Podcasts about Bunun

  • 393PODCASTS
  • 2,502EPISODES
  • 16mAVG DURATION
  • 5WEEKLY NEW EPISODES
  • Dec 28, 2025LATEST

POPULARITY

20192020202120222023202420252026

Categories



Best podcasts about Bunun

Show all podcasts related to bunun

Latest podcast episodes about Bunun

Yeni Şafak Podcast
Yusuf Kaplan-Yılbaşı çılgınlığı ve ruhunun çalındığını haykıramamak!

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Dec 28, 2025 6:59


2000'li yılların başından itibaren yetişen nesil, ülkeyi terk ediyor! 2020'li yıllardan itibaren yetişen nesilse İslâm'ı terk ediyor! Bunun en ürpertici göstergelerinden biri ülkenin Batı-Hristiyan ülkelerine rahmet okutmaya başlayacak kadar Hristiyânî-pagan sembollerin ülkede her tarafı hızla kaplamış olması! Türkiye, Müslüman bir ülke mi? Halktan bahsediyorum, devletten değil. Devlet laik zaten. Ama halk Müslüman özelliklerini hızla kaybediyor.

Yeni Şafak Podcast
Selçuk Türkyılmaz-“Kusursuz tahrik” yönteminin kusurları

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Dec 22, 2025 5:26


Önce köşe yazısında üzerinde durduğumuz “kusursuz tahrik” yöntemi sadece Filistin'de ve Filistin'e komşu ülkelerde uygulanmadı. En genel bir tasnif ile bu metodun aynı anda İslam coğrafyasına ve Batı dünyasına bakan iki ayrı yüzü vardı. Yöntemi hayata geçirenler Filistin'de ve Filistin'e komşu ülkelerde yaşayan Arapları, Müslümanları ve diğer unsurları zayıf oldukları bir anda savaşa zorlamıştır. Siyonistler, karşı tarafı mağlup edecek mutlak bir üstünlüğe sahip oldukları inancı ile hareket etmişlerdi. Bunun yanında Siyonistler İngiltere, ABD ve Almanya'nın Doğu Akdeniz'de kurdukları bir yapı içinde hareket ettikleri için Batı kamuoyları nezdinde İsrail'in düşman bir çevre içinde varlığını korumaya çalıştığı inancını canlı tutmak istemişlerdir. Filistinlilere ve komşu devletlere karşı ezici bir güce sahip oldukları inancı ile hareket ederken Batı kamuoylarında “gadre uğrayan” Yahudi imajını canlı tutmuşlardır. Dolayısıyla “kusursuz tahrik” yöntemi ile her iki yüze hitap etmeyi başarmışlardır. Her iki yüzde İsrail'in ürünlerini satın almaya hazır bir kitle zaten medya aracılığı ile meydana getirilmişti. İngiltere, ABD ve Almanya'nın nüfuz alanlarında hareket ettikleri müddetçe Siyonistlere daima zemin hazırlanmıştır.

Mevlana Takvimi
BİLİMSEL DÜŞÜNCE VE İBN-İ HEYSEM-19 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Dec 19, 2025 2:21


Bilimsel yöntem sayesinde, kozmozdan kuantum, ilmin her alanında büyük buluş-lar yapıldı. Peki bilimsel yöntemi kim buldu derseniz akla Isaac Newton gelir. Galileo ve Descartes diyenler olur. Bilim tarihçilerine so-rarsanız onlar Roger Bacon diyecektir. Ancak konu ile ilgili detaylı araştırma yapanlar, bilim-sel metodun icadını, Roger Bacon'ı da New-ton'u da etkileyen, onlardan 250 yıl önce ya-şamış müslüman bilim adamı İbn-i Heysem'e (965-1040) götürecektir.Bilimsel yöntemin kurucusu İbn-i Heysem şöyle der: “Öğrendiklerini hep eleştiriye tâbi tutacaksın. Yani incelemelerinde, tahkikatında kendi bildiklerinden şüphe edeceksin. Ancak bu sayede önyargı tuzağına düşmekten kur-tulursun.” Ve devam ediyor: “Araştıran kişinin amacı hakikati öğrenmektir. Bunun için öğre-neceklerinin tümünü düşman (yanlış, eksik) göreceksin. Her yönden onu karşına alıp, ona taarruz edeceksin. Bilgiyi ancak bu şekilde fethederek, onu hakikate dönüştürebilirsin.” Heysem'in geliştirdiği bilimsel yöntemin temelinde, yargıları ve bilgileri eleştirmek ve sonuçlar çıkarırken son derece dikkatli olmak vardır. Bildiklerini tekrar tekrar şüphe eleğin-den geçirmek gerekiyor. Burada şüphe ile ilgili Hz. Ali (k.v.)'nin bir sözü aklımıza geliyor. O diyor ki: “Şüphe ikidir. Birinci tür şüphe marazî (şizofrenik) şüphedir. Makbul değildir. Makbul olan, bildiklerini eksik ve yanlış görmekten doğan ikinci tür şüphedir. Seni derin ve etraflı öğrenmeye götürür.”Sadece İbn-i Heysem değil, İbn-i Haldun, Harezmî, er-Razi gibi daha birçok bilim ada-mının bilimsel yöntem tarifine katkıları oldu. Bu zatlar bilim tarihini değiştiren kişilerdir.(Prof. Dr. Osman Çakmak, Zafer Dergisi, 549. Sayı, Eylül 2022)

Mesele Ekonomi
Bunun adı başarısızlık! Emeklinin trajedisi, Eğitim sorunu & fahiş kiralar| Kerim Rota & Ömer Gencal

Mesele Ekonomi

Play Episode Listen Later Dec 17, 2025 27:35


Kerim Rota ve Ömer Gencal, gündemdeki başlıkları Pusula'da tartıştı.

Mevlana Takvimi
MEZHEP OLMADAN DİN ANLAŞILAMAZ-16 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Dec 16, 2025 2:22


Mezhep, kısaca hayatı vahyin gösterdiği istikamette yaşayabilmek için, bir başka ifa-deyle vahyi hakkı verilmiş bir anlama faaliye-tinin konusu yapabilmek için gerekli usul ve ilkelerin adıdır. Bunun kolay bir iş olmadığı, dahası, masa başı ve münferit birtakım faaliyetlerle yapılamayacağı, anlamamız gereken ilk husustur. Bu itibarla bir kimsenin, eline al-dığı bir Kur'an mealiyle yahut Hadis kitabıyla doğrudan amel etmeye kalkışması, züccaciye dükkânına dalan filin yol açtığından farklı bir manzara doğurmayacaktır. Zira mesele sade-ce okuma yazma bilmekle ve Kur'an ve Hadis metnine vâkıf olmakla sınırlandırılamayacak kadar hayatî ve hassastır.Kur'an ve Sünnet nasslarının yapısı, bu iki kaynağın birbirleriyle ilişkisi, kaynağını bunlardan alan diğer usul umdeleri bu nokta-da merkezî öneme sahip hususlardır.Allâhü Teâlâ'nın ve Resulü (s.a.v)'in bizden nasıl bir hayat istediğini sahih bir şekilde anlayabilmek için, vahyin nüzûlüne ve Sünnet'in vürûduna kimi zaman sebep teşkil etmiş, kimi zaman doğrudan şahit olmuş bulunan Sahabe (r.a.e.) neslinin tutumu da behemehal dikkate alınmak durumundadır. Daha önce de değişik vesileler-le vurguladığım gibi, Peygamber (s.a.v.)'i terk-i dünya etmiş bir ümmetin, Peygamber (s.a.v)'e arkadaşlık, yoldaşlık etmiş ilk ve tek kuşağının olaylar karşısındaki tutum ve tavrında, o Pey-gamber (s.a.v)'in etkisinin bulunmayacağını söylemek herhangi bir kasıt söz konusu değilse cahillikten başka bir şeyin ifadesi olamaz! Kısacası Kur'an ve Sünnet'in bizden ne istediğini tam anlamıyla kavrayabilmek için, önce-likle belli bir usule ihtiyaç vardır. İşte mezhep bize bu usulü ve bu usul doğrultusunda ortaya konulmuş pratiği veren biricik sistemdir.(Ebubekir Sifil, 2010)

Yeni Şafak Podcast
Nedret Ersanel-Kendi bölgelerimizi işaretlemeye başlamalıyız…

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Dec 16, 2025 6:54


İsrail'in New York Başkonsolosu Türkiye'yi “düşman” ilan etti. Şaşırmadığınızı biliyorum; iki ülkenin birbirini ağır biçimde eleştirmesi, hatta can yakmak için en hassas olduğu konulara parmağını sokarak kanırtması bu konjonktürde “normal” karşılanabilir. Fakat, “düşman” ilan etmek, özellikle diplomaside, uluslararası hukukta farklı anlama gelir. Bunun resmi kağıda dökülmüş formatı zaten “savaş ilanı” demektir. ‘Diplomat' efendinin boyu o kadarına yetişmez ama İsrail'in Türkiye'ye karşı organize saldırılar kurduğunu biliyoruz…

Psikolog Beyhan BUDAK
Kimse Sana İzin Vermeyecek! Kendin Olabilmek İçin Neden Savaşmak Zorundasın?

Psikolog Beyhan BUDAK

Play Episode Listen Later Dec 14, 2025 13:34


Ne kadar iyi bir ve uyumlu bir insan da olsan kendi istediğin hayatı kimse sana sunmayacak. Bunun için çatışmak ve savaşmak zorundasın.

Mevlana Takvimi
ALLÂH (C.C.) VE RESÛLÜ (S.A.V.)'EMUHABBET BESLEMEK-13 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Dec 13, 2025 2:53


Enes bin Mâlik (r.a.)'den rivayet edilmiştir. Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Kimde şu üç özellik bulunursa o kişi imânın tadını almıştır: Allâh ve Resûlü'nün kendisine diğer herkes-ten daha sevgili olması, sevdiği kişiyi sadece Allâh için sevmesi, Allâh kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten, ateşe atılacakmışçasına nefret etmesi.”Yine Enes bin Mâlik (r.a.)'den rivayetle, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Hiçbir kul, beni ailesinden, malından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe (kâmil) imân sâhibi ola-maz.” Hz. Ömer (r.a.): “Yâ Resûlallâh! Sen bana canımın dışında her şeyden daha sevgilisin!” dedi. Onun bu sözüne karşılık Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Hayır, canımı kudret elinde tutan Allâh'a yemin ederim ki beni canından da çok sevmedikçe (kâmil) imân etmiş sayılmazsın!” buyurdu. Hz. Ömer (r.a.): “Vallâhi şimdi sen, bana canımdan da çok sevgilisin yâ Rasûlallâh!” dedi. Bunun üzerine Allâh Rasûlü: “İşte şimdi oldu ey Ömer!” buyurdu.İbn Abbas (r.a.)'in rivayetine göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Size, rızıklanmanız için nimetlerini gönderen Allâh'ı seviniz. Allâh'ı sevdiğiniz için beni sevin. Beni sevdiğiniz için de ehl-i beytimi sevin.” Muhabbet ve sevgi beslemenin sebebi, sa-dece Allâhü Teâlâ bizi rızıklandırdığı için değildir. Aslında O (c.c.)'un, sayısız, hesapsız nimet ihsâ-nı, nihayetsiz lütuf ve nimetleri vardır ki bunları saymaya gücümüz yetmez. Bütün nimet, servet ve devletler, yalnız ve yalnız O Rahmeten li'l-â-lemîn'in rahmet ve bereketindendir. Bunun için hepimizin O (c.c.)'a karşı nihayetsiz muhabbet ve sevgi beslemesi îcap eder. Biz, her şeyiyle rah-met, bereket, şefkat ve merhamet vesilesi olan O Yüce Nebi (s.a.v.)'e muhabbet ve sevgi besleme-yeceğiz de kime besleyeceğiz? (Eşref Ali Tehânevî, Hayâtü'l Müslimîn-Müslümanın Günlük Hayatı, s.105)

NTVRadyo
KAYITTAYIZ - 12 Aralık 2025

NTVRadyo

Play Episode Listen Later Dec 12, 2025 20:40


Türkiye ve dünyada geçmiş yıllara kıyasla daha sert bir grip dönemi yaşanıyor. Bunun, grip virüsünün mutasyona uğramış bir versiyonundan kaynaklandığına dikkat çekiliyor. En yaygın görülen virüs türü “H3N2”. Bu tür çok hızlı yayılıyor. Ülkemizde de baskın hale geldi. Kimler risk altında, aşılar yetersiz mi kalıyor, klinik seyir daha ağır mı geçiyor? Kayıttayız'da bu sorulara yanıt arandı.

Gerçek gazetesi
Ertuğrul Oruç: Özel Okmeydanı Hastanesi kamulaştırılsın!

Gerçek gazetesi

Play Episode Listen Later Dec 9, 2025 4:03


Kasım ayı başında İstanbul'da bulunan Özel Okmeydanı Hastanesi yönetimi, hastane binasının depreme dayanıksız olduğu bahanesiyle hastanenin faaliyetlerini durdurarak, aralarında hastane başhekimi ve doktorların da bulunduğu iki yüze yakın sağlık emekçisinin işine son verdi. Hastane yönetimi, işinden ettiği ve zaten iki buçuk aydır maaşlarını ödemediği sağlık emekçilerine yasal olarak hak ettiklerinin çok altında paralar teklif ediyor, haklarının tamamını ödemeyi reddediyor. Sağlık emekçileri haklarını alabilmek için hukuki yollara başvurmanın yanı sıra hastane önünde direnişe geçti ve önemli bir kısmı DİSK'e bağlı Dev Sağlık-İş sendikasına üye oldu.Hastane yönetimi şimdiye kadar hastane binasının depreme dayanıksız olduğuna dair bir raporu ne emekçilere ne de resmî makamlara sunabildi. Hastane özel de olsa “ben böyle uygun gördüm” diyerek hastane kapatılamıyor, bazı şartların oluşması gerekiyor. İlgili bakanlıklara yapılan itirazlar neticesinde hastanenin kapanmasına gerekçe oluşturacak bir neden bulunamadığı için hastane kısmen de olsa faaliyetine devam ediyor. Ancak hastane patronunun Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK), sağlık emekçilerini işten çıkarma gerekçesi olarak bildirdiği Kod 17 (hastane kapatma nedeniyle işten çıkarma) iptal edilmedi, emekçiler işlerine iade edilmedi.Sağlık Bakanlığı dahil devlet bürokrasisi sağlık emekçilerinin haklarını alabilmesi için şimdiye kadar kılını kıpırdatmadı. Sermayeden yana tutumda ortaklık mevcut. Patronlar gücünü sağlık emekçilerinin örgütsüzlüğünden de alıyor. Türkiye'de beş yüzden fazla özel hastane mevcut. Buna karşın yalnızca bir elin parmağını geçmeyen sayıda özel hastanede toplu sözleşmeli sendikal örgütlenme var. Neredeyse tamamen sendikasız bir sektörden bahsediyoruz. Bu anlamda Özel Okmeydanı Hastanesi sağlık emekçilerinin bir bölümünün Dev Sağlık-İş'te örgütlenmesi, sadece kendi mücadeleleri açısından değil özel hastanelerde çalışan sağlık emekçilerine izlemeleri gereken yolu göstermesi açısından da çok değerli bir örnek oluşturuyor.Son dönemde Türkiye çapında şimdilik sayıları çok olmamakla birlikte özel hastanelerin kapandığına şahit olmaya başladık. Önümüzdeki dönemde bu eğilim artabilir. Sanılmasın ki bundan dolayı sermayenin sağlık alanındaki ağırlığı azalacak. Aksine, büyük hastane zincirlerinin sektöre daha fazla hâkim olduğu, işçilerin ve emekçi halkın sağlık hakkına daha fazla saldırdığı, daha piyasacı ve sendikal örgütlenmenin daha da zor olacağı bir sağlık alanının bizi bekliyor olma ihtimali yüksek. Bundan dolayı bugünden adım atmaya başlamalıyız.Sağlık emekçileri anayasada açıkça yazan hakkını almak için bile mücadele etmek zorunda kalıyor. Bunun önemli bir sebebi özel sağlık sektöründe bugün için sendikal örgütlenmenin çok zayıf olması. Çalışma şartlarının çok ağır, buna karşın ücretlerin çok düşük olduğu özel sağlık sektöründe zinciri bir yerden kırar, toplu sözleşmeli sendikal örgütlenme örneği yaratabilirsek gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. Ancak bunun için güçlerin birleştirilmesi, sendika konfederasyonlarının eylemde birliği esas alıp bir mücadele programı etrafında ortaklaşması ve adım atması gerekiyor. Elbette emek meslek örgütleri de bu sürece destek vermeli.Ancak bugün için öne sürülmesi gereken acil talep; faaliyetini durdurmak isteyen ve sağlık emekçilerini mağdur eden Özel Okmeydanı Hastanesi'nin bedelsiz kamulaştırılması, buradan elde edilecek gelirle bu hastanede çalışan sağlık emekçilerinin haklarının ödenmesi ve sağlık emekçilerine kamuda istihdam hakkı tanınmasıdır!

Gerçek gazetesi
Başyazı: Tiyatro izleyerek değil örgütlenerek ve mücadele ederek kazanırız (Aralık 2025)

Gerçek gazetesi

Play Episode Listen Later Dec 9, 2025 6:26


2025 yılını açlık sınırının 30 bine yoksulluk sınırının 100 bine dayandığı bir hayat pahalılığı ile bitiriyoruz. İşsizlik koronavirüs salgını dönemindeki düzeylerine çıkmış vaziyette. Milyonlar işsiz, işi olanlar güvencesiz ve açlık sınırının altındaki asgari ücrete mahkûm edilmiş durumda. Bugün Türkiye'nin başlıca gündemleri bunlar olmalı. Çünkü halkın emekçi çoğunluğunun sabahtan akşama hayatını meşgul eden hatta gece uykularını kaçıran kabuslar yaşatan gündem bu. Sermayenin iktidarı ne yaparsa yapsın bu gündemden tabii ki kaçamaz. Ama yıllardır asgari ücret konusunda yaptığı gibi meseleyi komisyona havale edip orada oynattığı tiyatroyla gündemi sulandıracaktır.Asgari ücret tespit komisyonu tam bir tiyatro sahnesidir. Hükümetin, patron ve işçi taraflarının beşer temsilci ile yer aldığı 15 kişiden oluşan bu komisyon en az 10 kişiyle toplanır ve çoğunlukla karar verir. Bu denklemde hükümet de sermayenin iktidarını temsil ettiği için her daim patron tarafının dediği olur. Kırk yılda bir asgari ücret seçim dönemine denk gelirse patronların itiraz ettiği olur ama seçim geçer geçmez iktidardan istediklerini fazlasıyla alırlar. İşçi tarafını temsil eden Türk-İş de yıllarca bu tiyatronun figüranlığını yapmıştır. Türk-İş'in sendika ağalarına verilen replik gereği biraz sitem ederler, işçinin geçim sıkıntısından dem vururlar, sonunda da karara şerh düşerler o kadar. Son yıllarda bu tiyatrodan insanlara gına geldiği için işçileri komisyona getirip konuşturup biraz senaryoyu değiştirmeye çalıştılar ama artık onun da tiyatronun bir parçası olduğunu herkes görüyor. Nihayet bu yıl Türk-İş asgari ücret komisyonuna katılmayacağını açıkladı. Doğru tutumdur. Ama bu tutumun gereği mücadele alanında yapılmalıdır. Çünkü hükümetin Türk-İş'in bu tavrından etkilenip de asgari ücreti geçinmeye elverişli bir seviyeye getireceği falan asla yoktur. Türk-İş'in tavrını yeni bir tiyatroya dönüştürmeye çalışıyorlar. Bunun için komisyonun yapısını değiştirmeyi öneriyorlar. İşçi ve patron beşer temsilci gönderecekmiş hükümet ise sadece bir kişiyle yer alacakmış. Ha ali veli ha veli ali! Hükümet patronların iktidarı oldukça yine çoğunluk işçiye karşı olacak. Üstelik Türk-İş katılmadığında komisyonun çalışması riske giriyor, 10 kişiden bir kişi gelmese komisyon karar alamıyor. Belli ki iktidar bu riski de bertaraf etmenin derdindedir. Türk-İş'in asgari ücret komisyonunu boykot etmesinin bir kıymeti olacaksa bunun gereği bir örgütlenme ve mücadele seferberliği başlatmaktır. Çünkü geçinebilecek ücreti hükümetten beklemek boşunadır, işçiler bu ücreti patronlardan örgütlenerek ve üretimden gelen gücünü kullanarak söke söke almak zorundadır. Bugün bir nebze olsun geçinebilecek ücrete ve sosyal haklara sahip olan işçiler örgütlü işçilerdir. Bu seferberliğin gereği dün Polonez'de bugün Şık Makas'ta (Tokat) olduğu gibi bir işyerinde örgütlenme mücadelesi varsa hep birlikte o mücadeleye sahip çıkmaktır. Aynı şekilde işçiler geçinebilecek bir ücret için patronlara karşı bugün Smart Solar grevinde olduğu gibi yarın MESS sözleşmesinde mutlaka olacağı gibi mücadele ediyorsa konfederasyon ayrımı yapmadan hep birlikte bu mücadelelerin kazanması için seferber olmak gerekir. Örgütlenme ve mücadele seferberliğinin mutlak bir de gereği DİSK'iyle Türk-İş'iyle tüm konfederasyonların el ele vererek örgütlenmenin önündeki fiili ve yasal engellerin kaldırılması için ortak mücadele etmesidir. Aynı şekilde tüm işçi ve emekçi sendikaları vergi adaletsizliğine karşı ayağa kalkmalıdır. Ayrı gayrı yok Birleşik İşçi Cephesi var demenin zamanıdır. İşte o zaman patronların ve iktidarın birlikte sahnelediği ve sonu hep aynı olan tiyatroyu seyretmeyi bırakıp geleceğimizi kendi elimize alabiliriz, geçinebilecek ücretleri de söke söke koparırız.

Gerçek gazetesi
Yaklaşan bölgesel savaşta Siyonistlerin, emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin karşısında, Filistin'in ve Batı Asya'nın tüm emekçi halklarının yanında olalım!

Gerçek gazetesi

Play Episode Listen Later Dec 9, 2025 10:12


Ekim ayında yürürlüğe giren Trump imzalı ateşkes, İsrail'in her gün yüzlerce Filistinliyi katlederek sürdürdüğü soykırımı yavaşlatmış olabilir. Fakat ateşkes, ne Filistin'in Siyonistlerce işgali ne bölgede emperyalizmin çıkarları doğrultusunda yürütülmeye çalışılan dönüşüm ne de bu ikisinin bir parçası olarak yaklaşmakta olan bölgesel savaş konularına köklü bir değişiklik getirdi. Trump, tahayyül ettiği Batı Asya'yı (Ortadoğu) Netanyahu ile el birliği içinde şekillendirmeye devam ediyor. Türkiye'deki istibdad rejiminin de desteğini alan bu girişim, Filistin devletinin kurulmasına dair hiçbir güvence içermiyor, Trump başkanlığında bir geçiş yönetimi ve bir askerî gücün Gazze'ye yerleşmesini öngörüyor. Direniş örgütlerinin sert tepki gösterdiği plan, adeta Filistin'de Siyonist işgalin sürmesinin teminatı gibi. Üstelik oluşturulacak yapıların görevleri arasında “insan hareketliliğinin düzenlenmesi” de var. Yani, etnik arındırmanın hızlanarak devam edeceği sır değil. Diğer yandan, Filistinlilerin silahlarını nasıl ve hangi aşamada bırakacakları konuşuladursun, İsrail Gazze'de canının istediği gibi, türlü bahaneler ileri sürerek yeni saldırılarla ve yardım girişlerini zorlaştırarak insan öldürmeye devam ediyor.ABD'nin planı ve önündeki engellerABD emperyalizminin Trump önderliğindeki planı, merkezinde İsrail'in olduğu, etrafında İbrahimî anlaşmalar ya da başka tür “hizalanmalarla” bir araya gelmiş geniş bir Batı Asya, Kuzey Afrika, Kafkaslar ve (son olarak da) Orta Asya koalisyonu. Bu güçlerin bir araya gelme sebebi Filistin meselesinin bir şekilde ayak bağı olmaktan çıkarılması, ardından bölgenin önce İran'dan ama hemen ardından da Rusya ve Çin'den temizlenmesi. Çin'in Kuşak ve Yol projesinin bölgedeki mevzilenmesinin engellenmesi, İran'da rejim değişikliği veya en azından İran'ın nükleer teknolojiden kesin bir şekilde mahrum bırakılmasını temin etmek. Bu arada hizaya giren herkese de bazı ödüller veriliyor. Fas'a Batı Sahra meselesinde elini rahatlatan bir BM kararı, Emirliklere istediği ileri teknoloji askerî malzeme vb.Ama bunların ilerledikleri yolda önemli engeller var. Öncelikle Filistin, yüzbinlere ulaşan kayıplarına karşın Siyonist düşmana teslim olmadı. İsrail'in ateşkes sonrasında yaptığı yüzlerce saldırı da Filistinli mahkumların gerektiğinde idam edilmesini içeren ya da idarî tutukluluk adı verilen uygulamayı 48 topraklarındaki Filistinlilere de yayan düzenlemeleri ilan etmesi de sonucu değiştirmedi. Hatta, Batı Şeria'ya yaptığı baskınların son günlerde dayanılmaz bir hal alması da Filistin halkının ve direniş örgütlerinin direncini kıramadı.Silahsızlandırılmaya çalışılan İran, henüz nükleer teknoloji sahibi olmaktan vazgeçmedi. Tüm düşmanları nükleer silahlara sahip olan İran'ın sivil nükleer teknolojiye sahip olması da nükleer silah sahibi olması da meşru elbette. Ama bu durum, ABD'nin de İsrail'in de yeniden İran'a saldırmasının zeminini hazırlıyor. Sadece İran değil. Lübnan, Yemen ve Irak'ta konuşlu direniş cephesi güçleri de emperyalizmin bunları silahsızlandırma konusundaki ısrarına karşın silahlarını muhafaza etmekte. İsrail ve ABD bölgesel savaş arayışlarını mutlaka sürdürecekler.Emperyalizm ve Siyonizm cephesinde toplananlarİsrail'in yanında ise çok sayıda güç artan bir hızla toplanıyor. 2020'de Trump'ın başlattığı İbrahimî Anlaşmalar furyası, Emirlikler, Bahreyn, Fas ve Sudan'ın İsrail ile yakın ilişkiler tesis etmesi ile sonuçlanmıştı. Suudi Arabistan bunlardan biraz daha dişli bir güç olarak kendisini pazarlamaya çalıştı ve henüz bu kervana katılmadı. Bazıları bunun Filistin'in tanınması şartını ileri sürmesinden kaynaklandığını düşünse de asıl neden Suudi Arabistan'ın ABD'den nükleer teknoloji istemesi. ABD değilse de İsrail şimdilik buna izin vermiyor. Ama bu durum, Muhammed Bin Selman (MBS) idaresindeki bu krallığın bir orta yola ikna edilemeyeceği anlamına gelmiyor. MBS yakın zamanda Beyaz Saray'ı ziyaret etti. Bunun ayrıntılı sonuçlarını yakında öğreneceğiz.

Gerçek gazetesi
Sungur Savran: Sungur Savran Kapitalizmin son yüzyılının ilk çeyreğini geride bırakırken (2)

Gerçek gazetesi

Play Episode Listen Later Dec 9, 2025 7:05


21. yüzyılın ilk çeyreğini deviriyoruz. Bu yüzyıl öylesine sarsıntılı başladı ki ilk çeyreğin sonunda bir envanter çıkarmak yararlı olacak. Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Çeyrek yüzyılın ötesine geçtiğimizde dünyanın nasıl bir gelişme yaşayacağını anlayabilmek için yılın son aylarında başladığımız bu dizinin ilk kısmında yaşadığımız büyük sarsıntının ardında dünya ekonomisinin 2008'den beri içine düştüğü çok ağır bir ekonomik krizin, Üçüncü Büyük Depresyon olarak anılması gereken bir buhranın bulunduğunu anlatmıştık. Bütün ülkelerde borsaların aşırı şişkin bir düzeye yükseldiğini, bunun 2008 gibi çok ağır bir balon patlamasına yol açabileceğini, ayrıca Afrika'nın en yoksul ülkesinden dünyanın en büyük ekonomisine sahip ABD'ye kadar bütün ülkelerin bir borç denizinde yüzmekte olduğunu, nihayet dünya çapında rezerv para rolünü üstlenen dolardan ve onun açık ara ardından gelen avrodan altına doğru bir kaçış yaşandığını, yani dünya ekonomisine karşı güvenin de yerlerde süründüğünü anlatmıştık.Dizinin bu ikinci kısmında bu derin ekonomik krizin üstyapısını, politik ve ideolojik alandaki etkilerini konuşacağız. Göreceğiz ki, 80 yıldır ilk kez konuşulması gereken konular var. Dünya ve Türkiye solu Sovyetler Birliği'nin dağılması döneminde girdiği hayal dünyasında hâlâ debelenirken, küreselleşmenin savaşı olanaksızlaştırdığı fikriyle oyalanırken, bizim partimiz 2016'da tam da bu konuda toplanan 1. Olağanüstü Kongresi ile bir Üçüncü Dünya Savaşı tehlikesinin yakın, elle tutulur, somut bir tehlike olduğunu ortaya koymuştu. Şimdi Pentagon'un, yani isim babası Trump'ın kararıyla adı değiştirilmiş olan Savaş Bakanlığı'nın başında olan Peter Hegseth içinde bulunduğumuz zaman diliminin bir “1939 ânı” olduğunu ilan etti! Eğer savaş dönencesine girdiysek her şeyin tartışılması ona tâbi olmak zorundadır. Bugün insanlığın ulaştığı kitlesel imha silahları düzeyi göz önüne alınırsa dünya savaşı yeryüzünde canlı hayatın sonu dahi demek olabilir. Dolayısıyla bu ikinci yazımız esas olarak savaş konusuna odaklanacak. Yalnız oraya geçmeden önce, bizim yeni yüzyılın başından beri dikkat çektiğimiz, son on yıldır da hakkında uyarı üzerine uyarı yaptığımız dünyayı saran faşizm tehlikesine de sadece hatırlatma bâbında da olsa değineceğiz.Yazımızın ana gövdesine geçmeden önce bir metod sorununa değinelim. Ünlüdür, Marx'la biraz ilgilenen herkes duymuştur muhtemelen. Marx kapitalist üretim tarzının doğasını incelerken ampirik verilerini daima 19. yüzyıl ortası İngiltere'sinden seçmiştir. Bunun nedeni sadece araştırmasını yaparken o ülkede yaşıyor olmasının yarattığı veri toplama kolaylığı değildir. Çok daha önemlisi, kapitalist üretim tarzının ülkede diğer bütün ülkelerden çok daha gelişkin olması, yani doğasının incelenmesi ve yasalarının keşfi açısından en olgun malzemeyi sunmasıdır.Kapitalizmin hayatının incelenmesi bakımından en verimli alan 19. yüzyıl ortası İngiltere'si olabilir. Artık 21. yüzyılın çeyreğini devirdik. Dünya alabildiğine değişti. Kapitalizmin can çekişmesinin laboratuvarı artık ne İngiltere'dir ne başka ülke. Amerika Birleşik Devletleri'dir. Bu en azından 1945'ten beri geçerli. Ama Trump'ın başa gelmesiyle, hele Beyaz Saray'a ikinci kez yerleşmesiyle ABD'nin sadece laboratuvar karakteri değil, diğer ileri (emperyalist) kapitalist ülkelere yol gösteren rehber karakteri iyice perçinlendi. Yaklaşık 10 yıldır her kıtada fırtınalı bir yükseliş kaydeden faşizm, en son 2022'de Giorgia Meloni'nin kurduğu hükümetle İtalya'da iktidara geçti ama Meloni İtalya'da tek başına bir hamle yapmasının güçlüğü dolayısıyla başa geldiğinden beri top çeviriyor. Ne var ki ABD başka. ABD dünyanın en kudretli ülkesi. Onun başına Trump gibi hem aşırı hırslı hem yaşlı olduğu için acelesi olan bir faşist (ön-faşist dersek daha doğru olur) geçince ABD çağımız kapitalizminin bütün özelliklerini en iyi temsil eden ülke haline geldi. Bu yüzden bu yazıda hemen hemen bütün ampirik malzememizi ABD'den alacağız.

Yeni Şafak Podcast
Gökhan Özcan-Arpacı kumruları

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Dec 4, 2025 4:26


Bir şeylerin anlamını hazır alma eğilimdeyiz artık çoğumuz, hiçbir düşünme ve anlamlandırma yükünün altına girmek istemiyoruz. Bu kolaycı tutumumuz ister istemez bir şekilde yaygınlaşmış algıların yerleşik hale gelmesine, zihinsel kanallarımızın daralmasına sebebiyet veriyor. Bunun sonucunda doğal olarak ‘şeyler' hakkında insanlara yeni açılımlar kazandıracak özgün fikirler ortaya çıkmaz, çıksa da dikkat çekmez oluyor.

Türkiye'de Dijital Pazarlama
Spor Salonlarının Dijitalde Zirveye Çıkmasını Sağlayan Pazarlama Formülü

Türkiye'de Dijital Pazarlama

Play Episode Listen Later Dec 2, 2025 13:09


Spor salonu işletmek, sadece ağırlık makineleri, koşu bantları ve geniş bir alan sunmaktan çok daha fazlasıdır. Aslında bir spor salonu yönetmek, insanlara hayatlarını dönüştürme fırsatı vermekle ilgilidir. Bu yüzden pazarlama bölümünü doğru kurgulayan işletmeler, reklam bütçesinden bağımsız olarak çok daha hızlı büyür, yüksek bağlı müşteri kitlesi oluşturur ve rekabetten kolayca sıyrılır. Bu bölümde spor salonlarının dijital pazarlama süreçlerini nasıl sistemli şekilde kurgulayabileceğini, hangi adımların üyelik satışlarını yükselttiğini, hangi içerik modellerinin güven oluşturduğunu ve reklam tarafında yapılan en büyük hataları detaylıca konuşuyoruz.Günümüz tüketicisi artık sadece bir spor salonu aramıyor. İnsanlar kendilerini güvende hissetmek istiyor, ilgilenildiğini görmek istiyor, eğitmenleri tanımak ve salonun atmosferini hissetmek istiyor. Çünkü spor salonu üyeliği, satın alınan bir hizmetten çok daha fazlası; kişinin kendi disiplinine, görünümüne ve sağlığına yaptığı bir yatırım. Bu yüzden doğru marka algısı oluşturmak, içeriklerde üyelerin gerçek dönüşüm hikayelerine yer vermek ve eğitmenlerin bilgi seviyesini net şekilde göstermek artık en güçlü pazarlama unsurlarından biri haline geldi. Birçok spor salonu içerik üretiminde sadece ekipman ve ortam göstermeye odaklanıyor fakat insanlar o ekipmanın kendisini değil, o ekipmanın kendilerine ne kazandıracağını görmek istiyor. Bu bölümde ağırlığı tamamen bu noktaya veriyor ve spor salonlarının sosyal medyada hangi içerik sistemini kullanması gerektiğini net örneklerle anlatıyorum.Reklam tarafına geldiğimizde, Meta Ads spor salonları için en yüksek dönüşümü sağlayan kanal olarak öne çıkıyor. İnsanlar spor salonu ihtiyacını kendileri fark etmiyor; sen onlara hatırlatıyorsun. Bu yüzden dönüşüm kampanyaları, lead form'lar, kısa formatlı eğitmen videoları, remarketing stratejileri ve ücretsiz ilk PT seansı gibi teşviklerin neden güçlü çalıştığını detaylandırıyorum. Bunun yanında Google Ads tarafında sıcak talep yakalamanın önemine de değiniyorum. Çünkü “spor salonu fiyatları”, “kadınlara özel spor salonu”, “crossfit stüdyosu” gibi aramalar gerçekten kayıt olmaya niyeti olan kullanıcıları karşımıza çıkarıyor. Bu iki kanalın birbirini nasıl tamamladığını anlattığım bu bölüm, özellikle reklam bütçesini doğru konumlandırmak isteyen işletmeler için çok değerli bilgiler içeriyor.Üyelik fiyatlandırma modelleri ise birçok spor salonunun üzerinde yeterince çalışmadığı ama satışları doğrudan etkileyen kritik bir konu. Aylık, 3 aylık ve 12 aylık paket yapısının neden psikolojik olarak doğru çalıştığını ve neden insanların çoğunlukla orta paketi seçme eğiliminde olduğunu anlatıyorum. Bunun yanı sıra kontenjan sınırlaması, dönemsel kayıt duyuruları ve sınırlı avantaj kampanyalarının nasıl FOMO yarattığını ve neden yüksek dönüşüm sağladığını da gerçek müşteri örnekleri üzerinden paylaşıyorum.CRM yönetimi ise spor salonları için çoğu zaman gözden kaçan ama aslında en kritik parçalardan biri. Reklamdan gelen lead'lere hızlı dönüş yapılmadığında satış oranı dramatik şekilde düşüyor. Bu nedenle Kommo CRM gibi sistemlerin spor salonlarında neden bu kadar işe yaradığını, otomatik WhatsApp mesajlarının nasıl müşteri deneyimini güçlendirdiğini ve lead takip akışının nasıl oluşturulması gerektiğini anlatıyorum. Çünkü doğru CRM yönetimi, reklam maliyetinizi düşürürken satış oranlarınızı ciddi şekilde artırır.Bu bölümde spor salonlarının büyümesi için gereken tüm temel adımları tek tek ele alıyor, işletmelerin hem dijitalde hem de işletme içinde uygulayabileceği net stratejiler sunuyorum. Eğer bir spor salonunuz varsa, personal trainer olarak çalışıyorsanız veya fitness üzerine bir iş kurmayı düşünüyorsanız, bu bölüm size yol haritası niteliğinde olacak. Dinlerken mutlaka not almanızı öneririm.Her bölümde olduğu gibi tüm sorularınız için Instagram'dan bana ulaşabilirsiniz: @frktprk.

Mevlana Takvimi
KIBLENİN KÂBE'YE DÖNMESİ-01 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Dec 2, 2025 2:24


Bütün yönler Allâh (c.c.)'un mülküdür. Kıble demek, bir mekânın Allâh (c.c.)'a tahsis edilmesi, Allâh (c.c.)'un yalnız orada bulunması demek değildir. Hüküm, tasarruf ve emir hep Hâkk Teâlâ Hazretlerinindir. Bizi her nereye yöneltirse biz oraya yöneliriz. Tâat, Hâkk Teâlâ Hazretlerinin buyruğunu tutmaktır. Eğer her gün bir tarafa yönelmeyi buyursa biz o yana yöneliriz. Allâhu Teâlâ dilediği kimseyi sırât-ı müstakime yöneltir. Önce Beytu'l-Mukaddes'e ve sonra Kâ'be'ye döndürmek hikmet icâbı; barış, dirlik ve düzenin iktizâsı üzere bir fiildir ki, ümmetine çok büyük bir inayettir. Zira kendisinin halîli olan İbrahim (a.s.)'ın kıblesine hidayet eyledi, demektir.Âişe (r.anhâ) buyurmuştur ki: “Hiç şüphesiz Yahudi tâifesi bize üç nesnenin müyesser olduğuna hased ettikleri gibi hiçbir şeye hased etmezler. Bu üç şey şudur:1. Hâkk Teâlâ Hazretleri bize cuma gününü ihsan buyurdu. Onlara nasîb olmayıp bize müyesser olduğu için gayet huzursuzdurlar.2. Kâbe-i Muazzama bize kıble olduğu için de hased ederler.3. İmâmın arkasında “âmin” dediğimiz için de bize hased ederler. Kıble Kâ'be'ye döndükten sonra bâzı Müslümanlar: “Şimdiye dek bizim Beytü'l-Mukaddes'e doğru kıldığımız namazlar nice olur? Ayrıca Beytü'l-Mukaddes'e namaz kılıp da Kâ'beye kılmadan ölüp giden kardeşlerimizin halleri ne olacaktır?” dediler. Yâni onların tamamlanmaya muhtaç bâzı noksanları var mıdır? diye tereddüt ettiler. Bunun üzerine Hâkk Teâlâ Hazretleri: “Allâh sizin îmânınızı zâyi etmez” (Bakara s. 143) ayet-i kerîmesini göndererek kalblerinde şüphe kalmaması için müslümanları teselli etti.(İmâm Kastalâni, Mevahib-ü Ledünniye, s.119-120)

Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
168: @pinarkiilerich ile Danimarka'da bir Türk'ün hikâyesi

Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin

Play Episode Listen Later Nov 30, 2025 60:40


Bu bölümde Emin ve Ömer'e harika bir konuk eşlik ediyor: Pınar Kiilerich! Danimarka'da yaşayan ve Danca öğreten Pınar Kiilerich, sosyal medya hesaplarında paylaştığı öğretici ve eğlenceli içeriklerle büyük ilgi görüyor. Birlikte Danimarka'daki kültür şoklarını, Danimarka ve Türkiye'nin arasındaki farkları, günlük yaşamın güzelliklerini ve yurt dışında yaşamın perde arkasını konuştuk. Hem kahkahalarla dolu hem de ufuk açan bir sohbet oldu. Bu keyifli bölümü sakın kaçırmayın! Dinledikten sonra Pınar Hanım'ın paylaşımlarına göz atmak için instagram.com/pinarkiilerich adresini ziyaret etmeyi unutmayın. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Pınar Kiilerich'in Instagram hesabını buradan ziyaret edebilirsiniz.

Mevlana Takvimi
KİMLERLE DOSTLUK KURULMALIDIR?-27 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Nov 27, 2025 2:34


Allâh (c.c.), insanın içinde öyle bir kuvvet yaratmıştır ki insan diğer insanların düşünce, fikir ve sözlerinin tesiri altında kalır ve hiç uğraşmadan, zahmet çekmeden, hatta farkına bile varmadan öteki insanların etkisi altına girer. Bu etki ve tesir, iyi de olabilir kötü de. Bunun için insan, berâber olduğu, konuşup görüştüğü kimselerin, iyi ahlâk sâhibi kimseler olmasına dikkat etmelidir. İyi kimselerle düşüp kalkmanın ve dostluğun faydaları pek çoktur. Buna mukabil fena kimselerle dostluk kurma- nın da her zaman zarar getirip fenalıklar doğurduğu muhakkaktır.Bizim burada iyi dediğimiz kimseler, zarûret miktarınca din ilmini ve dinî meseleleri bilen, inanç ve akîdeleri sağlam olan, şirkten, bid'atlerden ve dünyevî gösterişten uzak olup amellerine dikkat eden, namazlarına, oruçlarına ve zarûrî ibâdetlerine bağlı bulunan kimselerdir. Böyle kimseler, alışverişlerinde ve bütün muâmelelerinde temiz ve dürüst, helâl ve haram hususlarında çok dikkatli ve titiz davranan, mütevâzı, kimseyi incitmeyip zarar vermeyen, ihtiyaç sâhiplerini ve fakirleri hor görmeyen, ahlâkî iç temizliğine sâhip, Allâh (c.c.)'dan korkan ve O (c.c.)'a karşı muhabbet besleyen kimselerdir. Dünya işlerinde tamahkârlık etmez ve dünyaya göz dikmezler. Bunlar, din karşılığında dünyaya bağlanıp dünyevî huzur ve rahatı dîne tercih etmez, nâmus ve haysiyetlerini korur, darlıkta, bollukta ve her durumda sabır ve şükretmesini bilirler. Resûlullâh (s.a.v.)'e, “Arkadaşlarımızın hangileri daha hayırlıdır?” diye sorulunca, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Gördüğünüzde size Allâh (c.c.)'u hatırlatan, konuşunca amelinizi arttıran, yaptıkları da size âhireti hatırlatan kişidir.”(Eşref Ali Tehânevî, Hayâtü'l Müslimîn-Müslümanın Günlük Hayatı, s.139)

Yeni Şafak Podcast
Levent Yılmaz-Tasarruflar, beklentiler, fonlar…

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Nov 22, 2025 4:50


Uzun bir süreden bu yana devam eden dezenflasyon programında artık sabırların zorlanmaya başladığı noktaya doğru geliyoruz. Bunun nedeni yüksek faiz ve finansal olarak sıkı koşullara rağmen enflasyonun bir türlü istenilen yere düşmemesi ve hatta dezenflasyonun yavaşlamasına ek olarak enflasyon beklentilerinin yeniden yönünü yukarı çevirmesi.

Mevlana Takvimi
HARAMA BAKMANIN TEDAVİSİ-22 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Nov 22, 2025 2:47


Harama bakmaktan kendini kurtarâbilmek için yoğun bir mücadeleye girmek gerekir. Şunu bilmelisin ki, insan üstün bir himmet ve zahmet olmadan sıradan bir şeyi bile elde edemez. Meselâ, bedensel bir hastalığa düştüğün zaman tatsız ilaçlar içmeye rıza gösteriyorsun. Neden? Hedefin iyileşmek olduğu için bu tatsızlığa katlanıyorsun. Ruhsal bir hastalıktan kurtulmak için daha fazla zorluğa katlanmanın gerekli olduğunu bilmelisin.Bu bilinci kazandıktan sonra harama bakmaktan kurtulmanın ilacı olarak şunlar söylenebilir:1. Harama bakma gibi bir durumla karşılaşırsan ilk önce şunu düşün: Bakacağın kadının, anne ve babası, senin bu durumundan haberdar olursa halin ne olur? Bunun için biraz korku veya utanmaya kapılacak olursan o zaman her şeyi hakkıyla bilen Râbbinin seni gördüğünü düşün! Sen, O (c.c.)'un verdiği nimetleri kullanarak onun huzurunda haram işlemektesin, utanman gerekmiyor mu?2. Cehennemin elim azabını hatırla!3. Eğer başka biri benim karıma veya kızıma böyle şehvet ve kem gözle bakarsa ve ben bunu fark edersem ne yaparım?4. Allâh (c.c.)'un bizi gördüğünü ve kıyâmet gününde herkesin önünde bunun hesabını soracağını tasavvur etmektir.5. Kalbinde günâha bir meyil hissettiğin zaman abdest alıp iki rekât namaz kıl, Allâh (c.c.)'dan af dile ve bu hastalıktan kurtulmak için duâ et. Kalbin günâha tekrar meylederse yine bunları yap. Bir günde birkaç defa aynı şeyleri yapmak zorunda kalabilirsin. Ancak sonraki gün mutlaka nefsinin zayıfladığını hissedeceksin. Üçüncü gün belki o harama karşı hiçbir istek oluşmayacaktır. Böylece yavaş yavaş harama bakma hastalığından kurtulacaksın. Çünkü namaz nefse ağır gelir.6. Harama göz diktiğin zaman şunu düşün: Bir hocan veya mürşidin seni bu hâlde görse yüzünü başka tarafa çevirmez misin? O hâlde Allâh (c.c.)'un gözetimi altında iken nasıl böyle bir harama düşebiliyorsun!(Misvâk Neşryat, Eşref Ali et-Tehanevî, Tehzibu'l Ahlâk, s.37-40)

COSMO Köln Radyosu
Almanya nereye? Demokrasiye güven azalıyor

COSMO Köln Radyosu

Play Episode Listen Later Nov 20, 2025 18:54


Demokrasi, insanların özgürce konuşabildiği, hakkını arayabildiği, yönetime katılabildiği bir düzen. Demokrasinin beşiği olarak gösterilen Avrupa'da durum gerçekten böyle mi? Almanya'da yapılan son araştırmalar toplumun demokrasiye olan güveninin giderek sarsıldığını ortaya koyuyor. Friedrich Ebert Vakfı'nın araştırmasına göre, vatandaşların sadece yüzde 52'si demokrasinin iyi işlediğini düşünüyor. Özellikle siyasi partilere güven giderek azalıyor. Bunun sebepleri neler? Bu durum toplumu nereye sürükleyebilir? Siyaset bilimci Dr. Yaşar Aydın ve eski federal milletvekili Dr. Lale Akgün'ün görüşlerine başvurduk. Mikrofonda Aydın Işık ve Eren M. Gençer var. Von Aydın Işık und Eren Mahir Gençer.

Ekran Geyikleri
Down Cemetery Road 5. Bölüm Analizi

Ekran Geyikleri

Play Episode Listen Later Nov 20, 2025 32:58


Herkese merhaba,Down Cemetery Road'un 5. bölümüyle karşınızdayız. Her dakikası dolu geçen, seyircinin aklındaki pek çok konunun altını dolduran, sebep- sonuç ilişkisini iyi kurgulayan bir bölümdü. Bunun yanı sıra Sarah & Downey arasında bir bağ kuruldu, Amos ve Zoe de İskoçya yolunda, bakalım önümüzdeki bölümler hangi gelişmelere gebe?!Keyifli dinlemeler,Eda & Mert

Kerem Önder
Bütün fiillerini amele dönüştür? - Mektubat 167, 169 / Kerem Önder

Kerem Önder

Play Episode Listen Later Nov 17, 2025 43:09


167. Bu mektûb, Herdîram-ı Hinde yazılmışdır. Allahü teâlâya ibâdet etmeği ve kendi yapdığı tanrılara tapınmakdan sakınmağı dilemekdedir: İki mektûbunuz geldi. İkisinde de, bu fakîrleri sevdiğiniz, bunlara sığındığınız yazılı idi. Bir kimseye bu devleti ihsân ederlerse ne büyük ni'met olur. Fârisî beyt tercemesi: Bildirmesi lâzım olanı söyledim sana! İster kıymetini bil, istersen darıl bana. İyi dinle ve iyi anla ki, bizim ve sizin ve hattâ herşeyin, yerlerin, göklerin, yüksekliklerin, alçaklıkların yaratanı, varlıkda durduranı birdir. Nasıl olduğu anlaşılamaz. Benzeri ve ortağı yokdur. Şekli ve görünüşü olmaz. Baba, çocuk değildir. Onun gibi, Ona benzer birşey düşünülemez. Onun birşey ile birleşmesi, bir şeyde bulunmasını düşünmek çok çirkin olur. Bir yerde bulunması, bir yerde görünmesi olamaz. Onda zemân yokdur. Zemânı O yaratmışdır. Bir yerde değildir. Heryeri O yaratmışdır. Hep var idi. Varlığının başlangıcı yokdur. Hep vardır. Varlığının sonu olmaz. Her iyilik ve yükseklik Onda vardır. Hiçbir kusûr ve aşağılık Onda olamaz. İşte bunun için, ma'bûd olmağa, tapınmağa hakkı olan yalnız Odur. Tapınmağa lâyık olan ancak Odur. Hindûların Râm ve Kerşen denilen putları, Onun yaratdığı şeylerden zevallı iki dânesidir. Her ikisinin de anası ve babası var idi. Râm, Ceretin oğlu ve Leknenin kardeşi idi. Sîtanın kocası idi. Râm, kendi çoluk çocuğunu koruyamamışdı. Başkalarını nasıl koruyabilir? İyi düşünmek lâzımdır. Câhillere uymamalıdır. Yerleri gökleri yaratana, Râm ve Kerşen gibi ismler takanlara milyonlarca yazıklar olsun! Bunların hâli, büyük bir pâdişâha, aşağı bir çöpçünün ismini takanlara benzemekdedir. Râm ile Rahmanı aynı şey sanmak, ne aklsızlıkdır? Yaratan, yaratdığı ile bir olur mu? Anlaşılamayan birşey, bilinen şeylere benzetilemez. Onlarla birleşemez. Râm ve Kerşen yaratılmadan önce, âlemlerin yaratanına Râm ve Kerşen denilmiyordu. Bunlar yaratıldıkdan sonra, ne oldu ki, o eşsiz olan ulu Allaha, Râm ve Kerşen denildi? Râm ve Kerşenin ismleri, yerlerin, göklerin sâhibinin adı sanıldı! Olamaz, olamaz, hiç olamaz! Gelip geçmiş olan, yüzyirmidörtbine yakın Peygamberlerin hepsi “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” insanları, yalnız bir yaratana ibâdet etmeğe çağırdılar. Ondan başkasına tapınmağı yasak etdiler. Bütün Peygamberler, kendilerinin âciz birer mahlûk olduklarını söylediler. Allahü teâlânın büyüklüğünden, kuvvetinden korkarlar ve titrerlerdi. Hindûların tapındıkları kimseler ise, herkesin, kendilerine tapınmasını istediler. Kendilerini ma'bûd olarak tanıtdılar. Bir yaratanın varlığına inanıyorlardı. Fekat, Onu kendilerine hulûl etmiş, kendileri ile birleşmiş sanıyorlardı. Bunun için, herkesin kendilerine tapınmasını istiyorlardı. Kendilerine tanrı diyorlardı. Her kötülüğü yapıyorlardı. Tanrı, her istediğini yapar ve yaratdığı şeyleri istediği gibi kullanır diyorlardı. Bunlar gibi, dahâ nice bozuk ve saçma sözleri vardı. Kendileri sapıtmış, başkalarını da sapdırmışlardı. Peygamberler “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” böyle değildiler. Başkalarına yasak etdikleri kötülüklerden kendileri de ençok sakınırlardı. Kendilerinin de, herkes gibi insan olduklarını söylerlerdi. Fârisî mısra' tercemesi: Yollardaki ayrılığı gör! Nerden nereye? 170Bu mektûb, şeyh Nûra yazılmışdır. Allahü teâlânın emrlerini yapmak ve yasaklarından sakınmak lâzım olduğu gibi, insanların haklarını gözetmek ve onlarla iyi geçinmek de lâzım olduğu bildirilmekdedir: Allahü teâlâya hamd olsun. Onun seçdiği, sevdiği kullarına selâmlar olsun! Ey akllı kardeşim! Allahü teâlânın emrlerini yapmak ve yasaklarından kaçmak lâzım olduğu gibi, insanların haklarını ödemek ve onlarla iyi geçinmek de lâzımdır. (Allahü teâlânın emrlerini büyük bilmek ve Onun yaratdıklarına acımak lâzımdır) hadîs-i şerîfi, bu iki hakkı yerine getirmek lâzım olduğunu göstermekdedir. Bu iki hakdan yalnız birini gözetmek kusûr olur. Bir bütünün, bir parçası, onun hepsi demek değildir. Bundan anlaşılıyor ki, insanlardan gelen sıkıntılara dayanmak lâzımdır.

Gerçek gazetesi
İsrail'in hizmetkarları yenilecek Filistin dostları kazanacak!

Gerçek gazetesi

Play Episode Listen Later Nov 16, 2025 7:08


Trump'ın dayattığı Gazze mütarekesi Batı Asya'ya barış getirmedi. İsrail sürekli bu sözde ateşkesi bozuyor, yeni katliamlar yapmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Trump Türkiye, Mısır ve Katar'ı taşeronlaştırarak direnişi zapturapt altına almaya çalışırken, savaşmadan iktidarda kalması mümkün olmayan Netanyahu, İran'a karşı ABD ve Avrupa ile birlikte yeni bir cephe açmak için kolları sıvıyor. Aslında bu cephede yan yana gelenler El Aksa Tûfanı öncesinde iyice belli olmuştu, şimdi sözde ateşkes, İran'a karşı emperyalistler ve Siyonistlerle aynı safta olanları yeniden görünür kılıyor.Emperyalizm-Siyonizm cephesi ve karşısındakilerİran, İsrail'e karşı silahlı olarak Filistin halkının yanında durdu. Bunun karşılığı Ekim 2024'ten itibaren Siyonistlerin ve son olarak da ABD emperyalizminin İran'a yönelik onlarca saldırısı oldu. Yakın zamanda İsrail ve ABD İran'a yeniden saldırabilir. Yemen, Filistin halkını bir dakika bile yalnız bırakmadı. Tel Aviv'i yüzlerce kilometre uzaktan defalarca vurdu. Kızıldeniz'i emperyalist ve Siyonistlerin gemilerine kapattı. Karşılığı, bir seferinde Yemen hükümet üyelerinin dahi katledildiği karşı saldırılar ve acımasız bir ambargo oldu. Hizbullah, Lübnan'ın güneyini Siyonistler için bir cehenneme çevirdi. İsrail'in kuzeyinde yaşayan yerleşimciler bir yıldan uzun bir süre evlerine yaklaşamadılar bile. Karşılığı, Hizbullah liderlerine ve komutanlarına yönelik suikastlar, güney Lübnan'a ABD ve İsrail'in yoğun saldırıları oldu. Özetle, El Aksa Tûfânı'nın ardından cesur bir şekilde Siyonizme kafa tutan kim varsa, ağır bedeller ödedi.Bunların karşısında, İsrail'i soykırım sürecinde bile destekleyenler var. Birleşik Arap Emirlikleri bu listenin başında. Karşılığında Emirlik tüccarları İsrail pazarına girdi ve ülke, ABD'den satışı ciddi kısıtlamalara bağlı yapay zekâ çipleri gibi malzemeler almayı başardı. Gazze'deki ablukanın destekçisi Mısır, soykırım boyunca Refah'ı açmaya yeltenmedi. Filistin halkını yalnız bıraktı. Karşılığında ABD askerî sanayii ürünlerinin Mısır'a satışına onay verildi. Elbette Mısır'da Sisi'yi başa getiren darbenin ABD destekli olduğunu söylemeye gerek bile yok. İngiliz ve Türk istihbaratı ortak yapımı olan, Suriye'nin tekfirci mezhepçi çeteleri, kravat takıp takım elbise giydikten sonra, İsrail'e dokunmayacaklarına yemin edince Şam'da bir devlete sahip oluverdiler. Son örnek Fas. İsrail ile kurduğu iyi ilişkilerin de sonucu olarak, yıllar önce sömürgeleştirdiği Batı Sahra'da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden kendi istediği bir kararı çıkarmayı başardı.Emperyalizme ve Siyonizme hizmet eninde sonunda kaybettirir!“İyi ya işte, İsrail ile işbirliği yaparsak kazanırız” mı dediniz? Yanıldınız. Fas gençliğinin sefalete karşı 27 Eylül'de başlattığı gösterileri geçen ayki gazetemizde sizlere aktarmıştık. Eylemler şimdilik duruldu, ama halkın sefaleti devam ediyor. Mısır halkı, Sisi'nin Siyonizmin dostu olmasından hiçbir şey kazanmıyor, yarısına yakını yoksulluk sınırı altında. Sisi ise kendisine yeni bir başkent inşa etmekle meşgul. İsrail HTŞ'cilere inat Suriye'yi bir atış poligonuna çevirmiş durumda.Trump'ın silahsızlandırma planı Batı Asya'yı soykırımcı Siyonistler ve emperyalistler için dikensiz gül bahçesine çevirmeyi amaçlıyorTrump'ın Gazze planı, öyle ucuz uyanıklıklarla lehe çevrilebilecek bir proje değil, sadece Filistin'i ilgilendiren bir plan hiç değil. Filistin direniş örgütlerinden başlayacak bir “Direniş Ekseni güçlerini silahsızlandırma” planının ilk adımı. ABD basıncı ve tehditleriyle Filistin örgütleri, ardından muhtemelen İsrail'in saldırılarıyla Hizbullah ve belki de son aşamada Ensarullah hedef alınacak. Bölge emperyalizm ve Siyonizm için dikensiz gül bahçesine dönüşecek. İran, yıkılmasa bile sınırlarına hapsedilecek. Sonra da anne çakal Trump, bölge ülkelerinden oluşan yavrularının önüne dolar ambalajına sarılmış yeni İbrahimî anlaşmaları atıp, buradan gelecek zenginliği bağıra çağıra aralarında paylaşmalarını izleyecek.

Mevlana Takvimi
PEYGAMBER (S.A.V.)'İN KATİPLERİNDEN: HZ. ABDULLAH BİN RAVAHA (R.A.)-15 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Nov 15, 2025 2:49


İsmi Hz.Abdullah bin Ravaha (r.a.) künyesi Ebu Muhammed olup, Ebu Ravaha ve Ebu Amr da denilmiştir. Hz. Abdullah b. Ravaha (r.a.) Ensar'ın ilk müslüman olanlarındandır. Akâbe gecesinde katılanlardan biridir. Peygamber (s.a.v.) için katiblik yapardı. Hz. Ebu Hureyre (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadiste Peygamber (s.a.v.): “Abdullah b. Ravaha ne iyi birisidir” buyurmuştur. Bir başka hadisi şerifte ise Peygamber (s.a.v.) “Allâh İbn Ravaha'ya rahmet etsin. Zira o Meleklerin övündüğü meclisleri sever.” buyurdu. Peygamber (s.a.v.) hutbedeyken Hz. Abdullah bin Ravaha (r.a.) geldi. O sırada Peygamber (s.a.v.)'in “Oturun” dediğini işitti. Hz. Abdullah (r.a.) henüz mescidin dışında olmasına rağmen bulunduğu yerde oturuverdi. Hutbesini bitirince ona buyurdu ki: “Allâh, Allâh'a ve Resûlü'ne itaatini artırsın”Hz.Abdullah bin Ravaha (r.a.) hastalandı ve ona baygınlık geldi. Peygamber (s.a.v.) onu ziyaret ettiğinde şöyle buyurdu: “Allâh'ım! Onun eceli gelmişse bunu ona kolaylaştır. Eğer eceli gelmemişse ona şifa ver.” Bunun üzerine bir hafiflik hissetti. Hz. Enes (r.a.)'in rivayet ettiği bir hadiste: “Peygamber (s.a.v.) Umretu'l-Kaza'da Mekke'ye girerken Hz. Abdullah b. Ravaha (r.a.) onun önünde şu şiiri söylüyordu: “Çekilin kâfirler Nebi (s.a.v.)'in yolundan bugün, Vururuz yoksa boynunuzu inkâr etmiştiniz dün, Öyle bir vuruş ki ayırır gövdeden başı, Hatırlatmaz insana ne dost ne arkadaşı.” Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) ona: “Ey Abdullah! Harem'de Allâh Resûlü (s.a.v.)'in huzurunda mı bu şiiri söylüyorsun?” dedi. Peygamber (s.a.v.)'de: “Bırak onu ey Ömer! Söylesin. Nefsim elinde olana ye- min ederim ki, onun sözleri bu kâfirlere ok yarasından daha fazla tesir eder” buyurmuştur.(İbn Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.133)

Gerçek gazetesi
Başyazı: İşçiler patronların ve iktidarın sınıf saldırısına karşı kendi göbeğini kendi kesmek zorunda! (Kasım 2025)

Gerçek gazetesi

Play Episode Listen Later Nov 11, 2025 5:38


Yılsonuna doğru yaklaşırken hem bütçe görüşmeleri başlıyor hem de asgari ücret tartışmaları ısınıyor. Bütçe görüşmeleri iktidarı ve muhalefeti ile patron partilerinin ezici çoğunluğunu oluşturduğu mecliste yapılacak. Asgari ücret tespit komisyonunda ise hükümet ve patron temsilcileri işçi sendikaları karşısında üçte ikilik çoğunluğa sahip. O halde meclisten de komisyondan da işçinin emekçinin yoksulun hayrına bir şey beklememek gerek.Ama yine de uyanık olmak gerek. Çünkü patron sınıfı iktidarla bir olarak işçi sınıfı ve emekçi halka büyük bedel ödetmenin hazırlıklarını yapıyor. Bu hazırlıkların bir de belgesi var. Adı: “Orta Vadeli Program”. Yazarı: “İngiliz Mehmet” (Yerli millî edebiyatını pek seven iktidarın ekonomiyi teslim ettiği Mehmet Şimşek resmen İngiliz vatandaşı olduğu için ona bu şekilde hitap ediyoruz.) İngiliz Mehmet'in işçi düşmanı Orta Vadeli Program'ı, enflasyonla mücadelenin tüm faturasını işçi sınıfına kesmek için ücret/maaş zamlarını gerçekleşen enflasyona göre değil hedeflenen enflasyona göre yapmayı vadediyor. Orta Vadeli Program'da 2026 hedefi yüzde 16! 2025 ise TÜİK'in kırpılmış rakamlarıyla dahi yüzde 32'lik enflasyonla kapanacak! Yani tam yarı yarıya!Ama işçi sınıfı için talep, gerçekleşen enflasyonu istemek de olamaz. Bunun iki sebebi var. Birincisi TÜİK'in enflasyon rakamları gerçek hayat pahalılığını yansıtmıyor. TÜİK rakamlarını esas almak demek baştan kaybetmek demek. İkincisi ise hedeflenen enflasyon ölümse gerçekleşen enflasyon sıtmadır. Gerçekleşen enflasyon oranında zam yapılsa, üstüne refah payı konsa dahi asgari ücret açlık sınırı olacak!İşte bu yüzden geçtiğimiz ay bir patron kulübü olan MÜSİAD'ın başkanı çıkıp asgari ücrete gerçekleşen enflasyon artı refah payı verilsin dedi. Hanehalkının morale ihtiyacı varmış! Kurnaza bak sen! Hemen ardından cömert patron, ağzındaki baklayı çıkarıyor: “Bölgesel asgari ücretin çok daha iyi yaklaşım sergileyeceğini düşünüyorum. Belki pilot olarak İstanbul'da uygulanabilir. İyi bir açılım olabilir.” Patronların asgari ücretten kurtulma çabasının kod adıdır bölgesel asgari ücret. Bölgesel asgari ücret bilhassa Anadolu'da ücretleri açlık sınırının da iyice altına çekme, hele de kadınları ve gençleri kölelik ücretlerinde çalıştırma hayalidir patronların.Bunlar ve daha fazlası İngiliz Mehmet'in işçi düşmanı Orta Vadeli Program'ında emek piyasasındaki “katılık”ları giderecek yasal düzenlemeler üst başlığı altında var. Bölgesel asgari ücret dışında, kıdem tazminatı hakkının gasbı ve tamamlayıcı emeklilik sistemi (TES) adı altında sosyal güvenlik sisteminin tamamen tasfiye edilip özelleştirilmesi de hedefleniyor. Bu işçi düşmanı politikanın zemini 2025'te önce asgari ücret zammının düşük ve tek seferli yapılması, ardından da devlet sektörü işçileri ile kamu emekçilerinin ve memur emeklilerinin zamlarını enflasyon altında bırakan sözleşmelerle döşendi. Niyetleri bozuk. İşçiye emekçiye bedel ödetmeye devam edecekler. İşte Gebze'de greve çıkan Smart Solar işçileri! Bu grev tek bir grev değil. Arkasında grev yasaklarını grev yaparak yırtan Grid Solution işçilerinin, grevlerini kazanımla taçlandıran Green Transfo işçilerinin, sendika ve sözleşme hakkını fabrika işgaliyle kazanan Omsa işçilerinin zaferleri var. Polonez işçilerinin Çatalca'dan Gebze'ye kadar uzanan sınıf mücadelesi destanı var. Nice mücadeleler var. Smart Solar'ın kendi tarihinde de sendika fabrika işgaliyle bu işletmeye girmiştir. Ve şimdi tüm mücadele birikiminin üzerinde Smart Solar işçileri geçinebilecek ücret için şalteri indirmiştir, emekçi kadınların en önde olduğu grevle tarih yazmaktadır! Bu grevin ve onun gibi her bir işçi mücadelesinin zaferi için kenetlenmeliyiz. Zaferlerin ve kazanımların üzerinde yükselerek sanayinin kalbinde, MESS'e karşı sadece 150 bin metal işçisi değil işçi sınıfının sektör, sendika ayırt etmeden milyonları birleştiren birleşik işçi cephesi çıkmalıdır.

Mevlana Takvimi
HZ. MAHMUD SÂMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)-02 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Nov 10, 2025 2:08


Hz. Mahmud Sâmi (k.s.)'un hayatını manevi vazifelisi ve ihvâna kılavuzu Muhterem Ömer Muhammed Öztürk'ün kâleminden yayınlamaya devam ediyoruz: Hz. Sâmi (k.s.), sâlih dostların birbirlerine olan yardımlarının Kıyâmet günü de devâm edeceğinin tefsîrde beyân edildiğini sohbetlerinde sık sık anlatırlardı: Kıyâmet günü hesâba çekilen bir kulun seyyiâtı hasenâtına denk geliyor. Meselâ, 1000 seyyiesi (günâhı) varsa 1000 de hasenesi (sevâbı) var. Cenâb-ı Hâkk Azze ve Celle Hazretleri o kuluna “anne babana git bir hasene iste, verirlerse bana getir seni cennete dâhil edeyim” buyuruyor. O kul Mahşer gününün o sıkıntılı anında Allâh'ın lûtfu ile anne ve babasını bulup durumunu onlara anlatıyor. Onlar da “evlâdım bugünkü günde biz kendimizi kurtaramadık ki sana bir faydamız olsun; sana bir şey veremeyiz” diyorlar. O eli boş olarak, mahzûn bir hâlde Hâkk'ın huzûruna varıyor. “Annem babam bana bir şey vermediler yâ Rabbi” diye durumu arz ediyor. Bunun üzerine Hâkk Te'âlâ ve tekaddes hazretleri o kuluna:“Senin dünyâ hayatında benim rızâm için sevdiğin bir dostun yok mu idi?” diye soruyor. Cenâb-ı Hâkk kulunun o anda hâtırına getiriyor ve “evet yâ Rabbi, filân kulun ile biz dünyâ hayatında senin rızân için sevişirdik (birbirimizi karşılıklı severdik)” diyor. Allâh (c.c.)'un lûtfu ile o dostunu bulup durumunu ona anlatıyor. Kardeşi cevâben diyor ki: “Ey kardeşim, ne kadar hasene istersen alabilirsin. Ben kendimi kurtaramadım, bâri sen kendini kurtar” diyor. Hesâb veren kul, Cenâb-ı Hâkk'ın huzûruna sevinçle geliyor ve durumu arz ediyor. Bunun üzerine Sübhân olan Râbbimiz: “Yâ öyle mi; o böyle bir ızdırâblı gününde kardeşine acıyarak hasene veriyor; bense Cevvâdü Kerîmim, Erhâ-mü'r-Râhimînim, her ikinizi de affettim” buyuruyor. Ne büyük tebşîrât-ı ilâhî. El-hâmdü li'llâhi râbbî'l-'âlemîn. Allâh (c.c.) cümlemize rızâsı için birbirimizi sevmeyi nasîb etsin (Âmîn).(Ömer Muhammed Öztürk, www.ramazanoglumahmudsamiks.com)

Mevlana Takvimi
HZ. MAHMUD SÂMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)-8-04 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Nov 10, 2025 2:26


Mürşid-i kâmilini bulan ve Zât-ı ‘Âlîlerinin onun ifâdesi ile “Eyyâm-ı şebâbını (gençlik günlerini) şerîat-ı mutahhare ve tarî-kat-ı ‘âliyye hizmetinde” geçiren Hazreti Sâmî Efendimiz ma'nevî mertebeleri hızla aşıyorlardı. Bu yolda kendi ifâdeleri ile ihlâs ve tam teslîmiyet şarttı. Ölünün yıkayıcısına teslîmiyeti gibi mürîd de mürşîdine teslîm olmalıydı ki bi-izni'llâh neticeye ulaşsın. Kendileri anlatıyorlar: “Allâme Taftadânî hazretlerinin talebelerinden biri bir şeyhe intisâb etmiş. Bu talebeden hocasının huzûrunda hikmetli kelâmlar sâdır olmuş. Hocası: “Evlâdım, bunları ben sana öğretmedim; sen bunları nereden öğrendin?” diye soruyor. Talebe: “Efendim ben bir şeyhe intisâb ettim; zikir çekiyorum, doğuş oluyor ve böylece hikmetli konuşuyorum.” diyor. Bunun üzerine ‘Allâme Taftadânî hazretleri: “Oğlum beni de şeyhine götür”; diyor. Kendileri de aynı şeyhe intisâb ediyorlar. Fakat ya teslîmiyet yok veyâ nasîbi yok aynı tecelliyâtlar kendilerinde zuhûr etmiyor, aynı istifâde olmuyor. Sâmî Efendimiz Hazretlerinin bu anlattığı kıssadan çıkan hükme göre nasîbi olan müsta'îd kişiler mürşid-i kâmili bulup ona tam olarak teslîm olurlarsa bi-izni'llâh neticeye ulaşır, ma'nevî mertebelerde hızla ilerleyerek kemâle ererler. Bunların hepsi kendilerinde bi-izni'llâh mevcûd olan Hazreti Sâmî (k.s.) kısa zamânda icâzet alırlar, irşâdla görevlendirilirler.Kelâmî Dergâhı'ndaki hizmet günlerine âid Adapazarlı Pehlivân Efendi şu hâtırayı anlatır: “Adapazarı'ndan on arkadaşımla berâber Es'ad Efendi Hazretlerinin ziyâretlerine gittik. Sohbet esnâsında tekkeye dâhil olmuştuk. İçerisi kalabalık olduğundan dışarıda oturuyor, Es'ad Efendi Hazretlerinin kendilerini göremiyor, sâdece seslerini işitiyorduk. İlk defa sohbetlerine gelmenin heyecânı içindeydik. Sohbet sırasında ihvân arasında genç bir zât dolaşıp hizmet ediyordu. “Bu genç orada dolaşmasa o zamân dikkatimiz dağılmaz, daha çok istifâde ederdik.” diye içimden geçirdim. Sohbet biter bitmez Es'ad Efendi Hazretleri: “Adapazarlı Pehlivân Efendi ve on arkadaşı buraya gelsin!” dediler. Hâlbuki bizi hiç tanımıyorlar ve geldiğimizi de görmemişlerdi. “Sâmî evlâdımız hakkında sû-i zan ettiniz, helâllık alın.” buyurdular. Affımızı taleb edip böylece bu iki Zâtı ve aralarındaki derûnî muhabbet ve bağı öğrenmiş olduk. El-hamdü li'llâh.(Ömer Muhammed Öztürk, www.ramazanoglumahmudsamiks.com)

Yeni Şafak Podcast
Bülent Orakoğlu-Türkiye kararlı! SDG'ye katılan PKK'lıların Şam ordusuna katılmasına Kandil-SDG oyununa izin verilmeyecek!

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Nov 5, 2025 6:55


“Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” sürecinde önemli bir viraja girildi. Türkiye, SDG'nin süreci zehirlemesinin önüne geçmek için adeta teyakkuz ilan etti. Bunun için gerekli tüm önlemler alınacak. Sürece ilişkin arazideki son durum ve Türkiye'nin tavrı şöyle:

Yeni Şafak Podcast
Süleyman Seyfi Öğün-Çin ve ABD

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Nov 2, 2025 7:25


Pek çok kaynak küreselleşmenin nevzuhûr bir gelişme olduğunu ifâde eder. Bu târih itibârıyla doğru bir değerlendirme değildir. Küreselleşmenin hikâyesi, çok gerilere gider. Bizzat sömürgeler ağının varlığı küresel bir niteliğe sâhiptir. Bunun arkasında da sermâyenin genişlemesi (expansion of capital) hâdisesi rol oynamıştır. Kapitalizmin birikim/yatırım süreçleri ile genişleme/dolaşım süreçlerinin birbirinden hayli farklı olduğunu düşünürüm. İlki, yâni birikim boyutu, tıpkı merkantilist tecrübede olduğu üzere ne kadar kıskanç ve kapalı bir mâhiyet taşıyorsa diğer en az o kadar açılımcıdır. Hâsılı kapitalizm tabiatı icâbı küreseldir.

NTVRadyo
Şehir Kuşcuları - 35.Bölüm - Kuş sesleri: Bilimsel, ekolojik, sanatsal

NTVRadyo

Play Episode Listen Later Nov 1, 2025 21:57


Kerem Önder
Şeytan, Allah'ı inkar ettirir ama kendi inkar etmez! - Haşr 16-17 tefsiri / Kerem Önder

Kerem Önder

Play Episode Listen Later Oct 29, 2025 45:05


“Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana, “İnkâr et” der; insan inkâredince de, “Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım” der. Haşr 16“Nihayet ikisinin de sonu, içinde ebedî kalacakları ateş olacaktır. İşte bu, zalimlerin cezasıdır.” 17Ayetteki "inkâr et" sözü, Bedir Savaşı günü iblisin: "Bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur;şüphesiz ben de sizin yardimcinizım" demesinden ibarettir. Iblis'in onlardan uzak olduğunu söylemesi de,"Ben sizden uzağım; ben sizin göremediklerinizi görüyorum." (Enfâl 48) demesidır.Şeytan diye bir varlık var hayatımızda, bunu bilmemiz gerekiyor. Şeytanı insanın içerisinde varolan bellibelirsiz kötülüğe meyil duygusu gibi psikolojik bir vakaya indirgemek doğru bir yaklaşım değildir. Şeytanbizim dışımızda somut, manevi, metafizik bir şahsiyettir. Eğer insan ona kapı aralayıp yüz verirse şeytaninsanın yanına sokulup ona küfrü bile telkin etme cesareti gösterecek kadar tehlikeli bir düşmandır.Şeytan insana sokulur ve ona vesvese vermeye başlar. Eğer insan onun vesveselerine kulak verir, ona kapıyıaçar ve ona yakınlaşırsa en son demde şeytan ona der ki: "İnkâr et, kurtul. Artık bütün kulluk bağınıüzerinden at."İnsanlara hakikati olmayan şeyleri vaat edip onları yüzüstü bıraktığı için şeytanın bir ismi de “hazûl"dür.“Hazul"; hayırsız, vefasız, sadakatsiz, yüzüstü bırakan, arkadan vuran demektir.Peygamber Efendimiz, ashabından bazı zatlarla bir yere giderken kavga eden iki kişi gördü. Bunlardan birininyüzü öfkeden kıpkırmızı olmuş ve boynunun damarları çıkmıştı.Peygamberimiz o zatın hâlini görünce "Ben bir söz biliyorum, eğer bu kimse o sözü söylerse üzerineçökmüş olan bu hâlden kurtulur." buyurdu ve usulca "Eûzübillahimineşşeytanirracim" dedi. (Buhârî, Edeb,102, Müslim, Birr, 109)Öyle görünüyor ki şeytanın insanın duygu ve düşünceleri üzerinde güçlü bir etkisi var. Şeytan insandaki öfkeduygusunu kullanarak insana telafisi ve tamiri zor hatalar yaptırabilir.Tabiat boşluk kaldırmaz. Bu boşluk ağzınızdaki dişinizin düşen dolgusunun boşluğu bile olsa siz orayı hakdolgu ile doldurmazsanız batıl yemek artığı orayı işgal eder. Onun için Allah (cc) Kur'an'da pek çok ayetteşeytandan kendi zatına sığınılmasını emreder. Öyle ki Kur'an okumaya başlayacağı zaman bile şeytanınmümin üzerinde bir etkisi söz konusu olabilir. Allah'ın ayetlerini muradı ilahiye aykırı bir şekilde anlamasıiçin şeytan insanın aklını ve gönlünü, duygu ve düşünce dünyasını bulandırabilir. Bu sebeple yüce Allah (cc)müminlere Kur'an okumaya başlamadan evvel şeytanın şerrinden kendi Zât'ına sığınmalarını emretmiştir.Allah (cc), Peygamber Efendimizin şahsında bütün müminlere şöyle buyurur: "Eğer şeytandan bir kışkırtmaseni dürterse hemen Allah'a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir." (Arâf, 200) Allah'aimanımızın farkında olacağız, O'na sığınacağız ve "Eûzübillahimineşşeytanirracim" diyeceğiz, sonra O'nadayanacağız. Çünkü Nahl Suresi'nin ilgili ayetinde Allah (cc) buyuruyor ki: "Gerçek șu ki; şeytanın, inanan veyalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur." (Nahl, 99)İblis Hz. Ådem'e secde etmediği için Allah'ın huzurundan kovulduğunda Allah'tan mühlet istedi. Allah (cc) daona kıyamet gününe kadar süre tanıdı. Bunun üzerine; "İblis,'Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlaslıkulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım'dedi." (Sad, 82-83)

Mevlana Takvimi
AKRABALIK BAĞLARINI KOPARMAMAK-25 EKİM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Oct 25, 2025 2:43


Efendimiz (s.a.v.)'in bizlere vasiyetlerinden biri, kan akrâbalığı olan yakınlarımızla, ilişkimizin kopmamasına dikkat etmek, bu bağ kopmuş olsa da, Allâh (c.c.)'un rızası ve kendi iyiliğimiz için onlarla ilişkimizi yeniden sağlamlaştırmaya çalışmamız hakkındadır. Bunun büyük ecir ve sevâbı olduğu bilinmelidir. Yine, akrâba ve kan yakınlarıyla bağlantısını kesen bir kimse ile oturmamalıdır. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Hâkk Teâlâ diyor ki: “Ben, yüce Rahman olan Allâh'ım. Rahimi (kan bağı) yarattım, ona kendi adımdan ad verdim. Her kim buna sıkıca bağlanırsa, onu kendime bağlamış olurum. Bunu kesip koparanı da kesip koparmış olurum.” (Ebû Davud)Başka bir rivayette: “Diline ve irâdesine hâkim olmayan, herkese seninleyim diyen ve insanlar bize iyilik yaparsa biz de iyilik yaparız, onlar kötülük yaparsa, biz de kötülük yaparız, diyen kimseler olmayınız. Kendinize hâkim olunuz. Halkın en iyileri, kötü muamele gördükleri halde, zulüm yapmayıp, ihsanda bulunanlarınızdır.” (Tirmizî) buyurulmuştur. Bir hadîs-i şerifte rivayet edilmiştir: “Allâh (c.c.)'un âhiretteki cezaları mahfuz kalmak şartıyla, dünya hayatında acele olarak sahibini cezalandıracağı günâhlar şunlardır: Zina, rahim bağını koparmak, hıyânet ve yalandır.” (İbn Mâce) Ebu Evfa oğlu Abdullah (r.a.)'den nâklen şu hadîs anlatılır: “Bizler, Efendimiz (s.a.v.)'in yanında oturuyorduk. Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdular: “Rahim bağını koparıp kesenler aramızda oturmasın.” O halkanın içinden bir genç kalkarak dışarı çıkar, bir olaydan dolayı, araları açık olan teyzesine giderek, tevbe edip af diler. Teyzesi de onu affettikten sonra döner. Efendimiz (s.a.v.)'in meclisine gelir. Efendimiz (s.a.v.) durumu bildiği cihetle şöyle buyurur: “Allâh (c.c.)'un rahmeti, rahim bağını koparan bir toplumun üzerine inmez.” (Esbehanî) Allâh (c.c.) en doğrusunu bilir.(İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.937-939)

Mevlana Takvimi
HZ. HARİSE BİN SÜREKA (R.A.)'İN ŞEHADETİ-24 EKİM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Oct 24, 2025 2:33


Ensârdan ilk şehîd olan kişi Hârise bin Süreka (r.a.)'dır. Hârise (r.a.)'ın annesi, daha sonra Nebî (s.a.v.) Efendimiz'in huzuruna gelerek: “Yâ Nebîyallâh! Bana Hârise'nin durmundan haber verir misiniz?” “Ona, Bedir günü serseri bir ok dokunarak öldürmüştü.” “Eğer oğlum cennette ise bu acıya sabrederim, cennette değilse gücüm yettiği kadar ağlamaya çalışırım.” demişti. Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz de: “Ey Hârise'nin anası, Sana şanlı bir haber vereyim. Cennet'te birçok yüksek dereceler vardır. Oğlun muhakkak bunlardan Firdevs-i A'lâ denilen en yüksek dereceye erişti.” buyurmuştu. Bu cevap üzerine annesi: “İyi iyi, Hârise ne mutlu sana!” diyerek dönüp gitmiştir.Hârise (r.a.)'e bir kere Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz'in: “Yâ Harise! Bu gece sabaha nasıl çıktın?” diye vâki olan sorusuna ve iltifatına karşılık: “Allâh'ın varlığına ve birliğine gerçekten inanarak sabahladım.” diye ârifâne bir cevap vermişti. Sonra da Hârise (r.a.): “Yâ Resûlullâh! Hakkımda şehâdetle duâ buyurmanızı ve şehîd olmamı dilerim.” diye temennide bulunmuştu. Hârise (r.a.) Bedir Harbi'nde su içmek için havuz başına geldiğinde, Hıbban ibn-i Ârika tarfından atılan bir ok Hârise (r.a.)'in boğazına saplanarak onu şehîd etmişti. Medîneli Ebû Musa'nın bildirdiğine göre Hârise (r.a.), şehâdeti sırasında büluğ çağına gelmemişti. Bedir Harbi”ni seyre gelmiş bir çocuktu. Bunun için oku atan Hıbbân, Hârise (r.a.) öldürmek için atmamıştı. Bunun için ok “serseri” diye tasvir edilmiştir. Hârise (r.a.)'in annesi de şehîd olmak için okun düşman tarafından bilerek hedefe atıp öldürülmesini şehâdetin bir şartı zannediyordu. Bunun için oğlunun durumunu sormuştu.(Hz. Mahmud Sami Ramazanoğlu, Bedir Gazvesi ve Sure-i Enfâl Tefsiri, s.37)

Turkish Stories
HAYATIMIN EN ACI DERSİ / Türkçe Hikayeler

Turkish Stories

Play Episode Listen Later Oct 23, 2025 3:15


HAYATIMIN EN ACI DERSİ İspanya'nın güneyinde Estepona isimli küçük bir kasabada büyüdüm. On altı yaşındayken bir sabah babam benden kendisini arabayla 30 kilometre uzaktaki bir köye götürmemi istedi. Ancak onu Mijas'a götürdükten sonra arabayı bakım için yakındaki bir tamirhaneye bırakmam gerekiyordu. Araba kullanmayı öğrenmiştim fakat pratik yapmak için pek de fırsatım olmamıştı. Onun için bu teklifi hemen kabul ettim. Babamı Mijas'a götürdüm. Onu öğleden sonra saat dörtte alacaktım. Sonra arabayı tamirhaneye bıraktım. Birkaç saat vaktim vardı. Ben de tamirhanenin yakınında bir sinemada film izlemeye karar verdim. Fakat sinemada çok vakit geçirdiğimin farkında değildim. Saat altı olmuştu. Dolayısıyla iki saat geç kalmıştım. Babam, sinemaya gittiğimi öğrenirse bana kızabilirdi. Bir daha arabayı kullanmama izin vermezdi. Ona tamirhanede arabanın işini uzun sürdüğünü söylemeye karar verdim. Buluşacağımız yere vardığımda babamın caddenin köşesinde umutla olduğunu gördüm. Geç kaldığım için özür diledikten sonra ona arabanın işinin uzadığını söyledim. Bunun üzerine babamın bana nasıl baktığını asla unu­tamam. Babam:   – Bana yalan söylediğin için çok üzüldüm Jason, dedi. – Ne demek istiyorsun baba? Gerçeği söylüyorum, dedim. Babam, bana tekrar baktı. – Sen geç kalınca tamirhaneyi aradım ve bir problem olup olmadığını sordum. Bana senin henüz arabayı almaya gelmediğini söylediler. Yani araba ile ilgili bir problem olmadığını biliyorum. Birden ne kadar büyük bir suç işlediğimi anladım ve babama gerçeği itiraf ettim. Babam beni üzgün bir şekilde dinledi. – Kızgınım ama sana değil, kendime. Eğer sen bunca yıldan sonra bana yalan söyleyebiliyorsan demek ki ben iyi bir baba olamamışım. Kendi babasına bile yalan söyleyebilen bir çocuk yetiştirmişim. Eve yürüyerek döneceğim ve bu arada neyi yanlış yaptığımı düşüneceğim. – Ama baba... Eve 30 kilometre yol var ve hava da karardı. O kadar yolu yürüyemezsin, dedim. Babam, ne özür dilemelerime, ne itirazlarıma, ne de diğer söylediklerime kulak astı. Onu hayal kırıklığına uğratmıştım ve hayatımın en acı derslerinden birini almak üzereydim. Babam, tozlu yollarda yürümeye başladı. Ben de arkasından arab ile onu izliyordum. Ondan özür diliyor ve arabaya binmesini rica ediyordum. Maalesef beni duymazdan geliyor ve üzgün bir şekilde yürümeye devam ediyordu. 30 kilometre boyunca 10 kilometre süratle onu takip ettim. Babamın hem bedensel hem de duygusal olarak bu kadar sıkıntı çekmesine şahit olmak hayatımın en üzücü ve acı veren dersi olmuştur. Aldığım bu dersten sonra bir daha yalan söylemedim. Jason BOCARRO

Kerem Önder
Sana gelen nimetleri engelliyorsun? - Mektubat 164 / Kerem Önder

Kerem Önder

Play Episode Listen Later Oct 15, 2025 47:45


164. Mektup Bu mektûb, hâfız Behâeddîn-i Serhendîye yazılmışdır. Allahü teâlânın feyz ve ni'metleri, her ân, herkese gelmekdedir. Bunları almak ve alamamak arasındaki ayrılık insanlarda olduğu bildirilmekdedir: Allahü teâlâ hepimizi, islâmiyyet yolunda bulundursun! Allahü teâlânın feyzleri, ni'metleri, ihsânları, ya'nî iyilikleri, her ân, insanların iyisine, kötüsüne herkese gelmekdedir. Herkese mal, evlâd, rızk, hidâyet, irşâd ve selâmet ve dahâ her iyiliği fark gözetmeksizin göndermekdedir. [Kullarının küfrlerini, günâhlarını yüzlerine vurmuyor. Kendisine karşı gelenlerin, inkâr edenlerin, günâh işliyenlerin rızklarını kesmiyor. Dünyâ için çalışanlara karşılıklarını, fark gözetmeksizin veriyor]. Fark, bunları kabûlde, alabilmekde ve ba'zılarını da alamamak sûretiyle, insanlardadır. [Allahü teâlâ, kullarına zulm etmez, haksızlık etmez. Onlar, kendilerini azâba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleri ile, kendilerine zulm ve işkence ediyorlar. Beyt: Hâşâ, zulm etmez kuluna, Hüdâsı, herkesin çekdiği, kendi cezâsı!] Nitekim güneş, hem çamaşır yıkayan adama, hem de çamaşırlara, aynı şeklde, parlamakda iken, adamın yüzünü yakıp karartır, çamaşırlarını ise beyâzlatır. [Bunun gibi, elmaya ve bibere aynı şeklde parladığı hâlde, elmayı kızartınca tatlılaşdırır; biberi kızartınca acılaşdırır. Tatlılık ve acılık hep güneşin parlaması ile ise de, aralarındaki fark, güneşden değil, kendilerindendir.] İnsanların, Allahü teâlâdan gelen ni'metlere nâil olmamaları, Ondan yüz çevirdikleri içindir. Yüz çeviren, elbette birşey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, Nisân yağmuruna elbette kavuşamaz. Evet, yüz çeviren birçok kimsenin, ni'metler içinde yaşadığı görülüp, mahrûm kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlarda ni'met olarak görülenler, hakîkatde azâb ve felâket tohumlarıdır. Mekr-i ilâhî ile, istidrâc olarak, ya'nî Allahü teâlânın aldatarak, ni'met şeklinde gösterdiği musîbetlerdir. O kimseleri harâb etmek için ve dahâ ziyâde azıp, sapıtmaları içindir. Nitekim, Mü'minûn sûresinin ellialtıncı âyetinde meâlen, (Kâfirler, mal ve çok evlâd gibi dünyâlıkları verdiğimiz için, kendilerine iyilik mi ediyoruz, yardım mı ediyoruz sanıyor. Peygamberime “sallallahü aleyhi ve sellem” inanmadıkları ve dîn-i islâmı beğenmedikleri için, onlara mükâfat mı ediyoruz, diyorlar? Hayır, öyle değildir. Aldanıyorlar. Bunların ni'met olmayıp, musîbet olduğunu anlamıyorlar) buyurulmuşdur. O hâlde, Hak teâlâdan yüz çevirenlere verilen dünyâlıklar, hep harâblıkdır, felâketdir. [Şeker hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir. Onu bir ân evvel helâke sürükler.] Allahü teâlâ, bizleri, böyle olmakdan korusun! Vesselâm. 166. Bu mektûb, molla Muhammed Emîne yazılmışdır. Dünyânın birkaç günlük hayâtına aldanmamağı ve bu kısa zemânda, çok zikr ederek, kalb hastalığını gidermeğe çalışmak lâzım olduğu bildirilmekdedir: Yavrum! Annenin yavrusuna karşı yapdığı gibi, dahâ ne zemâna kadar kendine böyle titreyeceksin? Dahâ ne güne kadar, nefsin için üzülecek, sıkıntılara düşeceksin? Yakında, elbet öleceksin! O hâlde! Kendini ve herkesi ölmüş bil! Duymaz, kımıldamaz bir taş gibi düşün! Zümer sûresi, otuzuncu âyetinde meâlen, (Sen elbette öleceksin! Onlar da elbette ölecekler!) buyuruldu. Bu kısa zemânda, yapılması gerekli en mühim şey, çok zikr yaparak, kalbi hastalıkdan kurtarmağı düşünmekdir. Çabuk biten bu zemânda, Allahü teâlâyı hâtırlayarak, ma'nevî hastalığa ilâc yapmak en büyük vazîfe olmalıdır. Allahdan başkasına düşkün olan bir gönülden hiç hayr umulur mu? Dünyâya eğilmiş olan rûhdan, nefs-i emmâre dahâ iyidir. Orada, hep kalbin selâmetini isterler. Rûhun, kurtulmuş olmasını ararlar. Biz, kısa görüşlüler ise, hiç durmadan rûhumuzu ve kalbimizi bu dünyâya bağlayacak sebebleri elde etmeği düşünmekdeyiz. Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Ne yapalım? Âl-i İmrân sûresi, yüzonyedinci âyetinde meâlen, (Allahü teâlâ onlara zulm etmedi. Onlar, kendilerine zulm ediyorlar) buyuruldu.

Türkiye'de Dijital Pazarlama
Müşteri Deneyiminde Kişiselleştirme ve Yapay Zeka Kullanımı

Türkiye'de Dijital Pazarlama

Play Episode Listen Later Sep 30, 2025 12:26


Müşteri Deneyiminde Kişiselleştirme ve Yapay ZekaMüşteri deneyimi artık sadece bir hizmet kalitesi konusu değil, markaların rekabet avantajı yaratmak için en güçlü silahlarından biri. Dijital pazarlamanın hızla değişen dünyasında kişiselleştirme, müşteri ile marka arasındaki bağı güçlendirmenin en etkili yollarından biri haline geldi. Peki bu kişiselleştirmeyi mümkün kılan teknoloji ne? Tabii ki yapay zeka.Kişiselleştirme Neden Bu Kadar ÖnemliHer müşteri markalardan kendisini özel hissettirmesini bekliyor. Tek tip mesajlar, herkese aynı e-mail ya da reklam gönderimleri artık işe yaramıyor. Bunun yerine her bir müşterinin davranışlarını, tercihlerini ve ihtiyaçlarını analiz ederek ona en uygun içerikleri sunmak gerekiyor.Yapay Zeka ile Davranış AnaliziYapay zeka, müşterilerin bıraktığı dijital izleri analiz ederek hangi ürünlere ilgi gösterdiğini, hangi içeriklerde daha fazla vakit geçirdiğini ya da hangi dönemde alışveriş yapma ihtimalinin yüksek olduğunu tahmin edebiliyor. Bu sayede markalar, tam da doğru zamanda doğru tekliflerle müşterilerinin karşısına çıkabiliyor.Dinamik ve Kişiye Özel İçeriklerBugün e-postalar, web siteleri ve mobil uygulamalar, yapay zekanın desteğiyle kişiye özel hale getirilebiliyor. Amazon'un öneri motoru, Netflix'in içerik tavsiyeleri ya da Spotify'ın haftalık keşif listeleri bu teknolojinin en bilinen örnekleri. Her müşteri kendisine özel bir deneyim yaşadığı için markayla olan bağı güçleniyor.Chatbotlar ve 7/24 DestekMüşteri hizmetlerinde yapay zeka destekli chatbotlar, kişiselleştirmenin önemli bir parçası. Artık sadece hızlı cevap veren basit botlar değil, müşteriyi tanıyan, geçmiş konuşmaları hatırlayan ve ihtiyaca göre yönlendirme yapan akıllı asistanlardan bahsediyoruz. Bu hem maliyetleri düşürüyor hem de müşteri memnuniyetini artırıyor.Öngörüsel Pazarlama StratejileriYapay zekanın en güçlü özelliklerinden biri, sadece mevcut verileri değil, gelecekteki davranışları da tahmin etmesi. Bir bankanın hangi müşterisinin hangi dönemde krediye ihtiyaç duyacağını öngörmesi ya da bir e-ticaret sitesinin hangi bölgede hangi ürünün daha çok satılacağını önceden bilmesi mümkün hale geliyor.Gerçek Hayattan ÖrneklerStarbucks, mobil uygulaması üzerinden kişiye özel kampanyalar sunuyor ve bu sayede satışlarını ciddi oranda artırıyor. Sephora, yapay zeka destekli yüz analiziyle müşterilere uygun ürünler öneriyor. Netflix ise sadece içerik önerisi yapmakla kalmıyor, hangi saatte hangi içeriğin sunulması gerektiğini dahi belirliyor.Veri Güvenliği ve Etik KonularKişiselleştirme için toplanan verilerin güvenliği büyük önem taşıyor. Müşteriler, markaların şeffaf olmasını ve verilerinin etik kurallara uygun şekilde kullanılmasını bekliyor. Güven sağlanmadığı takdirde kişiselleştirme fayda yerine zarar verebilir.SonuçKişiselleştirme artık lüks değil, markaların ayakta kalabilmesi için zorunlu bir strateji. Yapay zeka ise bu stratejiyi daha ölçeklenebilir, daha verimli ve daha etkili hale getiriyor. Gelecekte müşteriler markalara değil, markalar müşterilere uyum sağlayacak ve bu dönüşümde yapay zekanın rolü çok daha kritik olacak.

Açık Bilinç
Sabit Fikirlilik (ve siyaset)

Açık Bilinç

Play Episode Listen Later Sep 23, 2025 27:34


Türkiye'de Dijital Pazarlama
LinkedIn'de Gördüğüm B2B Fırsatlarını Seninle Paylaşıyorum

Türkiye'de Dijital Pazarlama

Play Episode Listen Later Sep 23, 2025 10:50


LinkedIn'de B2B Pazarlamanın Altın ÇağıB2B pazarlama dünyasında yepyeni bir dönem başladı ve bu dönemin adı LinkedIn! Artık şirketlerin yeni müşteri bulmak, karar vericilere ulaşmak, marka bilinirliğini artırmak ve güven kazanmak için tercih ettiği ilk mecra LinkedIn oldu. Peki bu neden böyle? Ve bu platformda gerçekten neler yaparak rakiplerinden bir adım öne geçebilirsin? İşte bu bölümde hepsini konuşuyoruz.Bu bölümde sana LinkedIn'de B2B pazarlamanın neden altın çağını yaşadığını anlatıyorum. LinkedIn'in 1 milyarı aşan kullanıcı sayısı, içerik algoritmasının profesyonel içerikleri öne çıkarması, lead generation formlarının gücü ve account-based marketing fırsatları ile nasıl büyük bir fark yarattığını detaylarıyla öğreneceksin. Özellikle B2B karar alıcılarının LinkedIn'de aktif olduğunu düşünürsen, bu platformda varlık göstermek artık sadece bir seçenek değil, tam anlamıyla bir zorunluluk.Peki içerik tarafında ne yapılmalı? Hikaye anlatımıyla şirketinin başarılarını paylaşmak, thought leadership oluşturmak, eğitim içerikleriyle uzmanlığını göstermek, veri odaklı paylaşımlar yaparak güven kazanmak ve çalışanlarını işin içine katarak daha güçlü bir görünürlük elde etmek… Tüm bu stratejilerin LinkedIn'de nasıl bir etki yarattığını örneklerle aktarıyorum.Reklam tarafında ise LinkedIn'in sunduğu en büyük avantajlardan biri lead gen formları. Tek tıkla doldurulabilen formlar sayesinde sıcak lead'ler toplamak mümkün. Bunun yanında web sitesi ziyaretçilerini yeniden hedefleme, spesifik şirketlere yönelik account-based marketing kampanyaları ve doğrudan karar vericilerin inbox'ına düşen conversation ads gibi güçlü araçlar da işin içine giriyor. Bölümde bu reklam formatlarını nasıl kurgulaman gerektiğini ve hangi durumlarda daha yüksek dönüşüm elde edebileceğini de bulacaksın.Ayrıca sadece teknik anlatımla kalmıyor, gerçek senaryolara da değiniyorum:SaaS firmalarının webinar kayıtlarını LinkedIn üzerinden nasıl yüzlerce nitelikli müşteri adayına dönüştürdüğünü,Endüstriyel ürün satan şirketlerin global distribütörlere LinkedIn reklamlarıyla nasıl ulaştığını,Danışmanlık firmalarının thought leadership içerikleriyle nasıl güven kazanıp müşteri portföyünü büyüttüğünü dinleyeceksin.Bu bölümün sonunda LinkedIn'de B2B pazarlamanın sana nasıl yeni kapılar açabileceğini çok daha net göreceksin. Artık sadece reklam çıkmak değil, içerik üretmek, insanlarla bağ kurmak, güven kazanmak ve en önemlisi doğru kitleye ulaşmak gerekiyor. LinkedIn'in B2B pazarlama için altın çağı daha yeni başlıyor, bu fırsatı yakalayan şirketler önümüzdeki yıllarda ciddi bir fark yaratacak.Eğer B2B pazarlama alanında yeni stratejiler arıyorsan, müşterilerine ulaşmakta zorlanıyorsan veya LinkedIn'de içerik üretmek konusunda nereden başlaman gerektiğini bilmiyorsan, bu bölüm tam sana göre. Hazırsan gel, LinkedIn'de B2B pazarlamanın altın çağına birlikte adım atalım.

NTVRadyo
Doğa Takvimi - 13 Eylül 2025 - Yaprak dökümü

NTVRadyo

Play Episode Listen Later Sep 13, 2025 1:35


Bugün 13 Eylül 2025 #doğatakvimi

Turkish Stories
ALIŞKANLIKLARIN HAYATIMIZDAKİ YERİ / Türkçe Hikayeler

Turkish Stories

Play Episode Listen Later Sep 12, 2025 3:04


ALIŞKANLIKLARIN HAYATIMIZDAKİ YERİ Alışkanlıklar; davranışlarımızı, düşüncelerimizi veya duygularımızı yönlendiren ve zamanla sıradanlaşan hareketlerdir. Doğuştan gelen bir özellik değildir. Alışkanlıklar karşımıza duygu, düşünce ve davranış olarak çıkar. Bazı insanlar, kaşlarını çatmayı ve öfkelenmeyi alışkanlık hâline getirmiştir. Buna karşılık bazılarının ürkeklik, düşünürlük, şüphecilik gibi birtakım alışkanlıkları vardır. Bazı kişiler ise huzur, korku ve korku veren olaylar karşısında farklı alışkanlıklar edinmiştir. Hayatımız boyunca birbirini izleyen başarı ya da başarısızlıklarımız hep alışkanlıklarla ilgilidir. Örneğin erken kalkmayı, planlı çalışmayı alışkanlık hâline getirmiş insanlar başarılıdırlar. Ama düzensizliği alışkanlık hâline getirmiş insanlar ise başarısızdırlar. Önce biz alışkanlıkları, oluştururuz sonra da alışkanlıklar bizi oluşturur. Değiştirmek istediğimiz bazı kötü alışkanlıklarımız vardır. Bu alışkanlıklar çoğu zaman kendimize ve çevremize zarar verir. Sınıfta yüksek sesle konuşmak, yalan söylemek, düzensiz olmak, saygısız olmak bunlardan bazılarıdır. Bunun yanında faydalı alışkanlıklar da vardır. Erken yatmak ve erken kalkmak, dişlerimizi fırçalamak, tabağımıza yiyebileceğimiz kadar yemek almak, spor yapmak, toplum kurallarına uymak ise faydalı alışkanlıklardandır. Faydalı alışkanlıklar; bazen yemek yerken bazen yürürken bazen bir iş yaparken bazen de toplumsal bir organizasyon içerisinde yer alırken ortaya çıkar. Bu alışkanlıkları günlük hayatımızda uygulamaksa bizim elimizdedir. Birçoğumuzun yapılması gereken işleri ertelemek gibi kötü bir alışkanlığı var. Ertelediğimiz her iş tembelleşmemize sebep olabilir. Eğer bir şeyler yapmaya çalıştığınız ama bir türlü başarılı olamadığınızı düşünüyorsanız, alışkanlıklarınızda bir yanlışlık var demektir. Gece geç yatmak, uzun süre bilgisayar başında oturmak, sağlıksız beslenmek, yapılacak işleri geciktirmek, plansız olmak bunlardan bazılarıdır. İnsan, güzel alışkanlıklarla olumsuz gördüğü kişilik özelliklerini düzeltmiş olur. Kazanılan bu güzel alışkanlıkların devam ettirilmesi ise kişiliğimizin bir parçası hâline gelir. Bu ise kendimizi duygusal, fiziksel ve manevi anlamda daha güçlü hissetmemizi sağlar. Böylece hem kendimiz hem de başkaları için daha faydalı işler yapabiliriz. Hayatta başarılı, mutlu ve güçlü olmanın anahtarı güzel alışkanlıklardır. Bu anahtarı elde etmek istiyorsak alışkanlıklarımızı bugünden itibaren gözden geçirmeliyiz. Gökkuşağı Türkçe

COSMO Köln Radyosu
Bürgergeld hedefte - Almanya'da sosyal devlet bitiyor mu?

COSMO Köln Radyosu

Play Episode Listen Later Sep 11, 2025 22:56


Almanya'yı tanımlayan en önemli sıfatlardan biri "sosyal devlet" ilkesi. Ancak Başbakan Friedrich Merz'e göre sosyal devletin reforme edilmesi gerekiyor. Hedefte "Bürgergeld" (Vatandaşlık Parası) var. Bunun yanı sıra kira yardımları, çocuk ve işsizlik paraları, sağlık ve bakım sigortası gibi yardımlar da kısıtlanabilir. SPD ve CDU/CSU'dan oluşan koalisyon ne istiyor? Almanya'da bilinen haliyle sosyal devlet bitiyor mu? Ekibimizden Elmas Topcu tartışmaları derledi. Almanya için sosyal devletin neden önemli olduğunu Alman Bilim ve Politika Vakfı'dan göç üzmanı Dr. Yaşar Aydın değerlendirdi. Bu bölümü Gökçe Göksu sunuyor. Von Gökçe Göksu und Elmas Topcu.

Turkish Stories
ÇİKOLATA / Türkçe Hikayeler

Turkish Stories

Play Episode Listen Later Aug 7, 2025 3:09


ÇİKOLATA Aşağıdaki metni okuyunuz. Bu yazıyı okurken canınız nefis bir çikolata çekebilir. Okumaya başlamadan önce, çikolatanızı yanınıza hazır edin. Yalnızca çikolatanın tadına varmakla yetinmeyin, o tadın nereden geldiğini de keşfedin. Çikolata, kakao ağacının çekirdeklerinden yapılmaktadır. Çikolatanın ilk olarak Orta Amerika Bölgesi'nde yaşayan Mayalar zamanında üretildiği sanılmaktadır. Kristof Kolomb ve Hernando Cortes gibi kâşifler 1500'lü yıllarda Amerika kıtasını keşfettikleri zaman burada olan birçok şeyi ülkeleri İspanya'ya götürmüşlerdi. Bunların arasında kakao çekirdekleri de vardı. Çikolatanın ana maddesi olan kakao çekirdekleri o zamanlar Avrupa'da yeniymiştir ve bilinmiyordu. Avrupalılar, önceleri kakao çekirdeklerini ne yapacaklarını bilememişler. Çünkü elde edilen içeceğin tadı çok acıymış. Sonunda çok parlak bir fikir bulunmuş: kakaonun içine şeker eklemek! Şeker eklendikten sonra bu karışım saraylarda içilmeye başlar hâline gelmiş. O dönemlerde kakao ve şeker kolay bulunamadığından çikolata yalnızca zenginlerin içebileceği bir içecekmiş. Daha sonra şeker üretiminin artması, çikolatanın tüketimini çok açmış. Fakat kakao üretimi arttıkça daha da ucuzlayarak yaygınlaşmaya başlamış. Çikolata, 1800'lü yıllara kadar sıvı olarak tüketilmiş. Daha sonra bugün tadına doyamadığımız şekilleri ortaya çıkmış. Çikolatanın tadı yıllar geçtikçe çeşitlenmiş. Ancak ham maddesinin elde ediliş yöntemi hiç değişmemiş. Çikolata yapmak için ilk olarak kakao çekirdekleri ayıklanır ve acılığının azalması için mayalanır. Ardından da kurutulur. Kurutulan çekirdekler fabrikalarda kavrulur. Kavurma işleminden sonra çekirdekler ezilir. Bunun sonucunda üç ayrı madde elde edilir: acı sıvı, kakao yağı ve kakao tozu. Biliyorsunuz, çikolataların birçok çeşidi var. Siyah çikolatada acı sıvı, kakao yağı ve şeker bulunur. Sütlü çikolataya bunların yanında bir de süt eklenir. Beyaz çikolata ise yalnızca şeker, süt ve kakao yağından yapılır. Bunun içine acı sıvı konulmaz. İşte, çok sevdiğiniz çikolata böyle yapılır. Fakat çok fazla çikolata yemek sağlık sorunlarına yol açabilir. Örneğin, çikolata diş çürüklerine yol açabilir. Çikolatanın doğrudan dişte çürüklerle neden olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur ama çikolatanın içine konulan şeker, dişlerde çürümeye yol açabilir. Tıpkı içinde şeker bulunan diğer yiyecekler gibi. Aynı zamanda enerji deposu olan kakao, kalorisi yüksek olan bir yiyecektir. Bunun için sporcular genellikle enerji almak için çikolata yerler. Siz de sınavlardan ya da yapacağınız spor faaliyetlerinden önce çikolata yiyebilirsiniz. Ama çikolata yerken aşırıya kaçmamalısınız. Başka yiyeceklerden de enerji elde edebileceğinizi unutmamalısınız. Banu BİNBAŞARAN (Düzenlenmiştir.)

Kuran Time
Yusuf'u Yusuf (as) Yapan Yer: Zindan | Yusuf Suresi 36-40. Ayetler | En Güzel Kıssa 9

Kuran Time

Play Episode Listen Later Aug 3, 2025 19:12


Bu bölümde işlenen ayetlerin mealleri:36-) Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Onlardan biri dedi ki: Ben (rüyada) şarap sıktığımı gördüm. Diğeri de: Ben de başımın üstünde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bunun yorumunu bize haber ver. Çünkü biz seni güzel davrananlardan görüyoruz, dedi.37-) (Yusuf) dedi ki: Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber vereceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ben Allah'a inanmayan bir kavmin dininden uzaklaştım. Onlar ahireti inkâr edenlerin kendileridir. 38-) Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.39-) Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?40-) Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Turkish Stories
İSRAF, AÇLIK VE ÖLÜM / Türkçe Hikayeler

Turkish Stories

Play Episode Listen Later Jul 31, 2025 3:38


İSRAF, AÇLIK VE ÖLÜM İnsanoğlu, 21. yüzyılı yaşarken israf ve tüketimde sınır tanımaz hâle gelmektedir. Tüketim çılgınlığı, kör bir kuyu gibi insanları içine doğru çekmeye devam etmektedir. Yapılan aşırı tüketim ve savurganlık göz önüne alındığında, insanlık tarihi boyunca israfın bu derece aşırı yaşandığı bir dönem daha olmamıştır. Öyle ki artık bu davranış normal karşılanmaya başlanmıştır. “Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz.” sözünü unutan bizler; boşa geçen zamanın, gereksiz yere yanan ışıkların, lüzumsuz çalışan aletlerin, çöpe giden ekmeklerin, fazladan alınan eşyaların, çizilip atılan kâğıtların, israf olduğunun farkına bile varamıyoruz. İşte bunların hepsi israf ve tüketim girdabının ne kadar büyük olduğunu göstermektedir. Hz. Muhammed'in “Nehir kenarında bile abdest alırken israf etmeyiniz.” sözünü unutuyor ve lüks hayat adına yeni yeni tüketimlere giriyoruz. İsraf önce insanı, sonra da devletleri yoksulluk içine düşürür ve iflas ettirir. Bir toplum, içtiği suyu israfla ne olur diye düşünmemeliyiz. Küçük zannedilen şeyler yan yana geldiğinde büyük rakamlar ortaya çıkar. Dakikada 10 damla su kaçıran musluğun ayda 170 litre su akıtmış olması bize bunun göstergesidir. Günlük hayatta değişik alanlarda kullandığımız suyun israf edilmesi, su en bilin tehlikeli boyutlara ulaşmasına sebep olur. Suya her zaman ihtiyaç duyduğumuz en önemli madde olduğunu unutmamalıyız. Susuzluktan ve susuzluğa bağlı nedenlerden dolayı 1 dakikada 15 kişi hayatını kaybetmektedir. Diğer bir ifadeyle yılda yaklaşık 8 milyon kişi, sudan kaynaklanan hastalıklar sonucu ölmektedir. Bir başka problem de ekmek israfıdır. Türkiye'de günlük 100–120 milyon ekmek üretilmektedir. Bunun da yaklaşık 10–12 milyonu çöpe gitmektedir. Çöpe giden ekmeklerin yıllık maliyeti ise 8,2 milyon lirayı bulmaktadır. İsrafla ilgili buna benzer başka örnekler verilebilir. Türkiye'de bu kadar ekmek israf edilirken dünyada 854 milyon insan açlık sınırındadır. Özellikle çocuklar açlıktan ve susuzluktan çok etkilenmektedir. Bu yüzden dünyada beslenme bozukluğu ve açlıktan dolayı her yıl 5 yaşın altında 11 milyon çocuk ölmektedir. Ne yazık ki israf, dünyanın birçok ülkesinde önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Yerinde ve faydalı kullanılmayan her şey israftır. Zamanı yerinde kullanmayıp vakti boşa harcamak, yiyeceklerimizin kıymetini bilmemek, kâğıdı mı yazı yerine boş çizgiler çizerek kullanmak, yemek yemede ölçüyü kaçırmak da israftır. Sonuçta, bir davranış hâline getirdiğimiz israfı engellemenin birinci yolu, onu fark etmektir. Günümüzde birçok insan, israfı dahi edemez hâle gelmiştir. İsrafı fark ettiğimiz anda ise hayatımızı yeniden gözden geçirmeli, kendi davranışlarımızı kontrol etmeli, israfın her çeşidinden uzak durmalıyız. Sonuç olarak israf, açlığı; açlık ise ölümü getirmektedir. Derleyen: Ahmet KAMALAK

Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin

Bu bölüm kendini sürekli erteleyenler için içten bir davet! Bu bölümde “başlamak” neden bu kadar zor geliyor, gerçekten neyin korkusunu yaşıyoruz, bunu konuşuyoruz. Başarı mı korkutuyor bizi, yoksa yine o tanıdık mükemmeliyetçilik mi araya giriyor? Biraz dertleşiyoruz, biraz da cesaret toplamak isteyenlere yol arkadaşlığı yapıyoruz. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro 1- Emin: [0:22] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. 2- Emine: [0:28] Ben Emine. 1- Emin: [0:29] Nasılsın Emine abla? 2- Emine: [0:30] İyiyim. Biraz yorgunum Emin. Sen nasılsın? 1- Emin: [0:33] Ben de iyiyim. Neden yorgunsun? 2- Emine: [0:35] Biraz ağır bir spor yaptım bugün. Ondan yoruldum. Bir de çok sıcaktı bugün hava. 1- Emin: [0:40] Evet. 2- Emine: [0:41] Sen de hissetmişsindir. 1- Emin: [0:42] Bu ara İstanbullular olarak, genel aslında Türkiye olarak, anormal sıcaklarla mücadele ediyoruz. 2- Emine: [0:48] Maalesef. 1- Emin: [0:48] Gün içerisinde 40 dereceler, 45 derecelere kadar çıkıyor hava sıcaklığı. Siz de dikkat edin özellikle bol sıvı tüketmeye. Çünkü gerçekten çok riskli bir durum da var ortada. 2- Emine: [1:00] Öyle maalesef ya. Bir de sadece sıcakla boğuşmuyoruz. Aynı zamanda bir sürü orman yangını vesaire de çıkıyor. Onlar da biraz can sıkıcı haberler oluyor. İnşallah bir an önce şu sıcaklar biter diyelim. 1- Emin: [1:15] Evet, umarız orman yangınları da gerçekten bir an önce son bulur. 2- Emine: [1:19] İnşallah. Başlamak istek değil, cesaret meselesi 1- Emin: [1:20] Evet, o zaman biz konumuza girelim. Günümüzde, ben de dahil birçok insanın yaşadığı bir durumdan bahsedeceğiz bugün. Bir şeyler yapmak istiyoruz ama ya ilk adımı ya son adımı atma konusunda yeterli cesareti gösteremiyoruz. Bununla ilgili biraz konuşmak istiyoruz. Yani bir şeyleri istemeyen bu dünyada hiç kimse yok. Kimileri başarıyor, kimileri başaramıyor, kimileri hiç denemiyor bile. Burada işin kilit noktası cesaret bence. Bir şeyleri yapmaya cesaret gösterebilmek. Bunun üzerine konuşalım istiyorum. Sen kendini nasıl tanımlarsın? Kendini nereye koyarsın böyle bir konuda? Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership

Yirmibir, Bitcoin Podcasti
041 - Bitcoin: Bütünlük, Mahremiyet ve Güven

Yirmibir, Bitcoin Podcasti

Play Episode Listen Later Jul 10, 2025 6:57


Bitcoin 14. yaşında ve hala tam anlaşılmıyor: Dijital para mı, elektronik altın mı, yoksa başka bir şey mi? Neden belirli özellikleri var ve neden 'mükemmel' özel değil? Bu yayın, Bitcoin'in neden şeffaf olduğunu ve bu şeffaflığın bir zorunluluk olup olmadığını derinlemesine inceliyor.Yazar, Bitcoin'in özünün ve varoluş nedeninin "bütünlük" (integrity) olduğunu vurguluyor. Satoshi'nin temel hedefi, sağlıklı paraya dönüş, yani paranın bütünlüğünü yeniden tesis etmekti. Kişisel bütünlük anonimlikle çelişse de, Bitcoin'deki bütünlük, verinin doğruluğu, tamlığı ve tutarlılığı anlamlarına gelir.Bitcoin'in getirdiği veri bütünlüğü, kullanıcıların özel anahtarlarının yanı sıra, kamusal bilgilerin tam, doğrulanabilir şekilde bozulmamış ve tamamen şeffaf olmasından kaynaklanır. Bu şeffaflık, doğrulanabilirliğin temelidir ve bu sayede başkalarına güvenmek zorunda kalmadan paraya sahip olabilir, sistemin bütünlüğünü kontrol edebiliriz. Örneğin, sistemde hile olup olmadığını, ne kadar Bitcoin olduğunu güven gerektirmeden doğrulayabiliriz. Güven gerektirmeyen bu kamusal veri bütünlüğü için enerji şarttır. Geleneksel bankacılık sistemleri veya yakında çıkacak CBDC'ler (Merkez Bankası Dijital Paraları) gibi diğer sistemler ise, veri bütünlüğünü sağlamak için güvenmek zorunda olduğumuz merkezi anahtarlara dayanır.Sistemin bütünlüğünü herkes için kolayca doğrulanabilir kılmak adına bir dereceye kadar şeffaflık şart olsa da, yazar net bir şekilde belirtiyor: Bitcoin daha özel olmalı ve olacak. Bunun en temel nedenlerinden biri, gözetimin özgürlüklerimizi kısıtlaması ve insan onuruna doğrudan bir saldırı olmasıdır. Gözetim, farkında olsak da olmasak da davranışlarımızı etkiler. İnternetteki HTTPS'ye geçiş gibi, Bitcoin için de mahremiyet katmanlarına acilen ihtiyacımız var. Lightning Network gibi üst katmanlar hız ve mahremiyet açısından şimdiden daha iyi ve gelecekteki sistemler (Hal Finney'nin bahsettiği Bitcoin destekli bankalar gibi) tasarımları gereği özel olacak.Özellikle, yakın zamanda hayatımıza girecek CBDC'ler total gözetim ve kontrol getirme potansiyeli taşıyor. Merkez bankaları, kimin ne zaman, ne kadar ve ne için harcama yapacağını merkezi ve otoriter bir şekilde belirleyebilecek. Bu dijital gözetim ve kontrol tehdidi karşısında Bitcoin bir sığınak sunuyor. Bu nedenle, otoriteler tarafından düzenleme ve yasaklama baskısı kaçınılmaz olacaktır; çünkü merkez bankacılarının bakış açısıyla, insanlar bu kontrollü sistemden kaçış yolu arayacaklardır ve otoriteler bu "kaçış kapılarını kapatmak" isteyecektir.Yazarın mesajı açık: Sağlıklı para tek başına yeterli değil, mahremiyet de şarttır. Özgür düşünce, özgür eylem, ifade özgürlüğü ve serbest ticaretin temelinde bu ikisi yatar. Bitcoin sistemi, işleyişinin temelinde çoğu insanın dürüst olduğuna dair bir güven barındırır. Bütünlük, takma adlar (pseudonymity) aracılığıyla sağlanır; bu, sistemin anahtarıdır. Bu bölüm, Bitcoin'in temel bütünlük prensibini, şeffaflığın gerekliliğini, mahremiyet arayışını ve dijital çağın getirdiği gözetim tehdidi karşısında Bitcoin'in konumunu derinlemesine ele alıyor.Kaynak

Yirmibir, Bitcoin Podcasti
038 - Bitcoinler Madenlenmez, Zamanla İhraç Edilirler

Yirmibir, Bitcoin Podcasti

Play Episode Listen Later Jul 7, 2025 5:26


Bitcoin'in enerji kullanımı hakkındaki tartışmalar sık sık gündemde. Ancak ya bu tartışmanın temelinde yaygın bir yanılgı yatıyorsa? Çoğu kişi "madencilerin" enerji harcayarak "bitcoin ürettiğini" düşünüyor olabilir. Oysa gerçek şu ki, madenciler bitcoin yaratmazlar. Onlar, ağ üzerinde geçerli bloklar oluşturmak için çalışır ve bu süreçte başarılı olduklarında, ağın başlangıç aşamasında belirlenmiş yeni satoshi'lerle ödüllendirilirler. Bitcoin'in piyasaya sürülme programı, harcanan enerji miktarıyla tamamen ilgisizdir. Bu program sadece ve sadece zamana bağlıdır. Kaç tane makinenin "madencilik" yaptığı veya ne kadar enerji harcandığı önemli değil; toplam 21 milyon adetle sınırlı olan Bitcoin, yaklaşık 131 yıllık bir süre zarfında ve her 10 dakikada bir sabit bir hızda piyasaya sürülecektir. Bitcoin'in enerji kullanımı, daha fazla coin "üretmekle" ilgili değildir. Bunun yerine, ağın güvenliği ve coin'lerin tüm katılımcılar arasında adil bir şekilde dağıtılmasıyla ilişkilidir. Hatta, Bitcoin'in enerji kullanımı ne kadar yüksek olursa, coin'lerin ilk dağıtımı o kadar adil olur. Enerji kullanımındaki bir azalma, güvenliğin ve adil dağıtımın azalması, ağın merkezileşmesi ve dış müdahalelere karşı direncinin düşmesi anlamına gelir. Eğer Bitcoin'i faydasız olarak görüyorsanız, harcadığı herhangi bir enerji size israf gibi görünebilir. Ancak İş İspatı mekanizmasının gerekliliğini ve zorluk ayarlamasının arkasındaki deha gibi konuları anlamak, bu konuya farklı bir perspektif getirir. Bu bölümde, Bitcoin'in enerji tüketiminin gerçek nedenlerini, coin'lerin nasıl piyasaya sürüldüğünü ve "madencilik" teriminin neden yanıltıcı olduğunu derinlemesine inceleyeceğiz.Kaynak

Barış Özcan ile 111 Hz
185 - Şanslı Olmak Nasıl Bir His?

Barış Özcan ile 111 Hz

Play Episode Listen Later May 26, 2025 24:13


Bu bölümü dinliyor olmanız, aslında düşündüğünüzden çok daha karmaşık bir tesadüfler zincirinin sonucu… Kontrolümüz dışında gelişen pek çok unsur bir araya gelip hayatımızın gidişatını oluşturuyor. Bu anlamda şansın gerçekten de kritik olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bazı insanlar şanslı olduklarına inanırken bazıları da her ne yaparlarsa yapsınlar kötü şanslarının dönmediğini düşünürler. Bunun bilimsel bir dayanağı var mı, ya da daha şanslı olmak mümkün mü? 111 Hz'in bu bölümünde, şanslı insanların ortak özelliklerini konuşuyoruz. Sunan: Barış ÖzcanHazırlayan: Gülşah DimSes Tasarım ve Kurgu: Metin BozkurtYapımcı: Podbee Media------- Podbee Sunar -------Bu podcast, getirfinans hakkında reklam içerir. getirfinans iyi faizi vade beklemeden günlük kazandırır. Kredi faiz oranı düşüktür. Aidatsız kredi kartı sunar. Para transferinden ücret almaz. Sen de getirfinanslı ol.Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.Bonus Platinum Dinamik'le tanışın!Kendiliğinden saatte bir değişen güvenlik koduyla internet alışverişlerinin en yeni ve daha da güvenli ödeme yöntemi!See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.