, maddesiz,zamânsız âleme uçulamaz. Cenâb-ı Hakk Resûlullah (s.a.v.)Efendimiz'in mübarek sünnetlerini gözünün nuru bilenlerdeneylesin. Âmin.
Bazen arkadaşlarımız, bazen partnerlerimiz, bazen de biz insanlarla aramıza bir ekran koyabiliyoruz. Fakat bu davranışın ileri boyutlarında ciddi sosyal problemler çıkabiliyor karşımıza. Yakın İlişkilerin bu bölümünde telefon ve küçük görme kelimlerinden türeyen phubbing kavramını ele alıyoruz. Her şeyin telefon ekranlarına yansıdığı bir çağda, sosyal ilişkilerimizi nasıl sürdürebileceğimize dair konuşuyoruz. Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
“Eski İstanbul'da mimarinin saltanatına rekabet eden bir başka güzellik varsa o da ağaçlardı. Fakat buna rekabet denilebilir mi? Doğrusu istenirse, ağaç, mimarimizin ve bütün hayatımızın en lütufkâr yardımcısıdır... Mimarlarımız daima eserlerinin yanı başında birkaç çınar veya serviyi eksik etmezlerdi; gür yaprağın tezadı onların en güzel terkiplerinden biriydi. Bazıları daha ileriye gider; cami veya medrese avlusunun hendesi cenneti ortasında, çınarın servinin yetişmesi, gülün açması sarmaşığın halkalanması için yer ayırırdı... Küçük, büyük her çeşmeyi iri gövdeli bir çınar yahut da servi beklerdi... Mimarın veya hayrat sahibinin diktiği ağacın büyüdüğünü görüp görmemesinin ehemmiyeti yoktu. Dikilmiş olduğunu bilmesi yeterdi. Bilirdi ki toprağa emanet edilmiş bir ağaç, mahalleye, semte, şehre, hatta cemiyete ve bütün bir imana emanet edilmiş bir değerdir”.
Ali Mahir Başarır yine bir başarıya imza attı. Mezar başında içki içmeyi hararetle savundu. Şaşırdık mı? Ne münasebet! Dedi ki: “Bu ülkede içen içer, içmeyen içmez.” Orası öyle. Fakat burası başka. Bazen durum değişir, tersine döner. İçen içmez, içmeyen içer. Bir de şu var… Rüzgâr eken, fırtına biçer.
Vahdet-i vücûda yönelik Teftâzânî'nin yönelttiği eleştirilerden biri, Allah'ın vücûd (varlık) diye bir adının naslarda geçmediği, bir kimsenin kendi zannından hareketle Allah'a vücûd ismini veremeyeceği şeklindedir. Bu eleştiri, İslam'ın özellikle erken döneminde canlı olan bir tartışmanın, kulların Allah'a bir isim verme ehliyetinin bulunup bulunmadığı tartışmasının, bir devamıdır. Özellikle Mutezile ile Ehl-i sünnet âlimleri arasında yoğun tartışmalara konu olan bu meselede Ehl-i sünnet cenahındaki hâkim tavrın, Allah'ın isimlerinin ancak Allah tarafından verilebileceği görüşüdür. Fakat İbnü'l-Arabî söz konusu olduğunda tartışmanın ekseni farklılaşmaktadır. Zira Varlık'ın Hak olduğunu söylemek, gerçekte Allah'a yeni bir isim atfetmek değil, insanların apaçıklıkla bildiği ve vücûd veya varlık adını verdiği şeyin Hakk'ın kendisi olduğunu ifade etmek demektir. Gerçi İbnü'l-Arabî'ye göre zaten bütün isimler Hakk'a aittir ve tartışma bu açıdan ele alındığında derinleşmekte ve tekrar varlık olmak bakımından varlığın Hak olmasının ne anlama geldiğine dönmektedir. Lakin münhasıran vücûd isminin Hakk'a izafesinin bu şekilde daha kolay bir açıklamasını yapmak mümkündür. Nitekim buna benzer bir durum, özellikle İbn Sînâ felsefesinden sonra felsefe, kelam ve tasavvuf metinlerinde kullanılan Vâcibü'l-vücûd (Zorunlu Varlık) ifadesinin Tanrı için kullanılması da bu kabildendir.
Kodak; neredeyse 100 yıl boyunca nesillerin yakından tanıdığı ve tüm anılarını ona borçlu olduğu bir markaydı. Şirketin kurulduğu günden itibaren tek misyonu fotoğraf çekme deneyiminde devrim yaratmaktı. Fakat bu alandaki başarısı, ileride onu felakete sürükleyecek körlüğün başlangıcı olacaktı. Hiçbir Şey Tesadüf Değil'in bu bölümünde, Kodak'ın yükselişten çöküşe uzanan hikayesini inceliyoruz. Değişime direnmenin bedelini ve “kendini yok edip yeniden doğma” cesaretini masaya yatırıyoruz. Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
19 yaşındaki Nona'nın ölümü ilk anda basit bir cinayet gibi göründü. Fakat tanıdık yüzler, yetersiz deliller ve zamanla değişen hikâyeler bu dosyayı giderek daha rahatsız edici bir yere taşıdı. Bu bölümde, Nona Dirksmeyer cinayetinin ardında kalan boşlukları, sessizlikleri ve cevabı hâlâ bulunamayan soruları konuşuyoruz. Sunan: Sezgi Aksu Hazırlayan: Sezgi Aksu, Şeyma Orak Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal Yapımcı: Podbee Media Canlandıranlar Kevin: Ada Suay Tekdal Ryan: Özgür Yılgür Bu podcast reklam içermektedir.
İsrail'in New York Başkonsolosu Türkiye'yi “düşman” ilan etti. Şaşırmadığınızı biliyorum; iki ülkenin birbirini ağır biçimde eleştirmesi, hatta can yakmak için en hassas olduğu konulara parmağını sokarak kanırtması bu konjonktürde “normal” karşılanabilir. Fakat, “düşman” ilan etmek, özellikle diplomaside, uluslararası hukukta farklı anlama gelir. Bunun resmi kağıda dökülmüş formatı zaten “savaş ilanı” demektir. ‘Diplomat' efendinin boyu o kadarına yetişmez ama İsrail'in Türkiye'ye karşı organize saldırılar kurduğunu biliyoruz…
Hepimiz bireysel olarak iyi ve yeterli olmak istiyoruz. İleriye gitmek, insan olmanın önemli bir parçası sonuçta. Fakat bu özelliğimiz derin bir kaygı hissine de sürükleyebiliyor bizi. 111 Hz'in bu bölümünde kişisel gelişim ve gelecek kaygısı konularına farklı bir perspektiften bakıyoruz. Böylesi süreçlerde küçük adımların nasıl büyük etkiler yaratabileceği üzerinde duruyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------- Bu bölüm Garanti BBVA Emeklilik hakkında reklam içermektedir.
Peşinen söyleyelim, Hâkim Bey yanlış yapmıştır. Üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla suçlanan Ekrem Bey'e sorduğu sorular gereksizdir. Zincirleme şekilde resmî belgede sahtecilikle suçlamak, hiç de şık bir hareket olmamıştır. Orası da Savcı Bey'in işi. Daha doğrusu işgüzarlığı. Fakat karar mercii Hâkim Bey'dir. Hâkim, dava dosyasının kapağını açar açmaz, ortada bir suç olmadığını fark etmeli, savcının iddianameyi kafasına göre yazdığını görmeli ve hemen beraat kararı verip davayı düşürmeliydi.
Ekim ayında yürürlüğe giren Trump imzalı ateşkes, İsrail'in her gün yüzlerce Filistinliyi katlederek sürdürdüğü soykırımı yavaşlatmış olabilir. Fakat ateşkes, ne Filistin'in Siyonistlerce işgali ne bölgede emperyalizmin çıkarları doğrultusunda yürütülmeye çalışılan dönüşüm ne de bu ikisinin bir parçası olarak yaklaşmakta olan bölgesel savaş konularına köklü bir değişiklik getirdi. Trump, tahayyül ettiği Batı Asya'yı (Ortadoğu) Netanyahu ile el birliği içinde şekillendirmeye devam ediyor. Türkiye'deki istibdad rejiminin de desteğini alan bu girişim, Filistin devletinin kurulmasına dair hiçbir güvence içermiyor, Trump başkanlığında bir geçiş yönetimi ve bir askerî gücün Gazze'ye yerleşmesini öngörüyor. Direniş örgütlerinin sert tepki gösterdiği plan, adeta Filistin'de Siyonist işgalin sürmesinin teminatı gibi. Üstelik oluşturulacak yapıların görevleri arasında “insan hareketliliğinin düzenlenmesi” de var. Yani, etnik arındırmanın hızlanarak devam edeceği sır değil. Diğer yandan, Filistinlilerin silahlarını nasıl ve hangi aşamada bırakacakları konuşuladursun, İsrail Gazze'de canının istediği gibi, türlü bahaneler ileri sürerek yeni saldırılarla ve yardım girişlerini zorlaştırarak insan öldürmeye devam ediyor.ABD'nin planı ve önündeki engellerABD emperyalizminin Trump önderliğindeki planı, merkezinde İsrail'in olduğu, etrafında İbrahimî anlaşmalar ya da başka tür “hizalanmalarla” bir araya gelmiş geniş bir Batı Asya, Kuzey Afrika, Kafkaslar ve (son olarak da) Orta Asya koalisyonu. Bu güçlerin bir araya gelme sebebi Filistin meselesinin bir şekilde ayak bağı olmaktan çıkarılması, ardından bölgenin önce İran'dan ama hemen ardından da Rusya ve Çin'den temizlenmesi. Çin'in Kuşak ve Yol projesinin bölgedeki mevzilenmesinin engellenmesi, İran'da rejim değişikliği veya en azından İran'ın nükleer teknolojiden kesin bir şekilde mahrum bırakılmasını temin etmek. Bu arada hizaya giren herkese de bazı ödüller veriliyor. Fas'a Batı Sahra meselesinde elini rahatlatan bir BM kararı, Emirliklere istediği ileri teknoloji askerî malzeme vb.Ama bunların ilerledikleri yolda önemli engeller var. Öncelikle Filistin, yüzbinlere ulaşan kayıplarına karşın Siyonist düşmana teslim olmadı. İsrail'in ateşkes sonrasında yaptığı yüzlerce saldırı da Filistinli mahkumların gerektiğinde idam edilmesini içeren ya da idarî tutukluluk adı verilen uygulamayı 48 topraklarındaki Filistinlilere de yayan düzenlemeleri ilan etmesi de sonucu değiştirmedi. Hatta, Batı Şeria'ya yaptığı baskınların son günlerde dayanılmaz bir hal alması da Filistin halkının ve direniş örgütlerinin direncini kıramadı.Silahsızlandırılmaya çalışılan İran, henüz nükleer teknoloji sahibi olmaktan vazgeçmedi. Tüm düşmanları nükleer silahlara sahip olan İran'ın sivil nükleer teknolojiye sahip olması da nükleer silah sahibi olması da meşru elbette. Ama bu durum, ABD'nin de İsrail'in de yeniden İran'a saldırmasının zeminini hazırlıyor. Sadece İran değil. Lübnan, Yemen ve Irak'ta konuşlu direniş cephesi güçleri de emperyalizmin bunları silahsızlandırma konusundaki ısrarına karşın silahlarını muhafaza etmekte. İsrail ve ABD bölgesel savaş arayışlarını mutlaka sürdürecekler.Emperyalizm ve Siyonizm cephesinde toplananlarİsrail'in yanında ise çok sayıda güç artan bir hızla toplanıyor. 2020'de Trump'ın başlattığı İbrahimî Anlaşmalar furyası, Emirlikler, Bahreyn, Fas ve Sudan'ın İsrail ile yakın ilişkiler tesis etmesi ile sonuçlanmıştı. Suudi Arabistan bunlardan biraz daha dişli bir güç olarak kendisini pazarlamaya çalıştı ve henüz bu kervana katılmadı. Bazıları bunun Filistin'in tanınması şartını ileri sürmesinden kaynaklandığını düşünse de asıl neden Suudi Arabistan'ın ABD'den nükleer teknoloji istemesi. ABD değilse de İsrail şimdilik buna izin vermiyor. Ama bu durum, Muhammed Bin Selman (MBS) idaresindeki bu krallığın bir orta yola ikna edilemeyeceği anlamına gelmiyor. MBS yakın zamanda Beyaz Saray'ı ziyaret etti. Bunun ayrıntılı sonuçlarını yakında öğreneceğiz.
İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdiktir. Tek başına ikrar iman kâbul edilmez. Çünkü, tek başında ikrar, iman addedilse idi; münafıkların tamamı mü'min olurdu. Aynı şekilde sadece kalbin idrak etmesi (tasdik) de iman olmaz. Eğer bu durum tek başına yeterli olsa idi, Ehl-i Kitab'ın tamamı mü'min olurdu. Halbuki Allâhü Teâlâ dilleriyle ikrar eden münafıklar hakkında şöyle buyurmaktadır; “Allâh o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına şahadet eder.” (Münafikun s. 1) Ehl-i Kitap hakkında ise varit olan ayet şöyledir: “Kendilerine kitap verdiklerimiz peygamberi, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.” (Bakara s. 146) Ne var ki bunu kâbullenip dilleriyle ikrar etmezler. İman ne artar ne de eksilir. Çünkü imanın azalması ancak küfrün artması ile; artması da ancak küfrün azalması ile tasavvur edilebilir. Bu durumda, bir kişinin aynı anda mü'min ve kafir olması nasıl mümkün olur? Mü'min, gerçek anlamda inanan, kafir de hakiki manada inkar edendir. İmanda şüphe olmaz. Tıpkı küfürde olmadığı gibi. Bu bağlamda Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurmaktadır: “İşte onlar gerçekten mümindirler.” (Enfal s. 4) ve “İşte onlar gerçekten kafirdirler.” (Nisa s. 151)Efendimiz (s.a.v.) ümmet kadrosuna dahil olan günâhkarların tamamı gerçekten mü'mindir, kafir değillerdir. Amel imandan ayrı, iman da amelden farklıdır. Şöyle ki; amel mükellefiyetinin mü'minden kalktığı birçok zaman vardır. Fakat bu durumda imanın ondan gittiği söylenemez. Hayızlı kadın namaz kılmaktan muaf kılınmıştır. Böyle bir kadın için “Allâh (c.c.) onun kalbinden imanı çıkarmıştır ve ona imanı terk etmeyi emretmiştir” denemez. Şeriat o kadına; “Orucu bırak, sonra tutmadığın günleri kaza et” der. Kadına; “İmanı terk et, sonra kaza edersin” denmesi caiz değildir.(www.imamiazam.com)
Efendimiz (s.a.v.)'in bizlere olan emir ye vasiyetlerinden biri; ezân ile kamet arasında Hâkk Teâlâ'dan bizlerin ve umum müslümanların dünya ve âhiret ihtiyaçlarımızı görmesini istememizdir. Fakat bu işi yaparken bir şer'î özür olmadıkça ifrata kaçmamalıyız. Bu anda duâ etmenin fazîleti şundan ileri geliyor: Çünkü kul ile Zülcelâl arasındaki örtüler ve mani hicaplar bu iki vakit arasında kaldırılmış olur. Hadis-i Şerif'te “Ezânla namaz kameti arasındaki kul istekleri, geri çevrilmez. O halde, o anda duâ ediniz.” buyurulmuştur. Ashâb (r.a.e.): “Ey Allâh'ın Resûlü (s.a.v.), öyle ise Hâkk Teâlâ'dan ne dileyelim” diye sorduklarında, Efendimiz (s.a.v.), “Allâh (c.c.)'dan dünya ve ahiretiniz için afiyet ve selâmet isteyiniz.” buyurmuşlardır.Başka bir hadiste, “Ezân sesi yükselince göklerin kapıları açılır, istekler (duâlar) kâbul olunur. Binaenâleyh kime bir üzüntü ve sıkıntı gelirse ezân sesini duyduğunda ona icabet etsin” (Hakîm) buyurulmuştur. Yani müezzinin söylediklerini tekrarlasın, ondan sonra hacetini Allâh (c.c.)'dan istesin. Nitekim Peygamber (s.a.v.): “Müezzinin söylediklerini tekrarlayıp bitirdikten sonra, Allâh (c.c.)'dan iste; istediğin verilir.” (Ebû Davud) buyurmuştur. “Namaz için kamet getirilmeye başlanınca gök kapıları açılır, duâlar kâbul olunur.” (İmâm Ahmed) “İki an vardır ki, duâ edenlerin duâsı geri çevrilmez. Bunlardan biri namaz kameti zamanı, diğeri Allâh (c.c.) uğrunda cihad için saf halinde bulunulduğu saattir.” (İbn Mâce)(İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.78-80)Taxonomy
Geçmişte yaşanılan hadiselere atıfta bulunarak karşı taraftan intikam alma hissiyle hareket etmediğimi söyleyebilirim. Başlığın böyle bir zanna yol açacağını fark etmemek mümkün değil. Fakat hadiseler benim kişisel hislerimin çok ötesindedir. Siyonistler imzaladıkları bütün anlaşmaları bilerek ve isteyerek çiğniyor.
Aişe (r.a.), Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu söyledi: “Cebrâil bana komşuya iyi davranmayı o kadar çok tavsiye etti ki, neredeyse komşu komşuya mirasçı kılınacak sandım.” Ebû Şüreyh el-Huzâ'î (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allâh (c.c.)'a ve âhiret gününe imân eden kimse komşusuna iyi davransın. Allâh (c.c.)'a ve âhiret gününe imân eden kimse misâfirine ikrâmda bulunsun. Allâh (c.c.)'a ve âhiret gününe imân eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!” Komşu, evinin yakınlığı sebebiyle akrâba gibi yakın kâbul edilmiştir. Cebrâil (a.s.), Server-i Enbiyâ (s.a.v.) Efendimiz'e işte bu sebeple komşuya iyi davranılmasını sık sık tavsiye etmiş, Allâh'ın Resûlü (s.a.v.) de bu sebeple, Cebrâil (a.s.)'ın bu ısrarlı tavsiyelerini bizlere: “Neredeyse Allâhü Teâlâ, komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım.” şeklinde dile getirmiştir.Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.) efendilerimiz Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in bu konuda “Allâh'a ve âhiret gününe imân eden kimse komşusuna iyi davransın” şeklindeki buyrukları sebebiyle, gayr-i müslim komşularıyla bile hediyeleşmeyi ihmâl etmemişlerdir. Fakat müslümanlar, dinlerinden uzaklaştıkça komşularından da uzaklaşmışlardır. Komşuyla selâmlaşmalı, hediyeleşmeli, hâlini hatırını sormalı, hastalanınca ziyâret etmeli, yardıma ihtiyacı varsa yardım etmelidir. Komşuya hiçbir şekilde zarar vermemeli, onu gücendirmemelidir. Misâfire ikrâmda bulunmak, insanlara faydalı söz söylemek, bunu söyleyemiyorsa susmak da dinimizin emirleri arasındadır. Bütün bunlar, imân ile doğrudan ilgili görevlerdir.(İmâm Buhârî, Edebü'l-Müfred, c.1, s.141-142)
Kim ve Steve Hricko, Sevgililer Günü kaçamağı için romantik bir tatil köyüne gitmişti. İnsanlar yıllardır buraya hep aynı sebeple geliyordu — bir şeylerden kaçmak, yeniden yakınlaşmak ya da nefes almak. Fakat o gece Kim kocasına aşk değil, ölüm hediye etmişti. Unuttuğu şeyse şuydu: Ateş bazen her şeyi yok etmezdi. Sunan: Sezgi AksuHazırlayan: Aslı Candaş, Sezgi AksuSes Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay TekdalYapımcı: Podbee MediaCanlandıranlar:Görevli: Ada KanburSteve: Umut GüloğluPhillip: Batın ŞahinKim: Şevval BalkanTüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et!------ Podbee Sunar -------Bu podcast reklam içermektedir.
Aaron Barr'ın ismi casusluk soruşturmasında Hüseyin Gün'le birlikte, onun ortağı olarak geçti.Barr geçmişte istihbarat örgütleriyle çalıştığını gizlemeyen karanlık bir isim.Fakat aynı geçmişte bir de büyük skandal yatıyor.Vaktiyle kendine fazla güvenen Barr ava giderken avlanıyor, Anonymous'u açığa çıkaracağım derken şirketinin gizli sırlarını korumaktan aciz bir siber güvenlik uzmanı olduğu ortaya çıkıyor.Ve nihayetinde tüm bilişim sektöründe madara oluyor.Bu absürd hikayeyi kaçırmayın.Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBir de bu sezon spor basınımızda apayrı yeri olan, ben ustam olarak kabul ettiğim Yiğiter Uluğ'la T24'ün Youtube kanalında bir spor programına başladık. Korkmayın, sadece futbol konuşmuyoruz. Hele sahadaki skorları, maçları hiç konuşmuyoruz. Yeni Haller tadında spor sohbeti isteyenler için:Yiğiter Uluğ ve Eray Özer'le GazozunaBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
HAYATIMIN EN ACI DERSİ İspanya'nın güneyinde Estepona isimli küçük bir kasabada büyüdüm. On altı yaşındayken bir sabah babam benden kendisini arabayla 30 kilometre uzaktaki bir köye götürmemi istedi. Ancak onu Mijas'a götürdükten sonra arabayı bakım için yakındaki bir tamirhaneye bırakmam gerekiyordu. Araba kullanmayı öğrenmiştim fakat pratik yapmak için pek de fırsatım olmamıştı. Onun için bu teklifi hemen kabul ettim. Babamı Mijas'a götürdüm. Onu öğleden sonra saat dörtte alacaktım. Sonra arabayı tamirhaneye bıraktım. Birkaç saat vaktim vardı. Ben de tamirhanenin yakınında bir sinemada film izlemeye karar verdim. Fakat sinemada çok vakit geçirdiğimin farkında değildim. Saat altı olmuştu. Dolayısıyla iki saat geç kalmıştım. Babam, sinemaya gittiğimi öğrenirse bana kızabilirdi. Bir daha arabayı kullanmama izin vermezdi. Ona tamirhanede arabanın işini uzun sürdüğünü söylemeye karar verdim. Buluşacağımız yere vardığımda babamın caddenin köşesinde umutla olduğunu gördüm. Geç kaldığım için özür diledikten sonra ona arabanın işinin uzadığını söyledim. Bunun üzerine babamın bana nasıl baktığını asla unutamam. Babam: – Bana yalan söylediğin için çok üzüldüm Jason, dedi. – Ne demek istiyorsun baba? Gerçeği söylüyorum, dedim. Babam, bana tekrar baktı. – Sen geç kalınca tamirhaneyi aradım ve bir problem olup olmadığını sordum. Bana senin henüz arabayı almaya gelmediğini söylediler. Yani araba ile ilgili bir problem olmadığını biliyorum. Birden ne kadar büyük bir suç işlediğimi anladım ve babama gerçeği itiraf ettim. Babam beni üzgün bir şekilde dinledi. – Kızgınım ama sana değil, kendime. Eğer sen bunca yıldan sonra bana yalan söyleyebiliyorsan demek ki ben iyi bir baba olamamışım. Kendi babasına bile yalan söyleyebilen bir çocuk yetiştirmişim. Eve yürüyerek döneceğim ve bu arada neyi yanlış yaptığımı düşüneceğim. – Ama baba... Eve 30 kilometre yol var ve hava da karardı. O kadar yolu yürüyemezsin, dedim. Babam, ne özür dilemelerime, ne itirazlarıma, ne de diğer söylediklerime kulak astı. Onu hayal kırıklığına uğratmıştım ve hayatımın en acı derslerinden birini almak üzereydim. Babam, tozlu yollarda yürümeye başladı. Ben de arkasından arab ile onu izliyordum. Ondan özür diliyor ve arabaya binmesini rica ediyordum. Maalesef beni duymazdan geliyor ve üzgün bir şekilde yürümeye devam ediyordu. 30 kilometre boyunca 10 kilometre süratle onu takip ettim. Babamın hem bedensel hem de duygusal olarak bu kadar sıkıntı çekmesine şahit olmak hayatımın en üzücü ve acı veren dersi olmuştur. Aldığım bu dersten sonra bir daha yalan söylemedim. Jason BOCARRO
15 yaşındaki Timothy Vander Ark, Michigan'daki küçük bir kasabada ölmüştü. Annesi Shanda, onun sadece hasta olduğunu söylüyordu. Fakat evin içinde ortaya çıkan izler bambaşka bir gerçeği anlatacaktı. Sunan: Sezgi Aksu Hazırlayan: Şeyma Orak Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal Yapımcı: Podbee Media Canlandıranlar Shanda: Gülşah Dim Eric: Özgür Yılgür Öğretmen: Aslı Candaş Paul: Adar Yılmaz Polis: Metin Bozkurt Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Eric ve Kouri Richins çiftinin 3 çocukları ve kusursuz bir hayatları vardı. Fakat bir sabah 39 yaşındaki Eric Richins yatağında ölü bulundu. Hiçbir boğuşma ya da darp izine rastlanmamıştı. Peki son derece sağlıklı olduğu bilinen bu adamın beklenmedik ölümünün ardında nasıl bir sır gizliydi? Sunan: Sezgi Aksu Hazırlayan: Kevser Yağcı Biçici, Sezgi Aksu Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal Yapımcı: Podbee Media Canlandıranlar: Eric Richins: Ada Kanbur Kouri Richins: Hazal Beril Çam Polis: Umut Güloğlu Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
“Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağırgelir. O, size çok düşkün, mü'minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 128)“Buna rağmen yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur, ben yalnız O'nagüvenip dayanırım; O, büyük arşın sahibidir.” 129Hz. Muhammed bir insan olarak içimizden biridir; fakat Cenâb-ı Allah onu vahiy alma ve peygamberlerinsonuncusu olma mertebesiyle onurlandırmıştır. Başka bir âyette “bütün varlıklar için rahmet” olaraknitelenen (Enbiyâ 21/107) Resûl-i Ekrem'in müminlere karşı tutumuna ve hissiyatına ağırlık verilen 128.âyette o, Allah Teâlâ'nın iki güzel ismi ile, raûf ve rahîm olarak nitelenmiştir; raûf “çok şefkatli”, rahîm“çok merhametli” demektir. Yüce Allah'ın hiçbir peygamberini kendi isimlerinden ikisiyle birlikteanmamış olduğu dikkate alınırsa onun rabbimizin katındaki derecesi ve bütün bu açıklamalara rağmenondan yüz çevirenlerin ne büyük ziyanda oldukları daha iyi anlaşılır. İşte 129. âyette Hz. Peygamber'denbu gibi bahtsızların tutumlarından üzüntü duymaması, sadece Allah'a güvenip dayandığını hatırlaması veonlara da bunu duyurması istenmektedir.“Hem sonra o, sizin zarara uğramanız, kendisine çok güç gelen, dünya ve ahiret hayırlarını size ulaştırmadason derece istekli olan bir kimsedir. Bundan dolayı da sizin için tıpkı şefkatli bir doktor ve merhametli birbaba gibidir. Şefkatli olan doktor, çoğu zaman dayanılması güç, çetin ilaçlara yönelir. Merhametli baba da,çoğu kez. insana zor ve ağır gelen eğitme usullerine başvurur. Fakat insan, doktorun bilgili, sahasının ehli vebabasının da müşfik olduğunu bilince, o acı ilaçlara tahammül edilir ve o güç terbiye usulleri de bir lütuf veihsan yerini tutar. İşte burada da böyledir. Siz onun Allah katından gönderilmiş hak peygamber olduğunuanladığınıza göre, her türlü hayrı elde etmek için, onun bu zor tekliflerini kabul ediniz."Cenâb-ı Hak, Resulüne: "Eğer onlar bu mükellefiyetleri kabul etmez, yüz çevirip dönerlerse, onları bırak veonlara değer verme, Allah'a dayan ve bütün işlerinde Allah'a tevekkül et" demiştir."De ki: "Ben. ancak sizin gibi bir beşerim" (Kehf, 110) ayetlerinde olduğu gibidir. Bunlardan maksad şudur:En'am suresinde (9. ayet) de geçtiği gibi, eğer o peygamber, bir melek cinsinden olsaydı, insanların işi,bundan dolayı zorlaşırdı.insana bir şey zor geldiğinde, "Bu bana gâlib geldi" der.Buna göre ayetin manası, "Sizin sıkıntıya uğramanız ona güç gelir" yani "sizin kötülüğe dûçâr olmanız, onazor gelir" şeklindedir. Giderilmesi gerekli olan kötülüklerin en önde geleni, Allah'ın cezasının kötülüğüdür.İşte o peygamber, bu tür kötülüğü savuşturmak için gönderilmiştir."Ferrâ şöyle demiştir: "Haris, cimri ve düşkün demektir. Binâenaleyh ayetin manası, "Sizin cehennemegirmeniz ihtimaline karşı, size son derece düşkündür" şeklindedir."İbn Abbas (radıyallahü anh) şöyle demiştir: "Allahü teâlâ, peygamberini, kendi isimlerinden bu iki isimleisimlendirmiştir."Allah'a itaatten ve peygamberi tasdikten yüz çevirirlerse;Bu sûrede ele alınan, bahsedilen güç teklifleri kabul etmekten yüz çevirirlerse,d) Cihadda sana yardım etmekten yüz çevirirlerse, manaları verilmiştir.Bil ki bu ayetin gayesi, kâfirlerin, yüz çevirmeleri ve bu teklifi kabul etmemeleri hafinde, HazretiPeygamberin kalbine bir hüznün ve kederin gelmeyeceğini; zira Allah'ın, düşmanlarına karşı O'na yardımetmede ve O'nu, çeşitli lütuf ve nimetlerinin derecelerine ulaştırmada, o peygambere yeteceğini beyanedip açıklamaktır.
Televizyonda ya da sosyal medyada gördüğümüz bir trajedi ilk başta kalbini sıkıştırıyor, gözlerini dolduruyor. Fakat kısa bir süre sonra elimizdeki telefonla biraz daha aşağı kaydırıyoruz akışı. Ve o trajediyi unutup hayatımıza devam ederken buluyoruz kendimizi. Dünyadaki trajedilere karşı kayıtsız kalabiliyoruz. Peki neden böyle olabilir? Yani insan neden yanlışlığından emin olduğu konulara kayıtsız kalır ve soyutlar kendini? 111 Hz'in bu bölümünde insanlığın, yaşanan acılara kayıtsız kalma sürecinin gerekçelerini inceliyoruz. İnsanın sınırlarını ve bu sınırların nelere mâl olabileceğini konuşuyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Var oluşumuzdan bu yana meydan okuduğumuz, ne olduğunu anlamaya çalıştığımız bir kavram var: Zaman. Başlangıcını ve sonunu, nasıl işlediğini, bizi nasıl etkilediğini düşünüyoruz daima. Fakat bu cevaplaması güç ve belki de imkansız bir soru. 111 Hz'in bu bölümünde zamana dair felsefi sorgulamaları ve bilimsel yaklaşımları inceliyoruz. Son dönemde sıkça sorulan "Zaman bir yanılsama olabilir mi?" sorusuna giden yollardan geçiyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast, Garanti BBVA reklamı içermektedir. Bonus Platinum'un avantajlarını keşfet! BonusFlaş'la kartlar ve kampanyalar bir arada! Kart bilgileriniz, yeni nesil ödeme teknolojileri ve bol ödüllü kampanyalarınız BonusFlaş'ta sizi bekliyor!
111 Hz'in bu bölümünde, Spielberg ve Kubrick gibi iki sinema dehasının yollarının kesiştiği eşsiz bir filme, A.I. Yapay Zeka'ya odaklanıyoruz. Sevmeye programlanmış bir robot çocuğun hikayesi üzerinden insan olmanın derin çelişkilerini masaya yatırıyoruz. David'in gerçek olma arzusu, bizim kendi varoluşsal arayışlarımızın bir yansıması olabilir mi? Sevgi, sadece insana has bir duygu mu; yoksa taklit edilebilir bir kod mu? Gelin, hikayeye daha yakından bakalım. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Gülşah Dim Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media ------- Podbee Sunar ------- Bu podcast, Garanti BBVA reklamı içermektedir. Bonus Platinum'un avantajlarını keşfet!
ÇİKOLATA Aşağıdaki metni okuyunuz. Bu yazıyı okurken canınız nefis bir çikolata çekebilir. Okumaya başlamadan önce, çikolatanızı yanınıza hazır edin. Yalnızca çikolatanın tadına varmakla yetinmeyin, o tadın nereden geldiğini de keşfedin. Çikolata, kakao ağacının çekirdeklerinden yapılmaktadır. Çikolatanın ilk olarak Orta Amerika Bölgesi'nde yaşayan Mayalar zamanında üretildiği sanılmaktadır. Kristof Kolomb ve Hernando Cortes gibi kâşifler 1500'lü yıllarda Amerika kıtasını keşfettikleri zaman burada olan birçok şeyi ülkeleri İspanya'ya götürmüşlerdi. Bunların arasında kakao çekirdekleri de vardı. Çikolatanın ana maddesi olan kakao çekirdekleri o zamanlar Avrupa'da yeniymiştir ve bilinmiyordu. Avrupalılar, önceleri kakao çekirdeklerini ne yapacaklarını bilememişler. Çünkü elde edilen içeceğin tadı çok acıymış. Sonunda çok parlak bir fikir bulunmuş: kakaonun içine şeker eklemek! Şeker eklendikten sonra bu karışım saraylarda içilmeye başlar hâline gelmiş. O dönemlerde kakao ve şeker kolay bulunamadığından çikolata yalnızca zenginlerin içebileceği bir içecekmiş. Daha sonra şeker üretiminin artması, çikolatanın tüketimini çok açmış. Fakat kakao üretimi arttıkça daha da ucuzlayarak yaygınlaşmaya başlamış. Çikolata, 1800'lü yıllara kadar sıvı olarak tüketilmiş. Daha sonra bugün tadına doyamadığımız şekilleri ortaya çıkmış. Çikolatanın tadı yıllar geçtikçe çeşitlenmiş. Ancak ham maddesinin elde ediliş yöntemi hiç değişmemiş. Çikolata yapmak için ilk olarak kakao çekirdekleri ayıklanır ve acılığının azalması için mayalanır. Ardından da kurutulur. Kurutulan çekirdekler fabrikalarda kavrulur. Kavurma işleminden sonra çekirdekler ezilir. Bunun sonucunda üç ayrı madde elde edilir: acı sıvı, kakao yağı ve kakao tozu. Biliyorsunuz, çikolataların birçok çeşidi var. Siyah çikolatada acı sıvı, kakao yağı ve şeker bulunur. Sütlü çikolataya bunların yanında bir de süt eklenir. Beyaz çikolata ise yalnızca şeker, süt ve kakao yağından yapılır. Bunun içine acı sıvı konulmaz. İşte, çok sevdiğiniz çikolata böyle yapılır. Fakat çok fazla çikolata yemek sağlık sorunlarına yol açabilir. Örneğin, çikolata diş çürüklerine yol açabilir. Çikolatanın doğrudan dişte çürüklerle neden olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur ama çikolatanın içine konulan şeker, dişlerde çürümeye yol açabilir. Tıpkı içinde şeker bulunan diğer yiyecekler gibi. Aynı zamanda enerji deposu olan kakao, kalorisi yüksek olan bir yiyecektir. Bunun için sporcular genellikle enerji almak için çikolata yerler. Siz de sınavlardan ya da yapacağınız spor faaliyetlerinden önce çikolata yiyebilirsiniz. Ama çikolata yerken aşırıya kaçmamalısınız. Başka yiyeceklerden de enerji elde edebileceğinizi unutmamalısınız. Banu BİNBAŞARAN (Düzenlenmiştir.)
Bu bölümde işlenen ayetlerin mealleri:36-) Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Onlardan biri dedi ki: Ben (rüyada) şarap sıktığımı gördüm. Diğeri de: Ben de başımın üstünde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bunun yorumunu bize haber ver. Çünkü biz seni güzel davrananlardan görüyoruz, dedi.37-) (Yusuf) dedi ki: Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber vereceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ben Allah'a inanmayan bir kavmin dininden uzaklaştım. Onlar ahireti inkâr edenlerin kendileridir. 38-) Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.39-) Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?40-) Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Hayal ve gerçek arasındaki bu 111 Hz bölümünde, yolumuz gizemli bir ormana düşüyor. Fakat burada garip şeyler döndüğü kesin... Çiçeklerin mis kokusu ve Yaz Ortası Bayramı'nın coşkusu tüm şehri sarmışken bu uzak ormanda ortaya çıkmayı bekleyen sihirli bir hikaye var. Aşkın irrasyonel doğasına daha yakından bakarken Shakespeare ile aynı rüyayı görüyor olabilir miyiz? Bir Yaz Gecesi Rüyası... Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Gülşah DimSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee Media------- Podbee Sunar -------Bu podcast, getirfinans hakkında reklam içerir.getirfinans iyi faizi vade beklemeden günlük kazandırır. Kredi faiz oranı düşüktür. Aidatsız kredi kartı sunar. Para transferinden ücret almaz. Sen de getirfinanslı ol.Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.Bonus Platinum Dinamik'le tanışın!Kendiliğinden saatte bir değişen güvenlik koduyla internet alışverişlerinin en yeni ve daha da güvenli ödeme yöntemi!See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
AB üyelerinin yarısı bile Filistin'i devlet olarak tanımazken, İsrail'e karşı yekpare bir politika izlemesi güç. Fakat tarih bunun zorluğunu değil, Avrupa'nın değerleriyle eylemlerini denkleştirme cesaretini gösterip göstermediğini yazacak. Yazan: Imran KhalidSeslendiren: Halil İbrahim Ciğer
Rakibimizi şaşırtacağız, topu üzerinden aşırtacağız, içeride ve dışarıda sayıları bulacağız. Fakat rakibimizin yenildiği için üzüldüğünü fark edersek, derhal abanmayı bırakacağız. İşte böyle oynanır Külotball.......
Bu bölümü dinliyor olmanız, aslında düşündüğünüzden çok daha karmaşık bir tesadüfler zincirinin sonucu… Kontrolümüz dışında gelişen pek çok unsur bir araya gelip hayatımızın gidişatını oluşturuyor. Bu anlamda şansın gerçekten de kritik olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bazı insanlar şanslı olduklarına inanırken bazıları da her ne yaparlarsa yapsınlar kötü şanslarının dönmediğini düşünürler. Bunun bilimsel bir dayanağı var mı, ya da daha şanslı olmak mümkün mü? 111 Hz'in bu bölümünde, şanslı insanların ortak özelliklerini konuşuyoruz. Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Gülşah DimSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee Media------- Podbee Sunar -------Bu podcast, getirfinans hakkında reklam içerir. getirfinans iyi faizi vade beklemeden günlük kazandırır. Kredi faiz oranı düşüktür. Aidatsız kredi kartı sunar. Para transferinden ücret almaz. Sen de getirfinanslı ol.Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.Bonus Platinum Dinamik'le tanışın!Kendiliğinden saatte bir değişen güvenlik koduyla internet alışverişlerinin en yeni ve daha da güvenli ödeme yöntemi!See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Bilginin korkunç bir hızda aktığı zamanlardayız. Teknoloji ve sosyal medyanın gelişimi sayesinde bilgiye ulaşmak, hiç bu kadar kolay olmamıştı. Fakat iletişimin bu kadar kolay olmasının bazı olumsuz etkileri de var elbette. Örneğin post-truth, yani gerçek ötesi kavramı... Artık bir bilginin doğru veya yanlış olduğunu anlamak eskisi kadar kolay değil. Hatta yalan olduğunu içten içe bildiğimiz bazı bilgileri büyütebiliyor, o duvara bir tuğla da biz koyabiliyoruz. 111 Hz'in bu bölümünde post-truth çağında doğru bilgiye nasıl ulaşabileceğimiz üzerine düşünüyoruz. Yalan haberlere ya da bilgilere neden inandığımızı ve bunlara karşı nasıl önlemler alabileceğimizi araştırıyoruz.Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Özgür YılgürSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee Media------- Podbee Sunar -------Bu podcast, getirfinans hakkında reklam içerir.getirfinans iyi faizi vade beklemeden günlük kazandırır. Kredi faiz oranı düşüktür. Aidatsız kredi kartı sunar. Para transferinden ücret almaz. Sen de getirfinanslı ol.See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Korku biz insanlığın hayatta kalmasını sağlayan en kritik duygulardan birisi. Belki de türümüzün devamlılığını buna borçluyuz. Fakat korku, yanımızdaki insanlardan bize de sirayet edebilen bir şey. Daha da kötüsü bu duygunun bulaşıcı özelliği, toplumu kontrol edebilmek için bir araca da dönüşebiliyor. Fakat bir panzehrimiz de var, cesaret. 111 Hz'in bu bölümünde insan davranışları üzerine düşünüyoruz. Korku ve cesaretin bulaşıcı etkilerine ve bunların nasıl yayıldığına odaklanıyoruz.Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Özgür YılgürSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee MediaSee Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.