POPULARITY
Categories
Ali Mahir Başarır yine bir başarıya imza attı. Mezar başında içki içmeyi hararetle savundu. Şaşırdık mı? Ne münasebet! Dedi ki: “Bu ülkede içen içer, içmeyen içmez.” Orası öyle. Fakat burası başka. Bazen durum değişir, tersine döner. İçen içmez, içmeyen içer. Bir de şu var… Rüzgâr eken, fırtına biçer.
Vahdet-i vücûda yönelik Teftâzânî'nin yönelttiği eleştirilerden biri, Allah'ın vücûd (varlık) diye bir adının naslarda geçmediği, bir kimsenin kendi zannından hareketle Allah'a vücûd ismini veremeyeceği şeklindedir. Bu eleştiri, İslam'ın özellikle erken döneminde canlı olan bir tartışmanın, kulların Allah'a bir isim verme ehliyetinin bulunup bulunmadığı tartışmasının, bir devamıdır. Özellikle Mutezile ile Ehl-i sünnet âlimleri arasında yoğun tartışmalara konu olan bu meselede Ehl-i sünnet cenahındaki hâkim tavrın, Allah'ın isimlerinin ancak Allah tarafından verilebileceği görüşüdür. Fakat İbnü'l-Arabî söz konusu olduğunda tartışmanın ekseni farklılaşmaktadır. Zira Varlık'ın Hak olduğunu söylemek, gerçekte Allah'a yeni bir isim atfetmek değil, insanların apaçıklıkla bildiği ve vücûd veya varlık adını verdiği şeyin Hakk'ın kendisi olduğunu ifade etmek demektir. Gerçi İbnü'l-Arabî'ye göre zaten bütün isimler Hakk'a aittir ve tartışma bu açıdan ele alındığında derinleşmekte ve tekrar varlık olmak bakımından varlığın Hak olmasının ne anlama geldiğine dönmektedir. Lakin münhasıran vücûd isminin Hakk'a izafesinin bu şekilde daha kolay bir açıklamasını yapmak mümkündür. Nitekim buna benzer bir durum, özellikle İbn Sînâ felsefesinden sonra felsefe, kelam ve tasavvuf metinlerinde kullanılan Vâcibü'l-vücûd (Zorunlu Varlık) ifadesinin Tanrı için kullanılması da bu kabildendir.
Kodak; neredeyse 100 yıl boyunca nesillerin yakından tanıdığı ve tüm anılarını ona borçlu olduğu bir markaydı. Şirketin kurulduğu günden itibaren tek misyonu fotoğraf çekme deneyiminde devrim yaratmaktı. Fakat bu alandaki başarısı, ileride onu felakete sürükleyecek körlüğün başlangıcı olacaktı. Hiçbir Şey Tesadüf Değil'in bu bölümünde, Kodak'ın yükselişten çöküşe uzanan hikayesini inceliyoruz. Değişime direnmenin bedelini ve “kendini yok edip yeniden doğma” cesaretini masaya yatırıyoruz. Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
19 yaşındaki Nona'nın ölümü ilk anda basit bir cinayet gibi göründü. Fakat tanıdık yüzler, yetersiz deliller ve zamanla değişen hikâyeler bu dosyayı giderek daha rahatsız edici bir yere taşıdı. Bu bölümde, Nona Dirksmeyer cinayetinin ardında kalan boşlukları, sessizlikleri ve cevabı hâlâ bulunamayan soruları konuşuyoruz. Sunan: Sezgi Aksu Hazırlayan: Sezgi Aksu, Şeyma Orak Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal Yapımcı: Podbee Media Canlandıranlar Kevin: Ada Suay Tekdal Ryan: Özgür Yılgür Bu podcast reklam içermektedir.
İsrail'in New York Başkonsolosu Türkiye'yi “düşman” ilan etti. Şaşırmadığınızı biliyorum; iki ülkenin birbirini ağır biçimde eleştirmesi, hatta can yakmak için en hassas olduğu konulara parmağını sokarak kanırtması bu konjonktürde “normal” karşılanabilir. Fakat, “düşman” ilan etmek, özellikle diplomaside, uluslararası hukukta farklı anlama gelir. Bunun resmi kağıda dökülmüş formatı zaten “savaş ilanı” demektir. ‘Diplomat' efendinin boyu o kadarına yetişmez ama İsrail'in Türkiye'ye karşı organize saldırılar kurduğunu biliyoruz…
Hepimiz bireysel olarak iyi ve yeterli olmak istiyoruz. İleriye gitmek, insan olmanın önemli bir parçası sonuçta. Fakat bu özelliğimiz derin bir kaygı hissine de sürükleyebiliyor bizi. 111 Hz'in bu bölümünde kişisel gelişim ve gelecek kaygısı konularına farklı bir perspektiften bakıyoruz. Böylesi süreçlerde küçük adımların nasıl büyük etkiler yaratabileceği üzerinde duruyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------- Bu bölüm Garanti BBVA Emeklilik hakkında reklam içermektedir.
Peşinen söyleyelim, Hâkim Bey yanlış yapmıştır. Üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla suçlanan Ekrem Bey'e sorduğu sorular gereksizdir. Zincirleme şekilde resmî belgede sahtecilikle suçlamak, hiç de şık bir hareket olmamıştır. Orası da Savcı Bey'in işi. Daha doğrusu işgüzarlığı. Fakat karar mercii Hâkim Bey'dir. Hâkim, dava dosyasının kapağını açar açmaz, ortada bir suç olmadığını fark etmeli, savcının iddianameyi kafasına göre yazdığını görmeli ve hemen beraat kararı verip davayı düşürmeliydi.
Ekim ayında yürürlüğe giren Trump imzalı ateşkes, İsrail'in her gün yüzlerce Filistinliyi katlederek sürdürdüğü soykırımı yavaşlatmış olabilir. Fakat ateşkes, ne Filistin'in Siyonistlerce işgali ne bölgede emperyalizmin çıkarları doğrultusunda yürütülmeye çalışılan dönüşüm ne de bu ikisinin bir parçası olarak yaklaşmakta olan bölgesel savaş konularına köklü bir değişiklik getirdi. Trump, tahayyül ettiği Batı Asya'yı (Ortadoğu) Netanyahu ile el birliği içinde şekillendirmeye devam ediyor. Türkiye'deki istibdad rejiminin de desteğini alan bu girişim, Filistin devletinin kurulmasına dair hiçbir güvence içermiyor, Trump başkanlığında bir geçiş yönetimi ve bir askerî gücün Gazze'ye yerleşmesini öngörüyor. Direniş örgütlerinin sert tepki gösterdiği plan, adeta Filistin'de Siyonist işgalin sürmesinin teminatı gibi. Üstelik oluşturulacak yapıların görevleri arasında “insan hareketliliğinin düzenlenmesi” de var. Yani, etnik arındırmanın hızlanarak devam edeceği sır değil. Diğer yandan, Filistinlilerin silahlarını nasıl ve hangi aşamada bırakacakları konuşuladursun, İsrail Gazze'de canının istediği gibi, türlü bahaneler ileri sürerek yeni saldırılarla ve yardım girişlerini zorlaştırarak insan öldürmeye devam ediyor.ABD'nin planı ve önündeki engellerABD emperyalizminin Trump önderliğindeki planı, merkezinde İsrail'in olduğu, etrafında İbrahimî anlaşmalar ya da başka tür “hizalanmalarla” bir araya gelmiş geniş bir Batı Asya, Kuzey Afrika, Kafkaslar ve (son olarak da) Orta Asya koalisyonu. Bu güçlerin bir araya gelme sebebi Filistin meselesinin bir şekilde ayak bağı olmaktan çıkarılması, ardından bölgenin önce İran'dan ama hemen ardından da Rusya ve Çin'den temizlenmesi. Çin'in Kuşak ve Yol projesinin bölgedeki mevzilenmesinin engellenmesi, İran'da rejim değişikliği veya en azından İran'ın nükleer teknolojiden kesin bir şekilde mahrum bırakılmasını temin etmek. Bu arada hizaya giren herkese de bazı ödüller veriliyor. Fas'a Batı Sahra meselesinde elini rahatlatan bir BM kararı, Emirliklere istediği ileri teknoloji askerî malzeme vb.Ama bunların ilerledikleri yolda önemli engeller var. Öncelikle Filistin, yüzbinlere ulaşan kayıplarına karşın Siyonist düşmana teslim olmadı. İsrail'in ateşkes sonrasında yaptığı yüzlerce saldırı da Filistinli mahkumların gerektiğinde idam edilmesini içeren ya da idarî tutukluluk adı verilen uygulamayı 48 topraklarındaki Filistinlilere de yayan düzenlemeleri ilan etmesi de sonucu değiştirmedi. Hatta, Batı Şeria'ya yaptığı baskınların son günlerde dayanılmaz bir hal alması da Filistin halkının ve direniş örgütlerinin direncini kıramadı.Silahsızlandırılmaya çalışılan İran, henüz nükleer teknoloji sahibi olmaktan vazgeçmedi. Tüm düşmanları nükleer silahlara sahip olan İran'ın sivil nükleer teknolojiye sahip olması da nükleer silah sahibi olması da meşru elbette. Ama bu durum, ABD'nin de İsrail'in de yeniden İran'a saldırmasının zeminini hazırlıyor. Sadece İran değil. Lübnan, Yemen ve Irak'ta konuşlu direniş cephesi güçleri de emperyalizmin bunları silahsızlandırma konusundaki ısrarına karşın silahlarını muhafaza etmekte. İsrail ve ABD bölgesel savaş arayışlarını mutlaka sürdürecekler.Emperyalizm ve Siyonizm cephesinde toplananlarİsrail'in yanında ise çok sayıda güç artan bir hızla toplanıyor. 2020'de Trump'ın başlattığı İbrahimî Anlaşmalar furyası, Emirlikler, Bahreyn, Fas ve Sudan'ın İsrail ile yakın ilişkiler tesis etmesi ile sonuçlanmıştı. Suudi Arabistan bunlardan biraz daha dişli bir güç olarak kendisini pazarlamaya çalıştı ve henüz bu kervana katılmadı. Bazıları bunun Filistin'in tanınması şartını ileri sürmesinden kaynaklandığını düşünse de asıl neden Suudi Arabistan'ın ABD'den nükleer teknoloji istemesi. ABD değilse de İsrail şimdilik buna izin vermiyor. Ama bu durum, Muhammed Bin Selman (MBS) idaresindeki bu krallığın bir orta yola ikna edilemeyeceği anlamına gelmiyor. MBS yakın zamanda Beyaz Saray'ı ziyaret etti. Bunun ayrıntılı sonuçlarını yakında öğreneceğiz.
İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdiktir. Tek başına ikrar iman kâbul edilmez. Çünkü, tek başında ikrar, iman addedilse idi; münafıkların tamamı mü'min olurdu. Aynı şekilde sadece kalbin idrak etmesi (tasdik) de iman olmaz. Eğer bu durum tek başına yeterli olsa idi, Ehl-i Kitab'ın tamamı mü'min olurdu. Halbuki Allâhü Teâlâ dilleriyle ikrar eden münafıklar hakkında şöyle buyurmaktadır; “Allâh o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına şahadet eder.” (Münafikun s. 1) Ehl-i Kitap hakkında ise varit olan ayet şöyledir: “Kendilerine kitap verdiklerimiz peygamberi, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.” (Bakara s. 146) Ne var ki bunu kâbullenip dilleriyle ikrar etmezler. İman ne artar ne de eksilir. Çünkü imanın azalması ancak küfrün artması ile; artması da ancak küfrün azalması ile tasavvur edilebilir. Bu durumda, bir kişinin aynı anda mü'min ve kafir olması nasıl mümkün olur? Mü'min, gerçek anlamda inanan, kafir de hakiki manada inkar edendir. İmanda şüphe olmaz. Tıpkı küfürde olmadığı gibi. Bu bağlamda Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurmaktadır: “İşte onlar gerçekten mümindirler.” (Enfal s. 4) ve “İşte onlar gerçekten kafirdirler.” (Nisa s. 151)Efendimiz (s.a.v.) ümmet kadrosuna dahil olan günâhkarların tamamı gerçekten mü'mindir, kafir değillerdir. Amel imandan ayrı, iman da amelden farklıdır. Şöyle ki; amel mükellefiyetinin mü'minden kalktığı birçok zaman vardır. Fakat bu durumda imanın ondan gittiği söylenemez. Hayızlı kadın namaz kılmaktan muaf kılınmıştır. Böyle bir kadın için “Allâh (c.c.) onun kalbinden imanı çıkarmıştır ve ona imanı terk etmeyi emretmiştir” denemez. Şeriat o kadına; “Orucu bırak, sonra tutmadığın günleri kaza et” der. Kadına; “İmanı terk et, sonra kaza edersin” denmesi caiz değildir.(www.imamiazam.com)
Efendimiz (s.a.v.)'in bizlere olan emir ye vasiyetlerinden biri; ezân ile kamet arasında Hâkk Teâlâ'dan bizlerin ve umum müslümanların dünya ve âhiret ihtiyaçlarımızı görmesini istememizdir. Fakat bu işi yaparken bir şer'î özür olmadıkça ifrata kaçmamalıyız. Bu anda duâ etmenin fazîleti şundan ileri geliyor: Çünkü kul ile Zülcelâl arasındaki örtüler ve mani hicaplar bu iki vakit arasında kaldırılmış olur. Hadis-i Şerif'te “Ezânla namaz kameti arasındaki kul istekleri, geri çevrilmez. O halde, o anda duâ ediniz.” buyurulmuştur. Ashâb (r.a.e.): “Ey Allâh'ın Resûlü (s.a.v.), öyle ise Hâkk Teâlâ'dan ne dileyelim” diye sorduklarında, Efendimiz (s.a.v.), “Allâh (c.c.)'dan dünya ve ahiretiniz için afiyet ve selâmet isteyiniz.” buyurmuşlardır.Başka bir hadiste, “Ezân sesi yükselince göklerin kapıları açılır, istekler (duâlar) kâbul olunur. Binaenâleyh kime bir üzüntü ve sıkıntı gelirse ezân sesini duyduğunda ona icabet etsin” (Hakîm) buyurulmuştur. Yani müezzinin söylediklerini tekrarlasın, ondan sonra hacetini Allâh (c.c.)'dan istesin. Nitekim Peygamber (s.a.v.): “Müezzinin söylediklerini tekrarlayıp bitirdikten sonra, Allâh (c.c.)'dan iste; istediğin verilir.” (Ebû Davud) buyurmuştur. “Namaz için kamet getirilmeye başlanınca gök kapıları açılır, duâlar kâbul olunur.” (İmâm Ahmed) “İki an vardır ki, duâ edenlerin duâsı geri çevrilmez. Bunlardan biri namaz kameti zamanı, diğeri Allâh (c.c.) uğrunda cihad için saf halinde bulunulduğu saattir.” (İbn Mâce)(İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.78-80)Taxonomy
Geçmişte yaşanılan hadiselere atıfta bulunarak karşı taraftan intikam alma hissiyle hareket etmediğimi söyleyebilirim. Başlığın böyle bir zanna yol açacağını fark etmemek mümkün değil. Fakat hadiseler benim kişisel hislerimin çok ötesindedir. Siyonistler imzaladıkları bütün anlaşmaları bilerek ve isteyerek çiğniyor.
Aişe (r.a.), Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu söyledi: “Cebrâil bana komşuya iyi davranmayı o kadar çok tavsiye etti ki, neredeyse komşu komşuya mirasçı kılınacak sandım.” Ebû Şüreyh el-Huzâ'î (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allâh (c.c.)'a ve âhiret gününe imân eden kimse komşusuna iyi davransın. Allâh (c.c.)'a ve âhiret gününe imân eden kimse misâfirine ikrâmda bulunsun. Allâh (c.c.)'a ve âhiret gününe imân eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!” Komşu, evinin yakınlığı sebebiyle akrâba gibi yakın kâbul edilmiştir. Cebrâil (a.s.), Server-i Enbiyâ (s.a.v.) Efendimiz'e işte bu sebeple komşuya iyi davranılmasını sık sık tavsiye etmiş, Allâh'ın Resûlü (s.a.v.) de bu sebeple, Cebrâil (a.s.)'ın bu ısrarlı tavsiyelerini bizlere: “Neredeyse Allâhü Teâlâ, komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım.” şeklinde dile getirmiştir.Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.) efendilerimiz Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in bu konuda “Allâh'a ve âhiret gününe imân eden kimse komşusuna iyi davransın” şeklindeki buyrukları sebebiyle, gayr-i müslim komşularıyla bile hediyeleşmeyi ihmâl etmemişlerdir. Fakat müslümanlar, dinlerinden uzaklaştıkça komşularından da uzaklaşmışlardır. Komşuyla selâmlaşmalı, hediyeleşmeli, hâlini hatırını sormalı, hastalanınca ziyâret etmeli, yardıma ihtiyacı varsa yardım etmelidir. Komşuya hiçbir şekilde zarar vermemeli, onu gücendirmemelidir. Misâfire ikrâmda bulunmak, insanlara faydalı söz söylemek, bunu söyleyemiyorsa susmak da dinimizin emirleri arasındadır. Bütün bunlar, imân ile doğrudan ilgili görevlerdir.(İmâm Buhârî, Edebü'l-Müfred, c.1, s.141-142)
Vahdet-i vücudun etkili savunucuları kadar etkili eleştirmenleri de olagelmiştir. Fakat düşünce tarihinde üç şahsın öne çıktığı söylenebilir: İbn Teymiyye (ö. 1327), Saadettin et-Teftâzânî (ö. 1390), İmâm Rabbânî (ö. 1624). Bu üç düşünürden her birinin etki alanı farklı olmakla birlikte bir takım ortak mülahazalardan hareket ettikleri de görülür.
Türkiye siyasetinde her partinin bir kaderi vardır ve bu kader, o siyasal hareketle birlikte yaşamaya devam eder. Aydın'da Adnan Menderes Müzesi'ni ziyaret ettiğimde ilginç bir benzerlik fark ettim: Adnan Menderes'in icraatları AK Parti'ye çok benziyor. Fakat bu milleti geri bırakan tek parti uygulamalarının Anadolu insanına yaşattığı sıkıntılarla, rahmetli Menderes'e yapılanlarla; bugün Sayın Cumhurbaşkanı'na yönelik karalamalar ve muhalefetin siyaset kodları arasında pek bir fark yokmuş. Siyasi cephede değişen bir şey yok.
Kim ve Steve Hricko, Sevgililer Günü kaçamağı için romantik bir tatil köyüne gitmişti. İnsanlar yıllardır buraya hep aynı sebeple geliyordu — bir şeylerden kaçmak, yeniden yakınlaşmak ya da nefes almak. Fakat o gece Kim kocasına aşk değil, ölüm hediye etmişti. Unuttuğu şeyse şuydu: Ateş bazen her şeyi yok etmezdi. Sunan: Sezgi AksuHazırlayan: Aslı Candaş, Sezgi AksuSes Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay TekdalYapımcı: Podbee MediaCanlandıranlar:Görevli: Ada KanburSteve: Umut GüloğluPhillip: Batın ŞahinKim: Şevval BalkanTüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et!------ Podbee Sunar -------Bu podcast reklam içermektedir.
Mürşid-i kâmilini bulan ve Zât-ı ‘Âlîlerinin onun ifâdesi ile “Eyyâm-ı şebâbını (gençlik günlerini) şerîat-ı mutahhare ve tarî-kat-ı ‘âliyye hizmetinde” geçiren Hazreti Sâmî Efendimiz ma'nevî mertebeleri hızla aşıyorlardı. Bu yolda kendi ifâdeleri ile ihlâs ve tam teslîmiyet şarttı. Ölünün yıkayıcısına teslîmiyeti gibi mürîd de mürşîdine teslîm olmalıydı ki bi-izni'llâh neticeye ulaşsın. Kendileri anlatıyorlar: “Allâme Taftadânî hazretlerinin talebelerinden biri bir şeyhe intisâb etmiş. Bu talebeden hocasının huzûrunda hikmetli kelâmlar sâdır olmuş. Hocası: “Evlâdım, bunları ben sana öğretmedim; sen bunları nereden öğrendin?” diye soruyor. Talebe: “Efendim ben bir şeyhe intisâb ettim; zikir çekiyorum, doğuş oluyor ve böylece hikmetli konuşuyorum.” diyor. Bunun üzerine ‘Allâme Taftadânî hazretleri: “Oğlum beni de şeyhine götür”; diyor. Kendileri de aynı şeyhe intisâb ediyorlar. Fakat ya teslîmiyet yok veyâ nasîbi yok aynı tecelliyâtlar kendilerinde zuhûr etmiyor, aynı istifâde olmuyor. Sâmî Efendimiz Hazretlerinin bu anlattığı kıssadan çıkan hükme göre nasîbi olan müsta'îd kişiler mürşid-i kâmili bulup ona tam olarak teslîm olurlarsa bi-izni'llâh neticeye ulaşır, ma'nevî mertebelerde hızla ilerleyerek kemâle ererler. Bunların hepsi kendilerinde bi-izni'llâh mevcûd olan Hazreti Sâmî (k.s.) kısa zamânda icâzet alırlar, irşâdla görevlendirilirler.Kelâmî Dergâhı'ndaki hizmet günlerine âid Adapazarlı Pehlivân Efendi şu hâtırayı anlatır: “Adapazarı'ndan on arkadaşımla berâber Es'ad Efendi Hazretlerinin ziyâretlerine gittik. Sohbet esnâsında tekkeye dâhil olmuştuk. İçerisi kalabalık olduğundan dışarıda oturuyor, Es'ad Efendi Hazretlerinin kendilerini göremiyor, sâdece seslerini işitiyorduk. İlk defa sohbetlerine gelmenin heyecânı içindeydik. Sohbet sırasında ihvân arasında genç bir zât dolaşıp hizmet ediyordu. “Bu genç orada dolaşmasa o zamân dikkatimiz dağılmaz, daha çok istifâde ederdik.” diye içimden geçirdim. Sohbet biter bitmez Es'ad Efendi Hazretleri: “Adapazarlı Pehlivân Efendi ve on arkadaşı buraya gelsin!” dediler. Hâlbuki bizi hiç tanımıyorlar ve geldiğimizi de görmemişlerdi. “Sâmî evlâdımız hakkında sû-i zan ettiniz, helâllık alın.” buyurdular. Affımızı taleb edip böylece bu iki Zâtı ve aralarındaki derûnî muhabbet ve bağı öğrenmiş olduk. El-hamdü li'llâh.(Ömer Muhammed Öztürk, www.ramazanoglumahmudsamiks.com)
Son devirde ülkemizde yaşamış en büyük velilerden Hz. Sâmî (k.s.)'un “tabiri câiz ise” kucağında doğmuş, onun terbiyesinde büyümüş, hayatını Hz. Sâmî (k.s.)'a hizmete ve ondan istifadeye adamış ve yine o zâtın vasiyyetleri gereği teçhiz ve tekfin işlerini yapmış, onun yolunu hâlâ insanlara anlatan ve Hz. Sâmî (k.s.)'un manevî evlâdı ve vazifelisi olan Muhterem Ömer Muhammed Öztürk, Hz. Sâmi (k.s.) ile yaşadıkları bir Berât kandili gecesini şöyle anlatmışlardır: “Şaban-ı Şerîf'in başlarında Mahmûd Gezer Ağabeyle (Allâh (c.c.) rahmet eylesin Mekke'de vefât etti, Cennetü'l Muallâ'ya defnedildi.) devlethanenin bahçesinde oturuyorduk. Efendi Hazretleri'nin hâdimesi gelerek beni bir kenara çağırdı ve “Ömer Ağabey babam mahrem bir husus söyledi. Bunu Ömer Öztürk'e anlat. Kendisinde kalsın. Îcâbını yerine getirsin. Fakat kimseye de bir şey söylemesin.” dedi ve Efendi Hazretleri'nin “Ben Berât gecesini Ömer Öztürk ile değerlendirmek istiyorum. Kendisi bir imâm bulsun. Ayrıca iki kişiyi de çağırsın. İsterse birisi kendi babası Mehmet Öztürk olabilir. Bir de başka ihvân, benimle birlikte hepimiz beş kişi olacağız. Akşam namazını burada devlethanede kılacağız. İftarı beraber eder, akşam ve yatsı namazını beraber kılar, geceyi de beraber ihyâ ederiz inşâallah.” buyurduğunu söyledi.Fakir, babama ve (Sami Efendimiz'in son yıllarında namazlarını kıldıran) Mahmûd Hoca'ya haber verdim. Sonra Ömer Kirazoğlu ağabey, İsmail ve Cevat Öztürk ağabeylerimi çağırttı. İftar, namaz ve yemekten sonra Efendimiz Hazretleri her zaman oturdukları demiryolu cihetine karşı olan koltuğa oturdular. Az sonra ayağa kalkarak kendi karşısındaki koltuğa geçtiler. Kendi koltuklarına, Fakiri çağırıp “Sen gel, buraya otur, burası senin yerindir. Fakir de karşısında oturacağım” diyerek kendi koltuklarına Fakiri oturttular. Muhteşem bir sohbetten sonra yatsı namazı kılındı, tekrar aynı yerlerde oturarak sohbet, duâ ve murâkabe edildi. İzin alınarak evlere hareket edildi.(www.ramazanoglumahmudsamiks.com)
Uhud Gazvesi'nde münâfıklar, müslümanların mâneviyâtını bozmak için “Peygamber (s.a.v.) öldürüldü.” diye bir şâyia çıkarmıştı. Bu asılsız haberin doğru olduğunu zanneden bazı müslümanlar “Resûlullâh (s.a.v.)'den sonra yaşamanın ve savaşmanın ne anlamı var!” diye âdetâ kendilerini bırakmışlardı. Bunu farkeden Server-i Enbiyâ (s.a.v.) Efendimiz, Ashâb-ı Kirâmı (r.a.e.)'i kendisini görerek hayatta olduğunu anlamaları, ortaya atılan o asılsız habere inanmamaları, yeni bir şevkle savaşa dönüp etrafında toplanmaları için Uhud Dağı'nın eteğindeki yüksekçe bir yere çıkmak istedi. Fakat üzerinde iki ağır zırh vardı. Bir de Abdullah ibni Kamie adlı kâfirin attığı bir taşla mübarek yanağının üst tarafı yarılmış, mübârek başındaki miğferin iki halkası kırılıp bu yaraya saplanmış, bu yüzden çok kan kaybetmişti. Yine Aşere-i Mübeşşere'den olan Ebû Ubeyde bin Cerrâh (r.a.), Efendimiz (s.a.v.)'in yanağına saplanan halkaları dişleriyle çıkarmaya çalışırken onun da iki ön dişi kırılmıştı.O gün Seyyid-i Kâinât (s.a.v.) Efendimiz'in canını yakan bir olay daha yaşanmıştı. Sa'd ibni Ebî Vakkàs (r.a.)'in kardeşi Utbe ibni Ebî Vakkàs'ın attığı bir taşla Efendimiz (s.a.v.)'in sağ alt çenesindeki ön dişleriyle azıları arasındaki mübârek dişi kırılmıştı. İşte bütün bu tâlihsizlikler yüzünden Allâh'ın Elçisi (s.a.v.) kayanın üzerine çıkamamış, ancak Talha bin Ubeydillâh (r.a.)'in sırtına basarak oraya çıkabilmişti.(İmâm Tirmizî, Şemâil-i Şerîf, c.1, s.392-393)
Aaron Barr'ın ismi casusluk soruşturmasında Hüseyin Gün'le birlikte, onun ortağı olarak geçti.Barr geçmişte istihbarat örgütleriyle çalıştığını gizlemeyen karanlık bir isim.Fakat aynı geçmişte bir de büyük skandal yatıyor.Vaktiyle kendine fazla güvenen Barr ava giderken avlanıyor, Anonymous'u açığa çıkaracağım derken şirketinin gizli sırlarını korumaktan aciz bir siber güvenlik uzmanı olduğu ortaya çıkıyor.Ve nihayetinde tüm bilişim sektöründe madara oluyor.Bu absürd hikayeyi kaçırmayın.Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBir de bu sezon spor basınımızda apayrı yeri olan, ben ustam olarak kabul ettiğim Yiğiter Uluğ'la T24'ün Youtube kanalında bir spor programına başladık. Korkmayın, sadece futbol konuşmuyoruz. Hele sahadaki skorları, maçları hiç konuşmuyoruz. Yeni Haller tadında spor sohbeti isteyenler için:Yiğiter Uluğ ve Eray Özer'le GazozunaBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
Türkçede son yıllarda çokça karıştırılan terim gruplarından biri de nefs ve ruh ikilisidir. Hem çeşitli vesilelerle verdiğim konferanslarda hem de televizyon programlarında konuşma nefs veya ruh hakkında ise bu iki kelimenin anlamı hususunda mutlaka sorularla karşılaşıyorum. Aslında meselenin epeyce ayrıntısı var. Kalb, fuâd, sadr, sır gibi kelimelerin de üzerinde ayrıca durulması ve bunların nefs ve ruhla ilişkisinin belirginleştirilmesi gerekiyor. Fakat şimdilik sadece nefs ve ruh terimlerinin kullanım alanlarına işaret edip kısmen açıklığa kavuşturmak istiyorum.
Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz “İslâm güzel ahlâktır.” buyurmuşlardır. Bu kaide İslâm'ın tamamını kapsayıcı olduğu için, İslâm'da ticaret ahlâkı da bu kaideye uygun olmak durumundadır. Başka bir hâdis-i şeriflerinde Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz “Helâl rızkın onda dokuzu ticarettedir.” buyurmuşlardır. Fakat ticaret yaparken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Ticarette satılacak mal alıcıya olduğu gibi anlatılmalıdır. Herhangi bir eksiği, kusuru, gizli tarafı var ise bunlar alıcıya nakledilmeli alıcıdan hiçbir şey gizlenmemelidir. Bu kaideye uymayan satıcılar zâlim ve hileci olurlar ki bunlar da haramdır. Resûllâh (s.a.v.) de bu konuda “Bize hile yapan bizden değildir.” (Müslim) buyurmuşlardır.Ticarette malın, satıldığı günün fiyatına uygun olarak, rayicinde satılması gerekir. Günün rayicinden herhangi bir şeyi gizlememelidir. Bununla ilgili olarak Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, malını satmak için şehre getirenleri daha şehre girmeden karşılayıp, tüm malı satın alıp, şehirde daha pahalı bir fiyattan satış yapanların bu uygulamalarını yasaklamıştır. Günümüzde simsarlık ve karâborsacılık olarak tanımlanan bu uygulama İslâm'da yasaktır.Bu kâidelere dikkat ederek ve İslâmî kurallara uygun olarak ticaret yapan dürüst tüccarlar için Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz “Dürüst tüccar kıyâmet gününde sıddîk ve şehidlerle berâber haşrolunur.” (Tirmizi) buyurmuşlardır. Bu müjdeyi iyi düşünmek gerekir. Dürüst bir tüccar olmak kişinin kendi elinde olan bir şeydir. Bu başarıldığı takdirde gelinecek noktayı Resûlullâh (s.a.v.) bu hâdis-i şerifi ile bizlere beyân buyurmuştur.(Ömer Muhammed Öztürk, Sohbetler-2, s.81-86)
Gazze Mahkemesinin nihai oturum raporuyla bir kez daha teyit edilen hususlardan biri, işlediği savaş suçları da dâhil olmak üzere asıl olarak İsrail'i ortaya çıkaran sistemin yargılanıyor olmasıdır. Bizde soykırım kavramı üzerinde daha fazla durulduğunu fark etmemek mümkün değil. Fakat İsrail'le ve İsrail'i ortaya çıkaran sistemle ilgili sorunları soykırım suçuyla sınırlandırdığımızda farklı boyutlar görünmez kılınıyor. Hâlbuki kolonyal hegemonyayı bütün dehşetiyle ortaya çıkarmak için sistemin diğer nitelikleri üzerinde de durmak gerekir. Bu çerçevede asıl olarak “Siyonizm, apartheid ve yerleşimci kolonyalizm”in Filistin'in tarihî toprakları ve Filistin halkı üzerinde yarattığı ve yaratmaya devam ettiği korkunç etkiler sistemli bir durumun sonuçlarıdır.
HAYATIMIN EN ACI DERSİ İspanya'nın güneyinde Estepona isimli küçük bir kasabada büyüdüm. On altı yaşındayken bir sabah babam benden kendisini arabayla 30 kilometre uzaktaki bir köye götürmemi istedi. Ancak onu Mijas'a götürdükten sonra arabayı bakım için yakındaki bir tamirhaneye bırakmam gerekiyordu. Araba kullanmayı öğrenmiştim fakat pratik yapmak için pek de fırsatım olmamıştı. Onun için bu teklifi hemen kabul ettim. Babamı Mijas'a götürdüm. Onu öğleden sonra saat dörtte alacaktım. Sonra arabayı tamirhaneye bıraktım. Birkaç saat vaktim vardı. Ben de tamirhanenin yakınında bir sinemada film izlemeye karar verdim. Fakat sinemada çok vakit geçirdiğimin farkında değildim. Saat altı olmuştu. Dolayısıyla iki saat geç kalmıştım. Babam, sinemaya gittiğimi öğrenirse bana kızabilirdi. Bir daha arabayı kullanmama izin vermezdi. Ona tamirhanede arabanın işini uzun sürdüğünü söylemeye karar verdim. Buluşacağımız yere vardığımda babamın caddenin köşesinde umutla olduğunu gördüm. Geç kaldığım için özür diledikten sonra ona arabanın işinin uzadığını söyledim. Bunun üzerine babamın bana nasıl baktığını asla unutamam. Babam: – Bana yalan söylediğin için çok üzüldüm Jason, dedi. – Ne demek istiyorsun baba? Gerçeği söylüyorum, dedim. Babam, bana tekrar baktı. – Sen geç kalınca tamirhaneyi aradım ve bir problem olup olmadığını sordum. Bana senin henüz arabayı almaya gelmediğini söylediler. Yani araba ile ilgili bir problem olmadığını biliyorum. Birden ne kadar büyük bir suç işlediğimi anladım ve babama gerçeği itiraf ettim. Babam beni üzgün bir şekilde dinledi. – Kızgınım ama sana değil, kendime. Eğer sen bunca yıldan sonra bana yalan söyleyebiliyorsan demek ki ben iyi bir baba olamamışım. Kendi babasına bile yalan söyleyebilen bir çocuk yetiştirmişim. Eve yürüyerek döneceğim ve bu arada neyi yanlış yaptığımı düşüneceğim. – Ama baba... Eve 30 kilometre yol var ve hava da karardı. O kadar yolu yürüyemezsin, dedim. Babam, ne özür dilemelerime, ne itirazlarıma, ne de diğer söylediklerime kulak astı. Onu hayal kırıklığına uğratmıştım ve hayatımın en acı derslerinden birini almak üzereydim. Babam, tozlu yollarda yürümeye başladı. Ben de arkasından arab ile onu izliyordum. Ondan özür diliyor ve arabaya binmesini rica ediyordum. Maalesef beni duymazdan geliyor ve üzgün bir şekilde yürümeye devam ediyordu. 30 kilometre boyunca 10 kilometre süratle onu takip ettim. Babamın hem bedensel hem de duygusal olarak bu kadar sıkıntı çekmesine şahit olmak hayatımın en üzücü ve acı veren dersi olmuştur. Aldığım bu dersten sonra bir daha yalan söylemedim. Jason BOCARRO
15 yaşındaki Timothy Vander Ark, Michigan'daki küçük bir kasabada ölmüştü. Annesi Shanda, onun sadece hasta olduğunu söylüyordu. Fakat evin içinde ortaya çıkan izler bambaşka bir gerçeği anlatacaktı. Sunan: Sezgi Aksu Hazırlayan: Şeyma Orak Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal Yapımcı: Podbee Media Canlandıranlar Shanda: Gülşah Dim Eric: Özgür Yılgür Öğretmen: Aslı Candaş Paul: Adar Yılmaz Polis: Metin Bozkurt Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Atalardan gelen kadim bilgidir. Bir zat Hz. İbrahim'e gelir. İki koyununu emanet etmek mecburiyetini ifade eder. Hz. İbrahim de kabul eder, koyunlarla ilgilenir. Fakat bu zat gideli epey olduğu halde gidip gelen yoktur. Ve artık gelmeyeceğine kanaat edecek kadar vakit geçmiştir. Ta ki bu iki koyundan dağları kaplayan bir sürü yetişmiştir. Hz. İbrahim bu sürünün nimetlerini halka dağıtmaya karar verir. Denir ki bu an, vakıf düşüncesinin başlangıç anıdır. Mülkiyeti ortada kalan bu sürü, ilk vakıf olmuştur. Emanet toplumsallaştırılmıştır.
“Sizinle savaşanlarla, Allâh yolunda savaşın” (Bakara s. 190) Allâh (c.c.)'un yolundan maksat, O (c.c.)'un dinidir. Allâh (c.c.)'un dinini güçlendirmek ve zafer elde etmek için sizinle savaşan müşriklere karşı cihad edin. Çünkü Allâh (c.c.)'a giden yol ve Allâh (c.c.)'un rızâsını kazanmak, dini uğrunda cihad etmekle mümkündür. Bu hüküm, henüz topyekün müşriklerle savaş emri gelmeden önceydi. Çünkü Medine'de savaşla ilgili olarak inen ilk âyet budur. Bu âyetin inmesinden sonra Resûlullâh (s.a.v.), kendisiyle savaşanlarla savaşır ve savaşmayanlara da herhangi bir şey yapmazdı. Nitekim İbn Abbas (r.a.)'den gelen şu rivayet de bunu desteklemektedir:“Bu âyet, Hudeybiye antlaşması sırasında nazil oldu. Resûlullâh (s.a.v.) ashabıyla birlikte hicretin altıncı yılında umre ziyareti yapmak için yola çıkmıştı. Sayıları 1400 kişiydi. Hepsi Hudeybiye denilen yerde konakladılar. Müşrikler onların Beytullah'a girmesini engellediler. Resûlullâh (s.a.v.) ve ashabı Hudeybiye'de bir ay kadar bekleyip sonra ertesi yıl umre yapmak üzere müşriklerle barış sözleşmesi yaptılar. Buna göre, bu yıl umre yapamadan dönecekler, gelecek yıl gelip umrelerini yapacaklardı. Sözleşme bu şekliyle imzalandı. Müşriklerin dediklerine Hz. Peygamber (s.a.v.) rızâ gösterdi. Sahabe (r.a.e.) de haram ayda ve Harem sınırları içinde savaşmayı uygun bulmadılar. İşte bunun üzerine Allâh (c.c.) bu âyeti indirdi. Fakat haddi aşmayın. Harem sınırları içinde, hem de ihramlıyken savaşı ilk başlatan siz olmayın. Çünkü Allâh (c.c.), haddi aşanları sevmez. Allâh (c.c.) haddi aşanlar için iyilik dilemez ve onları dostları kâbul etmez.”(İsmail Hakkı Bursevi, Ruh'ul Beyân Tefsiri, Bakara s. 190)
Eric ve Kouri Richins çiftinin 3 çocukları ve kusursuz bir hayatları vardı. Fakat bir sabah 39 yaşındaki Eric Richins yatağında ölü bulundu. Hiçbir boğuşma ya da darp izine rastlanmamıştı. Peki son derece sağlıklı olduğu bilinen bu adamın beklenmedik ölümünün ardında nasıl bir sır gizliydi? Sunan: Sezgi Aksu Hazırlayan: Kevser Yağcı Biçici, Sezgi Aksu Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal Yapımcı: Podbee Media Canlandıranlar: Eric Richins: Ada Kanbur Kouri Richins: Hazal Beril Çam Polis: Umut Güloğlu Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
“Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağırgelir. O, size çok düşkün, mü'minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 128)“Buna rağmen yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur, ben yalnız O'nagüvenip dayanırım; O, büyük arşın sahibidir.” 129Hz. Muhammed bir insan olarak içimizden biridir; fakat Cenâb-ı Allah onu vahiy alma ve peygamberlerinsonuncusu olma mertebesiyle onurlandırmıştır. Başka bir âyette “bütün varlıklar için rahmet” olaraknitelenen (Enbiyâ 21/107) Resûl-i Ekrem'in müminlere karşı tutumuna ve hissiyatına ağırlık verilen 128.âyette o, Allah Teâlâ'nın iki güzel ismi ile, raûf ve rahîm olarak nitelenmiştir; raûf “çok şefkatli”, rahîm“çok merhametli” demektir. Yüce Allah'ın hiçbir peygamberini kendi isimlerinden ikisiyle birlikteanmamış olduğu dikkate alınırsa onun rabbimizin katındaki derecesi ve bütün bu açıklamalara rağmenondan yüz çevirenlerin ne büyük ziyanda oldukları daha iyi anlaşılır. İşte 129. âyette Hz. Peygamber'denbu gibi bahtsızların tutumlarından üzüntü duymaması, sadece Allah'a güvenip dayandığını hatırlaması veonlara da bunu duyurması istenmektedir.“Hem sonra o, sizin zarara uğramanız, kendisine çok güç gelen, dünya ve ahiret hayırlarını size ulaştırmadason derece istekli olan bir kimsedir. Bundan dolayı da sizin için tıpkı şefkatli bir doktor ve merhametli birbaba gibidir. Şefkatli olan doktor, çoğu zaman dayanılması güç, çetin ilaçlara yönelir. Merhametli baba da,çoğu kez. insana zor ve ağır gelen eğitme usullerine başvurur. Fakat insan, doktorun bilgili, sahasının ehli vebabasının da müşfik olduğunu bilince, o acı ilaçlara tahammül edilir ve o güç terbiye usulleri de bir lütuf veihsan yerini tutar. İşte burada da böyledir. Siz onun Allah katından gönderilmiş hak peygamber olduğunuanladığınıza göre, her türlü hayrı elde etmek için, onun bu zor tekliflerini kabul ediniz."Cenâb-ı Hak, Resulüne: "Eğer onlar bu mükellefiyetleri kabul etmez, yüz çevirip dönerlerse, onları bırak veonlara değer verme, Allah'a dayan ve bütün işlerinde Allah'a tevekkül et" demiştir."De ki: "Ben. ancak sizin gibi bir beşerim" (Kehf, 110) ayetlerinde olduğu gibidir. Bunlardan maksad şudur:En'am suresinde (9. ayet) de geçtiği gibi, eğer o peygamber, bir melek cinsinden olsaydı, insanların işi,bundan dolayı zorlaşırdı.insana bir şey zor geldiğinde, "Bu bana gâlib geldi" der.Buna göre ayetin manası, "Sizin sıkıntıya uğramanız ona güç gelir" yani "sizin kötülüğe dûçâr olmanız, onazor gelir" şeklindedir. Giderilmesi gerekli olan kötülüklerin en önde geleni, Allah'ın cezasının kötülüğüdür.İşte o peygamber, bu tür kötülüğü savuşturmak için gönderilmiştir."Ferrâ şöyle demiştir: "Haris, cimri ve düşkün demektir. Binâenaleyh ayetin manası, "Sizin cehennemegirmeniz ihtimaline karşı, size son derece düşkündür" şeklindedir."İbn Abbas (radıyallahü anh) şöyle demiştir: "Allahü teâlâ, peygamberini, kendi isimlerinden bu iki isimleisimlendirmiştir."Allah'a itaatten ve peygamberi tasdikten yüz çevirirlerse;Bu sûrede ele alınan, bahsedilen güç teklifleri kabul etmekten yüz çevirirlerse,d) Cihadda sana yardım etmekten yüz çevirirlerse, manaları verilmiştir.Bil ki bu ayetin gayesi, kâfirlerin, yüz çevirmeleri ve bu teklifi kabul etmemeleri hafinde, HazretiPeygamberin kalbine bir hüznün ve kederin gelmeyeceğini; zira Allah'ın, düşmanlarına karşı O'na yardımetmede ve O'nu, çeşitli lütuf ve nimetlerinin derecelerine ulaştırmada, o peygambere yeteceğini beyanedip açıklamaktır.
Televizyonda ya da sosyal medyada gördüğümüz bir trajedi ilk başta kalbini sıkıştırıyor, gözlerini dolduruyor. Fakat kısa bir süre sonra elimizdeki telefonla biraz daha aşağı kaydırıyoruz akışı. Ve o trajediyi unutup hayatımıza devam ederken buluyoruz kendimizi. Dünyadaki trajedilere karşı kayıtsız kalabiliyoruz. Peki neden böyle olabilir? Yani insan neden yanlışlığından emin olduğu konulara kayıtsız kalır ve soyutlar kendini? 111 Hz'in bu bölümünde insanlığın, yaşanan acılara kayıtsız kalma sürecinin gerekçelerini inceliyoruz. İnsanın sınırlarını ve bu sınırların nelere mâl olabileceğini konuşuyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Dinin esaslarını öğrenmek iman, ibadet ve ahlâkın ana ilkelerini kavramak, abdest, namaz gibi dinî pratiklerin uygulamasını yapmak, kısaca farzları ve haramları tanımak zorunludur. Her müslüman bunları ergenlik çağına eriştiğinde öğrenmeli ve uygulayabilmelidir. Tekke eğitimi (tasavvufi eğitim) ise bu safhalardan sonra başlayan bir eğitim olup tabiri caizse zorunlu değil, seçmelidir. Ancak, belli bir yaşa geldiği halde, yukarıda sıralanan temel ilkeleri öğrenemeyen müridlere bu esaslar öğretilir, daha sonra tasavvufi derse geçilir. Dinin “olmazsa olmaz”ları bellidir. Bunlara dikkat ederek yürüyen bir müslüman hedeflediği noktaya ulaşabilir. Fakat söz konusu yolculuğu tasavvufî bir neşve ile yapmak isteyenlerin bir şey daha yapması gerekir: Bu yolda kendisine rehber olacak bir şahsı bulmak ve onunla yürümek. Yani tasavvufî yol, kendimizin icad ettiği usullerle veya kitaplar okuyarak, belgeseller seyrederek kat edilebilecek bir yol değildir.Tarikatte eve yakın olan tekkeye veya aile fertlerinin mensup olduğu şeyh efendiye bağlanmak diye bir esas yoktur. Aksine kişi kendisi araştıracak, tanışacak, görüşecek sonra karar verecektir. Çünkü bu eğitim bir gönül alışverişi olduğu için mizaç ve tabiatların uyumu da önemlidir. Mürşid müridlerle tek tek ilgilenir. Ruhî yapılarına ve kültürel düzeylerine göre, kendilerine “vazife” verir, onları takip eder. Umuma yönelik yapılan sohbette genel ilkeler anlatılır. Tek tek görüşmelerde ise müride daha çok eksik ve kusurları ile yanlış davranışları hatırlatılır, tashihi istenir. Müridlerin çok kalabalık olması, mürşidlerin istemediği bir şeydir. Bunun iki tehlikesi vardır: Birincisi tek tek ilgilenmenin zorlaşması, ikincisi ise şöhrettir. Yani müridi çok olan mürşidin meşhur olması. “Şöhret afettir” ifadesi tekke muhitlerinde çok yaygındır. Tekke eğitiminde “baş başa” esas olmakla beraber belli bir seviyeye gelen mürid bazen mektuplarla da eğitilebilir.(Prof. Mustafa Kara, Zuhur Dergisi)
Var oluşumuzdan bu yana meydan okuduğumuz, ne olduğunu anlamaya çalıştığımız bir kavram var: Zaman. Başlangıcını ve sonunu, nasıl işlediğini, bizi nasıl etkilediğini düşünüyoruz daima. Fakat bu cevaplaması güç ve belki de imkansız bir soru. 111 Hz'in bu bölümünde zamana dair felsefi sorgulamaları ve bilimsel yaklaşımları inceliyoruz. Son dönemde sıkça sorulan "Zaman bir yanılsama olabilir mi?" sorusuna giden yollardan geçiyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast, Garanti BBVA reklamı içermektedir. Bonus Platinum'un avantajlarını keşfet! BonusFlaş'la kartlar ve kampanyalar bir arada! Kart bilgileriniz, yeni nesil ödeme teknolojileri ve bol ödüllü kampanyalarınız BonusFlaş'ta sizi bekliyor!
Mekruh ikiye ayrılır. Birincisi tahrîmen mekruhtur. Tahrîmen mekruh, onu işlemekle namazın fâsid olmadığı fakat ecrin noksan olduğu ve onu işleyenin günâhkâr olduğu mekruhtur. İkincisi tenzîhen mekruhtur. Tenzîhen mekruhu işlemekte günâh yoktur, fakat işlememek evlâdır. Mekruh sözü mutlak olarak zikredildiği vakit onunla tahrîmen mekruh kast edilir.Namaz kılan kimsenin elbisesiyle veya bedeniyle oynaması yahut da özürsüz olarak secde edeceği yerdeki çakıl taşlarını temizlemesi mekruhtur. Namaz kılan kimsenin parmaklarını çıtlatması veya elini böğrüne koyması yahut yüzünü sağa sola çevirmesi mekruhtur. Fakat boynunu kıvırmadan yalnızca gözüyle sağa sola bakması mekruh değildir, ancak zaruret olmaksızın bunu yapması münasip değildir. Namaz kılan kimsenin ayaklarını dikmesi ve onların üzerine oturması veya bağdaş kurması yahut da köpeğin oturuşu gibi oturması (ik'â, yani kalçalarını yere koyup dizlerini dikerek oturması) mekruhtur. Ancak kendisinde bir özür varsa bu durumda kolayına geldiği şekilde oturur.Namaz kılan kimsenin, elbisesini topraktan korumak için kaldırması ve kendine doğru toplaması mekruhtur. Kişinin güleceğinden veya huşuuna halel geleceğinden yahut da kalbini meşgul edeceğinden endişe ettiği bir yerde namaz kılması mekruhtur.Kişinin, oturarak veya ayakta durarak konuşmakta olan veya bir işle meşgul olan bir erkeğin sırtına doğru namaz kılması mekruh değildir.Ancak oturan kimsenin bundan dolayı rahatsız olacağından -yani namaz kılan kimsenin namazını bitirmesini bekleyerek rahatsız olacağından- veya onun konuşması sebebiyle kalbinin meşgul olacağından endişe etmesi durumunda onun sırtına doğru namaz kılmaz.(Eşref Ali et-Tehânevî, El Muhtasar fi'l Fıkhi'l Hanefi, s.209-214)
Bender Ailesi 1870li yıllarda Amerika'nın Kansas eyaletine göç etmiş, vahşi batının göbeğinde, yol üstünde bir çiftlik evi inşa etmişlerdi. Ardından evlerinin bir kısmını bir dinlenme tesisine çeviren Bender'lar gelen geçen yolculara hizmet vermeye başladı. Fakat yolu buradan geçen pek çok kişinin aniden ortadan kaybolması bazı şüphelere neden olacaktı. Acaba Bender'lar gerçekte nasıl bir aileydi? Sunan: Sezgi Aksu Hazırlayan: Kevser Yağcı Biçici Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca Yapımcı: Podbee Media George Longcor: Tolgacan Bozca Kate Bender: Gülşah Dim Kadın: Kevser Biçici Albay Alexander York: Metin Bozkurt Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast, Garanti BBVA reklamı içermektedir. Bonus Platinum'un avantajlarını keşfet!8gqx.adj.stBonusFlaş'la kartlar ve kampanyalar bir arada!Kart bilgileriniz, yeni nesil ödeme teknolojileri ve bol ödüllü kampanyalarınız BonusFlaş'ta sizi bekliyor!
Arielle ve Gerhardt Konig alanlarında başarılı iki doktordu. Sadece mesleklerinde değil, ilişkilerinde de kusursuz bir çift izlenimi veriyorlardı. 2023'te yerleştikleri Hawaii'de adeta cenneti yaşıyor gibiydiler. Fakat bu rüya, kısa süre içerisinde bir kâbusa dönüşecekti. Sunan: Sezgi Aksu Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca Yapımcı: Podbee Media Arielle Konig: Gülşah Dim Gerhardt Konig: Metin Bozkurt Polis: Özgür Yılgür Savcı: Zafer Poker Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast, Garanti BBVA reklamı içermektedir. Bonus Platinum'un avantajlarını keşfet!
111 Hz'in bu bölümünde, Spielberg ve Kubrick gibi iki sinema dehasının yollarının kesiştiği eşsiz bir filme, A.I. Yapay Zeka'ya odaklanıyoruz. Sevmeye programlanmış bir robot çocuğun hikayesi üzerinden insan olmanın derin çelişkilerini masaya yatırıyoruz. David'in gerçek olma arzusu, bizim kendi varoluşsal arayışlarımızın bir yansıması olabilir mi? Sevgi, sadece insana has bir duygu mu; yoksa taklit edilebilir bir kod mu? Gelin, hikayeye daha yakından bakalım. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Gülşah Dim Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media ------- Podbee Sunar ------- Bu podcast, Garanti BBVA reklamı içermektedir. Bonus Platinum'un avantajlarını keşfet!
ÇİKOLATA Aşağıdaki metni okuyunuz. Bu yazıyı okurken canınız nefis bir çikolata çekebilir. Okumaya başlamadan önce, çikolatanızı yanınıza hazır edin. Yalnızca çikolatanın tadına varmakla yetinmeyin, o tadın nereden geldiğini de keşfedin. Çikolata, kakao ağacının çekirdeklerinden yapılmaktadır. Çikolatanın ilk olarak Orta Amerika Bölgesi'nde yaşayan Mayalar zamanında üretildiği sanılmaktadır. Kristof Kolomb ve Hernando Cortes gibi kâşifler 1500'lü yıllarda Amerika kıtasını keşfettikleri zaman burada olan birçok şeyi ülkeleri İspanya'ya götürmüşlerdi. Bunların arasında kakao çekirdekleri de vardı. Çikolatanın ana maddesi olan kakao çekirdekleri o zamanlar Avrupa'da yeniymiştir ve bilinmiyordu. Avrupalılar, önceleri kakao çekirdeklerini ne yapacaklarını bilememişler. Çünkü elde edilen içeceğin tadı çok acıymış. Sonunda çok parlak bir fikir bulunmuş: kakaonun içine şeker eklemek! Şeker eklendikten sonra bu karışım saraylarda içilmeye başlar hâline gelmiş. O dönemlerde kakao ve şeker kolay bulunamadığından çikolata yalnızca zenginlerin içebileceği bir içecekmiş. Daha sonra şeker üretiminin artması, çikolatanın tüketimini çok açmış. Fakat kakao üretimi arttıkça daha da ucuzlayarak yaygınlaşmaya başlamış. Çikolata, 1800'lü yıllara kadar sıvı olarak tüketilmiş. Daha sonra bugün tadına doyamadığımız şekilleri ortaya çıkmış. Çikolatanın tadı yıllar geçtikçe çeşitlenmiş. Ancak ham maddesinin elde ediliş yöntemi hiç değişmemiş. Çikolata yapmak için ilk olarak kakao çekirdekleri ayıklanır ve acılığının azalması için mayalanır. Ardından da kurutulur. Kurutulan çekirdekler fabrikalarda kavrulur. Kavurma işleminden sonra çekirdekler ezilir. Bunun sonucunda üç ayrı madde elde edilir: acı sıvı, kakao yağı ve kakao tozu. Biliyorsunuz, çikolataların birçok çeşidi var. Siyah çikolatada acı sıvı, kakao yağı ve şeker bulunur. Sütlü çikolataya bunların yanında bir de süt eklenir. Beyaz çikolata ise yalnızca şeker, süt ve kakao yağından yapılır. Bunun içine acı sıvı konulmaz. İşte, çok sevdiğiniz çikolata böyle yapılır. Fakat çok fazla çikolata yemek sağlık sorunlarına yol açabilir. Örneğin, çikolata diş çürüklerine yol açabilir. Çikolatanın doğrudan dişte çürüklerle neden olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur ama çikolatanın içine konulan şeker, dişlerde çürümeye yol açabilir. Tıpkı içinde şeker bulunan diğer yiyecekler gibi. Aynı zamanda enerji deposu olan kakao, kalorisi yüksek olan bir yiyecektir. Bunun için sporcular genellikle enerji almak için çikolata yerler. Siz de sınavlardan ya da yapacağınız spor faaliyetlerinden önce çikolata yiyebilirsiniz. Ama çikolata yerken aşırıya kaçmamalısınız. Başka yiyeceklerden de enerji elde edebileceğinizi unutmamalısınız. Banu BİNBAŞARAN (Düzenlenmiştir.)
Bu bölümde işlenen ayetlerin mealleri:36-) Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Onlardan biri dedi ki: Ben (rüyada) şarap sıktığımı gördüm. Diğeri de: Ben de başımın üstünde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bunun yorumunu bize haber ver. Çünkü biz seni güzel davrananlardan görüyoruz, dedi.37-) (Yusuf) dedi ki: Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber vereceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ben Allah'a inanmayan bir kavmin dininden uzaklaştım. Onlar ahireti inkâr edenlerin kendileridir. 38-) Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.39-) Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?40-) Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Ohio'nun Bellefontaine kasabası kendi halinde, huzur dolu olmasıyla bilinen bir yerdi. Fakat dünyanın karmaşasından uzak bu küçük kasabanın derinliklerinde, kimsenin öngöremediği bir trajedi büyüyordu yavaş yavaş. 2014'ün temmuzunda başlayan bir trajedi, bu kasabada sarsıcı bir etki yaratmıştı. İstismara uğramış bir annenin, çarpık ilişkilerin ve yitip giden üç küçük çocuğun trajedisiydi bu. Sunan: Sezgi Aksu Hazırlayan: Sezgi Aksu Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca Yapımcı: Podbee Media Acil Servis Operatörü: Gülşah Dim Joseph: Zafer Toker Britany: Hazal Beril Çam Dedektif: Tolgacan Bozca Avukat: Kevser Yağcı Biçici Yargıç: Metin Bozkurt ------- Podbee Sunar ------- Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ 'u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et! Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir. GENC2025 kodu ile 3342'ye SMS atıp Garanti BBVA Mobil'den müşteri olun.
Caner Taslaman'ın "Hayretten Hayranlığa: Aforizmalarım" adlı kitabından alıntılara yer veriyoruz. - İnsan ne mazlum ne de zalim olmalı! Fakat ahiret hesabını bilenler için mazlum olmak, zalim olmaktan iyidir. - İnsanlar bu dünyadan mahrum kalmamak için ölümü düşünmüyorlar ama ölümü düşünmeyerek ahiretten mahrum kalıyorlar. - Evrenin sonlu olması bazı insanlar için varoluşsal bir krizin kaynağı olmuştur. Birçok insan kendi ölümünün tesellisini evrende bıraktığı eserlerin, namın ve neslin devam etmesinde bulmuştur. Dünyada dev eserler bırakma isteği ölümsüzleşme arzusunun bir tezahürü değil midir? - Varlığını yok olanların üstüne inşa etmek ne büyük bir ahmaklıktır! - Ölümü öldürüp ölümsüzleşemezsin Ölümün Sahibi'ne yönelmeden. - Şu an öldüğünü düşün; geçmişte nasıl bir hayat yaşamış olmak isterdin? Geçmişte nasıl bir hayat yaşamış olmak istiyorsan şu an hayatını öyle yaşa! - Hepimiz mantıken bir gün öleceğimizi biliyoruz ama yaşarken sanki hiç ölmeyecekmiş gibi, ölmek bir yalanmış gibi yaşıyoruz. Biz ölümü görmezden gelirsek ölüm de bizi görmez sanıyoruz. Oysa ölümün gözleri hepimizden daha keskin, adımları hepimizden daha hızlı, kararlılığı hepimizden daha fazladır. Dünya işlerinde öndekilere bakıp imrenen, ahiret işlerinde geridekilere bakıp tembellik edenlerin; dünya işlerinde geridekilere bakıp şükretmeleri, ahiret işlerinde öndekilere bakıp gayret etmeleri gerekmez mi? - Ancak verdiklerinin sahibisin. - Evrendeki muazzam ihtişamla beraber hayatın orantısız kısalığı, sadece bu dünya için yaratılmadığımızı ve ahiretin var olduğunu desteklemektedir. - Var olmanın olağanüstülüğünü, kainatın ihtişamını, yaratılmışların güzelliğini hissedip de coşamıyorsak utanç duymamız lazım! Göğün, denizlerin, ağaçların, kuşların, karıncaların seslerini işitemiyorsak sağır değil miyiz?
Hayal ve gerçek arasındaki bu 111 Hz bölümünde, yolumuz gizemli bir ormana düşüyor. Fakat burada garip şeyler döndüğü kesin... Çiçeklerin mis kokusu ve Yaz Ortası Bayramı'nın coşkusu tüm şehri sarmışken bu uzak ormanda ortaya çıkmayı bekleyen sihirli bir hikaye var. Aşkın irrasyonel doğasına daha yakından bakarken Shakespeare ile aynı rüyayı görüyor olabilir miyiz? Bir Yaz Gecesi Rüyası... Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Gülşah DimSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee Media------- Podbee Sunar -------Bu podcast, getirfinans hakkında reklam içerir.getirfinans iyi faizi vade beklemeden günlük kazandırır. Kredi faiz oranı düşüktür. Aidatsız kredi kartı sunar. Para transferinden ücret almaz. Sen de getirfinanslı ol.Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.Bonus Platinum Dinamik'le tanışın!Kendiliğinden saatte bir değişen güvenlik koduyla internet alışverişlerinin en yeni ve daha da güvenli ödeme yöntemi!See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
AB üyelerinin yarısı bile Filistin'i devlet olarak tanımazken, İsrail'e karşı yekpare bir politika izlemesi güç. Fakat tarih bunun zorluğunu değil, Avrupa'nın değerleriyle eylemlerini denkleştirme cesaretini gösterip göstermediğini yazacak. Yazan: Imran KhalidSeslendiren: Halil İbrahim Ciğer
Rakibimizi şaşırtacağız, topu üzerinden aşırtacağız, içeride ve dışarıda sayıları bulacağız. Fakat rakibimizin yenildiği için üzüldüğünü fark edersek, derhal abanmayı bırakacağız. İşte böyle oynanır Külotball.......
Bu bölümü dinliyor olmanız, aslında düşündüğünüzden çok daha karmaşık bir tesadüfler zincirinin sonucu… Kontrolümüz dışında gelişen pek çok unsur bir araya gelip hayatımızın gidişatını oluşturuyor. Bu anlamda şansın gerçekten de kritik olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bazı insanlar şanslı olduklarına inanırken bazıları da her ne yaparlarsa yapsınlar kötü şanslarının dönmediğini düşünürler. Bunun bilimsel bir dayanağı var mı, ya da daha şanslı olmak mümkün mü? 111 Hz'in bu bölümünde, şanslı insanların ortak özelliklerini konuşuyoruz. Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Gülşah DimSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee Media------- Podbee Sunar -------Bu podcast, getirfinans hakkında reklam içerir. getirfinans iyi faizi vade beklemeden günlük kazandırır. Kredi faiz oranı düşüktür. Aidatsız kredi kartı sunar. Para transferinden ücret almaz. Sen de getirfinanslı ol.Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.Bonus Platinum Dinamik'le tanışın!Kendiliğinden saatte bir değişen güvenlik koduyla internet alışverişlerinin en yeni ve daha da güvenli ödeme yöntemi!See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Bilginin korkunç bir hızda aktığı zamanlardayız. Teknoloji ve sosyal medyanın gelişimi sayesinde bilgiye ulaşmak, hiç bu kadar kolay olmamıştı. Fakat iletişimin bu kadar kolay olmasının bazı olumsuz etkileri de var elbette. Örneğin post-truth, yani gerçek ötesi kavramı... Artık bir bilginin doğru veya yanlış olduğunu anlamak eskisi kadar kolay değil. Hatta yalan olduğunu içten içe bildiğimiz bazı bilgileri büyütebiliyor, o duvara bir tuğla da biz koyabiliyoruz. 111 Hz'in bu bölümünde post-truth çağında doğru bilgiye nasıl ulaşabileceğimiz üzerine düşünüyoruz. Yalan haberlere ya da bilgilere neden inandığımızı ve bunlara karşı nasıl önlemler alabileceğimizi araştırıyoruz.Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Özgür YılgürSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee Media------- Podbee Sunar -------Bu podcast, getirfinans hakkında reklam içerir.getirfinans iyi faizi vade beklemeden günlük kazandırır. Kredi faiz oranı düşüktür. Aidatsız kredi kartı sunar. Para transferinden ücret almaz. Sen de getirfinanslı ol.See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Söylemesi kolay, dinlemesi zor bir bölümle karşınızdayız: Nasihat! Emin ve Berkin, Türk kültüründe yeri olan nasihat alma ve verme hakkında düşüncelerini paylaştılar. Bu ikili bakalım bu sefer aynı düşünüyor mu? Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro Emin: [0:21] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin, bugünkü bölümümüzde Berkin'le beraberiz. Berkin bir süredir yoktun, hoş geldin öncelikle. Berkin: [0:33] Hoş buldum Emin ama podcastlere bence böyle girmemelisin. (Neden?) Direkt şey, bir podcast konumuzla bir giriş yapayım dedim yani. Sana bir nasihat vereyim dedim. Emin: [0:44] Bu bir nasihat miydi? Berkin: [0:45] Aynen bu bir nasihatti. Emin: [0:47] Evet bugünkü bölümümüz nasihatle ilgili olacak ama öncesinde biraz senin gelmenle ilgili de sohbet edelim. Berkin: [0:53] Direkt işi bitirip gitmek isteyişim falan... Normalde biz seninle podcastleri daha ileri saatlerde çekiyoruz ya bugün kafamız biraz daha açık herhâlde. Daha erken saatte çektiğimiz için. Bakalım nasıl bir podcast olacak. Emin: [1:07] Yoğunluğu fazla olacak herhâlde biraz. Berkin: [1:09] Bakalım. Girer girmez yormaya başladım ben zaten. Bakalım nasıl geçecek. Bir süredir yoktum değerli dinleyicilerimiz. Askerlik görevimi ifa ediyordum. Bu da döndükten sonraki ilk podcastım oluyor. Yani biraz paslanmış mıyım onu da göreceğiz yani aslında bugün. Askerlik Berkin'i nasıl değiştirdi? Emin: [1:27] Askere gitmeden önceki Berkin ile askerden döndükten sonraki Berkin arasındaki üç tane büyük farkı söyler misin bana? Berkin: [1:35] Ooo üç çok oldu. Emin: [1:38] Tamam bir tane söyle o zaman. Ani bir soru oldu çünkü. Berkin: [1:42] Evet çok ani bir soru oldu. Ya şöyle... Annem diyor ki "Daha düzenlisin." fakat ben bunu kabul etmiyorum. Yani böyle bir şeylere daha el atıyor gibiyim onun gözünde. Geçen gün sofradan tuzluk ve karabiberliği kaldırdım falan... Böyle çok etkilendi bu hareketimden. "Ooo askerlik sana neler katmış!" diyor. Fakat ben bunun böyle anlık bir şey olduğunu düşünüyorum. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Korku biz insanlığın hayatta kalmasını sağlayan en kritik duygulardan birisi. Belki de türümüzün devamlılığını buna borçluyuz. Fakat korku, yanımızdaki insanlardan bize de sirayet edebilen bir şey. Daha da kötüsü bu duygunun bulaşıcı özelliği, toplumu kontrol edebilmek için bir araca da dönüşebiliyor. Fakat bir panzehrimiz de var, cesaret. 111 Hz'in bu bölümünde insan davranışları üzerine düşünüyoruz. Korku ve cesaretin bulaşıcı etkilerine ve bunların nasıl yayıldığına odaklanıyoruz.Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Özgür YılgürSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee MediaSee Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
“Yeterince gelişmiş bir teknoloji, büyüden ayırt edilemez." Efsanevi bilim kurgu yazarı Arthur C. Clarke'ın bir sözü bu. Fakat teknoloji ve büyü, bilim ve sihir... Bunlar birbiriyle çatışan şeyler değil mi? Fakat geniş bir perspektiften baktığımızda, daha derin bir mesaj veriyor bize bu söz. Bilim ve büyünün, sihir ve teknolojinin birbiriyle bağlantılı olduğunu vurguluyor. 111 Hz'in bu bölümünde Arthur C. Clarke'ın söylemini daha iyi anlamaya çalışıyoruz. İnsanlık tarihinde bir yolculuğa çıkıp büyücülerin, bilim ve teknolojiye nasıl ilham verdiğini inceliyoruz. Büyünün tarihsel, toplumsal ve psikolojik yönlerini analiz ediyoruz.Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Özgür YılgürSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee Media------- Podbee Sunar -------Bu podcast, Hiwell hakkında reklam içerir.Hiwell'de 1600'den fazla uzman arasından ücretsiz ön görüşmelerle size en uygun uzmanı seçebilir, kendinizi tanıma yolculuğunuza kolay ve güvenilir bir şekilde başlayabilirsiniz. Hiwell'i şimdi indirinSee Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Bilincimizi ve hafızamızı ikiye ayırmak... Unutmak istediğimiz her şeyi kolaylıkla geride bırakabilmek... Son yılların en ses getiren dizilerinden biri Severance'ın hikayesi, işte bu konuların üzerine inşa ediliyor. Fakat bu dizi bir bilim kurgu anlatısından daha fazlasını sunuyor bize, bazı derin sorgulamalar yapmamıza olanak tanıyor. Yönelttiği en önemli soruysa "Sen kimsin?" 111 Hz'in bu bölümünde Severance'ın felsefi altyapısını analiz ediyoruz. Kendimize "Ben kimim?" sorusunu yöneltiyor, bilinç ve kimlik meselesini anlamaya çalışıyoruz.Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Özgür YılgürSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee MediaSee Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Yüzümüz, bizi biz yapan şeylerden biri... Tanıdığımız birinden bahsederken aklımıza ilk olarak o kişinin yüzü geldiği gibi albümlerde, sınav belgelerinde; ehliyet, pasaport veya kimliğimiz gibi önemli eşyalarda da yüzümüz hep ön plana çıkıyor. İnsanlar olarak yüzler aramaya ve bu yüzleri tanımaya programlıyız, hatta bu konuda bir uzman olduğumuzu dahi söyleyebiliriz. Fakat yüzümüz sadece ağzımızdan, burnumuzdan veya yaptığımız mimiklerden ibaret değil. 111 Hz'in bu bölümünde aynadaki yansımamıza yeni bir gözle bakıyor, yüzlerin sessiz hikayesine kulak veriyoruz.Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Gülşah DimSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee MediaSee Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.