POPULARITY
Categories
Mucize, Allah (c.c.) tarafından insanlara ilâhî dini tebliğ ve talim için gönderilmiş olan muhterem bir peygamberin, nübüvvet ve risalet iddiasında haklı olduğunu ispat için ilâhî kudret ile göstermeyi başardığı harikalardan ve bir kısım olağanüstü hallerden ibârettir ki, diğer insanlar bu harikanın mislini göstermeyi ve bu haller ile nitelenmeyi başaramazlar. Meselâ; Peygamberimiz (s.a.v.), Kur'ân-ı Mübin gibi, mübarek parmakları arasından ince ve leziz suların cereyan etmesi gibi harikalar göstermiştir. Kendi mübarek zatı da fevkalâde yüksek kemâlât ile faziletlerle nitelenmiştir. Kimseden bir şey okuyup öğrenmediği halde bir vahiy ve ilham eseri olarak yüz binlerce hakikatlere vâkıf idiler. İşte bunlar birer mucizedir. Mucizeler, câri (süregelen) âdetlere ve tabiat kanunlarına muhalif gibi görülmektedir. Fakat bunlar hadd-i zatında mümkinâttan sayılır ve yüzbinlerce insanın müşahede etmiş olmalarına nazaran gerçekleşmiştir. Zaten tabiat kanunları da mümkinâttan ibârettir. Bütün mümkinât ise ilâhî kudret ile meydana gelir ve mahvolup gidebilir. İnsan bu kâinatı güzelce tetkik ederse gözlerine binlerce harikulade sayılacak kudret eseri çarpar durur. Artık Allah (c.c.)'nun kudretiyle mucize denilen harikalar da vücuda gelmiş bulunmaktadır. Aklı başında olan bir insan bunları görmezden gelemez. Efendimiz (s.a.v.)'in en bilinen mucizelerinden biri de gönderilmesinin sekizinci senesinde Minâ mevkiinde gerçekleşen ayın yarılmasıdır. Efendimiz (s.a.v.) kendisinden talep edilmesi üzerine mehtaplı bir gecede mübarek işaretiyle ayı iki parçaya ayırmış, bunun bir parçası Hira dağının bir tarafında, diğer bir parçası da diğer tarafında iki saat kadar görülmüştür. Efendimiz (s.a.v.)'de: “Bakınız, şahit olunuz.” diye hazır bulunanları ihtar etmiştir. (Ömer Nasuhi Bilmen, Sualli Cevaplı Dinî Bilgiler, s.80-81)
TAŞKENT Özbekistan uzun yıllar dünyanın hemen yanı başında ama bir bakıma dünyadan uzakta duran ülkelerden biriydi. Semerkant, Buhara, Hive isimlerini hep biliyorduk. İmam Buhârî, İmam Mâtürîdî, Bahâeddin Nakşibend, Bîrûnî, Hârizmî ve Uluğ Bey zaten medeniyet hafızamızın içindeydi. Fakat bu isimlerin yaşadığı coğrafyaya ulaşmak, şehirlerinde dolaşmak ve ürettikleri büyük medeniyetin izlerini yerinde görmek aynı ölçüde hayatımızın içinde değildi. Uzun yıllar Sosyalist Sovyet yönetimi altında Özbekistan hem İslam dünyasından tecrit edilmiş hem de bu zengin varlığı bastırılmış kurumaya bırakılmıştı. Sovyetlerin çözülmesi ve Türk devletlerinin bağımsızlaşmasından sonra da açılım hemen aynı zamanda gerçekleşmedi.
Sûret, tasvir, tecelli ve ihtira' konularında İbn Arabi'nin Fütûhât'ından yaptığımız seçmeyi tamamlayalım. İbn Arabî diyor ki: Kur'an, mizacın özü gereği bir sûreti gerektirmediğini açıkladı. Fakat meydana geldikten sonra sûret (nefs), bir mizaca muhtaç olur ve (fiilleri için) ona döner. Çünkü o içerdiği kuvvetlerle birlikte mizaçtır. Nefs ise, bedeni ancak o güçler sayesinde yönetebilir. Çünkü güçleriyle birlikte mizaç, sûret için (nefs) marangozluk veya söz gelimi bina yapan sanatkâr için araçlar gibidir. Aletler hazırlanıp sağlam bir şekilde yapıldığında, özleri gereği ve halleriyle, bir sanatçıyı talep eder. Bu sanatkâr onlar ile yapacağı şeyi yapar. Fakat araçlar sanatkarın Ali, Veli, Halit, Ömer veya belirli kişi olmasını belirleyemez. (FM, 3/57)
Batılı bilim insanları doğaya bakarak keşif yapmadılar; Müslümanların kitaplarına baktılar ve bir kısmını kendi adlarına kaydettiler. Newton bunun en çarpıcı örneğidir. Oxford'ta bulunan eski bir Arapça eserin kenarlarında el yazısıyla yapılmış İngilizce tercüme notları görülür. Avrupa Rönesansı'nın, Arapların Altın Çağı'ndaki başarıların alınmasıyla başladığını söylemek, o dönemde Arapça kitapların Avrupa şehirlerinde basılıp okutulmasını ve Arapçanın ilmin dili oluşunu düşününce şaşırtıcı değildir. Fakat bu kitaplar sadece kaynak olarak kalmadı; bazı Avrupalı bilginler, Arap âlimlerinin keşiflerini alıp, doğayı ayrıca incelemeden kendi adlarıyla yayımladılar. Küçük kan dolaşımının William Harvey'e nispeti buna bir misaldir; anlatılanların İbnü'n-Nefis'in “Şerhu Teşrîhi'lKânûn”undaki açıklamalara dayandığı ortaya konmuştur. Newton'un hareketin üç kanununa dair intihal iddiaları da böyledir. 1. yasa, İbn Sînâ'nın “İşârât ve Tenbîhât”ında ifadesini bulan “cisim dış etkiden arınınca hâlini korur” düşüncesiyle paraleldir. 2. ve 3. yasalar ise Fahreddin er-Râzî'nin “el-Mebâhisü'l-Meşrıkıyye”sinde kuvvet-ivme ilişkisi ve karşı kuvvet dengesi üzerinden tartışılmıştır: eşit güçle çekilen halkanın ortada kalması gibi. René Descartes'in, İmam Gazâlî'nin eserlerini andıran uzun dipnotlar kullanması da zikredilir. Tarih yeniden okunmalı; hak, gerçek sahiplerine teslim edilmelidir. Bu tablo, “bilimsel devrim”i tek başına Batı'nın müktesebatı gibi sunan anlatının eksik kaldığını açıkça göstermektedir. Arapların medeniyet mirası gizlenemez; aktarım zincirleri dürüstçe kayda geçirilmelidir. İlmî emanetin sahiplerine iadesi, yeni bir karşılıklı saygı köprüsü kuracaktır. İddialar tartışılabilir; fakat izler, metinler ve nüshalar açıktır, gözler önündedir aslında. (Basından Derleme)
Ateş Ölçer'in yeni bölümünde Ömer ve Yaşar, orta sınıf krizini obilet ve Fluxus Coffee sponsorluğunda masaya yatırıyor.obilet avantajı ile 49W'ya özel indirim kodu!%15 indirim için kod: 49W15Detaylı bilgi: https://www.obilet.com/kampanyalar/49...Fluxus Coffee'ye erişmek için:https://fluxuscoffee.com / fluxuscoffee Eskiden bir hayal olan orta sınıfa varmanın çeşitli beklentileri ve kuralları vardı. İyi bir eğitim almak, başarılı olmak, disiplinli bir şekilde yaşantını sürdürmek. Fakat orta sınıf gittikçe refahını kaybeden bir sınıfa dönüştü. Çalışırsan ev alırsın, hayatını müreffeh ve güvenli bir şekilde kurarsın, anne-babandan daha iyi bir yaşantıya sahip olursun beklentisi bitti. Ömer ve Yaşar tam olarak bu krizi ele alıyor.Öte yandan tüketim nesnelerine erişmek kolaylaşıyor. Dünyanın doğusunda orta sınıf gelişiyor. Krizler yeni fırsatlar yaratıyor. O yüzden refah, varlık ve tüketim arasındaki ilişkiyi; orta sınıfın ne olduğunu ve gelecek beklentilerini Ömer ve Yaşar tartışıyor.
Batı kültür dünyasının en sevdiği kelimelerden biri uzun zamandır “özgürlük”. Sanatçının özgürlüğü, ifade özgürlüğü, kurumların bağımsızlığı… Bienaller, festivaller, müzeler ve ödül törenleri bu kelimeler etrafında sayısız konuşma yaptı. Fakat son üç yılda özgürlüğün sınırının nerede başladığını daha iyi gördük. O sınırın adı çoğu zaman Filistin'di.
Bir önceki yazıda Türkiye'de bugün 433 bini aşmış olan cezaevi nüfusunun bizi sadece “Bu ülkede ne kadar suç işleniyor?” sorusuna değil, belki bundan daha önemli olarak “biz suçla karşılaştığımızda ona nasıl cevap veriyor, hangi fiilleri hangi ölçülerde ve hangi yöntemlerle cezalandırıyoruz?”
Ebû Dâvud ve Tirmizî'nin Enes bin Mâlik (r.a.)'dan yaptıkları rivayette, Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki: "Kadılık görevi peşinde koşan ve bu hususta ara yerde şefaatçiler koyan kimse (bu isteğine nail olacak olursa) kendi nefsiyle baş başa bırakılır (yardım edeni bulunmaz). Ve kim de zorlanarak bu görevi yüklenirse, Allâh onun üzerine, doğruyu ilham eden bir melek indirir". Bazıları bu hadise dayanarak demişler ki: "Kadılık görevini ihtiyari olarak kabul etmek caiz değildir." Fakat muhtar olan kavle göre, istek, talep ve şefaatçi olmaksızın yüklemek ruhsat yollu caizdir. Daha kuvvetli olan kavi ile amel etmek ise, terketmektir. Emîrlik ve beylik de böyledir. Zira bu iki görev de ağırdır; hukukuna riâyet etmeğe insan pek az güç getirebilir. Ebû Hureyre (r.a.)'den yaptıkları rivayette, Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: "İnsanlar arasında kadılık görevini yüklenen veya kaadî nasbedilen kimse bıçaksız boğazlanmıştır." Hz. Âişe (r.anha)'nın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: Resûlullâh (s.a.v.)'den duydum, buyuruyorlardı ki: "Adaletle iş gören kaadî üzerine kıyamet günü öyle bir saat gelecek ki, o, iki kişi arasında bir hurma hususunda bile hükmetmemiş olmasını temenni edecek!" İmam Ahmed bin Hanbel'in Ebû Hureyre (r.a.)'dan yaptığı rivayette, Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki: "On (veya daha fazla) kişi üzerine emirlik eden kimse yoktur ki kıyamet günü eli bağlı olarak getirilmesin! Onun elinin bağını ancak adalet açar". Taberânî'nin İbn Abbas (r.a.)'dan merfuan yaptığı rivayette buyuruluyor ki: "On kişiye emîrlik eden hiç kimse yoktur ki aralarında hükmedilinceye kadar kıyamet günü elleri boynuna bağlı olarak getirilmesin!" (İmam Birgivî, Tarikat-ı Muhammediye, s.386-387
Seyyid Kutub'un şehadetinin üzerinden altmış yıl geçti. 29 Ağustos 1966'da idam sehpasına yürüdüğünde 59 yaşındaydı. Bugün ölümünden sonra geçen zaman, neredeyse yaşadığı ömrün tamamına ulaşmış durumda. Fakat ömürlerini hakka ve hakikate vefa ve sadakat yolunda feda etmiş insanların hayatları biyolojik ömürleriyle bitmiyor. Yazdıkları, söyledikleri, açtıkları yollar, dostlarında uyandırdıkları sadakat ve düşmanlarında oluşturdukları tepkiyle yaşamaya devam ediyorlar.
Bilindiği üzere, kulun Allâh (c.c.)'a şükrü, secde, oruç, sadaka, Kur'ân-ı Kerîm okumak gibi çeşitli ibâdetlerle olur. Hz. Musa (a.s.)'ın ümmeti, Hz. Musa (a.s.)'ın kurtulması ve Fir‘avun'un boğulması nimetini onlara ihsân eden Allâh (c.c.)'a oruç tutarak fiilî şükürde bulunmuşlardır. Müslümânlar da onlar için en büyük nimet olan Allâh Resûlü (s.a.v.)'in mevlîdini çeşitli ibâdetlerle Allâh (c.c.)'a şükrederek ihyâ etmektedirler. Bazı âlimler, Mevlîd'in Hz. Musa (a.s.) ile ilgili hâdiseye uygunluk arz etmesi için Allâh Resûlü (s.a.v.)'in doğumunun tesbit edilmesi ve şükrün özellikle o gün dışa vurulması gerekir demektedir. Fakat şükrün yerine getirilmesi için yapılacak ibâdetler için bir gün söz konusu olmadığından Mevlîd'i de gün ile sınırlamak doğru olmaz. Allâh Resûlü (s.a.v.) pazartesi günü tuttuğu orucun gerekçesini açıklarken: "Bugün dünyaya geldim" buyurmuşlardır. Buna göre Mevlîd-i Nebî'yi ilk ihyâ eden, o gün oruç tutarak Allâhü Teâlâ'ya şükreden Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz'dir. Günümüzde Müslümânların mevlîd merâsimleri şekil açısından bazı farklılıklar arz etse de Aşûre ve Pazartesi günleri Efendimiz (s.a.v.)'in tuttuğu oruçların gâyesi ile tamâmen örtüşmektedir. Zîrâ hepsi ilâhî rızâyı kazanmak için îfâ edilmektedir. Kur'ân-ı Kerîm müslümânlara, İslâm'ın ulvî değerleriyle meşru ölçüler çerçevesinde sevinmeyi tavsiye etmektedir: "De ki: Allâh'ın lütûf ve rahmetiyle; yalnız bunlarla sevinsinler." (Yûnus s. 58) Allâhü Teâlâ mü'mînlere rahmetle sevinmelerini emretmektedir. Efendimiz (s.a.v.), şu ayetin delâlet ettiği gibi bizzât rahmettir: "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiyâ s. 107) Nitekim İbn Abbâs (r.a.) rahmet kelimesini, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) olarak tefsîr etmiştir. Mü'minler Allâh Resûlü (s.a.v.)'in varlığıyla her zaman sevinç duyarlar. Fakat doğduğu ay ve gün, sevinç daha yoğun bir şekilde yaşanır. (İnkişaf Dergisi, 10. Sayı, s.34-39)
Kadından imam olmaz. Sadece cenaze namazını kıdıracak erkek yoksa kıldırabilecek kadın varsa, cenaze namazını kıldırsa ve sonradan da erkek imam bulunsa bile tekrar edilmesi gerekmez. Bunun haricinde diğer namazlarda kadınların imamlığı câiz değildir. Sadece kadınlar kendi aralarında kılarlarsa, birisine uyarak aynı sırada öne geçmeden namazlarını kılabilirler. Ama keraheti vardır. Kadınların bayram ve Cuma namazlarında, tesettür ve vakar şartıyla bulunmaları meşrû'dur. Fakat İmam Aynî'den naklen H. 1363'te vefat eden Mâlikîlerden Şeyh Muhammed Habîbullah diyor ki: “Şimdiki zamanımızda süslü olarak genç kadınların Cuma ve bayramlarda bulunmaları, kesinlikle câiz değildir.” Nitekim Aynî diyor ki: “Ulemâmız dediler ki: Kadınların bayram namazlarına gitmelerinin câiz olması, Hz. Nebî'nin (s.a.s.) zamanına mahsustu. Şu hâlde genç kadınların ziynetlenip mescide gitmeleri, kesinlikle câiz değildir. Bunun için Âişe (r.anhâ) dedi ki: “Rasûlullah (s.a.s.), kendisinden sonra kadınların ne gibi bid'atleri ihdas ettiklerini görmüş olsaydı, onları mescitlere girmekten men edecekti; İsrâiloğullarının kadınlarının men edildikleri gibi.” Hz. Âişe'nin (r.anhâ) sözü, Rasûlullah'ın (s.a.s.) hayatından az sonradır. (İsmail Çetin, Tahkîm-i Sâdât Şerh-i Mişkât, II/223) Cuma namazı sadece erkeklere farzdır. Kadınlar Cuma günleri diğer günlerdeki gibi öğle namazını kılabilirler. Onlara Cuma namazı farz olmadığından Cuma cemaatini beklemelerine gerek yoktur. Ezan okunduktan sonra öğle namazını kılarlar. (Nurgül Dere, Müslüman Hanımın El Kitabı, s. 147)
Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali (r.a.)'a şöyle buyurdu: “Yâ Ali, müjdeler olsun sana ki, Cenâb-ı Hak cennet bekçisi olan meleğe emreder. Buyuyur ki: "Cennete girmek isteyen kimse Ali (r.a.)'dan izin almayınca cennete gidemez". Cennet bekçisi olan Rıdvan adındaki melek de senden izin almayan kimseyi cennete sokmaz. Yâ Ali! Sen kimden râzı isen ona izin verirsin, cennete girer. Kimden râzı olmazsan ona izin vermezsin, o da cennete giremez”. Bir gün Hz. Ebûbekir, Hz. Ali (r.a.)'a lâtife ederek, “Yâ Ali, kıyâmet günü senden izin olmadıkça kimse cennete giremeyecektir. O gün bana izin verir misin?” dedi. Hz. Ali (r.a.), Hz. Ebûbekir (r.a.)'a şu cevabı verdi: "Doğru söylüyorsun. Fakat ben Peygamber (s.a.v.)'den işittim ki, senden müsaade almayınca kimseye izin vermem. O zaman siz bizim üzerimizde bir kontrol vazifesini görürsünüz. Öyle ise sizin, bizden izin almaya hiçbir ihtiyacınız yoktur. Esasen biz size müracaat edip, sizden izin almalıyız". Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bir gün Eshab-ı Kiram (r.a.e.)'e şöyle buyurdu: “Ben mü'minlere kendi nefislerinden daha evlâ değil miyim?” Mecliste bulunanlar sözbirliği ederek: "Evet yâ Resûlullâh (s.a.v.)" dediler. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali (r.a.)'ın elinden tutarak şöyle buyurdular: “Ben kimin mevlâsı evlâsı isem, Ali de onun mevlâsı evlâsidir mevlâsıdır. Ey Allâh'ım! Ona düşmanlık yapanlara düşmanlık yap, onu sevenleri sev, onu hor tutanları hor tut, ona kötülük yapanların cezasını ver, ona yardım edenlere yardım et, nerede bulunursa bulunsun hakkı onunla birlik kıl". (Şemsüddin Ahmed Sivasi, Dört Büyük Halife, s.324)
Bir zamanlar “Doğu'nun İncisi” olarak anılan Hong Kong, uzun yıllar dünyanın en özgür ekonomilerinden biri ve Asya'nın en önemli finans merkezi olarak görüldü.Fakat son yıllarda tablo tamamen değişmiş gibi görünüyor.2020 Ulusal Güvenlik Yasası, kitlesel göç, düşen emlak fiyatları ve Çin ile artan entegrasyon nedeniyle birçok kişi Hong Kong'un artık eski Hong Kong olmadığını düşünüyor.Ama gerçekten öyle mi?Çünkü son dönemde Hong Kong; dünyanın en büyük halka arz merkezlerinden biri olmayı sürdürdü ve küresel servet yönetiminin merkezine oturduPeki Hong Kong gerçekten çöküyor mu? Yoksa sadece Batı'nın tanıdığı ekonomik modelden farklı, yeni bir döneme mi giriyor?Çin'in yükselişi, ABD-Çin rekabeti ve küresel sermayenin yön değiştirdiği bir çağda Hong Kong'un geleceği ne olacak?Ömer Özgen bu videoda şunları anlatıyor:• Hong Kong nasıl dünyanın en önemli finans merkezlerinden biri haline geldi?• Havuç ve Sopa ile Hong Kong'da rıza üretilebilir mi? • Çinli yöneticiler Hong Kong üzerinde nasıl bir “salam taktiği” uyguluyorlar?• Neden yüz binlerce kişi Hong Kong'dan göç etti? Buna rağmen ekonomi neden tamamen çökmedi?• Hong Kong nasıl tekrar arz merkezine dönüştü, bu sefer ne farklı? • Altın ticareti, diplomasi ve yapay zekâ yatırımları Hong Kong'un yeni büyüme stratejisinde nasıl bir rol oynuyor?Kaynakça:(Hong Kong ekonomisi ve dönüşümü üzerine oldukça sınırlı kitap mevcut, daha fazla araştırmak isteyenlerin rapor ve haberleri takip etmesini öneririz) Kitap: • Michael Sheridan - The Gate to China: A New History of the People's Republic and Hong Kong (2021) • Stephen WK Chiu & Kaxton YK Siu - Hong Kong Society: High-Definition Stories Beyond the Spectacle of East-Meets-West (2023) • Jeffrey Wasserstrom - Vigil: Hong Kong on the Brink (2020) • Ching Kwan Lee - Global China's Restive Frontier (2022) • IMF - Country Report No. 26/115 (Mayıs 2026) Youtube Videoları: • • The Slow, Quiet Death of Hong Kong • • Hong Kong is a Dystopia • • Hong Kong is Slowly Turning into a Totalit... • • Hong Kong's future as Asia's financial cen... • • De-industrialization was Hong Kong's Bigge... Seçili Haberler: • https://www.thinkchina.sg/economy/hon...• https://www.ft.com/content/b552f50c-b...• https://www.bbc.com/news/business-504...• https://thediplomat.com/2024/03/the-f...• https://www.dw.com/en/hong-kongs-econ...• https://www.wsj.com/world/asia/hong-k...• https://www.cnbc.com/2026/05/04/china...• https://english.cw.com.tw/article/art...• https://www.bloomberg.com/news/articl...• https://www.scmp.com/business/markets...00:00 Giriş01:27 Hong Kong'un Yolculuğu 03:39 Afyon Savaşları ve Kuruluş 07:52 Hong Kong Nasıl Zenginleşti? 14:50 Çin Egemenliğinin Başlangıcı17:45 Çin'in Entegrasyon Stratejileri 20:54 Sopa ve Havuç 23:25 Çin Operasyonel Kodu ve Protestolar32:59 Yeni Güvenlik Yasası ve Kopuş30:32 Beş Açıdan Ekonomik Geriye Gidiş ve Toparlanma52:40 Yeni Hong Kong 57:18 Üç Yeni Görev 1:00:42 Hong Konglular 1:04:12 Kapanış
Son altı haftadır sizleri günübirlik popüler ekonomi tartışmalarının alışılmış rotasının dışına çıkarmaya çalışıyorum. Çünkü Türkiye'de yıllardır aynı başlıkları konuşuyoruz: faiz, kur ve enflasyon... Fakat bunlar sonuç. Çok net görüyoruz ki kalkınmanın asıl hikâyesi bu üç kelimenin dışında yazılıyor. İşte bu yüzden altı haftadır birlikte Güney Kore'ye gittik, Amerika'yı inceledik, Toyota'nın fabrikalarına girdik. Bu hafta ise dünyanın en zengin teknoloji vadisinin doğduğu ana gidiyoruz.
Keyifsizliği her halinden belli olan, asık yüzlü, otuzlu yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim, seküler görünümlü bir hanım ve dört yaşlarında, sevimli, biraz da haylaz bir erkek çocuğu gelip karşımdaki masaya oturdular. İlkin anne ve oğul olduklarını tahmin ettim. Fakat kadının çocuğa giderek şiddeti artan ikazlarını ve azarlarını görünce belki de annesi değildir dedim. Dadı, hala yahut teyze olabilirdi. Onlar da pek böyle yapmazlardı ama neyse.
Önceki yazıda “andan mahrum olma tedirginliği”den söz etmiş ve bunun mazur gerekçelerini kavramak için “çağdaş İslam düşüncesi” terkibini ve gündemlerini tartışmaya açmak gerektiğini belirtmiştim. Fakat yanlış anlamalara yol açmamak için asıl sorunu biraz daha tavzih edeceğim. Kanaatimce birkaç yazıdır ele almaya çalıştığım sorun ve/veya eleştiri iki temel kavram etrafında dönüyor: güncellik ve anlaşılırlık. Bunların her birini müstakil olarak açıklayacağım.
Hayli zamandır dışarıda bir şeyler yiyip içmekten korkar oldum. Mecbur kalmadıkça kafe ve restoranlara uğramıyorum. Kimin hazırladığı, nasıl pişirildiği, hangi malzemenin kullanıldığı değil mesele. Uzak duruşumu dervişlik derdine hamleden olur diye açıyorum bu faslı. Kabul, zulmeti çoktur dışarı yemeğinin. İnsanın ibadetini, seherini, huzurunu, kalbini örseler. Fakat benim uzak duruş sebebim başka. Gürültüye tahammül edemiyorum.
Donald Trump ikinci kez ABD başkanlık koltuğuna oturduğu günden beri ana gündeminin Çin ile ABD arasındaki ticaret savaşı olacağı aşikardı. Fakat 2 Nisan 2025'te açıkladığı büyük gümrük vergisi listesi sadece Çin'i değil ABD'nin bütün ticari partnerlerini kapsıyordu. Dünyanın en büyük ithalatçısı olarak ABD'nin sadece Çin'e değil müttefiklerine karşı da gümrük duvarlarını örmesi yıllardır devam eden tartışmayı daha da alevlendirdi. Acaba uzun zamandır sonunun yaklaştığı söylenen küreselleşme artık gerçekten sona mı eriyordu? Trump'ın elindeki vergi listesi küreselleşmenin mezar taşı mıydı? Küreselleşme öldüyse bizi şimdi nasıl bir dünya bekliyor? Bu videoda geçmiş küreselleşme dalgalarını ve şimdi neden küreselleşmenin zayıfladığını konuşuyoruz.
Cihanşimül devlet Osmanlı, hiç kuşkusuz 16. yüzyıla gelindiğinde Avrupa'daki rakiplerini dize sermiş, İmparatorluğun sınırlarını Macaristan'dan Yemen'e kadar genişletmişti.Fakat 17. yüzyılın sonlarıyla beraber hakimiyetini kaybetmeye başlayan Osmanlı, “modern zamanların” gerisinde kaldı. Bu geri kalış, büyük bir modernleşme ve Batılılaşma tufanıyla karşılık buldu. O gün bugündür Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyet'ine, Ahmet Cevdet Paşa'dan Ziya Gökalp'e, II. Mahmud'tan Turgut Özal'a bir yandan tarihimiz benzer izlekleri takip ederken bir yandan ise değişen ve dönüşen dünyaya ayak uydurmaya çalıştık.Bu uzun, kritik ve oldukça dönemeçli 300 yılı 49W olarak yeni serimizde mercek altına alıyoruz. Mehmet Yaşar Altundağ'ın hazırladığı Türkiye Siyasi Tarihi serisi, Karlofça ve Pasarofça Antlaşmalarından başlayarak AK Parti Türkiye'sinin son yıllarına kadar gelecek.Bu bölümde ise Lale Devri'nde hayata geçirilen uygulamaları, İbrahim Müteferrika'nın kimliğini, Avrupa'dan gelen subayların hikayesini, Osmanlı'nın askeri anlamda neden geri kaldığını işliyor Yaşar. Matbaa Osmanlı'ya neden geç geldi? Gerçekten de hattatlar mı istemedi? Fransız Protestanları'nın projeleri neden kabul görmedi? Yeniçeriler neden reformlara karşıydı? Hepsi bu bölümde.Kaynakça:-Türkiye'de Çağdaşlaşma - Niyazi Berkes-Modernleşen Türkiye'nin Tarihi - Erik Jan Zürcher-Düzenini Arayan Osmanlı - Çağdaş Sümer00:00 - Fransız Protestanları Huguenotlar Osmanlı'ya Ne Önerdi?02:25 - Giriş ve Yeni Seri Tanıtımı04:20 - Pasarofça ve Karlofça'da Kayıplar05:03 - Lale Devri Neden Önemli05:50 – İbrahim Müteferrika'nın Modernleşmemizde Önemi07:26 – İbrahim Müteferrika'nın Askeri ve Ekonomik Reform Önerileri09:21 – Yirmisekiz Çelebi Mehmet ve Oğlu Sait Efendi'nin Paris Maceraları11:11 – Matbaa Osmanlı'ya Neden Geç Geliyor?13:14 – Osmanlı'da Kağıt Sorunu15:42 – Modernleşmemizde Niye Batı'yı Örnek Alıyoruz?18:42 – Avrupa'da Gelişen Yeni Askeri Endüstri ve Disiplin25:10 – Osmanlı'da Ordunun Disiplinini Yitirmesi, Asayişin Bozulması26:55 – Yeniçerilerin Bir Güç Olarak Yükselmesi28:44 – Osmanlı Geride mi Kaldı?30:54 – Ekabir Siyaseti vs Padişah'ın Yeniçerileri33:07 – Fransa'yla Yakınlaşma ve Batılılaşmanın Ontolojik Tansiyonu35:24 – Kapitülasyonlar36:49 – Fransız Elitlerin Osmanlı Elitini İşkillendirmesi38:26 – 1768 Osmanlı-Rus Savaşı ve Sonuçları41:29 – Fransa'nın Rusya'ya Yaklaşması42:36 – Avrupa'da Yükselen Pan-Helenizm43:22 – Sıradaki Bölüm
Ramazan orucunu bozma bahsinde zikri geçen kefâret, art arda iki ay oruç tutmaktır, eğer oruca güç yetirilemeyecek olursa altmış miskini (fakiri) yedirmektir. İki ay oruçta, orucun mutlaka birbiri peşi sıra olması gerekir, dolayısıyla eğer iki ay esnasında bir gün oruç tutulmayacak olursa, ondan önce tutulanlar batıl olmuş olur ve iki ay oruca yeniden başlanılması gerekir. Ancak kadının, hayız sebebiyle oruca ara vermesi bu hükmün dışındadır, dolayısıyla hayız sebebiyle oruç tutamayan kadının, oruca baştan başlaması icap etmez. Fakat hayızdan temizlendikten sonra orucu terk etmemesi gerekir, bu nedenle eğer temizlendikten sonra bir gün orucu terk edecek olursa ondan önce tutmuş olduğu oruçlar batıl olmuş olur ve oruca yeniden başlaması gerekir. Eğer oruç bozma hâdisesi, yeme ve içme ile tekerrür etmişse -meselâ kişi orucunu, yeme veya içme ile bozmuş, sonra da onun kefâretini ödemeden diğer bir Ramazan'ın orucunu, yeme/içme ile bozmuşsa- bir adet kefaret yeterlidir, yani bu durumda kefaret tekerrür etmiş olmaz. Bu hususta, ikinci defa orucu bozma fiilinin, içinde bulunulan Ramazan ayında olmuş olmasıyla diğer bir senenin Ramazan ayında olması arasında fark yoktur. Fakat eğer oruç bozma hâdisesi, cinsî münasebet ile tekerrür etmişse -meselâ kişi, Ramazan'da bir gün cimâ' etmiş, sonra da onun kefaretini ödemeden başka bir günde cimâ' etmişse- bakılır, eğer fiil, aynı senenin Ramazan'ında tekerrür etmişse bir adet kefaret yeterlidir, eğer iki farklı Ramazan ayında tekerrür etmişse iki adet kefaret icap eder. (Eşref Ali et-Tehânevî, El Muhtasar fi'l Fıkhi'l Hanefi, s.345-346,350)
Fabrika zemininde, üretim hatlarında ve ham madde seçiminde Endüstri 4.0 rüzgarları estirirken; iş o üretilen tonlarca malı, paletleri ve konteynerleri küresel alıcılara satmaya geldiğinde neden hala 1990'ların refleksleriyle hareket ediyorsunuz?Filtresiz Dijital'in 96. bölümünde, masadaki parayı rakiplerine kaptırmak istemeyen sanayiciler, büyük toptancılar, ihracatçılar ve B2B marka liderleri için küresel ticaretin yeni ve ödünsüz matematiğini masaya yatırıyoruz. Konumuz: B2B Pazarlamada Yapay Zeka ve Küresel Satışın Yeni Kuralları!Türkiye'de büyük ölçekli ticaret yapan birçok şirketin düştüğü çok ciddi bir paradoks var. Milyonlarca liralık otomasyon yatırımları, CNC tezgahları ve dünya standartlarında bir üretim gücü… Fakat iş küresel pazardan müşteri bulmaya geldiğinde başvurulan yöntemler hala taş devrinden kalma: Yılda bir kez düzenlenen yorucu global fuarlara devasa bütçeler gömüp 15 metrekarelik standın önünden bir satın almacının tesadüfen geçmesini beklemek ya da internetten toplama e-posta listelerine "Biz Türkiye'nin en büyük üreticisiyiz" diye başlayan, doğrudan spam klasörüne düşen soğuk mesajlar göndermek. Sektörün üzerine çekilen o sahte başarı illüzyonlarını bir kenara bırakıyoruz. B2B toptan satışta veya ihracatta sizin web sitenize gelecek binlerce organik tıklamaya ihtiyacınız yok. Sizin, Münih'te mevcut tedarikçisiyle teslimat krizi yaşamış ve acil olarak alternatif bir üretici arayan o 1 tane satın alma direktörüne ihtiyacınız var. Peki, dünyanın öbür ucundaki bu adamın "tam şu anda" bu arayışta olduğunu nasıl tespit edeceksiniz?İşte tam bu noktada yapay zeka destekli Sinyal İstihbaratı (Intent Data) ve Tahmine Dayalı Analitik (Predictive Analytics) devreye giriyor. Küresel arama trendlerini, IP hareketlerini ve kurumsal dijital ayak izlerini takip ederek hedef pazarınızdaki sanayi devlerinin satın alma niyetlerini daha onlar resmi bir ihale (RFQ) açmadan nasıl görebileceğinizi tüm şeffaflığıyla deşifre ediyoruz.İşin kurumsal karar süreçleri ve nöropazarlama boyutunda ise büyük bir hatayı ortadan kaldırıyoruz: Karar Verme Birimi'ni (DMU) hacklemek. Tonajlı satışlarda masada tek bir kişi oturmaz; CEO pazar payına, CFO birim maliyete, Fabrika Müdürü ise teknik dayanıklılığa bakar. Yapay zekanın Hiper-Kişiselleştirme yeteneğini kullanarak, bu üç farklı karar vericinin zihinsel bariyerlerini ve kurumsal yüklerini hafifletecek nokta atışı stratejileri nasıl kurgulayacağınızı somut adımlarla anlatıyoruz. Bölümde ayrıca, Joykek tarafında bizzat masasında oturduğum, yapay zekanın zamanlama istihbaratını kullanarak bir endüstriyel üreticinin 12 ay süren hantal satış döngüsünü nasıl 3 aya indirdiğimizin çok gerçekçi ve yaşanmış başarı hikayesini (case study) paylaşıyorum.Üretim bandındaki o büyük emeğin hak ettiği vizyoner pazarlama altyapısını kurmak, küresel pazarda feneri açık bir şekilde ilerlemek ve algoritmaları markanızın en güçlü satış neferi yapmak için bu bölümü kaçırmayın.B2B şirketinizi, fabrikasını ve ihracat hacmini yapay zekanın gücüyle lazer güdümlü bir sisteme dönüştürmek, masadaki parayı kasanıza sokmak istiyorsanız faruk@joykek.com adresinden bana doğrudan yazabilir veya joykek.com üzerinden stratejik hizmetlerimizi inceleyebilirsiniz. Video podcast bölümlerimiz, sahada bizzat test edilmiş vaka analizlerimiz ve dijital dünyanın perde arkası için YouTube, Instagram ve TikTok'ta "filtresizdijital" yazarak ekosistemimize dahil olabilirsiniz!
Hakem 45 sırt numaralı Özel'e kural dışı ve tehlikeli hareketinden dolayı kırmızı kart gösterince, sahayı terk etmeyecekti demek ki. Anlaşılan budur. Dünya böyle bir hadiseye şahit olmadı bildiğimiz kadarıyla. Kırmızıyı gören oyuncu saha çizgisinin dışına çıkmak zorunda. Fakat Özgür Bey için kuralların önemi yok.
Avrupa ile ticaret yapıyor, Amerika ile güvenlik konuşuyor, Rusya'dan enerji alıyor, Körfez sermayesini çekiyor, Çin'in koridorlarını izliyor, Afrika'da yeni ilişkiler kuruyoruz. Bunların her birinin tek başına rasyonelleri var. Fakat hangi büyük hedefe bağlandıkları açıklanmadığından çok yönlü bir stratejik özerklik değil; dağınık hamleler toplamı olarak görünüyor.
Ziya Osman Saba'nın “Her Akşamki Yolumda” adlı şiiri, ilk bakışta yorgun bir insanın akşam vakti bir camiye sığınma arzusunu dile getirir. Fakat şiirin derinine inildiğinde, burada yalnızca yorgunluk değil; talep, kanaat, teslimiyet, mekân ve sükût etrafında kurulmuş zarif bir ruh hâli vardır.
Heidegger kulübeye uzun yıllar elektrik bağlatmamış. Televizyon da sokmamış. Fakat futbol meraklısı olduğu için Alman millî maçlarını takip edermiş. Millî maç olduğunda köydeki komşusunun evine gider ve maçı orada izlermiş. Bu ilginç detay, İbrahim Kalın'ın ‘Heidegger'in Kulübesine Yolculuk' isimli kitabından.
Ünlü emlak baronu Robert Durst, karısı şüpheli bir şekilde ortadan kaybolduktan sonra herkesin gözünde bir katil olmuştu. Fakat o hiç bir zaman yakalanmadı. 30 yıl boyunca adaleti aldattı, kılık değiştirdi ve cinayet işlemeye devam etti. Ta ki açık kalmış bir yaka mikrofonu onun sonunu getirene kadar. Karanlık Dosyalar'ın bu bölümünde zengin bir veliahtın cinayet sarmalını ve akıl almaz yakalanış hikayesini dinleyeceğiz. Sunan: Sezgi Aksu Yazan: Elif Danyal Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal Yapımcı: Podbee Media Canlandıranlar: Robert Durst: Metin Bozkurt Yönetmen: Ayhan Hacıfazlıoğlu Yardımcı: Ada Suay Tekdal Kathleen: Zeynep Şevval Anaç Gilberte: Zeynep Sude İnal Polis: Ece Nur Saygın Komşu: Elif Danyal Tüm bölümler ve daha fazlasına Podbee app ve podbeemedia.com'dan ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Bir kimse çölde veya açık arazide su bulsa, onun necis olduğunu kesin olarak bilmediği müddetçe onunla abdest alabilir ve o su varken teyemmüm etmesi caiz olmaz. Kuyunun içine ağaç yaprakları düşmüş olsa ve bu sebeple suyun üç vasfı -yani tadı, rengi ve kokusu- değişse su, inceliğini muhafaza etmiş olduğu müddetçe onunla abdest almak caizdir. İçine necis bir madde düşmüş olan su ile abdest almak caiz değildir, necasetin az veya çok olması arasında fark yoktur. Ancak suyun, akarsu olması durumunda, vasıflarından biri değişmediği müddetçe su necis olmuş olmaz. Fakat suyun vasıflarından biri değişirse necis olur ve onunla abdest almak caiz olmaz. (Akarsu, velev akışı çok zayıf olsa da saman veya bir yaprağı sürükleyip götürebilen sudur) Büyük havuz, uzunluğu ve genişliği on arşın (5,5 m), derinliği ise bir avuçtan daha fazla olan yani bir kimse eliyle bir avuç su alsa tabanı meydana çıkmayan havuzdur. Böyle bir havuzun hükmü, akarsuyun hükmü ile aynıdır. Oraya necis bir maddenin düşmesi hâlinde bakılır, eğer sidik ve şarap gibi görülemeyen bir necaset ise havuzun her tarafından abdest almak caizdir; fakat eğer hayvan leşi gibi görülebilen bir necaset ise necasetin bulunduğu taraftan abdest alınmaz, diğer taraftan alınır. Necaset sebebiyle böyle bir suyun vasıflarından birinin değişmesi durumunda o havuzdan abdest almak asla caiz değildir. (Eşref Ali et-Tehânevî, Hanefi İlmihali, s.80)
Verimli toprakların olduğu köyde yaşayanlar bir yandan tarlaları ekiyor, bir yandan da hayvan yetiştiriyorlarmış. Çoban Mekin'in anne-babası vefat etmiş ve kimsesi yokmuş. Bir huyu varmış ki çok meraklıymış...Günlerden bir gün Mekin koyunları otlatırken bir kurt sesiyle irkilmiş. Sürüyü toparlayıp kurtun yerini tespit etmiş ve onu korkutup kaçırmayı başarmış. Fakat köye geri dönmek yerine kurtun peşinden ormana dalıp onu izlemeye koyulmuş ve ne olduysa da bundan sonra olmuş...
Bu bölümde, insanlar olarak arzularımızın kendi başına şekillenmediğini; bunun ötesinde içinde bulunduğumuz sosyolojik, kültürel ve hatta siyasi yapı ile birlikte şekillendiğini konuşuyoruz. Fakat biz sanki kendi arzu ve isteklerimize kendimiz karar veriyormuşuz gibi sanrılar içinde hayatımızı yaşayabiliyoruz. Neyi arzulayacağımız, neye ihtiyaç duyduğumuza inandığımız aslında bizi çok aşkın yerlerden geliyor olabilir.Bu konuyu somut şekilde anlatmak için 1970'li yılların Japonyası'na ve sonradan manipülatif şekilde yaratılan kahve kültürü hikayesine gidiyoruz.Elbette ki bağ kurmak için illa dışarıdaki kültürden, yaratılanlardan kopmak ya da ayrışmak gerekmiyor. Hatta bu yaratılmış değerlerle birlikte bazen daha kolay bağlar kurabiliriz. Fakat hiçbir şeye körü körüne bağlı olmadan ve “bu benim varlığım, karakterim” demeden ilişkilenmek mühim.Mesela niye kahve sevdiğimizi mantık düzeyinde bir şeylerle açıklarken, olayın özünü hiç bilmiyor olabiliriz.Acaba istediğimiz şeyleri gerçekten biz mi istiyoruz, yoksa bize çoktan öğretilmiş arzuların içinde mi yaşıyoruz?
Kanye West benim için çok şey ifade eden bir isim değil. Ne hayatımın bir dönemini onun şarkılarıyla hatırlıyorum ne de müziğiyle aramda özel bir bağ var. Hatta onu çevreleyen tartışmalar, savrulmalar ve popüler kültürün bütün o parıltılı gürültüsü çoğu zaman müziğinden daha fazla görünür olmuştur. Fakat bazı hadiseler, merkezindeki kişiden daha büyük bir anlam taşır. İstanbul'da 118.000 kişinin katılımıyla gerçekleşen ve rekor olarak kayda geçen bu konser de tam olarak böyle bir hadise.
1. Zaruret olmadan namaz kılınan yerdeki şeyleri düzeltmek: Çünkü böyle yapmak boş bir hareket ve oyundur. Ancak mecburiyet olursa, müstesna. Namaz kılarken çakıl taşlarını düzelten Ebû Zerr (r.a.)'e Hz. Peygamber (s.a.v.) şu ikazda bulunmuştur: “Ey Ebû Zerr, bunu ya bir defada yap, ya da bırak.” 2. Eli ile selâm almak: Dil ile selâm almak insan kelâmı olduğundan dolayı, namaz kılmakta olan bir kimsenin verilen selâmı dil ile alması namazı bozar. El ile selâm almak ise mekruhtur. 3. Esnemek, gerinmek: Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) namazda esnemeyi menetmiştir. Kişiyi zorlarsa, o zaman mümkün mertebe yutulmaya çalışılır. El de ağzın üzerine konur. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu durumda böyle davranılmasını emretmiştir. 4. Gözleri yummak mekruhtur: Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) bunu yasaklamıştır. 5. Namazı, huzuru bozacak ve kalbi meşgul edecek şeylerin bulunduğu yerlerde kılmak mekruhtur. Çalgı ve eğlencelerin bulunduğu yerlerde namaz kılmak gibi. Mescidlerde çalınması düşünülecek olan ayakkabılarıda arka tarafa bırakmak, huzuru bozacağından mekruh sayılmıştır. 6. Yanmakta olan sobaya, ocağa ve ateş dolu mangala karşı namaz kılmak mekruhtur. Muma, kandile, lâmbaya karşı namaz kılmak ise, mekruh değildir. Yine asılı bulunan Mushaf-ı Şerif'e veya bir kılıca karşı namaz kılmak da mekruh değildir. Çünkü bunlara hiçbir kimse tarafından tapılmamıştır. 7. Bir insanın yüzüne karşı, arada engel olmaksızın namaz kılmak mekruhtur. Fakat bir insanın arkasına karşı namaz kılmak mekruh değildir. Namazda iken yılan ve akrep öldürmenin namaza bir zararı olmaz: Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Namazda bile olsanız, o ikisini öldürün.” (Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî, İbn Mâce) (Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, c. 1, s. 125-126)
Cumhuriyet Halk Partisi yeni bir durumla karşı karşıya kaldı. Parti içinden ve dışarıdan herkes bu durumu yorumlamaya çalışıyor ve partinin bütünlüğünü koruması için önerilerde bulunuyor. Fakat bir gerçekliğe vurgu yapmak lazım: Kemal Kılıçdaroğlu her ne kadar “partiyi kurultaya götüreceğiz” ifadesini kullanmış olsa da, kendisi partiyi doğrudan yönetmek için geldi.
Her şeyin her şeyle muazzam bir irtibatı var. İnsanlar her nefeste yaşıyor bu irtibatı. Bu irtibat olmasa insanlar tek bir nefes bile yaşamayacak hatta. Fakat görmüyor, düşünmüyor, anlamıyorlar. Kendimi niye çıkardım ki bu hesabın dışına. Görmüyoruz, düşünmüyor, fark etmiyor, anlamıyoruz. Böyle daha iyi oldu.
Caner Taslaman'ın "Hayretten Hayranlığa: Aforizmalarım" adlı kitabından alıntılara yer veriyoruz. - Kelimeler çekiç gibidir. İnşa etmekte de, yıkmakta da kullanılabilir. - İnsanları sürüleştirmeye çalışanların sloganıdır: Aklını kullanma! - Aklın inanma ve inkar sürecinde etkisi olduğunu görmezden gelmek de, her şeyi akılcı deliller ileri sürmekten ibaret sanmak da önemli hatalardır. - Allah'ın yarattığı doğa ve Allah'ın gönderdiği din çatışmaz. Fakat insanların doğayı anlama gayretini ifade eden bilim ve insanların Allah'ın gönderdiği dinden çıkardıkları teolojiler çatışabilir; eğer bir sorun varsa bu sorun, insanın ya doğayı ya dini ya da ikisini birden yanlış veya eksik anlamasından kaynaklanmaktadır. - Materyalizmde olduğu gibi pasif, umursamaz, farkındalıksız maddeyi başlangıç yapınca, bu maddeyi kaç trilyon yıl boyunca, hangi şekilde birleştirirseniz birleştirin; akla, iradeye ve bilince benzer bir unsurun buradan çıkmasını beklemek için hiçbir sebep yoktur. - Ateist-evrimci görüşe göre akıl, doğruyu bulmak için değil hayatta kalmak için oluşmuştur. Dolayısıyla bu görüşün sahipleri, kendi akıl yürütmelerine güvenecek bir zemin bulamayarak kendi kendilerini çürütürler. - Kuran, bilimsel faaliyetler için gerekli ön kabulleri inşa eder ve verdiği motivasyonla bilimsel uğraşa teşvik eder. - Zayıf aklın daha çok iman edeceğini sanmak bir kuruntudur; böylesi bir aklın sadece hurafelere düşme ihtimali artar. - Batılın düzeltilmesi en zor olanı hakla karışmış olanıdır.
Falcılık geleneği tarihin kendisi kadar eski. Fakat diğer geleneklerin aksine günümüzde daha bile güçlü devam ediyor. Bilimsel gelişmeler bile fala olan inancımızı sarsamadı. Peki nereden geliyor bu kehanet ihtiyacımız? 111 Hz'in bu bölümünde insanın falla olan sonsuz ilişkisini irdeliyoruz. Sunan: Barış Özcan Yazan: Elif Danyal Ses Kurgu: Metin Bozkurt Video Kurgu & Görsel Tasarım: Umut Güloğlu Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümler ve daha fazlasına Podbee app ve podbeemedia.com'dan ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Yapay zekayı en iyi haline getirmek için biz olmanın ne demek olduğunu öğrettik ona. Fakat bu sefer de sınırı aştık, doğadaki entropiyi dijital dünyada kaybettik: unutulma hakkı. Yazan: Seray Soylu Ses Kurgu: Metin Bozkurt Video Kurgu & Görsel Tasarım: Umut Güloğlu ------ Tüm bölümler ve daha fazlasına Podbee app ve podbeemedia.com'dan ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. ----- Podbee Sunar ----- Bu podcast reklam içerir.
Bu hafta hepimizin sosyal medya akışlarına ve WhatsApp gruplarına düşen, o aşırı gerçekçi ama bir o kadar da sahte "Netanyahu öldü mü?" videolarını gördünüz mü? Yapay zekanın gerçeği manipüle etme gücü ve ulaştığı seviye artık hepimizin malumu. Saniyeler içinde milyonlarca insanı inandırabilen ve teyit mekanizmalarını ayağa kaldıran bu teknoloji, küresel siyaseti sarsarken biz dijital pazarlamacılar için de çok daha sinsi bir tehlike çanının çaldığını haber veriyor. Eğer bir yapay zeka aracı koca bir ülkenin lideri hakkında böyle bir illüzyon yaratabiliyorsa, markalarımız için ürettiği "kusursuz" metinlerin ve görsellerin sınırı neresi? Bu mükemmel illüzyonun sonu nereye varacak?Konumuz: 2026 yılında dijital pazarlamanın en büyük kırılma noktası olan "Özgün İçeriğin İntikamı".Hatırlayın, 2023 ve 2024 yıllarında ChatGPT ve Midjourney hayatımıza bir meteor gibi düştüğünde hepimiz o "yapay zeka sarhoşluğunu" derinlemesine yaşadık. "Bana 500 kelimelik SEO uyumlu blog yaz", "Bana bir Instagram caption'ı çıkar" diyerek kolaya kaçtık, maalesef biraz tembelleştik. Markalarımızın hesapları, birbiriyle aynı cümleleri kuran, aynı aşırı parlak ve ruhsuz görselleri paylaşan robotik yapılara dönüştü. "Hızla gelişen dijital dünyada..." diye başlayan o sıkıcı ve jenerik metinleri kim unutabilir ki? Fakat bugün, 2026'nın gerçekliğinde o sihir tamamen bozuldu. Neden mi? Çünkü tüketici de, dinleyici de artık bu "kusursuz" plastiğe karşı inanılmaz bir bağışıklık kazandı. Eskiden web sitelerinde sağda solda çıkan reklamları görmezden geldiğimiz "Reklam Körlüğü" (Banner Blindness) vardı; şimdi ise tam anlamıyla büyük bir "AI Körlüğü" yaşıyoruz. Tüketici bir içeriğin yapay zeka tarafından üretildiğini ilk paragrafından, hatta kullandığı üç emoji kombinasyonundan bile anlıyor. Ve anladığı saniye bağ kurmayı bırakıp ekranı kaydırmaya devam ediyor. Tıpkı o sahte videoda olduğu gibi zihinsel bir bariyer örüp, "Bu gerçek değil ki" diyor.İşte tam da bu noktada, uzun zamandır optimizasyon uğruna algoritmaların dibine ittiğimiz o altın kavram intikamını alıyor: Özgünlük, samimiyet ve insanlık. Günümüzde algoritmalarda artık yapay zekayla pürüzsüzleştirilmiş videolar değil; bir girişimcinin deposunda koli yaparken kamerayı yamuk bir açıyla koyup kargo şirketiyle yaşadığı sorunu tüm doğallığıyla anlattığı, içinde "ter, emek ve insan" olan o gerçek içerikler patlıyor. Çünkü tüketici kusursuz plastiği değil, kusurlu ama gerçek hikayeyi satın alıyor.Peki, yapay zekayı tamamen hayatımızdan çıkarıp çöpe mi atıyoruz? Elbette hayır! Bu bölümde yapay zekayı bir "İçerik Üreticisi" (Creator) konumundan çıkarıp, nasıl inanılmaz hızlı ve zeki bir "Asistan"a dönüştüreceğimizi konuşuyoruz. Dijital pazarlamada yeni dönemin altın formülü olan 80/20 kuralını detaylıca masaya yatırıyoruz. İşin %80'lik angaryasını, veri araştırmasını ve iskelet kurulumunu yapay zekanın kas gücüne bırakırken; o işi satacak, insanla bağ kuracak %20'lik o sihirli, insani ve markaya özgü dokunuşu nasıl yapmamız gerektiğini örneklerle inceliyoruz. Özetle, "AI yaptı, biz paylaştık" devri tamamen kapandı. Şimdi "AI ile hazırladık, insan gibi paylaştık" dönemi başlıyor.Bölüm Akışı 01:22 - Sektörel Yüzleşme: Yapay Zeka Markalarımız İçin Ne Kadar İleri Gidebilir?02:10 - 2023-2024'e Kısa Bir Dönüş: Yapay Zeka Sarhoşluğu, Tembellik ve Kopya Metinler03:25 - "AI Körlüğü" (AI Blindness) Başladı: Tüketici Sahte İçeriği Nasıl Saniyeler İçinde Anlıyor?04:25 - Özgün İçeriğin İntikamı: Kusursuz Plastik mi, Kusurlu Ama Gerçek Olan mı? (Usta/Soğan Örneği)06:16 - Kısa Bir İtiraf: Neden ChatGPT Aboneliğimi İptal Edip Gemini'a Geçtim?07:02 - Yapay Zekayı Çöpe Atmıyoruz: "İçerik Üreticisi" Değil, "Asistan" Olarak Konumlandırmak08:27 - Dijital Pazarlamada Yeni Dönemin Formülü: 80/20 Kuralı (%80 Kas Gücü, %20 İnsan Ruhu)09:03 - Özet: "AI Yaptı" Devri Bitti, "AI ile Hazırladık, İnsan Gibi Paylaştık" Devri Başladı
Serinin üçüncü bölümünde İran tarihinde apayrı bir yeri olan bir ismin, Başbakan Muhammed Musaddık'ın İngiliz-Amerikan ortaklığında gerçekleşen bir darbeyle nasıl devrildiğini anlatıyorum.Çok şaşıracaksınız zira aslında darbe başta başarısız oluyor. Fakat sonra İngiliz ve Amerikalı gizli servis elemanları şeytanın aklına gelmeyen bir planla darbeyi amacına ulaştırmayı başarıyor.İran petrolünü millileştiren Musaddık gidiyor ve bizim "Şah Dönemi" diye bildiğimiz Baba Rıza Pehlevi'nin oğlu Muhammed Rıza Pehlevi'nin dönemi başlıyor.Tabii petrol kuyuları yeniden yabancıların emrine veriliyor.İyi dinlemeler.Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBir de bu sezon spor basınımızda apayrı yeri olan, ben ustam olarak kabul ettiğim Yiğiter Uluğ'la T24'ün Youtube kanalında bir spor programına başladık. Korkmayın, sadece futbol konuşmuyoruz. Hele sahadaki skorları, maçları hiç konuşmuyoruz. Yeni Haller tadında spor sohbeti isteyenler için:Yiğiter Uluğ ve Eray Özer'le GazozunaBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
1981'de işlenen basit bir market soygunu, sahibi Carol Morgan'ın canına mal olmuştu. Fakat bu aslında bir soygun değil, incelikle planlanmış bir cinayetti. O kadar iyi planlanmıştı ki katilin ortaya çıkması 43 yıl sürdü. Takıntılı bir polis dedektifi, 40 yıl önce öldürülen bir kadın için adalet sağlamaya karar verince, yılların üstünü örttüğü bütün sırlar açığa çıkmaya başlayacak. Sunan: Sezgi Aksu Hazırlayan: Elif Danyal Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal Yapımcı: Podbee Media Canlandıranlar: Dedektif Foster: Robar Adar Özdemir Jane Bunting: Hazal Beril Çam Allen Morgan: Metin Bozkurt Charlotte Morgan: Şevval Balkan Polisler: Umut Coşkun, Ada Suay Tekdal Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Geldik Epstein meselesine. Asimov üstadım kusura bakma seni şöyle köşeye alıcaz birazcık Geçtiğimiz günlerde, en az 20 senedir devam eden bir dizi soruşturmayla ilgili milyonlarca belge lap diye önümüze kondu, ve Epstein Dosyaları yeniden herkesin gündemine oturdu. Fakat bence işin yanlış kısımları gündeme oturdu. Bugünkü amacım dosyalara derinlemesine dalıp sapla samanı ayırmak değil; ben dosyaların içeriğinden ziyade toplanma sürecine odaklanacağım. Eğer siz de benim gibiyseniz, bu hengame içinde, her şeyin nasıl başladığını unutmuş olabilirsiniz. İşin sapkınlık tarafı, buzdağının görünen kısmı. Konular: 00:00 Yanlış gündem 04:20 Failing upwards 07:37 Victoria's Secret 09:58 İlk soruşturma 14:25 Grand Jüri 17:56 FBayyyyy 19:57 Gelecek bölüm Kaynaklar: NYT Haber: Scams, Schemes, Ruthless Cons: The Untold Story of How Epstein Got Rich - Bu bölüm reklam içermektedir
Caner Taslaman'ın "Hayretten Hayranlığa: Aforizmalarım" adlı kitabından alıntılara yer veriyoruz. - İman için aklı reddedenler, imanı en büyük dostundan mahrum ederler. - İnsan aklını sürekli anlamaya davet eden Kuran, aklı kullanmayı ibadet seviyesine yerleştirir. Bu, bilgeliğe en üst seviyede bir değer kazandırır ve Allah'tan dolayı bilgiyi sevmeyle, bilmekten dolayı Allah'ı sevmeyi kaynaştırır. Bildikçe sever, sevdikçe Allah'ın davetinden dolayı daha çok bilmek istersiniz. Bu, felsefenin şükürle birleşmesidir. - İçimizde fıtratın delilleri, evrende muhteşem sanatın ve kudretin tezahürleri, elimizde Kuran'ın ayetleri varken Allah'tan nasıl şüphe edilir? - Bilimin ayrı, felsefenin ayrı, dinin ayrı hakikatleri olamaz. Fakat yanlış bilim, yanlış felsefe ve yanlış din anlayışları olabilir. - Akıl temelli deliller, bir yandan Kuran'a inanıp da inancını temellendirmek isteyenlere istediklerini sunarken; bir yandan da Kuran'ın otoritesini kabul etmeyenlerle insanlığın ortak zemini olan akıl üzerinden irtibat kurmak için aracı görevi görürler. - Ne mutlu Allah'ın yarattığı evrenin, verdiği aklın, biçimlendirdiği benliğin ve gönderdiği Kitap'ın çelişmediğini bilenlere! - Salt bilimle evrenin duyulmayan sesini duyarız, bilim-din birlikteliğiyle ise muhteşem bir müziği dinleriz. - Temel soru atomu nasıl gördüğümüz değil, görmenin nasıl var olduğudur. - Eğer evren düzensiz, kaotik bir yer olsaydı, insan hiçbir zaman bebeklikteki şaşkınlığından çıkamazdı. - Akılla alevlenen duyguya, duyguyla beslenen akla ihtiyacımız var. - “Rabbim kim?” diye sorarak Yaratıcısı ile irtibat isteyen bir fıtrat yaratan Allah'ın, bu soruya cevap vermemesi düşünülemez.
İnsanın inatla yaptığı bir eylem var, denemek... Koşullar ne olursa olsun denemekten alıkoyamıyoruz kendimizi. Fakat bazen denemekten de vazgeçmemiz gereken durumlarla karşılaşabiliyoruz. Ve bu ikileme düştüğümüz her an, anlam arayışımız da yeni bir boyut kazanıyor. 111 Hz'in bu bölümünde Sisifos Söyleni'nden ilham alıyoruz. Deneme ve pes etme seçimlerimizin altındaki motivasyonu bulmaya çalışıyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Hepimiz bireysel olarak iyi ve yeterli olmak istiyoruz. İleriye gitmek, insan olmanın önemli bir parçası sonuçta. Fakat bu özelliğimiz derin bir kaygı hissine de sürükleyebiliyor bizi. 111 Hz'in bu bölümünde kişisel gelişim ve gelecek kaygısı konularına farklı bir perspektiften bakıyoruz. Böylesi süreçlerde küçük adımların nasıl büyük etkiler yaratabileceği üzerinde duruyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------- Bu bölüm Garanti BBVA Emeklilik hakkında reklam içermektedir.
Aaron Barr'ın ismi casusluk soruşturmasında Hüseyin Gün'le birlikte, onun ortağı olarak geçti.Barr geçmişte istihbarat örgütleriyle çalıştığını gizlemeyen karanlık bir isim.Fakat aynı geçmişte bir de büyük skandal yatıyor.Vaktiyle kendine fazla güvenen Barr ava giderken avlanıyor, Anonymous'u açığa çıkaracağım derken şirketinin gizli sırlarını korumaktan aciz bir siber güvenlik uzmanı olduğu ortaya çıkıyor.Ve nihayetinde tüm bilişim sektöründe madara oluyor.Bu absürd hikayeyi kaçırmayın.Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBir de bu sezon spor basınımızda apayrı yeri olan, ben ustam olarak kabul ettiğim Yiğiter Uluğ'la T24'ün Youtube kanalında bir spor programına başladık. Korkmayın, sadece futbol konuşmuyoruz. Hele sahadaki skorları, maçları hiç konuşmuyoruz. Yeni Haller tadında spor sohbeti isteyenler için:Yiğiter Uluğ ve Eray Özer'le GazozunaBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
HAYATIMIN EN ACI DERSİ İspanya'nın güneyinde Estepona isimli küçük bir kasabada büyüdüm. On altı yaşındayken bir sabah babam benden kendisini arabayla 30 kilometre uzaktaki bir köye götürmemi istedi. Ancak onu Mijas'a götürdükten sonra arabayı bakım için yakındaki bir tamirhaneye bırakmam gerekiyordu. Araba kullanmayı öğrenmiştim fakat pratik yapmak için pek de fırsatım olmamıştı. Onun için bu teklifi hemen kabul ettim. Babamı Mijas'a götürdüm. Onu öğleden sonra saat dörtte alacaktım. Sonra arabayı tamirhaneye bıraktım. Birkaç saat vaktim vardı. Ben de tamirhanenin yakınında bir sinemada film izlemeye karar verdim. Fakat sinemada çok vakit geçirdiğimin farkında değildim. Saat altı olmuştu. Dolayısıyla iki saat geç kalmıştım. Babam, sinemaya gittiğimi öğrenirse bana kızabilirdi. Bir daha arabayı kullanmama izin vermezdi. Ona tamirhanede arabanın işini uzun sürdüğünü söylemeye karar verdim. Buluşacağımız yere vardığımda babamın caddenin köşesinde umutla olduğunu gördüm. Geç kaldığım için özür diledikten sonra ona arabanın işinin uzadığını söyledim. Bunun üzerine babamın bana nasıl baktığını asla unutamam. Babam: – Bana yalan söylediğin için çok üzüldüm Jason, dedi. – Ne demek istiyorsun baba? Gerçeği söylüyorum, dedim. Babam, bana tekrar baktı. – Sen geç kalınca tamirhaneyi aradım ve bir problem olup olmadığını sordum. Bana senin henüz arabayı almaya gelmediğini söylediler. Yani araba ile ilgili bir problem olmadığını biliyorum. Birden ne kadar büyük bir suç işlediğimi anladım ve babama gerçeği itiraf ettim. Babam beni üzgün bir şekilde dinledi. – Kızgınım ama sana değil, kendime. Eğer sen bunca yıldan sonra bana yalan söyleyebiliyorsan demek ki ben iyi bir baba olamamışım. Kendi babasına bile yalan söyleyebilen bir çocuk yetiştirmişim. Eve yürüyerek döneceğim ve bu arada neyi yanlış yaptığımı düşüneceğim. – Ama baba... Eve 30 kilometre yol var ve hava da karardı. O kadar yolu yürüyemezsin, dedim. Babam, ne özür dilemelerime, ne itirazlarıma, ne de diğer söylediklerime kulak astı. Onu hayal kırıklığına uğratmıştım ve hayatımın en acı derslerinden birini almak üzereydim. Babam, tozlu yollarda yürümeye başladı. Ben de arkasından arab ile onu izliyordum. Ondan özür diliyor ve arabaya binmesini rica ediyordum. Maalesef beni duymazdan geliyor ve üzgün bir şekilde yürümeye devam ediyordu. 30 kilometre boyunca 10 kilometre süratle onu takip ettim. Babamın hem bedensel hem de duygusal olarak bu kadar sıkıntı çekmesine şahit olmak hayatımın en üzücü ve acı veren dersi olmuştur. Aldığım bu dersten sonra bir daha yalan söylemedim. Jason BOCARRO
Televizyonda ya da sosyal medyada gördüğümüz bir trajedi ilk başta kalbini sıkıştırıyor, gözlerini dolduruyor. Fakat kısa bir süre sonra elimizdeki telefonla biraz daha aşağı kaydırıyoruz akışı. Ve o trajediyi unutup hayatımıza devam ederken buluyoruz kendimizi. Dünyadaki trajedilere karşı kayıtsız kalabiliyoruz. Peki neden böyle olabilir? Yani insan neden yanlışlığından emin olduğu konulara kayıtsız kalır ve soyutlar kendini? 111 Hz'in bu bölümünde insanlığın, yaşanan acılara kayıtsız kalma sürecinin gerekçelerini inceliyoruz. İnsanın sınırlarını ve bu sınırların nelere mâl olabileceğini konuşuyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Var oluşumuzdan bu yana meydan okuduğumuz, ne olduğunu anlamaya çalıştığımız bir kavram var: Zaman. Başlangıcını ve sonunu, nasıl işlediğini, bizi nasıl etkilediğini düşünüyoruz daima. Fakat bu cevaplaması güç ve belki de imkansız bir soru. 111 Hz'in bu bölümünde zamana dair felsefi sorgulamaları ve bilimsel yaklaşımları inceliyoruz. Son dönemde sıkça sorulan "Zaman bir yanılsama olabilir mi?" sorusuna giden yollardan geçiyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Özgür Yılgür Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast, Garanti BBVA reklamı içermektedir. Bonus Platinum'un avantajlarını keşfet! BonusFlaş'la kartlar ve kampanyalar bir arada! Kart bilgileriniz, yeni nesil ödeme teknolojileri ve bol ödüllü kampanyalarınız BonusFlaş'ta sizi bekliyor!
111 Hz'in bu bölümünde, Spielberg ve Kubrick gibi iki sinema dehasının yollarının kesiştiği eşsiz bir filme, A.I. Yapay Zeka'ya odaklanıyoruz. Sevmeye programlanmış bir robot çocuğun hikayesi üzerinden insan olmanın derin çelişkilerini masaya yatırıyoruz. David'in gerçek olma arzusu, bizim kendi varoluşsal arayışlarımızın bir yansıması olabilir mi? Sevgi, sadece insana has bir duygu mu; yoksa taklit edilebilir bir kod mu? Gelin, hikayeye daha yakından bakalım. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Gülşah Dim Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media ------- Podbee Sunar ------- Bu podcast, Garanti BBVA reklamı içermektedir. Bonus Platinum'un avantajlarını keşfet!
ÇİKOLATA Aşağıdaki metni okuyunuz. Bu yazıyı okurken canınız nefis bir çikolata çekebilir. Okumaya başlamadan önce, çikolatanızı yanınıza hazır edin. Yalnızca çikolatanın tadına varmakla yetinmeyin, o tadın nereden geldiğini de keşfedin. Çikolata, kakao ağacının çekirdeklerinden yapılmaktadır. Çikolatanın ilk olarak Orta Amerika Bölgesi'nde yaşayan Mayalar zamanında üretildiği sanılmaktadır. Kristof Kolomb ve Hernando Cortes gibi kâşifler 1500'lü yıllarda Amerika kıtasını keşfettikleri zaman burada olan birçok şeyi ülkeleri İspanya'ya götürmüşlerdi. Bunların arasında kakao çekirdekleri de vardı. Çikolatanın ana maddesi olan kakao çekirdekleri o zamanlar Avrupa'da yeniymiştir ve bilinmiyordu. Avrupalılar, önceleri kakao çekirdeklerini ne yapacaklarını bilememişler. Çünkü elde edilen içeceğin tadı çok acıymış. Sonunda çok parlak bir fikir bulunmuş: kakaonun içine şeker eklemek! Şeker eklendikten sonra bu karışım saraylarda içilmeye başlar hâline gelmiş. O dönemlerde kakao ve şeker kolay bulunamadığından çikolata yalnızca zenginlerin içebileceği bir içecekmiş. Daha sonra şeker üretiminin artması, çikolatanın tüketimini çok açmış. Fakat kakao üretimi arttıkça daha da ucuzlayarak yaygınlaşmaya başlamış. Çikolata, 1800'lü yıllara kadar sıvı olarak tüketilmiş. Daha sonra bugün tadına doyamadığımız şekilleri ortaya çıkmış. Çikolatanın tadı yıllar geçtikçe çeşitlenmiş. Ancak ham maddesinin elde ediliş yöntemi hiç değişmemiş. Çikolata yapmak için ilk olarak kakao çekirdekleri ayıklanır ve acılığının azalması için mayalanır. Ardından da kurutulur. Kurutulan çekirdekler fabrikalarda kavrulur. Kavurma işleminden sonra çekirdekler ezilir. Bunun sonucunda üç ayrı madde elde edilir: acı sıvı, kakao yağı ve kakao tozu. Biliyorsunuz, çikolataların birçok çeşidi var. Siyah çikolatada acı sıvı, kakao yağı ve şeker bulunur. Sütlü çikolataya bunların yanında bir de süt eklenir. Beyaz çikolata ise yalnızca şeker, süt ve kakao yağından yapılır. Bunun içine acı sıvı konulmaz. İşte, çok sevdiğiniz çikolata böyle yapılır. Fakat çok fazla çikolata yemek sağlık sorunlarına yol açabilir. Örneğin, çikolata diş çürüklerine yol açabilir. Çikolatanın doğrudan dişte çürüklerle neden olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur ama çikolatanın içine konulan şeker, dişlerde çürümeye yol açabilir. Tıpkı içinde şeker bulunan diğer yiyecekler gibi. Aynı zamanda enerji deposu olan kakao, kalorisi yüksek olan bir yiyecektir. Bunun için sporcular genellikle enerji almak için çikolata yerler. Siz de sınavlardan ya da yapacağınız spor faaliyetlerinden önce çikolata yiyebilirsiniz. Ama çikolata yerken aşırıya kaçmamalısınız. Başka yiyeceklerden de enerji elde edebileceğinizi unutmamalısınız. Banu BİNBAŞARAN (Düzenlenmiştir.)
Hayal ve gerçek arasındaki bu 111 Hz bölümünde, yolumuz gizemli bir ormana düşüyor. Fakat burada garip şeyler döndüğü kesin... Çiçeklerin mis kokusu ve Yaz Ortası Bayramı'nın coşkusu tüm şehri sarmışken bu uzak ormanda ortaya çıkmayı bekleyen sihirli bir hikaye var. Aşkın irrasyonel doğasına daha yakından bakarken Shakespeare ile aynı rüyayı görüyor olabilir miyiz? Bir Yaz Gecesi Rüyası... Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Gülşah DimSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee Media------- Podbee Sunar -------Bu podcast, getirfinans hakkında reklam içerir.getirfinans iyi faizi vade beklemeden günlük kazandırır. Kredi faiz oranı düşüktür. Aidatsız kredi kartı sunar. Para transferinden ücret almaz. Sen de getirfinanslı ol.Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.Bonus Platinum Dinamik'le tanışın!Kendiliğinden saatte bir değişen güvenlik koduyla internet alışverişlerinin en yeni ve daha da güvenli ödeme yöntemi!See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.