POPULARITY
"İnsanlar Neden Bu Kadar Bencil?"En çok canını yakan insanlar gerçekten kötü insanlar mıydı? Yoksa kendini hep haklı gördüğü için vicdanını susturan insanlar mıydı?Bu bölümde vicdanın, adaletin ve insanın kendi nefsine karşı dürüst olmasının neden hayatın en önemli meselelerinden biri olduğunu konuşuyoruz.Keyifli dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
Gezgin Hikayeler'in bu bölümünde Rotasız Seyyah Mehmet Genç'le Güney Asya yolculuğunu konuşuyoruz. Tayland, Vietnam, Kamboçya ve Endonezya üzerinden hem bölgenin turistik yüzüne hem de gündelik hayatına yakından bakıyoruz.
"Neden Sürekli Aynı Sorunları Yaşıyorum?” Hayatında neden aynı sorunları tekrar tekrar yaşadığını hiç düşündün mü? İnsan bazen kaderinin değişmediğini sanır. Oysa çoğu zaman tekrar eden hayat değildir, kendimizde görmediğimiz taraftır. Bu bölümde; öz farkındalık, kendini tanımak, tekrar eden ilişki döngüleri, iç huzur ve kadim irfanın insanın kendine bakışı üzerine konuşuyoruz. Belki de en uzun yolculuk başkasına değil; kendi kalbine doğru olandır.Yeni bölüm yayında, keyifli dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
Gezgin Hikayeler'in bu bölümünde Rotasız Seyyah Mehmet Genç'le Afganistan, Pakistan, İran ve Mısır'a uzanan sıra dışı Ortadoğu yolculuklarını konuşuyoruz.
"Hayata Karşı Heyecanımı Nasıl Geri Kazanırım?"İnsan bazen yaşlandığını sanır, oysa yorulan takvim değil, hayata şaşırmayı unutan gönüldür.Bu bölümde merakın, hayretin ve yeniden öğrenebilmenin ruhu nasıl canlı tuttuğunu konuşuyoruz. Çünkü insan içinde yeni bir çocukluk bulduğunda, yol uzasa da ruhu yarı yolda kalmaz.Keyifle dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
Gezgin Hikayeler'in bu bölümünde Rotasız Seyyah Mehmet Genç'le Antarktika'yı, bu eşsiz coğrafyaya gerçekten gidilip gidilemeyeceğini, nasıl bir yolculuk gerektirdiğini ve orada insanın doğa karşısında ne hissettiğini konuşuyoruz.
"Beklentilerinden Kurtul Hayatın Değişsin" İnsan bazen birine değil, ondan beklediği şeye kırılır.Bu bölümde beklentilerin neden hayal kırıklığına dönüştüğünü, insanları olduğu gibi görmekle zihnimizde kurduğumuz insanı sevmek arasındaki farkı konuşuyoruz.Belki de hayatı değiştiren şey, insanları değiştirmek değil, beklentinin yerini değiştirmektir.Keyifle dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
"Sürekli Yorgun Hissetmenin Gerçek Sebebi Nedir?"İnsan bazen bedeninden önce ruhunu yoruyor.Bu bölümde, sürekli yorgun hissetmenin yalnızca fiziksel değil, manevi tarafını konuşuyoruz. Çünkü huzur bazen daha çok dinlenmekte değil doğru yöne yürümektedir.Keyifle dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
"Kendimi Nasıl Bulurum?"İnsan bazen kaybolduğunu sanır, oysa gerçekten kaybolmaz. Sadece başkalarının sesi,kendi sesini bastırır.Bu bölümde insanın kendi sesini yeniden duymaya başlamasının neden gerçek dönüşüm olduğunu konuşuyoruz.Keyifle dinlemelerBecome a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
"Yaşadığımız Acılar Bizi Neden Değiştirir?"İnsan çoğu zaman yaşadığını kayıp sanır. Oysa bazı bedeller boşa ödenmez.Bu bölümde, acının, kaybın ve tecrübenin insanı nasıl dönüştürdüğünü konuşuyoruz.Keyifle dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
"İnsanlara Güvenmek Neden Zorlaştı” İnsan bazen yanlış birine güvenir sonra güvene küser. Oysa mesele güven değildir.Bu bölümde, yanlış insanlar yüzünden doğru şeylerden neden vazgeçtiğimizi konuşuyoruz. Yeni bölüm yayında, keyifli dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
"İstediğim Şey Neden Olmuyor?” İnsan çoğu zaman istediği şey olmadığı için üzülür. Oysa bazen verilmeyen şey,kaybedilen değil korunan şeydir.Bu bölümde beklenti, tevekkül, istek ve hikmet arasındaki ince çizgiyi konuşuyoruz. Yeni bölüm yayında, keyifli dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
"İnsanların Gerçek Yüzü Ne Zaman Ortaya Çıkar?"İnsan çoğu zaman kendisine gelenleri değil neden geldiklerini karıştırır.Bu bölümde, kalabalık ile hakikat arasındaki farkı konuşuyoruz. Çünkü bazen insanı sevenler değil ondan faydalananlar çoğalır.Keyifle dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
"Cahil İnsan Neden Çok Konuşur?"İnsan çoğu zaman bildiği için değil bildiğini sandığı için konuşuyor.Bu bölümde, gerçek olgunluğun neden haddini bilmekle başladığını konuşuyoruz.Çünkü hakikate yaklaşan insanın sesi değil hali derinleşir.Keyifle dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
"Onaylanma İhtiyacından Nasıl Kurtulunur?"İnsan bugün olduğu gibi yaşamak yerine onaylanacağı gibi görünmeye çalışıyor.Bu bölümde, insanın kendi hakikatinden nasıl uzaklaştığını konuşuyoruz. Çünkü insanın gerçek değeriüstünde taşıdığı görüntüde değil içinde büyüttüğü haldedir.Keyifle dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
"Yaptıklarımız Neden Bize Geri Döner?"İnsan yalnızca yaşadıklarını değil, yaşattıklarını da taşır.Bu bölümde, dünyaya bıraktığımız hiçbir halin kaybolmadığını konuşuyoruz. Çünkü hayat bazen olaylarla değil insanın taşıdığı halle konuşur.Keyifle dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
"Neden Bazı İnsanlar Sessiz Kalır?” İnsan çoğu zaman susmayı zayıflık sanır. Oysa bazı insanlar bilmediği için değil bildiği için susar. Bu bölüm, suskunluğun arkasındaki gücü anlatıyor. Yeni bölüm yayında, keyifli dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
"Gerçek Dost Nasıl Anlaşılır?”İnsan çoğu zaman verdiğiyle tutulmayı sevilmek zanneder.Bu bölümde, gerçek bağ ile çıkar ilişkisi arasındaki farkı konuşuyoruz. Çünkü herkes yanında durmaz bazıları sadece verdiklerinle kalır.Keyifle dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
Gezgin Hikayeler'in bu bölümünde Rotasız Seyyah Mehmet Genç'le “Dünya nasıl gezilir?” sorusunu tüm romantik cümleleri bir kenara bırakıp, sahadaki gerçekliğiyle konuşuyoruz.Ayrıca dil bilmeden gezmek mümkün mü, sosyal medya artık gerçekten bir “yol bütçesi” yaratabilir mi, tek gezmekle eşle gezmek arasındaki en büyük fark ne, gibi pratik sorulara da net cevaplar var. Ve elbette bitmeyen tatil hissi: Yurt dışı planı yapıyorsanız Tatil Budur'un özenle hazırlanmış rota ve turlarına göz atmayı unutmayın.
"Yaşadıklarımız Neden Hep Zor Gelir?"İnsan hayatı ikiye böler: lütuf ve kahır. Ama hayat bu kadar basit değildir.Bu bölümde, zorlukların gerçekten ne taşıdığını ve insanın neden gördüğünü yanlış yorumladığını konuşuyoruz. Çünkü bazen kayıp sandığın şey, aslında bir yön değişimidir.Keyifle dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
Gezgin Hikayeler'in bu bölümünde Rotasız Seyyah Mehmet Genç'le Uzakdoğu Asya'yı, özellikle Japonya, Tayland, Çin, Vietnam ve Tayvan üzerinden konuşuyoruz.Bu kapsamlı sohbette; Uzakdoğu'ya dair doğru bilinen yanlışlardan Japonya'nın gündelik hayatını kolaylaştıran sıra dışı detaylarına, saygı kültürü, dakiklik, yaşlılık algısı ve emeklilik sonrası dünyayı gezme fikrine kadar birçok konuya değiniyoruz.
"Stresi Nasıl Bırakırım? Asıl Sorun Bu Değil!” Stresle baş etmeye çalışıyorsun ama belki de sorun stresin kendisi değildir. Bu bölümde, insanın neden bazı şeyleri bırakamadığını ve bu tutma halinin nasıl bir yük oluşturduğunu konuşuyoruz. Çünkü insan, taşıdıklarıyla değil tuttuklarıyla ağırlaşır.Yeni bölüm yayında, keyifli dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
"Hayatımı Nasıl Düzene Sokarım?"Hayatını düzeltmeye çalışıyorsun ama bir türlü toparlayamıyorsan belki de sorun hayatın kendisi değildir.Bu hafta ki bölümde, insanın dışarıdaki karmaşayı düzeltmeye çalışırken neden daha çok yorulduğunu ve gerçek düzenin nerede kurulduğunu konuşuyoruz. Çünkü insan, dünyayı olduğu gibi değil kendi içindeki hale göre görür.Keyifli dinlemelerBecome a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
Türkiye'nin güneyinde, küçük bir köyde kaydedilen sıra dışı bir vaka…Ulaş Ailesi, yıllar boyunca hem bilim dünyasının hem de medyanın dikkatini çeken, açıklaması zor bir fenomen olarak kayıtlara geçti.Bazı aile üyelerinin iki ayak yerine dört uzuv üzerinde hareket etmesi, ilk bakışta yalnızca fiziksel bir durum gibi görünse de; bu olay, nöroloji, genetik ve insan evrimi üzerine derin soruları beraberinde getirdi.
"Başkaları Ne Der Diye Yaşamak Seni Bitirir” İnsan bazen başkalarının sözünden değil, içinde oluşan yankıdan etkilenir.Bu hafta ki bölüm, başkalarının sesiyle değil kendi hakikatiyle yaşamayı hatırlamak isteyenler için.Yeni bölüm yayında, keyifli dinlemeler.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
Bu bölümde 23 Nisan 1959'da Van Gölü'nün kuzeyindeki Süphan Dağı'na düşen esrarengiz İngiliz kargo uçağının hikayesini anlatıyoruz. Soğuk Savaş döneminin az bilinen ama en gizemli olaylarından biri olan bu kazada, Avustralya'daki nükleer test üssüne giden uçakta acaba ne taşınıyordu? Neden tüm belgeler yakıldı ve keşif operasyonunda neden olağandışı prosedürler uygulandı?Süphan dağına düşen İngiliz uçağının hikayesini kaçırmayın!
“İnsanlardan Neden Yoruluyoruz?"İnsan bazen insanlardan değil, kendi kalbinin kapanmasından yorulur.Bu bölüm, gönül ile kurulan bağın neden zayıfladığını ve insanın yeniden temas edebilmesi içiniçine nasıl dönmesi gerektiğini anlatıyor.Keyifle dinlemeler...Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/hasan-basri-budak-ile-kendine-gel--5728974/support.
1962 yılında Toroslar'da düşen Türk Hava Yolları uçağında hayatını kaybeden Ahmet Delibalta'nın, 4 yıl sonra Adana'da doğan Erkan Kılıç adlı çocuğun bedeninde yeniden var olduğu iddia edilen inanılmaz bir hikaye ile sizlerleyiz. Bu bölümde, ünlü araştırmacı Ian Stevenson'ın da incelediği bu olağanüstü dosyayı tüm detaylarıyla ele alıyoruz.
Karabasan kimdir veya nedir? Uykularımızı kaçıran bu tecrübenin bilimsel bir açıklaması var mı? Yüzyıllardır farklı kültürlerde anlatılan karabasan hikayeleri neden birbirine bu kadar benziyor? 111 Hz'in bu bölümünde hikayeleştirdiğimiz kabuslarımızı ve karabasan fenomenini konuşuyoruz. Sunan: Barış Özcan Hazırlayan: Elif Danyal Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt Yapımcı: Podbee Media Tüm bölümler ve daha fazlasına Podbee app ve podbeemedia.com'dan ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Uzun sakalları, pençe gibi elleri, ters ayakları, şekil değiştirme yeteneği ve mezarlıklarla ilişkilendirilen ürkütücü anlatılarıyla Gulyabani, sadece bir korku hikâyesi değil; aynı zamanda Anadolu kültürünün, halk hafızasının ve mitolojik mirasın önemli bir parçası. Bu bölümde Gulyabani efsanesini en baştan ele alıyoruz!
Rotasız Seyyah Mehmet Genç'le bu bölüm Amazon'un içine doğru uzanan tehlikeli bir yolculuğun perde arkasına giriyoruz.
TatilBudur ile Gezgin Hikayeler'in bu bölümünde Rotasız Seyyah Mehmet Genç ile Sibirya, Tuva ve Amazon coğrafyalarındaki şamanları konuşuyor, Şamanizm'in peşine düşüyoruz!
Bu sohbette; Pamir Dağları'nda Kırgız çadırlarına misafir olmaktan, Uygur bölgesinde Turfan'da Sattar amcayla yapılan o unutulmaz sohbete; bir selamla sofranın donatıldığı misafirperverlikten, Sovyet etkisiyle kopan dil ve kimlik bağlarına kadar pek çok sahneyi yerinden dinliyoruz. “Dinlemek” ile “yaşamak” arasındaki farkı; soydaşlık duygusunun, bir kelimede, bir gelenekte, bir bakışta nasıl yeniden kurulduğunu görüyoruz.
Gezmek Yetmez (24 Kasım 2025) - Figen Ayhan - Opera Turneleri, Kentler, Tatlar ve Hikayeler by Kafa Radyo
HAYATIMIN EN ACI DERSİ İspanya'nın güneyinde Estepona isimli küçük bir kasabada büyüdüm. On altı yaşındayken bir sabah babam benden kendisini arabayla 30 kilometre uzaktaki bir köye götürmemi istedi. Ancak onu Mijas'a götürdükten sonra arabayı bakım için yakındaki bir tamirhaneye bırakmam gerekiyordu. Araba kullanmayı öğrenmiştim fakat pratik yapmak için pek de fırsatım olmamıştı. Onun için bu teklifi hemen kabul ettim. Babamı Mijas'a götürdüm. Onu öğleden sonra saat dörtte alacaktım. Sonra arabayı tamirhaneye bıraktım. Birkaç saat vaktim vardı. Ben de tamirhanenin yakınında bir sinemada film izlemeye karar verdim. Fakat sinemada çok vakit geçirdiğimin farkında değildim. Saat altı olmuştu. Dolayısıyla iki saat geç kalmıştım. Babam, sinemaya gittiğimi öğrenirse bana kızabilirdi. Bir daha arabayı kullanmama izin vermezdi. Ona tamirhanede arabanın işini uzun sürdüğünü söylemeye karar verdim. Buluşacağımız yere vardığımda babamın caddenin köşesinde umutla olduğunu gördüm. Geç kaldığım için özür diledikten sonra ona arabanın işinin uzadığını söyledim. Bunun üzerine babamın bana nasıl baktığını asla unutamam. Babam: – Bana yalan söylediğin için çok üzüldüm Jason, dedi. – Ne demek istiyorsun baba? Gerçeği söylüyorum, dedim. Babam, bana tekrar baktı. – Sen geç kalınca tamirhaneyi aradım ve bir problem olup olmadığını sordum. Bana senin henüz arabayı almaya gelmediğini söylediler. Yani araba ile ilgili bir problem olmadığını biliyorum. Birden ne kadar büyük bir suç işlediğimi anladım ve babama gerçeği itiraf ettim. Babam beni üzgün bir şekilde dinledi. – Kızgınım ama sana değil, kendime. Eğer sen bunca yıldan sonra bana yalan söyleyebiliyorsan demek ki ben iyi bir baba olamamışım. Kendi babasına bile yalan söyleyebilen bir çocuk yetiştirmişim. Eve yürüyerek döneceğim ve bu arada neyi yanlış yaptığımı düşüneceğim. – Ama baba... Eve 30 kilometre yol var ve hava da karardı. O kadar yolu yürüyemezsin, dedim. Babam, ne özür dilemelerime, ne itirazlarıma, ne de diğer söylediklerime kulak astı. Onu hayal kırıklığına uğratmıştım ve hayatımın en acı derslerinden birini almak üzereydim. Babam, tozlu yollarda yürümeye başladı. Ben de arkasından arab ile onu izliyordum. Ondan özür diliyor ve arabaya binmesini rica ediyordum. Maalesef beni duymazdan geliyor ve üzgün bir şekilde yürümeye devam ediyordu. 30 kilometre boyunca 10 kilometre süratle onu takip ettim. Babamın hem bedensel hem de duygusal olarak bu kadar sıkıntı çekmesine şahit olmak hayatımın en üzücü ve acı veren dersi olmuştur. Aldığım bu dersten sonra bir daha yalan söylemedim. Jason BOCARRO
Gezmek Yetmez (13 Ekim 2025) - Elchin İbadov - Ülkem Azerbaycan ve Türkiye'den Hikayeler by Kafa Radyo
Sadece içeni değil, çevresindeki insanları da ölüme götüren sigaranın zararları konusunda önemli çalışmalar yapılıyor, kampanyalar düzenleniyor. Tiryakilere yönelik yeni yöntemler geliştirilirken Mersin'deki bir ilköğretim okulunda öğrenciler ilginç bir adım attı. Babalarına mektup yazan öğrenciler onlardan sigarayı bırakmalarını istedi. Bu girişim başarılı sonuçlandı. On beş veli, çocuğunun çağrısına uyup sigarayı bıraktı. “Sevgili babacığım, eğer bırakmayacaksan bana para ver, ben de sigaraya başlayacağım.” cümlesiyle neye uğradıklarını şaşıran veliler, yazılanlara cevap vermekte zorlanınca bu kötü alışkanlıktan kurtuldular. Bu yöntemin işe yaradığını gören öğretmenler ise mektubun çoğaltılarak bütün velilere ulaşmasını sağladılar. Bu olay, Mersin'in Çankaya İlköğretim Okulu'nda yaşandı. Kırk altı öğrenci Yeşilay Haftası'nda öğretmenleri Metin Günaydı'nın yönlendirmesiyle sigara kullanan anne ve babalarına birer mektup gönderdi. Bir çocuğun, babasına olan hayranlığını dile getirdiği mektupta şu cümleler dikkat çekti: Sevgili babacığım, bu konuda bana kızmaya hakkın yok. Senin yaptığını ben de yapmak istiyorum. İçtiğin sigaradan ben de içmek istiyorum. Çünkü sen her şeyin en iyisini yaparsın. Sigara içmek kötü bir şey olsaydı sen kesinlikle içmezdin. Seninle karşılıklı sigara içmek istiyorum. Çocuk, mektupta, bir kişinin ömür boyu sigara için 36 bin lira verdiğini belirtti. Bir evde birden fazla kişinin sigara içmesiyle boşa giden paraları hatırlattı. Mektupta, babasına şu teklifi götürdü: Sevgili babacığım. Gel sigaraya vereceğimiz para ile neler alacağımızın hayalini kuralım: Bu parayla ev alabiliriz, araba alabiliriz, daha birçok şey alabiliriz. Bu kadar para ile neleri alacağımızın hayalini kurmak bile bir başka oluyor. Konuştuklarımızı ağabeyimle annem duymasın. Onlar da benim istediğim kadar para isterlerse hesap iyice karışır. Mektubun sonunda babasını ne kadar çok sevdiğini tekrarlayan çocuk, can alıcı şu çağrıyı yaptı: Arkadaşımın babası da sigarayı bıraktı. Haydi babacığım, söndür sigaranı. At paketini çöp kutusuna, şunu da içiyorum demeden bitirelim bu işi. Canım babacığım, seni çok seviyorum. Bir daha dünyaya gelsem, babamın kim olmasını sorsalar ben yine seni seçerim. Seni çok seven yavrun. Elifnaz'ın babası Kemal Yılmazcan, mektubu gördükten sonra elinin sigaraya gitmediğini ve 6 aydır sigara içmediğini söyledi. Yılmazcan, önceden günde iki paket içtiğini hatırlatarak, mektubun kendisini çok etkilediğini ve bir daha elini sigaraya sürmediğini belirtiyor. 10 yıldır sigara tiryakisi olan İlayda Metin'in babası Hakan Metin ise kızından gelen mektubu görünce çok etkilendiğini dile getirdi. Kızım İlayda, sürekli telefonla arayarak baskı kurdu. Bu kadar küçük bir çocuğun bana mektup yazması beni çok etkiledi. Mektupta çok etkili cümleler vardı. Sonuçta ben de sigarayı bıraktım.” diye konuştu. Sigaranın zararlarının herkes tarafından bilindiğini belirten öğretmen Metin Günaydın, Yeşilay Haftası'nda sınıfta uyguladıkları sigarayı bıraktıran mektup kampanyasının başarıya ulaştığını ifade etti. Okuldaki diğer öğrencilerin de babalarına böyle bir mektup göndermek istediklerini kaydeden Günaydın, Okulumuzda sigara içen tüm velilere mektup gönderilecek. İnşallah onlar da bırakır.” diyor
ALIŞKANLIKLARIN HAYATIMIZDAKİ YERİ Alışkanlıklar; davranışlarımızı, düşüncelerimizi veya duygularımızı yönlendiren ve zamanla sıradanlaşan hareketlerdir. Doğuştan gelen bir özellik değildir. Alışkanlıklar karşımıza duygu, düşünce ve davranış olarak çıkar. Bazı insanlar, kaşlarını çatmayı ve öfkelenmeyi alışkanlık hâline getirmiştir. Buna karşılık bazılarının ürkeklik, düşünürlük, şüphecilik gibi birtakım alışkanlıkları vardır. Bazı kişiler ise huzur, korku ve korku veren olaylar karşısında farklı alışkanlıklar edinmiştir. Hayatımız boyunca birbirini izleyen başarı ya da başarısızlıklarımız hep alışkanlıklarla ilgilidir. Örneğin erken kalkmayı, planlı çalışmayı alışkanlık hâline getirmiş insanlar başarılıdırlar. Ama düzensizliği alışkanlık hâline getirmiş insanlar ise başarısızdırlar. Önce biz alışkanlıkları, oluştururuz sonra da alışkanlıklar bizi oluşturur. Değiştirmek istediğimiz bazı kötü alışkanlıklarımız vardır. Bu alışkanlıklar çoğu zaman kendimize ve çevremize zarar verir. Sınıfta yüksek sesle konuşmak, yalan söylemek, düzensiz olmak, saygısız olmak bunlardan bazılarıdır. Bunun yanında faydalı alışkanlıklar da vardır. Erken yatmak ve erken kalkmak, dişlerimizi fırçalamak, tabağımıza yiyebileceğimiz kadar yemek almak, spor yapmak, toplum kurallarına uymak ise faydalı alışkanlıklardandır. Faydalı alışkanlıklar; bazen yemek yerken bazen yürürken bazen bir iş yaparken bazen de toplumsal bir organizasyon içerisinde yer alırken ortaya çıkar. Bu alışkanlıkları günlük hayatımızda uygulamaksa bizim elimizdedir. Birçoğumuzun yapılması gereken işleri ertelemek gibi kötü bir alışkanlığı var. Ertelediğimiz her iş tembelleşmemize sebep olabilir. Eğer bir şeyler yapmaya çalıştığınız ama bir türlü başarılı olamadığınızı düşünüyorsanız, alışkanlıklarınızda bir yanlışlık var demektir. Gece geç yatmak, uzun süre bilgisayar başında oturmak, sağlıksız beslenmek, yapılacak işleri geciktirmek, plansız olmak bunlardan bazılarıdır. İnsan, güzel alışkanlıklarla olumsuz gördüğü kişilik özelliklerini düzeltmiş olur. Kazanılan bu güzel alışkanlıkların devam ettirilmesi ise kişiliğimizin bir parçası hâline gelir. Bu ise kendimizi duygusal, fiziksel ve manevi anlamda daha güçlü hissetmemizi sağlar. Böylece hem kendimiz hem de başkaları için daha faydalı işler yapabiliriz. Hayatta başarılı, mutlu ve güçlü olmanın anahtarı güzel alışkanlıklardır. Bu anahtarı elde etmek istiyorsak alışkanlıklarımızı bugünden itibaren gözden geçirmeliyiz. Gökkuşağı Türkçe
ÇİKOLATA Aşağıdaki metni okuyunuz. Bu yazıyı okurken canınız nefis bir çikolata çekebilir. Okumaya başlamadan önce, çikolatanızı yanınıza hazır edin. Yalnızca çikolatanın tadına varmakla yetinmeyin, o tadın nereden geldiğini de keşfedin. Çikolata, kakao ağacının çekirdeklerinden yapılmaktadır. Çikolatanın ilk olarak Orta Amerika Bölgesi'nde yaşayan Mayalar zamanında üretildiği sanılmaktadır. Kristof Kolomb ve Hernando Cortes gibi kâşifler 1500'lü yıllarda Amerika kıtasını keşfettikleri zaman burada olan birçok şeyi ülkeleri İspanya'ya götürmüşlerdi. Bunların arasında kakao çekirdekleri de vardı. Çikolatanın ana maddesi olan kakao çekirdekleri o zamanlar Avrupa'da yeniymiştir ve bilinmiyordu. Avrupalılar, önceleri kakao çekirdeklerini ne yapacaklarını bilememişler. Çünkü elde edilen içeceğin tadı çok acıymış. Sonunda çok parlak bir fikir bulunmuş: kakaonun içine şeker eklemek! Şeker eklendikten sonra bu karışım saraylarda içilmeye başlar hâline gelmiş. O dönemlerde kakao ve şeker kolay bulunamadığından çikolata yalnızca zenginlerin içebileceği bir içecekmiş. Daha sonra şeker üretiminin artması, çikolatanın tüketimini çok açmış. Fakat kakao üretimi arttıkça daha da ucuzlayarak yaygınlaşmaya başlamış. Çikolata, 1800'lü yıllara kadar sıvı olarak tüketilmiş. Daha sonra bugün tadına doyamadığımız şekilleri ortaya çıkmış. Çikolatanın tadı yıllar geçtikçe çeşitlenmiş. Ancak ham maddesinin elde ediliş yöntemi hiç değişmemiş. Çikolata yapmak için ilk olarak kakao çekirdekleri ayıklanır ve acılığının azalması için mayalanır. Ardından da kurutulur. Kurutulan çekirdekler fabrikalarda kavrulur. Kavurma işleminden sonra çekirdekler ezilir. Bunun sonucunda üç ayrı madde elde edilir: acı sıvı, kakao yağı ve kakao tozu. Biliyorsunuz, çikolataların birçok çeşidi var. Siyah çikolatada acı sıvı, kakao yağı ve şeker bulunur. Sütlü çikolataya bunların yanında bir de süt eklenir. Beyaz çikolata ise yalnızca şeker, süt ve kakao yağından yapılır. Bunun içine acı sıvı konulmaz. İşte, çok sevdiğiniz çikolata böyle yapılır. Fakat çok fazla çikolata yemek sağlık sorunlarına yol açabilir. Örneğin, çikolata diş çürüklerine yol açabilir. Çikolatanın doğrudan dişte çürüklerle neden olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur ama çikolatanın içine konulan şeker, dişlerde çürümeye yol açabilir. Tıpkı içinde şeker bulunan diğer yiyecekler gibi. Aynı zamanda enerji deposu olan kakao, kalorisi yüksek olan bir yiyecektir. Bunun için sporcular genellikle enerji almak için çikolata yerler. Siz de sınavlardan ya da yapacağınız spor faaliyetlerinden önce çikolata yiyebilirsiniz. Ama çikolata yerken aşırıya kaçmamalısınız. Başka yiyeceklerden de enerji elde edebileceğinizi unutmamalısınız. Banu BİNBAŞARAN (Düzenlenmiştir.)
İSRAF, AÇLIK VE ÖLÜM İnsanoğlu, 21. yüzyılı yaşarken israf ve tüketimde sınır tanımaz hâle gelmektedir. Tüketim çılgınlığı, kör bir kuyu gibi insanları içine doğru çekmeye devam etmektedir. Yapılan aşırı tüketim ve savurganlık göz önüne alındığında, insanlık tarihi boyunca israfın bu derece aşırı yaşandığı bir dönem daha olmamıştır. Öyle ki artık bu davranış normal karşılanmaya başlanmıştır. “Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz.” sözünü unutan bizler; boşa geçen zamanın, gereksiz yere yanan ışıkların, lüzumsuz çalışan aletlerin, çöpe giden ekmeklerin, fazladan alınan eşyaların, çizilip atılan kâğıtların, israf olduğunun farkına bile varamıyoruz. İşte bunların hepsi israf ve tüketim girdabının ne kadar büyük olduğunu göstermektedir. Hz. Muhammed'in “Nehir kenarında bile abdest alırken israf etmeyiniz.” sözünü unutuyor ve lüks hayat adına yeni yeni tüketimlere giriyoruz. İsraf önce insanı, sonra da devletleri yoksulluk içine düşürür ve iflas ettirir. Bir toplum, içtiği suyu israfla ne olur diye düşünmemeliyiz. Küçük zannedilen şeyler yan yana geldiğinde büyük rakamlar ortaya çıkar. Dakikada 10 damla su kaçıran musluğun ayda 170 litre su akıtmış olması bize bunun göstergesidir. Günlük hayatta değişik alanlarda kullandığımız suyun israf edilmesi, su en bilin tehlikeli boyutlara ulaşmasına sebep olur. Suya her zaman ihtiyaç duyduğumuz en önemli madde olduğunu unutmamalıyız. Susuzluktan ve susuzluğa bağlı nedenlerden dolayı 1 dakikada 15 kişi hayatını kaybetmektedir. Diğer bir ifadeyle yılda yaklaşık 8 milyon kişi, sudan kaynaklanan hastalıklar sonucu ölmektedir. Bir başka problem de ekmek israfıdır. Türkiye'de günlük 100–120 milyon ekmek üretilmektedir. Bunun da yaklaşık 10–12 milyonu çöpe gitmektedir. Çöpe giden ekmeklerin yıllık maliyeti ise 8,2 milyon lirayı bulmaktadır. İsrafla ilgili buna benzer başka örnekler verilebilir. Türkiye'de bu kadar ekmek israf edilirken dünyada 854 milyon insan açlık sınırındadır. Özellikle çocuklar açlıktan ve susuzluktan çok etkilenmektedir. Bu yüzden dünyada beslenme bozukluğu ve açlıktan dolayı her yıl 5 yaşın altında 11 milyon çocuk ölmektedir. Ne yazık ki israf, dünyanın birçok ülkesinde önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Yerinde ve faydalı kullanılmayan her şey israftır. Zamanı yerinde kullanmayıp vakti boşa harcamak, yiyeceklerimizin kıymetini bilmemek, kâğıdı mı yazı yerine boş çizgiler çizerek kullanmak, yemek yemede ölçüyü kaçırmak da israftır. Sonuçta, bir davranış hâline getirdiğimiz israfı engellemenin birinci yolu, onu fark etmektir. Günümüzde birçok insan, israfı dahi edemez hâle gelmiştir. İsrafı fark ettiğimiz anda ise hayatımızı yeniden gözden geçirmeli, kendi davranışlarımızı kontrol etmeli, israfın her çeşidinden uzak durmalıyız. Sonuç olarak israf, açlığı; açlık ise ölümü getirmektedir. Derleyen: Ahmet KAMALAK
KIŞ HAZIRLIKLARI Çocukluğumuzda eşsiz bağ bozunlarını yaşardık. Ekim ayı, kasabamızın en güzel aylarından biriydi. Bu ayda ne kışın dondurucu soğuğu ne yazın kavurucu sıcağı vardı. Güneş parlak, gökyüzü açıktır. Rüzgârlar serin serin eser. Yağan yağmurlar bahçeleri, bağları, evleri ve sokakları yıkayan, tertemiz yapan tabii bir banyo gibidir. Bu ayda, bağlarda üzümler toplanır; pekmez, pestil, sucuk ve kesme gibi kış tatlıları yapılır, sandıklara doldurulurdu. Bağ bozumu dolayısıyla diğer bütün kış hazırlıkları da tamamlanırdı. Büyük kazanlarda kavurmalar pişirilir, pastırma yapılırdı. Bulgur, yarma, nişasta, tarhana ve un gibi yiyecek malzemeleri hazırlanırdı. Sebzeler kurutulur, iplere dizili biberler, patlıcanlar haftalarca pencerelerde güneşte kalırdı. Turşu ve reçeller yapılırdı. Kısacası, kasım ayı girince kış için gerekli her şey hazırlanmış olurdu. O vakitler yıl demek kış demekti. Öbür mevsimler, geçim bakımından önemsenmezdi. Baharda süt, peynir, yumurta çıkar; çeşit çeşit kır bitkileri toplanırdı. Yaza doğru dut, kiraz, vişne çıkar; uzan da kavun, karpuz gibi her türlü meyve ve sebze bol miktarda olurdu. Hele üzüm çıktı mı geçim daha da kolaylaşırdı. Aslında kışı da kurtaran yazdı; yazdaki o bolluk, o bereket... Yaz, hayatın ta kendisiydi. Kış ise âdeta ölüm kadar ciddiye alınırdı. Kış mevsimine, sanki uzun bir yolculuğa çıkılacakmış ya da çok uzaklara gidilecekmiş gibi hazırlanılırdı. Sanki kış gelince kapılar kapanacak; dışarıyla, dış dünyayla tüm ilişkiler kesilecek zannedilir, hazırlıklar buna göre yapılırdı. Bu yüzden, kış da kendine has bir renk kazanırdı. Sıcak saç sobaların kıpkırmızı olduğu; halı, minder ve yastıklarla dolu kış odalarında, çok farklı bir hayat vardı. Sezai KARAKOÇ (Düzenlenmiştir.)
Geleneksel olarak ABD'nin Los Angeles eyaletinde düzenlenen “Anadolu Kültürleri ve Yemek Festival”i Mayıs ayının birinci haftasında gerçekleştirildi. İki gün boyunca açık kalan festivalde, Türk yemeklerinin yanı sıra Türkiye'nin tarihi mekanlarının maketleri ve sunumları da vardı. Festivalde Türk mutfağının birbirinden lezzetli yemekleri sunuldu. Yemeklerin tadına bakan Amerikalılar, Türk yemeklerine hayran kaldılar. Tadı damaklarında kalan yemekleri tekrar yiyebilmek için yemek reyonlarının önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Türk aşçılarının yemek yapığını da izleyen Amerikalılar, her yemeği tek tek tatmaya çalıştı. Festivale gelip de Türk yemeklerinin tadına bakan insanların izlenimleri şöyleydi: Avustralya kökenli bir Amerikalı, patlıcan yemeğini tadınca aldığı lezzetten şaşkınlığını gizleyemedi. Sharon adlı Amerikalı ise favori yemeğinin köfte olduğunu söyledi. Yine Amerikalı Jane de “Türk mutfağı dünyada bir numara, farklı kültürleri içinde barındırıyor.” dedi. Festivali çok başarılı bulan Jeff ve Eloise ise gözlemeye hayran kaldıklarını söylediler. Festivale gelenler sadece Amerikalılar değildi. Farklı milletlerden de Türk mutfağı sevdalısı ziyaretçiler vardı. Örneğin Arap asıllı Nazri burasının kendisine Arap kültürünü ve akrabalarının tarihini hatırlattığını belirtti. Türk ve Arap kültürlerini birbirlerine çok yakın gördüğünü ifade eden Nazri, festivalden çok keyif aldığını vurguladı. Festivale oğluyla birlikte gelen Zae de Türkiye'yi ziyaretinin ardından, dünyada en sevdiği ülkenin Türkiye olduğuna karar verdiğini belirtti ve bu nedenle festivale ailesini de getirip onlara Türk kültürünü ve yemeklerini göstermek istediğini söyledi. Zea, “Türk yemekleri bence dünyanın en güzel yemekleri” derken oğlu da festivalde en çok Truva atından ve şehir standartlarındaki üç boyutlu maketlerden etkilendiğini, bir gün Türkiye'ye gitmeyi çok istediğini ifade etti. Amerikalılara Yemek Dersi Festivale gelenlere ders veren aşçı Süreyya Gökeri, 21 yıldır ABD'de yaşıyor. Türk yemekleri konusunda 4 yıldır profesyonel dersler veriyor. Türk aşçı Gökeri, “Burada işin de ricada bulunuldular, kabul edip, zevkle geldim. Her şey çok güzel gidiyor. Yemek dersini, içine kültür, tarih ve eğlence katarak vermeye çalışıyorum. Çok güzel ilgi var.” dedi. Amerikalılar için yapılan kolay yemek tarifleri belirten aşçı Gökeri, bunlar arasında kısır, sigara böreği, patlıcan salatası ve irmik tatlısı gibi örnekleri sıraladı. Türk aşçı Gökeri, Amerikalıların Türk yemeklerine genel anlamda ilgisini ise şöyle değerlendirdi: “Dört yıl önce yemek derslerine başladığımda kendi kendime kızdım, keşke daha önce başlasaydım, çünkü Amerikalılar Türk mutfağına çok ilgi duyuyor. Genelde orta yaş ve orta yaş üstü insanların Türk mutfağını daha fazla merak ettiğini görüyoruz. Aslında Türk yemeklerini çok tanımıyorlar ama inşallah bundan sonra onlara Türk yemeğini daha iyi tanıtıp bilmedikleri kapıları açmak istiyoruz.”
TÜRK MİSAFİRPERVERLİĞİ Sizlere Ord. Prof. Dr. Anna Masala'nın kendi ağzından Türk mutfağını ve Türk misafirperverliğini anlattığı bir anısını aktarmak istiyorum: “Yanlış hatırlamıyorsam tanıdığım bütün Türklerin evinde yemek yedim. Konya'da Selçuklu yemeği, Eskişehir'de Tatar yemeği yedim. Zenginlerin ve fakirlerin evinde kahvaltı ettim, öğle ve akşam yemekleri yedim. Bazen birbirleriyle aynı günde evlerine davet eden dostları kırmamak için üç kez akşam yemeği yediğim bile oldu. Türkiye'de misafirperverlik anlayışı çok farklıdır. Anadolu'da en fakir köylü bile tek tavuğunu misafiri için keser ve ona yedirir. Ben, dünyanın en iyi mutfaklarından biri olan Türk mutfağını ve Türk sofrasını çok severim. Her sofra bir gökkuşağı gibidir: altın renkli börekler, gümüş baklalar, yeşil kırmızı çoban salataları, beyaz peynirler, her çeşit et yemeği, imam bayıldı, pilavlar, fasulye, tarhana ve tatlılar... Bir kere Prof. Ziya Umur, Suha Umur ve eşleriyle birlikte Prof. Sahir Erman'ın misafiri oldum. Büyük bir otelin lokantasındaydık. Yemek çeşitleri gerçekten kırk bir miydi bilmem ama çok çeşitli vardı. O akşam “imam bayıldı” veya “hünkarbeğendi” gibi yemek adlarının anlamını çözdüm. Her birimiz için içinde gül yaprakları olan bir tasla ılık su ve muhteşem sıcak peçeteler geldi. Otel, o akşam gözümde âdeta bir Osmanlı sarayına dönüşüverdi. Türk misafirperverliği sadece yemeğe dayanmaz; sanırım sadece Türkiye'de “diş kirası” âdeti vardır. Yani misafirlere ev sahibi tarafından bir hediye verilir. Eski dönemlerde büyükler misafirlere altın para hediye ederlermiş. Şunu bilmelisiniz ki bir Türk'ün misafiri olursanız ondan mutlaka bir hediye alırsınız. Mesela bana, boncuklar, bilezikler, yemeniler, kıymetli kitaplar, el işçiliği tabaklar, gümüş bir ayna ve daha birçok güzel hediye verildi. Anadolu'da bazı köylerde misafir odalarında, işlemeli divanlar, yastıklar ve renk renk halılar arasında uyuduğum da olmuştur. Halının üzerinde bir tepsi, tepside çay, meyve ve fıstık görüntüsü unutamadığım anlardandır. Sabah erken saatte, namaz vaktinde, küçücük bir minareden gelen ezan sesleriyle ev halkı uyanır ve kahvaltı edilirdi. O köy evi de bir saray oluverirdi.