Village in Zlatibor District, Serbia
POPULARITY
Categories
Haliç Köprüsü'nün dibindeyim, Ayvansaray önündeyim. Aslında Yâvedûd (Şeyh Abdülvedûd) Türbesi'ndeyim. Burada bir türbenin olduğu, etrafının mezarlarla kaplı bulunduğu pek anlaşılmıyor. Koca köprünün ezici kütlesi her şeyi karartmış. Mezarlığı çalılar, fundalar basmış, öyle ki yılan geçmez olmuş.
Uzunca süredir iddia eder dururuz. İletişimde aynı noktaya ateş etmek algılamayı güçlendirir; ancak abartmamak koşuluyla… Örneğin, hizmet ya da üretim kalitenizi sıklıkla vurgulamanızda yarar olabilir. Burada olayı güçlendirecek unsurlardan biri de hiç şüphesiz alınan ödüllerdir, diye düşünülebilir. Ancak ödül iletişimini abarttığınız takdirde algılama tam tersine, olumsuza dönebiliyor… Bu aşırı fazlalık nedeniyle insanların aklına “Bu ödülü kaça aldınız?” şeklinde sorular kaçırabilirsiniz…
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerineemredilen şeyi yapan melekler vardır.” Tahrim 6“Ey inkâr edenler! Bu gün özür dilemeyin! Siz ancak yapmakta olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.” 7Dünyadaki ateşler taşı yakamaz. Cehennem ateşi nasıl bir ateş ki yakıtı insan ve taş?“Keşşâfda, bu ifadeye, "Günahları terkedip, taatları yapmak ve ailenizi, kendinizi sorumlu tuttuğunuzşeylerle sorumlu tutmanız suretiyle, koruyun" manası verilmiştir. Yine bu ifadeye, "Kendinizi, nefsinizidavet ettiği şeylerden koruyun. Çünkü nefis, size kötü şeyleri emreder" manası verilmiştir."Bu ateşin başında iri gövdeli, sert tabiatlı melekler vardır." Cenâb-ı Hakk bu ifadeyle, on dokuzzebânî (cehennem bekçisi melek) ile onların yardımcılarını kastetmiştir. Bunlar, alabildiğine büyük, haşin vesert meleklerdir. Onların bu şekilde yaratılmış olmaları yadırganacak bir şey değildir. Yahut da onlar, Allah'ındüşmanlarına karşı, alabildiğine şiddetli, Allah dostlarına karşı alabildiğine merhametli oldukları için,hilkatlerinde değil de işlerinde böyle serttirler. Nitekim Hak teâlâ (mü'minleri vasfederken), "(Onlar),kâfirlere karşı alabildiğine sert; birbirlerine karşı ise son derece merhametlidirler" (Fetih 29) buyurmuştur.Ayetteki, "Ne emrolundular ise onu yaparlar" ifadesi. işin gerektirdiği ortamdan ötürü onların, çok çetin vesert olduklarına delâlet eder. Çünkü onlar Allah'ın emirlerini yerine getirme ve düşmanlarından intikamalma hususunda asla şefkatli davranmazlar. Burada, meleklerin, âhirette, Allahü teâlâ'nın emir ve yasaklarıile mükellef olmaya devam ettiklerine bir işaret vardır. Çünkü onlardan sâdır olacak isyan. Allah'ın emir veyasağına muhalefet olur."Ey kâfirler, bugün özür dilemeyin" buyurmuştur ki bu, "Onlara, "Bugün mazeret beyan etmeyin" denilecek"takdirindedir. Çünkü mazeret beyan atmek, tevbe etmek demektir. Tevbe ise, cehenneme girdikten sonra,artık makbul değildir. Binâenaleyh mazeret beyan etmek, onlara bir fayda vermez. yani, "Sizin yapmışolduğunuz o kötü amelleriniz, hikmet-i ilahiyye gereği size bu azabı gerekli kılmıştır."Allahü teâlâ, "Eğer yapamazsanız, ki kesinlikle yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan oateşten korununuz. Zira o, kâfirler için hazırlanmıştır" (Bakara, 24) buyurarak, cehennemin kâfirler içinyaratıldığını bildirmiştir. Öyleyse burada, mü'minlere böyle hitap etmesinin hikmeti nedir? Deriz ki:Fasıkların derekeleri, kâfirlerin derekelerinin üstündedir. Çünkü fasıklar da kâfirlerle birlikte, aynı yerde,yani cehennemdedirler. Bundan dolayı mü'minlere, "Bu ateşin kendileri için hazırlandığı kimselerlebirlikte olmamanız için, fısk-ı fücurdan (günahtan) alabildiğine kaçınmak suretiyle kendinizi bu ateştenkoruyun" denmiştir. Bu hitapla, Cenâb-ı Hakk'ın onlara, mürtedlikten korunmalarını emretmiş olması dauzak bir ihtimal değildir.” RaziAli (radıyallahü anh), Katade ve Mücahid şöyle demişlerdir: Yaptığınız işlerle kendinizi koruyunuz, onlarayapacağınız tavsiyelerle de aile halkınızı koruyunuz.el-Kuşeyrî'nin zikrettiğine göre bu âyet-i kerîme nazil olunca, Ömer (radıyallahü anh) şöyle demiş:Ey Allah'ın Rasûlü! Haydi kendimizi koruduk diyelim. Peki aile halkımıza ne yapabiliriz?' Peygamber şöylebuyurdu: "Allah'ın size yasakladığı şeylerden onları alıkoyarsınız, Allah'ın emrettiklerini onlara daemredersiniz.""Sen aile halkına namazı emret, kendin de sabırla ona devam et" (Taha, 20/132)"Önce yakın akrabanı uyar." (eş-Şuara, 26/214)"Çocuklarınıza yedi yaşında namaz kılmalarını emrediniz. (Kılmazlarsa) on yaşında onları (hafifçe)dövünüz ve yataklarını birbirinden ayırınız." Ebû Dâvûd, I, 133; Hâkim“Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürüsünden sorumludur. İnsanların başındaki İmâm (İslâm devletininyöneticisi) bir çobandır ve o, onlardan sorumludur. Adam aile halkı üzerinde bir çobandır ve onlardansorumludur."
Bölümün Youtube videosu;https://www.youtube.com/watch?v=U1goMuaNgwY&t=327sDestek vermek isterseniz;Youtube linki: www.youtube.com/@yasinacarpodcasttInstagram linki: www.instagram.com/yasinacarpodcasttInstagram linki: www.instagram.com/yasinacar50
Bölümün Youtube videosu;https://www.youtube.com/watch?v=nfUkQKUoVrM&t=286sDestek vermek isterseniz;Youtube linki: www.youtube.com/@yasinacarpodcasttInstagram linki: www.instagram.com/yasinacarpodcasttInstagram linki: www.instagram.com/yasinacar50
1 Mayıs'ta Taksim'e çıkmak isteyenlere önde polis biber gazlarıyla arkadan da istibdad medyası zehirli diliyle saldırıyor. Bitmek bilmeyen marjinal gruplar edebiyatı “aralarında hiç işçi yok” yalanıyla köpürtülüyor. 1 Mayıs işçi bayramıdır ama işçi sınıfının tüm toplumu etrafında kenetleyen sosyal ve tarihsel gücü bu bayramı tüm ezilenlerin sahiplendiği bir mücadele gününe dönüştürmüştür. Bu yönüyle 1 Mayıs sadece coğrafi değil toplumsal kapsayıcılığı ile de tek evrensel bayramdır. Ancak tabii ki 1 Mayıs bir işçi bayramıdır ve tüm 1 Mayıs alanlarında olduğu gibi Taksim için Mecidiyeköy'de ve Beşiktaş'ta toplananların da aralarında işçiler vardı. Bir dizi sendika bu alanlara çağrı yapmıştı. Ve istibdadın medyası ne kadar gizlemeye çalışırsa çalışsın istibdadın polisi işçilerin gözüne biber gazı sıkıyor, işçileri tartaklayıp gözaltına alıyordu. Bir başka edebiyat daha var. Neymiş, 1 Mayıs'ı işçiler dışında herkes kutluyormuş, işçiler 1 Mayıs'ta çalışıyormuş… Burjuva medyasında sanki bir eleştiri yapıyormuş havasıyla “işçiler ekmeğinde 1 Mayıs'ta meydana çıkanların derdi başka” iması yapılıyor. Bu hikâyeyi anlatanların çoğu 1 Mayıs'ta işçileri zorla çalıştıran patronların kendisi aslında. O medya kuruluşları da işçi sömürüsünde en başta gidiyor zaten. Bugün işçi sınıfının önemli bir kesimi 1 Mayıs'ı alanlarda kutlayamıyor çünkü patronlar zorunlu mesai dayatıyor. Bu işçilerin 1 Mayıs'ta çalışması “ekmeğinde olmalarından” değil örgütsüz olmalarından kaynaklanıyor. Ekmeğinde olmak 1 Mayıs'a gitmemek değildir; örgütlenmek, insanca çalışma koşulları ve geçinebilecek bir ücret için mücadele edip, haklarını söke söke almaktır!Peki “1 Mayıs'ta işçiler çalışıyor” edebiyatı parçalayan istibdadın ve patronların kalemleri ekmeği için sendikaya üye olan işçiler patronun işten çıkarmalarıyla karşılaştığında, buna karşı direndiklerinde ise devletin polis ve jandarmasının baskısına uğradıklarında neredeler? Tabii ki ortadan kayboluveriyorlar. Ara ki bulasın! Bu kara propagandanın arka planında işçi sınıfından duyulan korku var. Sermayenin istibdadı işçi sınıfının gücünün farkında. Bu gücün alanlara inmesi, yollara düşmesi en büyük kâbusları. İşçi de insan… Belki sanayide 1 Mayıs'ın efsanevi afişinde zincirleri kıran işçi gibi daha güçlü kollara sahip olabilir. Ama hiçbir işçinin biber gazına bağışıklığı da yok. Mesele kas gücü değil. Toplumsal bir güçten bahsediyoruz. Bu gücün en önünde de emekçi kadınlar var. Biber gazı sıkarsınız, copla dağıtırsınız, gözaltına alırsınız ama bunu topluma anlatamazsınız. İşçiler direnir, grev yasaklarını çöpe atar, barikatları aşar; işçilerin mücadelesi toplumu hem haklı hem de güçlü olanın etrafında kenetler… Bu gerçek bizi işçi sınıfına güvenmeye ve işçi sınıfına dayanarak siyaset yapmaya yöneltmelidir. Çuvaldızı istibdada ve patronlara batırdıktan sonra bu noktada iğneyi biraz da kendimize batırmalıyız. İstibdadın ve patronların medyasının kara propagandasının bir diğer teması ise şu: 1 Mayıs solcuların eylemidir, işçilerse çoğunlukla sağ partileri destekliyor… Bu propagandanın aslında solda da epey bir alıcısı olduğunu söyleyebiliriz. Burada sorun işçi sınıfının sağ partileri desteklemesi değil patron partilerini desteklemesidir. Sermaye düzeni siyasette hegemonyasını hem sağda hem solda patron partilerini hâkim kılarak sağlar. İşçinin AKP'ye oy vermesi sınıf bilincinin olmadığını gösterir. Bunun ilacı bir başka patron partisi CHP'ye oy vermek değildir. Bu durumdan çıkartılacak sonuç “işçi sınıfından bir şey olmaz” değildir. Çünkü işçi sınıfımızdan çok şey olur. Düzen siyasetinin seçimlerinde hangi partiye oy vermiş olursa olsunlar iş ve aş için birleşirler ve mesela metal işçilerinin yaptığı gibi istibdadın grev yasaklarını çöpe atarlar… Polonez işçileri gibi omuz omuza verip barikatları aşarlar, maden işçileri gibi Ankara'yı sarsarlar! Her durumda bunu örgütlü olarak yaparlar.
İsrail'in Filistin'in tarihî topraklarındaki varlığıyla ilgili Yahudi tarihi ve Yahudi ilahiyatını temel alan dili benimsemenin sonuçları hakkında ayrıntılı bir tahlile ihtiyaç olduğunu anlıyoruz. Hadiseleri tanımla-makta ve tahlil etmekte karşılaştığımız en önemli sorun kavram yetersizliğidir. Burada kendi kavramlarımızı üretmeliyiz şeklinde bir ifade kullanmadığımı özellikle belirtmek isterim.
Allâh (c.c.)'u zikretmek makbûl bir ibâdet olduğu gibi, zikir halkalarında oturmak da makbûl bir ibâdettir. Böyle olduğuna dâir pek çok delil vardır. Abdullah ibni Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet bahçelerine uğradığınız zaman oradan faydalanmaya bakın!" Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.): "Yâ Resûlullâh! Cennet bahçeleri nedir, neresidir?" diye sordular. Allâh'ın Elçisi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet bahçeleri zikir meclislerdir. Allâhü Teâlâ'nın yeryüzünde dolaşıp zikir meclislerini araştıran melekleri vardır. Onlar zikir meclislerini buldukları zaman, zikredenlerin yanına varıp aralarına katılırlar." Hz. Muâviye bin Ebû Süfyân (r.a.) şöyle dedi: "Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.v.) halka şeklinde oturan sahâbîlerinin yanına geldi ve onlara: "Burada niçin oturuyorsunuz?" diye sordu. Onlar da: "Allâhü Teâlâ bize İslâmiyet'i nasip ederek büyük bir lütufta bulundu, biz de bu sebeple O'nu zikretmek ve O'na hamd etmek için toplandık" diye cevap verdiler. Resûlullâh (s.a.v.): "Allâh aşkına söyleyin, siz buraya sadece Allâh'ı zikretmek için mi toplandınız?" diye sordu. Onlar da: "Evet, vallâhi sadece bunun için toplandık" dediler. Bunun üzerine Allâh'ın Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ben size inanmadığım için yemin vermiş değilim. Fakat bana Cebrâil geldi ve Allâhü Teâlâ'nın, meleklere sizinle iftihar ettiğini haber verdi; onun için böyle söyledim." Ebû Saîd el-Hudrî ile Ebû Hüreyre (r.a.e.), Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle buyurduğuna şâhit oldular: "Bir topluluk oturup Allâhü Teâlâ'yı zikrederse, onları melekler kuşatır, Allâh'ın rahmeti kaplar, üzerlerine mânevî huzûr (sekînet) iner ve Allâhü Teâlâ da onları kendi huzûrunda bulunanların arasında anar." (İmâm Nevevî, el-Ezkâr, c.1, s.26-28)
İnsanın iki eylem çeşidi olduğunu herkes bilir. Bunlardan ilki kol emeğine ; diğeri ise zihin emeğine dayalı eylemlerdir. Bu ikilinin belli işbirliğine dayalı mesâisinin temel çıktısı ise âletlerdir. Bilhassa zıraat devriminden sonra âletler , avcı topluluklara nispetle daha da çoğalmıştır. Burada âlet, insan vücûdunun uzantısı olarak; ondan kopmaksızın işlev görmüştür.
Gecenin saat 2 buçuğu... Asla ihtiyacınız olmayan, hayatınız boyunca belki de bir kez bile kullanmayacağınız o plastik ürünü neden tek bir tıklamayla, hem de hiç düşünmeden satın aldığınızı hiç düşündünüz mü? Filtresiz Dijital'in bu sarsıcı ve ufuk açıcı yeni bölümünde, e-ticaret dünyasının kurallarını baştan yazan, dev markaların bile hala tam olarak çözemediği o büyük fenomeni, "#TikTokMadeMeBuyIt" (Bunu Bana TikTok Aldırdı) psikolojisini masaya yatırıyoruz. Sadece çoluk çocuğun dans ettiği bir eğlence platformu sanılan TikTok'un, aslında insan beyninin en zayıf noktalarını nasıl hacklediğini ve saniyeler içinde devasa bir satış makinesine nasıl dönüştüğünü tüm şeffaflığıyla, filtresiz bir şekilde anlatıyorum.Bölüme çok gerçek ve eminim birçoğunuza tanıdık gelecek bir hikayeyle başlıyoruz. Koskoca bir holdingde finans müdürü olan, analitik düşünen 40 yaşındaki bir adamın, gece yarısı karşısına çıkan 15 saniyelik bir video yüzünden nasıl pille çalışan mini bir masaüstü süpürgesi aldığını konuşuyoruz. Peki bu sadece bir algoritma tesadüfü mü? Kesinlikle hayır! Burada devreye nöropazarlama ve amansız bir dopamin döngüsü giriyor. TikTok algoritması, tıpkı bir slot makinesi gibi beyninize her kaydırmada küçük ödüller sunarak sizi nasıl bir trans haline (Alfa beyin dalgalarına) geçiriyor? O trans anında rasyonel düşünme yeteneğimizi nasıl kaybedip tamamen duygularımızla satın alma kararı veriyoruz? Tüm bu kimyasal süreci adım adım çözümlüyoruz.Tabii ki işin sadece teknik ve algoritmik bir tarafı yok; olayın çok derin bir ruhsal ve spiritüel boyutu da var. Pazarlamanın en karanlık ama en gerçek sırrı şudur: İnsanlar her zaman kendilerini eksik hissederler. Modern çağın o büyük koşturmacası ve mükemmeliyetçilik baskısı içinde hepimiz içimizde kozmik bir boşluk taşıyoruz. İşte o videolarda satılan şey aslında ürünün teknik özellikleri, kalitesi veya içindeki materyaller değil; videodaki o kusursuz, rahatlamış ve "sorunsuz" insanın hayatıdır. Filtresiz, makyajsız, pijamasıyla kameranın karşısına geçip "hayatımı kurtaran o şeyi buldum" diyen içerik üreticileri (UGC), o milyonluk sahte stüdyo çekimlerini işte tam da bu yüzden ezip geçiyor. İnsanlar artık plastiği değil, samimiyeti ve kendi yaralarına merhem olacak o "hissi" satın alıyorlar.Peki, e-ticaret yapıyorsanız veya bir markanız varsa bu devasa gücü kendi lehinize nasıl kullanabilirsiniz? Bu bölümde ajansların sizden on binlerce lira karşılığında sakladığı saha taktiklerini de ücretsiz olarak veriyorum. İzleyiciyi o ilk 3 saniyede nasıl kancaya takarsınız (Hook stratejisi)? Ses tasarımının (ASMR) ve o "tatmin edici" seslerin beynin dokunma duyusunu nasıl tetiklediğini, "Bunu sakın almayın!" şeklindeki ters psikolojinin satışları neden bir anda patlattığını çok net örneklerle öğreneceksiniz.Eğer e-ticarette sürekli para harcayan, cüzdanını boşaltan ve videoları kaydıran taraftan çıkıp; sistemi kuran, insan psikolojisini yöneten ve parayı kazanan o zeki tarafa geçmek istiyorsanız, doğru yerdesiniz. Dijital pazarlamanın tüm bu görünmeyen kurallarını, algoritmaları hackleme stratejilerini ve sıfırdan marka yaratma süreçlerini ekran paylaşımıyla anlattığım Joy Akademi nihayet yayında. Sadece bu podcasti dinleyen gerçek e-ticaret savaşçılarına özel bir hediyem var: joyakademi.com adresine girip sepet sayfasında "PODCAST" kodunu kullanarak anında %50 indirim kazanabilirsiniz.Bu bölümü dinledikten sonra hemen gece yarısı saçma sapan alışverişler yapan o arkadaşınıza göndermeyi unutmayın! Spotify ve Apple Podcasts üzerinden bize 5 yıldız bırakarak algoritmadaki gücümüze güç katabilir, yeni bölümleri kaçırmamak için takip edip zili açabilirsiniz. 01:25 - 02:34 Bölüm Girişi ve Amacımız02:34 - 03:16 TikTok'u Küçümseyen Markalar03:16 - 04:42 Dopamin Döngüsü ve Nöropazarlama04:42 - 06:55 Satın Alma Psikolojisi ve Boşluk06:55 - 09:18 Satışları Patlatan 3 Taktik09:18 - 10:44 Joy Akademi ve İndirim Kodu10:44 - 12:05 Kapanış ve Ana Fikir
Büyükada'daki kültürel mirasın korunmasında hafıza mekanları odaklı kültür rotası çalışmasını konuğumuz yüksek mimar Zeynep Çoban Keleşmehmet ile konuşuyoruz. Bu araştırma, Büyükada'daki tarihi ve kültürel mirası temsil eden “hafıza mekânlarını” tespit ederek, bu mekânların korunması ve yeniden canlandırılması için bir kültür rotası önerisi şeklinde çalışılmıştır. Burada temel hedef, adanın kolektif belleğini görünür kılmak ve sürdürülebilir şekilde yaşatmaktır. * Farklı 224 yapı incelenmiş, * Belirlenen kriterlere göre puanlama yapılarak 75 yapı hafıza mekânı olarak seçilmiştir. * Değerlendirme kriterleri arasında: tarihsel etki, özgünlük, hikâye değeri, önemli kişilerle ilişkisi ve kültürel/sanatsal işlevler yer almıştır. * Seçilen mekânlar üzerinden bütüncül bir kültür rotası kurgulanmıştır. Adalar tarih boyunca farklı kültürleri barındırmış, zengin mimari ve sosyokültürel mirasa sahip bir yer olmasına rağmen bu potansiyel yeterince değerlendirilememiştir. Bunları görünür kılan bu tez çalışmasına Dünya Mirası Adalar olarak verdiğimiz katkıdan dolayı çok mutlu olduğumuzu da belirtmek isteriz.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) güzel kokuyu sever ve ashabına da kokulanmalarını tavsiye ederdi, kadınlar ise ancak aile içinde veya kendi cinslerinin topluluklarında koku sürünebilirler. Evden dışarı çıkarken, mescidde ya da yabancı erkeklerin bulunduğu yerlerde kokulanmaları bu erkeklerin dikkatlerinin kadınların üstüne çekilmesine yol açar. Erkeğin kalbi onunla meşgul olmaya başlar. Bu durumun mescidde meydana gelmesi namazdaki huşuya da engel olabilir. Saflar dolusu kadınların çeşitli parfümler sürünerek mescide geldiği düşünülürse, mescidin havasını bu kokuların sarması İslam'ın hoş karşılamadığı bir durumdur. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Bir kadın koku sürünerek dışarı çıkar ve koku ulaşsın diye bir topluluğun yanına giderse zinaya bir adım atmış olur" Burada yatsı namazının örnek verilmesi, kadınların geceleyin korunmaya daha fazla ihtiyaçları olduğuna dikkat çekmek içindir. Ancak burada koku ile temizlik arasında bir ilgi kurulmamalıdır. İslam temizlik dinidir. Erkek ve kadını dış ve iç kirlerden temizlemek İslam'ın gayesidir. Bu yüzden mü'min kadınlar belki dışarıda parfüm sürünmezler fakat giysilerinin ve bedenlerinin temizliğine son derece dikkat ederler. Bu arada ter kokusunu giderecek önlemleri almak da mü'min hanımların şiarı olmalıdır. Nitekim Medine-i Münevvere'ye uzaklardan cuma namazı için gelenlerin terli olarak mescide girmelerine engel olmak üzere, Resûlullâh (s.a.v.), cuma günü boy abdesti alınmasını tavsiye etmişlerdir. Bazı alimler kadının dış giysisinin süs ve şatafatı, zinetlerinin dışarıdan görülmesi ve erkek topluluğunda karışık oturmaları ile parfümlü olarak dışarı veya mescide çıkma yasağını aynı nitelikte görmüşlerdir. (Ali Rıza Peker, Örtünme ve Tesettür)
Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: "İlim öğrenmek, her Müslümana farzdır." Bu hadîs-i şeriften sâbit oluyor ki her Müslümanın, muhakkak din bilgisi edinmesi lâzımdır ve farzdır. Burada din bilgisi edinmekten maksat; muhakkak Arapça okuyup öğrenmek ve öğretmek suretiyle din âlimi olmak değil, kendine yetecek kadar din bilgisi elde etmektir. Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: "Ey Ebû Zerr! Sabahleyin evinden çıkıp Kur'ân-ı Kerim'den bir ayet öğrenmen, senin için yüz rekât (nâfile) namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Yine sen herhangi bir yere gidip de (din) ilmine ait bir mesele öğrenmen, bununla amel edilsin veya edilmesin, yine senin için bin rekât (nâfile) namaz kılmaktan hayırlıdır." Bu hadîs-i şeriften de din ilmi öğrenmenin ne kadar büyük, fazîletli bir şey olduğu ve amel edilsin veya edilmesin din ilmi öğrenmenin lüzum ve önemi sabit olmaktadır. Bazı, "amel etmedikten sonra sorup öğrenmenin ne faydası var?" diyenlerin hata ettikleri de açıkça anlaşılmaktadır. Hadîs-i şerifin metninde, ister amel edilsin, isterse edilmesin sözüyle "öğrenmek" vurgulanmıştır. Bunun da üç şekli vardır: 1. Dinden bir mesele öğrenilip anlaşılınca insan, o meselede sapıklıktan ve yanlış yol tutmaktan kurtulmuş olur. 2. Elde edilen dinî bilgi ile hemen amel edilmese de ileride Allâh'ın hidayetiyle inşâallâh amel edilir. Amel etmek yolunda muhakkak bir gün İlâhî yardım nasip olur. 3. Elde edilen bu bilginin, başka birisine de öğretilmesi mümkündür. Bu takdirde öğretmek için verilen sevap da elde edilmiş olur. (Eşref Ali Tehânevî, Hayâtü'l Müslimîn Müslümanın Günlük Hayatı s.83)
İnsanoğlu Allâh (c.c.)'ın yarattığı mahlûklardan bir tanesinin kılını bile yapmaya muktedir değildir. Allâhü Azimuşşan insanoğlunu kadın ve erkek olarak ayrı ayrı yaratmıştır. Erkeği ve kadını ayrı ayrı vazifelerle donatmıştır. Meselâ kadına annelik vazifesi vermiştir. Hakk Teâlâ hazretleri Kur'an-ı Kerim'de kadının karnında çocuğunu ne kadar zorluk içerisinde taşıdığını ve ne kadar zorluk içerisinde dünyaya getirdiğini anlatarak bu vazifenin zorluğunu bizlere bildirmiştir. Tâbi bu zorluğa göre sevabı da yüksek olacaktır. Erkekte kendi sorumluluk alanında yaptığı işlere göre sevap alacaktır. Nebi (s.a.v.) "Kıyamete yakın imânı muhafaza etmek kor ateşi elinde tutmak kadar zor olacak." (Ebu Davud, Tirmizi) buyurmuşlardır. Müslümanlar yaşamlarını ve kadın erkek ilişkilerini Allâh (c.c.) ve Resulü (s.a.v.)'in bizlere öğrettiği sınırlar içerisinde belirlemelidir. Bugünler Nebi (s.a.v.)'in beyân buyurduğu imânı muhafaza etmenin zor olduğu günlerdir. Burada müslümana düşen her türlü ifsad hareketine rağmen imânını muhafaza etmeye çalışmaktır. Nebi (s.a.v.) "Mümin sabahladığı hâlde kafir akşamlar; mümin akşamladığı hâlde kafir sabahlarda haberi olmaz." (Ebu Davud, Tirmizi) buyurarak bizleri ikâz etmişlerdir. Meselâ bir kimse yılbaşı veya noelin hristiyanların bayramı, eğlence günü olduğunu bildiği hâlde o eğlence gününde eğlenceye iştirak ederse imânını kaybeder, tekrar imân tazelemesi gerekir. (Ömer Muhammed Öztürk, Sohbetler-2, s. 167-168)
Yaparsın, yapamazsın diye bazı çevrelerce sürdürülen tartışmalar bir yana, Çelik Gülersoy Soğukçeşme Sokağı'nı da tamamlayıp hizmete açtı. Yeşilli, sarılı, pembeli, görenlerde “kremalı pastaları” hatırlatan evleri ile sokak; oturulan, yaşanan bir yer olmaktan çıktı da, neredeyse seyredilen bir yer hüviyetine büründü. İnsan değil dokunmaya, bakmaya kıyamıyor. Burada ancak fotoğraf çekilir.
Mart ayı başında, Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nde (ANAMED) yeni bir sergi açıldı. Osmanlı dünyasında Fenerli Rumların siyasi ve kültürel etkisini mercek altına alan sergide 18. yüzyılda İstanbul'un Fener Mahallesi ile Eflak ve Boğdan Beylikleri arasında kurulan çok yönlü ilişki ağlarını; arşiv belgeleri, nadir kitaplar, haritalar, mimari çizimler ve üç boyutlu modeller aracılığıyla inceleniyor. Konuklarımız serginin küratörleri Namık Günay Erkal, Firuzan Melike Sümertaş ve Haris Theodorelis-Rigas ile sergiyi enine boyuna ele alıyoruz. Küratörlerin ‘Fenerli mirası' olarak tanımladıkları olgunun ne olduğunu, günümüzdeki izlerini ve bu miras nasıl okunmalıdır sorularını yöneltiyoruz.
Mart ayı başında, Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nde (ANAMED) yeni bir sergi açıldı. Osmanlı dünyasında Fenerli Rumların siyasi ve kültürel etkisini mercek altına alan sergide 18. yüzyılda İstanbul'un Fener Mahallesi ile Eflak ve Boğdan Beylikleri arasında kurulan çok yönlü ilişki ağlarını; arşiv belgeleri, nadir kitaplar, haritalar, mimari çizimler ve üç boyutlu modeller aracılığıyla inceleniyor. Konuklarımız serginin küratörleri Namık Günay Erkal, Firuzan Melike Sümertaş ve Haris Theodorelis-Rigas ile sergiyi enine boyuna ele alıyoruz. Küratörlerin ‘Fenerli mirası' olarak tanımladıkları olgunun ne olduğunu, günümüzdeki izlerini ve bu miras nasıl okunmalıdır sorularını yöneltiyoruz.
İkili Görüş'te İlkan Dalkuç, Dr. Bahadır Çelebi ve akademisyen Dr. Tuğba Özden Bayar; İsrail,-ABD ile İran savaşında son durumu, çatışmaların uluslararası hukuk açısından anlamını tartışıyor.00:00 Giriş01:15 Şimdiye kadarki savaşlardan farklı olarak ABD-İsrail; İran'a savaş için geleneksel meşruiyet kalıplarına ihtiyaç duymuyor da niye?05:50 Uluslararası hukuk, WW2 sonrası sistemin egemenlerinin kurduğu şeydi ve "bitmedi", kuranlarca revize ediliyor04:05 ABD-İsrail'in İran'a "müdahalesi" için savaş, güç kullanımı, agresyon, operasyon demenin anlamı yok, anlamı olan şey: hukuki mi değil mi?07:50 İran'ın Körfez Ülkeleri'ne misillemesinin meşruluğuna dair10:10 ABD-İsrail'in İran'a saldırısında Minab okulunun bombalanması savaş suçu mudur?12:20 Denizler hukuku açısından Hürmüz Boğazı'nın savaştaki durumu13:30 Diyelim ki ABD, Hürmüz Boğazı'ndaki tankerin kaptanını arayıp korkma geç dedi, tanker vuruldu. Ne olacak?15:20 Savaştan öncesine dair bir şey söylemek isterim: Birkaç gün önce Hollandalı bakanların Starlink macerası16:40 ABD-İsrail hâlâ lideri saf dışı bırakırsak ülkeyi teslim alırız modundaki Vestalya öncesinde mi kaldı?22:35 Körfez Ülkeleri'nin önayaklığıyla Birleşmiş Milletler (BMGüKo) İran'ı kınayışında Çin ve Rusya çekimser oy kullandı: Ben kınamam, siz kınıyorsanız kınayın26:30 İranlılar ülkelerinden kaçmıyor, sahip çıkıyor (şu an; ileride değişebilir bu durum)30:05 Müçteba Hameney'in rehberlik makamına seçilmesine dair (itirazlar, taraflar, beklentiler...)34:50 İran petrolünün kalb Hark Adası'na saldırır mı, işgale kalkar mı? Kalkarsa nasıl?40:05 Hocam, "bu dönemde" uluslararası hukuk bitti diyorlar...44:50 İran İslam Cumhuriyeti'nde sokak eylemlerinin bir meşruiyeti var: Çünkü sokak eylemleriyle kuruldu46:40 İran'ın kendi halkına mezalimi ne kadar devam edebilir, İran için sırada ne var (halkın aktörlüğü açısından)48:40 İran'da ikili rejim var: Halk nihai, sonuç belirleyen bir güç değil, sadece güç paylaşımı değişir51:25 ABD-İsrail, İran'a saldırarak İran rejiminim ömrünü uzatmış olabilir mi?54:05 Hindistan'ın İran'a "ihaneti" ve İran'ın "cevap" verme ihtimali56:20 Hürmüz Boğazı'nın gübre açısından önemi01:03:00 Türkiye bu krizden maliyet olarak etkileniyor ama acil olarak değil01:05:05 Körfez Ülkeleri ciddi ithalat yapıyor-du ve diğer meseleler01:15:30 ABD nükleer silah kullanmaya karar verirse askerler reddedebilir mi? (Neden ABD uçak gemisinin tuvaletinin tıkandığını öğreniyoruz?)01:24:30 Nükleer silahların kullanılma ihtimali sürekli yükseliyor01:29:30 İlber Ortaylı'nın vefatının ardından01:32:20 ABD, İran'da rejimi düşürmeden nasıl çıkacak, çıkabilecek mi? (Savaşı başlatmak elinizde, bitirmek?)01:35:30 Trump, Netanyahu'nun isteklerini yaptı/yapıyor ama İsrail daha güvenli hale geldi mi?01:37:20 İran, Çin desteği olmadan ABD'nin uçak gemilerini vu-ra-maz01:40:00 Kuveyt'te düşen F-15 uçaklarına dair01:44:25 "Çok kırılgan rejimler"01:46:40 bender abbas limanı bölgesi ( hürmüz boğazı) kısmi bir kara operasyonu ile petrol sevkiyatının güvenliğinin sağlanması iddiaları için ne düşünüyorsunuz?01:56:40 ABD-İsrail'in İran savaşında tansiyon çıkar, iner ve yine çıkar02:00:20 Azerbaycan ve Aliyev "belli bir sınırı" geçmezler. Ama niye?02:03:55 Savaş ortada biterse ABD-İsrail'i ne bekliyor?02:14:50 20 yıl sonra bu savaşın tarihi yazılırken...02:16:00 "Şu açık: Savaş, bilinmezlik demektir; her şeye inanmayın, hele tam hoşunuza giden bir şey, kesin yalandır"02:17:05 Sıra gelmez ama bu gündemde Ukrayna'yı unutmasak02:18:00 Burada bahsedilen yazı için yıldızı takip ediniz** Birol Başkan'ın "Soğuk Bir Mevsimin Eşiğinde: İran'da Savaş ve Düşündürdükleri" yazısı: https://daktilo1984.com/daktilo2/soguk-bir-mevsimin-esiginde-iranda-savas-ve-dusundurdukleri/⌨️━━━━━━━DAKTİLO1984 AİLESİNİN BİR PARÇASI OLUN!━━━━━━━⌨️
Hürmüz Boğazı çevresinde artan jeopolitik gerilim, küresel enerji ve ticaret ağlarının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Artık hepimiz biliyoruz ki Hürmüz Boğazı yalnızca petrol tankerlerinin geçtiği dar bir su yolu değil; küresel ekonominin enerji, petrokimya ve tarımsal girdi akışını taşıyan kritik bir arter. Burada yaşanan her tıkanma, enerji fiyatları üzerinden üretim maliyetlerine, tarımsal girdiler üzerinden gıda fiyatlarına ve nihayetinde tüketici refahına kadar uzanan çok katmanlı bir ekonomik etki biriktiriyor. Kısacası Hürmüz'de bir gemi sıkıştığında, dünyanın başka bir köşesinde tencere biraz daha zor kaynamaya başlıyor.
Burada bir ara... Bir süredir hayatımızdaki başka meşguliyetlerin izin vermemesinden ötürü istediğimiz frekansta sürdüremediğimiz podcastimize burada bir ara veriyoruz. Bu bir final midir, bilmiyoruz, hayat ne gösterir bakacağız ama bir süre nefeslenmeye ihtiyacımız olduğu kesin. Bir duralım istedik ve durmak üzerine konuşarak hem kendi ihtiyacımızı anlamaya hem de anlatmaya çalıştık. Elbette kitaplara ve filmlere uğrayarak yaptık bunu.Bu uzun yolculukta bize eşlik eden herkese çok teşekkür ederiz! Muhakkak yine buluşuruz. ❤️Bölümde adı geçen tüm kitap ve filmlerin listesini @1kitap1film.us instagram hesabımızda bulabileceğinizi hatırlatalım.Kapak görseli: Giovanni Costa, Two Girls Singing (1873)
"Allâh yolunda çift sadaka veren kimse, cennetin muhtelif kapılarından, ‘Ey Allâh'ın (sevgili) kulu! Burada hayır ve bereket vardır', diye çağırılır. Sürekli namaz kılanlar namaz kapısından, mücahidler cihad kapısından, oruçlular reyyân kapısından, sadaka vermeyi sevenler de sadaka kapısından (cennete girmeye) davet edilirler." (Riyazu's-Salihin, 1219) Ebû Bekir (r.a.): Anam babam sana feda olsun ey Allâh'ın Rasûlü! Gerçi bu kapıların birinden çağrılan kimse için bir sıkıntı yoktur; ama bu kapıların hepsinden birden çağrılacak kimseler de var mıdır? dedi. Resûlullâh (s.a.v.): "Evet, vardır. Senin de o bahtiyarlardan olacağını ümit ederim." buyurdu. (Buharî, Müslim) "Ramazan'ı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse âdeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun." (Buharî, Müslim) "Ümmetim sahuru geciktirip, iftarı acele ettikçe hayır üzere olmaya devam ederler." (Müsnedu Ahmed b. Hanbel) "Gündüz uykusuyla (öğlen önce veya sonrasındaki uyku) gece kalkabilmeye, sahur yemeği ile de gündüz orucuna yardım alın." (Taberânî, Mucemu'l-Kebîr) "Oruçlunun en güzel hasleti misvak kullanmasıdır." (İbn Mâce) "Üç şey oruçlunun orucunu bozmaz; kan aldırmak, kusmak, rüyalanmak." (Tirmizî) "Hilali görmedikçe oruç tutmayın, hilali görmedikçe iftar etmeyin..." (İmam Mâlik, Muvattâ) "Ramazan demeyin. Zira ramazan, Allâh'ın isimlerinden bir isimdir. Ramazan ayı deyin." (Beyhakî, Sünenu'l-Kübrâ) Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayete göre adamın biri Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e gelerek şöyle dedi: "Ben Ramazan'da (oruçluyken) hanımımla birlikte oldum." Onun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Köle azat et" buyurdu. Adam "imkânım yok" dediğinde Efendimiz (s.a.v.), "Peş peşe iki ay oruç tut" buyurdu. (Beyhakî, Sünenu'l-Kübrâ)
Âlimler, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in vârisleridir. Âlimlerin vâris olmasından, beyân konusunda vâris olduğu kimsenin yerini almaları lâzım gelir. Peygamber (s.a.v.)'e beyân farz olduğuna göre, aynı şekilde vârise de farz olacaktır. Tebliğin esası, şer'î hükümlerin açıklanmasıdır. Tebliğden sonra, âlimler tarafından yapılan tebliğ de, ilk tebliğ gibidir. Âlimlere nisbetle bu konuda gelen deliller çoktur. Allâhü Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Gerçekten, Allâh'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi gizlemede bulunup, onu az bir değere değişenler var ya, onların karınlarına tıkındıkları ancak ateştir." (Bakara s. 174) "Hâkkı bâtıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin." (Bakara s. 42) "Allâh tarafından kendisine bildirilen gerçeği gizleyenden daha zâlim kim olabilir." (Bakara s. 140) Hadis-i şeriflerde de şöyle buyurulur: "Dikkat edin! Burada bulunanlarınız, bulunmayanlara tebliğ etsin." (Buhârî) "Hased (gıpta) ancak iki kişi hakkında caizdir: Birincisi, Allâh (c.c.)'un kendisine mal verdiği ve o malı hak yolunda harcamaya muvaffak kıldığı kimsedir, ikincisi de, Allâh (c.c.)'un kendisine hikmet (ilim) verdiği kimsedir; onunla âmel eder ve onu öğretir." (Buhârî) "Kıyâmet alâmetlerinden biri de, ilmin kaldırılmış olması ve cehaletin ortaya çıkmasıdır." (Buhârî) Yani eğer âlimlerin mevcut olması sebebiyle ilim mevcut olsaydı, kendilerine düşen görev gereği olmak üzere o ilmi izhâr ederler ve böylece cehâlet ortaya çıkmazdı. Bu da, âlimlerin görevinin ilmi yaymak olduğunu gösterir. Bu konuda vârid olan hadisler pek çoktur. Beyân görevinin âlimler üzerine vacip olduğunda herhangi bir görüş ayrılığı yoktur. Beyân ise, gelen nasslara ve yönelen yükümlülüklere ait ilk açıklamaları kapsar. (Şatıbi, el-Muvâfakat; İslâmi İlimler Metodolojisi, c.3, s.290-291)
Acest material poate conține mesaje publicitare și plasare de produse. Unele dintre produsele, serviciile sau brandurile menționate sunt promovate prin parteneriate comerciale, iar prezentarea acestora reprezintă o reclamă.Opiniile exprimate de gazde și invitați sunt personale și nu reflectă neapărat poziția oficială a sponsorilor sau partenerilor noștri. Încurajăm publicul să efectueze propria cercetare înainte de a lua decizii bazate pe informațiile prezentate în acest podcast.
00:00 Karakterler her yerde, önce arketipini tanı03:20 Umut abinin konuşma korkusu ve yüzleşme06:20 NLP ve arketipleri pazarlamaya çevirme07:10 Hedef kitle var, karakter analizi yok12:40 Dost ve Ebedi Çocuk deneyim, özgünlük, eğlence14:00 Kampanya değil hikaye, ürün değil deneyim16:45 Amazon ve Savaşçı başarı, kanıt, sayılar18:30 Joykek örnekleri, karar verici neden sayı ister22:10 Filozof ve Mistik anlam, değer, neden sorusu24:20 İşe alım ve devir teslimde karakter uyumuBu bölümde pazarlamanın en çok gözden kaçırdığı ama dönüşümü doğrudan belirleyen bir gerçeği masaya yatırıyoruz. Herkese aynı reklamı göstererek satış yapmaya çalışıyoruz, ama herkes aynı sebeple satın almıyor. Umut abiyle birlikte arketipler ve karakter tipleri üzerinden şunu netleştiriyoruz: Ürününüz aynı kalsa bile mesajınız yanlış karaktere gidiyorsa reklamınız boşa gider.Sohbetin ilk kısmında Umut abinin topluluk önünde konuşma korkusunu nasıl fark ettiğini, bu korkunun arkasındaki reddedilme düşüncesini ve yüzleşmenin nasıl bir dönüşüm yarattığını konuşuyoruz. Buradan pazarlamaya geçiş yapıyoruz, çünkü korku ve belirsizlik sadece bireylerin değil, işletmelerin de kaderini belirliyor. Bir marka riskten kaçtığında, yeni bir şey denemediğinde ya da sürekli aynı dili konuştuğunda aslında görünmez bir fren çekmiş oluyor.Sonra karakter modelini pazarlama diliyle çerçeveliyoruz. Google ve Meta size yaş, cinsiyet, ilgi alanı verir ama karakter vermez. Peki markanız bunu nasıl çözer? Ürününüzü kullanan müşterileri dinleyerek, kısa görüşmeler yaparak, toplantılarda kullanılan kelimeleri yakalayarak ve satın alma motivasyonunu çözerek. Dost ve Ebedi Çocuk tarafında yeni deneyim, özgünlük ve eğlence beklentisini görüyoruz. Bu kitleye kampanya anlatmak yerine hikaye anlatmanız, ürün söylemek yerine deneyimi hissettirmeniz gerek…Amazon ve Savaşçı tarafında ise başarı, rekabet ve kanıt ihtiyacı öne çıkıyor. Bu kitleye romantik vaatler değil, net sonuçlar, sayı, referans ve başarı hikayeleri gerekir. Joykek müşteri toplantılarında karar vericilerin neden rakam istediğini, case study ile başlamanın neden oyunu değiştirdiğini ve sunumun ilk 3 dakikasında hangi verilerin masaya konması gerektiğini konuşuyoruz. Ne harcadık, ne kazandık, nereden nereye gideceğiz soruları bu karakterin doğal dili.Filozof ve Mistik çizgisinde ise neden sorusu var. Değer, vizyon, anlam ve derinlik arayan bir kitleye sadece indirim konuşursanız bağ kuramazsınız. Burada içerik, manifesto, marka hikayesi, uzmanlık ve uzun format anlatım devreye girer. Bu karaktere satış baskısı değil, düşünce liderliği ve güven veren bir anlatı gerekir.Bölümün sonunda bu bilginin sadece reklam metinlerinde değil, ekip kurulumunda, işe alımda, departman yerleşiminde ve devir teslim süreçlerinde nasıl kullanılabileceğine değiniyoruz. İstediğinize değil isteyene devredersiniz cümlesi bu bölümün işletme tarafındaki en kritik anahtarı. Doğru karakter doğru rolde olduğunda hem ekip huzuru hem performans hem de büyüme daha kolay olur.Dinlerken kendinize şu üç soruyu sorun: Markanız hangi karakter diliyle konuşuyor, müşteriniz hangi karakter diliyle dinliyor, reklamınız hangi karakteri hedefliyor? Bu üçü aynı hizaya geldiğinde dönüşümler hızlanır, yanlış hizadaysa bütçe yanar.
Allâhü Teâlâ, Resûlü (s.a.v.)'e olan itaatin, teslimiyetin ve bağlılığın bizzat kendisine yapılmış olacağını birçok ayetinde belirtmiştir. Hâkk Teâlâ buyurur ki: "Hayır! Râbbine andolsun ki, aralarında ihtilâf ettikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı, kalplerinde sıkıntı duymadan tamamen kâbul etmedikçe imân etmiş olmazlar." (Nisa s. 65) Ve yine Resûlullâh (s.a.v.)'in emrine tabi olmayı gerektiren bir delilde, Allâhü Teâlâ'nın şu ayet-i kerimesidir: "Resûlullâh'ın çağrısını, aranızda bazınızın bazınızı çağrısı gibi tutmayın. Allâh, içinizden başkalarını siper edinerek sıvışıp gidenleri çok iyi bilir. Resûlullâh'ın emrine muhalefet edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar." (Nur s. 63) Allâhü Teâlâ, bir ayetinde daha buyurmaktadır ki: "Resûl size ne verdiyse onu alın. Size ne yasak ettiyse ondan da sakının." (Haşr s. 7) Bu Ayetler ve daha nice ayetler, Resûlullâh (s.a.v.)'in emrine tâbi olup ona itaatin gerekli olduğunu göstermektedir. Resûlullâh (s.a.v.)'in emri reddedilmez. Çünkü Allâhü Teâlâ, Resûlü (s.a.v.)'e itaat edilmesini farz kılmıştır. İmâm Beyhaki (rh.a) şöyle dedi: "Şayet sünnet dinde delil olmasaydı, Resûlullâh (s.a.v.)'in kendisiyle berâber bulunanlara, dinlerini öğrettikten sonra vermiş olduğu hutbesinde şöyle buyurmazdı: "Burada bulunan kişiler, bulunmayanlara anlattıklarımı aktarsınlar. Umulur ki anlatılan şahıs burada dinleyenden daha anlayışlı ve kavrayışlı olabilir." Ve yine sünnet delil olmasaydı Resûlullâh (s.a.v.): "Allâhü Teâlâ bizden bir hadisi dinleyip de bunu başka bir kişiye anlatarak vazifesini yerine getirenin yüzünü parlatsın. Olur ki anlatılan kişi dinleyenden daha kavrayışlıdır." buyurmazdı. (İmâm Suyutî, Akidede Sünnetin Yeri, s. 11-14)
Yargıtay her yıl Ocak ve Temmuz aylarında yaptığı gibi siyasi partilerle ilgili verileri açıkladı. Bu verilere göre Türkiye'de 188 siyasi parti faaliyette bulunuyor. Ama siyasi ve sınıfsal açısından bakarsanız 188 rakamını epey bir sadeleştirebilirsiniz. İkiye kadar indirebilirsiniz. Düzen partisi bir tarafta devrimci parti bir tarafta. Düzen partisi demek temel amacı ve işlevi sermayenin hakimiyetine dayanan mevcut kapitalist sistemi korumak olan parti demek. 2023'te Türkiye'nin kaderini çizeceği söylenen bir seçime girdik değil mi? Bir tarafta AKP lideri Tayyip Erdoğan vardı karşısında da CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu! Zafer Partisi üçüncü bir aday olarak Sinan Oğan'ı çıkardı. Bir anda 188 parti üç partiye düştü. İkinci turda Sinan Oğan Erdoğan'a, onu aday gösteren Ümit Özdağ da Kılıçdaroğlu'na katıldı. Sadece ama sadece bizim partimiz Devrimci İşçi Partisi Erdoğan'a da Kılıçdaroğlu'na da oy yok diye çağrı yaptı! Artık iki parti kalmıştı. Ne var ki bunda seçim sistemi böyle mi diyeceğiz? Eğer konu esas olarak iki turlu seçim sistemi olsaydı Sinan Oğan'ın seçimlerden sonra yani turlar bittikten sonra Erdoğan'a katılmasını ama çok daha önemlisi Kılıçdaroğlu'nun bugün fiilen Erdoğan'ın safına geçmiş olmasını nasıl açıklarız?Kılıçdaroğlu sattı diyelim, peki ya onun yerine geçen Özgür Özel? 2024 yerel seçimlerine CHP'nin başında gitti ve AKP'yi yendi. Madem yendi neden yerden kaldırmak için normalleşme sürecine dahil olup, erken seçim için bastırmak yerine önemli olan ekonomiyi düzeltmek diyerek İngiliz Mehmet'in işçi düşmanı Orta Vadeli Programı'na kredi açtı? Zaten Erdoğan'ı rasyonel politikalardan sapmakla suçlayan CHP'nin ekonomi politikası tam olarak rasyonel politikalara yani uluslararası ve yerli tekellerin çıkarlarına uygun politikalara dönüş vadeden Mehmet Şimşek'in anlayışı ile paraleldi. Ama orada da kalmadı. Yerel seçimde zafer kazanan Özgür Özel “içerde ana muhalefet partisiyiz dışarıda Türkiye'nin partisiyiz” diyerek AKP'yle aynı çizgiyi savunacaklarını ilan etti. Arada Özgür Özel'in Cumhurbaşkanı adayı hapse atıldı, CHP'li belediyelere kayyım atandı, CHP'nin kendisine kayyım atanmaya çalışıldı ve İstanbul örgütüne fiilen atandı da… Ve şimdi Özgür Özel bakın ne diyor: “Bundan sonra çağrımdır; CHP'li belediyeler AKP ve MHP'li başkanları, yöneticileri davet etsinler. Biz de davet edildiğimiz her yere gideceğiz!”Yargıtay listesi size bu düzenin asla değişmeyeceğini, en büyükler dışındaki partilerin ve dolayısıyla siyasetin de anlamsız olduğunu anlatır. Sınıf siyaseti ise AKP'ye, MHP'ye CHP'ye düzen partisinin hangi amblemine basmış olursa olsun gerçekte bu sömürü düzeniyle uzlaşmaz bir hayat yaşamakta olan milyonlarca işçi ve emekçiyi devrim partisinin asli gücü olarak göreceğiniz bir pencereyi açar. Burada artık sorular ve kriterler değişir. “Kime oy verdin? Hangi partiyi tutuyorsun?” değil “İşin var mı”, “Nerede çalışıyorsun”, “Geçinebiliyor musun?” soruları anlam kazanır. Gücünü kaç üyen olduğuna, kaç oy aldığına, kaç milletvekilin olduğuna göre değil “Kaç fabrikada örgütlendin?”, “Kaç işçi direnişine, greve, fabrika işgaline önderlik ettin?” sorularıyla ölçersin. Devrim için üye sayını değil önderlik kapasitesini arttırmaya çalışırsın. Herkesi kaydetmeye değil devrimci kadrolar yetiştirmeye ve öncü işçileri kazanmaya uğraşırsın. 188 partiden bir tanesini daha değil düzen partisine karşı devrim partisini inşa etmeye çalışırsın! Bu köhne düzenin yıkılmasının değil sürmesinin gerçekçi olmadığını anlarsın! Devrimin tek gerçekçi çözüm ve emeğin tek gerçek güç olduğunu kavrarsın. Bir ömür vermeye değer olan kavgadasın. Devrimci İşçi Partisi'nin saflarındasın!
SDG'nin Halep'te oluşturmaya çalıştığı kurtarılmış bölge imtiyazları son derece ilkel ve dünyanın hiçbir yerinde geçerliliği olmayan iktidar alanları. Bunu Kürtlerin bir hakkı olarak görüyor olması aslında her şeyden önce Kürtlere hakaret. Bunun Kürtlere sağlayacağı hiçbir avantaj olmayacağı gibi Kürtleri bir şehir içinde iki mahalleye hapsederek bütün şehrin nimetlerinden faydalanmaktan da menetmiş oluyordu. Burada kazanan sadece bu hapishanenin, bu kurtarılmış bölgenin gardiyanları, SDG militanları oluyordu. Bu tarz bir yapılanmanın ne kadar faşizan bir baskı kurabileceğinin tarihte sayısız örnekleri vardır. Halep şehri içinde merkezi devletten bağımsız bir silahlı örgütün keyfi varlığının tanınmasını talep ediyordu SDG.
İslâm âlimleri abdestsiz ve cünüp olanların, hayız görenve yeni doğum yapan kadınların kalple ve dille Allâh (c.c.)'uzikredebilecekleri konusunda fikir birliği etmişlerdir. Burada "zikretmekten" maksat Sübhânallâh, Lâilâhe illallâh,Elhâmdülillâh, Allâhü ekber demek, Resûlullâh (s.a.v.)'esalâtü selâm getirmek ve duâ etmektir.Cünüp olan, hayız gören ve yeni doğum yapan kadınların Kur'ân-ı Kerîm'den az veya çok bir bölümü, hatta birayetin bir kısmını okumaları haramdır.Abdullah ibni Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göreResûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Âdet gören kadınve cünüp olan kimse, Kur'ân-ı Kerîm'den bir şey okuyamaz."Cünüp olanlar ile hayız gören kadınlar, bir sıkıntı vefelâketle karşılaştıkları zaman aşağıdaki ayet-i kerîmeleriduâ niyetiyle okuyabilirler:"İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn. Bizim bütün varlığımız Allâh'ındır ve sonunda yine O'na döneceğiz."(Bakara s. 156)Onlar binite binerken şu ayet-i kerîmeyi duâ niyetiyleokuyabilirler: "Sübhânellezî sehhara lenâ hâzâ vemâkünnâ lehû mukrinîn. Bu biniti bizim hizmetimize veren Allâh her türlü kusurdan uzaktır. Yoksa bizim bunagücümüz yetmezdi." (Zuhruf s. 13)Duâ ederken de şu ayet-i kerîmeyi okuyabilirler:"Râbbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve filâhireti haseneten ve kınâ azâben nâr. Allâhım! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabındankoru." (Bakara s. 201)Cünüp olanlar ile hayız gören kadınlar Kur'an okumayıdüşünmeden, duâ niyetiyle veya böyle bir niyeti olmadan"bismillâh", "Elhamdülillâh" diyebilirler. Bunları Kur'an okumak niyetiyle söylerlerse günâhkâr olurlar. (İmâm Nevevî, el-Ezkâr, c.1, s.31-33)
Burada iki ihtimâl var görünüyor. İlki, ABD'nin yeni elitleri olarak sahneye çıkan neoconlar, Sovyet Kampı'nın çöküşü ve Soğuk Savaş'ın sona erişinin, küresel sistemik bir krizden kaynaklandığını ve eninde sonunda kendilerini de vuracağını anlamadılar. Kendilerini bir zafer sarhoşluğuna kaptırdılar. İkinci ihtimâl, bunu gördülerse de bir fırsata çevirerek onu aşmak istediler. Esâsen plânlar devreye sokulduğu safhadan sonra bu ihtimâler arasındaki farkların bir ehemmiyeti kalmadı.
Yeni seneye deja vu konuşarak başlıyoruz - bu sene de eskisinin aynısı duygusu vererek başladı gibi sanki çünkü, değil mi? Çıkış noktamız her ne kadar bu olsa da, konuyu elbette daha geniş çerçeveliyor; deja vu duygusunun yarattığı zaman kırılmasını hem teknik hem romantik biçimde açıklamaya ve anlamaya çalışıyoruz. Pek tabii sinemada ve edebiyatta karşımıza çıkan deja vu anlarına da göz atarak.Bölümde adı geçen tüm kitap ve filmlerin listesini @1kitap1film.us instagram hesabımızda bulabileceğinizi hatırlatalım.Bu bölüme sponsor olarak bizi destekleyen vitruta'ya katkılarından ötürü çok teşekkür ederiz. vitruta.com'da ve vitruta mağazalarında yapacağınız alışverişlerde, 1kitap1film kodu ile indirimsiz ürünlerde %15 indirim avantajından faydalanabilirsiniz. vitruta.com'dan yapacağınız alışverişlerde 1kitap1film özel avantaj kodunu, ürünü sepete ekledikten sonra çıkan sayfadaki “hediye kartı veya indirim kodu” alanına ödeme işlemi öncesinde tanımlayabilirsiniz.Kapak görseli: Ruthy Valdez, Deja Vu Drawing (2018)
“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, duaedenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana imanetsinler.” Bakara 186Kullarım sana beni sorarlarsa, şüphesiz ben yakınımdır” yani de ki: Ben yakınımdır. Bu, kulların işlerini vesözlerini eksiksiz şekilde bilmesinin ve hâllerinden en yakınlarındaki biri gibi haberdar olmasının temsilidir."Dua edenin dua ettiği zaman duasına icabet ederim” yakınlığı akıllara yerleştirmekte ve dua edene icabetedeceğine vaattir. "Öyleyse onlar da bana icabet etsinler” onları îmana ve taâta çağırdığım zaman, nitekimmühim işleri için bana dua ettikleri zaman da onlara icabet ediyorum.“Kullarına zikir olan tekbiri ve şükrü emredince, lütfunun ve rahmetinin kullarına yakın olduğunu; onlarınzikir ve şükürlerinden haberdar olduğunu; kullarının nidalarını duyup, dualarını kabul edip, ümidlerini boşaçıkarmayacağını beyan etmiştir.Görmüyor musun ki İbrahim (aleyhisselâm) dua etmek isteyince, önce Cenâb-ı Allah'ı medh-ü sena etmişve, "O beni yaratan ve bana hidayet edendir. Bana yediren, bana içiren O'dur. Hastalandığım zaman banaşifa veren O'dur. Beni öldürecek, sonra beni diriltecek Odur. Kıyamet günü kusurlarımı bağışlayacağınıumduğum da O (Rabb)dir." (Şuara, 78-82)demiştir. Bütün bunlar, Hazret-i İbrahim'in Allahü teâlâ'ya medh-üsenalarıdır. O bunlardan sonra duaya başlayarak, "Ya Rabbi, bana hüküm (hikmet) nasîb et ve benisalihlere kat" (Şuara, 83) demiştir. Burada da aynı şekilde Cenâb-ı Allah ilk önce tekbiri emretmiş, dahasonra da duayı emretmiştir.
Bilimsel yöntem sayesinde, kozmozdan kuantum, ilmin her alanında büyük buluş-lar yapıldı. Peki bilimsel yöntemi kim buldu derseniz akla Isaac Newton gelir. Galileo ve Descartes diyenler olur. Bilim tarihçilerine so-rarsanız onlar Roger Bacon diyecektir. Ancak konu ile ilgili detaylı araştırma yapanlar, bilim-sel metodun icadını, Roger Bacon'ı da New-ton'u da etkileyen, onlardan 250 yıl önce ya-şamış müslüman bilim adamı İbn-i Heysem'e (965-1040) götürecektir.Bilimsel yöntemin kurucusu İbn-i Heysem şöyle der: “Öğrendiklerini hep eleştiriye tâbi tutacaksın. Yani incelemelerinde, tahkikatında kendi bildiklerinden şüphe edeceksin. Ancak bu sayede önyargı tuzağına düşmekten kur-tulursun.” Ve devam ediyor: “Araştıran kişinin amacı hakikati öğrenmektir. Bunun için öğre-neceklerinin tümünü düşman (yanlış, eksik) göreceksin. Her yönden onu karşına alıp, ona taarruz edeceksin. Bilgiyi ancak bu şekilde fethederek, onu hakikate dönüştürebilirsin.” Heysem'in geliştirdiği bilimsel yöntemin temelinde, yargıları ve bilgileri eleştirmek ve sonuçlar çıkarırken son derece dikkatli olmak vardır. Bildiklerini tekrar tekrar şüphe eleğin-den geçirmek gerekiyor. Burada şüphe ile ilgili Hz. Ali (k.v.)'nin bir sözü aklımıza geliyor. O diyor ki: “Şüphe ikidir. Birinci tür şüphe marazî (şizofrenik) şüphedir. Makbul değildir. Makbul olan, bildiklerini eksik ve yanlış görmekten doğan ikinci tür şüphedir. Seni derin ve etraflı öğrenmeye götürür.”Sadece İbn-i Heysem değil, İbn-i Haldun, Harezmî, er-Razi gibi daha birçok bilim ada-mının bilimsel yöntem tarifine katkıları oldu. Bu zatlar bilim tarihini değiştiren kişilerdir.(Prof. Dr. Osman Çakmak, Zafer Dergisi, 549. Sayı, Eylül 2022)
Bu bölüm Garanti BBVA Emeklilik hakkında reklam içerir. Reklamda belirtilenler yatırım tavsiyesi değildir.https://www.garantibbvaemeklilik.com.tr/ek-katki-payi-kampanya?utm_source=podbee&utm_medium=nativentegrasyon&utm_campaign=kipi_emeklilik&utm_content=kipi_maxdk_kampanyasiMesele Ekonomi podcastlerinin bu bölümünde Atilla Yeşilada ile 2026'ya girerken farklı yatırım araçlarının görünümünü, tasarruf yapmanın önemini ve bireysel emeklilik sistemini konuşuyoruz.Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Ulaşmış olduğunuz bu kanal kapsamındaki gerek sözel gerekse de grafik bilgiler ulaşılabilen ilk kaynaklardan iyi niyetle ve doğruluğu, geçerliliği, etkinliği velhasıl her ne şekil ve surette olursa olsun herhangi bir karar dayanak oluşturması hususunda herhangi bir teminat, garanti oluşturmadan yalnızca bilgi edinilmesi amacıyla toplanmıştır. Mesele Ekonomi, her an hiçbir şekil ve surette ön ihbara ve/veya ihtara gerek kalmaksızın söz konusu bilgileri değiştirebilir ve/veya ortadan kaldırabilir. Genel anlamda bilgi vermek amacıyla hazırlanmış olan işbu site kapsamı bilgiler hiçbir şekil ve surette Mesele Ekonomi herhangi bir taahhüdünü tazammun etmediğinden, bu bilgilere istinaden her türlü özel ve/veya tüzel kişiler tarafından alınacak kararlar, varılacak sonuçlar ve oluşabilecek her türlü riskler bizatihi bu kişilere ait olacaktır. Hiçbir şekil ve surette ve her ne nam altında olursa olsun, her türlü gerçek ve/veya tüzel kişinin gerek doğrudan gerek dolayısı ile uğrayacağı maddi ve/veya manevi zararı, kâr mahrumiyeti, velhasıl her ne nam altında olursa olsun uğrayabileceği zararlardan hiçbir şekil ve surette Mesele Ekonomi sorumlu tutulamayacaktır.
Plânların hayâta geçirilmesinde yaşanması muhtemel zorlukları herkes bilir. Kâğıt üzerinde mükemmel olan plânlar bile buna dâhildir. Zihnî mahsûl ve mâmûller hiçbir zamân hayâta olduğu gibi geçmemiştir. Burada bahsedilen sâdece hesapsız hayâller ile alâkalı değildir.
15 Temmuz 2016'dan sonra düşünce dünyamızda ne türden bir değişim oldu sorusunun net bir cevabını vermek herhâlde çok zordur. Buna karşın soruyu önemli kılan birçok unsuru sıralayabiliriz. Belki bu soruya da biraz uzaktan bakmayı başaran biri çok daha sağlıklı cevaplar verecektir. Ama bunlar için dahi bireysel değişimlerin kayda geçirilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Zira siyasi ve bürokratik hareketliliklerden ziyade bu kadar büyük bir olayın düşünce dünyamızdaki yansımaları kalıcı sonuçlar açısından çok daha değerlidir. Üstelik kendini yenilemek bakımından devlet katındaki hareketlilik gözle görülür bir hâl almıştır. Burada örgütlü yapılarla bir karşılaştırma yaptığımı özellikle belirtmek isterim.
*Bu bölüm Hiwell hakkında reklam içerir. "Evli, mutlu, çocuklu" diyor Demet Akalın toplumun ona öğrettiklerini tekrar ederek ama evlilik her kadın için mutluluğa giden tek yol mu? Burada tanıştığım 60 küsür yaşında sörfçü bir kadın olan Robin'in iki senedir yaşadığı tutkulu macerayı anlatıyorum. Cinsellik dolu dizgin, bağlanma yok.Hiwell'den faydalanmak için tıklayın.Hiwell'de ilk seansınız aşağıdaki kodla sadece 499 TL!Kod: merdiven499
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölüm kendini sürekli erteleyenler için içten bir davet! Bu bölümde “başlamak” neden bu kadar zor geliyor, gerçekten neyin korkusunu yaşıyoruz, bunu konuşuyoruz. Başarı mı korkutuyor bizi, yoksa yine o tanıdık mükemmeliyetçilik mi araya giriyor? Biraz dertleşiyoruz, biraz da cesaret toplamak isteyenlere yol arkadaşlığı yapıyoruz. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro 1- Emin: [0:22] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. 2- Emine: [0:28] Ben Emine. 1- Emin: [0:29] Nasılsın Emine abla? 2- Emine: [0:30] İyiyim. Biraz yorgunum Emin. Sen nasılsın? 1- Emin: [0:33] Ben de iyiyim. Neden yorgunsun? 2- Emine: [0:35] Biraz ağır bir spor yaptım bugün. Ondan yoruldum. Bir de çok sıcaktı bugün hava. 1- Emin: [0:40] Evet. 2- Emine: [0:41] Sen de hissetmişsindir. 1- Emin: [0:42] Bu ara İstanbullular olarak, genel aslında Türkiye olarak, anormal sıcaklarla mücadele ediyoruz. 2- Emine: [0:48] Maalesef. 1- Emin: [0:48] Gün içerisinde 40 dereceler, 45 derecelere kadar çıkıyor hava sıcaklığı. Siz de dikkat edin özellikle bol sıvı tüketmeye. Çünkü gerçekten çok riskli bir durum da var ortada. 2- Emine: [1:00] Öyle maalesef ya. Bir de sadece sıcakla boğuşmuyoruz. Aynı zamanda bir sürü orman yangını vesaire de çıkıyor. Onlar da biraz can sıkıcı haberler oluyor. İnşallah bir an önce şu sıcaklar biter diyelim. 1- Emin: [1:15] Evet, umarız orman yangınları da gerçekten bir an önce son bulur. 2- Emine: [1:19] İnşallah. Başlamak istek değil, cesaret meselesi 1- Emin: [1:20] Evet, o zaman biz konumuza girelim. Günümüzde, ben de dahil birçok insanın yaşadığı bir durumdan bahsedeceğiz bugün. Bir şeyler yapmak istiyoruz ama ya ilk adımı ya son adımı atma konusunda yeterli cesareti gösteremiyoruz. Bununla ilgili biraz konuşmak istiyoruz. Yani bir şeyleri istemeyen bu dünyada hiç kimse yok. Kimileri başarıyor, kimileri başaramıyor, kimileri hiç denemiyor bile. Burada işin kilit noktası cesaret bence. Bir şeyleri yapmaya cesaret gösterebilmek. Bunun üzerine konuşalım istiyorum. Sen kendini nasıl tanımlarsın? Kendini nereye koyarsın böyle bir konuda? Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
"Babanın-Adı ne demek? Men etmek ne demek? Babanın-Adı derken kastedilen şey bir işlevdir aslında. Lacan babasal işlevden bahseder. Burada söz konusu olan gerçek baba değildir. Bir çocuğun babası ölmüş olabilir, evi terk etmiş olabilir, hatta babanın kim olduğu hiç bilinmiyor bile olabilir. Ama önemli olan babanın kanlı canlı bir şekilde orada olması değildir. Önemli olan anne-çocuk çiftine bir üçüncünün dahil olmasıdır."Bu bölümde sözü geçen eserler şunlardır:Lacan, J. Seminar XIII: Transference: https://www.valas.fr/IMG/pdf/THE-SEMINAR-OF-JACQUES-LACAN-VIII_le_transfert.pdfLacan, J. (2014).The seminar of Jacques Lacan, Book X: Anxiety (A. R. Price, Trans.; J.-A. Miller, Ed.). Polity Press.Instagram: https://www.instagram.com/psikanalizsohbetleri/ Twitter: https://twitter.com/PsikanalizS https://www.oguzhannacak.com/
264. bölümde Türkiye'nin ilk ve tek kariyer markalama ajansı olan Smart Career Türkiye'nin kurucusu Banu Çakar ile kariyer markanızı nasıl oluşturabileceğinizi, dijital dünyada nasıl konumlanmanız gerektiğini konuşuyoruz. (00:00) – Açılış (00:48) – Banu Çakar'ı tanıyoruz. www.smartcareerturkey.com https://www.youtube.com/@BanuCakar (06:00) – (09:24) – Yöneticiler kişisel marka itibarı için nasıl bir strateji ile ilerlemeli? (12:04) – Sosyal medyayı kullanırken olumsuz yorumlara karşı nasıl bir tavır takınmalıyız? (14:07) - LinkedIn, işe alım uzmanlarının ve işe alım yöneticilerinin sizin hakkınızda daha fazla bilgi edinmek için ilk baktığı yer. Burada nasıl konumlanmalı? - reverse recruiting (17:50) - Kendimizi en son ne zaman google'da arattık? (21:00) – Yapay Zeka içerik üreticilerinin yerini alacak mı, yoksa sadece destek olacak? (23:00) – Hangi yapay zeka araçlarını kullanıyorsunuz. (25:20) – Yapay zeka ile içerik üretirken özgünlük konusuna nasıl dikkat ediyorsunuz? (27:00) – Solo girişimcilik. https://open.spotify.com/show/4a2aDpfSH83J9g1UwenNLb (29:00) – Kendi kitlemizi oluşturmak daha mı değerli? (32:00) – Son sözler ve kitap önerisi Milyoner Aklın Sırrı - https://www.goodreads.com/book/show/27239402-milyoner-akl-n-s-rlar?from_search=true&from_srp=true&qid=mbicexjX5B&rank=1 Herkesin Aradığı Kişi - https://www.goodreads.com/book/show/151331860-herkesin-arad-ki-i-kendi-sekt-r-n-zde-en-bilinen-de-erli-ve-tan-nan?ref=nav_sb_ss_1_15 Duyguların Dili Olsa - https://www.goodreads.com/book/show/87590426-duygular-n-dili-olsa?ref=nav_sb_ss_3_15 (34:04) - Kapanış Sosyal Medya takibi yaptın mı? Twitter - https://twitter.com/dunyatrendleri Instagram - https://www.instagram.com/dunya.trendleri/ Linkedin - https://www.linkedin.com/company/dunyatrendleri/ Youtube - https://www.youtube.com/c/aykutbalcitv Goodreads - https://www.goodreads.com/user/show/28342227-aykut-balc aykut@dunyatrendleri.com Bize bağış yapıp destek olmak için Patreon hesabımız – https://www.patreon.com/dunyatrendleri Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
This is a free preview of a paid episode. To hear more, visit tersaci.substack.com[Sohbetin tamamına tersaci.substack.com üzerinden ulaşabilirsiniz.]“Burada geldin şeytanın avukatlığını yapıyorsun diye düşünenler olabilir de, bu solcu arkadaşları da anlama adına şunu da söylemek lazım: Türkiye'nin zenginleri gerçekten çok, hepsi değil ama, büyük bir kısmı çirkin insanlar. Yani davranış şekilleri bozuk.”“Şöyle bir düzeltme yapacağım sen devam et. Yani zengin insanlar çirkin değil de çirkinlerin zengin olmasına daha fazla olanak veren bir durum var Türkiye'de desek?”“Kapitalizmin oluşmasında gereken yedi önemli erdem vardır—ki bu erdemleri oluşturduğun zaman burjuva kültürü oluşuyor. Ama işte bu durumu mülkiyet üzerinden değil de yağma üzerinden yaptığınız zaman bu erdemleri de siliyorsunuz.”“Ekonomi konusunda guruluğa soyunan, sosyal medyada “borsada şuna yatırım buna yatırım” falan diyen bir hesaba denk gelmiştim adam başka bir toplumsal bir konuda öyle bir şey ortaya atmış, ekonomi bilmediği ortaya çıkıyor.”
“Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.” (Yunus 62)“Onlar iman etmiş ve Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.” 63“Korku ancak gelecekle ilgili olur, yani ileride korkutan bir şeyin meydana gelmesinden dolayı korkulur. Hüzün ise ancak geçmişte olan birşeyle ilgili olur. Bu, ya geçmişte insanın hoşuna gitmeyen birşeyin meydana gelmiş olmasından ötürü, yahut da arzu edip sevdiği bir şeyi elde edememiş olmasından dolayı olur.Bazı muhakkikler şöyle demişlerdir: "Veliler için, korku ve hüznün olmamasının söylenmesi, ya onlar bu dünyada iken olur, yahut ahirette iken olur. Birincisi, şu sebeplerden ötürü olamaz;Bu, dünyada olmaz. Çünkü burası, korku ve keder yurdudur. Hele mü'min, Hz. Peygamber (s.a.s)'in şuhadislerinde de buyurduğu gibi, bundan hiç kurtulamaz: "Dünya, mü'minin (adetâ) hapishanesi, kâfirin de cennetidir"“İman etmek" kelimesi nazarî kuvvetin {tefekkür kuvvetinin) mükemmelliğine, "takvaya ermek" tabiri de amelî kuvvetin mükemmelliğine işarettir. Burada bir başka husus da, imanın, itikad ve amelin toplamına hamledilmesidir. Sonra biz "velî"yi, bütün bu hususlarda ittikâ sahibi olarak tavsif ederiz. Takva, ilim hududunda olur ve o hududu aşar. Çünkü Allah'ın celâli, beşer aklının ihata edip kavrayamayacağı derecede yücedir. Binâenaleyh sıddîk, Allah Teâlâ'yı, celâl sıfatlarından bir sıfatla tavsif ettiğinde, Allah'ın kemâl ve celâlinin, kendisinin bildiğine münhasır olmasından tenzih eder. Yine o, Allah'a ibadet ettiğinde Allah'ı,böylesi bir hizmet ve ibadete layık olmaktan tenzih eder. (Yani O'nun pek çok mükemmel tarzda yapılacak ibadetlere müstehak olduğunu düşünür.) Böylece o kimsenin devamlı olarak havf ve takva makamındaolmuş olduğu sâbıt olur.Hz. Ömer (r.a), Hz. Peygamber (s.a.s)'in: "Onlar, aralarında bir akrabalık ve alıp-verecekleri bir malolmadığı halde, birbirlerini Allah için seven kimselerdir. Allah'a yemin olsun ki onlann yüzleri nurdur ve insanlar korkup hüzünlendikleri zaman, onlar korkup hüzünlenmezler" dediğini ve bu ayeti okuduğunu rivayet etmiştir.Yine, Hz. Peygamber (s.a.s)'in: "Onlar öyle insanlardır ki, onları görenler Allah'ı hatırlarlar" buyurduğu rivayet edilmiştir. Bunun sebebi şudur: Onlarda görülen, huşu ve huzû alâmetlerinden ötürü, bir de Hak Teâlâ onlar hakkında, "Secde izinden nişanları yüzlerindedir" (Fetih, 29) buyurduğu için, onların bütün bakıp müşahede edişleri, ahireti hatırlamaya yöneliktir.Herşeyin "velî"si, ona yakın olan demektir. Allah'a mekân ve cihet bakımından yakın olmak imkânsızdır. O halde ona yaklaşmak, ancak insanın kalbi, Hak Teâlâ'yı bilmenin nuruna garkolduğunda olur. Bu kimse, baktığında, Allah'ın kudretinin delillerini görür; dinlediğinde Allah'ın ayetlerini dinler; konuştuğunda, Allah'ı sena eder; hareket ettiğinde, Allah'a kulluk ve hizmet için hareket eder, çalışıp çabaladığında, Allah'a taat için çalışıp çabalar. İşte bu şekilde de, Allah'a son derece yaklaşmış olur. İşte bu şahıs, Allah'ın velîsidir.İnsan böyle olduğunda, Allah da onun dostu ve velîsi olur. Nitekim Hak Teâlâ, "Allah imân edenlerin velîsi (yardımcısı)dır. Onları karanlıklardan nura çıkarır" (Bakara 257)Bu müjdeden maksad, sâlih rüyadır. Hz. Peygamber (s.a.s)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Büşrâ (müjde), müslümanın kendisinin gördüğü veya senin, onun için gördüğün salih (güzel) rüyadır," Yine Hz. Peygamber (s.a.s) “Peygamberlik gitti (bitti), geriye mübeşşirât (müjdeci rüyalar) kaldı.”Bil ki ayetteki, "büşrâ" tabirini "sâdık rüya" manasına aldığımızda, ayetin zahiri bu halin ancak veliler için söz konusu olmasını gerektirir. Akı! da buna delalet eder. Çünkü Allah'ın velisi, kalbi ve ruhu zikrullaha gömülmüş kimsedir. Binâenaleyh kim böyle olur ise, uyurken de ruhunda sadece marifetullah bulunur.Marifetullah'ın ve Allah'ın celâlinin nurunun da, ancak hakkı ve doğruluğu göstereceği malumdur. Ama fikri, bu bulanık ve karanlık âlemin hallerine dağılmış kimse, uyuduğu zaman da böyle dağınık kalır.
Geleneksel olarak ABD'nin Los Angeles eyaletinde düzenlenen “Anadolu Kültürleri ve Yemek Festival”i Mayıs ayının birinci haftasında gerçekleştirildi. İki gün boyunca açık kalan festivalde, Türk yemeklerinin yanı sıra Türkiye'nin tarihi mekanlarının maketleri ve sunumları da vardı. Festivalde Türk mutfağının birbirinden lezzetli yemekleri sunuldu. Yemeklerin tadına bakan Amerikalılar, Türk yemeklerine hayran kaldılar. Tadı damaklarında kalan yemekleri tekrar yiyebilmek için yemek reyonlarının önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Türk aşçılarının yemek yapığını da izleyen Amerikalılar, her yemeği tek tek tatmaya çalıştı. Festivale gelip de Türk yemeklerinin tadına bakan insanların izlenimleri şöyleydi: Avustralya kökenli bir Amerikalı, patlıcan yemeğini tadınca aldığı lezzetten şaşkınlığını gizleyemedi. Sharon adlı Amerikalı ise favori yemeğinin köfte olduğunu söyledi. Yine Amerikalı Jane de “Türk mutfağı dünyada bir numara, farklı kültürleri içinde barındırıyor.” dedi. Festivali çok başarılı bulan Jeff ve Eloise ise gözlemeye hayran kaldıklarını söylediler. Festivale gelenler sadece Amerikalılar değildi. Farklı milletlerden de Türk mutfağı sevdalısı ziyaretçiler vardı. Örneğin Arap asıllı Nazri burasının kendisine Arap kültürünü ve akrabalarının tarihini hatırlattığını belirtti. Türk ve Arap kültürlerini birbirlerine çok yakın gördüğünü ifade eden Nazri, festivalden çok keyif aldığını vurguladı. Festivale oğluyla birlikte gelen Zae de Türkiye'yi ziyaretinin ardından, dünyada en sevdiği ülkenin Türkiye olduğuna karar verdiğini belirtti ve bu nedenle festivale ailesini de getirip onlara Türk kültürünü ve yemeklerini göstermek istediğini söyledi. Zea, “Türk yemekleri bence dünyanın en güzel yemekleri” derken oğlu da festivalde en çok Truva atından ve şehir standartlarındaki üç boyutlu maketlerden etkilendiğini, bir gün Türkiye'ye gitmeyi çok istediğini ifade etti. Amerikalılara Yemek Dersi Festivale gelenlere ders veren aşçı Süreyya Gökeri, 21 yıldır ABD'de yaşıyor. Türk yemekleri konusunda 4 yıldır profesyonel dersler veriyor. Türk aşçı Gökeri, “Burada işin de ricada bulunuldular, kabul edip, zevkle geldim. Her şey çok güzel gidiyor. Yemek dersini, içine kültür, tarih ve eğlence katarak vermeye çalışıyorum. Çok güzel ilgi var.” dedi. Amerikalılar için yapılan kolay yemek tarifleri belirten aşçı Gökeri, bunlar arasında kısır, sigara böreği, patlıcan salatası ve irmik tatlısı gibi örnekleri sıraladı. Türk aşçı Gökeri, Amerikalıların Türk yemeklerine genel anlamda ilgisini ise şöyle değerlendirdi: “Dört yıl önce yemek derslerine başladığımda kendi kendime kızdım, keşke daha önce başlasaydım, çünkü Amerikalılar Türk mutfağına çok ilgi duyuyor. Genelde orta yaş ve orta yaş üstü insanların Türk mutfağını daha fazla merak ettiğini görüyoruz. Aslında Türk yemeklerini çok tanımıyorlar ama inşallah bundan sonra onlara Türk yemeğini daha iyi tanıtıp bilmedikleri kapıları açmak istiyoruz.”
Hindistan ve Pakistan arasında Keşmir üzerinden yaşanan çekişmede yeni bir dönüm noktasına girildi. Burada yaşananlar, tüm dünya tarafından endişeyle izleniyor. Peki, Keşmir meselesi nedir ve bölgede neler oluyor?
Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Ulaşmış olduğunuz bu kanal kapsamındaki gerek sözel gerekse de grafik bilgiler ulaşılabilen ilk kaynaklardan iyi niyetle ve doğruluğu, geçerliliği, etkinliği velhasıl her ne şekil ve surette olursa olsun herhangi bir karar dayanak oluşturması hususunda herhangi bir teminat, garanti oluşturmadan yalnızca bilgi edinilmesi amacıyla toplanmıştır. Mesele Ekonomi, her an hiçbir şekil ve surette ön ihbara ve/veya ihtara gerek kalmaksızın söz konusu bilgileri değiştirebilir ve/veya ortadan kaldırabilir. Genel anlamda bilgi vermek amacıyla hazırlanmış olan işbu site kapsamı bilgiler hiçbir şekil ve surette Mesele Ekonomi YouTube kanalı herhangi bir taahhüdünü tazammun etmediğinden, bu bilgilere istinaden her türlü özel ve/veya tüzel kişiler tarafından alınacak kararlar, varılacak sonuçlar ve oluşabilecek her türlü riskler bizatihi bu kişilere ait olacaktır. Hiçbir şekil ve surette ve her ne nam altında olursa olsun, her türlü gerçek ve/veya tüzel kişinin gerek doğrudan gerek dolayısı ile uğrayacağı maddi ve/veya manevi zararı, kâr mahrumiyeti, velhasıl her ne nam altında olursa olsun uğrayabileceği zararlardan hiçbir şekil ve surette Mesele Ekonomi YouTube kanalı sorumlu tutulamayacaktır.
Anadolu'nun Şifacı Kadınları'nı konuk ettiğim programın bu haftaki konuğu Serpil Çakar. 1981 yılında Iğdır'da Azeri kökenli şifacı bir aileye doğan Serpil, daha küçük yaşlarda şifa yolculuğuna başladı. Iğdır'dan İzmir'e taşınmasıyla hayatında büyük bir kırılım yaşayan Serpil, 24 yaşına geldiğinde iletişim ajansında çalışmaya başladı. Ajans patronun kendisini reiki toplantılarına götürmesiyle reiki ile tanışan Serpil, farklı şifa teknikleri ile de çalışmaya başladı. Regresyon terapisiyle tanışan Serpil, Tülin Etmeyez ile çalışmaya başladı. Ardından yoga eğitimi için Hindistan'a giden Serpil, işten çıkarıldı ve Nepal'e gitmeye karar verdi. Burada yaptığı bir çalışmada kendiyle yüzleşen Serpil, seyahatini uzatarak bir yıl yolculuğunu uzatarak şifa yolculuğuna devam etti. Regresyondan, Geleneksel Çin Tıbbına, su terapisinden iç organ masajına kadar farklı eğitimler alan Serpil'in çalışmalarını ve paylaşımlarını https://www.instagram.com/butunsel_sifa_terapileri/ Instagram adresinden takip edebilirsiniz. Keyifli dinlemeler :)*****Nisan Ayı AŞK Buluşmasına Katılmak İster Misin?18 Nisan Cuma saat 20:30'de çevirimiçi (Zoom) gerçekleşecek buluşmamızda Sevgili Fulya Nanba ile AŞK Oyununda Sinir Sistemi Aktivasyonları, ardından Sevgili Aysu Erdoğdu ile farkındalıklı temas için elleri uyandırma yapacağız. Detaylar ve kayıt formuna aşağıdaki linkten ulaşabilirsin. https://forms.gle/TueUKWM1oCZTKT9q8*****Anadolu'nun Şifacı Kadınları'nı Desteklemek İster Misin? :)Hiçbir maddi destek almadan 5 yıldır gönüllü sürdürdüğüm bu programın içeriğini beğeniyor ve hayatına bir katkı sunduğuna inanıyorsan, beni ve programı maddi olarak da desteklemek istersen, https://kreosus.com/ask üzerinden ister aylık, ister tek seferlik katkı sunabilirsin :)*****Artık Anadolu'nun Şifacı Kadınları'nın Whatsapp Grubu var :)https://chat.whatsapp.com/D29r8vCHBN6ARYI6UTJtYpDuyuruları, geri bildirimleri paylaştığımız bu alanda olmak istersen, yukarıdaki linkten gruba dahil olabilirsin.*****Yazılarımı ve yolculuklarımı takip etmek istersen; https://www.instagram.com/didemmollaoglu/*****Anadolu'nun Şifacı Kadınları'nı aynı zamanda Spotify ve Apple Music'den podcast olarak dinleyebilirsin. https://open.spotify.com/show/312t5k7BqvGSv7c9l88Y6Z https://podcasts.apple.com/tr/podcast/anadolunun-şifacı-kadınları/id1519077215*****Ben Kimim? 2016'da tüm eşyalarını satarak çıktığı yolculukta henüz kendine doğru bir yolculukta olduğunu bilmiyordu. Ta ki yuvasından binlerce kilometre uzaklıkta Anadolu onu çağırana kadar. Yuvasına dönüşüyle birlikte kendi şifa yolculuğu başladı. Çünkü bir ağacın yeşermesi için önce köklerinin iyileşmesi gerektiğini biliyordu ve kökleri bu kadim topraklardaydı. Çıktığı bu yolculukta Maya Şamanizmden yogaya, yogadan tasavvufa uzanan farklı ilimlerin peşinden gitti, birçok eğitim aldı. Anadolu'nun Şifacı Kadınları'nı konuk ettiği bir podcast yapan Didem kendi deyimiyle Aşk'ı arayan bir aciz kul, yolcu. ***** Light Of Daytime by Vlad Gluschenko | https://soundcloud.com/vgl9 Music promoted by https://www.free-stock-music.com Creative Commons / Attribution 3.0 Unported License (CC BY 3.0) https://creativecommons.org/licenses/by/3.0/deed.en_US
Bu bölümde yeme bozukluklarında uzman koçlar ve psikologlar arasındaki farkı konuşuyoruz. Burada da belirtmek isterim ki ikisinin yaptığı iş tanımı farklı olup, biri diğerinin yerine geçmez. Koçluk ve terapistlik birbirini bütünler, biri diğerinin yerini tutmaz. Bana ulaşmak isteyenler iremwlazlo@gmail.com dan yada Instagram hesabım @antidietfoody den ulaşabilirler. Sağlıkla kalın, sevgiler. İrem
Varsayılan Ekonomi'de Bahadır Çelebi soruyor, Enes Özkan yanıtlıyor:Merkez Bankası faizi neden sabit tuttu?Bu yıl faiz indirimi olur mu?Yeni vergiler ne anlama geliyor?00:00 Giriş00:20 Fuat Keyman'ın vefatı02:48 Merkez Bankası'nın şu an "dişe dokunur" etkisi var mı?09:17 "Ekonomideki hatalar düzelir" ya sonuçları?14:38 "Merkezin faiz inadı üretimi düşürüyor" mu?21:58 "Kredi limitine vergi" ve diğer yeni vergiler25:20 Merkez Bankası faizi ne zaman indirmeli?27:30 Savunma Sanayi Fonu ve savunmada (özellikle hava) Türkiye ne durumda?35:25 Bu ortamda ev/araba almak mantıklı mı?36:50 Enflasyon %30'da katılaşır mı?40:00 Yurt dışı bireysel alışveriş sınırının 30 euro olmasıyla ne hedefleniyor?45:10 2025 BTC tahmini?47:06 Reklam kuşağı :)NOT: Friedrich Naumann Vakfı'nın desteğiyle yayınlanmıştır. Burada ifade edilen görüşler yalnızca konuşmacılara aittir. Bu görüşler Friedrich Naumann Vakfı'nın görüşlerini yansıtmayabilir.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/daktilo1984--5970640/support.
İnsanların alışkanlıkları ve davranışları onun kişiliği hakkında önemli ipuçları veriyor. Burada 12 davranışın hangi ipuçlarını verdiğini anlattım.
Olası-Kast'ta bu hafta Sinan Tartanoğlu, AKP'nin çift maaşlı gözde bürokratlarını anlatıyor. Dikkat! Burada çok fazla isim, çok fazla makam-mevki okuyacaksınız. “Aynı zamanda” sözcüklerini yan yana ve sık sık göreceksiniz. Tıpkı Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanlığı, Başdanışman, Bakan Yardımcısı gibi… Şirketler, yönetim kurulu üyelikleri havada uçuşacak. Yeteneği hissedecek, başarı merdivenlerini üçer beşer atlayanları öğreneceksiniz… Ama… Gözleriniz biraz olsun liyakat arayacak… Hak edenin haklı hikayesini duymak isteyeceksiniz. Bakalım istediğinize ulaşabilecek misiniz?