POPULARITY
Categories
Olur öyle. İnsanız. Boş bulunuruz. Münasebetsiz, ucunun nereye gideceğini o an hesap edemediğimiz bir patavatsızlık, bir hata yapabiliriz. Sonra pişman olur, özür diler ve bağışlanma dileriz.
Türkiye bizim canımız. Sadece bizim değil, büyük coğrafyanın da vatanı. Ona yönelik dostluklardan büyük sevinç duyarız. Ona yönelik düşmanlıklara korkunç öfke duyarız. Dostlarımızı başımızın üstünde tutarız. Düşmanlığımız da sınırsızdır. Bu temel eksenimiz hiçbir zaman esnemez, değişmez. Tarih buna tanıktır. İnsan tarihinin en keskin güç kırılmalarının yaşandığı, dostlukların ve düşmanlıkların birbirine karıştığı bu dönemde, kimler Türkiye'nin yanında kimler değil, çok ince detaylara kadar sorgulayacağız. Çünkü yeni bir tarih yolculuğu başlarken, biz yeniden yola çıkmışken, kimlerle yol yürüyeceğimize çok dikkatli bakacağız.
31.Sohbet“Yapılan öfke, Allah için olursa iyi sayılır. Başka sebeplerle duyulan öfke iyi sayılmaz. İman sahibi, hiddetini Allah'ın emri olmadan göstermez. Nefsi için hiçbir hiddete kapılmaz. İslâm dininin zaferi için hiddet eder; fakat nefsin arzusunu yerine getirmek için sertleşmez. İman sahibi, dinî emirlerin biri zedelenecek olursa sonsuz hiddete kapılır; onun hiddeti şiddetlidir. Evi elinden alınan bir kaplan, belki onun kadar hiddete gelemez. Şüphesiz, Allah Teâlâ da öfkelenir. İman sahibinin öfkesi, ilâhi öfkeye benzer. İmanı bütün olan Yaratan'ın darıldığı şeylere darılır, hoşlandığı şeylerden hoşlanır, sevinç duyar. Aslında nefsin için olan, fakat dışta Allah için olduğu görülen hiddeti etme. Sonra münafık olursun. Münafık olmasan bile benzersin. Allah için olan şey devamlı, ömürlü olur. Başkası için yapılacak hiddet az zaman durur, sonra geçer. Varlığını Hak yoluna vakfeden kimselerle ol. Onların kuvveti ile kuvvet bul. Görüşlerini onların görüşlerine uydur. Bunları yaparsan Yaratan, onları övdüğü gibi seni de över. Seni meleklere metheder. Daha başka tabirle, seninle övünür. Her şey zıddından ve sevmediği şeyden kaçar. Kuvvetler çeşitlidir. O zıtlar arasında kudsî kuvvetler ve onun karşısında kudsî olmayan kuvvetler vardır; sana düşen ilâhî kuvveti alıp aksini bir yana atmak. Varlığını Hak varlığı ile doldur. O kudsî varlığı yitirirsen, hiçbir şey bulman kabil değildir. Görürsün. Sonra yine O'nu görürsün. O'nun dışında varlık görmek mümkün olmaz. Yeter ki, varlığını temizlemen kabil ola. Neler görmezsin ki? Ancak temizlik şarttır. Bir padişahın katına dış pisliği ile girilmediği gibi mukaddes varlığa da derûnî kirle girmek mümkün değildir. İçin boşalmış, orayı aç kurtlar doldurmuş. Seni neylerler? Ruhunda bir inkılâp yap, temizle. Ancak bundan sonra şahın katına girebilirsin. Hak yakınlığı dehşet verir. Şayet bir dehşet duymuyorsan, sakın O'nun yakınlığından dem vurma, sonra yalancı olduğunu yüzüne vururlar. Kulların işiyle gönlünü eğlendirmektesin. Onların sana gelip el öpmelerini bekliyorsun. Onlar gelip bir şeyler versinler diye kapıda bekliyorsun. İstediğini yerine getirmedikleri zaman üzüntü duymaktasın. Övülünce yüzün gülüyor. Kötülüğünü söyleyen olursa yüzün buruşuyor. O büyükler Hak varlığında sakin olurlarsa, imanları artar. Kullara güvenir, onların geçici metalarına koşarlarsa perişan olurlar, imanları kuvvetten düşer. Ama onlar hiçbir zaman yaratılmışlara dayanamazlar. Yaratan'larına güvenirler, O'na tevekkül ederler. İstinat noktaları Hak'tır. O'ndan korkarlar. Bir şey bekleyecek olurlarsa yine O'ndan beklerler. Çünkü er geç gidecekleri yer orasıdır. Tevhid ehlidirler. Şirk yolunu bilmezler bile. Düşkün oldukları hâl budur. Tevhidleri kalplerinde yer etmiştir. Halkla sohbet eder, iyi geçinirler. Kendilerine karşı bir cahillik eden olsa onunla bir olmazlar. Hak Teâlâ onların bu vasfını şöyle anlattı: “Cahiller onlara söz attıkları zaman, selâm derler.” (el-Furkân, 25/63) Sus; cahillere yumuşak davran. Cahil kişinin yanlış hâli seni üzmesin. Onların tabiatında mevcut olan huysuzluk yüzünü buruşturmasın. Nefis ve şahsî arzularının sapık tezahürü seni üzmesin. Ama bir günah işledikleri zaman da susma, konuş. Hatalı işlere karşı susmak yasaktır. O zaman konuşmak ibadet sayılır. Gücün yeterse, iyiliği yaptır. Kötülüğe mâni ol. Bu babta kusurlu olma. O kapı bir hayır kapısıdır. Kendin için bir ganimet bil, içeri girmeye bak. Dünyanın ömrü nedir? Nimeti ne kadar sürer? Bir gün mevcut olan güzel hâli, ikinci gün oluyor mu ki? İman sahibi bunları iç âleminde sezer. Dünya çirkin huyludur. Elinde karası bulunur. Her sözü zehir taşır. Tadı hemen gider. Ve bir daha dönmez. Hiçbir vaadinin aslı çıkmaz. Ahdine vefa etmez. Ona güvenip üstünde köşkler kurmak, su üstünde ev yapmaya benzer. İman sahibi dünyayı tutmaz. Onda yerli olmayı aklına koymaz. Bu sebeple derecesini artırır. Hak irfanına sahib olur. Mahlûk şeyleri sevmez. Bu yüzden öbür âlemi de istemez.
Çavuşesku'nun Termometresi'nde, Ekin Keleş moderatörlüğünde Burak Bilgehan Özpek, İlkan Dalkuç ve Suat Kınıklıoğlu Kılıçdaroğlu'nun Butlan kararıyla CHP genel başkanlığına dönüşü sonrasında görev onayını, Özgür Özel'in parti kurma ihtimalinin olası sonuçlarını, Bülent Kuşoğlu'nun tartışıyor.NOT: İlkan Dalkuç katılamadı.00:00 Giriş00:30 İktidarım, yetkim var ama sorumluluğum yok 05:30 İttihatçılık söylemi Kılıçdaroğlu'nun her hamlesini aklama aracı13:58 Türkiye'de siyasete, siyasetçilere güven zaten yok gibiydi Mutlak Butlan'la alçak uçuşa geçti15:50 2028 sonrası, Erdoğan sonrası için muhalefetin dizaynı yapılıyor; Kuşoğlu'nun devlet aklı söyleminin altının boşluğu17:10 Devlette akil, aklı başında, aklıselim adamlar var diye inandım bir süre ama baktım ji ben daha akilim :)18:20 Türkiye'de her gün büyük büyük şeyler olmasının anketlere etkisi20:20 Özgür Özel mücadele etmek, elini taşın altına koymak zorunda CHP'de ya da yeni partide23:20 Özgür Özel ve ekibi 5 yıldır söylenen Mutlak Butlana karşı ne yapacaklarını 5 dakika düşünmemiş gibi23:20 Kılıçdaroğlu'nun boynundaki kelepçe: Sen yapmazsan yapacak olanı bulurum28:20 Siyasi analize gerek yok, bu psikolojinin konusu (K. Okuyan'ın "Analizi boş verin..." raddesine gelecekti Bozpek)35:50 12 ayda Butlan'a CHP'lilerin bakışındaki değişim37:25 Kılıçdaroğlu'nun yapmadığı hesap: Ata bindiğin gün, attan ineceği günün hesabı42:10 Türk tarihi, Türk halkı Kemal Bey'i iyi anmayacak, affetmeyecek48:40 Gaslighting strategist olarak Kemal Kılıçdaroğlu (Nagehan Alçı içerir)54:30 Kurtuluş, Kılıçdaroğlu'ndan kurtulmakla mümkün55:35 İsrail, Barrack, Trump, konjoktür vs. diye dış politika analizi yapıyorsun, yapma.57:30 Sonraki kurultay, önümüzdeki seçim falan yok: Bu yaz daha da sıcak olacak (siyaseten)⌨️━━━━━━━DAKTİLO1984 AİLESİNİN BİR PARÇASI OLUN!━━━━━━━⌨️
Guslün farziyyeti Kur'an-ı Kerim ile sabittir. Cenâb-ı Hâkk şöyle buyuruyor: "Cünüp olursanız iyice temizlenin." (Maide s. 6) Gusülde bedenin tamamını yıkamak farzdır. Efendimiz (s.a.v.)'in hanımı Meymune validemiz şöyle anlatıyor: "Resûlullâh (s.a.v.) ayakları dışında aynen namaz için abdest alır gibi abdest aldı. Ardından avret mahallini ve bedenine isabet eden yıkanacak şeyleri yıkadı. Sonra üzerine su döktü. Daha sonra ayaklarını uzatıp yıkadı." Buna göre gusül alan kişi önce ellerini ve avret mahallini yıkar, varsa bedendeki necaseti giderir sonra ayakları yıkamayı tehir ederek abdest alır. Daha sonra baştan başlayarak her defasında kuru yer kalmayacak şekilde bütün bedeni üç kez yıkar. Son olarak ayaklarını yıkar. Ayaklarını anlattığımız şekilde tehir etmesi gusledilen yerde ayaklara değecek şekilde müstâmel suyun birikmesinden ötürüdür. Eğer böyle bir durum söz konusu değilse tehir etmesi gerekli değildir. Suyu normal kullanmak yani ne çok israf etmek ne de çok az kullanmak, ilk yıkamada bütün azâları ovalamak, kimsenin görmeyeceği bir yerde gusletmek ve sonunda bir mendil (havlu) ile kurulanmak müstehâbtır. Yıkanmasında meşakkât olan yerler istisna edilmiştir. Dişler arasında ve diş kovuklarındaki kalıntıların çıkarılmasında meşakkât olduğundan en sahih görüş guslün sıhhâtine mani olmamalarıdır. Burunda sıvı haldeki sümüğün gusle mani olmayacağı, kuru olanın ise mani olacağı söylenmiştir. Aynı şekilde tırnaklar arasındaki macun ve benzeri yapışkan maddeler de gusle manidir. Toz ve topraklar ise gusle mani değillerdir. Abdest uzuvlarına yapışmış olan hamur, mum, çapak gibi şeyler gusle manidir. Pire veya sinek pisliği ise mani değildir. Su, saç diplerine ulaşırsa kadınların örgülü saçlarını açmalarına gerek yoktur. (Suâlli-Cevâplı İslâm Fıkhı, c.1, s.231-233)
Guslün farziyyeti Kur'an-ı Kerim ile sabittir. Cenâb-ı Hâkk şöyle buyuruyor: "Cünüp olursanız iyice temizlenin." (Maide s. 6) Gusülde bedenin tamamını yıkamak farzdır. Efendimiz (s.a.v.)'in hanımı Meymune validemiz şöyle anlatıyor: "Resûlullâh (s.a.v.) ayakları dışında aynen namaz için abdest alır gibi abdest aldı. Ardından avret mahallini ve bedenine isabet eden yıkanacak şeyleri yıkadı. Sonra üzerine su döktü. Daha sonra ayaklarını uzatıp yıkadı." Buna göre gusül alan kişi önce ellerini ve avret mahallini yıkar, varsa bedendeki necaseti giderir sonra ayakları yıkamayı tehir ederek abdest alır. Daha sonra baştan başlayarak her defasında kuru yer kalmayacak şekilde bütün bedeni üç kez yıkar. Son olarak ayaklarını yıkar. Ayaklarını anlattığımız şekilde tehir etmesi gusledilen yerde ayaklara değecek şekilde müstâmel suyun birikmesinden ötürüdür. Eğer böyle bir durum söz konusu değilse tehir etmesi gerekli değildir. Suyu normal kullanmak yani ne çok israf etmek ne de çok az kullanmak, ilk yıkamada bütün azâları ovalamak, kimsenin görmeyeceği bir yerde gusletmek ve sonunda bir mendil (havlu) ile kurulanmak müstehâbtır. Yıkanmasında meşakkât olan yerler istisna edilmiştir. Dişler arasında ve diş kovuklarındaki kalıntıların çıkarılmasında meşakkât olduğundan en sahih görüş guslün sıhhâtine mani olmamalarıdır. Burunda sıvı haldeki sümüğün gusle mani olmayacağı, kuru olanın ise mani olacağı söylenmiştir. Aynı şekilde tırnaklar arasındaki macun ve benzeri yapışkan maddeler de gusle manidir. Toz ve topraklar ise gusle mani değillerdir. Abdest uzuvlarına yapışmış olan hamur, mum, çapak gibi şeyler gusle manidir. Pire veya sinek pisliği ise mani değildir. Su, saç diplerine ulaşırsa kadınların örgülü saçlarını açmalarına gerek yoktur. (Suâlli-Cevâplı İslâm Fıkhı, c.1, s.231-233)
İstanbul'un fethinde maddi gücün yanında manevi güç de İslam ordusunun muzafferiyetinde büyük rol oynamıştır. Manevi yardım konusundaki örneklerden biri de şöyledir: Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s.) Hazretleri, bir perşembe günü öğleden sonra, aniden atının hazırlanmasını istedi. Atı hazırlanınca, atına binip, Semerkand'dan sür'atle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da kendisini tâkib etti. Biraz yol aldıktan sonra, Semerkand'ın dışında bir yerde talebelerine; “Siz burada durunuz” buyurdu. Sonra atını Abbas sahrasına sürdü. Mevlâna Şeyh adıyla tanınmış bir talebesi, bir müddet daha peşinden gidip tâkib etti. Abbas sahrasına varınca, atının üstünde sağa-sola gidip geldi. Sonra da birden bire gözden kayboldu. Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s.) daha sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sorduklarında; “Türk sultânı Muhammed Han (Fâtih) kâfirlerle harb ediyordu. Benden yardım istendi ve yardıma gittim. Allâhü Te‘âlâ'nın izniyle gâlip gelinip zafer kazanıldı” buyurdu. Fâtih Sultan Mehmed Han, Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s.) Hazretleri'nin gelişini şöyle anlatır: “İstanbul'u fethetmek üzere savaştığım sırada, harbin en şiddetli bir ânında Allâhü Te‘âlâya yalvarıp, zamanın kutbunun imdadıma yetişmesini istedim. O anda beyaz at üzerinde bir zât yanıma geldi. “Korkma!” buyurdu. Ben de; “Nasıl endişelenmeyeyim küffâr askeri pek çok” deyince, elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktığımda büyük bir ordu gördüm. “İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, kösün tokmağına üç defa vur. Orduna hücum emri ver” buyurdu. Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücuma geçti. Böylece düşman hezimete uğradı. İstanbul'un fethi gerçekleşti.” Fâtih Sultan Mehmed Han'ın, İstanbul'u fethederken cümle evliyânın ve rûhâniyetlerinin yardımını gördüğü pek açık bir hakikattir. (Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi, c.4 s. 134-135)
İki türlü de olur. Trump'ın Avrupa ve dünyadaki Amerikan askeri varlık ve taahhütlerini geri çekmesi, personel ve bütçe tasarruf politikalarıyla hayata geçse de, veya Kasım ayında Trump ara seçimleri kaybetse de tatsız ihtimal vücut bulabilir…
Bayram tatilinden bir gün önce Ankara'dan gelen haber tüm gündemi değiştirdi. Kamuoyunun uzun süredir konuştuğu CHP kurultayının iptaliyle ilgili davada mutlak butlan kararı çıktı. Türkiye gündemi bu karara kilitlendi.
Aparıcılar: DJ Fateh və Rəvan Bağırov
Söyleşi: Faruk EkiciDisiplinlerarası sanatçı Tuğçe Karaoğlan, yönetmen yardımcılığını da üstlendiği Halide Edip adlı müzikli oyunla izleyici karşısına çıkıyor. Oyun, Türk edebiyatının önemli isimlerinden Halide Edip Adıvar'ın hayatını ve dönemindeki kadın mücadelesini sahneye taşıyor.Petek Kırboğa'nın yazdığı ve Muharrem Uğurlu'nun yönettiği Asmalı Sahne yapımı eser, klasik bir biyografi formatının dışına çıkıyor. Halide Edip'in hikâyesi; yazarın kendi kaleme aldığı Handan, Aliye ve Rabia karakterleri üzerinden anlatılırken, dönemin savaş atmosferi müzik ve mizah unsurlarıyla birlikte işleniyor.Oyunda yazarın kendisini canlandıran Tuğçe Karaoğlan; operadan tiyatroya uzanan kariyerini, cephede asker, evde anne ve edebiyatçı olan çok yönlü bir tarihi figüre hazırlanma sürecini ve yüzyıl öncesinden bugüne kadın sanatçıların karşılaştığı benzer sorunları T24'e anlattı.KÜNYE:Oyuncular: Tuğçe Karaoğlan, Deniz İnanç, Ayşe Köksal, Ayça Aydoğan, Han Ergin, Usame Varol Proje Tasarımı ve Yazar: Petek Kırboğa Yönetmen: Muharrem Uğurlu Yönetmen Yardımcısı: Tuğçe Karaoğlan Dramaturg: İpek Erdem Müzikler: Buse Özgel, Tuğçe Karaoğlan Işık Tasarımı: Osman Ataseven Reji Asistanları: Şule Türkoğlu, Ezgi Dinler Afiş Fotoğrafı: Doruk Seymen Afiş Tasarım: Merai Erdoğan Yapım: Asmalı Sahne
ABD'de bir kişi bir camiye saldırdı ve bu saldırıyı yorumlamak için televizyonlar Siyonist hahamı davet etti. O da camiye yönelik saldırıyı psikolojik gerekçelere indirgedi. Bu, tuhaf bir durum. Tuhaflığı izah etmek için II. Dünya Savaşı'ndan sonra İngiltere ve ABD başta olmak üzere Batı dünyasında Oryantalist çalışmalara yön veren zihniyeti tam olarak analiz etmemiz gerekiyor. İsrail kurulduktan sonra özellikle Anglosakson dünyada Siyonist Oryantalistler İslam dünyasıyla ilgili çalışmalara yön vermişlerdi.
Günde 2.000 TL harcayıp 10.000 TL kazanırken, her şeyin harika gittiğini düşünürsünüz. E-ticaret panelinizde yeşil bildirimler arka arkaya düşer. Sonra o ölümcül kararı verirsiniz: "Madem 2.000 TL'ye 10.000 TL kazanıyoruz, bütçeyi 10.000 TL yapalım da günde 50.000 TL kazanalım!" O butona basarsınız ve ertesi sabah acı gerçekle yüzleşirsiniz: Satışlar çakılmış, o çok güvendiğiniz ROAS yerle bir olmuştur. Ajansınızdan veya danışmanınızdan ise o klasik savunma gelir: "Algoritma öğrenme sürecine girdi, 15 gün dokunmayalım..."Peki, işin aslı gerçekten bu mu?20 Mayıs 2026 tarihli 91. bölümümüzde, dijital pazarlamanın en kanayan yarası olan Reklam Bütçesi Ölçekleme (Scaling) konusunu masaya yatırıyoruz. CEO'ların, CMO'ların ve e-ticaret sahiplerinin bütçe artırırken düştüğü büyük tuzağı, algoritma matematiği ve tüketici psikolojisiyle filtresizce deşifre ediyoruz.Bu bölümde neler konuşuyoruz?Google ve Meta algoritmalarında "bakkal hesabı" neden çalışmaz?Yapay zekanın "açgözlülük kapanı" ve PMax (Performance Max) öğrenme süreciNöropazarlama: Bütçeyi artırdığınızda tüketicinin beyninde oluşan "Reklam Körlüğü" (Ad Fatigue)Türkiye e-ticaret pazarındaki artan tıklama maliyetleri (TBM) ve dikey ölçeklemenin (Vertical Scaling) zararlarıMakineyi bozmadan büyümek için 3 Altın Kural (%20 Kuralı, Yatay Ölçekleme ve UX Optimizasyonu)Ayrıca bu bölümde radikal bir kişisel kararımı paylaşıyor ve Anadolu Yakası'ndan Avrupa Yakası'na (Levent) taşınma serüvenimi de araya sıkıştırıyorum. Yeni ofis, yeni vizyon ve tabii ki yaklaşan bayramın coşkusu bu bölümde sizlerle!E-ticaret reklamlarınızda "öğrenme süreci" masalları yerine gerçek kârlılıkla ilgilenen bir partner arıyorsanız, markanızın matematiğine odaklanan ekibimizle tanışmak için joykek.com'u inceleyebilirsiniz. Eğitimlerimiz için ise joyakademi.com üzerinden Google Ads ve Meta Ads programlarımıza katılabilirsiniz.Videolu podcastlerimiz, sektör analizlerimiz ve tüm içeriklerimiz için platformlarda arama çubuğuna filtresizdijital yazarak ekosistemimize dahil olabilirsiniz. Eleştirilerinizi ve düşüncelerinizi paylaşmak için beni Instagram'da faruktoprakx hesabından takip etmeyi unutmayın.Şimdiden herkese iyi bayramlar, keyifli dinlemeler!0:00 - 1:24 - "Madem kazanıyoruz, bütçeyi artıralım" tuzağı ve çakılan satışlar1:25 - 3:18 - Yeni döneme hazırlık: Avrupa yakasına (Levent) taşınma kararı3:19 - 4:32 - Podcast'in yeni adı: Filtresiz Dijital ve SEO geçiş stratejisi4:33 - 6:21 - Algoritmanın "Açgözlülük Kapanı" ve Google PMax güncellemesi6:22 - 7:42 - Nöropazarlama: Reklam yorgunluğu (Ad Fatigue) ve amigdala7:43 - 9:16 - Türkiye pazarındaki acı gerçekler: ROAS illüzyonu ve artan TBM'ler9:17 - 11:24 - Filtresiz Strateji: Makineyi bozmadan bütçe nasıl ölçeklenir?11:25 - 12:41 - Büyümek kumar değildir: Veriyi okumak ve yeni iletişim kanallarımız12:42 - 14:02 - Joykek ile gerçek partnerlik, yaklaşan bayram kutlaması ve kapanış
Arapların 1948'de İsrail karşısında aldığı kitlesel yenilginin ardından, Suriyeli Hristiyan akademisyen Kustantîn (Constantin) Zurayk (1909-2000), aynı yılın ağustos ayında, hezimetin sebeplerine değindiği bir kitap yayınladı. Beyrut'ta basılan 96 sayfalık kitap “Ma'nâ en-Nekbe” (Felaketin Anlamı) adını taşıyordu. Zurayk'ın kullandığı “Nekbe” ibaresi, İsrail'in kuruluşuyla birlikte Filistinlilerin içine sürüklendiği felaketler silsilesinin özel adına dönüşecekti.
CHP, Türkiye'nin fiilen en büyük muhalefet partisi konumunda. Ayrıca son yerel seçimlerden de birinci parti olarak çıkarak bir iktidar alternatifi haline gelmiş durumda. Dolayısıyla da mevcut iktidarın değişmesini isteyenler için ilk başta ve en çok bakılan parti CHP. Biz CHP'yi bir düzen partisi olarak nitelendiriyoruz. Aynı zamanda onun bir sermaye partisi olduğunu söyleyerek sınıfsal karakterine işaret ediyoruz. Düzen muhalefetinin işi düzeni korumaktır! Sermaye muhalefetinin işi sermayenin istediğini iktidarda tutmaktır!Yani mevcut iktidarın ve düzenin değişmesini isteyen emekçi halka CHP'ye bakmayın, CHP'nin peşinden gitmeyin diyoruz. Çünkü bir düzen partisi muhalefette de olsa mevcut düzenin korunmasına öncelik verir. İktidar değişse bile düzen korunmalıdır. Tabii ki bu düzen sermaye düzenidir. Peki sermaye sınıfı mevcut iktidarın sürmesinden yana ise? İşte o zaman düzen muhalefeti, emekçi halk ne isterse istesin, kendi gücü ne olursa olsun o iktidarın değişmesinden de imtina eder.Mühürsüz seçimlerin sineye çekilmesinde, Ekmeleddin'den Kılıçdaroğlu'na Erdoğan'ın karşısına hep Erdoğan'ın istediği adaylarla çıkılmasında, 19 Mart sürecinde olduğu gibi halkın istibdada karşı tepkisinin soğurulup düzen içi pazarlıklarda koz olarak kullanılmasında hep bunu gördük. Her seferinde yeni ve daha büyük bir hayal kırıklığı. Ve CHP, düzen muhalefeti olarak görevine devam ediyor. Demirtaş'tan İmamoğlu'na istibdadın siyasi davalarının hâkim ve savcısı Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olmasının ardından Özgür Özel son derece yüksek perdeden, yolsuzluk iddialarıyla ortaya çıktı. Bir hafta on gün ortalık çalkalandı. Sonra işin peşi bırakıldı. Tıpkı daha önce Kılıçdaroğlu'nun Man Adaları yolsuzluk belgeleriyle ortaya çıkıp sonra kulağının üstüne yatması gibi.Ara seçim tartışması iktidarı sıkıştırmadı tam tersine muhalefeti söndürdü Ardından Özgür Özel'in ara seçim çıkışı geldi. Nisan ayı boyunca ara seçim tartışıldı. Özgür Özel, Anayasa'nın 78. Maddesi'ne işaret ederek mecliste boşalan sekiz sandalye için ara seçime gidilmesini teklif etti. İlgili maddedeki “ara seçim yapılır” ifadesini CHP zorunluluk olarak yorumlarken AKP-MHP tersi görüşteydi. Özgür Özel tüm muhalefet partilerini gezdi. Anayasa'nın 78. Maddesi'nde “üye tam sayısının yüzde 5'i” ifadesine atıfta bulunarak gerekirse 22 milletvekilini istifa ettiririm dedi. Bu sefer de AKP kanadı Abdülkadir Selvi'ye bir köşe yazısı yazdırdı. AKP ve MHP bu istifaları mecliste kabul ettirmeyerek 30 sandalyenin boşalmasına engel olacaktı. Özgür Özel “Siz ara seçime gideceğinizi açıklayın, çeşitli çakallıklarla bunu engellemeyeceğinize söz verin, 50-55 milletvekilini istifa ettirmeyen namerttir” diye üst perdeden bir çıkış daha yaptı. Hem AKP hem de MHP en üst seviyeden ara seçim gündemde yok açıklaması yapınca bir kez daha, günlerce süren hararetli tartışma fısss diye sönüverdi. Özgür Özel'e sorular…Özgür Özel bu çıkışla iktidarı köşeye sıkıştıracağını düşünürken, milletvekilleri istifa etse dahi ara seçimi dayatamayacağını bilmiyor muydu? Ortalama akıllı bir insan ancak karşısındaki isterse gerçekleşebilecek bir senaryo üzerinden muhatabını köşeye sıkıştırabileceğini düşünür mü? Hadi diyelim AKP ve MHP tamam dedi ara seçim yapıldı. Sadece boşalan sandalyeler için seçim yapılacağına göre, (yani çoğunlukla istifa eden CHP'li milletvekillerinin yerine tekrar seçim yapılacak) meclis aritmetiğinin iktidar aleyhine değişmeyeceği hatta iktidarın bazı CHP'liler yerine kendi milletvekili sayısını arttırabileceği belli değil mi?Çok geç olmadan düzen muhalefetinden kopun!
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: "Misafir ağırlamayan kimsede hayır yoktur". Peygamberimiz (s.a.v), bir gün deve ve sığır sürüsü olan birine uğrar. Fakat adam Peygamberimizi (s.a.v.) ağırlamaz. Sonra sadece bir kaç kuzusu olan bir kadına uğrar. Kadın Peygamberimiz (s.a.v.)'i ağırlayarak kuzu keser. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) buyurur ki: "Her ikisine bir bakınız. Bu huy Allâh'ın kudreti dahilindedir. Allâh kime iyi ahlâk bahşetmek isterse ona verir." Hz. İbrahim (a.s.), yemek yiyeceği zaman dışarı çıkar ve bir ya da iki mil kadar uzaklara giderek birlikte yemek yiyeceği birini arardı. "Misafir Babası" diye ün salmıştı. Peygamberimiz (s.a.v.)'e imân nedir diye sordular : "Yemek yedirmek ve herkese selâm vermektir" diye cevap buyurdu. Günâhlara kefaret olan ve derece yükselten amellerin ne olduğu sorulduğunda: "Yemek yedirmek ve halk uykuda iken namaz kılmaktır." buyurdu. Hacc'ın kâbul edilmesine sebep olan ibâdetlerin ne olduğu hakkındaki bir soruya ise: "Yemek yedirmek ve tatli dil" diye cevap buyurdu. Hz. Enes İbn-i Mâlik (r.a.): "Misafirin girmediği eve melek de girmez." buyurur. Yemek verenin fakirleri unutmaması hatta onlara daha öncelik tanıması, yakınlarınıda ihmâl etmemesi ve akrâbalık bağlarına zarar vermemesi gerekir. Yemek verenin dost ve tanıdıkları arasında gönül kırıcı bir ayrım yapması küskünlüğe yol acar. Bunlar yanında yemek verenin verdiği yemeği öğünme ve böbürlenme aracı olarak kullanmaması, onu dostlarının kalbini hoşnut etme vesilesi, mü'minleri sevindirme ve Peygamberimizin (s.a.v.)'in sünnetine uyma vesilesi bilmesi gerekir. İyilik, ancak güleryüz, tatlı söz ve geleni iyi karşılamak ile tamamlanır. (İmam Gazali, Kalplerin Keşfi, s.108)
Bizim kahramanlar uzun menzilli füze yaptılar. Hipersonik balistik füze. Menzil 6 bin kilometre. Adı Yıldırım Han. (Çok yakıştı bu isim.) Sürpriz oldu. Duyan gören baktı. Durdu, bir daha baktı. Sonra bir daha. İlk aşamada 2 bin kilometrelik menzilden en fazla iki katına çıkılabilir sanıyorduk. Bu şekilde yanılmak ne kadar güzel.
İkili Görüş'te İlkan Dalkuç ve Güvenlik Politikaları Araştırmacısı Burak Yıldırım İran-ABD savaşını, savaşın savunma sanayisine etkilerini, SAHA Expo 2026'yı ele alıyor.00:35 SAHA Expo'nun savunma sanayisi için önemi nedir?07:00 Savunma sanayisinde işinde gücünde olanlar ve "dışa dönükler"09:40 T-155 obüslerimiz satmaya kalksak havadan nakletmek için uçağımız yok13:00 Türkiye'nin envanterinde temel eksikler giderilmeden nükleer denizaltılar hayali kurması14:05 Savunma sanayisinin %80'i yerli, sözünün arka planı16:30 "Yıldırımhan"ın reklam edilmesinin amacı ne? (Üretilmesi değil, reklamının)18:20 Yıldırımhan'ın reklamı içerisi için iyi olabilir ama dışarısı için sadece kötü22:50 Titra'nın 100 dronluk ihracat anlaşması yapması, Yıldırımhan'dan daha önemli25:10 Kıtalararası balistik füze yapmaktan daha önemlisi uzaya uydu yerleştirmek26:20 Türkiye, bir propaganda saldırısı altında ve bu, Türkiye'nin çıkarına değil27:30 Türkiye'nin estetik İranlaşması29:20 Yıldırımhan maketi İsrail'in nasıl işine yarayacak?32:10 "Küreselleşme bitti, millî devletler yükselişte"34:20 Türkiye'nin askerî envanteri hâlâ asenkronik36:10 Türkiye, 30 yıl öncesinden daha az caydırıcı (Kardak'tan Datça'ya)38:30 Avrupalı liderler Çin'deki fuarlara gidiyor, Türkiye'dekine değil39:30 Silah satmak ahlaken sorunlu olabilir ama ciddi bir iştir; parayı verene satmamalısınız46:40 Türkiye silah ticaretinde öyle veya böyle bölgede rakipsiz ama...47:45 Yüksek performanslı jet motoruna dair54:10 Savunma sanayisi tam anlamıyla "uzun, ince bir yol"⌨️━━━━━━━DAKTİLO1984 AİLESİNİN BİR PARÇASI OLUN!━━━━━━━⌨️
"Tam Vaxtı" verilişinin bu dəfəki qonağı Memar-urbanist, "MANARCH" memarlıq studiyasının təsisçisi İlqar Manafsoy oldu.
Bir Hadîs-i Şerîf'te: “Kurbanınızı güzel ediniz. Zîra sizin kurbanlarınız, Sırat üzerinde bineklerinizdir” buyuruldu. Yine bir Hadîs-i Şerîf'te: “Dâvud (a.s.), “Yâ Rabbi, ben Muhammed (s.a.v.)'in ümmetinden, kurban bayramında kurban eden kimsenin sevâbı nedir?” diye münâcât eylediğinde, Allâhü Teâlâ: “O kimseye, kesilen kurbanın her kılı için on sevâb verilir, ondan on günâh silinir. Cennette derecesi on kat yükselir” buyurdu. Sonra yine Dâvud (a.s.), “kurbanın karnını yardığı zaman, sevâbı nedir?” dediğinde, Allâhü Teâlâ, “onu, açlık ve susuzluktan ve kıyâmet gününün şiddet ve korkularından emin ve selâmette olduğu halde, mezarından kaldırır. Ey Dâvud! O kurbanın her parça eti karşılığında, Cennet'te deve kadar büyük kuş, ayağı karşılığında bir Cennet burakı vardır. Bedenindeki her tüyüne karşılık Cennet'te bir köşk, başında her teli karşılığında hûr-i ayndan bir câriye vardır. Ey Dâvud! Sen bilmez misin ki, kurban binekdir. Kurban günâhları mahvedicidir. Belâları gidericidir. Ey Dâvud Sen ümmetine kurban ile emret. Zîra kurban, İbrahim (a.s.)'ın oğluna kesilme bedeli olduğu gibi, mü'minin Cehennem ateşinden kurtulması için de fedâ ve bedeldir” buyruldu. Hz. Alî (r.a.) bir gün Meryem Suresi seksen beşinci âyetini okuyup sonra: “Âyet-i kerîmedeki müttakîler, kıyamet günü seçilmiş atlar üzerine binerler. O güzel atları kurbanlarıdır. Müttakîler öyle binekler üzerinde getirilir ki, kimse onlar gibisini görmemiştir. Üzerlerinde altından eyerler vardır. Yuları zeberceddendir. Müttakîler kafilesi bu bineklerle cennete girerler. Hattâ cennetin kapısını çalarlar” buyurmuştur. (Hz. Seyyid Abdulkâdir Geylani, Gunyetü't-Tâlibin, s.350)
Foreign Affairs dergisinin Mart-Nisan sayısında realist okulun önde gelen ismi Stephen M. Walt imzasıyla yayınlanan ‘Yırtıcı Hegemon: Trump'ın İktidarı Kullanış Biçimi' başlıklı makale, Trump'ın dış politikası yaklaşımını anlamak açısından son derece açıklayıcı önemli bir perspektif sunuyor.
Ayet ve hadislerde bildirildiğine göre muhakkak ki kafire ve küfri nifak işleyen kimselere sonsuza dek sürecek azap vardır. Ahmed b. Hanbel'in Bera b. Azib'den rivayet edip Ebu Uvane'nin "Kabir sualleri hakkında" adlı kitabında sahih dediği uzunca hadisin son kısmında: "Sonra onun (kabirde azap gören kişi) için ateşten bir delik açılır. Kıyamete kadar bu delikten o kişiye duman ve azap gelir." Başka bir rivayette de şöyledir: "Sonra onun (kabirde azap gören kişi) için sağır, dilsiz ve kör bir adam gelir. Onda demirden bir çubuk vardır. Onunla bir dağa vursa dağ un ufak olur. Bu çubukla ölüye bir darbe vurulur ve ölü paramparça olur. Sonra kabirdeki adam eski şekline döner, ve azap bu şekilde tekrarlanır." Bu konuda bildirilen ayetler şunlardır: "Onlar (kafirler) ateşten çıkmayacaklardır." (Bakara s. 167) "Deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete girmeyecekler." (A'raf s. 40) "Onlar tam olarak ölmezler. Onlardan azap da hafifletilmez. Kafirleri işte böyle cezalandırırız." (Fatır s. 3)" Toprağa sıkıştır denilir. O, ölü üzerine kapanır ve ölünün uzuvları, birbirine geçer. Allâh onu yattığı yerden diriltinceye kadar ona bu şekilde azap edilir. Tirmizi'nin Ebu Said'den rivayet ettiği hadis şöyledir: "Yer onun üzerine kapanır ta ki uzuvları birbirine geçinceye dek. Ona yetmiş tane ejderha hazırlanır. Onlardan her biri yeryüzüne bir üflese ondan hiçbir şey kalmaz. İşte bu ejderhalar o ölüye hesap için tekrar dirilinceye dek ateş püskürtüp tırmalar." Bu haberlerin verdiği ortak mana ise kafirlerin her birine değişik şekilde azap edilmesidir. (İbn Hacer Askalani , Kabir Alemi , s.1)
Mohave Çölü'nün tam ortasında, asfalt yoldan 19 km uzakta, kimsesiz bir patikanın sonunda duran bir telefon kulübesi hayal edin. 1948'de maden işçileri için kurulan bu kulübe, onlarca yıl sessizliğin içinde kaldı — ta ki 1997'de Godfrey Daniels adlı bir adam, eski bir dergide bu numarayı görene kadar. Daniels tam bir ay boyunca bu numarayı aralıksız çevirdi. Sonra bir sabah karşıdan ses geldi...Bölümü beğendiyseniz yorum bırakmayı ve çevrenizle paylaşmayı unutmayın — algoritmalardan güçlü olan şey hâlâ meraktır.
Sabır iki kısımdır: 1. Bedenî olan sabır. Meselâ, bedene güç şeyleri yüklemek ve bunlara katlanmak gibi. Bu da, ya güç şeyleri yapmak gibi fiil ile olur veyahut da şiddetli dayağa ve büyük bir acıya katlanmak gibi, sıkıntılara göğüs germekle olur. 2. Ruhanî olan, manevî sabır Bu da nefsi şehvet ve tabiatın iktizası olan ve arzu duyulan şeylerden alıkoymaktır. Sonra bu manevî sabır, eğer mide ve fere şehvetine karşı bir sabır olursa "iffet" diye adlandırılır. Eğer arzu olunmayan şeylere katlanmak hususunda olursa, kendisine sabredilme ihtiyacı duyulan kötü şeylerin değişmesiyle, insanlarca buna verilecek isim de farklı farklı olur. Eğer bu sabır, bir musibete karşı olursa, "sabır" işte ancak buna denilir; feryat figan etme ve sabırsızlık gösterme, sızlanma ise "cez" ve "hel" denilen bir hal olup sabrın zıddıdır. Bu sabırsızlık da, hevânın kişiyi sesini yükseltmeye, yüzünü gözünü dövmeye, üstünü başını parçalamaya sevkettiği şeye denilir. Eğer bu ruhanî sabır zenginlik hususunda olursa, kendine hakim olma diye isimlendirilir. Şımarıklık durumu bunun zıddıdır. Eğer bu manevi sabır harb ve savaş hususunda olursa, buna "şecaat" denilir ki, bunun karşıtı korkaklıktır. Eğer sabır, öfke ve kızgınlığı bastırma, yenme hususunda olursa, buna "hilm" denilir ki, bunun karşıtı da hafif meşrebliktir. Eğer bu sabır çeşidi, bolluk içinde yaşamaya karşı yapılırsa, buna "zühd" denilir; bunun zıddı da hırstır. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c. 4, s. 86-87)
“Sonra yavaş yavaş kayıtsızlık gelip oturuyor böğrüne ruhunun. Kayıtsızlık. Kâinat içinde varlığını hiçliğin içinde yitirmek. Derin bir anlamsızlık. Varlık ile yokluğun farkının silindiği o sınır bölge, bir nevi araf. Varolmak yakıcı; yokluk daha da yakıcı. Yokluk, soğuğun yaktığı gibi yakıyor: Görünmez, sessiz, içten, usul usul. Varlık ise gürül gürül yanan bir alev gibi.
Önceki birkaç yazımda “İnsan nedir?” sorusu ekseninde, idrakin ve güçlerinin varlık mertebelerini, İslamî tasavvur planı içinde edebiyatla irtibatlandırarak ele almaya çalışmıştım.
Yakından takip edilen Gülistan Doku soruşturmasının genişleyerek devam edeceği belirtiliyor. Sosyal medya düzenlemesinin önemli ayrıntıları belli oldu; hesap açmak için TC numarası verilecek. Merkez Bankası faizi sabit tuttu, Bakan Mehmet Şimşek ekonomik programı eleştirenlere yanıt verdi. Hürmüz Boğazı'nda ise gerilim yüksek. Haber yoğunluğunda kaybolmak istemeyenler için gündemin öne çıkan başlıklarını özetledik...
Bizim kuşak, 80'li yıllar ve öncesi doğumlular, internetsiz zamanları bilen son nesil. Sarı kulübelerdeki jetonlu telefonların önünde sıra beklediğimiz günleri, çevirmeli ev telefonlarının başında çalmasını beklediğimiz akşamları hatırlıyoruz. Haber almak için gazete bayisine gitmek, birine ulaşmak için sabretmek zorundaydık. Sonra bir anda dünya hızlandı. Tuşlu telefonlar çıktı, internet evlere girdi, gazeteler ekranlara taşındı. Hayat kolaylaştı sandık. Oysa fark etmeden başka bir şey oldu: Sabır gitti, mesafeler kalktı, sınırlar silindi. Farkına varmadan, kimliğin saklanabildiği, sorumluluğun ortadan kalkabildiği yeni bir dünyanın kapısını araladık.
Yedikten sonra gelen o tanıdık his… suçluluk.Bu bölümde yemekle ilgili suçluluğun ne olduğunu, nereden geldiğini ve neden bu kadar yoğun hissedildiğini konuşuyoruz.Suçluluk ile utanç arasındaki farkı, yeme bozukluğunun bu duyguyu nasıl çarpıttığını ve bizi nasıl bir döngüye soktuğunu birlikte açıyoruz.En önemlisi de, bu duyguyu “düzeltmeye” çalışmak yerine onunla nasıl kalabileceğimizi ve kendimize nasıl daha şefkatli yaklaşabileceğimizi ele alıyoruz.Eğer yemek yedikten sonra gelen o iç sıkışmasını çok iyi tanıyorsan… bu bölüm sana iyi gelecektir. Sağlıkla kalın, sevgiler.
Salt Galata'da 3 Mayıs'a kadar süren 'Toprakaltı' sergisi, Çernobil sonrası Karadeniz çayında tespit edilen radyoaktif kirliliği, iki bilim insanının araştırmaları üzerinden bugüne taşıyor.
Ekonomik yaklaşımımız bir yılan oldu. Büyüdü, gelişti, semirdi. Sonra imkânları kendine dar geldi, kendi kuyruğundan kendini kemirmeye başladı. Devam etse aza kaybından, dursa açlıktan telef olacak. İşte tokuşmacı rekabetin insanlığı getirdiği nokta. Bu denklemi bozmalıyız. Bir zengin üretmek için binlerce fakir üretmenin sonunu getirmeliyiz. Yakın tarihin buraya kadarki kısmında başvurduğumuz iktisat bilgisinin emrine girdiği finans kapitalce başarı addedilen şeyi...
Fethu'l-Kadîr'in Bulak baskısı 5. cilt 457. sayfasında İbnu'l- Humâm: Önce mücehid olmayan müftünün, fetva vereceği zaman, sorulan soru ile ilgili bütün ictihadları (mezhenleri) nakletmesi gerekmediğini, birini nakletmekle yetinebileceğini ifade ediyor. Sonra fetva soran kimseye, meselesiyle ilgili farklı ictihadlar nakledildiğinde “gönlüne yatan, daha doğru olduğuna kanaat getirdiği vb. mezhebe göre amel eder” diyenlere karşı şunu söylüyor:
ABD ve İsrail'in birlikte komşumuz İran'a açtığı savaş, Trump'ın iktidara gelmesinden bu yana dış politikada en büyük sendelemesinin yolunu döşedi. Venezuela'da Devlet Başkanı Maduro'yu tereyağından kıl çeker gibi kolayca ele geçirip onun yönettiği hükümeti bütünüyle kendi yanına alması, tarihî ölçekte başarılı bir operasyon oldu. Tabii çok riskli bir operasyon, Venezuela'da bir süre sonra büyük patlamalara yol açabilir. Ama şimdilik işler tıkırında. O kaleyi düşürünce Küba'yı sıkıştırmak için en önemli kozu, Venezuela petrolü üzerindeki kontrolü de eline geçirdi. Ama İran'da bir ayı çoktan geçen bir savaşta ABD-İsrail korsanlar kampı tokat üstüne tokat yiyor. Hepimiz seviniyoruz ama bizim gördüğümüz kadarıyla kimse şu soruyu ciddi biçimde sormuyor: İran'ın kolay lokma olmadığını bizim kadar onlar da biliyordu. O zaman savaş neden?Devrimci İşçi Partisi, daha savaş çıkmadan kaleme alınan bir bildiriyle bu savaşa toptan karşı çıktı. Sonra ilk gün ABD İstanbul Başkonsolosluğu'nun önünde savaşı lanetledik. 22 Mart'ta o gün var olan bilgiler ışığında savaşın bütün önemli yanlarını ortaya koyan bir bildiri yayınladık. Ama şimdi ABD-İsrail savaşının dezenformasyon amaçlı açıklamalarla (“biz saldırmasak İran saldıracaktı”, “İsrail zaten saldıracaktı, o zaman daha da kötü bir durum doğacaktı” vb.) kasıtlı olarak karanlıkta bırakılmış olan gerçek nedenini biliyoruz.New York Times gazetesi, tam da bizim son bildirimizin yayınlandığı 22 Mart günü, en kıdemli muhabirlerinden birinin imzasını taşıyan, ama buna rağmen kimsenin çok dikkat etmediği, yaygın tartışmaya açılmayan bir haber yayınladı. Bu savaşın nedeni, daha sonra yeni belgeler ortaya çıkmadıkça kesin olarak biliniyor: İsrail'in dış istihbarat örgütü Mossad'ın önce Netanyahu hükümetini, ardından Ocak ayının ortasında Washington'u ziyaretinde ABD yetkililerini, savaş başladığında İran'da ayaklanma olacağına inandırması. Yani onların her dakika kullandığı deyimle “rejim değişikliği”. Bilimsel adıyla söylersek İran'da iktidarın çökertilmesi. Diyeceksiniz ki bu zaten biliniyor. Hayır, sadece kıyısından köşesinden sızan belirtileri biliniyor. Savaşın Mossad'ın savaşı olduğunu ve bütün varsayımının bu ayaklanma olduğu bilinmiyordu. Bir düzine Amerikan ve İsrail yetkilisinin demeçlerine yaslanan haber, ayaklanma beklentisinin savaşın gerçek nedeni olduğunu delilleriyle ortaya koyuyor. Bırakın ayaklanmayı, İran halkından hükümete karşı en ufak bir muhalefet belirtisi bile görülmeyince, önce Trump'ın, ardından Netanyahu'nun Mossad'a nasıl öfkelendiği, ama İsrail başbakanının ümidini en azından üçüncü hafta sonuna kadar tam olarak yitirmediğini kanıtlarıyla gösteriyor.Bu mesele bizi, Türkiye'nin emekçilerini ve ezilen kitlelerini yakıcı şekilde ilgilendiriyor. Zira bu ayaklanmanın iki ayrı biçimi planlanmış durumda. İlki Aralık sonu-Ocak başı yaşanan türden bir kitlesel kalkışmanın yeniden yaşanması beklentisi. Bunun neden gerçekleşmediğini Trump da, güya onun muhalifi olan New York Times gazetesi de halkın korkusuna yoruyor. Bunda bir gerçek payı olduğu, bir ülke savaştayken ayaklanma başlatmanın bir katliama yol açabileceği doğrudur ama işler bu kadar basit değil. En bilinen örnekleri hatırlatacak olursak 1917 Şubat ayında Petrograd'ın yoksul kadınları ve ardından bütün işçileri, 1918'in Kasım ayında ise Almanya'nın işçi sınıfı dünya savaşının orta yerinde ayağa kalkarak sırasıyla Çar'ı ve Kayzer'i devirdi. İranlılar bunu yapmıyorsa, bunun en azından bir nedeni, Çar ve Kayzer'den farklı olarak mollaların haklı bir savaşı yönetmekte olduğudur. İran halkı onurlu bir halktır, 1979'da yüzlerce binlerce ölü vererek Şah'ı devirmiştir. Ama şimdi, karşı olduğu hükümetin, ülkeyi emperyalistlere ve Siyonistlere karşı savunduğunu biliyor. Bu bize de ders olsun! Ama NATO üyesi Türkiye'nin kolay kolay kendini İran'la aynı durumda bulması düşük mü düşük bir olasılık. Meselenin bizi doğrudan ilgilendiren yanını savaşın birinci haftasında yapılan tartışmalardan dolayı herkesin bilmesi gerekir.
Türkiye gündeminde önemli başlıklar var. Gülistan Doku'nun kaybolmasından 6 yıl sonra cinayet soruşturması açıldı, 13 gözaltı kararı verildi. Siverek'te bir lisenin eski öğrencisi okula silahla saldırdı, 16 kişiyi yaraladı, intihar etti. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'a soruşturma izni verildi. MHP lideri Devlet Bahçeli 'Ara seçim yok' dedi, CHP lideri Özgür Özel Meclis Başkanı Kurtulmuş'u işaret etti. ABD - İran savaşında bir yanda diplomasi, bir yanda abluka var. Haber yoğunluğunda kaybolmak istemeyenler için gündemin öne çıkan başlıklarını özetledik...
Aparıcılar: DJ Fateh və Rəvan Bağırov
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Ramazan ayı geride kalırken bu bölümde Emin ve Ömer, Ramazan'ın onlara neler öğrettiğini konuşuyor. Evlerde başlayan Ramazan süslerinden camilerdeki mahyalara, iftar sofralarından Ramazan pidesine kadar bu aya özgü gelenekleri ele alıyorlar. Bölümün sonunda ise bayram anılarına, bayram harçlıklarına ve eskisiyle bugünü kıyasladıkları bayram kültürüne değiniyorlar. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Bölümde bahsettiğimiz mahya örneklerinden bazıları
İran'ı Anlamak serisinde ikinci bölüm yayında.Kaçar Hanedanı'nın sonu gelecek ve İran 1906'da anayasal düzene geçmek için ilk adımı atacak.Rusların kurduğu Kazak Tugayı yeni Meclis'i bombalayarak anayasa girişimlerini sona erdirecek.Sonra yeni bir dönem başlayacak: Darbe yapan Rıza Pehlevi şahlığını ilan ederek Pehlevi Hanedanı dönemini başlatıyor.Sonra İran Nazilerle iş birliğine başlıyor. Ve arkasından İngiliz-Rus işgali geliyor.İyi dinlemeler.Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBir de bu sezon spor basınımızda apayrı yeri olan, ben ustam olarak kabul ettiğim Yiğiter Uluğ'la T24'ün Youtube kanalında bir spor programına başladık. Korkmayın, sadece futbol konuşmuyoruz. Hele sahadaki skorları, maçları hiç konuşmuyoruz. Yeni Haller tadında spor sohbeti isteyenler için:Yiğiter Uluğ ve Eray Özer'le GazozunaBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
İkili Görüş'te Dr. Bahadır Çelebi, Araştırmacı-Yazar Dr. Mehmet Akif Koç ile yedinci gününde İran savaşının gidişatını ve "İran'dan sonra sıra Türkiye'de" tartışmasını değerlendiriyor.00:00 Giriş01:40 Uluslararası hukuk çöp oldu; gücü isteğine denk olan yaşadı (mı?)05:50 Faz faz ABD/İsrail-İran çatışmaları: Düşürene kadar vuracaklar11:05 İran'ın (ve Türkiye'nin) nükleer silaha sahip olması gerekiyorSıra Türkiye'de (gelecek, geliyor, geldi bile) söylemine dair16:50 Realist açıdan: Sıradaki Türkiye mi? (ABD'nin her istediğini yapıyor zaten, 'sıra'da değil)38:10 F-35 ve S400 meselelerine dair40:50 Akkuyu Nükleer Santrali meselesi ve konuşturulmayanlar44:10 Madem Türkiye "ABD'nin şemsiye altında" Naftali Bennett neden "Sıra Türkiye'de" diyor?51:00 ABD/İsrail, Türkiye'yi savaşa yanlarında dahil etmek isterse ederler, ekstra çabalamalarına gerek yok52:50 İran Ortadoğu'daki kendisi dışındaki 3 aktörün de ayağına basıp durdu ve...59:10 Mücteba Hamanei meselesi ve nasıl ayetullah olunur? Nasıl hüccetü'l-İslam olunur?01:21: 10 Habib halkası ve İbrahim Reisi'nin ölümü01:27:25 Mehmet Akif Koç'un "Stalin" kitabı çıkıyor; 2026 yazı çizi takvimi nasıl?01:31:20 İran'da rejim içten/dıştan yıkılır mı? (seküler devrim, çok etnili ayaklanma, kara harekatı ve...)01:48:10 İran'ın halihazırdaki silah altındaki personel sayısı 1 milyon civarında; bu ne anlama geliyor?02:00:00 İran'daki katı/ılımlı ayrımı temel konularda değil nüanslarda02:04:00 "Zamanlama manidar" ABD/İsrail neden "şimdi" saldırdı?02:06:30 Mehmet Akif Koç ile otobiyografik mini sohbetDaktilo1984'e daha fazla destek olmak için KATIL üyesi ol:https://www.youtube.com/channel/UCWyDy24AfZX8ZoHFjm6sJkg/joinBizi Patreon'dan Destekleyin
“Savaşın daha yıkıcı aşamasına geçmedik” *İran lideri Hamaney'in ölümünün ardından İran'da kararları kim alıyor? *İran bundan sonra nasıl bir politika izleyecek? *Ne kadar sürmesi bekleniyor? *İran'ın Türkiye'ye saldırması ihtimal dahilinde mi? Siyaset Bilimci Arif Keskin yanıtladı. Gülseven Özkan'ın söyleşisi Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Avustralyalı siyasiler, Cumartesi günü İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyona desteklerini açıkladı. ABD ve İsrail, 12 ay içinde ikinci kez İran'a koordineli saldırılar düzenledi. ABD Başkanı Donald Trump, bu saldırıları İran yönetimini devirmek için "büyük ve devam eden" bir operasyon olarak nitelendirdi. İran'ın ruhani liderinin saldırılarda ölmesi sonrası ülke komşu ülkelere yönelik kapsamlı bir füze ve İHA saldırısı başlattı.
Aparıcılar: DJ Fateh və Rəvan Bağırov
“(Kalbi) ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenindurumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu?İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.” (En'am 122)“Ehl-i Me'ânî (Dil bilginleri) şöyle demişlerdir: "Kâfirler, şu ayetlerde, "ölü" olarak tavsîf edilmişlerdir:"(Onlar) diri değil, ölülerdir. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler" (Nahl, 21); "Şüphesiz sen (EyMuhammed), ölülere duyuramazsın" (Neml, 80); "Kör ile gören bir olmaz" (Fâtır, 19) ve “Dirilerle ölülerbir olmaz" (Fâtır, 22). Binaenaleyh küfür bir nevi ölüm, kâfirler de "ölüler" kabul edilince, hidayet bir nevî hayat, hidayete erenlerde "diri kimseler" kabul edilmiştir. Küfür (inkâr), bir nevi ölüm kabul edilmiştir. Çünkü o bir cehalet(bilgisizlik)tir ve cehalet şaşkınlık ile durmayı gerektirir. Bundan dolayı küfür, hareketsiz kalmayı gerektirenbir ölüm gibi olmuş olur. Ölen kimse de tıpkı bunun gibi, herhangi bir şeye ulaşıp onu elde edemez. Cahil de,bir çeşit ölü gibidir. Hidayet ise, bir ilim ve basirettir. İlim ve basiret, kurtuluşa erme ve rüşd sebebidir.Kâfirin durumu ayette, "İçinden çıkamaz bir şekilde karanlıklarda kalan kişi gibi mi?" ifadesi ile anlatılmıştır.Âyetteki, “içinden çıkamaz" ifadesinde şu şekilde aklî bir incelik vardır: Bir şey devamlı olarak başka birşeyle birlikte bulunursa, o onun kendisi ve ondan ayrılmayan bir sıfatı gibi olur. Binaenaleyh kâfir devamlıcehalet ve kötü ahlâk karanlıkları içinde olursa, o karanlıklar, sanki kendisinden uzaklaştırılamayan zatı veayrılmaz sıfatları gibi olur. Bu hale düşmekten Allah'a sığınırız. Hem sonra karanlıklar içerisinde kalan kimse,faydasına olan herhangi bir şeye ulaşamaksızın, şaşakalır. Böylece de o kimseye korku, feryâd, acziyyet veorada kala kalma hakim olmuş olur.İbn Abbas şöyle demektedir: "Henüz Hazret-i Hamza'nın iman etmemiş olduğu bir sırada, Ebu Cehil Hazret-iPeygamber'e bir deve tersi, (kığısı) atar.. Derken Hazret-i Hamza, yayı elinde olarak avdan döndüğü birsırada bunu duyar. Bunun üzerine Ebu Cehil'e yönetir ve yayıyla onu sıkıştırarak başına vurmaya başlar.Derken Ebu Cehil ona, "O'nun getirdiği şeyi görmüyor musun? Akıllarımızı hiçe çıkardı; ilahlarımıza sövdü,tenkid etti!" dedi. Bu söze karşılık Hamza, "Siz insanların en beyinsizisiniz; Allah'ı bırakıp taşlaratapıyorsunuz. Ben şehadet ederim ki, eşi benzeri olmayan, bir olan Allah'tan başka bir ilah yoktur! Yineşehadet edirim ki, Hazret-i Muhammed O'nun kulu ve elçisidir" dedi. İşte bu hadise üzerine, bu âyet-ikerime nazil oldu."Mukâtil şöyle demektedir: "Bu âyet, Hazret-i Peygamber ile Ebu Cehil hakkında nazil olmuştur. Bu böyledir,zira Ebu Cehil, "Şerefte Abd-i Menâf oğullan bizi sıkıştırdı; öyle ki biz, aynı gaye uğruna yarışan iki kimse gibiolduk.. Abd-i Menafoğulları, "Bizden, kendisine vahyolunan bir nebî çıktı!" diyorlar. Allah'a yemin olsunki, ona gelen vahiy bize de gelmediği sürece, biz ona inanmayız" der. İşte bunun üzerine bu âyet nazil olur.Cenâb-ı Allah, gerek daha önceki, gerek bundan sonraki ayette bu müzeyyinin sadece kendisi olduğunu açıkolarak belirtmiştir. Daha önce geçmiş olan âyet, "Allah'tan başkasına ibadet edenlere sövmeyin. Sonraonlar da haddi aşarak bilmeksizin Allah'a söverler. Biz her ümmetin yaptıklarını (kendilerine) öylece hoşgösterdik" (En'âm, 108) ayetidir. Sonra gelecek olan ayet de, "Her şehir ve kasabada, oralarıngünahkârlarını, o yerlerde hilekârlık etsinler diye, büyük adamlar yaptık" (En'âm, 123) buyruğudur."İnsanların yaptığı sınavlarda üç yanlış bir doğruya götürür üç günah bir iyiliği siler. Allahın yaptığı sınavda isebir doğru on yanlışı götürür 11 soru soruldu on tanesini yanlış cevap verdin ama bir tanesine doğru cevapverdin Allahın yaptığı sınavda o doğru cevabın on tane yanlışı götürür. Kur'an ayeti şöyle der:
1981'de işlenen basit bir market soygunu, sahibi Carol Morgan'ın canına mal olmuştu. Fakat bu aslında bir soygun değil, incelikle planlanmış bir cinayetti. O kadar iyi planlanmıştı ki katilin ortaya çıkması 43 yıl sürdü. Takıntılı bir polis dedektifi, 40 yıl önce öldürülen bir kadın için adalet sağlamaya karar verince, yılların üstünü örttüğü bütün sırlar açığa çıkmaya başlayacak. Sunan: Sezgi Aksu Hazırlayan: Elif Danyal Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal Yapımcı: Podbee Media Canlandıranlar: Dedektif Foster: Robar Adar Özdemir Jane Bunting: Hazal Beril Çam Allen Morgan: Metin Bozkurt Charlotte Morgan: Şevval Balkan Polisler: Umut Coşkun, Ada Suay Tekdal Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
#beşerimünasebetler
Siyaset, yargı ve dünya derken yoğun bir gün daha bitiyor. Çözüm sürecinde yeni soru: Takvim nasıl işleyecek? Ramazan'da okullarda düzenlenecek etkinlikler ve “laiklik bildirisi” siyasette yeni bir tartışma başlattı. Casperlar çetesine operasyon polislere uzandı... ' Trump yönetiminin İran'a yönelik saldırı planı iddiaları konuşulurken, Epstein dosyasında eski Prens Andrew'u gözaltına alındı. Haber kaosunda boğulmak istemeyenler için gündemdeki gelişmeleri özetledik. Buyurun, başlayalım… Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
İkili Görüş'te İlkan Dalkuç, konuğu yazar Çağlar Karakış ile Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu'nun raporunu ve sonuçlarını, Münih Güvenlik Konferansı'nı değerlendiriyor.00:00 Giriş00:30 Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu aslında 2004'te kurulmuştu diyebiliriz03:10 Süreç''in aktörleri bu kez daha kararlı ama halkta o kadar karşılığı yok08:40 Komisyonlar toplanır, İmralı'ya gidildi, silahlar yakıldı. Sahaya nasıl yansıdı?13:00 Süreç'in en temel noktası: Asgari değil azami müşterek14:10 Anayasal/değişikliklerin yapılması çok zaman almayacak18:10 Genel Kürt kamuoyunda, DEM Parti seçmeni Süreç için ne düşünüyor?23:40 Rapor'daki bazı kelimelerin kullanım sıklığından hareketle... (terör, kardeşlik, barış)27:20 Süreç al çözümü ver adaylığı ile mi çözülecek?31:10 İyimser olmak için, iktidarın yumuşayacağı iddiası için bir gerekçe göremiyorum40:05 Türkiye'de demokrat kesimler birbirini kırmamalı49:20 Pembe tablodaki kara leke: Emekli maaşı 20 bin, "dul" 17 bin 900, engelli 3 bin 500 lira56:00 Türkiye'de en milliyetçi aktör olarak Erdoğan algılanıyor58:00 Erdoğan'ın sonraki seçimde yetkiyi alıp da bozabileceği başka ne kaldı?01:00:00 "Barış' yarına kalmaz; hangi kombini giysem" diye düşünmüyorum ama sanıldığı kadar uzak değil01:02:50 Suriye'nin "mevcut" durumu uzun süre stabil kalabilir mi?01:07:30 Muharrem İnce benim çok sevdiğim bir siyasetçi değilDİ01:10:05 Ok, 90'lar çok kötüydü de 90 sonrasının 20 küsur yılı?01:11:55 "Cumhurbaşkanının Türkiye'yi iyi yönettiği tartışılır ama muhalefeti iyi yönettiği tartışılmaz"01:14:50 Birisi, bir güç gelip de kimseye demokrasi, hukuk vs. vermeyecek01:20:30 (CB övmüyorum ama) iktidarın söylemsel sertliğinin bir amacı var01:26:30 Bu yayının size ulaşmasındaki emekleri için Aybike Boyacıoğlu'na teşekkür faslı :)01:28:40 "Gelin tanış olalım..."Ayrıcalıklardan yararlanmak için bu kanala KATIL:https://www.youtube.com/channel/UCWyDy24AfZX8ZoHFjm6sJkg/joinBizi Patreon'dan Destekleyin
Selma Kara, 6 Şubat depremlerinde Hatay'dan sonra en büyük yıkımı yaşayan illerden biri olan Adıyaman'da depremi yaşayanlara mikrofon uzattık: Bir şehir yıkıldığında, insanların hafızasını nasıl onarırız? Aysel Erol: İşçi. Depremde 21 yakınını ve evini kaybetmiş. 1 aydır TOKİ'den çıkan evde yaşıyor, bu zamana kadar da konteynerde yaşamış. Mehmet Dağdeviren: Öğretmen. Depremde eşini ve erkek çocuğunu kaybetmiş. Şimdi kızıyla hayata tutunmaya çalışıyor. Oğuzhan Fidancı: Depremde hayattaki en biricik sırdaşı olan erkek kardeşini, anne ve babasını kaybetmiş. Aynı zamanda işini. O zamandan beri çalışmak için kendinde güç bulamıyor. Kübra Ayhan: Yakınlarından kaybı yok ama çok yakın arkadaşlarını yitirmiş. Deprem döneminde sosyal medya üzerinden bağlantılar kurarak şehrine yardım gelmesini sağlamış. Onu ayakta tutan hayalleri. Bu yıl hayalini kurduğu üniversiteye başladı. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
00:00 Karakterler her yerde, önce arketipini tanı03:20 Umut abinin konuşma korkusu ve yüzleşme06:20 NLP ve arketipleri pazarlamaya çevirme07:10 Hedef kitle var, karakter analizi yok12:40 Dost ve Ebedi Çocuk deneyim, özgünlük, eğlence14:00 Kampanya değil hikaye, ürün değil deneyim16:45 Amazon ve Savaşçı başarı, kanıt, sayılar18:30 Joykek örnekleri, karar verici neden sayı ister22:10 Filozof ve Mistik anlam, değer, neden sorusu24:20 İşe alım ve devir teslimde karakter uyumuBu bölümde pazarlamanın en çok gözden kaçırdığı ama dönüşümü doğrudan belirleyen bir gerçeği masaya yatırıyoruz. Herkese aynı reklamı göstererek satış yapmaya çalışıyoruz, ama herkes aynı sebeple satın almıyor. Umut abiyle birlikte arketipler ve karakter tipleri üzerinden şunu netleştiriyoruz: Ürününüz aynı kalsa bile mesajınız yanlış karaktere gidiyorsa reklamınız boşa gider.Sohbetin ilk kısmında Umut abinin topluluk önünde konuşma korkusunu nasıl fark ettiğini, bu korkunun arkasındaki reddedilme düşüncesini ve yüzleşmenin nasıl bir dönüşüm yarattığını konuşuyoruz. Buradan pazarlamaya geçiş yapıyoruz, çünkü korku ve belirsizlik sadece bireylerin değil, işletmelerin de kaderini belirliyor. Bir marka riskten kaçtığında, yeni bir şey denemediğinde ya da sürekli aynı dili konuştuğunda aslında görünmez bir fren çekmiş oluyor.Sonra karakter modelini pazarlama diliyle çerçeveliyoruz. Google ve Meta size yaş, cinsiyet, ilgi alanı verir ama karakter vermez. Peki markanız bunu nasıl çözer? Ürününüzü kullanan müşterileri dinleyerek, kısa görüşmeler yaparak, toplantılarda kullanılan kelimeleri yakalayarak ve satın alma motivasyonunu çözerek. Dost ve Ebedi Çocuk tarafında yeni deneyim, özgünlük ve eğlence beklentisini görüyoruz. Bu kitleye kampanya anlatmak yerine hikaye anlatmanız, ürün söylemek yerine deneyimi hissettirmeniz gerek…Amazon ve Savaşçı tarafında ise başarı, rekabet ve kanıt ihtiyacı öne çıkıyor. Bu kitleye romantik vaatler değil, net sonuçlar, sayı, referans ve başarı hikayeleri gerekir. Joykek müşteri toplantılarında karar vericilerin neden rakam istediğini, case study ile başlamanın neden oyunu değiştirdiğini ve sunumun ilk 3 dakikasında hangi verilerin masaya konması gerektiğini konuşuyoruz. Ne harcadık, ne kazandık, nereden nereye gideceğiz soruları bu karakterin doğal dili.Filozof ve Mistik çizgisinde ise neden sorusu var. Değer, vizyon, anlam ve derinlik arayan bir kitleye sadece indirim konuşursanız bağ kuramazsınız. Burada içerik, manifesto, marka hikayesi, uzmanlık ve uzun format anlatım devreye girer. Bu karaktere satış baskısı değil, düşünce liderliği ve güven veren bir anlatı gerekir.Bölümün sonunda bu bilginin sadece reklam metinlerinde değil, ekip kurulumunda, işe alımda, departman yerleşiminde ve devir teslim süreçlerinde nasıl kullanılabileceğine değiniyoruz. İstediğinize değil isteyene devredersiniz cümlesi bu bölümün işletme tarafındaki en kritik anahtarı. Doğru karakter doğru rolde olduğunda hem ekip huzuru hem performans hem de büyüme daha kolay olur.Dinlerken kendinize şu üç soruyu sorun: Markanız hangi karakter diliyle konuşuyor, müşteriniz hangi karakter diliyle dinliyor, reklamınız hangi karakteri hedefliyor? Bu üçü aynı hizaya geldiğinde dönüşümler hızlanır, yanlış hizadaysa bütçe yanar.
Aparıcılar: DJ Fateh və Rəvan Bağırov
Çavuşesku'nun Termometresi'nde Ekin Keleş moderatörlüğünde İlkan Dalkuç ve Prof. Dr. Burak Bilgehan Özpek Maduro'nun kaçırılmasının Türkiye ve İran başta olmak üzere bölgeye etkilerini tartışıyor.Bizi Patreon'dan Destekleyin