Village in Kuyavian-Pomeranian Voivodeship, Poland
POPULARITY
Dünyayı kendi irademizle mi şekillendiriyoruz, yoksa önceden yazılmış bir senaryonun figüranları mıyız? Modern bilim ve felsefenin en kadim tartışması olan "Özgür İrade", bugün nörobilimin laboratuvarlarından felsefenin derin koridorlarına kadar her yerde yeniden masaya yatırılıyor. Bu bölümde, New York Üniversitesi'nin (NYU) iki değerli ismi Prof. Dr. Selçuk Şirin ve Prof. Dr. Tülin Erdem, insan olmanın en temel sorusunu tartışıyor: Gerçekten özgür müyüz? Deterministler, her düşüncemizin ve kararımızın neden sonuç zincirinin kaçınılmaz bir halkası olduğunu savunuyor. Libertaryenler ise insanın, tüm biyolojik ve çevresel koşullara rağmen gerçekten “başka türlü yapabilme” kapasitesine sahip olduğunu iddia ediyor. İki uç arasında ise uyumcular var: Belki de özgür irade, determinizmle çelişmek zorunda değildir. Peki bilim bu tartışmada nerede duruyor? Eğer seçimlerimiz genetik mirasımız, yetiştirilme tarzımız ve beyin kimyamızın bir sonucuysa, "ben" dediğimiz şey nerede başlıyor? Kendi hayatımızın mimarı mıyız, yoksa biyolojik bir makinenin operatörü mü? Zihninizin sınırlarını zorlayacak, bildiğiniz her şeyi sorgulatacak bir beyin fırtınasına davetlisiniz.
Sevgililer Günü yaklaşırken yalnızlık daha mı yoğun hissediliyor? Yoksa aslında boş olan şey kalbimiz değil, “sevgi depomuz” mu?Bu bölümde Sevgililer Günü'nün yalnızları nasıl etkilediğine odaklanıyorum. Toplumsal baskılar, hediyeler, büyük jestler ve romantik beklentiler arasında gerçekten neye ihtiyacımız var? Sevgi ölçülebilir mi? Yoksa mesele, sevgiyi hangi dilden aldığımız ve verdiğimiz mi? Sen hangi sevgi dillerini kullanıyorsun?Bu bölümde:
Hayatımızda her şeyi değiştirmeye gerek yok. Belki birkaç küçük dokunuş istediğimiz sonuçları görmemizi sağlamaya yeter.Bu bölümde, hayatımızın her alanına nazik bir “güncelleme” getirebilecek etkili ama basit 4 soruyu konuşuyoruz.
İlk bakışta gözler, ister istemez bir La Fontaine yazısı arıyor. Belki bir tilki, belki bir karga, belki de ders veren kısa bir fabl… Ama merak etmeyin. Bu eksiklik, uygulanan ekonomi politikaları ve ortaya çıkan sonuçlar yanında son derece önemsiz bir detay. Çünkü bugün masallar artık kitaplarda değil; para politikası metinlerinde yazılırken, dersi ise çocuklar değil, milyonlarca yetişkin alıyor.
"Kendinizle evlenir miydiniz?" sorusuna ne cevap veriyorsunuz?Bu bölümde ilişkilerin içindeki çatışmaları ve kendimiz arayışını konuşuyoruz. Farklılıkların her zaman ayrılıklara değil, bütünleşip büyümeye nasıl zemin hazırlayacağını Gestalt bakış açısı ile ele alıyoruz.Belki de eninde sonunda hepimiz kendimizle evleniyoruz; ya da kendimiz olduğunu hiç idrak edemediğimiz kayıp parçalarımızla.Keyifli dinlemeler.
O aşağılık hareketi bir futbol terimiyle özetlemek mümkün: Çalışılmış pozisyon bunlar. Talimli, talimatlı. Yine de kesin konuşmak risk barındırır. Belki öyle değildir, yanılıyoruzdur. En basit izahıyla, köşeye sıkışan kedi tavrıdır. Yapacak başka bir iş kalmayınca, çaresizlikten ve aşırı öfkeyle bayrağa saldırmışlardır.
Ölümsüzlük…İnsanın binlerce yıldır peşinden koştuğu o imkânsız rüya.Çin'in ilk imparatoru Qin Shi Huang, sonsuz yaşam uğruna içtiği “hayat iksiriyle” kendi ölümünü hazırladı.Bugün bizler de farklı değiliz.Vitaminler, takviyeler, zayıflama iğneleri, gençlik vadeden kimyasallar…Peki ya gerçek şifa sandığımız şeyler aslında zehirse?Bu bölümde,
Bazen en dibe vurduğumuzda, bir savaşçı beliriyor içimizde belli belirsiz. Belki ufacık bir umut kırıntısı. Belki bir şeylerin düzelebileceğine dair silik bir inanç. Belki hayatına anlam veren küçücük bir şey… Belki de başka bir şansın olmadığını fark edip “ayağa kalkmam gerekiyor” demek. Bugün bu Psikopatika bölümümüzde o ayakta kalma hâlimiz hakkında konuşacağım. Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Son günlerde aldı bir siyasi doğruculuk söylemi gidiyor. Tartışmayı hem değerli hem de yerinde buluyorum. Ama sanırım Türkiye'nin konuşması gereken başka bir doğruculuk sorunu daha var. Belki de en önemlisi; iktisadi doğruculuk…
Sizlerle yılın bu zamanında dört yıl önce başlattığım seriyi sürdürüyoruz. Geçirdiğimiz yılın bir muhasebesini yapıp, önümüzdeki yıl için bir plan yapıyoruz.Bunun için Year Compass adlı çalışmadan faydalanıyoruz. Macar bir grup arkadaşın yılbaşı gecesi için hazırladıkları birkaç soru içeren kitapçık 2012'de viral oluyor. O zamandan beri 61 ülkeden 500'den fazla gönüllü ile uluslararası bir hareket haline geliyor. 52 dildeki bu ücretsiz form milyonlarca kez indirilmiş.Arka arkaya sorularla, sağından solundan, kıyıdan köşeden yılınızın özetini önünüze döküyor ve analiz ettiriyor, ardından önümüzdeki yıl için kararlar aldırıyor.Bu çalışmayı son dört senede bireysel olarak yapıp der ya topluluğu içinde grup halinde değerlendiriyoruz, herkes uygun gördüğü kadarını paylaşıyor haliyle. Bu yıl da doldurduğumuz formlar üzerinden birlikte geçip, belki aklımızda net olmayan bazı kısımları netleştirmek için birbirimizden destek, ilham almış olacağız. Bu kararları alırken, başkalarının da benzer savaşlar verdiğini yani yalnız olmadığınızı bilmek ve bunları paylaşmak bize güç veriyor.Ben kendi adıma yıl içerisinde etraflıca bir değerlendirme yapma imkanı bulamıyorum. Bu çalışmayı yapacağımı bildiğim için kayıt tutmaya biraz daha dikkat ediyorum sadece, katıldığım etkinlikler, tanıştığım insanlar hakkında mesela.Bu yıl ilk kez yapay zekayı işe koşayım dedim. Zira 2025'te tamamen Microsoft ürünlerinden çıkıp Google'ın ürünlerini kullanmaya başladım bu kayıtların çoğunun bulunduğu Outlook yerine Gmail, Google Calendar kullanıyorum. Gemini'dan bana bir özet hazırlamasını istedim ama çok verimli olmadı, biraz da notları sadece kendimin anlayabileceği şekilde girdiğim için. Belki onları da tag'lemem gerekiyor, tanışma toplantısı, davetli olduğum etkinlik gibi gibi. Her neyse yine kendim geçtim üzerinden ve bana daha iyi hissettirdi, detaylara girmek, bağlantıları kendim keşfetmek, üstünkörü bir özet yerine.Formu doldurduğumda her defasında bir örüntü yakalıyorum, neyi fazla veya eksik yaptığımı görebiliyorum. O anda koyduğum hedefler de yıl içinde değişebiliyor ama kısa süre için bile olsa bir yön belirlemek gerek. Zira bu hiç bitmeyecek bir yolculuk, ben de küçük adımlarla farklı patikalar deneyerek yolculuktan aldığım keyfi arttırmaya çalışıyorum.https://yearcompass.com/tr/#download/Support the show
Yeni yıla büyük hedeflerle değil, doğru yerden başlamak mümkün.Bu bölümde Tony Robbins'ten ilhamla hayatı gerçekten dönüştüren 3 içsel kararı konuşuyoruz:Neye odaklandığın, yaşadıklarına verdiğin anlam ve bu duyguyla ne yaptığın.Motivasyon düşüklüğü, aynı döngüde sıkışmışlık hissi yaşıyorsan, sorun sende değil.Belki sadece başlangıç noktasını değiştirmenin zamanı gelmiştir.Sessiz ama güçlü bir yeni yıl başlangıcı için bu bölümü dinlemelisin
2025 bittiğinde geride ne kaldı?Neleri sırtımda taşıyorum?Neleri yolda bıraktım ?Neler beni büyüttü?Neler yorup öğretti?Bu bölüm bir başardıklarım listesi değil i.İçinde fark ettiklerim, vazgeçtiklerim,korkularım ve umutlarım var.Belki sen de dinlerken kendi heybene bakmak istersin ❣️
Ait hissetmediğimiz anlarda,Çoğu zaman dünyayı suçlarız.Oysa bazen kapalı olan, kalbimizin kendisidir.Ait hissetmek bazen bir yere değil, bir hâle denk gelmek.Ama fark ettik ki…Bazı kapılar içeriden açılmadan hiçbir yere ait hissedemiyoruz.''Bilmediğin Bir Duygunun Eksikliğini Hissetmezsin'' bölümünün devamı niteliğinde olan bu bölümündekalbimizi neden kapattığımızı, neye karşı koruduğumuzuve açmanın neden bu kadar cesaret istediğini konuştuk.Belki de mesele ait olmak değil.Belki mesele,kalbinle orada olabilmek.
Bilmediğin bir duygunun eksikliğini hissetmezsin.Çünkü insan ancak tanıdığı şeyi özler.Adını koyabildiği bir hâlin yokluğunu fark eder.Bazen içimizde bir boşluk var sanıyoruz.Bir şey eksikmiş gibi…Oysa belki de eksik olan bir duygu değil,henüz tanışmadığımız bir ait olma hâli.Bu bölümde;Neden bazı duyguların yokluğu acı vermezken, bazıları içten içe huzursuz eder?Belki de mesele eksik olmak değil.Belki sadece bilmediğimiz bir duygunun eşiğindeyiz.Ait hissetmek, kendine yer açmak ve içimizde adını koyamadığımız boşluklar üzerine bir sohbet.
Yeni bir yıla girerken her yerden aynı çağrı geliyor: “Yeni bir sen ol.” Peki ya buna gerçekten ihtiyacımız yoksa?Bu bölümde büyümek ile başkalaşmak arasındaki farkı konuşuyoruz. Sosyal medyanın “daha iyi bir ben” baskısının bizi nasıl kendimizden uzaklaştırabildiğini ele alıyoruz. Belki de ihtiyacımız olan yeni bir ben değil; kendini tanıyan, sınırlarını bilen ve kendi ritminde büyüyen bir benlik.Yeni yıl öncesi dinlemeni tavsiye ettiğim bölümler:"Yetersizlik Hissi" bölümü için tıklayın.*"Bırak Ve Hafifle" bölümü için tıklayın*"Seçimlerimiz Bizi Nasıl etkiliyor?" bölümü için tıklayın.*"Kendine Yaslanmak/ Öz Şefkat" bölümü için tıklayın.
Osman (r.a.)'den bir rivayette Nebî (s.a.v.): “Sizin en faziletliniz Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir” buyurdu, demiştir. İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayete göre Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kur'ân sahibi (yani hafızın benzeri) bağlı devenin bir misâli gibidir. Deve sahibi devesini gözetlerse tu-tabilir, mukayyed olmayıp bırakırsa kaçar gider.” Keza Abdullah bin Mes'ud (r.a.)'den Nebi (s.a.v.): “Kur'ân sahibi birisi için (yani hafız için) şu ayetleri unuttum demek ne fena şeydir. Belki unutuldu demek gerek-tir.” (Çünkü unuttum demek Kur'ân'ın hıfzına ehemmiyet vermediğine delâlet ettiğinden mekruhtur.) Ebû Mûsa'l-Eş'arî (r.a.)'den diğer bir riva-yette ise, Nebi (s.a.v.) “Kur'ân'ı muhafazaya ehemmiyet veriniz. Hayatım yed-i kudretin-de olan Cenâb-ı Allâh'a yemin ederim ki; Kur'ân'ın hafızadan çıkıp kaçması, bağlı devenin ihtimamsızlık eseri boşanıp kaç-masından daha zorludur!” buyurmuştur. Ebû Musa el-Eş'ârî (r.a.)'e buyurdular ki: “Ey Ebâ Musa! Sana Dâvud peygamberin ahenkli güzel sedasından bir nağme, güzel sadâ verilmiştir!” Yine Ebû Musa el Eş'âri (r.a.)'den rivaye-te göre Nebî (s.a.v.): “Şu bir halis mü'min ki Kur'ân okur, onun muktezâsıyla amel eder, o tadı güzel, kokusu güzel turunç meyvesi gibidir. Şu bir mü'min de Kur'ân okumaz fa-kat mucibiyle amel eder bu da tadı güzel fa-kat kokusu olmayan hurma gibidir. Kur'ân'ı okuyan fakat mucibiyle amel etmeyen mü-nafık benzeri de, kokusu güzel fakat acı rey-han otu gibidir. Kur'ân'ı okumayan münafık benzeri, tadı da acı, kokusu da kötü Ebû cehil karpuzu gibidir” buyurmuştur.(Hz.Mahmud Sami Ramazanoğlu, Musahabe-2, s.34)
Andrzej Domański o 2-leciu rządu, stanie polskiej gospodarki, sporze wokół składki zdrowotnej, wynikach finansowych Polski, podatku Belki i dodatkowycj świadczeniach
Aile, kadın, çocuk, çevre vb başlıklar siyaset için yumuşak konular (soft topic). O kadar yumuşak ki ideolojiler ince ince sızıyor mevzunun içine. Konuları ideolojilerden bağımsız tartışmak neredeyse imkansızlaşıyor. Bugün biraz aile hakkında konuşalım isterim. Daha doğrusu ben yazayım, meramımı anlatayım. Belki anlaşırız…
Belki de sorun insanlarda değil, Abilen Paradoksu'nda. Bu bölümde, kimsenin aslında istemediği ama herkesin “diğerleri istiyor” sandığı kararların psikolojisini konuşuyoruz.İlişkilerde, arkadaşlıklarda, iş yerlerinde bazen uyum sağlamak isterken, aslında hep birlikte yanlış yöne gitmeye nasıl karar veriyoruz?Bölüm akışı:00:00 Giriş01:30 300 bin dolar parayı boşa harcayan şirket04:40 Abilene Paradoksu nedir?06:30 Abilene Paradoksu'nun psikolojik 4 nedeni09:20 Bu paradokstan nasıl çıkabiliriz?
15 Temmuz 2016'dan sonra düşünce dünyamızda ne türden bir değişim oldu sorusunun net bir cevabını vermek herhâlde çok zordur. Buna karşın soruyu önemli kılan birçok unsuru sıralayabiliriz. Belki bu soruya da biraz uzaktan bakmayı başaran biri çok daha sağlıklı cevaplar verecektir. Ama bunlar için dahi bireysel değişimlerin kayda geçirilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Zira siyasi ve bürokratik hareketliliklerden ziyade bu kadar büyük bir olayın düşünce dünyamızdaki yansımaları kalıcı sonuçlar açısından çok daha değerlidir. Üstelik kendini yenilemek bakımından devlet katındaki hareketlilik gözle görülür bir hâl almıştır. Burada örgütlü yapılarla bir karşılaştırma yaptığımı özellikle belirtmek isterim.
Yılsonuna doğru yaklaşırken hem bütçe görüşmeleri başlıyor hem de asgari ücret tartışmaları ısınıyor. Bütçe görüşmeleri iktidarı ve muhalefeti ile patron partilerinin ezici çoğunluğunu oluşturduğu mecliste yapılacak. Asgari ücret tespit komisyonunda ise hükümet ve patron temsilcileri işçi sendikaları karşısında üçte ikilik çoğunluğa sahip. O halde meclisten de komisyondan da işçinin emekçinin yoksulun hayrına bir şey beklememek gerek.Ama yine de uyanık olmak gerek. Çünkü patron sınıfı iktidarla bir olarak işçi sınıfı ve emekçi halka büyük bedel ödetmenin hazırlıklarını yapıyor. Bu hazırlıkların bir de belgesi var. Adı: “Orta Vadeli Program”. Yazarı: “İngiliz Mehmet” (Yerli millî edebiyatını pek seven iktidarın ekonomiyi teslim ettiği Mehmet Şimşek resmen İngiliz vatandaşı olduğu için ona bu şekilde hitap ediyoruz.) İngiliz Mehmet'in işçi düşmanı Orta Vadeli Program'ı, enflasyonla mücadelenin tüm faturasını işçi sınıfına kesmek için ücret/maaş zamlarını gerçekleşen enflasyona göre değil hedeflenen enflasyona göre yapmayı vadediyor. Orta Vadeli Program'da 2026 hedefi yüzde 16! 2025 ise TÜİK'in kırpılmış rakamlarıyla dahi yüzde 32'lik enflasyonla kapanacak! Yani tam yarı yarıya!Ama işçi sınıfı için talep, gerçekleşen enflasyonu istemek de olamaz. Bunun iki sebebi var. Birincisi TÜİK'in enflasyon rakamları gerçek hayat pahalılığını yansıtmıyor. TÜİK rakamlarını esas almak demek baştan kaybetmek demek. İkincisi ise hedeflenen enflasyon ölümse gerçekleşen enflasyon sıtmadır. Gerçekleşen enflasyon oranında zam yapılsa, üstüne refah payı konsa dahi asgari ücret açlık sınırı olacak!İşte bu yüzden geçtiğimiz ay bir patron kulübü olan MÜSİAD'ın başkanı çıkıp asgari ücrete gerçekleşen enflasyon artı refah payı verilsin dedi. Hanehalkının morale ihtiyacı varmış! Kurnaza bak sen! Hemen ardından cömert patron, ağzındaki baklayı çıkarıyor: “Bölgesel asgari ücretin çok daha iyi yaklaşım sergileyeceğini düşünüyorum. Belki pilot olarak İstanbul'da uygulanabilir. İyi bir açılım olabilir.” Patronların asgari ücretten kurtulma çabasının kod adıdır bölgesel asgari ücret. Bölgesel asgari ücret bilhassa Anadolu'da ücretleri açlık sınırının da iyice altına çekme, hele de kadınları ve gençleri kölelik ücretlerinde çalıştırma hayalidir patronların.Bunlar ve daha fazlası İngiliz Mehmet'in işçi düşmanı Orta Vadeli Program'ında emek piyasasındaki “katılık”ları giderecek yasal düzenlemeler üst başlığı altında var. Bölgesel asgari ücret dışında, kıdem tazminatı hakkının gasbı ve tamamlayıcı emeklilik sistemi (TES) adı altında sosyal güvenlik sisteminin tamamen tasfiye edilip özelleştirilmesi de hedefleniyor. Bu işçi düşmanı politikanın zemini 2025'te önce asgari ücret zammının düşük ve tek seferli yapılması, ardından da devlet sektörü işçileri ile kamu emekçilerinin ve memur emeklilerinin zamlarını enflasyon altında bırakan sözleşmelerle döşendi. Niyetleri bozuk. İşçiye emekçiye bedel ödetmeye devam edecekler. İşte Gebze'de greve çıkan Smart Solar işçileri! Bu grev tek bir grev değil. Arkasında grev yasaklarını grev yaparak yırtan Grid Solution işçilerinin, grevlerini kazanımla taçlandıran Green Transfo işçilerinin, sendika ve sözleşme hakkını fabrika işgaliyle kazanan Omsa işçilerinin zaferleri var. Polonez işçilerinin Çatalca'dan Gebze'ye kadar uzanan sınıf mücadelesi destanı var. Nice mücadeleler var. Smart Solar'ın kendi tarihinde de sendika fabrika işgaliyle bu işletmeye girmiştir. Ve şimdi tüm mücadele birikiminin üzerinde Smart Solar işçileri geçinebilecek ücret için şalteri indirmiştir, emekçi kadınların en önde olduğu grevle tarih yazmaktadır! Bu grevin ve onun gibi her bir işçi mücadelesinin zaferi için kenetlenmeliyiz. Zaferlerin ve kazanımların üzerinde yükselerek sanayinin kalbinde, MESS'e karşı sadece 150 bin metal işçisi değil işçi sınıfının sektör, sendika ayırt etmeden milyonları birleştiren birleşik işçi cephesi çıkmalıdır.
Hayat, hayatı anlamlandırmaya çalışarak geçer. Genellikle de "bugün bankada işim var, hayatı yarın anlamlandırırım" diye erteleyerek geçer. Ama bazı günler olur, farklı bir anlayışla uyanırız. Sonbaharın temiz soğuğu bir gün önce tükettiğimiz mandalinanın vitaminiyle etkileşime girer, beynimiz ışıl ışıl olur. Belki on dakika beyninize süre tanısanız gerçeklerin üzerindeki tül perde aralanacak, aradan tüm çıplaklığıyla anlamların oturma odasını dikizleyebileceksiniz. Ama onun yerine telefondan kızartma tavuk videosu izliyorsunuz, videonun yağı beyin damarlarınızı tıkıyor, gerçekle temasınız gerçekleşmeden nanayize oluyor. Hayat budur, mücadele gerçektir. Tıpkı size karşı olan hislerimiz gibi. Recorded @ Atölye5 Nişantaşı
İşten sonraki akşam vakitlerini zorlamadan, iyileştirerek değerlendirmek üzerine 7 küçük strateji konuşuyoruz.Enerjimizi tanımak, ekran döngüsünü kırmak ve akşamın o “çöküş anını” yumuşatmak…Belki sadece 30 dakika.Belki bir fincan çay.Belki sadece kendine dönmek.
Eğer bir şeyler istediğiniz gibi gidiyorsa buna ilahi plan denir, doğru yoldasınızdır.Ama bir şeyler ne kadar uğraşsanız da istediğiniz gibi gitmiyorsa buna ilahi korunma denir.
Bu yazıyı yazmama, önceki gün Marmaray'da karşılaştığım bir gencin sorusu vesile oldu. “Abi” dedi ve başladı konuşmaya: “Bir haftadır gündemimiz bir anda Sudan oldu. Ancak orada yaşananlar yeni değil. Haberler, paylaşımlar elbette insanlık adına, oradaki mazlumlar için çok önemli. Belki de yıllardan beri bekledikleri kamuoyu ilk defa oluşuyor. Ancak yine de aklımı kurcalıyor: Ne oldu da hepimiz bir anda Sudan'ı konuşur olduk?” O kadar yerinde bir soruydu ki, üzerine düşünmemek mümkün değildi. Dünya, neden yıllardır devam eden katliamlardan bazılarını görmezden geliyordu?
Bazı insanlar büyür ama olgunlaşmaz. Yaş alır ama duygusal olarak çocuk kalır.Bu bölümde, “yetişkin çocuklar” kavramını konuşuyoruz. Sorumluluk almayı öğrenememiş, sevgiyi koşullu tanımış, içindeki yaralı çocuğu hâlâ taşıyan yetişkinleri...Belki çevremizdeki insanları, belki de kendimizi.Peki bu döngüden nasıl çıkarız?Gerçek yetişkinlik ne zaman başlar? Kendi iç çocuğumuzu iyileştirmenin yollarını birlikte keşfediyoruz.
Nice fena işler vardır ki önce kınayarak konuşuruz, sonra tiksinerek görürüz, sonra utanarak yaparız, ardından sıradan bir şeymiş gibi kolaylıkla yapar hale geliriz. Çünkü çirkin, yanlış ve kötü olan işlerin kolaylıkla yapılabilir hale gelmesinin ilk adımı o işlerin konuşulmasıdır. Belki de ilâhî emrin ‘yapmayın!' değil ‘yaklaşmayın!' diye gelmesi bu sebeptendir.
Finanse Bardzo Osobiste: oszczędzanie | inwestowanie | pieniądze | dobre życie
Jeśli PiS wróci do władzy — czeka nas emigracja albo więzienie. Minister Żurek nie ma złudzeń, co się stanie, jeśli PiS znów przejmie stery. Po raz kolejny mówi o przeliczeniu głosów. Czy Hołownia jutro zaprzysięgnie Nawrockiego, nie znając dokładnego wyniku wyborów? Żydzi odpowiadają premierowi Tuskowi! Co powiedzieli? O tym już za chwilę. Będzie też o prezydencie Dudzie — dziś ostatni dzień jego urzędowania. Odznaczył za zasługi… Cezarego Kuleszę. Bez komentarza. A na koniec: nowy sposób na ominięcie podatku Belki. #IPPTVNaŻywo #polityka #Kaczyński #wybory ----------------------------------------------------
Her lokma bir kuralla mı geliyor? Masaya oturmadan önce zihninde sessiz bir hazırlık mı başlıyor?Bu bölümde, yemekle olan ilişkinin arka planında gizlice büyüyen takıntılı düşünceleri konuşuyoruz. OCD ve yeme bozukluklarının nasıl iç içe geçebileceğini, sayılarla, saatlerle, ritüellerle çevrili bir yeme davranışının iç dünyada nasıl yankı bulduğunu birlikte keşfediyoruz. Belki de bu kez sadece “fark etmek” bile bir başlangıç olabilir.
Hiç yemek yemediğin halde dolabında yiyecek biriktirdiğin oldu mu? Ya da çöpe atmaya “kıyamadığın” şeyler… Belki de beynin sana bir şey anlatmaya çalışıyordur. Bu bölümde, anoreksiya ile birlikte gelen bir davranışı—biriktirmeyi—konuşuyorum. Kendi gözlemlerim, danışan deneyimleri ve beynin kıtlıkta nasıl tepki verdiği üzerine bir sohbet seni bekliyor.
“Ben diyet yapmıyorum ki…” diyorsun ama yine de yemeğin saatine, miktarına, gününe, çeşidine gizli gizli kurallar koyuyor musun? Belki de fark etmeden kısıtlama yaşıyorsun.Bu bölümde; çok yaygın ama çoğu zaman fark edilmeyen 8 farklı kısıtlama türünden bahsediyoruz. Kahvaltıyı saate göre ertelemek, sadece “güvenli” seçimleri yapmak, yiyeceği uzatmak, hatta pastayı çöpe atmak gibi davranışların ardındaki duyguları birlikte konuşuyoruz.Kendini bu örneklerde buluyorsan yalnız değilsin. Gel, birlikte merak edelim. Belki de yemekle kurduğun ilişkiyi daha yumuşak, daha özgür bir yere taşımanın zamanı gelmiştir.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bugünün temposu kimseye nefes aldırmıyor. Her şey hızla değişiyor, yetişmemiz gereken işler, mesajlar, hedefler bitmiyor. Ama bazıları bu hıza direnmeyi seçiyor. Yavaş yaşam gerçekten mümkün mü? Yavaşlamak bir lüks mü, yoksa ihtiyaç mı? Bu bölümde Emin ve Emine hızlı yaşam kültürünü, dijital dünyayı, kıyas baskısını ve sadeleşmenin yollarını konuşuyoruz. Belki de hayatın ritmini yeniden bulmanın zamanı gelmiştir. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro 1- Emin: [0:00] Sabah gözümüzü açar açmaz başlayan o koşuşturma. Mesajlar, toplantılar, sorumluluklar, yapılacaklar listeleri, hayaller... Üstüne üstlük her şeyin arasında durmak suç gibi hissettiriyor. Ne zaman gerçekten nefes aldık? Ne zaman hiçbir şey yapmadan sadece var olmanın tadını çıkardık? Bu bölümde yavaş yaşam kavramını konuşacağız. Bu hız çağında yavaşlamak mümkün mü? Yavaş yaşamak tembellik mi? Yoksa bilinçli bir tercih mi? Ve asıl soru, bu kadar koştururken nereye gidiyoruz? Eğer siz de zamanın nasıl geçtiğini anlamadan günleri tüketiyorsanız, belki bu bölüm size biraz durmak, düşünmek ve kendi ritminizi hatırlamak için bir fırsat sunabilir. Hazırsanız önce derin bir nefes alalım. Çünkü bu kez acelemiz yok. O zaman başlayalım. 1- Emin: [1:06] Nasılsın Emine abla? Nereye yetişmeye çalışıyoruz? 2- Emine: [1:07] İyiyim Emin. Konuşmanı dinledikten sonra daha iyi oldum. Sanki böyle bir meditasyona başlayacakmışız gibi hissettim. İyi geldi söylediklerin. Sen nasılsın? 1- Emin: [1:17] Ben de iyiyim. Bugün acelemiz yok. Sakin ve rahat bir bölüm çekeceğiz beraber. Biraz hayatın koşuşturmacasından uzaklaşıp kendimizi dinleyelim. Neden bu kadar hızlıyız? Ne yapıyoruz? Nereye gidiyoruz? Nereye yetişmeye çalışıyoruz? 2- Emine: [1:32] Evet İstanbul gibi bir şehirde yaşarken bu biraz gerçekten çok zor ama umarım başarabiliriz. 1- Emin: [1:38] Evet. Sen kendi hayatını değerlendirdiğinde sürekli bir şeylere yetişememe hâlinde mi hissediyorsun kendini? 2- Emine: [1:46] Ya ben kendimi aslında topluma kıyasla çok hızlı yaşıyor olarak görmüyorum. Genel olarak yapısal olarak daha sakin bir insanımdır ve yavaş hareket ederim bence. Çevreme ve aileme kıyasla diyeyim. Ama İstanbul'da yaşadığım için bu yavaşlık da gerçekten bana bir şeyleri kaçırıyormuşum hissiyatı veriyor. Yani hani herkes sürekli bir sürü bir şey yapıyor ama sen daha az şey yapıyorsun vesaire... Bu tarz şeyler biraz bana bir şeyleri kaçırıyormuşum hissiyatı veriyor. Sende durum nedir? Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Bu bölümde konuğum Osman Ulagay. Biz Osman Bey'i bir gazeteci, ekonomi yazarı olarak tanıyoruz. Son kitabı "Bir Ömrün Aynasında Türkiye'de 82 Yıl" ise onun hayat hikâyesini merkezine olarak hem Osman Ulagay'ı hem de Türkiye'nin farklı çalkantılı dönemlerini biraz daha farklı görmemizi sağlıyor.Ulagay'ın her iki dedesi de Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında önemli vazifelerde buluşmuş Osmanlı devletinin yüksek seviyede memurları. Dedesi Hüsnü Kortel bir siyasetçi, üstelik Türkiye'nin ilk elektrik mühendislerinden biri; soyadı kanunu çıktığı zaman, elektrik enerjisinin aydınlatmada kullanılmasını ifade eden Kortel soyadını alıyor. Bir diğer dedesi Dr. İbrahim Etem Ulagay, eczacı, doctor ve kimyager. İbrahim Etem İlaç Fabrikası'nın kurucusu,ilk Reşat Altını'nı üretip gramajını belirleyen kişi.Belki de “burjuva” diyebileceğimiz bir sınıfta, 3 yabancı dil bilen, ona çocukluğunda Oscar Wilde hikayeleri okuyan bir anneyle büyüyen Osman Ulagay, ailesi ve çevresinde gelişen olaylar herkes çok dinlenesi, bakılası…Osman Bey ile sohbete Davos'tan girdik Çin'den çıktık, “eski Türkiye'den” bahsederken “Ne olacak bu Türkiye'nin dünyanın hali”ni de konuşmaya çalıştık… Meral Tamer'den söz etmeyi de tabii ki ihmal etmedik.Ulagay'ın “Bu kadar saçmalık fazla” sözüyle bitirdiği söyleşiyi dinlemenizi tavsiye ederim. Gazeteci#Journalist ~ #Art- #Food- #Travel lover ~ #EnthusiastBooks:
Bitcoin... Bir düzine insana sorun, iki düzine farklı cevap alın. Basit ve karmaşık, müsrif ve verimli, yavaş ama aynı zamanda var olabilecek en hızlı para. Dijital ama kıt? Değişebilir ama değiştirilemez? Anonim ama şeffaf? Bitcoin tüm zıtlıkları birleştiriyor. Peki gerçekten nedir? Belki de sonsuz soru 'Bitcoin nedir?', 'Senin için Bitcoin nedir?' sorusuna dönüşmeli, çünkü onun dünyasında otorite yok.Bitcoin bilginin ta kendisi. 12 kelimeniz - özel anahtarınız - ve halka açık defterin birleşimiyle değer kazanır. Bu sadece bilgi değil, kontrol. Değer, fikir birliğinden ve benzersizlikten gelir. Şansla başlayan, matematikle şekillenen, zamanın belirlediği bir para politikası. Dinamik yapısı, ağın kendisini ayarlamasını sağlar.Bu sadece teknoloji değil, aynı zamanda etik bir kod barındırır: Sahtecilik yapmayacaksın, enflasyona yol açmayacaksın, el koymayacaksın. Çalmayacaksın. Bu ahlaki kod, bilgisayar koduna, oradan da yasaya dönüşür. Bitcoin özgürlüktür, gerçektir ve akıldır. Gönüllü bir sistemdir.Mevcut sistemin (Fiat) yol açtığı sansür, kölelik ve tiranlığın aksine, Bitcoin adalettir, ölçüttür. Fiat para, zaman hırsızlarının işidir; enflasyon ve merkez bankaları tarafından çalınan zamanı geri getiren Momo'dur. Bitcoin, Fiat aşamasını sonlandırıp kökenlere dönüşü temsil eder. İstikrarlı, basit, makul olduğu için kalıcıdır. Bitcoin bir kurtarma botudur.Kaynak
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Yeni nesil çok saygısız! Peki eski nesil yeterince saygılı mı? Yoksa saygı anlayışı mı değişti? Belki de sorun saygıyı nasıl öğrettiğimizle ilgilidir. Emin ve Onur'un saygı meselesi hakkındaki değerlendirmelerini bu bölümümüzde dinliyoruz. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro Emin: [0:24] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin, bugünkü bölümümüzde Onur'la beraberiz. Nasılsın Onur? Onur: [0:34] İyiyim Emin, teşekkür ederim. Sen nasılsın? Emin: [0:36] Ben de iyiyim. Nasıl gidiyor, ne yapıyorsun? Kurban Bayramı nasıl geçti? Onur: [0:39] İyidir. Bu podcasti kaydettiğimiz dönemde bayramdayız, biliyorsun. Güzel geçiyor bayram. Hareketli geçiyor yani. Ziyaretler miyaretler olsun falan... Güzel. Senin bayramın nasıl geçiyor? Emin: [0:51] Benim de aynı şekilde. Buradan tüm Easy Turkish dinleyicilerinin, İslam âleminin bayramını kutlayalım. Tabii siz bu bölümü dinlediğinizde bayramın üzerinden bir hafta geçmiş olacak ama gecikmeli de olsa bayramınızı kutlayalım. Onur: [1:06] Herkese hayırlı bayramlar diyelim. Emin: [1:08] Evet. Ne yaptın? Bir yere gittin mi Onur? Onur: [1:11] Yani Mudanya'ya gittim öyle... Çok şehir dışına falan çıkmadım. Sadece bir dedemleri ziyarete gittim. Onun dışında buradaydım genelde ama gelen giden çok oldu. Onun dışında yani ben genel olarak sabittim bu bayramda. Emin: [1:25] Seviyor musun kalabalık bayramları? Onur: [1:27] Seviyorum da hani kalabalığın da bir şeyi var sonuçta... Bir yerden sonra usandırma durumu var ya... Emin: [1:34] Bir yoruculuğu var. Onur: [1:36] Tabii. Emin: [1:36] Aynen doğru. Evet. Tabii bu bayram ziyaretleri aslında içinde büyüklere saygıyı da barındırıyor. (Evet.) Bugünkü konumuz da biraz da saygı kavramıyla alakalı. (Evet.) Türkiye'de saygının bence günümüzde hâlâ çok önemli bir yeri var. Giderek Türkiye'de de, özellikle dünyada da önemini sanki yitiren bir kavram gibi geliyor bana saygı. Bununla ilgili yorumun nedir, ne düşünüyorsun? Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Bitcoin'i hiç yaşayan bir organizma gibi düşündünüz mü? Eğer öyleyse, bu dijital varlık aslında nerede yaşıyor? Sadece kod ve fikirlerin olduğu sanal alemde mi, yoksa dünya çapındaki insanlar ve bilgisayar düğümlerinin oluşturduğu fiziksel dünyada mı? Belki de değerin hareket ettiği finansal piyasalarda?Bu podcast bölümünde, Bitcoin'in sıra dışı yaşamına dalıyoruz. Bitcoin'in, siberuzay, etuzay ve finsuzay olarak adlandırılan üç farklı ama birbiriyle etkileşimli habitatta nasıl var olduğunu ve geliştiğini keşfedeceğiz. Her bir ortamın kendine özgü iklimi, kuralları ve zorlukları var.Sanal alemde gözetim ve sansür tehditleri, fiziksel dünyada hükümetlerin gücü ve varlıkları ele geçirme potansiyeli, finansal dünyada ise istikrarsız, borç tabanlı bir sistemin çalkantıları Bitcoin'in karşılaştığı iklim değişikliklerinden sadece birkaçı.Peki, bu kadar farklı ve zorlu ortamda bir organizma nasıl hayatta kalır? Bitcoin'in merkeziyetsiz yapısı, ona inanılmaz bir esneklik ve dayanıklılık kazandırıyor. Favorable bölgelere göç edebilme, farklı iletişim yollarını kullanabilme ve finansal sistemin istikrarsızlığından beslenebilme yetenekleri, onu gelecek fırtınalara karşı son derece dirençli kılıyor.Bitcoin neden mevcut parasal sistemin acılarına bir çare olarak görülüyor? Değerin korunması, sansürlenemezliği ve değiştirilemezliği gibi özellikleriyle, bu dijital organizmanın üç habitat arasındaki karmaşık dansını anlamak, geleceği şekillendiren bu fenomene dair bakış açınızı değiştirebilir. Bitcoin'in neden dur-durak bilmeyen bir varlık olduğunu ve nasıl her fırtınaya hazırlandığını bu bölümde bizimle birlikte keşfedin.Kaynak
Podbee'den yepyeni bir podcast dizisi; Derinden Sesler. Ozan Açıktan'ın yönettiği, başrollerinde Cem Yiğit Üzümoğlu, Sezin Akbaşoğulları ve Serkan Keskin'in yer aldığı karanlık bir psikolojik gerilim.Geçmiş herkeste farklı hatırlanırken gerçek nasıl mümkün? Belki de gerçek, sandığından çok daha derinde...Derinden Sesler'i podbeemedia.com ve tüm podcast platformlarında dinleyebilirsin!See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Podbee'den yepyeni bir podcast dizisi; Derinden Sesler. Ozan Açıktan'ın yönettiği, başrollerinde Cem Yiğit Üzümoğlu, Sezin Akbaşoğulları ve Serkan Keskin'in yer aldığı karanlık bir psikolojik gerilim. Geçmiş herkeste farklı hatırlanırken gerçek nasıl mümkün? Belki de gerçek, sandığından çok daha derinde... Derinden Sesler'i podbeemedia.com ve tüm podcast platformlarında dinleyebilirsin!See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Korku biz insanlığın hayatta kalmasını sağlayan en kritik duygulardan birisi. Belki de türümüzün devamlılığını buna borçluyuz. Fakat korku, yanımızdaki insanlardan bize de sirayet edebilen bir şey. Daha da kötüsü bu duygunun bulaşıcı özelliği, toplumu kontrol edebilmek için bir araca da dönüşebiliyor. Fakat bir panzehrimiz de var, cesaret. 111 Hz'in bu bölümünde insan davranışları üzerine düşünüyoruz. Korku ve cesaretin bulaşıcı etkilerine ve bunların nasıl yayıldığına odaklanıyoruz.Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Özgür YılgürSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee MediaSee Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Finanse Bardzo Osobiste: oszczędzanie | inwestowanie | pieniądze | dobre życie
Bir şeyi yasaklamak onu gerçekten ortadan kaldırır mı, yoksa tam tersine daha cazip hale mi getirir? Tarih boyunca yasaklar hep hayatımızda oldu, ama çoğu zaman beklenenin tam aksi sonuçlar doğurdu. Bu bölümde, yasakların insan psikolojisi üzerindeki etkisini konuşacağız. Yasaklar neden daha büyük bir arzu yaratır? İnsan zihni, sınırları kabul etmek yerine neden onları aşmaya programlıdır?Ve asıl büyük soru: Yasaklar gerçekten bizi korumak için mi var, yoksa kontrol etmek için mi? Belki de cesaret, yasaklamakta değil, insanlara seçim yapma özgürlüğü tanımaktadır. Gelin, birlikte keşfedelim!Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Hazal Beril ÇamSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee Media------- Podbee Sunar -------Bu bölüm Garanti BBVA BonusFlaş hakkında reklam içerir.Ramazan alışverişlerine 1.200 TL bonus!Ramazan'da Bonus üye işyerinde yapacağınız 2000 TL ve üzeri market alışverişlerinize toplam 1.200 TL bonus!Ramazan avantajlarını kaçırmamak için BonusFlaş'ı şimdi indirin.See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
İnsan hikayeler anlatır. Kimi zaman zaferleri, kimi zaman kayıpları... Ama en çok da çatışmaları. Peki, neden binlerce yıl önce yazılmış trajediler hâlâ bizi derinden sarsıyor? 111 Hz'in bu bölümünde kadim metinlerin derinliklerine iniyor, Antigone'nin hikâyesiyle trajedinin zamanlar ötesi gücünü keşfediyoruz. Belki de her iyilik çabası, içinde bir trajedi ihtimalini de taşır. Trajediler, iyi olma mücadelesinin etrafında şekillenir; ancak bu mücadelenin, en karanlık ihtimalleri bile barındırdığını hatırlatır.Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Uğur YıldırımSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee Media------- Podbee Sunar -------Bu podcast, Hiwell hakkında reklam içerir.Hiwell'de 1600'den fazla uzman arasından ücretsiz ön görüşmelerle size en uygun uzmanı seçebilir, kendinizi tanıma yolculuğunuza kolay ve güvenilir bir şekilde başlayabilirsiniz. Hiwell'i şimdi indirinSee Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.