POPULARITY
Categories
Do you know who can help you with a business permit, a rental problem or family support? Through the stories of Fedele, Carol and Abeer, learn how Australia's three levels of government work. Find out what local, state or territory, and federal governments are responsible for and where to turn for help. - İş yeri ruhsatı, kira ile ilgili bir sorun veya aile desteği konularında size kimin yardımcı olabileceğini biliyor musunuz? Fedele, Carol ve Abeer'in hikâyeleri aracılığıyla Avustralya'daki üç kademeli yönetim sisteminin nasıl işlediğini öğrenin. Yerel yönetimlerin, eyalet veya bölge yönetimlerinin ve federal hükümetin görev ve sorumluluklarının neler olduğunu ve yardım için nerelere başvurabileceğinizi keşfedin.How Australia Works is an SBS podcast that uses real stories and clear explanations to help you understand how government work in Australia, how laws are made and changed, and how you can have a say. Listen to the series and find shorter versions in 60 languages on the How Australia Works main page. - How Australia Works (Avustralya'nın İşleyişi İşte Böyle) adlı SBS podcast'i, Avustralya'da hükümetin nasıl işlediğini, yasaların nasıl yapılıp değiştirildiğini ve sizin de nasıl söz sahibi olabileceğinizi anlamanıza yardımcı olmak için gerçek hikayeler ve net açıklamalar kullanıyor. Seriyi dinleyin ve 60 dilde daha kısa versiyonlarını bulun. How Australia Works main page.
Tarihleri boyunca kâfirle cihaddan geri durmuş, her vesile ile Müslüman katliamı yapmış topluluklar, Yavuz döneminde de bu faaliyetlerden geri durmamıştır. Yavuz Sultan Selîm Han, ülke içinde hâdise çıkartan ve ilerisi için büyük tehlike olabilecek Şii faaliyetlerin kaynağının Safevi Devleti olduğunu biliyordu Gönderdiği dâvetçi ve halîfeleri vasıtasıyla Osmanlı hududları içinde yaşayan Şiîleri kendisine bağlıyor ve fırsat buldukça da isyânlar çıkarıyordu. Yavuz Sultan Selîm Han ise, Şâh İsmail'in bu tehlikeli teşebbüslerini önlemenin tek çıkar yolunun, Anadolu'da Şiîliğin gelişmesini önlemek, hattâ kökünü kazımak olduğunu biliyor, İslâm'ı bütün dünyâya hâkim kılabilmek için Osmanlı Devleti'nin dünyânın en büyük ve kudretli devleti hâline gelmesi zaruretine inanıyordu. Bunun için İran'da kurulan Şiî devletlerin sürekli Osmanlı Devleti'ni tehdîd etmesine ve batıya karşı açılan her seferde Osmanlı'yı arkadan vurmasına son vermek emelinde idi. Zîrâ Osmanlı Devleti'nin en büyük asker kaynağı Türk ve Müslüman nüfûsun yaşadığı Anadolu idi. Buranın emniyette olmaması, devletin başına her an büyük gaileler açabilirdi. Sultan Selim, bütün bunları düşünerek Trabzon Vâliliği'nden beri Şâh İsmail'in Osmanlı ülkesindeki faaliyetlerini yakından takip etmiş, İran içlerine seferler düzenleyerek şiîlerin Anadolu'daki faaliyetlerine mâni olmaya çalışmıştı. Pâdişâh olduktan sonra, bu faaliyetlerin önüne bütünüyle geçmek için köklü tedbirler almaya başladı. Topladığı olağanüstü dîvânda, Şâh İsmail'in İslâm'a verdiği zarar ve Ehl-i Sünnet'e yaptığı saldırıları inceden inceye bir bir anlattı. Dîvânda yapılan uzun müzâkerelerden sonra, İran'a sefere karar verildi. Dîvânın bu karârı üzerine görüşleri alınan o devrin âlimleri böyle bir cihâdın farz olduğuna, Şâh İsmail'e haddinin bildirilmesine dâir fetva verdiler. (Tâcü't-Tevârih, c.2 s.397; Türk Cihân Mefkuresi Târihi; c.2, s.390)
Avrupa doludizgin Rusya ile savaşa hazırlanıyor. Mevcut merkez siyâsî elitlerin zihinleri bu savaşa çoktan hazır hâle gelmiş vaziyette. Askerî mânâda Avrupa'nın hazırlıksızlığı umurlarında bile değil. Devletlerin bütçelerinde yer alan kaynaklar hızla askerî yatırımlara aktarılmaya gayret ediliyor. Bunun, bugünden yarına başarılamayacağı ortadaki gerçek. Elbette açıklarının farkındalar. Ama zihinleri önde gidiyor. Bir taraftan da kamuoylarını Rus tehlikesi husûsunda terörize etmekle meşguller.
Kredi kartıyla alışveriş yaparken, kartı veren kuruluşun kefaleti ile işlem yapmış oluyoruz. O kuruluş, karşı tarafa şöyle demiş oluyor: Bu kişinin elindeki kart benim teminatımdır; onu elinde bulunduran kişiye ben kefilim. Kartla alışveriş yapıldığında, satıcı parasını bankadan alıyor. Müşteri de bankayla arasındaki anlaşmanın mahiyetine göre borcunu ödüyor. Kredi kartıyla alışverişte kartı sağlayan kuruluş, kredi kartıyla alışveriş imkânı sağlarken yaptığı masraf karşılığı belli bir ücret alabilir. Bunun dışında kuruluşun, alışverişin tutarını aşan ödeme talebi, her ne isim altında olursa olsun faizdir. Böyle durumlarda harama düşme endişesi taşımamak için, faizsiz çalışan finans kuruluşlarının kartlarını tercih etmek ve kart borcunu taksitlendirip faize bulaşmak yerine, borcun tamamını tek seferde ödemek en iyisidir. Para peşin, mal veresiye olduğunda, buna "Selem akdi" denir ve belli şartlarla caizdir. Bu şartları şöyle özetleyebiliriz: Akitte, tarafları anlaşmazlığa götürecek ölçüde belirsizlik bulunmamalıdır. "Malın miktar ve evsafında, keza paranın miktar ve cinsinde herhangi bir belirsizlik bulunmamalıdır. Ödemenin veya malın tesliminin zamanı ve şekli konusunda herhangi bir belirsizlik olmamalıdır. Konunun başka önemli detayları da vardır. Bir bilenden veya kaynaklardan iyice tetkik edilmelidir. Müzayedede müşteri kızıştırmak için katılmak, başkasını müzayededen çekilmeye veya fiyatı belli miktardan fazla artırmamaya ikna için çeşitli metotlar kullanmak gibi alışverişi geçersiz kılan unsurlar söz konusu olmamalıdır. İslam, alışverişlerde önceden tayin edilmiş belli kâr hadleri getirmemiştir. Makul sınırlarda olması ve "aldatma" içermemesi şartıyla alışverişte "karşılıklı rıza" unsuru gözetilmiştir. Malın fiyatını aşırı şekilde düşürerek yahut yükselterek piyasayı olumsuz etkilemeye çalışmamalıdır. (Ebubekir Sifil , 2007)
Send us Fan MailKitap kulübümüzün 65inci buluşmasında Charles Duhigg'in Süperiletişimciler adlı kitabını konuştuk.Duhigg, Pulitzer ödüllü bir gazeteci ve Alışkanlıkların Gücü'nün yazarı. Bu kitabında süper iletişimcilerin sırlarına eğiliyor. Her konuşmanın üç türden birine ait olduğunu anlatıyor: pratik (buradaki asıl mesele ne?), duygusal (nasıl hissediyoruz?) ve sosyal (biz kimiz?). İyi iletişim de karşımızdakiyle aynı düzlemde buluşmakla başlıyor. Yani bu üç konuşmadan hangisini yaptığımızı anlamamız gerekiyor. Bunun için dinlediğimizi yansıtmayı, doğru sorular sormayı, duyguları duymayı ve çoklu kimliklerimizin farkında olmayı öneriyor. Kitap Boyner Yayınları'ndan, Handan Balkara Çevikus çevirisiyle çıktı, kendisi Alışkanlıkların Gücü kitabının da çevirmeni.İletişim insanın en temel becerisi olsa gerek ama bunu modern hayatlarımızda nasıl batırdığımızı görmek çok üzücü aslında. Kimse birbirini dinlemiyor diyoruz ya, kitabın kulaklara küpe bir yanıtı var: “İnsanlar dediklerinizi duysun istiyorsanız, bağlantı kurmanın bir yolunu bulmak zorundasınız”Kitabı genel olarak beğendik. Çoğumuz için akıcı, sistematik, kolay okunan bir kitaptı. Tekrarlarla ilerlemesi akılda kalmasına yardımcı oldu. Kitabın fazla Amerikalı örnekleri ve tarzı da hissediliyordu ama bu zaten “self help” kişisel gelişim kitaplarında kanıksadığımız bir durum haline geldi.Hepimizi etkileyen vurgulardan biri "Bu konuşmadan ne bekliyorsun; çözüm mü, yoksa sadece dinlenmek mi?" oldu. Bunu evde, iş yerinde, çocuklarımızla yaşadığımızı fark ettik. Çözüm üretmeye o kadar hazırız ki, duyulmak isteyen birini çoğu zaman duymadan geçiyoruz. Karşıdakinin söylediğini yansıtmayı denemiş arkadaşlarımız oldu, etkisini görmüşler. Bir arkadaşımız kitaptaki 36 soruluk yakınlaşma testini ekibiyle oyun olarak oynadı ve hepsi çok keyif aldı. Çoklu kimlikler bölümü de, kendimizi ve başkalarını tek bir etikete sıkıştırmamak fikriyle çoğumuzda karşılık buldu.Bu kitap doğrusu bir kerede hazmedilebilecek bir kitap değil sanki. Boyner Yayınları yöneticisi Zeynep Hanım'ın dediği gibi. Çok sayıda iletişim tavsiyesini aynı anda sindirmek mümkün değil. Ara ara okunup fikir alınabilecek, üstünde çalışılabilecek bir başvuru kitabı gibi. Hatta bu kitaplardan öğrendiklerimizi nasıl uyguladığımızı ve çıkarımlarımızı paylaşabileceğimiz bir alanımız olsa diye hep konuşuyoruz, der ya bunun için biçilmiş kaftan, bu konuda da planlarım var önümüzdeki dönemde.Son olarak bence evdeki gençlerimiz için de çok değerli bir kaynak, örneğin özellikle çoklu kimlikler bölümünü kızıma okutmayı planlıyorum.Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla (03:06) Aycan Acar Şahin, (05:53) Mete Yurtsever ve Aycan Acar Şahin, (07:31) Didem Güçlü İlgün, (11:44) Müge Önen, (12:50) Müge İrfanoğlu, (13:51) Ebru Başaran, (17:25) Uğur İyidoğan, (18:22) Müge İrfanoğlu, (22:03) Hatice Ergüven Doydum, (24:28) Didem Güçlü İlgün, (26:57) Zeynep Çelik, (30:57) Feyza Demir, (35:27) Mete Yurtsever ve (36:28) Suat Soy.Support the show
İmâm-ı Sûsî, İmâm-ı Iyâşî ve İbnü'l-Meşrî (rahimehümullâh) gibi ulemânın beyânı vechile; bâzı meşâyih şu vasiyetlerde bulunmuşlardır: “İnsanlara eziyet etmekten, onlara zarar vermekten, ayıplarını ve avretlerini araştırmaktan uzak durun. Gerçekten kim bunlarla uğraşırsa ne dünyâda ne de âhirette felâh bulmaz. Özellikle şu sayacağımız işlerden uzak durmaya devâm edin. Zîrâ her kim bunlardan birine dahî düşerse, hiç şüphesiz Allâhü Teâlâ onu kâfir olarak öldürecektir: 1. Müslümanlara çokça eziyet etmek, 2. Çok zinâ yapıp tevbesiz ölmek, 3. Yalan yere velî olduğunu iddiâ etmek, 4. İzinsiz ve icâzetsiz şeyhlik makāmına geçmek, 5. Gıybet ve dedikoduya dalıp tevbesiz ölmek. İşte bu sayılanlardan birine bile devâm eden kişi, ne kadar sâlih amel yapsa da kâfir öleceği kesindir. Ancak her kim bu yaptıklarından tevbe eder de, ölünceye kadar tevbesinde sebât ederse ve bu günahlara ısrâr etmeksizin ölebilirse, o kişi îmânını kurtarabilir.” (Muhammed ibnü'l-Meşri‘ es-Sâihî, el-Câmi‘, s. 322) ÖLÜM MELEĞİNİN SURETİ Rivâyet edildiğine göre Hz. İbrahim ölüm meleğine fâcir bir kimsenin ruhunu aldığında üzerinde bulunduğun surette bana kendini gösterebilir misin?' diye sordu. Ölüm meleği ‘Bu durumda senin bana bakmaya gücün yetmez!' dedi. Hz. İbrahim (a.s.) ‘Gücüm yeter' dedi. Melek ‘O halde yüzünü çevir!' dedi. Bunun üzerine İbrahim (a.s.) yüzünü çevirince, simsiyah, saçları dik, kokusu müteaffin, elbiseleri simsiyah, ağız ve burun deliklerinden alevler ve duman çıkan bir kişi gördü. Bunun üzerine İbrahim (a.s.) düşüp bayıldı. Ayıldığında melek eski suretine dönmüştü. Bunun üzerine Hz. İbrahim (a.s.) ‘Ey ölüm meleği! Eğer ölüm anında fâcir kimseye, görünüşünden başka bir dehşet isabet etmese dahi bu ona kâfi gelir' dedi. (İmam Gazali, İhya-u Ulumiddin, s. 2661)
17 Eylül 2006 tarihinde yapımına başlanmış ve yaklaşık iki yılda tamamlanmıştır. Bânisi Hz. Sami (k.s.)'nun ma‘nevî evlâdı ve ihvâna kılavuzu Muhterem Ömer Muhammed Öztürk'tür. 23.5 x 28.5 metre ebadında bir alana yerleşmiş, dört ana kolon üstüne tek ana kubbe ve etrafında dört yarım kubbe şeklinde inşâ edilmiştir. Câminin külliye haline getirilmesine devâm edilmektedir. İstanbul'un Pendik ilçesine bağlı Yenişehir mahallesinde bulunan cami; Yavuz Sultân Selîm Câmii gibi Osmanlı mîmârîsinin ince estetiğini açığa çıkaran bir eser olmuştur. Caminin kendi adına yapıldığı Zât hakkında Kitâbe'de şöyle denilmektedir: “Silsile-i Aliyye-i Nakşîbendiyye'nin otuz üçüncü postnişînleri olup Silsile-i Aliyye'nin otuz ikinci postnişîni Şeyhü'lmeşâyîh es-Seyyid Muhammed Es‘âd Erbilî kuddise sirrûh hazretlerinin hâlîfelerindendirler. Hazret-i Zât-ı akdes'in şecere-i mübârekeleri, Ramazanoğlu Beyliği'nden Hz. Seyfullâh Hâlid bin Velîd (r.a.)'e uzanır. Hicrî 1308'de Adana'da dünyâyı teşrîf eden Zât-ı âli-kadrleri, 1404'te Medîne-i Münevvere'de irtihâl-i dâr-ı bekâ eylediler. Kabr-i şerîfleri Cennetü'l Bakî'de ziyâretgâhtır. Ulemâ-yı İslâm, “Bir asırlık mübârek ömürlerinin her ânında Sünnet-i Seniyye-i Resûl-i Kibriyâ (s.a.v.)'i ihyâ eylediklerinde ve nice yüksek makâmların sâhibi; Gavs*, Müceddid**, Sâhibü'zzamân*** ve Câna yakın ülfet makâmının sâhibi ve asırların nâdir yetiştirdiği bir Zât-ı Akdes olduklarında” ittifâk-ı ârâ eylemişlerdir.” Allâhü Te‘âlâ yollarına ve şefâatlerine cümlemizi dâhil eylesin. Âmîn. *Gavs: Yardım etmek, imdada yetişmek demektir. Bunun yerine “kutub” da kullanılır. En yüksek ma'nevî makâmdır. Allâh (c.c.) onların duası sebebiyle gelmesi muhtemel belâları def eder. **Müceddid: Her asır başında geleceği Nebî (s.a.v.) tarafından müjdelenen, dinin yüksek hâdimleridir. Kendilerinden ve yeniden bir şey ortaya çıkarmazlar, yeni ahkâm getirmezler. İslâmî hükümlere harfiyen uyarak dinin aslını ortaya koyarlar ve ona karıştırılmak istenilen bid'atleri def ederler. ***Sâhibü'z-zamân: Zamanın etkisinden kurtulmuş; geçmiş, gelecek düşüncesinden sıyrılmış, ân-ı vâhidi yakalayan ve onu sürekli yaşayan kişidir. O, bu durumuyla zamanı aşmıştır.
Sendikalar, çalışanların ekonomik ve sosyal haklarını korumak amacıyla kurulmuş demokratik kuruluşlardır. Ancak uygulamada demokratik kuralların ne kadar işlediği ise çok büyük tartışma konusudur. Bunun içindir ki sendikalarda ağalık sistemi olduğu yönünde eleştiriler de yapılmaktadır. On başlıkta ağırlık kazanan eleştirilere yer vermeye çalışacağız.
Çağdaş İslam düşüncesi terkibindeki anlam ve kapsam daralması, tuhaf bir şekilde hareket ve düşünce ayrımını çok zayıflattı hatta pek çok alanda ortadan kaldırdı. On dokuz ve yirminci yüzyıllarda ileri sürülen görüşler genellikle nazarî olandan amelî olana (teoriden pratiğe) doğru seyreden bir karaktere sahip değildir; tam tersine amelî olandan yola çıkar, nazarî olana ulaşma umudunu taşır ve nadiren nazarî olanla ilişki kurmaya teşebbüs eder. Bunun iki temel sebebi var.
Abdullah İbni Abbas (r.a.)'dan rivâyet edilmiştir. Peygamber (s.a.v.) buyurmuştur ki: “Bir kimse vardır ki, cennete girdiği zaman, saraylarda, köşklerde ve evlerin odalarında bulunanların hepsi ona selâm verip hoşgeldin, derler”. Hz. Ebûbekir (r.a.): "Yâ Resûlullâh (s.a.v.), biz o kimseyi, o saray ve köşklerde görebilir miyiz?" dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.): “Evet, o kimse sensin ey Ebû Bekir”, buyurdular. Abdullah İbni Abbas (r.a.)'dan rivâyet olunan diğer bir hadis-i şerifte: "Biz Peygamber (s.a.v.)'in yanında bulunuyorduk. Hz. Ebûbekir (r.a.)'ın ismi Peygamber (s.a.v.) huzurunda anıldı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), “Ebûbekir'e (r.a.) kim benzeyebilir? İnsanlar beni yalanladı; o, tasdik edip bana iman etti. Herkes benden kaçarken o, kızını bana nikâhladı. Bütün malını benim yoluma feda etti. Sıkıntılı saat ve günlerde yanımda mücadele etti. O, kıyâmet günü, eğeri yeşil zebercedden, yuları inciden olan cennet develerinden bir deveye binmiş olur. Sündüs ve istibraktan iki yeşil elbise giymiş olduğu hâlde benimle konuşur. Ben de onunla konuşurum. Kıyâmet ehli, “Bunlar kimlerdir?” diye sorarlar. Kendilerine, bunlar “Allâhü Teâlâ'nın Resûlü (s.a.v.) ve Ebû Bekir Sıddîk (r.a.)'dır” diye cevap verirler”, buyurdu." Ashab-ı güzinden (r.a.e.) birisi: "Cenâb-ı Allâh'ın en büyük rızâsı nedir, yâ Resûlullâh (s.a.v.)?" diye sordu. Peygamber (s.a.v.): “Cenâb-ı Allâh âhirette Cennette umumi olarak bütün kullarına, hususi olarak da Ebûbekir (r.a.)'a tecelli eder. Allâhü Teâlâ'nın en büyük rızâsı işte budur” buyurdular. (Şemsüddin Ahmed Sivasi, Dört Büyük Halife, s.71)
"Kolay da olsa zor da olsa sefere çıkın ve mallarınızla canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Bilirseniz, bu sizin kendi iyiliğinizedir." Tevbe 41Malınızla veya canınızla demiyor Allah. Ve canınızla diyor. Allah yoluna koşturmak sadece benim görevim değil zengin kardeşim. Sen de benimle beraber koşturacaksın. Hocaya zekatımı verdim, o savaşsın yok!Hz. Peygamber yaklaşık 30.000 kişilik bir orduyla hicretin 9. yılı Receb ayında (Ekim 630) bir perşembe günü Medine'nin kuzeybatı istikametinde, bugün Suudi Arabistan sınırları içinde ve Ürdün'ün güney sınırına yakın bir yerde bulunan Tebük'e doğru hareket etti. Bu onun büyük bir ordunun başında kumandan olarak katıldığı son seferdir.Tebük Seferi, iki taraf arasında fiili bir çatışma yaşanmadan ve kan dökülmeden zaferle sonuçlanmıştır. Müslüman ordusunun büyüklüğünü ve kararlılığını haber alan Bizans güçleri ve bölgedeki Hristiyan kabileler, savaşmaktan vazgeçip geri çekilmiş veya İslam devletine barış teklif etmiştir."Yani, 'Siz, ister cihad size ağır gelecek bir durumda, isterse hafif gelecek bir durumda, savaşa çıkınız' demektir.Hifaf ve Sikal Kelimelerinin Şerhi:Çoluk çocuğunuz az olduğu için, hafif olarak; çok olduğu için, ağır olarak.Hafif silahlarla; ağır silahlarla.Binekli olarak; yaya olarak.Gençler olarak; ihtiyarlar olarak.Zayıf olarak; şişman olarak.Sıhhatti olarak; hasta olarak.Bu hususta sahih olan, bütün bu bahsedilenlerin hepsinin bu ifadenin muhtevasına dahil olmasıdır. İmdi şayet, "Siz, bu emrin, bütün insanları, hatta hastaları ve acizleri de içine aldığını mı söylüyorsunuz?" denilirse biz deriz ki: Bu ifadenin zahiri bunu gerektirir.İbn Ümmi Mektûm'un, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e: "Benim de savaşa çıkmam gerekir mi?" dediğinde, Hazret-i Peygamber'in de: "Sen ya hafifsin, ya da ağır, 'sakîl'sin..." dediği, bunun üzerine İbn Ümmî Mektûm'un, ailesine dönerek silahını kuşandığı ve Hazret-i Peygamber'in önünde denediği; bunun üzerine de Cenâb-ı Hakk'ın: "Âmâya göre bir hareç, darlık ve günah yok" (Nur, 61) ayetinin nazil olduğu rivayet edilmiştir.İbn Um Mektum Uhud günü şöyle demişti: "Ben, gözü görmeyen bir kimseyim. O bakımdan sancağı bana teslim ediniz. Çünkü sancağı taşıyan geri dönecek ve kaçacak olursa ordu da bozguna uğrar. Ben ise kimin kılıcıyla üzerime geldiğinin farkına varamam. O bakımdan da yerimden ayrılmam." Ancak, önce de Âl-i İmrân Sûresi'nde (3/152. âyetin tefsirinde) geçtiği üzere müslümanların sancağını o gün Mus'ab b. Umeyr almıştı."Said İbn'l-Müseyyeb, bir gözü görmediği halde savaşa çıkmıştı. Ona: "Sen, hastasın; senin sıkıntın var" denilince o: "Allah, hafif olanın da, ağır olanın da savaşa çıkmasını emretmiştir. Şayet ben savaşamıyorsam, hiç olmazsa kalabalığı artırırım ve eşyaları korurum" dedi.Ebû Talha, Tevbe Sûresi'ni okumaya başlamış ve şu: "Ağırlıklı ve ağırlıksız olarak Savaşı çıkın" âyetine gelince, ey oğullarım, demiş. Haydi beni Savaşa çıkmak üzere donatın, beni donatın, demiş. Oğulları ona: Allah sana merhamet ihsan etsin. Sen Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte vefat edinceye kadar gazada bulundun. Ebû Bekir ile vefat edinceye kadar, Ömer'le de vefat edinceye kadar gazada bulundun. Senin yerine biz gazaya gideriz, dedyseler de o: Hayır beni donatınız, demişti. Bunun üzerine bir deniz Savaşına katıldı ve denizde öldü. Kendisini gömecekleri bir adaya ancak yedi gün sonra ulaşabildiler. Onu orada defnettiler. Cesedinde hiçbir değişiklik olmamıştı."Ebû Eyyüb el-Ensarî, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'le birlikte Bedir'de bulundu ve müslümanların savaşlarının hiçbirinden geri kalmadı. Zira o, şöyle derdi: "Allah, 'Sizler gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak elbirlik savaşa çıkın' buyurmuştur... Binâenaleyh ben kendimi, ya hafif ya da ağır, 'sakil' olarak hissediyorum."Daha sonra Cenab-ı Hakk, "Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihâd edin" buyurmuştur.Cihâdın, tek başına kaldığı ve gücü de yettiği zaman, can ile yapılması vacib olur.
Aşırı sağcı, İslam ve göç karşıtı AfD Almanya'nın doğu eyaletlerinde zaten güçlüydü. Ancak yüzde 43,8'lik oy oranı son yılların rekoru. Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern'da 20 Eylül'de yapılacak seçimlerde de oylarını katlaması bekleniyor. Batıda da güçlenen AfD, bir sonraki genel seçimlerde iktidara gelmeyi hedefliyor. AfD'nin Saksonya-Anhalt zaferi neden sadece bir eyalet seçimi olarak görülmemeli? Bunun tüm Almanya ve Avrupa için sonuçları neler olabilir? Prof. Dr. Burak Çopur, WDR COSMO Türkçe için yorumladı. Mikrofonda Gökçe Göksu ve Serap Doğan var. Von Gökçe Göksu und Serap Doğan.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
İstanbul'da neden daha fazla insan bisiklete binmiyor?
Hz. İsa'nın (a.s.) ahir zamanda yeryüzüne ineceği, hem Kur'an-ı Kerim ve hem de sahih ve mütevatir sünnetle sabittir. Bu olay aynı zamanda kıyametin en büyük alametlerinden birisidir. Bunun için Ehl-i Sünnet âlimleri, İsa'nın (a.s.) ahir zamanda ineceğini kitaplarında açıkça yazmışlardır. Hadis-i Şeriflerde Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Allâh'a yemin ederim ki Meryem oğlu İsa'nın adaletli bir hâkim olarak inmesi yakındır.”(Buhari, Enbiya, 49) “Nefsim elinde olan Zât-ı Zulcelâle yemin ederim! Meryem oğlu İsa'nın, aranıza adaletli bir hâkim olarak ineceği, haçı kırıp, hınzırları öldüreceği, cizyeyi kaldıracağı vakit yakındır. O zaman, mal öylesine artar ki, kimse onu kabul etmez; tek bir secde, dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olacaktır.” (Müslim, 155) “Meryem oğlu aranıza indiği hâlde, sizden birinin size imamlık yapacağı zaman nasıl olursunuz acaba?” (Buhari, Fethu'l Bârî, 6/490-491) “Ümmetimden bir taife hak üzerine savaşırlar ve kıyamet gününe dek muzaffer kalırlar. Meryem oğlu İsa indiğinde o taifenin amiri ona, ‘Bize namaz kıldır.' der. O ise şöyle der: ‘Hayır, birbirinizin birbirinize karşı amir olması, Allâh'ın bu ümmete bir ikramıdır.” (Müslim, Şerhu'n Nevevi, 2/193-194) Ayrıca itikada dair yazılan ilk eser olan Fıkh-ı Ekber'de İmam Azam (rh.a) Hazretleri; “Kıyamet alametlerinden Nüzul-u İsa haktır” diye yazmıştır. İmam Maturidi de, Hz. İsa'nın kıyamet kopmadan önce yeryüzüne ineceğini ve kendisine tabi olanlarla birlikte kâfirlerle savaşacağını söylemektedir. (el-İbane, Trc, 99) (Muhtelif Eserlerden Derleme)
Îsâ (a.s.) zamanında biri vardı. Cimri olduğu için kendisine "Mel'un" diyorlardı. Günün birinde ona askere gidecek biri geldi, şöyle dedi: Ey Mel'un, bana silâha benzer bir şeyler ver onunla savaşayım. Sen de ateşten kurtulursun. Mel'un bu sözlere karşı yüzünü çevirip gitti, bir şey vermedi. Askere gidecek adam dönüp giderken Mel'un pişman oldu, onu geri çağırdı. Kılıcını ona verdi. Savaşçı, kılıcı ile giderken, yetmiş yıllık bir âbitle İsâ (a.s.) onu karşıladı. İsâ (a.s.) sordu:' Nereden aldın bu kılıcı? Bunu bana Mel'un verdi, deyince îsâ (a.s.) sevindi. Onun verdiği bu sadaka kendisini ferahlattı. Mel'un kapısının önünde oturuyordu ki, İsâ (a.s.) ile o âbit oradan geçti.Mel'un içinden şöyle dedi: Kalkıp, îsâ'nın ve âbidin yüzlerine bakayım. Yüzlerine bakarken âbit şöyle dedi Bu mel'unun cimrilik ateşi beni sarmadan çabuk gideyim, ondan kaçayım. O sırada Allâhü Teâlâ, İsâ (a.s.)'ya şöyle vahyetti: "Şu günâhkâr kuluma söyle! Kılıç sadakası için onu affettim, sana hürmet ve sevgi gösterdiği için de bağışladım." Hz. İsâ (a.s.), âbide, dedi ki: O, senin cennette arkadaşındır. Âbit buna karşılık şöyle dedi: Vallâhi, onunla olacağım cenneti istemem. Onun gibi bir arkadaş da İstemiyorum. Bunun üzerine İsâ (a.s.)'a şu vahiy geldi: O, benim hükmüme razı olmadı. Kulumu da hor gördü. Onu, cehennem ehlinden biri kıldım.Onun cennetteki dereceleriyle hor gördüğü cimri kulumun cehennemdeki derecelerini birbiriyle değiştirdim. Cennetteki yerini de o kuluma verdim. Kendisi de kulumun cehennemdeki yerine gidecek. (Ebu'l-Leys es-Semerkandi , Tenbihü'l- Gafilin s.359)
Sultan İkinci Mahmud Han zamanında, Fener Patrikhanesi'nin kapısında asılan, (1237/1821) Rum isyanının baş planlayıcısı Patrik Gregoryos'un, Rus Çarı Aleksandra yazdığı mektub ibret verici cümlelerle doludur. Şöyle ki: “Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak gayr-i mümkündür. Çünkü Türkler, Müslüman oldukları için çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i imân sahibidirler. Bu hasletleri, dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, ananelerinin kuvvetinden, padişahlarına olan itaat duygularından gelmektedir. Türkler zekidirler ve kendilerini müspet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkardırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da dinlerine olan bağlılıklarından, ahlâklarının sağlamlıklarından gelmektedir. Türklerde evvelâ itaat duygusunu kırmak ve manevî rabıtalarını (bağlarını) parçalamak, dînî metanetlerini (sağlamlığını) zayıflatmak icâp eder. Bunun da en kısa yolu, millî geleneklerine ve maneviyatlarına uymayan hârici fikirler ve hareketlere alıştırmaktır. Maneviyatları sarsıldığı gün, Türklerin kendilerinden şeklen çok kudretli kalabalık ve zâhiren hâkim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacaktır. Ardından maddî vasıtaların üstünlüğü ile onları yıkmak mümkün olabilecektir. Bu itibarla Osmanlı Devleti'ni tasfiye için sadece harp meydanlarındaki zaferler kâfi değildir. Hatta sadece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden, hakikatlerine nüfuz edebileceklerine sebep olabilir. Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden, bünyelerindeki tahribi tamamlamaktır.” Milli eğitimin gençlerimize nasıl bir milli eğitim vermesi gerektiği bu mektuptan anlaşılmıyor mu? Milletimizin gelecek nesillerimize etki edeceklerin nasıl çalışmaları gerektiği bu ifadeler ders vermezse daha ne söylemek gerekir? (Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Devr-i Gül Sohbetleri s.64-64)
İslam öncesinde Araplar arasında akika geleneği vardı. Allah Resulü (s.a.s.) bu âdeti onaylamış, kendisi akika kurbanı kesmiş ve ashabını da buna teşvik etmiştir. Akikanın bazı hikmet ve faydaları şunlardır: Akika vesilesiyle çocuğun nesebi bereketlenir ve çoğalır. Akika kurbanı kesmek, kişinin cömertliğinin bir göstergesidir. Çocuk, akika kurbanı vesilesiyle her türlü zarar ve musibetten korunur. Doğumunun yedinci gününde çocuğa isim konulması ve akika kurbanı kesilmesi evladır. Bunun nedeni, doğum sonrasında ilk olarak çocuğun bakımı, ihtiyaçlarının giderilmesi ve akrabaların haberdar edilmesi gibi birçok işle meşgul olunmasıdır. Kız çocuğu için bir keçi veya bir koyun, erkek çocuğu için ise iki keçi veya iki koyun kesilir. Kız çocuğu için büyükbaş hayvandan bir hisse, erkek çocuğu için iki hisse kesilmesi de mümkündür. Bundan sonra çocuğun saçları kesilir ve ağırlığınca altın veya gümüş sadaka olarak verilir. İsteyenler çocuğun başına safran da sürebilir. Maddi durumu iyi olmayanlar, erkek çocuk için bir kurban kesebilir. Hatta hiç akika kurbanı kesmemekte de bir beis yoktur. Yedinci gün akika kurbanı kesmek mümkün olmadığında, sonraki haftalarda çocuğun doğduğu günden önceki günde kurban kesmek evladır. Örneğin, çocuk Cuma günü doğmuşsa, sonraki herhangi bir perşembe günü; perşembe günü doğmuşsa, herhangi bir çarşamba günü akika kurbanının kesilmesi daha iyidir. Kurban olmaya elverişli olan bir hayvan, akika için de elverişlidir. kurbanlık olarak kabul edilmeyen hayvan, akika için de uygun değildir. Akika eti çiğ olarak dağıtılabilir, pişirilip dağıtılabilir veya davet edilerek misafirlere ikram edilebilir. Akika etini baba, dede, nine gibi yakın akrabalar da yiyebilirler. (Eşref Ali et-Tehanevi, Terbiye-i Evlad (İslam'da Çocuk Terbiyesi), s. 49)
Hayatta başarılı olmak için yalnızca bilgi sahibi olmak yeterli değildir. Bilgimizi, düşüncelerimizi ve beklentilerimizi doğru şekilde aktarabilmemiz gerekir. Çünkü etkili iletişim; güçlü ilişkiler kurmanın, güven oluşturmanın, insanları ortak hedefler etrafında birleştirmenin ve fikirlerimizi kabul ettirmenin temelidir. Bu videoda etkili iletişimin ne olduğunu ve hayatımızın farklı alanlarında neden önemli olduğunu ele alıyoruz. Videoda şu konuları öğreneceksiniz: • Etkili iletişim nedir? • İletişim başarıyı nasıl etkiler? • Sözel, sözsüz ve yazılı iletişim arasındaki farklar • Doğru kelimeleri seçmenin önemi • Ses tonu, vurgu ve konuşma hızının mesaja etkisi • Beden dilinin iletişimdeki rolü • Profesyonel yazılı iletişimin temel özellikleri • Açıklık, empati ve aktif dinleme becerileri • Mesajı karşıdaki kişiye göre uyarlama • Yanlış anlaşılmaları azaltmanın yolları Etkili iletişim yalnızca güzel konuşmak değildir. Karşımızdaki kişinin mesajımızı doğru anlamasını sağlamaktır. Bunun için açık ve net konuşmak, beden dilini doğru kullanmak, empati göstermek ve dikkatli dinlemek gerekir. Özellikle yöneticiler, liderler, girişimciler, proje yöneticileri, çalışanlar ve insan ilişkilerini geliştirmek isteyen herkes için iletişim becerileri stratejik bir başarı aracıdır. Sizce etkili iletişimde hangisi daha önemlidir: iyi konuşmak mı, iyi dinlemek mi? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz. Hayatta Başarılı Olmanın Formülü eğitim serisinin diğer videolarını izlemek ve yeni bölümlerden haberdar olmak için kanala abone olmayı unutmayın. #Etkiliİletişim #İletişimBecerileri #KişiselGelişim #AktifDinleme #Empati #BedenDili #Başarı #liderlik 00:00 Etkili İletişim Nedir ve Neden Önemlidir? 01:45 Başarı, Etkili İletişimle Gelir 02:48 İletişimin 3 Ana Türü 03:45 Doğru Kelimeleri Seçmek Başarıyı Getirir 04:39 Beden Dili, Kelimelerden Daha Fazla Şey Söyler 05:34 Kelimelerin Gücü 06:21 İletişimde Ustalaşmanın 5 Anahtarı 07:05 Mesajını Doğru İlet 07:51 Karşısındaki Kişiyi Gerçekten Anlıyor musunuz? 08:40 Etkili İletişimle Daha Başarılı Ol E-Kitap Satın Al: https://www.shopier.com/gokremtekir/48558601 Udemy: https://www.udemy.com/course/hayatta-basarili-olmanin-formulu/?referralCode=FADEDFFA690D42180B71 Danışmanlık Takvimim: calendar.app.google/aBzjeuTMpjjhBJqr6
Almanya rekor bir sıcak yaz yaşıyor. Robert Koch Enstitüsü'ne göre 9 Ağustos itibarıyla yaklaşık 14 bin kişi sıcağa bağlı nedenlerle hayatını kaybetti. Şimdiye kadar kaydedilen en yüksek rakam bu! Bunun üzerine SPD'li beş federal bakan "sıcaktan koruma eylem planı" hazırladı. Ana başlıklar: yapı planlaması hukukunda iklime uyum, çalışanların aşırı sıcağa karşı korunması ve huzurevleri ile hastanelerde serinletme yatırımlarına destek. SPD ayrıca iklime uyum ve doğayı korumanın Anayasa'ya ortak görev olarak yazılmasını da istiyor. Birlik partileri bu değişikliğe mesafeli, Yeşiller ise destek sözü verdi. Peki bu plan aşırı sıcaklardan kaynaklı ölümleri önlemeye yeter mi? Konuyu SPD Berlin Milletvekili Dr. Turgut Altuğ ile konuştuk. Mikrofonda Aydın Işık ve Serap Doğan var. Von Aydın Işık und Serap Doğan.
Tarih duyguları kayda geçirmiyor, evet! Bunun sebebi duyguların önemsiz olması değil, zamanın bir yerine sabitlenememeleri!
Kadından imam olmaz. Sadece cenaze namazını kıdıracak erkek yoksa kıldırabilecek kadın varsa, cenaze namazını kıldırsa ve sonradan da erkek imam bulunsa bile tekrar edilmesi gerekmez. Bunun haricinde diğer namazlarda kadınların imamlığı câiz değildir. Sadece kadınlar kendi aralarında kılarlarsa, birisine uyarak aynı sırada öne geçmeden namazlarını kılabilirler. Ama keraheti vardır. Kadınların bayram ve Cuma namazlarında, tesettür ve vakar şartıyla bulunmaları meşrû'dur. Fakat İmam Aynî'den naklen H. 1363'te vefat eden Mâlikîlerden Şeyh Muhammed Habîbullah diyor ki: “Şimdiki zamanımızda süslü olarak genç kadınların Cuma ve bayramlarda bulunmaları, kesinlikle câiz değildir.” Nitekim Aynî diyor ki: “Ulemâmız dediler ki: Kadınların bayram namazlarına gitmelerinin câiz olması, Hz. Nebî'nin (s.a.s.) zamanına mahsustu. Şu hâlde genç kadınların ziynetlenip mescide gitmeleri, kesinlikle câiz değildir. Bunun için Âişe (r.anhâ) dedi ki: “Rasûlullah (s.a.s.), kendisinden sonra kadınların ne gibi bid'atleri ihdas ettiklerini görmüş olsaydı, onları mescitlere girmekten men edecekti; İsrâiloğullarının kadınlarının men edildikleri gibi.” Hz. Âişe'nin (r.anhâ) sözü, Rasûlullah'ın (s.a.s.) hayatından az sonradır. (İsmail Çetin, Tahkîm-i Sâdât Şerh-i Mişkât, II/223) Cuma namazı sadece erkeklere farzdır. Kadınlar Cuma günleri diğer günlerdeki gibi öğle namazını kılabilirler. Onlara Cuma namazı farz olmadığından Cuma cemaatini beklemelerine gerek yoktur. Ezan okunduktan sonra öğle namazını kılarlar. (Nurgül Dere, Müslüman Hanımın El Kitabı, s. 147)
Bir zaman dediler ki, enflasyonla mücadele programının uygulamasından Sn Cumhurbaşkanı rahatsız olmuş. Durum o günün koşullarında bir krize dönüşmek üzereymiş. Bunun üzerine Cumhur-başkanı Yardımcımız Sn Cevdet Yılmaz, bir oruç-iftar metaforu ile bu sıkıntının bir rahatlaması olacağını izah etmiş. Kriz böylece aşılmış.
Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali (r.a.)'a şöyle buyurdu: “Yâ Ali, müjdeler olsun sana ki, Cenâb-ı Hak cennet bekçisi olan meleğe emreder. Buyuyur ki: "Cennete girmek isteyen kimse Ali (r.a.)'dan izin almayınca cennete gidemez". Cennet bekçisi olan Rıdvan adındaki melek de senden izin almayan kimseyi cennete sokmaz. Yâ Ali! Sen kimden râzı isen ona izin verirsin, cennete girer. Kimden râzı olmazsan ona izin vermezsin, o da cennete giremez”. Bir gün Hz. Ebûbekir, Hz. Ali (r.a.)'a lâtife ederek, “Yâ Ali, kıyâmet günü senden izin olmadıkça kimse cennete giremeyecektir. O gün bana izin verir misin?” dedi. Hz. Ali (r.a.), Hz. Ebûbekir (r.a.)'a şu cevabı verdi: "Doğru söylüyorsun. Fakat ben Peygamber (s.a.v.)'den işittim ki, senden müsaade almayınca kimseye izin vermem. O zaman siz bizim üzerimizde bir kontrol vazifesini görürsünüz. Öyle ise sizin, bizden izin almaya hiçbir ihtiyacınız yoktur. Esasen biz size müracaat edip, sizden izin almalıyız". Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bir gün Eshab-ı Kiram (r.a.e.)'e şöyle buyurdu: “Ben mü'minlere kendi nefislerinden daha evlâ değil miyim?” Mecliste bulunanlar sözbirliği ederek: "Evet yâ Resûlullâh (s.a.v.)" dediler. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali (r.a.)'ın elinden tutarak şöyle buyurdular: “Ben kimin mevlâsı evlâsı isem, Ali de onun mevlâsı evlâsidir mevlâsıdır. Ey Allâh'ım! Ona düşmanlık yapanlara düşmanlık yap, onu sevenleri sev, onu hor tutanları hor tut, ona kötülük yapanların cezasını ver, ona yardım edenlere yardım et, nerede bulunursa bulunsun hakkı onunla birlik kıl". (Şemsüddin Ahmed Sivasi, Dört Büyük Halife, s.324)
Seçim dönemi olmasa da taze çıkan siyasi belgelerin ekopolitik okumasını yapıyorum. En son Yeni Parti, programını ilan etmişti. Ben de değerlendirmiştim. 14 Ağustos'ta 25. Kuruluş Yıldönümünü kutlayan AK Parti, 25. Yıl Vizyonu başlıklı bir belge yayınladı. Küresel ölçekte en kayda değer politika metinlerinden birisini üretmiş. Bunun üzerinde durmak gerekliliğini bu yazıda karşılıyorum.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Yabancılar Türkçe konuştuğunda Türklerin kulağına nasıl geliyor?
İade edilen her cam şişe ve plastik şişeye bir lira kampanyası vatandaşın çok ilgisini çekti ama sorun büyük
Ebu Hayye kızı Hayye (r.anha) şöyle anlatıyor: Bir öğle vakti evime bir adam geldi. Ona “Ey Allâh'ın kulu! Bu sıcakta ne geziyorsun?” diye sordum. Adam “Ben ve bir arkadaşım kaybolan bir devemizi arıyorduk. Arkadaşım şu anda aramayı sürdürmektedir. Bense gölgeleneyim ve biraz da su içeyim diye buraya geldim” dedi. O sırada evde bir miktar ayranımız vardı. Ondan getirerek kendisine ikram ettim. Ayranı içtiğinde “Ey Allâh'ın kulu! Sen kimsin?” diye sordum. “Ben Ebubekir'im” dedi. Bunun üzerine “Sen Hz. Peygamber (s.a.v.)'in arkadaşı ve ismini işittiğimiz Ebubekir misin?” dedim. “Evet!” dedi. Ben de kendisine kabilemiz olan Has'âm kabilesi mensuplarının câhiliye döneminde birbirlerini yediklerini; Allâh Te'âlâ'nın İslâmiyet sayesinde bizleri kaynaştırıp kardeşler yaptığını söyledim.Sonra da “Ey Allâh'ın kulu! İnsanlar bu durumlarını ne zamana kadar muhafaza edeceklerdir?” diye sordum. “İmamları doğru olduğu sürece bu durumlarını muhafaza edebileceklerdir” buyurdu. “İmamlar dediğiniz kimlerdir?” dediğimde de şunları söyledi: “Kabile halkının arkasından gittiği ve kendisine itaat ettiği reisler birer imamdır. İşte bunlar doğru kaldıkları sürece halk da böyle huzur içerisinde yâşayacaktır.Hâris b. Muaviye (r.a.) şöyle anlatıyor: Hz. Ömer (r.a.)'in yanına vardığımda bana “Şam halkını nasıl buldun?” diye sordu. Ben de iyi bulduğumu söyledim. Hz. Ömer (r.a.) Allâh (c.c.)'e hamdettikten sonra “Zannediyorum siz müşriklerle oturup kalkıyordunuz?” buyurdu. “Hayır ey Mü'minlerin Emîri! Bizler onlarla oturup kalkmazdık” dedim. Bunun üzerine şunları söyledi: “Eğer onlarla oturup kalkarsanız nihayet birlikte yeyip içmeye de başlarsınız. Şunu biliniz ki ancak böyle yapmadığınız sürece hayırlı bir toplum sayılırsınız.”(Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu's-Sahabe, c.3, s.261-263
Zamanı hayat cinsinden biriktirmek artık pek çok kişiye gerçek anlamda nasip olmuyor. Pek çoğumuz eskilerin meşhur söyleyişiyle elimizdeki zaman sermayesini bozuk para gibi harcıyoruz. Yine pek çoğumuz bu gerçek bir şekilde yüzümüze vurulduğunda da muhtemelen kabullenmek istemiyoruz. Bunun sağlamasını yapmak pek de zor değil oysa! Yaşadıklarımızdan elimizde ne kaldığına, zihnimizde ve kalbimizde ne biriktiğine samimiyetle bakalım; orada bu kahredici gerçeği gözlerini üstümüze dikmiş bize bakarken göreceğiz!
30 yaşındaki Dr. Batuhan Temiz, Alman ordusu Bundeswehr'de subay rütbesinde doktor olarak görev yapıyor. Bunun yanısıra Eylül ayında Berlin eyaletinde yapılacak seçimleride FDP partisinin milletvekili adayı. 1996 yılında Berlin'de, Türklerin yoğun olarak yaşadığı Kreuzberg semtinde dünyaya gelen ve zor şartlarda büyüyen Batuhan Temiz ilginç hikayesini sunucumuz Eren Mahir Gencer sohbet etti. Von Eren Mahir Gençer und Erkan Aslan.
Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle dedi: "Mekke'den Medine'ye hicret eden müslümanların fakirleri Resûlullâh (s.a.v.)'e geldiler ve: "Yâ Resûlullâh! Varlıklı müslümanlar Cennet'in yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler. Bizim kıldığımız namazı onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. İhtiyaçlarından fazla malları olduğu için haccediyor, umre yapıyor, cihâd ediyor ve sadaka veriyorlar. Biz ise bunları yapamıyoruz" dediler. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) onlara, "Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi?" diye sordu. "Evet, söyle yâ Resûlullâh!" dediler. O zaman Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Her farz namazın ardından otuz üçer defa sübhânallâh, elhamdülillâh ve Allâhü ekber dersiniz." Kâ‘b ibni Ucre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Farz namazların ardından okunan zikirleri okuyan veya bunları yapan kimse hiçbir zaman zarara uğramaz. Bunlar otuz üç defa sübhânallâh, otuz üç defa elhâmdülillâh, otuz dört defa Allâhü ekber demektir." Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Her namazdan sonra kim otuz üç defa sübhânallâh, otuz üç defa elhâmdülillâh, otuz üç defa Allâhü ekber der, yüze tamamlamak için de Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hâmdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allâh'tan başka ilâh yoktur; yalnız Allâh vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hâmd O'na mahsustur. O her şeye kàdirdir" derse, günâhları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affedilir." (İmâm Nevevî, el-Ezkâr, c.1, s.204-205)
Avrupa'nın kalbinde, yüzyıllar boyunca işgallerin, savaşların, bölünmelerin, yoksulluğun ve göçlerin ülkesi olmuş bir ülke Polonya… Bir dönem Avrupa'nın hasta ekonomilerinden biri sayılırken, bugün “mucize” kelimesiyle anılan bir dönüşümün hikayesi.Eski kıta Avrupa'da Almanya sanayi gücünü yitirirken, Birleşik Krallık siyasi çalkantılara sürüklenirken, İtalya demografik çöküşle boğuşurken Polonya, devlerin içine düştüğü düşük büyüme ve kayıp döngüsünü tersine çevirmeyi başardı: 1990'da sadece 66 milyar dolar büyüklüğe sahip olan ekonomisi 2024 yılı itibariyle 900 milyar doları aştı.Bu süreçte kişi başına gelir reel anlamda üç kat arttı. Üstelik bu büyüme bir rastlantı değil: 1992'den itibaren neredeyse 30 yıl boyunca kesintisiz sürdü. 2008 küresel krizinde dahi büyümeye devam eden tek Avrupa ülkesi Polonya oldu. Covid dönemindeki daralmadan sonra ise hızla toparlanarak yoluna devam etti. Büyüme rakamları doğrudan ihracata da yansıdı. 1995'te sadece 32 milyar dolar olan ihracat, bugün 420 milyar dolara ulaştı. Bunun üçte birini ağır sanayi oluşturuyor. Polonya artık yalnızca “Avrupa'nın üretim üssü” değil; The Witcher ve Cyberpunk gibi küresel oyunlara imza atan CD Projekt gibi yaratıcı sektörleriyle de öne çıkıyor. Bu kalkınmanın meyvesi ise göz kamaştırıcı: 2029'a kadar kişi başına düşen gelir, satın alma gücü paritesiyle Japonya'yı geçecek. Doğal olarak bu tablo üzerine kitaplar, raporlar yazıldı; “Polonya modeli”nden söz edilmeye başlandı. Özellikle muhafazakâr entelektüeller, serbest piyasa ekonomisini güçlü aile ve devlet kurumlarıyla birleştiren bu yapıyı “Varşova Mucizesi” diye adlandırıyor. Peki Polonya bunu nasıl başardı? Mehmet Yaşar Altundağ, Sovyetler döneminden 90'lardaki reform programına, AB sürecinden 2020'lerden sonra artan kamu harcamalarına uzanan sebepleri anlatıyor. Ayrıca Polonya'nın yaşadığı krizleri de masaya yatırıyor.Kaynakça: https://docs.google.com/document/d/1u...Rima Gold'a yeni üyelere özel 100 TL indirim tanımlanır. Siparişte Gel Al'ı seçerseniz fiyatlar ayrıca daha avantajlıdır. İsterseniz **sigortalı kargo ile adresinize teslim edilir; isterseniz Gel Al noktasından altınınızı güvenle teslim alırsınız. Ayrıntılar ve uygun noktalar için aşağıdaki linke göz atın. https://rimagold.com.tr/?utm_source=w4900:00 - Polonya Mucizesi02:05 - Neden Polonya?03:21 - Bu Videoda Ne Var?06:20 - Kaynakça07:23 - Polonya'nın Büyüme Hikayesi11:31 - Polonya'nın Japonya ve İngiltere'yi Geçecek Olması16:00 - GDP vs GDP PPP17:40 - Büyüme Sürdürülecek mi?19:10 - Polonya Büyümesi Neden Özel Bir Hikaye?23:04 - Rima Gold24:43 - Komünizmin Polonya'ya Etkisi 32:38 - Komünizmin Polonya'ya Olumlu Etkisi37:23 - 1990 Reformları 41:55 - 3 Hedef45:00 - Şok Terapi Tartışmaları48:55 - Polonya vs Post-Komünist Ülkeler51:48 - Polonya'nın AB'ye girmesi55:05 - Doğrudan Yabancı Yatırımın Adresi Polonya57:05 - Polonya'nın Bankacılık Endüstrisi1:01:01 - Polonya'nın Üniversite Atılımı1:02:04 - Polonya'nın İyi Yaptığı Şey ne?1:04:04 - Artan Savunma Harcamaları Krizi1:05:57 - Jeopolitik Çelişki1:07:17 - Doğurganlık Krizi1:09:37 - Konut Krizi1:10:48 - Türkiye'ye Çıkarılacak Dersler1:11:35 - Polonya'nın Geleceği Ne Olacak?
Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu:"Ölen hiçbir kimse yoktur ki, onun yakınında bulunanher bir hayvanın işittiği, fakat insanların işitmediği birböğürme olmasın.Sonra kabrine götürüldüğü zaman, eğer sâlih biri ise, şöyle der: Acele ediniz. Eğer benim için orada hazırlananı bilseydiniz; bir an önce beni oraya kavuştururdunuz. Eğer sâlih değilse, şöyle der :Beni çabuk götürmeyiniz. Eğer benim için hazırlanan kötülüğü bilseydiniz, çabuk götürmezdiniz. Kabrine konulduktan sonra iki melek gelir. Mosmor ve siyahtırlar. Baş kısmından ölünün yanına girmek isterler. Eğer ölü mü'min ise onun namazı melekleri karşılar ve şöyle der:Bu taraftan geçemezsiniz. Nice geceleri uyanık geçirdik. Hep bu yatağı korumak içindi. Bunun üzerine ayak ucuna giderler. Oradan girmeye çabalarlar.Orada da, ana-babaya yapılan iyilik karşılar ve şöyle der: Benim tarafımdan geçilmez. Bu yatağın korunması için, bütün günlerini bize bağlı olarak geçirdi. Bu defa sağ yandan girmeye çabalarlar. Orada da zekâtı karşılar. Meleklere hitaben şöyle der: Benim tarafımdan da geçemezsiniz. Çünkü o bu yatacak yerin zorluğundan korunmak için beni dağıttı.Bu defa solundan gelmeye çalışırlar. Orada da orucu karşılar. Şöyle der:Burayı korumak için susuz kalırdı; aç kalırdı. Bu taraftan da geçemezsiniz. Bundan sonra, o kimse tıpkı uyuyan birinin uykusundan uyandırıldığı gibi, kabrinde rahatça uyandırılır ve kendisine sorulur:Şu bulunduğun hâl için, söylediği kadar söyleyen zât için ne dersin? Nasıl bulursun? Melekler sorar:O kimdir? Mü'min der ki: "O, Muhammed'dir."Şehâdet ederim ki, o Allâh'ın Resulüdür" deyince, melekler ona şöyle derler: "Mü'min olarak yaşadın, mü'min olarak öldün." (Ebu Leyl es-Semerkandi , Tenbih'ul Gafilin s.45-46)
Hatta “kötülerin dayanışması” diyelim biz buna. Haluk Levent isimli müptezel kumarbazın dolandırıcılık soruşturması kapsamında ifadeleri alınan ünlülerin hepsi “biz zaten Haluk Levent'in ne çoktan bir herif olduğunu biliyorduk, o yüzden şahsi olarak para mara yollamadık Ahbap'a” minvalinde cümleler kurmuşlar. Eksik oldu. İfadesine başvurulman ünlülerin tamamı da neredeyse ilk günden beri “biz zaten biliyorduk” diyorlar.
İran ve ABD arasındaki savaşın, taraflardan birinin kesin mağlûbiyeti yaşanmadan sona ereceğine hiç inanmadım. Bu sebeple, çürük çarık maddelerden meydana gelen son ateşkese de barış adına bel bağlamadım. Bunun üçüncü perde için bir mola olduğunu, muharebelerin er geç yeniden başlayacağını ifâde ettim. Nitekim öyle oldu.
“Hep tarihten bahsediyorsunuz, günümüze gelin artık!” cümlesinde özetlenen eleştiri, ne denli masum ve haklı bir talebin ifadesi görünürse görünsün özünde isabetli değil. Bunun birkaç sebebi var. Önce bu sebepleri özetleyeceğim, ardından eleştirinin isabetli görünmesine yol açan hissin kısa bir tahlilini yapacağım. Sebepleri dört maddede toplayabiliriz.
CAATSA yaptırımlarının kaldırılması Türk savunma ürünlerinin ABD'ye satılmasının önünü açacak olup Savunma Sanayii Başkanlığı'na uygulanan ambargo da kaldırılacaktır. Bunun yanı sıra, F-35'lerin Türkiye'ye satışı mümkün olabilecektir.Yazan: Doç. Dr. Kürşat KorkmazSeslendiren: Halil İbrahim Ciğer
Herkese merhaba! Yapay zeka tarihinde resmen başımızın döndüğü, eşi benzeri görülmemiş bir haftayı geride bıraktık. Bütün lider şirketler patır patır yeni ve güçlü versiyonlarını duyurdu. Bu videoda Osman ile birlikte OpenAI'ın yeni güncellemelerini, Elon Musk'ın Grok 4.5 hamlesini ve piyasadaki son durumu masaya yatırıyoruz. Özellikle Meta'nın Instagram fotoğraflarımızı bizden izinsiz olarak yapay zeka modeline (Muse) meze yapması konusuna çok dikkat etmeniz gerekiyor. Bunun önüne nasıl geçebileceğinizi de konuştuk. Ayrıca modeller arası maliyet-performans analizleri yaptık ve Anthropic'in ilaç sektöründeki devrim niteliğindeki adımlarını inceledik. Destekleriyle daha kapsamlı testler yapmamızı sağlayan Atilla Çemberci ve Ahmet Ay'a sonsuz teşekkürler! Siz bu hızlı yapay zeka gelişmeleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda buluşalım. Bize destek olmak için kanalımıza abone olmayı, videoyu beğenmeyi ve "Katıl" butonuna göz atmayı unutmayın. İyi seyirler!00:00 - Giriş ve Yapay Zekada Tarihi Hafta 00:26 - Meta'nın Instagram Fotoğraflarını İzinsiz Kullanması 01:32 - GPT-5.6 ve Claude Performans Karşılaştırması 02:42 - Destekçilerimize Teşekkürler ve Fon Çağrısı 05:53 - Üretkenliğimizi Artıran Yapay Zeka Deneyimlerimiz 08:50 - Grok 4.5 İncelemesi ve Elon Musk'ın Hamleleri 10:00 - Meta Muse İmaj Modeli ve Gizlilik Ayarları 12:19 - Gemini 3.5 Pro Dedikoduları 14:44 - DeepSeek V4 ve Çin'in Yapay Zeka Stratejisi 16:54 - Anthropic (Claude) İlaç Keşfi Sektörüne Giriyor 19:41 - Microsoft'un Yapay Zeka Stratejisi Eleştirisi 23:12 - Çin'den Yabancılara Yapay Zeka Kısıtlaması 28:22 - Yapay Zeka Bizi İşsiz mi Bırakacak? 30:04 - Hollywood'da Yeni Trendler (Ozempic ve Woke Kültürü) 31:33 - Kapanış ve Destek Çağrısı #muse #chatgpt5 #spacexai
Bayram Özel programı gibi bol şarkılı türkülü sezon finali. Adeta bir görsel şölen! (Tabii görmesini bilen gözlere... Yoksa mal gibi bakarsın, bir bok göremezsin. Ama daha önce de belirttiğim gibi görmesini bilen gözleriniz varsa ciddi anlamda bir sıkıntı yaşanacağını düşünmüyorum. Yine de şöyle bir ara yol bulunabilir bence: Bölümü dinlerken şölen tipi bir şey gözünüze çarparsa dikkatli bakın. Yok eğer çarpmazsa, görmesini bilen gözlere sahip olmadığınızı düşünebilirsiniz. Bunun hayatınızın diğer aşamalarında size sorun çıkaracağını düşünmeyin. İçiniz rahat olsun... Çok da rahatlayıp abuk subuk hareketlere de kalkışmayın sakın. Esas sorunu o zaman yaşarsınız. Ama kalbinizde gerçekten memleket sevgisi varsa, o sıkıntı da bir şekilde aşılır. Yani memleketini seven her türlü hareketi yapabilir diye düşünebilirsiniz. Tabii gerçekten seven!) Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
312. bölümde, konuğum Orhan Ertürk ile potansiyelimizi neden fark edemediğimizi, kariyerde cesaret ve ölçülü risk almayı, mentörlüğün önemini ve başarının etikle olan ilişkisini konuşuyoruz. Kariyerine farklı bir bakış açısı kazandırmak isteyen herkes için keyifli bir sohbet. İyi dinlemeler! (00:00) - Açılış (04:29) Bodrum'daki organik girişim tam olarak neydi? Organik ürünler üzerine miydi? (05:51) İnsanlar neden kendi güçlü yönlerini ve potansiyellerini en son fark ediyor? Neden kendilerini küçümsüyorlar? (08:00) Kariyer dediğimiz şey gerçekten sadece bir iş bulmak ve yükselmek mi? Bu zihinsel çerçeve insanları nasıl sınırlandırıyor? (11:36) Potansiyele yön vermek kimin sorumluluğu? Bireyin mi, kurumların mı? (13:12) Ölçülü risk ile körü körüne atılmak arasındaki fark nedir? Bunu kendi deneyimlerin üzerinden anlatabilir misin? (16:00) Korku ile sezgiyi nasıl ayırt edebiliriz? Hangisini dinlememiz gerektiğini nasıl anlarız? (17:44) Türkiye'de mentörlük kültürü neden yeterince yerleşemiyor? Bunun sebepleri yapısal mı, kültürel mi? (20:30) İyi bir mentör olmak için neye ihtiyaç var? Sadece başarılı olmak yeterli mi? (21:01) Sonuca ulaşmak önemli ama yeterli değil diyorsun. İş dünyasının sonucu ödüllendirmesiyle bu etik yaklaşım arasındaki çelişkiyi nasıl değerlendiriyorsun? (24:32) Potansiyel, cesaret, mentörlük ve etik üzerine konuştuk. Son olarak, "Sebeplere bak, sonuçlara değil." yaklaşımını nasıl özetlersin? (26:18) Dinleyicilere önermek istediğin bir kitap var mı? Sosyal Medya takibi yaptın mı? X – Instagram – Linkedin – Youtube – Goodreads Bülten – E-Posta – Bu çalışmaları ve emeklerimi desteklemek için Patreon ve Buy Me A Coffee hesabımız Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Batı Alman Radyo ve Televizyon Kurumu'nun (WDR) hazırladığı 4 bölümlük ERDOĞAN isimli belgesel, ARD Mediathek'te Almanca ve Türkçe olarak izlenebiliyor. Yönetmenliğini Kristina Karasu ve Michael Wech'in yaptığı dört bölümlük yapım, Recep Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığından başlayan siyasi kariyerini detaylı arşiv görüntüleriyle belgeliyor. Bunun yanısıra yıllar içinde Erdoğan'a eşlik etmiş ve zamanla onunla yollarını ayırmış isimlerin görüşlerine yer veriyor. Belgeselin yönetmenlerinden Kristina Karasu, sunucumuz Aydın Işık'ın konuğu oldu. Kendisi de yıllardır Türkiye'de yaşayan Karasu ile Erdoğan'ın siyasetinin yıllar içinde nasıl değiştiğini ve belgeseli hazırlarken neler yaşadıklarını konuştuk. Von Aydın Işık und Erkan Aslan.
Mutlak butlan kararı sonrası Türkiye siyasetinde yaşanan kriz, ekonomiyi de olumsuz etkiliyor. Enflasyon beklentileri bozuldu, cari açık büyüyor, İran Savaşı'nın yarattığı belirsizlik özellikle enerji piyasasını sarsmaya devam ediyor. Peki, mutlak butlan kararının yol açtığı siyasi krizin Türkiye ekonomisine kısa, orta ve uzun vadede etkileri ne olabilir?Enerji ve teknoloji alanlarında iş yönetimi danışmanlığı faaliyetlerinde bulunan, multidisipliner kamu politikaları üreten Glocal Grup Danışmanlık'ın sunduğu Varsayılan Ekonomi'nin yeni bölümünde, Bahadır Çelebi moderatörlüğünde Enerji Uzmanı Eser Özdil; mutlak butlan kararının ve İran Savaşı'nın yarattığı belirsizlik ortamında Türkiye ekonomisinin durumunu tartışıyor.https://groupglocal.com/contact/ #reklam #işbirliği00:00 Giriş00:30 Glocal Grup Danışmanlık'a ve seyircilerimize teşekkür03:35 Çin'in altın, bakır, petrol satın alımı ve satımı üzerinden krizleri okumak08:00 İran'ın müzakere yöntemi: Zamana yaymak09:15 İran kendini bu savaşta galip addediyor; tazminat ve Hürmüz geçişinden ücret istiyor09:40 Kasım'a ABD'de, Aralık'ta İsrail'de seçimler var ve Trump, Netanyahu'ya sinirli10:20 5 Haziran 2026 Cuma günü ne oldu da borsalar tepetaklak düştü?12:20 Altın niye düştü?13:45 Petrol fiyatları ile DXY arasındaki korelasyonun bozulması altın ve gümüş düşüşünü hızlandırıyor mu?15:10 Trump neye göre barış istiyor? Seçime tekrar girmeyecek, inside trading'den milyarları kazanıyor. Barışın Trump'a ne faydası olacak?17:35 BYD, Türkiye'de fabrika açmaktan, yatırım yapmaktan niye vazgeçti?20:10 Macaristan, işçilik maliyeti açısından Türkiye'ye kıyasla daha avantajlı mı?22:05 ABD'de güneşten üretilen enerji ilk kez kömürü geçti. Bunun anlamı ne?27:20 Delinmeyen bütçe yoktur, revize edilmeyen bütçe yoktur: Reel sektöre düşen Şimşek34:10 Seçim ekonomisi, bazı sektörlere kredi vermek değildir; tabana yayılmadan olmaz36:30 Cari artık rekor kırıyor, ihracat azalıyor?38:10 Akkuyu'nun ilk ünitesi, Türkiye'nin baz yük elektrik üretiminde doğalgazın payını anlamlı şekilde azaltabilecek büyüklükte mi?40:45 Nükleer enerji santrallerine bir de böyle bakalım: Almanya'da enerji Fransa'dan daha pahalı41:55 350 milyarlık KGF kredisinin 140 milyarı kullanıldı. "ödedikçe borcum artıyor"44:25 2021 yılında dövizi baskılanmasaydı, faizleri düşürmek yerine, piyasa ihtiyacına göre serbest bırakılsaydı, ne kaybederdik?46:00 Mehmet Şimşek: İran Savaşı'nın enflasyona etkisi 5 puan (aslında 5'ten daha fazla)47:10 ABD'de de ekonomi hızlanıyor, bir galon benzin 5 dolar olur mu?49:25 Petrol fiyatları düşerse enflasyon düşer mi?50:30 Sıcak paracılar, carry trade erbabı, Türkiye'yi neden bu kadar seviyor?54:30 "Devlet çok güçlü Eser, bildiğin gibi değil"59:20 Yayın duyurusu: Cuma günü Mehmet Akif Koç ile uzun bir yayın⌨️━━━━━━━DAKTİLO1984 AİLESİNİN BİR PARÇASI OLUN!━━━━━━━⌨️
90 ARTI podcast serimizin ikincisinde FIFA 2026 Dünya Kupası başlamadan günler önce turnuva etrafındaki bazı tartışmalara bakacağız: VAR'ın yaygınlaşması, artan bilet fiyatları ve turnuva sırasında ortaya çıkabilecek insan hakları ihlallerine bakıyoruz.ÖNE ÇIKANLAR90 ARTI'da FIFA 2026 Dünya Kupası boyunca unutulmaz anlardan, önemli ve yükselen oyunculara, maçlardaki tartışmalara kadar, turnuvanın her gününde en çok konuşulan konuları sizlere aktaracağız. Maçlar boyunca uzmanların ve taraftarların görüşlerini dinleyecek ve milyarlarca kişinin izleyeceği maçları daha derinlemesine inceleyeceksiniz.FIFA 206 Dünya Kupası şimdiden şimdiye kadar düzenlenen en ileri teknolojiye sahip turnuva olarak nitelendiriliyor. Ve bunun merkezinde yapay zekâ (AI) ile Video Yardımcı Hakem (VAR) olarak da bilinen ve tartışmalara yol açan sistem yer alıyor.Bu yılki Dünya Kupası biletleri, 2022'deki bir önceki Katar Dünya Kupası'na kıyasla çok daha pahalı. Bunun nedeni, bu turnuvanın biletler için dinamik fiyatlandırma uygulayan ilk erkekler FIFA Dünya Kupası olması.SBS, 1986'dan bu yana, yani kırk yıldır Avustralya'da Dünya Kupası maçlarını yayınlıyor.2026 FIFA Dünya Kupası™'nın 104 maçının tamamını SBS On Demand'de canlı ve ücretsiz olarak izleyin; turnuva boyunca maçların tam tekrarları, mini maçlar ve özetler de sunulacaktır. https://www.sbs.com.au/ondemand/fifa-world-cup-2026Beautiful Game ChangersSBS Audio'nun Beautiful Game Changers video serisinde, futbol aracılığıyla sosyal uyumu teşvik eden Avustrlaya yerlisi kahramanları kutlayın. Beautiful Game Changers portalında ve On Demand'de 12 hikâyenin tamamını şimdi izleyebilirsiniz.Words We UseWords We Use platformunda yaklaşık 25 dilde iki dilli versiyonları bulunan bu altı bölümlük sesli diziyle, saha içinde ve dışında kullanılan futbol terimlerini öğrenebilirsiniz.Route 26Olağanüstü futbol severlerin kişisel yolculuklarını ve hayatlarını şekillendiren Dünya Kupası anlarını keşfeden bir podcast olan Route 26 ile 2026 FIFA Dünya Kupası™'na giden yola katılın. Şu anda SBS Audio platformunda mevcut.SBS Türkçeyi Salı hariç hafta içi her gün dinleyebilirsiniz. Bizi ayrıca Facebook'tan takip edebilirsiniz.
“…Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler. Ama bundan sonra da onların çoğu yeryüzünde taşkınlık göstermektedirler.” (Mâide 32)Medine yahudileri Hz. Peygamber'i ve sahâbeden bazılarını öldürmek için tuzak peşindelerdi. Bu sebeple yüce Allah onlara adam öldürmenin ne kadar büyük bir cinayet olduğunu göstermek için Hz. Âdem'in iki oğlunun kıssasını anlattıktan sonra onların kutsal kitaplarında da haksız yere bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek; bir canı kurtarmanın da bütün insanlığı kurtarmak gibi olduğunun yazılı bulunduğunu haber vermiştir.Bütün dinler, hukuk ve ahlâk sistemleri haksız yere adam öldürmenin, cana kıymanın büyük bir suç olduğunda birleşmişlerdir. Ancak bu suçu önlemek için alınan caydırıcı tedbirler farklıdır. İslâm, haksız yere adam öldürmeyi önlemek, toplumun can güvenliğini sağlamak, onları huzurlu ve mutlu yaşatmak için bu suçu işleyenlere dünyada kısas cezasını öngörmüştür.“Cenâb-ı Hak burada, tek bir canı öldürmenin, bütün insanları öldürme gibi olduğu hükmünü vermiştir. Şüphe yok ki bu sözden maksad, kasten ve haksız yere adam öldürmenin cezasını iyice anlatmaktır. Bunun bu şekilde anlatılmasındaki gaye de, yahudilerin böylesine bir tehdidin olduğunu bilmelerine rağmen peygamberlerini öldürmeye yeltenip, öldürdüklerini belirtmektir. İşte bu, onların kalplerinin son derece katı ve itaattan uzak olduklarını gösterir. Bu kıssaların anlatılmasından maksad, daha evvel de bahsettiğimiz gibi, yahudilerin Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile güzide sahabelerini öldürmeye niyetlendikleri hadise ile ilgili olarak, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i bir teselli.Müslümanlara karşı savaşan kâfirin küfrü ve imandan sonra küfre girip irtidad etmesi veya haydutluk yaparak yol kesmesidir. "Allah ve Resulüne harb açanların cezası ancak öldürülmeleridir" (Mâide.33) âyeti ile muradı budur.Tek bir insanın öldürülmesini, bütün insanların birden öldürülmesine benzetmek, bir kimseyi haksız yere kasten öldürme işinin ne kadar mühim bir suç ve büyük bir günah olduğunu iyice beyân etmek içindir. Yani nasıl bütün insanların öldürülmesi herkesçe çok büyük bir cürüm ve suç ise, aynı şekilde tek bir insanın öldürülmesinin de çok büyük ve korkunç bir suç olması gerekir. Binâenaleyh bu ifâde ile kastedilen, her ikisinin de büyüklük ve vahamet bakımından birbirine benzediğini ortaya koymak olup, büyüklüğün miktarı bakımından denk olduklarını beyân etmek değildir. Bu, nasıl çok büyük ve vahîm bir suç olmasın ki? Çünkü Cenâb-ı Hak, "Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalıcı olmak üzere cehennemdir..." (Nisa. 93) buyurmuştur.Bir kimse haksız yere kasten bir kimseyi öldürmeye teşebbüs ettiği zaman, şehvet ve gazap tarafını, taat tarafına tercih etmiş olur. Durum böyle olunca, bu tercih her bir insana nisbetle meydana gelmiş olur. Böylece onun kalbinde, kendisi ile arzu ettiği şeylerden herhangi biri hususunda çekişen her ferdi, gücü yettiği takdirde öldürme düşüncesi yer alır. Halbuki mü'minin hayırlar hususundaki niyetleri, amellerinden daha hayırlıdır. Bunun gibi, mü'minin şerler hususundaki niyet ve düşünceleri de, şer amellerinden daha şerlidir."Yahudilerin çoğu, bundan sonra, yani peygamberlerin gelişinden ve onlara öldürmeyi haram kılışımızdan sonra, yine de haddi aşmışlardır, yani adam öldürmenin büyük bir suç olduğuna aldırış etmemişlerdir."Âyette, "Kim de onu diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur..." buyruğundaki "onu diriltmekten" murad, o insanı yangın, boğulma, açlık, soğuk ve sıcak gibi öldürücü ve yok edici şeylerden kurtarmaktır.”
“Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “İslâm dinini kabul etmiş biri, herhangi bir şahsa zenginliği için saygı gösterirse dininin üçte ikisi gider.” Ey münafıklar, bu yüce kelamı işitiniz. Bu hadîs-i şerifte belirtilen saygı, sadece önünden kalkmak mânasını taşır. Ya orucunu, namazını ve haccını zengin kişiler için yaparsa ne olur? Ya akşam sabah o zenginlerin eteğini öpen dindarlara (!) ne buyrulur?Dünyadan bol nasip alıp onunla meşgul olana bakma. Elinde maddî varlık taşıyana göz atma. Senin bakışların onun içine ağırlık verir. Her bakışında elimde olanı alacak diye çekinir, ruh sıkıntısına düşer, ayrıca onu üzüntüye soktuğun için hata etmiş olursun.Seni Hak doyurur. Kalbini ve sırrını da nurla doldurur. Kapısı önünde oturtur, zikir, ülfet hâlleri ile zengin kılar. Yakınlığı sayesinde kimseden bir şey talep etmez olursun.Ve sen ey Hakk'a kulluk eden, halbuki kalbin kullara bağlı. Onlardan bir şeyler bekliyor, herhangi bir isteğini vermezler diye korkuyorsun. Dıştan Allah içinmiş gibi görülen kulluğun, içten halk için oluyor. Her arzun ve çaban, kulların elindekine göre. Onların elinde bulunan saman çöpü kadar kıymetsiz şeylere tenezzül ediyorsun. Onların övmesini, yüceltmesini bekliyorsun. Onların kötülemesinden ve seni bırakıp gitmesinden çekiniyorsun. Elindekini alırlar diye titriyorsun. Onlardan alacağın bir şey için, sabahlara kadar uykunu kaçırıyorsun. Ümitlerini o kadar uzatıyorsun ki, hile yapmaya mecbur kalıyorsun. Kapılarına gittiğin zaman, içinden gelmediği hâlde ince ve yumuşak konuşuyorsun. Sebebi; sana bir şeyler versinler. Yazık sana, için bozuk olmuş. Hep gösteriş peşindesin; din yoluna girişin babadan kalma gibi. Kendini İslâm'ın emirlerine veremiyorsun.İsa (a.s) Peygamber ve şeytan arasında geçen şöyle bir konuşma anlatırlar. İsa (a.s.): “Halktan en çok kimi seversin?” diye sorunca şeytandan şu cevabı almıştı: “İmanlı olmakla beraber cimri olanı.” Bundan sonra sevmediği kimseyi sordu: “Cömert olan fâsık kişiyi sevmem.” cevabını aldı. Bunun sebebini sordu. Şeytan onu da şöyle anlattı: “İmanlı cimri, bir gün cimriliği sonunda imanını kaybedebilir; fâsık kişi ise, cömertliği yüzünden iyilere katılabilir.” Dünya ile yalnız dünya için meşgul ol. Çalışmak, kazanmak iyidir. Çünkü Hakk'a kulluk için yardımcı olur. Ama sen, bu iyiliği unuttun. Bütün servetini günah işlemekte harcadın. Çalışmak için namazı ve diğer hayırlı işleri bıraktın. Malın zekâtını vermedin. Daima isyan bayrağı çektin. Kulluk yolunu tutmadın. Çalışman, yol kesicilik gibi bir şey. Yakında ölüm gelir. Onun gelişi iman sahibini sevindirir, küfür ehlini ürkütür, münafıkları korkutur. Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur:“İman sahibi öldüğü zaman, Mevlâ'sının iyiliklerini görür; yaptığı iyi işlerin karşılığını seyre dalar. ‘Ah, dünyada biraz daha kalsaydım; hayır işlerimi artırsaydım' der.”Peygamber (s.a.v) Efendimiz; “Bu iki göz zina eder.” buyurur. Gözün zinası harama bakmaktır. Gözlerin günde kaç defa zina ediyor, biliyor musun? Kadınlara ve çocuklara kötülükle bakıyorsun. Allah Teâlâ'nın şu kelâmını işitmedin mi: “İman sahiplerine söyle; gözlerini çevirsinler. (Harama bakmasınlar)” (En-Nûr, 24/30) Ey çaresiz, sabırlı ol. Dünyanın çaresizliği çabuk geçer. Büyük Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Âişe'ye şöyle buyurdu: “Yâ Âişe, dünyanın acılığını, âhiretin iyiliği için iç.” Çalış, geçmişte verilen hükme güvenme; orada isminin hangi defterde yazıldığını bilemezsin. Şaki veya said olduğunu göremezsin. Bu sır, ilâhî bilgi hazinesinde saklıdır; karışma, karışacak olursan dinden çıkarsın. Çalış, yapacağın işler acı gelse de yap. Geçmişte verilen hüküm, seni ilgilendirmesin. Yapacağın işlere bak. O derin bilgiyi ne sen ne de başkası bilir. Buna kader bahsi denir. Kader ilmini ne sen tam bilirsin ne de başkaları.Zavallı, nefsinin perişanlığına ağla. Bir çocuğun ölse, kıyamet kopmuş gibi göz yaşı akıtırsın.
Furkan Karabay & Fırat Fıstık ile Mütalaa programının bu bölümünde Türkiye'nin son haftalarda gündemini sarsan kritik yargı ve güvenlik başlıkları masaya yatırılıyor. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan okul saldırıları, çocuk suçlu tartışmaları ve medya dilinin olayları nasıl çerçevelediği detaylı şekilde ele alınıyor. Programda ayrıca yıllardır çözülemeyen Gülistan Doku dosyasındaki son gelişmeler, eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel ve delil karartma iddiaları üzerinden yürüyen soruşturma süreci değerlendiriliyor. Dosyanın 6 yıla yayılan seyri, adalet arayışı ve kamu görevlilerinin rolü tartışılıyor. İBB davasında ise Ali Kurt ve diğer isimlerin savunmaları, rüşvet ve yolsuzluk iddialarına karşı sunulan belgeler, MASAK raporları ve itirafçı ifadelerinin hukuk içindeki yeri detaylandırılıyor. Bunun yanında Mansur Yavaş'ın açıklamaları, belediyelere yönelik soruşturmalar, ESP operasyonu ve gazetecilere yönelik davalar da programda değerlendirilen diğer önemli başlıklar arasında yer alıyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Almanya'da "Schwarzfahren" olarak bilinen, bilet almadan otobüs veya tramvay gibi toplu taşıma araçlarına kaçak binme 90 yıldır ceza kanunu kapsamında bir suç olarak görülüyor. Verilen para cezasını ödemediği için her sene ortalama 8-9 bin kişi cezaevine giriyor. Bunun yargıya maliyeti 200 ise milyon Euro. Öte yandan kaçak yolculukların toplu taşıma şirketlerine verdiği zarar yıllık 250 milyon Euro civarında. Bürokrasiyi meşgul etmesi de cabası. İşte bu nedenle Federal Adalet Bakanı Stefanie Hubig (SPD), biletsiz yolculuğun artık bir suç değil, sadece bir "kabahat" sayılması için harekete geçti. Bu durumda para cezasını ödeyemeyen yolcular hapse girmeyebilecek. Koalisyon ortağı CDU/CSU bu plana karşı. Biletsiz yolculuk ne kadar adil? Konuyu Federal Meclis Adalet ve Tüketiciyi Koruma Komisyonu Üyesi ve Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Hakan Demir ile konuştuk. Mikrofonda Aydın Işık ve Elmas Topcu var. Von Aydın Işık und Elmas Topcu.
32. Bölümü yeniden yayınlıyoruz. İnsanlar birbirleri ile iletişim kurarak anlaşırlar ve iyi iletişim kurmanın en iyi yöntemi de kendilerini değerli hissettirmektir. Herkesin açıkça belirtmediği ancak içten içe ihtiyaç duyduğu en önemli şey ise takdir edilme duygusudur. Bunun yanı sıra kişiler, teşekkür edildiğinde de kendilerini iyi hissederler. Özür dilemek ise belki birçok kişi için zor bir eylemdir ancak en az takdir ve teşekkür kadar önemlidir. https://www.organikbeyinler.net/ https://www.instagram.com/organikbeyinlerpodcast/
295. bölümde Avrupa'nın en büyük dijital pazarlama fuarı DMEXCO 2025'ten taze trendlerle dönüyoruz! Konuğumuz Efecan Bulgurlu ile ölçümlemenin gücünü ve önümüzdeki yılın pazarlama trendlerini konuşuyoruz. (00:00) – Açılış (01:25) – Efecan Bulgurlu'yu tanıyoruz. Turkish Community in German Media & Marketing (TGMM) - https://www.linkedin.com/groups/12828700/ (03:12) – DMEXCO nedir? Nasıl bir platform? Gelecek sene katılmak isteyenleri nasıl yönlendirebiliriz? https://dmexco.com/de/ https://omr.com/de (05:40) – Senin yaptığın sunum araştırma WARC platformunda dikkat çekti. Bunun sebebi neydi? (06:26) – DMEXCO 2025'te konuşulan ve önümüzdeki yıl için bir trend öngörüsünde olan konuları konuşalım... https://www.kantar.com/campaigns/media-reactions (08:24) – Detaylarla ilerliyoruz… (11:43) – Ölçümleme anlamında farklı kanalların da benzer efektiflik analizlerini daha kolay yapabileceğimizin konuşulduğu paneller oldu mu? (13:45) – Ölçümleme pazarlama alanında karar almak için bir hijyen faktörü – ölçümleyebildiğin aktivitelerin etkisini artırabilirsin. Başka trendde olan neler vardı? Consumer funnel – (16:40) – Senin de DMEXCO'da sunduğun case/kampanya ve bulgular bu trende örnek diyebilir miyiz? https://www.circana.com/ (20:15) – Son sözler ve kitap önerisi https://www.yapikrediyayinlari.com.tr/denize-nazir.aspx (21:31) – Patreon destekçileri (22:15) – Kapanış Sosyal Medya takibi yaptın mı? X – Instagram – Linkedin – Youtube – Goodreads Bülten – E-Posta – Bu çalışmaları ve emeklerimi desteklemek için Patreon ve Buy Me A Coffee hesabımız Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Necip Bahadir | Yangın büyürken Erdoğan ‘ıslık' çalıyor; bunun adı ihanet! | 04.03.2026 by Tr724
Anadolu'da "laf sokma" kültürü, sadece kaba bir atışma değil; zekâ, gözlem gücü ve dil ustalığının harmanlandığı köklü bir sözlü gelenek sanatıdır. Batıdaki "roast" kültüründen farkı, genellikle doğrudan küfür veya hakaret yerine; yergi, kinaye ve ironi (istihza) içermesidir. Bu kültürün temel taşlarını ve öne çıkan özelliklerini şöyle özetleyebiliriz: Anadolu insanı için lafı gediğine koymak bir itibar meselesidir. Özellikle kahvehane kültürü ve köy odası sohbetlerinde, karşı tarafın açığını yakalayıp saniyeler içinde zekice bir yanıt vermek "âriflik" belirtisi sayılır. Bu kültürün en profesyonel formu Halk Ozanlığı geleneğindeki "atışma"lardır. Ozanlar, birbirlerini kırmadan ama iğneleyici bir dille (taşlama) teknik ve zekâ açısından tartarlar. Bu gelenek, bugün sosyal hayatta "şakalaşma" kisvesi altında devam eder. Anadolu'da doğrudan "Kötüsün" denmez. Bunun yerine durum, trajikomik bir benzetmeyle anlatılır. Örnek: Çok konuşan ama boş konuşan birine "Maşallah, ağzın değil bayram beygiri mübarek," denilerek hem hızı hem de anlamsızlığı vurgulanır. Laf sokma biçimi coğrafyaya göre renk değiştirir: Ege: Daha hafif, alaycı ve "tınmaz" (umursamaz) bir tavırla, genellikle şiveyle yumuşatılmış laf sokmalar görülür. Karadeniz: Karadeniz fıkralarındaki gibi pratik zekâya dayalı, bazen sert ama her zaman hızlı cevaplar ön plandadır. İç ve Doğu Anadolu: Daha ağır, hikmetli sözlerin arasına gizlenmiş, muhatabını derin düşüncelere sevk eden (veya utandıran) "ağır abi" üslubu hakimdir. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices