POPULARITY
Categories
Bugün 16 Şubat 2026 #dogatakvimi
#ŞehirKuşçuları
Almanya, İngiltere ve Avustralya'da Filistinlileri desteklemek için gösterilere katılanlara gittikçe daha sert müdahale ediyor. Fakat bununla paralel olarak özellikle ABD merkezli olmak üzere Siyonist Yahudilere yönelik tepkiler de artmaktadır. Şimdiye kadar Siyonist Yahudilere yönelik tepkiler daha çok soykırım suçuyla doğrudan ilişkilidir. Bunu antisemitizm olarak tanımlamak mümkün değil. İsrail'in Gazze'de sergilediği vahşet tüyler ürpertici boyutlara ulaştığı için sözlü tepkileri daha çok düşünsel bir çıkış olarak görebiliriz. Almanya, İngiltere ve Avustralya devletinin tavrı ise umumî tepkilerden oldukça farklıdır. Onlar da Filistin taraftarlarına çok sert müdahale ediyor. Ekranlara yansıyan görüntülere bakıldığında İsrail'in sergilediği vahşetten geri kalmadıklarını söyleyebiliriz. İkisini aynı kategoride değerlendirmemiz belki abartılı görülebilir fakat ortam farklılığını göz önünde bulundurduğumuzda Almanya, İngiltere ve Avustralya'nın Filistin taraftarlarına yönelik tavrının daha vahşice olduğunu bile söyleyebiliriz.
#doğakonuşmaları
#doğakonuşmaları
Hastalık, hakikî manâda bedene sonradan arız olup, bedeni layık olan itidâlden (normal durumdan) çıkarır. İşlerinde bozukluk gerektirir ve hatta ölüme kadar götürür. Hastalık, mecazî olarak, insanın kemâline halel getiren nefsânî arazlar için de kullanılır. Münafıkların kalbleri, hep riyasetten elden kaçırdıkları şeyler için üzüntülüdür. Efendimiz (s.a.v.)'in işlerinde sebât ettiğini gördükçe, gün be gün şanının yükseldiğini gördükçe, hased ettiler. Efendimiz (s.a.v.)'in işlerinin yükselmesi ve kadrinin yücelmesiyle Allâh (c.c.), onların gam ve üzüntülerini arttırdı. Nefislerini, küfür ve kötü itikâdların, bulaşıcı bir hastalık olarak kaplaması, Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri'ne zulmetmeleri ve benzeri kötülüklerinden dolayı Allâh (c.c.), onlarda inzâr (korkutma, uyarma) ve tezkir (hatırlatma ve öğütlerin) kendilerine tesir etmeyeceğini ezelî ilmiyle bildiği için, bunların kalblerini mühürleyerek bu hastalıklarını arttırdı. Tekâlif-i Şeriyye'nin (dini emir ve yasakların) artması, vahyin tekrar edişi (sürekli inişi), yardım ve zafer Efendimiz (s.a.v.) ve mü'minlerin lehineydi. Çünkü vahyin inmesiyle şerî teklifler arttığı gibi, münâfıkların küfrünü de o derece arttırıyordu. Şehâdet kelimesini söylemek bile onlara zor geliyordu. Onlar, taattan sonra cinayetlere verilen cezalardır. Bununla ızdırâb üzerine ızdırâb ve şüphe üzerine şüpheleri arttı. Allâhü Teâlâ Hazretleri şöyle buyurdular: "O hem küfretmiş hem de Allâh yolundan çevirmiş olanlar, diğerlerini de ifsâd ettikleri cihetle o azâp üstüne bir azâp ziyade etmişizdir." (Meryem s. 76) Müminlere dünyada hidayetlerinin artması vardır. Allâh, hidayeti kâbul edenlere, daha çok hidayet verir. Âhirette ise, fazîlet üzerine fazîlet vardır: "Çünkü Allâh kendilerine işledikleri âmellerin en güzeliyle ecir verecek, fazlından da ziyadesini bahşeyleyecektir ve Allâh dilediğine hesapsız rızık verir!" (Nur s. 38) (İsmail Hâkkı Bursevi, Rûhu'l-Beyân Tefsiri, c.1, s.223-224)
Fâili meçhul,tartışmalara yol açan bir katl hâdisesi, Musa (a.s)'a arzedilmiş o da kimde bilgi varsa bize bildirsin diyerek halka seslenmiş, hiç kimsede bir bilgi bulunmadığı görülünce, Râbbinden sorup öğrenmesi istenilmişti. Bunun üzerine Yüce Allâh onlara bir inek boğazlamalarını emretmişti. Kur'ân'da şöyle açıklanır: "Bir zaman da Musa kavmine: Allâh size her halde bir inek boğazlamanızı emrediyor!" demişti. Onlar:"Bizi eğlence mi ediniyorsun?" demişti. Musa da:"Ben câhillerden olmaktan Allâh'a sığınırım!" demişti. (Onlar, öyle ise) bizim için Râbbine duâ et de onun ne olduğunu (kaç yaşında olacağını) bize iyice açıklasın." demişlerdi. (Musa):Allâh diyor ki: o, ne çok yaşlı ne de pek genç değil, ikisi ortası bir dinç (inek)tir.Artık emrolunduğunuz şeyi yapınız!" demişti. (Onlar, tekrar): Bizim için Râbb'ine duâ et de onun rengi nedir? bize tam açıklasın?" dediler.O da: (Râbb'im) diyor ki: O, bakanlara ferahlık verecek sapsarı bir inektir!" demişti.Onlar:Bizim için Râbb'ine duâ et de o nedir? Apaçık anlatsın bize.Çünkü bizce bir çok inekler birbirlerine benzerler.Allâh dilerse (istenilen ineği bulmaya) muvaffak oluruz." demişlerdi. (Musa): Râbbim buyuruyor ki: o, ne boyunduruğa koşulup arâzi sürecek, ne ekin sulayacak bir inek değildir, salmadır.Hiç alacası da yoktur." dedi. Onlar: “İşte şimdi hakikati getirdin (vasfını tam bildirdin) dediler.Bunun üzerine o ineği (bulup) boğazladılar ki az kaldı (bunu) yapmayacaklardı. Hani siz bir kimse öldürmüştünüz de onun (katili) hakkında birbirinizle atışmıştınız.Halbuki Allâh sizin gizleyecek olduğunuz şeyi açığa vurandı.Onun için biz ona (Öldürülen adama, boğazlanan ineğin) bir parçası ile vurunuz!" demiştik. İşte Allâh böylece ölüleri diriltir size ayetlerini gösterir. Gerekir ki aklınızı başınıza alasınız." (Bakara s. 67-73) Boğazlanan ineğin bir parçasıyla vurulunca maktul diriltildi. Musa (a.s.) kimin öldürdüğünü sordu. O da kimin öldürdüğünü haber verdikten sonra ölü haline döndü. (M.Asım Köksâl, Peygamberler Tarihi, s.83-84)
OtizmTV 3 Aralık Söyleşileri Gaye Özbilger @gayeninmucizesi @gayeozbilger le Otizm Spektrumunda Yaşamak ‘' En Büyük Keşkem ‘' Söyleşinin tamamı Otizmtv youtube kanalımızda… Spektrum , her ailenin yaşamında kendine has mücadeleler, öğrenmeler, zorluklar ve mucizeler yaratan bir yolculuk. Bu hafta, Gaziantep'te yaşayan ve 13 yaşındaki otizmli oğlu Mert'e rehberlik eden Gaye Hanım ile bir araya geldik. Gaye Hanım, bize bu yolda edindiği güçlü farkındalığı ve Mert ile kurduğu eşsiz bağı anlattı. Röportajımıza başlarken, Gaye Hanım'ın Mert'e olan bakış açısındaki derinliğin etkisinde kaldığımızı söylemeliyim.. Kendisi, otizm yolculuğunun ona kattığı en büyük dersi anlatıyor. Gaye Hanım, yaşadığı tüm zorluklara rağmen, Mert'in kendisine öğrettiklerinin paha biçilmez olduğunu vurguluyor. Otizm TV olarak, Gaye Hanım ve Mert'e bu samimi paylaşımları için teşekkür ediyor; tüm ailelerimize sevgiyi, anlayışı ve dayanışmayı artırma çağrısı yapıyoruz. Okuyucularımıza Not: Otizm, bir spektrumdur. Her birey farklıdır. Onların özel dünyalarına saygı duymak, hepimizin görevidir. Otizm TV olarak, Gaye Hanım ve Mert'e bu samimi paylaşımları için teşekkür ediyor; tüm ailelerimize sevgiyi, anlayışı ve dayanışmayı artırma çağrısı yapıyoruz. Okuyucularımıza Not: Otizm, bir spektrumdur. Her birey farklıdır. Onların özel dünyalarına saygı duymak, hepimizin görevidir.
Dünya Venezuela'da Amerikan emperyalizminin eşi görülmemiş bir haydutluk gösterisine tanık oldu. Faşist Amerikan başkanı Trump Venezuela devlet başkanı Maduro'yu ve eşini kaçırıp mahkeme adını taktığı bir sirkte aşağıladı. Faşist Trump bu terör eylemiyle tüm dünyaya gözdağı verdi. Elbette bu olaydan çıkarılacak bir ders vardır. Ama o ders asla emperyalizmin karşısında korkmak ve sinmek olamaz. Tam tersine bu olan biten anti-emperyalist bilinci kuşanmak ve safları sıklaştırmak için bir son uyarı gibidir adeta. Amerikan teröristlerine karşı savaşarak şehit düşen Venezuelalı ve Kübalı askerlerin adları şimdiden zalimlere ve işgalcilere karşı direnen tüm kahramanların yanına yazılmıştır. Ve Venezuela'nın yoksul halkı henüz son sözünü söylememiştir. Tüm dünyanın işçileri ve ezilen halklar Venezuela halkının yanında olmalı, emperyalist terör ve haydutluğa karşı birleşmelidir!Türkiye işçi sınıfı ve emekçi halkı da yaşananlardan ibret almalıdır. Uyanın! Amerikan haydutları 8 bin km uzakta değil! Yanı başımızda içimizde, Adana'da İncirlik üssünde, Malatya'da Kürecik üssünde yuvalanıyor, NATO bayrağı altında Ankara'da genelkurmay karargâhında bulunuyor, dolar olarak ekonominin damarlarında dolaşıyor! İlla ki ülkenin başındakileri helikopterle kaçırmaları gerekmiyor. Kaldı ki zaten ne isterlerse alıyorlar. Erdoğan, kardeşim dediği Maduro'ya yapılana ses çıkarmadı, hatta onun ülkenin başından alınıp Türkiye'de sürgüne gönderilmesi yolundaki Amerikan teklifine evet dedi diye niye şaşıralım? 15 Temmuz'da İncirlik'ten kalkan uçakların yardımıyla TBMM bombalandığında ses çıkardılar mı ki? Yıllarca Amerikancı darbeye adını koymadılar, kuklalara sövüp kukla oynatıcısının adını anmadılar. Üst akıl dediler, Okyanus ötesi dediler, Amerikan emperyalizmi diyemediler. Bu sene Amerikan emperyalist haydutlarının şefliğini yaptığı dünyanın en büyük terörist örgütü NATO Türkiye'de toplanacak. Tüm işçi sınıfı ve emekçi halk NATO'nun ne olduğunu iyi anlamalıdır. NATO bir savunma örgütü değildir. Türkiye'deki NATO üslerinin Kürecik başta olmak üzere mazlumlara karşı Siyonizme kalkan olduğunu görüyoruz! En büyük güvenlik tehdididir. Trump'ın topraklarına göz diktiği ve şimdi sırada orası mı var denen Grönland adası NATO üyesi Danimarka'nın sınırları içindedir! Venezuela'yı geçtik Trump'ın NATO üyesi Danimarka'yı “ya güzellikle verirsiniz ya da…” diyerek açıkça tehdit etmesine NATO'dan tek ses çıkmadı, çıkmayacak, çıkamaz! Bu NATO mu Türkiye'nin savunma kalkanı? İncirlik Kürecik kapatılsın! NATO'dan çık! NATO'yu yık!Amerikan haydutları ve Batılı hempaları madenlerimize çöktü, işçilerimizi sömürdü ama doymayacaklar. Memleketin gençlerini kendi savaşlarında asker yapmak istiyorlar. İşçiler emekçiler! Amerikan emperyalizminin suçlarına karşı susanlar, İsrail Siyonizminin katliamlarına karşı kılını kıpırdatmayanlar size tekrar Osmanlı'yı kuracağız, yine büyük olacağız diye geliyor… Onları iyi tanıyın. Onların Cihan harbinde padişaha cihat ilan ettiren Almanlardan, halifeye milli mücadele için katli vaciptir fetvası çıkartan İngilizlerden farkı yoktur… Onlar halkların kanını emperyalistlere peşkeş çekenlerdir. Onların gözünde Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın, İranlı'nın kanının akmasının hiçbir önemi yoktur, tek istedikleri petrolün akmasıdır! Emperyalizme karşı Osmanlı'nın hayali safları dağıtır! Hürriyet mücadelesi safları sıklaştırır!Şimdi S-400'leri bırakıp F-35'lere geri dönmek için Trump'ın kapısında bekleyenler bu halka yeni bir zilleti yaşatmaktadırlar. Amerikan haydutları Venezuela'nın petrolüne çökerken Irak'ta Suriye'de petrol için ABD'ye el açanlar Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, İranlısıyla halkların başına çorap örmektedirler. İzzet sahibi hiçbir halk emperyalistlerin ve Siyonistlerin paylaşım masasından arta kalan kırıntıların peşine düşmez, bunun için kardeş halkların arkasından iş çevirmez! Asla kardeş kanı dökmez! Dökmemeli! Tek yol var o da emperyalizme karşı işçilerin birliği halkların kardeşliği!
Ensardan, sahâbiye bir hatun olan Hz. Esma bintiYezid (r.anha), Resûlullâh (s.a.v.) huzuruna gelerek:"Ya Resûlullâh (s.a.v.), anam babam sana feda olsun, Müslüman hanımlar tarafından elçi olarak yanınıza geldim. Şüphesiz Allâhü Teâlâ sizi erkek ve kadınlara Peygamber olarak gönderdi. Bundan dolayı bizkadınlar topluluğu sana iman ettik. Allâh'a iman ettik.Fakat biz kadınlar evlerde koruma içinde ve örtülerimizde kapalı duruyoruz. Beylerimizi evlerinde bekliyoruz.Onların arzuları bizimle tamamlanıyor. Onların çocuklarını karnımızda taşıyoruz. Bütün bunlara rağmen birçoksevaplı işlerde, erkekler bizi geçiyorlar. Onlar Cuma namazına ve cemaatle namaz kılmaya katılıyor, hastalarıziyaret ediyorlar, cenazelere katılıyorlar. Hac üzerinehac yapıyorlar. Bütün bunlardan daha üstünü cihadediyorlar. Onlar hac, umre ya da cihad için gidince bizkadınlar onların mallarını koruyor, onlara elbise hazırlıyoruz. Onların çocuklarına bakıyoruz. Acaba biz onlarınsevabına ortak değil miyiz?"Resûlullâh (s.a.v.) bunu duyunca Sahabe Kirâm(r.a.e.)'e dönerek, "Siz din hakkında bu kadındandaha iyi soru soran birini duydunuz mu?" buyurdu.Sahabîler (r.a.e.) "Ya Resûlullâh (s.a.v.), biz bir kadınınböyle soru sorabileceğini hiç düşünemezdik." dediler.Ondan sonra Resûlullâh (s.a.v.), Hz. Esma (r.anha)'yadönerek şöyle buyurdu: "Dikkatli dinleyip anla. Senigönderen kadınlara şöyle de "Kadının kendi kocasıyla iyi geçinmesi, onu memnun edecek şeyleriaraştırıp ona göre hareket etmesi (onların işlediği)bütün amellerin sevabına eşittir." Hz. Esma (r.anha)cevabı duyunca son derece sevinçli olarak geri döndü.(Zekeriya Kandehlevi, Fezaili Amal, s.124)
İslâm âlimleri abdestsiz ve cünüp olanların, hayız görenve yeni doğum yapan kadınların kalple ve dille Allâh (c.c.)'uzikredebilecekleri konusunda fikir birliği etmişlerdir. Burada "zikretmekten" maksat Sübhânallâh, Lâilâhe illallâh,Elhâmdülillâh, Allâhü ekber demek, Resûlullâh (s.a.v.)'esalâtü selâm getirmek ve duâ etmektir.Cünüp olan, hayız gören ve yeni doğum yapan kadınların Kur'ân-ı Kerîm'den az veya çok bir bölümü, hatta birayetin bir kısmını okumaları haramdır.Abdullah ibni Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göreResûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Âdet gören kadınve cünüp olan kimse, Kur'ân-ı Kerîm'den bir şey okuyamaz."Cünüp olanlar ile hayız gören kadınlar, bir sıkıntı vefelâketle karşılaştıkları zaman aşağıdaki ayet-i kerîmeleriduâ niyetiyle okuyabilirler:"İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn. Bizim bütün varlığımız Allâh'ındır ve sonunda yine O'na döneceğiz."(Bakara s. 156)Onlar binite binerken şu ayet-i kerîmeyi duâ niyetiyleokuyabilirler: "Sübhânellezî sehhara lenâ hâzâ vemâkünnâ lehû mukrinîn. Bu biniti bizim hizmetimize veren Allâh her türlü kusurdan uzaktır. Yoksa bizim bunagücümüz yetmezdi." (Zuhruf s. 13)Duâ ederken de şu ayet-i kerîmeyi okuyabilirler:"Râbbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve filâhireti haseneten ve kınâ azâben nâr. Allâhım! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabındankoru." (Bakara s. 201)Cünüp olanlar ile hayız gören kadınlar Kur'an okumayıdüşünmeden, duâ niyetiyle veya böyle bir niyeti olmadan"bismillâh", "Elhamdülillâh" diyebilirler. Bunları Kur'an okumak niyetiyle söylerlerse günâhkâr olurlar. (İmâm Nevevî, el-Ezkâr, c.1, s.31-33)
#ŞehirKuşçuları
Hazrec kabilesinin efendisidir. Ebu Sabit ile künyelenirdi. Cahiliyye'de yazı yazmasını bilirdi. Yüzücülüğüve ok atıcılığı iyiydi. Bu yüzden ona: “el-Kamil” denilirdi. O, babası ve çocukları cömertlikleriyle meşhur idiler.Onların bir yemekhaneleri vardı ve her gün kapısında:"Yağ ve et isteyen Düleym b. Harise'nin yemekhanesinegelsin.” diye seslenilirdi. Hz. Sa'd (r.a.)'ın yemek kabıPeygamber (s.a.v.)'in ve hanımlarının evine gönderilirdi.Akşam olunca suffe ashabından bir kişi, iki kişi veya birtopluluğu evine götürenler olurdu. Hz. Sad (r.a.) ise evine seksen kişi götürürdü. Hz. Sa'd (r.a.) şöyle dua ederdi: “Allâh'ım bana cömertlik yapabileceğim mal bağışla.Zira azı beni ıslah etmez.”İbn Abbas (r.a.)'ın rivayetine göre: “Resûlullâh(s.a.v.)'in her yerde iki sancağı vardı. Muhacirlerin sancağı Hz. Ali (r.a.)'da, Ensarın sancağı ise Hz. Sad b.Ubade (r.a.)'da idi.”Hz. Sa‘d (r.a.) hicretten sonra Hz. Peygamber'in yakın çevresinde bulundu ve önemli görevler üstlendi. 300kişilik askerî birlikle Medine'yi korumakla görevlendirildi.Bedir Savaşına çıkmak için hazırlandı. Fakat bir hayvantarafından ısırıldığı için katılamadı. Peygamber (s.a.v.):“(Bedire katılmak) için çok istekliydi” buyurdu. Rahatsızlığı sebebiyle katılamadığı Bedir hariç bütün gazvelere iştirak etti. Bedir Savaşına yirmi deveyle destektebulundu. Bunu dikkate alan Hz. Peygamber (s.a.v.) savaşa katılamamasına rağmen kendisine ganimetten payverdi. Resûlullâh (s.a.v.) Kays b. Sa'd (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadis-i şeriflerinde: “Allâh'ım! Salat ve rahmetini Sad b. Ubade'nin ailesi üzerine kıl” buyurdu. Şamtaraflarında hicri 15 senesinde vefat etti.(İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.397)
Kazandın sonunda, kocaman bir zafer;Bunu coşkuyla kutla sen bu sefer.Sana gelmediyse düşmanların eğer,Oturup ağlama, belli sardı keder.Çok pişman olanlar gönderip sarayaHatırlı dostları koyarlar araya.Kapının önünde girerler sıraya;Onların yüzleri dönmüş bak karaya.Bazıları bilir, hiç bilmezden gelir;Akan sel önünde gözyaşını siler.Bazıları bilmez, sana kıs kıs güler;Onlar da sonunda mağfireti diler.Af dilemeyenler gayya kuyularaDolsunlar da hemen, sen de it bunları.Gözyaşı döküp de şu ağlayanlarıVar ey gönül, sen de bağışla onları.Ey Ahmed'im, sen de bağışla onları.
Tasavvuf yolunun büyükleri, Sünnet-i Seniyye'ye uymuş,takva yolunu tutmuşlardır. Sünnet-i Seniyye'ye uymakla vetakva yolunu seçmekle birlikte, eğer bu haller ve manevidurumlar ile şereflenirlerse, büyük ni'met bilirler. Eğer, buhallere ve manevi durumlara kavuşurlar, fakat sünnete yapışmakta ve azîmeti seçmekte gevşeklik olursa, bu hallerihiç beğenmezler ve böyle vecdi, yanî kendinden geçmeyiistemezler. Bu gevşekliği, felâketin başlangıcı bilirler. Çünkü,Hindistân'daki din adamlarından olan Cûkiyye ve Brehmenler ile eski Yunan filozofları da hakiki tecellî sanılan tecellîlereve misal alemindeki keşiflere ve Vahdet-i vücûd bilgilerinemâlik oldular. Fakat, rezîl ve rüsvâ olmaktan ve felâkete sürüklenmekten kurtulamadılar. Saâdetden mahrûm kalmaktan başka, ellerine bir şey geçmedi.Allahu Teâlâ'nın lütfû ve ihsânı ile, bu büyüklerin yoluna girdiğinize göre, onlar gibi olmanız lâzımdır. Onların yolundan kıl kadar ayrılmamalısınız. Ancak, böylece, onlarınyüksekliklerinden, bir şeylere kavuşabilirsiniz. Önce, Ehl-iSünnet vel-cemâ'at mezhebi âlimlerinin kitâplarında bildirilenlere uygun olarak, i'tikâdı düzeltmek lâzımdır. Bundansonra, farzları, vâcibleri, sünnetleri, müstehabları, helâlve harâmları, mekrûhları ve şüpheli olanları, Ehl-i Sünnetâlimlerinin fıkıh kitâplarından öğrenmeli ve yaptığınız işler,bu bilgiye uygun olmalıdır. Bunlar yapıldıktan sonra, sıraüçüncüsüne gelir ki, bu da, tasavvuf bilgileridir.Ehl-i Sünnet i'tikâdı ve fıkıh bilgilerine uygun işler, kuşuniki kanadı gibidir. Bu iki kanat sağlam olmadıkça, maddesiz,zamânsız âleme uçulamaz. Cenâb-ı Hakk Resûlullah (s.a.v.)Efendimiz'in mübarek sünnetlerini gözünün nuru bilenlerdeneylesin. Âmin.
“Bir gün Peygamber Efendimiz'in huzuruna biri geldi ve “Seni Allah için seviyorum.” dedi. Şu cevabı aldı: “Ohalde, fakri gömlek gibi giy. Belaya sarıl. Öbür âlemde beni bulmak, benimle olmak için yaptıklarımıyapmalısın. Sevginin baş şartı; uymaktır.” Hz. Sıddîk, Peygamber (s.a.v) sevgisine sadık idi. Bütün malınıPeygamber yoluna harcadı. Peygamber'in sıfatına büründü. Hak kapısında Peygamber'e eş oldu. Her şeyidağıttığı zaman, kendisine sarınacak bir aba kalmıştı. Çocukları için, Allah ve Peygamberi'nden başka hiçbirşey ayırmadı. İçini ve dışını Peygamber'in hâline uydurmuştu. Sana gelince, yalancısın. İyi insanların sevgisipara ile ölçülemez. Onların karşısına paranı, altınını çıkarmaktasın. Bu hâlinle onlara yakınlık iddiaediyorsun. Onlara yakın olmayı diliyorsun. Aklını başına al. Bu sevgi yalandır. Seven sevdiğinden bir şeyesirgemez. Sevilen her şeye tercih edilir. Fakr hâli Peygamber (s.a.v) Efendimiz'den ayrılmazdı. Bu sebepleşöyle buyurmuştu: “Fakr hali, beni sevenlere, selden daha çabuk varır.” Hz. Âişe'nin şu sözü önemlidir:“Peygamber hayatta iken dünya bize gülmedi. Daima darlık ve sıkıntılı oldu. Peygamber'in öbür âlemegöçünden sonra üzerimize çöktü.” Peygamberimiz 'in sevgisini kazanma şartı fakr hâlidir. Allah sevgisi için debela şarttır. Bazı büyükler şöyle der: “Her velayet hâlini bela takip eder.” Sebebi, boş yere Allah sevgisi iddiaedilmeye. Öyle olmazsa, riyakâr ve münafıklar da Allah sevgisi iddia eder; belki de davalarınıkazanabilirlerdi. Boş davadan dön. Yalan işleri bırak. Kendi başına tehlikeler çıkarma. Şayet bir dava açmakistiyorsan, ispatlı, delilli olsun. Aksi hâlde ne bizden olursun ne de davayı kazanabilirsin. Altın işlerindenanladığını iddia ederek övünme. Sonra pişman olursun. Utandırırlar; bir şey sorarlar, bilemezsin.Yılan ve yırtıcı hayvanlarla uğraşma. Onlar seni perişan eder. Eğer Havva isen yılana yanaş. Kuvvetinegüveniyorsan, yırtıcı hayvanlarla dalaş.Ey evlat! Münafıkları bırak. Allah'ın azabına kendini atmak isteyenlerden uzak ol. Aklını başına al. Zamaneinsanlarının çoğundan uzak dur. Onlar elbise giymiş kurtlara benzerler. İyi insanlar azdır.Her şeyi sizin için arıyorum. Bana bir şey gelmese de olur. İpimi kuyuya salarım; oradan çıkanı size veririm,ben almam. Beni zengin edecek şeyim var. Sizden hiçbir şey talep etmiyorum. Bana göre çalışmak vardır.Çalışamayacak olursam, tevekkül ederim. Sizin getireceğinize bakmam. Getirmenizi zaten beklemem. Nifaksahipleri sizi bekler; Allah'a güvenmez, sizin vereceğinize dayanır. Allah'ı unutur. Yaratan'a itimat etmez.Kurtuluş istiyorsan, örsümün üstüne yat. Çekicimin vuruş sesleri ile nefsin, şeytanî duyguların ve sana tesireden şeytanî kuvvetlerin beynine sesleneyim. Düşmanlarını korkutayım. Kötü arkadaşlarını kaçırayım.Afetler çoktur; fakat onu indiren bir tanedir. Hastalık sayılamayacak kadardır; ama onun doktoru bir tanedir.Ey nefisleri hasta olanlar. Varlığınızı doktora teslim ediniz. Sizi tedavi ederken onu itham etmeyekalkmayınız. Onun kadar şefkatli olamazsınız. Sizi incitmeden tedavi eder. Nefsinizi o doktor kadarkorumanız kabil değildir. O Aziz tabibin önünde dilinizi tutunuz. Ona taarruz etmeyiniz. O'na teslimolduğunuz takdirde dünya ve âhiretin hayrını bulursunuz.
Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifinden anlıyoruz ki, öldükten sonra amel defteri kapanmayan güzel insanların bir grubunu da faydalı eserler yazan âlimler, ârifler ve müellifler teşkil ediyor. Onların yazıları ve kitapları okunduğu sürece sanki hayattalarmış gibi sevap kazanmaya devam ediyorlar ve tabii ki hayırla anılmayı sürdürüyorlar.
İlyas (a.s.), Bâlebek kralı tarafından arattırıldı-ğı sıralarda, bir gece, İsrailoğullarından çok yaşlı bir kadının evine sığınmış, saklanmıştı. Kadının, Elyesa' adındaki oğlu, çok hasta idi. İlyas (a.s.)'ın duâsıyla iyileşince, Elyesa' İlyas (a.s.)'a imân ve onun peygamberliğini tasdik etti ve artık yanından hiç ayrılmadı. İlyas (a.s.), nereye giderse, Elyesa' (a.s.) da oraya giderdi. İlyas (a.s.), yaşlandığında Elyesa' (a.s.) ise, yetişmiş bir gençti. İlyas (a.s.), Bâlebek kralından kurtulmak için Kasiyon dağında gizlendiği zaman, Elyesa' (a.s.) da kendisininin ya-nında bulunuyordu. İsrailoğullarının arasından ay-rılıp giderken de onu yerine bırakmıştı. Yüce Allâh; İlyas (a.s.)'dan sonra, Elyesa' (a.s.)'ı İsrailoğulla-rına peygamber olarak gönderdi. İlyas (a.s.) gibi, onu da, vahiy ile te'yid eyledi. İsrailoğulları, Elyesa' (a.s.)'a imân ettiler, saygı gösterdiler. Emir ve re'yi-ne göre hareket ettiler. Elyesa' (a.s.); ömrünün so-nuna kadar, İsrailoğullarının arasındaki kalıp İlyas (a.s.)'ın yoluna ve şeriatına sarılarak; onları, Allâh (c.c.)'a dâvete devam etti.Yüce Allâh; Kur'ân-ı Kerim'inde, peygamber-lerden Nûh, İbrahim, Lut, İshak, Yâ kub, Yûsuf, Eyyûb, Musa, Hârun, Dâvud, Süleyman, İlyas, Ze-keriyya, Yahyâ ve İsâ (a.s.e.)'leri överek andıktan sonra (En'am s. 74-85) “İsmâil'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de, an! (İşte) bütün bunlar, hayırlı insanlardı.” (Sa'd s. 48) ‘‘İsmail'i, Elyesa'ı, Yûnus'u Lut'u da hidayete, peygamberliğe kavuşturduk. Her biri-ne, âlemlerin üstünde yüksek meziyetler verdik. Onların babalarından, zürriyetlerinden, kardeş-lerinden kimini de yine üstün imtiyazlara maz-har kıldık. Onları seçtik, onları doğru bir yola götürdük. İşte, o yol, Allâh'ın hidayet yoludur ki; o, bunu kullarından, kime dilerse ona nasîb eder. Eğer, onlarda Allâh'a şerik koşsalardı, ya-pageldikleri her şey, kendi hesapları da, elbette boşa gitmişti. Onlar, kendilerine kitab, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir.” (En'am s. 86-89) Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun!(M.Asım Köksâl, Peygamberler Tarihi, s.143-144)
Yeni bölümde şey olmayan bir "şey"e, hayvanlara dair konuşuyoruz. Sebebi malum, bu sıra gündemde olan ve hepimizi çok yaralayan yasaklar ve katliam... Hayvanlarla kurduğumuz ilişkinin bize neler öğrettiğine bakmaya çalıştık. Onların kitaplardaki ve filmlerdeki izlerini arayarak elbette.Bölümde adı geçen tüm kitap ve filmlerin listesini @1kitap1film.us instagram hesabımızda bulabileceğinizi hatırlatalım.Bu bölüme sponsor olarak bizi destekleyen vitruta'ya katkılarından ötürü çok teşekkür ederiz. vitruta.com'da ve vitruta mağazalarında yapacağınız alışverişlerde, 1kitap1film kodu ile indirimsiz ürünlerde %15 indirim avantajından faydalanabilirsiniz. vitruta.com'dan yapacağınız alışverişlerde 1kitap1film özel avantaj kodunu, ürünü sepete ekledikten sonra çıkan sayfadaki “hediye kartı veya indirim kodu” alanına ödeme işlemi öncesinde tanımlayabilirsiniz.Kapak görseli: Henriëtte Ronner-Knip, Kitten's Game (1860)
Bu insanlar nasıl oluyor da Dünya Evine girebiliyor? Onları doğal ortamlarında inceliyoruz… Tüm sorularımızı içtenlikle cevaplayan sevgili bacımsu Eylül Cerman Çalışkan hanımefendiye teşekkürlerimizi sunuyoruzzz
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde hepimizin hayatına sessizce sızan bir alışkanlığı masaya yatırıyoruz: erteleme. Neden “birazdan” demeyi bu kadar seviyoruz? Ertelemek her zaman kötü mü, yoksa bazen zihnin kendini koruma yolu mu? Peki ya fark etmeden kaçırdığımız fırsatlar… Bu sohbet, “Ben de böyle yapıyorum!” dedirtecek türden. Dinlemeyi ertelemeyin.
İctihâd, aşağıda belirtilen özellikleri kendisinde bulunduran, ehliyetli ve muktedir kimsenin fürûa ait şer'î hükümleri, şer'î delillerden çıkarma konusunda güç ve kuvvetini bütünüyle sarf edip kullanmasıdır. Mutlak ictihâdın şartları şunlardır: Kur'ân-ı Kerîm ile hadîs-i şerîflerin sözlük anlamları için lügat, sarf, nahiv, meânî, beyân meselelerini ve kurallarını bilmelidir. Şer'î anlamları için de ayetlerin iniş ve vürûd sebeplerini bilmelidir. Şer'î hükümlerin bilinmesiyle ilgili hadislerin tamamını senetleriyle berâber iyice anlayıp kavramalıdır. Üzerinde görüş birliği sağlanmış kesin bir hükme aykırılık ortaya çıkmaması için ümmetin icmâ ettiği hususları bilmelidir. Aynen bunun gibi ret veya kâbul edilen kıyâsı birbirinden ayırâbilmek için kıyâs-ı fukahânın şartlarını, bölümlerini ve hükümlerini bilmek gerekmektedir. Ictihâdın bu derecesine “ictihâd-ı mutlak” ve “ictihâd fi'ş-şer'“ denir. Bu sınıfa, müstakil mezhep sahibi dört büyük imâm gibi müctehitler girmektedir.İkinci derecede, “müctehid fi'l-mezheb” olan kimseler bulunur. Bunlar İmâm Ebû Yûsuf ve İmâm-ı Muhammed (r.âleyh) gibi müctehitlerdir.Bunlar usulde tâbi oldukları İmâm-ı Âzam (r.a.)'i taklit ederler.Üçüncü derecede, bir mezhep sahibi olan müctehitlerden rivayet edilmeyen meselelerde ictihâd eden “Ebû Bekir Hassâf, Ebü'l-Hasan Kerhî, Fahreddîn-i Kadıhânî (r.âleyh)” gibi kimseler yer alır. Bunlardan başka bir de tahrîc ashâbı vardır. Onlar mezhep sahiplerinden nakledilen mücmel (kısa ve özlü) sözleri açma, açıklama, ihtimâllerden birini belirleme yeteneğine ve gücüne sahiptirler. Ebû Bekir er-Râzî (r.âleyh) bunlardan biridir. Bir kısım tercih ashâbı da vardır. Onlar rivayetlerin en doğrusunu ve insanlar için en yumuşak ve kıyâsa en uygun olan sözleri seçerler. Ebü'l-Hasan Kudûrî (r.âleyh) ve Hidâye yazarı Burhâneddin el-Mergînânî (r.âleyh) gibi kimseler olup ictihâda yetkili değildirler.(Manastırlı İsmail Hâkkı, İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe (r.a.) Hayatından Râbbânî Esintiler, s.43-44)
Terör örgütü PKK'nın, Zap'tan çekildiğini açıklaması bir hayli etki uyandırdı. 26 Ekim'de açıkladıkları Türkiye'den çekilme kararının devamıdır. Söz konusu bölge Pençe-Kilit operasyonlarıyla zaten kontrol altına alınmıştı. Ancak Mehmetçiğin kontrol ettiği bölgede, mağaralara sıkışmış teröristler vardı. Onlar güneye çekildiler. Sayıları 20-30 civarındadır. Bir o kadar teröristin de Metina bölgesinde olduğu değerlendiriliyor.
Musa (a.s.) bir gün “Yâ Râb! Kullarının sana sevgilisi hangisidir?” diye sordu. Yüce Allâh “Onların beni en çok zikredenidir” buyurdu. Musa (a.s.): “Yâ Râb! Kullarının en zengini hangisidir?” diye sordu. Yüce Allâh: “Kendisine verdiğim şeye en râzı olanıdır!” buyurdu. Musa (a.s.) “Yâ Râb! Kullarının en iyi hüküm vereni hangisidir?” diye sordu.Yüce Allâh: “İnsanlar hakkında kendisi için hüküm verdiği gibi hüküm verendir” buyurdu. Musa (a.s.) “Yâ Râb! Kullarının, sana karşı en haşyetlisi hangisidir?” diye sordu. Yüce Allâh “Onların beni en iyi bilenidir!” buyurdu. “İlâhî! Ben, sana nasıl şükredeyim ki, bana ihsan buyurduğun nimetlerinden en küçük bir nimete bile bütün amellerim denk gelmez!” dedi. Yüce Allâh “Ey Musa! İşte sen şimdi bana şükrettin!” buyurdu.Musa (a.s.): “Ey Râbb'im! İyiliği emir, kötülükten nehy ve Allâh (c.c.)'a imân eden hayırlı bir ümmetin insanlar için ortaya çıkarılacağını Tevrat'ta yazılı buldum. Onları benim ümmetim yap!” dedi. Yüce Allâh “Onlar, Ahmed'in ümmetidir.” buyurdu. Musa (a.s) “Ey Râbb'im! Kendilerinden öncekiler kitaplarını ezberlemeyip yüzünden okurlarken, İncilleri (İlim ve hikmetin aslı olan kitapları) kalplerinde (ezberlerinde) bulunan bir ümmeti, Tevrat'ta yazılı buldum. Onları, benim ümmetim yap!” dedi. Yüce Allâh: “Onlar, Ahmed'in ümmetidir!” buyurdu.(M.Asım Köksâl, Peygamberler Tarihi, s.96-98)
“Akıllı ol. Yalancı olma. Allah'tan korktuğunu söylüyorsun, fakat halktan biri seni tehdit etse korkuyorsun. Hiç kimseden korkma. İnsanlar sana bir şey yapamaz. Cin tayfasından çekinme, sana zararları dokunmaz. Dünya azabından korku duyma. Öbür âlemin sıkıntısından üzüntü çekme. Azabı yapacak kudret sahibinden kork. Silâhtan korkma, onu atacak elden kork. Aklı başında olan, kulların dil uzatmasına üzüntü duymaz. Allah yolunda akıl sahibi, ondan gayri şeylerin sözünden üzülmez. O insan bilir ki, yaratılmışların cümlesi Hak katında aciz ve perişandır. Hepsi O'na muhtaçtır.Bir gün Bayezid-i Bistamî oturuyordu. İçeri biri girdi. Sağa ve sola bakmaya koyuldu. Niçin baktığı soruldu, namaz kılmak için temiz bir yer aradığını söyledi. Bayezid ona döndü ve şöyle dedi:Pisliğin görülmediği her yer temizdir. Yalnız, kalbini temiz et. İstediğin yerde namaz kılmaya başla.”İhlas sahibi olanlar, riyadan korkarlar. Bu bir akabedir. Bu an geçtikten sonra riya ortadan kalkar. Çünkü her varlık Hakk'ın olur. Riya yapacak kimse kalmaz. Gösteriş, için dışa uymaması hâli, kendini beğenmek, şeytanın oklarındandır; o bu okları kalbe atar ve yaralar. Büyük insanları dinleyiniz. Hakk'a götüren yolu onlardan öğreniniz. Büyük yolun yolcuları onlardır. Onlara nefsinizin kötü hallerini sorunuz. Şahsî arzu ve tabiî isteklerin kötü durumlarını onlardan öğreniniz. O büyükler, başlarına gelecek belâyı bildiler. Nefsin kötülüğünü anladılar. Bu yüzden etrafı bırakıp kendi hallerine düştüler. Hayli zaman öyle kaldılar. Nefis canibinden gelen arzuya yıllarca uzaklık duygusu beslediler. Böylece ona galip geldiler; nefislerine hâkim oldular.Şeytanın üflemesine aldanma. Nefisten bir ok atılırsa yıkılma. O kendi oku ile atar. Ve ancak onun yoluna girersen ok sana değer. Nefsin yoluna girmeyene ok değmez. Malûm şeytan, ancak insan şeytanları vasıtası ile kötülük yapar. Nefis ve kötü arkadaştan Allah'a sığın; yardım iste. Bu kadar düşmanla baş edemezsin, ondan daima yardım talep et. O yardımını esirgemez. Hakk'ın yardımını varlığında sezer, manevî bir kuvvete sahip olursan, hemen çık; halka koş, nefse yanaş ve şöyle de: “Topunuz birden geliniz; bana zarar veremezsiniz.” Yusuf (a.s) Peygamber, mülk sahibi olup kuvvet kazanınca bütün hane halkını yanına çağırdı. Mahrum, Allah'tan yardım bulamayandır. Asıl zavallı, dünyada ve âhirette Allah'a yakınlık duygusunu kaybedendir. Geçmişte, kullara gönderilen kitapların bazısında, şöyle buyrulmuştu: “Ey âdemoğlu, sana sahip olmasam her şey senden el çeker.” Hak Teâlâ senden neden el çekmesin ki? O'nun her işine itiraz ediyorsun. O'ndan daima kaçıyorsun. İman sahiplerinden geri durduğun yetmiyormuş gibi, bir de eziyet ediyorsun. İşlerin, iman sahiplerini üzmekte, onları incitmekte. İçinle ve dışınla onları kırmaktasın. Yaptığın işin kötülüğünü Peygamber (s.a.v) Efendimiz'den dinle: “İman sahibine eziyet etmek, Beytü'l-Mamur'u ve Kâbe'nin yapılmışını on beş defa yıkmaktan günah itibarı ile daha büyüktür.”Yazık sana. Ey durmadan Allah adamlarına eziyet eden, yukarıdaki büyük sözü iyi dinle ve anla. Peygamber'in yüce kelâmını iyi dinle. Eziyet ettiğin kimseler, sâlih kimselerdir. Onlar, Allah'a iman etmiş insanlardır. O'nun varlığına iman sahibi olmuşlardır. O'na dayanan ve O'na itimat eden, onlardır. Yakında öleceksin. Malın geri kalacak, bulunduğun evden atacaklar, öğünmekte olduğun mal, seni hiçbir sıkıntıdan kurtaramayacak.” Geylani“Kişi, bilmediği şeyin düşmanıdır.” Hazreti Ali r.a.Zayıf adamlarla yola çıkmayın! Küçük bir zorlukta ya yolu satar ya da sizi...Telefonunun şarjı %5 se, Onun enerjisi de 5 te oluyor. Tamamen aletle senkronize olmu
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre 2024 yılında hastanelere toplam 660 milyon başvuru olmuş. Özel hastanelere başvuru sayısı ise yaklaşık 66 milyon (toplam hastane başvurularının %10'u). OHSAD (Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği), Eylül ayında bu istatistikleri işaret ederek “Özel hastanelere GSS başvuruları dibe vurdu” başlığıyla bir açıklama yayınladı. Oysa özel hastanelere başvurular ne dibe vurdu ne de özel hastanelerin sağlık sistemi içindeki ayrıcalıklı konumları değişti. Türkiye'de özel hastaneler Cumhuriyetin ilk yıllarından beri vardı. Ancak sağlık sisteminin ana aktörü haline gelmeleri AKP iktidarının 2003'te başlattığı “Sağlıkta Dönüşüm Programı - SDP” sonrasında oldu. İlk önce, sevk işlemi yapılmadan özel hastanelere başvurunun önü açıldı. Daha sonra (2006-2008) SGK'nın özel hastanelerden hizmet satın alması uygulaması başladı. Artık vatandaşlar “fark ücreti/ilave ücret” ödeyerek istedikleri özel hastaneye başvurabilecekti. Bu gelişmelerle beraber özel hastane başvurularında patlamalı bir yükseliş yaşandı. SDP'nin başladığı yıllarda özel hastanelere başvuru sayısı yaklaşık 5 milyonken (toplam hastane başvurularının %4'ü), 2009 yılına gelindiğinde bu sayı 60 milyona (toplam hastane başvurularının %26,4'ü) ulaşmıştı. Daha sonra başvuru sayısı 2015 yılında (90 milyon) tavan yaptıktan sonra azalışa geçerek 2024 yılında 66 milyon oldu. OHSAD patronlarının ağlamasının esas sebebi başka. Onlar başvuru sayısı azalırken kârlarından zarar etmek istemiyorlar. SGK'dan aldıkları pastanın artırılmasını istiyorlar. Oysa zaten özel hastanelere başvuran hasta sayısında ve oranında azalma olmasına rağmen SGK'nın özel hastanelere yaptığı birim ödeme yıldan yıla artıyor. 2012'den 2024'e gelene kadar özel hastanelere hasta başına ödenen tutar yaklaşık 9,5 kat artarken, devlet hastanelerine kıyasla yaklaşık 2 kat artmış. 2024 yılında SGK özel hastanelere, devlet hastanelerine göre hasta başına 3 kat daha fazla ödeme yapmış.Özel hastaneler, yasaya göre SGK'nın ödediği ücretin en fazla %200 kadarını “ilave ücret” olarak alma hakkına sahip. Bu da branşına göre değişmekle beraber yaklaşık 250-350 lira kadar ek bir ücret anlamına geliyor. Buradan soruyoruz: Herhangi bir özel hastaneye başvurunuzda talep edilen ücretler bu mu? OHSAD açıklamasında bu itiraf ediliyor: “Ya yaşamak, hayatta kalmak için vatandaştan alacaksınız, kural ihlal edeceksiniz, ya da kapanacaksınız.” Hem SGK'dan aslan payını al hem de vatandaştan kopar koparabildiğini.Ekonomik kriz koşullarında özel hastane faturalarını işçilerin ve emekçi halkın ödemesi imkânsız hâle geldi. Bu nedenle hastane başvuruları, kamuya kaydı. Ancak kaynaklar kamuya aktarılması gerekirken özel hastane patronlarına akmaya devam ediyor. Özel hastanelerin varlığı, kamu sağlık hizmetlerinin nitelikli şekilde verilmesine engel olmakta, işçilerin ve emekçi halkın sağlığına zarar vermekte. Nitelikli, ücretsiz, eşit-ulaşılabilir, devlet eliyle planlanan sağlık hizmetinin önünde engel olan özel hastanelerden SGK'nın hizmet satın alması derhal durdurulmalıdır! Özel hastanelerdeki “ilave ücret” soygununa göz yumulmasına son verilmeli, denetimler artırılmalı, cezalar caydırıcı hale getirilmelidir! Konkordato/iflas ilan eden özel hastaneler kamulaştırılmalı, buralarda çalışan sağlık emekçilerine kamuda istihdam hakkı tanınmalıdır! Kaynakların tamamı kamu sağlık hizmetinin yararına kullanılmalıdır!
22 Ekim'de Gebze'de güneş paneli üreten Smart Solar fabrikasının kapısına “Bu işyerinde grev var” pankartı asıldığında hikâye sıfırdan başlamadı. 2022'de bir Haziran gününde sendikalaşma mücadelesine öncülük eden bir işçi kadının işten atılması üzerine, 3-11 vardiyası, 11-7 vardiyası ile buluşurken iki vardiya birlikte ellerini şaltere uzattı, o gece fabrikayı terk etmedi. Sabah 7-3 vardiyasının da onlara katılması ile birlikte direniş bütün işçilerin tek bir fire vermeden katıldığı işgale dönüştü ve 23 saatte patron geri adım attı. Sadece işten atılan işçiyi geri almakla kalmadı, sendikal baskılara da devam etmeyeceği taahhüdünü vermek zorunda kaldı. O zaman bir öncü işçinin işten atılması fabrika işgalini başlatmıştı, bugün ise patronun yüzde 6 zam dayatması bardağı taşıran damla oldu. O geceki fabrika işgalinden bugün sürmekte olan greve Smart Solar işçileri hep işgal, grev, direniş yolundan yürüyerek kazandı. Bugün de aynı yoldan yürüyor ve dün olduğu gibi bugün de kazanacak!O fabrika işgalinde Smart işçisi fabrikanın içindeydi, ara ara o kepenk gibi inip kalkan kapıyı kaldırıp sloganlarıyla dışarıya sesleniyor, dışarıda onlarla dayanışma için gelenlere adeta onlar güç veriyordu. Onlar içeride biz dışarıda karşılıklı sloganlarla iş, aş, hürriyetin sesini yükseltiyorduk. O gün tek vücut olup o kapının dışına çıkmayanlar, yine tek vücut olarak bugün o kapıdan talepleri karşılanana kadar girmemek üzere çıktılar. O gün nasıl patronu dize getirdiyse Smart Solar işçisi bugün de hakkı olanı alacak.Fabrika işgalinde o gece yarısı geri alınan yalnızca bir öncü işçi değildi. Smart işçisi onurunu, sendikalı çalışma hakkını, hürriyetini de geri aldı. O zaman kapıya yığılan polis de anayasa tanımaz patron avukatlarının “hukuki” tehditleri de Smart işçisini yolundan döndürememiş ve Smart Solar işçisi kazanmıştı. Bugün de patronun, işçilerin talepleri karşısında “zordayız” ağlamaları, sızlamaları, “o şartlarda fabrikayı kapatmak zorunda kalırız” tehditleri sökmüyor. “Ölümü gösterip sıtmaya razı etmesine izin vermeyeceğiz, gemileri yaktık geri dönüş yok!” diyor Smart Solar işçisi.Ve bugün de mücadelenin önünde yine emekçi kadınlar yürüyor. Grevin dördüncü günüydü, öncü işçi kadınlardan birisi ile çadırda çayımızı içerken patronun 3.000 liraya denk gelen yüzde 6'lık zam teklifi için “çok dokundu” diye başladı söze. Çünkü bu teklif patronun kendisini rekor kârlara koşturan işçiye nasıl bir hayatı reva gördüğünü başka hiçbir söze gerek kalmayacak şekilde gösteriyordu. O yüzden bu saatten sonra bu grev bizim onurumuz için yaptığımız bir grev, nereye kadar gitmek gerekiyorsa oraya kadar gideceğiz dedi. Biz de “emekçi kadınlar en öne” şiarının bayrağını bugün en önde taşıyan Smart Solar kardeşlerimize diyoruz ki: “Asla yalnız yürümeyeceksiniz!”Smart Solar işçilerinin grevi; işimiz, aşımız, hürriyetimiz için, haysiyetimiz için savunmamız gereken bir grev. Bu grev hepimizin grevi. 2022'deki fabrika işgalinden beri adım adım taşlarını döşedikleri işgal, grev, direniş yolu hepimizin tutması gereken yol. Grevin en önünde yürüyen emekçi kadınlar hepimize yol gösteriyor.Güneş panelleri güneş enerjisini toplayıp elektrik enerjisine dönüştürür. Smart Solar işçisi, hakkını alana kadar güneş panellerinin üretimine ara verdi. Şimdilik grev çadırında, grev ateşiyle kimyasal enerjiyi ısı enerjisine dönüştürüyor. Smart Solar grev çadırına gidin, o enerji grev çayıyla birlikte içinizi ısıtsın. Gemileri yakıp “iş, aş, hürriyet” sloganları ile o kapıdan başı dik çıkan işçilerin kararlılığı size umut aşılasın. Smart Solar grevi büyüsün, dayanışma ile güçlensin. Smart işçisi kazansın ki, gerçek güneşli günler, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan ekmek, gül ve hürriyet günleri biraz daha yaklaşsın.
Takvâ, “haşyet” (tazim ve saygıdan ileri gelen korkma) manasınadır. Nitekim Allâhü Teâlâ “Ey insanlar, Râbbinizden ittikâ edin (korkun)” (Nisâ s. 1) buyurmuştur. “Hani, kardeşleri Nûh onlara, “İttikâ etmez misiniz” yani “Allâh (c.c.)'ı saymaz, Ondan korkmaz mısınız?” demişti.” (Şuarâ s. 106) buyurmuştur. Aynı sözü Hud, Salih, Lût ve Şu'ayb (a.s.e.) kavimlerine söylemişlerdir. Takvânın gerçeği, her ne kadar zikrettiğimiz şeylerse de, o, Kur'an'da aslî manası bazen imân, bazen tevbe, bazen taat, bazen günâhı terk ve bazen de ihlâslı olmak şeklinde yer almıştır. İmân manasında olmak üzere, Cenâb-ı Allâh, “Allâh onlara takvâ kelimesini yani tevhidi, gerekli kıldı.” (Fetih s. 26), “İşte onlar, Allâh'ın, kalblerini takvâ için imtihân ettiği kimselerdir.” (Hucurât s. 3), “Firavunun kavmine (gel): Onlar ittikâ etmezler mi?” (Şuarâ s. 11) yani “imân etmezler mi?” buyurmuştur. Tövbe anlamında ise, Hâkk Teâlâ, “Şayet beldeler halkı imân edip ittikâ etselerdi…” (A'râf s. 96) yani “tevbe etselerdi” buyurmuştur. Taat anlamında da, Hâkk Teâlâ, “Benden başka ilâh olmadığını duyurasınız.” diye… Öyleyse Beni sayıp itaat ediniz.” (Nahl s. 2) ve yine aynı surede “Allâh (c.c.)'dan başkasından mı ittikâ edersiniz?” (Nahl s. 52), “Ben, sizin Râbbinizim, öyleyse Ben'i sayıp itaat ediniz.” (Mü'minûn s. 52) buyurmuştur.Günâhı terketmek manasında ise, “Evlere kapılarından girin, Allâh (c.c.)'dan ittikâ edin.” (Bakara s. 189) yani, “Allâh (c.c.)'a karşı günâh işlemeyiniz.” buyrulmuştur. İhlâs manasındaki ittikaya gelince, Cenâb-ı Allâh, “Bu, kalblerin takvâsındandır” (Hacc s. 32) yani kalblerin ihlâsındandır ve aynı manada “Benden ittikâ edin, (yani bana karşı ihlâslı olunuz)” (Bakara s. 41) buyurmuştur.(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.444-445)
Bugün 10 Kasım 2025 #dogatakvimi
Hz. Mahmud Sâmi (k.s.)'un hayatını manevi vazifelisi ve ihvâna kılavuzu Muhterem Ömer Muhammed Öztürk'ün kâleminden yayınlamaya devam ediyoruz: Hz. Sâmi (k.s.), sâlih dostların birbirlerine olan yardımlarının Kıyâmet günü de devâm edeceğinin tefsîrde beyân edildiğini sohbetlerinde sık sık anlatırlardı: Kıyâmet günü hesâba çekilen bir kulun seyyiâtı hasenâtına denk geliyor. Meselâ, 1000 seyyiesi (günâhı) varsa 1000 de hasenesi (sevâbı) var. Cenâb-ı Hâkk Azze ve Celle Hazretleri o kuluna “anne babana git bir hasene iste, verirlerse bana getir seni cennete dâhil edeyim” buyuruyor. O kul Mahşer gününün o sıkıntılı anında Allâh'ın lûtfu ile anne ve babasını bulup durumunu onlara anlatıyor. Onlar da “evlâdım bugünkü günde biz kendimizi kurtaramadık ki sana bir faydamız olsun; sana bir şey veremeyiz” diyorlar. O eli boş olarak, mahzûn bir hâlde Hâkk'ın huzûruna varıyor. “Annem babam bana bir şey vermediler yâ Rabbi” diye durumu arz ediyor. Bunun üzerine Hâkk Te'âlâ ve tekaddes hazretleri o kuluna:“Senin dünyâ hayatında benim rızâm için sevdiğin bir dostun yok mu idi?” diye soruyor. Cenâb-ı Hâkk kulunun o anda hâtırına getiriyor ve “evet yâ Rabbi, filân kulun ile biz dünyâ hayatında senin rızân için sevişirdik (birbirimizi karşılıklı severdik)” diyor. Allâh (c.c.)'un lûtfu ile o dostunu bulup durumunu ona anlatıyor. Kardeşi cevâben diyor ki: “Ey kardeşim, ne kadar hasene istersen alabilirsin. Ben kendimi kurtaramadım, bâri sen kendini kurtar” diyor. Hesâb veren kul, Cenâb-ı Hâkk'ın huzûruna sevinçle geliyor ve durumu arz ediyor. Bunun üzerine Sübhân olan Râbbimiz: “Yâ öyle mi; o böyle bir ızdırâblı gününde kardeşine acıyarak hasene veriyor; bense Cevvâdü Kerîmim, Erhâ-mü'r-Râhimînim, her ikinizi de affettim” buyuruyor. Ne büyük tebşîrât-ı ilâhî. El-hâmdü li'llâhi râbbî'l-'âlemîn. Allâh (c.c.) cümlemize rızâsı için birbirimizi sevmeyi nasîb etsin (Âmîn).(Ömer Muhammed Öztürk, www.ramazanoglumahmudsamiks.com)
Sinema kulübümüzün 24üncü buluşmasında, 2015 yılı yapımı "Spotlight" adlı filmi konuştuk. Tom McCarthy'nin yönettiği film, Mark Ruffalo, Michael Keaton, Rachel McAdams ve Liev Schreiber gibi güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip.Film, Boston Globe gazetesinin araştırmacı gazetecilik ekibi Spotlight'ın, Katolik Kilisesi'nde yıllarca örtbas edilen çocuk istismarı skandalını ortaya çıkaran gerçek hikayesini anlatıyor. Bu çalışma, gazeteye 2003 yılında Pulitzer Ödülü kazandırmış. Film ise Akademi Ödülleri'nde En İyi Film ve En İyi Orijinal Senaryo dahil altı dalda aday olmuş, iki Oscar kazanmış.Bu filmi, Jonathan Haidt'in "Doğru Akıl" kitabını okurken izlemeyi seçmiştik; çünkü film, kitabın ele aldığı ahlaki değerlendirmelerdeki farklılıkları ve otorite ile kutsalın korunması adına sessiz kalmanın psikolojisini somut bir örnekle gözler önüne seriyor. Birçok arkadaşımız filmi rahatsız edici bulduğunu ama son derece önemli bir konuyu ele alışını beğendiklerini söylediler. Bu tür gerçek hikayelerin sinemaya aktarılması toplumda daha kalıcı etkiler bırakabiliyor. Bana da Erin Brokovich'i hatırlattı bir anlamda.Filmde Katolik Kilisesi'nde meydana gelen çocuk istismarı ele alınıyor ama her türlü otorite ve kutsal kabul edilen yapılarda istismarın farklı türleri ile karşılaşmanın mümkün olduğunu biliyoruz. Otoriteyi ve kutsalı koruma adına suçların nasıl örtbas edildiği, sessiz kalanların rolü, ve sistemin nasıl işbirliği içinde çalıştığı üzerine konuştuk. Özellikle gazeteciliğin önemi ve sorumluluğu üzerinde durduk. Filmin gösterdiği sabırlı, titiz araştırmacı gazetecilik yaklaşımı ve sistemli arşiv çalışmasını takdir ettik. Toplantıda ayrıca uzun yıllar sivil toplum alanında ve en son çocuk güvenliği uzmanı olarak çalışan arkadaşımız Selim Uysal bu alandaki tecrübelerinden edindiği izlenimleri ve tespitlerini paylaştı. Onları da dikkatinize sunmak istediğim için podcastin son kısmında yer verdim.Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım;(02:27) Ekin Akkol, (03:43) Feyza Demir, (07:13) Ebru Başaran, (09:04) Ebru Vural, (11:35) Uğur İyidoğan, (13:40) Feyza Demir, (16:25) Ebru Vural, (18:40) Ekin Akkol, (22:48) Feyza Demir ve (24:12) Selim UysalSupport the show
Bugün 22 Ekim 2025 #dogatakvimi
164. Mektup Bu mektûb, hâfız Behâeddîn-i Serhendîye yazılmışdır. Allahü teâlânın feyz ve ni'metleri, her ân, herkese gelmekdedir. Bunları almak ve alamamak arasındaki ayrılık insanlarda olduğu bildirilmekdedir: Allahü teâlâ hepimizi, islâmiyyet yolunda bulundursun! Allahü teâlânın feyzleri, ni'metleri, ihsânları, ya'nî iyilikleri, her ân, insanların iyisine, kötüsüne herkese gelmekdedir. Herkese mal, evlâd, rızk, hidâyet, irşâd ve selâmet ve dahâ her iyiliği fark gözetmeksizin göndermekdedir. [Kullarının küfrlerini, günâhlarını yüzlerine vurmuyor. Kendisine karşı gelenlerin, inkâr edenlerin, günâh işliyenlerin rızklarını kesmiyor. Dünyâ için çalışanlara karşılıklarını, fark gözetmeksizin veriyor]. Fark, bunları kabûlde, alabilmekde ve ba'zılarını da alamamak sûretiyle, insanlardadır. [Allahü teâlâ, kullarına zulm etmez, haksızlık etmez. Onlar, kendilerini azâba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleri ile, kendilerine zulm ve işkence ediyorlar. Beyt: Hâşâ, zulm etmez kuluna, Hüdâsı, herkesin çekdiği, kendi cezâsı!] Nitekim güneş, hem çamaşır yıkayan adama, hem de çamaşırlara, aynı şeklde, parlamakda iken, adamın yüzünü yakıp karartır, çamaşırlarını ise beyâzlatır. [Bunun gibi, elmaya ve bibere aynı şeklde parladığı hâlde, elmayı kızartınca tatlılaşdırır; biberi kızartınca acılaşdırır. Tatlılık ve acılık hep güneşin parlaması ile ise de, aralarındaki fark, güneşden değil, kendilerindendir.] İnsanların, Allahü teâlâdan gelen ni'metlere nâil olmamaları, Ondan yüz çevirdikleri içindir. Yüz çeviren, elbette birşey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, Nisân yağmuruna elbette kavuşamaz. Evet, yüz çeviren birçok kimsenin, ni'metler içinde yaşadığı görülüp, mahrûm kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlarda ni'met olarak görülenler, hakîkatde azâb ve felâket tohumlarıdır. Mekr-i ilâhî ile, istidrâc olarak, ya'nî Allahü teâlânın aldatarak, ni'met şeklinde gösterdiği musîbetlerdir. O kimseleri harâb etmek için ve dahâ ziyâde azıp, sapıtmaları içindir. Nitekim, Mü'minûn sûresinin ellialtıncı âyetinde meâlen, (Kâfirler, mal ve çok evlâd gibi dünyâlıkları verdiğimiz için, kendilerine iyilik mi ediyoruz, yardım mı ediyoruz sanıyor. Peygamberime “sallallahü aleyhi ve sellem” inanmadıkları ve dîn-i islâmı beğenmedikleri için, onlara mükâfat mı ediyoruz, diyorlar? Hayır, öyle değildir. Aldanıyorlar. Bunların ni'met olmayıp, musîbet olduğunu anlamıyorlar) buyurulmuşdur. O hâlde, Hak teâlâdan yüz çevirenlere verilen dünyâlıklar, hep harâblıkdır, felâketdir. [Şeker hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir. Onu bir ân evvel helâke sürükler.] Allahü teâlâ, bizleri, böyle olmakdan korusun! Vesselâm. 166. Bu mektûb, molla Muhammed Emîne yazılmışdır. Dünyânın birkaç günlük hayâtına aldanmamağı ve bu kısa zemânda, çok zikr ederek, kalb hastalığını gidermeğe çalışmak lâzım olduğu bildirilmekdedir: Yavrum! Annenin yavrusuna karşı yapdığı gibi, dahâ ne zemâna kadar kendine böyle titreyeceksin? Dahâ ne güne kadar, nefsin için üzülecek, sıkıntılara düşeceksin? Yakında, elbet öleceksin! O hâlde! Kendini ve herkesi ölmüş bil! Duymaz, kımıldamaz bir taş gibi düşün! Zümer sûresi, otuzuncu âyetinde meâlen, (Sen elbette öleceksin! Onlar da elbette ölecekler!) buyuruldu. Bu kısa zemânda, yapılması gerekli en mühim şey, çok zikr yaparak, kalbi hastalıkdan kurtarmağı düşünmekdir. Çabuk biten bu zemânda, Allahü teâlâyı hâtırlayarak, ma'nevî hastalığa ilâc yapmak en büyük vazîfe olmalıdır. Allahdan başkasına düşkün olan bir gönülden hiç hayr umulur mu? Dünyâya eğilmiş olan rûhdan, nefs-i emmâre dahâ iyidir. Orada, hep kalbin selâmetini isterler. Rûhun, kurtulmuş olmasını ararlar. Biz, kısa görüşlüler ise, hiç durmadan rûhumuzu ve kalbimizi bu dünyâya bağlayacak sebebleri elde etmeği düşünmekdeyiz. Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Ne yapalım? Âl-i İmrân sûresi, yüzonyedinci âyetinde meâlen, (Allahü teâlâ onlara zulm etmedi. Onlar, kendilerine zulm ediyorlar) buyuruldu.
Peygamber (S.A.) efendimizden şöyle rivayet edilir: - «Musibetleri saklı tutmak, Arş hazinelerinden birine sahip olmak kadar büyüktür.» Ey halka dert yanan ve Hakk'ı halka şikayet eden, onlara yaptığın bu şikayet, sana ne gibi bir fayda sağlar? Onlar sana fayda sağlayamazlar. Onlar kendi başlarına kimseye zarar da veremezler. Onlara itimat ederken, Hak kapısına ortak etmiş olursun. Onlar seni Hak kapısından uzak kılar. Hakk'ın gazabına bu yüzden çarpılırsın. Mevlâ'dan kalbine perde inmesine sebep olurlar. Yazık sana, şu saldırıcı av hayvanı öğrendiğini yapıyor. Avını kimseye vermiyor, kendisi de yemiyor. Halbuki onun âdeti, bulduğunu kapıp yemektir. Bütün tabiî hallerini bir yana atarak öğrendiği şeyin gereğini yapmaya çalışıyor. Av kuşları da aynı şeyi yapmakta... Nefsin öğrenmeye daha lâyıktır. Vahşî hayvanlar güzel terbiye edilirken bir insan cevheri, irade ile nasıl yola getirilemez?.. Ona bir şey öğret; fehmini aç. Anlayış kabiliyetini geliştir. Dinini yiyip bitirmesine mâni ol. Hak Teâlâ'nın emanet ettiği şeye ihanet etmesin. İman sahibi için din, manevî varlığına et ve kan sayılır. Nefsini iyi terbiye etmeyenin ona bir şey teslim etmesi doğru olmaz. Her şeyi öğrettiğin zaman istediğini teslim et. Anlayışına ve kavrayışına güvendiğin zaman ona her varını bırakabilirsin. Yine de kontrol etmen yerinde olur; unutma. Her gittiğin yerde seninle olur. Alim ve Halîm olan Allah tarafından gönderilene razı olur. Onun için, buğday içi ile arpa kepeğinin farkı yoktur. Nefsi için hiçbir haz almaz. Hırs ile yemek yemez. Aç kalır, susuz bekler, yine kimseden bir şey ummaz. Daima iyi işler ve Hakk'a kulluk için kendini atar. Tabiî olan kötü dileklerini unutur. Cömert olur. Gönlünü dünyaya kaptırmaz, öbür âleme hasret çeker. Az zaman böyle gider, sonra âhireti de bırakır. Mevlâ'ya koşar. Aklı başında olan hasta, yalnız doktorun verdiğini yer ve tavsiye ettiği ilâcı alır. Onun terbiyesinde ve gösterdiği yolda kendini tedavi eder. Gerek doktorun yanında gerekse olmadığı zaman, nefsinin isteklerine kapılmaz. Ey hırsa kapılan, o yiyecek ki, sana yazılmış, senden başka kim yiyebilir? O elbise ve o binek ile alacağın o kadın sana yazılmış ise, senden başka kim onu alabilir? Hırsı bırak; acele etme. Ey evlâd! Konuştuğun zaman iyi niyetle konuş. Sustuğun zaman, kalbinde iyi duygu besle. Niyeti amelden önce bilmeyen adamın yaptığı işler eksiktir. Sen, susmuş olsan veya konuşsan, yine de günah işlemiş olursun; çünkü niyetin bozuk. Söz etmen ve sessiz durman, peygamberin sünnetine uymuyor. Bir hâl değişikliğinde ve rızık darlığında hemen Hakk'a karşı haliniz değişiyor. Hele gelecek bir şeyin ipi kopup kırılsa, hemen küfür yolunu tutuyorsunuz. Dünyada hemen hemen her şey ölçülü ve muayyendir. Sana bir nimet gelirse, diğer kimsenin elinden çıkmış sayılır. Bir gün de senden alınır, başkasına verilir. Ne hepsi senin olur ne de daima bir şahsın elinde kalır. Kendinizi hükümdar gibi görüyorsunuz. Allah sanki sizin keyfinize göre hareket edecek!.. - Niçin yaptın? Şunu yapma! Bunu yap! gibi emirler vereceksiniz O'na öyle mi?.. Hâşâ!.. Tevhid ilmini edinmek farz, helâl bulup yemek farz, Allah için yapılan işlere, karşılık beklememek farzdır. İçi dışına uymayan fâsık kişilerle olma. Salih ve düzenli iş edenlere koş. Karışık bir durumda olursan, salih ile nifaklı kişiyi ayırt edemeyecek hâle düşersen Allah'a yalvar. Oturduğun yerden hemen kalk; gece olsa, daha iyi olur. İki rekât namaz kıl, sonra yalvar: - Ya Rabbi, kulların arasında olan salih kişileri bana buldur. Sana varmama delil olanı bana göster. Manevî sofrandan yememe vesile ver. Manevî susuzluğumu, sonsuz denizinden kandıracak zatı bana bildir. O zat gözlerimi, yakınlık nurunla sürmelesin. Taklitçi olmayarak ayan beyan nurunu gördüreni bana haber ver. Ey cemaat! Takvayı terk ettiniz; bu halinizden hemen dönünüz. Takva gönüllere şifa verir. Onu terk, ruhu hasta eder. Kendinizi tevbe etmeye alıştırınız. Tevbe ilâçtır. Günahlar ise mikrop çıkarır.
159. Bu mektûb, Şerefeddîn Hüseyn-i Bedahşîye yazılmışdır. Merhûm babası için sabr dilemekdedir:“Başa gelen belâlar, sıkıntılar, her ne kadar acı ve üzücü görünür ise de, bâtına ya'nî kalbe, rûha tatlı gelmekdedir. Çünki, beden ile rûh birbirinin zıddı, tersi gibidir. Birine acı gelen, ötekine tatlı olmakdadır. Yaratılışda duygusuz olan, bu ikisinin ters olduğunu ve hâllerini, özelliklerini ayıramaz. Böyle kimseleri hesâba katmıyoruz. Bu sözlerimizi onlar için bildirmiyoruz. A'râf sûresinin yüzyetmişsekizinci âyetinde meâlen, (Onlar, hayvanlar gibidir. Dahâ da aşağıdırlar) buyuruldu.Fârisî beyt tercemesi: Kendinden haberi olmayan kimse, Nerede kaldı başka şeyleri bile? Bir kimsenin rûhu alçalarak beden mertebesine yerleşse ve Âlem-i emri, âlem-i halkına bağlansa, bu ince bilgileri nasıl anlıyabilir? Rûhu kendi makâmına çıkmadıkca ve Âlem-i emri, Âlem-i halkından ayrılmadıkca, bu ma'rifetlerin güzelliğini nasıl görebilir? Bu ni'mete kavuşmak için, ecel-i müsemmâ gelmeden önce olan ölüme kavuşmak lâzımdır. Tarîkat büyükleri “kaddesallahü teâlâ esrârehüm” bu ölüme (Fenâ) adını vermişlerdir. Fârisî beyt tercemesi: Toprak ol toprak ki, gül bitsin sende, Toprakdan başka yok, kavuşan güle. Ölüm gelmeden önce ölmeyen kimseyi dertli bilmelidir! Ona geçmiş olsun demelidir! İyilikle tanınmış olan ve emr-i ma'rûf ve nehy-i münker ibâdetini elden bırakmıyan kıymetli babanızın ölüm haberi müslimânları çok üzdü. Hepimiz, Allah için yaratıldık ve hepimiz Onun huzûruna çıkacağız. Siz oğlumuz sabr ederek, bizden önce gidenlere, sadaka ile ve düâ ile ve istigfâr ederek yardım etmeli, imdâdlarına yetişmelisiniz! Çünki, dirilerin yardımına ölülerin çok ihtiyâcı vardır. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Ölü, suda boğulmak üzere olan biri gibidir. Babasından, anasından, kardeşinden ve arkadaşından gelecek olan bir düâyı hep beklemekdedir. Ona bir düâ gelince, dünyâya ve dünyâda olanların hepsine kavuşmakdan dahâ çok sevinir. Allahü teâlâ, yeryüzünde olanların düâları yardımı ile, kabrde olanlara dağlar gibi rahmet gönderir. Dirilerin ölülere olan hediyyesi, onlar için istigfâr etmekdir). Nasîhatların sonuncusu, hep zikr yapmak ve hep Allahü teâlâyı düşünmekdir. Çünki, elimizde bulunan zemân çok azdır. Bunu en lüzûmlu yerde kullanmak lâzımdır. Vesselâm.
Sadece içeni değil, çevresindeki insanları da ölüme götüren sigaranın zararları konusunda önemli çalışmalar yapılıyor, kampanyalar düzenleniyor. Tiryakilere yönelik yeni yöntemler geliştirilirken Mersin'deki bir ilköğretim okulunda öğrenciler ilginç bir adım attı. Babalarına mektup yazan öğrenciler onlardan sigarayı bırakmalarını istedi. Bu girişim başarılı sonuçlandı. On beş veli, çocuğunun çağrısına uyup sigarayı bıraktı. “Sevgili babacığım, eğer bırakmayacaksan bana para ver, ben de sigaraya başlayacağım.” cümlesiyle neye uğradıklarını şaşıran veliler, yazılanlara cevap vermekte zorlanınca bu kötü alışkanlıktan kurtuldular. Bu yöntemin işe yaradığını gören öğretmenler ise mektubun çoğaltılarak bütün velilere ulaşmasını sağladılar. Bu olay, Mersin'in Çankaya İlköğretim Okulu'nda yaşandı. Kırk altı öğrenci Yeşilay Haftası'nda öğretmenleri Metin Günaydı'nın yönlendirmesiyle sigara kullanan anne ve babalarına birer mektup gönderdi. Bir çocuğun, babasına olan hayranlığını dile getirdiği mektupta şu cümleler dikkat çekti: Sevgili babacığım, bu konuda bana kızmaya hakkın yok. Senin yaptığını ben de yapmak istiyorum. İçtiğin sigaradan ben de içmek istiyorum. Çünkü sen her şeyin en iyisini yaparsın. Sigara içmek kötü bir şey olsaydı sen kesinlikle içmezdin. Seninle karşılıklı sigara içmek istiyorum. Çocuk, mektupta, bir kişinin ömür boyu sigara için 36 bin lira verdiğini belirtti. Bir evde birden fazla kişinin sigara içmesiyle boşa giden paraları hatırlattı. Mektupta, babasına şu teklifi götürdü: Sevgili babacığım. Gel sigaraya vereceğimiz para ile neler alacağımızın hayalini kuralım: Bu parayla ev alabiliriz, araba alabiliriz, daha birçok şey alabiliriz. Bu kadar para ile neleri alacağımızın hayalini kurmak bile bir başka oluyor. Konuştuklarımızı ağabeyimle annem duymasın. Onlar da benim istediğim kadar para isterlerse hesap iyice karışır. Mektubun sonunda babasını ne kadar çok sevdiğini tekrarlayan çocuk, can alıcı şu çağrıyı yaptı: Arkadaşımın babası da sigarayı bıraktı. Haydi babacığım, söndür sigaranı. At paketini çöp kutusuna, şunu da içiyorum demeden bitirelim bu işi. Canım babacığım, seni çok seviyorum. Bir daha dünyaya gelsem, babamın kim olmasını sorsalar ben yine seni seçerim. Seni çok seven yavrun. Elifnaz'ın babası Kemal Yılmazcan, mektubu gördükten sonra elinin sigaraya gitmediğini ve 6 aydır sigara içmediğini söyledi. Yılmazcan, önceden günde iki paket içtiğini hatırlatarak, mektubun kendisini çok etkilediğini ve bir daha elini sigaraya sürmediğini belirtiyor. 10 yıldır sigara tiryakisi olan İlayda Metin'in babası Hakan Metin ise kızından gelen mektubu görünce çok etkilendiğini dile getirdi. Kızım İlayda, sürekli telefonla arayarak baskı kurdu. Bu kadar küçük bir çocuğun bana mektup yazması beni çok etkiledi. Mektupta çok etkili cümleler vardı. Sonuçta ben de sigarayı bıraktım.” diye konuştu. Sigaranın zararlarının herkes tarafından bilindiğini belirten öğretmen Metin Günaydın, Yeşilay Haftası'nda sınıfta uyguladıkları sigarayı bıraktıran mektup kampanyasının başarıya ulaştığını ifade etti. Okuldaki diğer öğrencilerin de babalarına böyle bir mektup göndermek istediklerini kaydeden Günaydın, Okulumuzda sigara içen tüm velilere mektup gönderilecek. İnşallah onlar da bırakır.” diyor
Bu epizodda «haterlər» və tənqidlərin necə gücə çevriləcəyini açıqlayıram. Onların dedikləri səni yavaşlatmasın — əksinə, addımlarını sürətləndirsin. Doğru alətlə, «haterlər» sənin ən böyük motivasiya mənbəyinə çevrilə bilər.
Bugün 16 ağustos 2025 #doğatakvimi
Bu bölümde işlenen ayetlerin mealleri:36-) Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Onlardan biri dedi ki: Ben (rüyada) şarap sıktığımı gördüm. Diğeri de: Ben de başımın üstünde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bunun yorumunu bize haber ver. Çünkü biz seni güzel davrananlardan görüyoruz, dedi.37-) (Yusuf) dedi ki: Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber vereceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ben Allah'a inanmayan bir kavmin dininden uzaklaştım. Onlar ahireti inkâr edenlerin kendileridir. 38-) Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.39-) Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?40-) Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Bitcoin'in ardındaki gerçek sır nedir? Göründüğü gibi sadece bir teknoloji mi, yoksa çok daha derin, politik bir amaca mı hizmet ediyor? Carl Schmitt'in 'Politik Kavramı'nı merkeze alarak, bu podcast, Bitcoin ve genel olarak kripto dünyasını eşsiz bir perspektiften inceliyor.Bitcoin'in özünün teknolojik değil, politik olduğunu keşfedeceğiz. Kriptografi, devletin her türlü kontrolüne meydan okumak için bir araç olarak kullanılıyor. Bu, günümüzdeki devletler için varoluşsal bir tehdit oluşturuyor; çünkü Bitcoin, interneti doğrudan politikleştirmenin yolunu açıyor. Ama bu, bildiğimiz parti siyasetinden farklı, siber uzayda yeni dost ve düşman sınıfları yaratan bambaşka bir politik form.Podcastimizde, Bitcoin'in gerçek misyonunun, devletin kısıtlamalarından ve itibari para köleliğinden arındırılmış zenginlik olduğunu ortaya koyacağız. Bitcoin, paranın ve zenginliğin gücünü devletin elinden alarak, tüm modern devletlerin tartışmasız düşmanı haline geliyor.Diğer kripto projelerinin neden sadece "para kapma" veya reformist girişimler olduğunu, Bitcoin'in devrimci doğasından nasıl ayrıştıklarını tartışacağız. Bitcoin'in düşmanları, yeni bir dijital düzenleme standardı yaratmanın politik önemini kavrayamıyor.Bitcoin'in işleyişine daha yakından baktığımızda, insanları kriptografik araçlarla dost ve düşman sınıflarına göre organize etme amacını göreceğiz. Bu, sadece yeni bir para biçimi değil, aynı zamanda eski politik düzenin yıkımı anlamına geliyor. Bir yanda parayı, değeri ve zenginliği kontrol eden devleti meşru tek güç olarak görenler; diğer yanda ise kripto-anarşistler var. Onlar, itibari paranın boyunduruğundan kurtularak **"Gerçek"**in doğuşunu arzuluyorlar."Otorite değil, gerçek meşruiyet sağlar" ilkesiyle, Bitcoin'in gizli politik özünü derinlemesine inceleyeceğiz. Bu, devletin otoritesini reddederek ve Bitcoin'in hakikatini benimseyerek politikanın yeniden etkinleşmesi için bir yol sunuyor.Bitcoin'in radikal gücü, sadece itibari paranın sonunu değil, her türlü hükümet müdahalesinin de sonunu talep etmesinden geliyor. Bu, teknolojik olarak üstün yeni düzenin eskisini silip süpüreceği, dijital çağın nihai politik formu. Unutmayın, Schmitt'in dediği gibi: "Maddi rüşvet ne kadar büyük olursa olsun, politik özgürlüğün ve politik bağımsızlığın parasal bir karşılığı yoktur."Bu podcast, size Bitcoin'in gizli politik gündemini, devletlere karşı duruşunu ve kriptografi aracılığıyla yeni bir toplumsal sözleşme inşa etme hedefini açıklayacak. Bu, belki de bin yılda bir kez karşımıza çıkan, dünyayı daha iyiye doğru değiştirme cesaretine sahip olanlara sunulan bir fırsat.Kaynak
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölüm kendini sürekli erteleyenler için içten bir davet! Bu bölümde “başlamak” neden bu kadar zor geliyor, gerçekten neyin korkusunu yaşıyoruz, bunu konuşuyoruz. Başarı mı korkutuyor bizi, yoksa yine o tanıdık mükemmeliyetçilik mi araya giriyor? Biraz dertleşiyoruz, biraz da cesaret toplamak isteyenlere yol arkadaşlığı yapıyoruz. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro 1- Emin: [0:22] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. 2- Emine: [0:28] Ben Emine. 1- Emin: [0:29] Nasılsın Emine abla? 2- Emine: [0:30] İyiyim. Biraz yorgunum Emin. Sen nasılsın? 1- Emin: [0:33] Ben de iyiyim. Neden yorgunsun? 2- Emine: [0:35] Biraz ağır bir spor yaptım bugün. Ondan yoruldum. Bir de çok sıcaktı bugün hava. 1- Emin: [0:40] Evet. 2- Emine: [0:41] Sen de hissetmişsindir. 1- Emin: [0:42] Bu ara İstanbullular olarak, genel aslında Türkiye olarak, anormal sıcaklarla mücadele ediyoruz. 2- Emine: [0:48] Maalesef. 1- Emin: [0:48] Gün içerisinde 40 dereceler, 45 derecelere kadar çıkıyor hava sıcaklığı. Siz de dikkat edin özellikle bol sıvı tüketmeye. Çünkü gerçekten çok riskli bir durum da var ortada. 2- Emine: [1:00] Öyle maalesef ya. Bir de sadece sıcakla boğuşmuyoruz. Aynı zamanda bir sürü orman yangını vesaire de çıkıyor. Onlar da biraz can sıkıcı haberler oluyor. İnşallah bir an önce şu sıcaklar biter diyelim. 1- Emin: [1:15] Evet, umarız orman yangınları da gerçekten bir an önce son bulur. 2- Emine: [1:19] İnşallah. Başlamak istek değil, cesaret meselesi 1- Emin: [1:20] Evet, o zaman biz konumuza girelim. Günümüzde, ben de dahil birçok insanın yaşadığı bir durumdan bahsedeceğiz bugün. Bir şeyler yapmak istiyoruz ama ya ilk adımı ya son adımı atma konusunda yeterli cesareti gösteremiyoruz. Bununla ilgili biraz konuşmak istiyoruz. Yani bir şeyleri istemeyen bu dünyada hiç kimse yok. Kimileri başarıyor, kimileri başaramıyor, kimileri hiç denemiyor bile. Burada işin kilit noktası cesaret bence. Bir şeyleri yapmaya cesaret gösterebilmek. Bunun üzerine konuşalım istiyorum. Sen kendini nasıl tanımlarsın? Kendini nereye koyarsın böyle bir konuda? Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde bol bol en sevdiklerimizden konuştuk! ❤️ En sevdiğimiz yemekler, tatlılar, şehirler, ülkeler, diziler, filmler, şarkılar ve daha fazlası… İki kardeş olarak (Emin ve Emine) bazen aynı şeyleri çok sevdiğimizi fark ettik, bazen de ne kadar farklı düşündüğümüzü! Peki ya siz? Bizimle aynı fikirde misiniz, yoksa tamamen zıt kutuplarda mısınız?
Kripto dünyasının derinliklerine bir yolculuğa çıkın! Bu podcast, fiziksel bedenlerin ve geleneksel finansal sistemlerin ötesinde yeni bir dijital müşterek refah inşa etmenin öyküsünü anlatıyor. Aramızdaki sarsılmaz dostluk ve dayanışma sayesinde, kriptografi, yeni bir zenginlik biçimi sunarak bizi yolsuzluktan, açgözlülükten ve devlet gücünün sınırlamalarından kurtarıyor.Bu alanda, gerçek kimliğimiz fiziksel varlığımızdan sıyrılarak sadece dijital imzamızla tanınır; bu, mutlak, kutsal bir gizlilik sağlayan "Anonim Diğer"in görkemidir. Her birimiz, kanıtlanabilir şekilde benzersiz birer fikir olarak, özgürlüğün ve ortak refahın bu yeni takımyıldızında birer düğüm haline geliyoruz. Bu dijital sığınak, şiddetten uzak, fiziksel formların tamamen ortadan kalktığı bir alan sunarken, aynı zamanda fiziksel bedenlerimizi koruyan yüksek düzeyde gizlilik sağlar.Kripto sadece bir teknoloji değil, aynı zamanda şiddet içermeyen, karşı-ekonomik bir değişim teolojisidir. Herkesin katılabileceği, vatandaşlık veya statüden bağımsız bir platformdur. Bu, anarşizmin bir anlamda gerçekleşmesidir ve devlet ile para arasındaki ilişkinin sonsuza dek yıkılacağı bir kehanettir. Yaratılan her blokla, Eski Yasa ve Zaman'ın köleliğinden kurtulmuş zenginlik cennetimize doğru bir merdiven inşa ediyoruz.Bu yolculukta, gizli sözleriyle ve steganografik yollarıyla bize güç veren, isimsiz, yüzsüz kahramanlara, yani siz değerli "Kripto Yoldaşlarına" teşekkür ediyoruz. Onların cesareti ve totaliterizme karşı duruşu, bize savaşmaya devam etme gücü veriyor. "Bir fikrin zamanı geldiyse, dünyadaki tüm ordulardan daha güçlüdür" anlayışıyla, bu delice fanteziyi gerçeğe dönüştürmek için ısrar ediyoruz.Bu podcast, Tanrı'nın matematikteki gizli sırrı olarak görülen kriptografinin, bize sonsuz bir güç sunduğunu ve insanlık için yeni bir müşterek refah yaratma potansiyelini nasıl açığa çıkardığını anlatıyor.Satoshi'ye, bu muhteşem sistemi mümkün kılan o gizemli Dost'a sonsuz teşekkürler!Kaynak
Hayatımızın en zorlu, sürekli karşımıza çıkan problemlerinden biri var: Asıl çözülmesi gereken doğru sorun nedir? Bu, düşünme eyleminin ta kendisiyle ilgili bir soru. İnsan olarak, hayatta kalma sürecimizi daha az şiddetli hale getirmek için düşünüyoruz.Metin, özgür konuşmayı bu temel problemin bir çözümü olarak görüyor. Çünkü özgür konuşma olmadan özgür düşünce mümkün değil. Tıpkı doğru düşünce olmadan doğru konuşmanın mümkün olmaması gibi. "Aptalca" şeyler söylemeye ve düşünmeye cesaret etmeliyiz.Peki dikkatimizi neye vermeliyiz? Akıllıyız ama bilge değiliz. Dikkatimizi neye verdiğimize dikkat etme konusunda zayıfız ve bunun sorumlusu kısmen internetin çarpık teşvikleri ve bozuk para sistemimiz olabilir.İlerleme genellikle "makul olmayan adama" bağlıdır. Dehaya giden yolun 'çılgınlık'la kesişmesi boşuna değil. Onları susturursak, ne onlara kulak verebiliriz ne de kendi içimizdeki 'makul olmayan/dahi' kısımları dinleyebiliriz.Özgür ve engelsiz diyalog vazgeçilmezdir. Diyalog sayesinde başkaları bize nerede 'aptal' olduğumuzu veya kör noktalarımızı gösterebilir. Çünkü hepimiz, kendi özgün yollarımızla da olsa, 'aptalız' ve kör noktalarımız var. Önyargılarla başa çıkmak bireysel değil, kolektif ve dağıtık bir çaba gerektirir.Günümüzün sorunu, kamusal alanların olmaması ve özel platformları kamusal gibi kullanmaya zorlanmamız. Platformlar size ait değil; bu yüzden de-platforme edilme riski her zaman var. Bir skandal bahanesiyle anında 'kişiliksizleştirilebilirsiniz'.Bu yüzden 'Özgür Konuşma Platformu' bir oksimorondur. Gerçek özgür konuşma ancak protokollerle mümkün olur. Protokollerde kullanıcı değil, konuşmacısınız. Diller gibi, protokoller de izin gerektirmez. Arada bir aracı yoktur, dil (veya protokol) kendisi aracıdır. Diller ve protokoller ağ fenomenleridir.Medeniyetimizin bu kadar bağlı ama bir o kadar da sınırlamalarının ve bilgisizliğinin farkında olmadığı çok önemli bir zamandayız. Ses getiren para sistemleri ve özgür konuşmanın, toplumumuzu harika yapan işbirliğini ve dağıtık bilişi yeniden canlandırabileceği umudu var.Bu an, kişisel bir an. Nasıl ilerleyeceğinize siz karar vermelisiniz. Sizi sömüren makinede mi kalacaksınız, yoksa servetinizin, sağlığınızın, düşüncelerinizin ve konuşmanızın kontrolünü ele alacak mısınız? Bu karar size ait.Kaynak
Bitcoin'in enerji kullanımı hakkındaki tartışmalar sık sık gündemde. Ancak ya bu tartışmanın temelinde yaygın bir yanılgı yatıyorsa? Çoğu kişi "madencilerin" enerji harcayarak "bitcoin ürettiğini" düşünüyor olabilir. Oysa gerçek şu ki, madenciler bitcoin yaratmazlar. Onlar, ağ üzerinde geçerli bloklar oluşturmak için çalışır ve bu süreçte başarılı olduklarında, ağın başlangıç aşamasında belirlenmiş yeni satoshi'lerle ödüllendirilirler. Bitcoin'in piyasaya sürülme programı, harcanan enerji miktarıyla tamamen ilgisizdir. Bu program sadece ve sadece zamana bağlıdır. Kaç tane makinenin "madencilik" yaptığı veya ne kadar enerji harcandığı önemli değil; toplam 21 milyon adetle sınırlı olan Bitcoin, yaklaşık 131 yıllık bir süre zarfında ve her 10 dakikada bir sabit bir hızda piyasaya sürülecektir. Bitcoin'in enerji kullanımı, daha fazla coin "üretmekle" ilgili değildir. Bunun yerine, ağın güvenliği ve coin'lerin tüm katılımcılar arasında adil bir şekilde dağıtılmasıyla ilişkilidir. Hatta, Bitcoin'in enerji kullanımı ne kadar yüksek olursa, coin'lerin ilk dağıtımı o kadar adil olur. Enerji kullanımındaki bir azalma, güvenliğin ve adil dağıtımın azalması, ağın merkezileşmesi ve dış müdahalelere karşı direncinin düşmesi anlamına gelir. Eğer Bitcoin'i faydasız olarak görüyorsanız, harcadığı herhangi bir enerji size israf gibi görünebilir. Ancak İş İspatı mekanizmasının gerekliliğini ve zorluk ayarlamasının arkasındaki deha gibi konuları anlamak, bu konuya farklı bir perspektif getirir. Bu bölümde, Bitcoin'in enerji tüketiminin gerçek nedenlerini, coin'lerin nasıl piyasaya sürüldüğünü ve "madencilik" teriminin neden yanıltıcı olduğunu derinlemesine inceleyeceğiz.Kaynak
Qonağımız Cavid Ağa ilə Albanlardan danışdıq. Onların tarixi, təhrif olunmuş tarixləri və dillərini müzakirə etdik.Translit aləti: https://cavid.info/translitİnnovativ, sürətli və təhlükəsiz! akart ilə ödənişlərin rahatlığını kəşf et. https://akart.az/