POPULARITY
Categories
“Hep tarihten bahsediyorsunuz, günümüze gelin artık!” cümlesinde özetlenen eleştiri, ne denli masum ve haklı bir talebin ifadesi görünürse görünsün özünde isabetli değil. Bunun birkaç sebebi var. Önce bu sebepleri özetleyeceğim, ardından eleştirinin isabetli görünmesine yol açan hissin kısa bir tahlilini yapacağım. Sebepleri dört maddede toplayabiliriz.
İran ve ABD arasındaki savaşın, taraflardan birinin kesin mağlûbiyeti yaşanmadan sona ereceğine hiç inanmadım. Bu sebeple, çürük çarık maddelerden meydana gelen son ateşkese de barış adına bel bağlamadım. Bunun üçüncü perde için bir mola olduğunu, muharebelerin er geç yeniden başlayacağını ifâde ettim. Nitekim öyle oldu.
CAATSA yaptırımlarının kaldırılması Türk savunma ürünlerinin ABD'ye satılmasının önünü açacak olup Savunma Sanayii Başkanlığı'na uygulanan ambargo da kaldırılacaktır. Bunun yanı sıra, F-35'lerin Türkiye'ye satışı mümkün olabilecektir.Yazan: Doç. Dr. Kürşat KorkmazSeslendiren: Halil İbrahim Ciğer
“Körükçü” demiş buna Şeyh Ebu Medyen diyor. Dinliyorum. Daha doğrusu dinlemiyorum. Bir tür yorgunluğun ve bir çeşit terin içinde uzun sayılabilecek sefil hayatımı düşünerek ağlamakla ağlamamak, gülmekle gülmemek, olmakla olmamak, ölmekle ölmemek arasındaki farkları düşünüyorum. Bir kopuş hali mi? Belki. Bunun üzerine düşündüğünde “kopuş” yaşıyor olamazsın fakat. Bunu bilecek kadar bağlıyım ama nasıl derler, bağlantı zayıf o esnada.
Herkese merhaba! Yapay zeka tarihinde resmen başımızın döndüğü, eşi benzeri görülmemiş bir haftayı geride bıraktık. Bütün lider şirketler patır patır yeni ve güçlü versiyonlarını duyurdu. Bu videoda Osman ile birlikte OpenAI'ın yeni güncellemelerini, Elon Musk'ın Grok 4.5 hamlesini ve piyasadaki son durumu masaya yatırıyoruz. Özellikle Meta'nın Instagram fotoğraflarımızı bizden izinsiz olarak yapay zeka modeline (Muse) meze yapması konusuna çok dikkat etmeniz gerekiyor. Bunun önüne nasıl geçebileceğinizi de konuştuk. Ayrıca modeller arası maliyet-performans analizleri yaptık ve Anthropic'in ilaç sektöründeki devrim niteliğindeki adımlarını inceledik. Destekleriyle daha kapsamlı testler yapmamızı sağlayan Atilla Çemberci ve Ahmet Ay'a sonsuz teşekkürler! Siz bu hızlı yapay zeka gelişmeleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda buluşalım. Bize destek olmak için kanalımıza abone olmayı, videoyu beğenmeyi ve "Katıl" butonuna göz atmayı unutmayın. İyi seyirler!00:00 - Giriş ve Yapay Zekada Tarihi Hafta 00:26 - Meta'nın Instagram Fotoğraflarını İzinsiz Kullanması 01:32 - GPT-5.6 ve Claude Performans Karşılaştırması 02:42 - Destekçilerimize Teşekkürler ve Fon Çağrısı 05:53 - Üretkenliğimizi Artıran Yapay Zeka Deneyimlerimiz 08:50 - Grok 4.5 İncelemesi ve Elon Musk'ın Hamleleri 10:00 - Meta Muse İmaj Modeli ve Gizlilik Ayarları 12:19 - Gemini 3.5 Pro Dedikoduları 14:44 - DeepSeek V4 ve Çin'in Yapay Zeka Stratejisi 16:54 - Anthropic (Claude) İlaç Keşfi Sektörüne Giriyor 19:41 - Microsoft'un Yapay Zeka Stratejisi Eleştirisi 23:12 - Çin'den Yabancılara Yapay Zeka Kısıtlaması 28:22 - Yapay Zeka Bizi İşsiz mi Bırakacak? 30:04 - Hollywood'da Yeni Trendler (Ozempic ve Woke Kültürü) 31:33 - Kapanış ve Destek Çağrısı #muse #chatgpt5 #spacexai
Besmele, işe başlamadan önce, işinin kolaylığa, hafifliğe ve müsamahaya dayanmakta olduğuna kulun dikkatini çekmektir. Böylece, sanki Cenâb-ı Hâkk, senin için zikrettiği kelimenin daha başında, onu, seni affedeceğine, sana lütûfta bulunacağına delil kılmıştır. Anlatıldığına göre Firavun, Tanrılık iddiasında bulunmazdan önce, bir saray yaptırttı. Ve sarayın dış kapısına da, besmelenin yazılmasını emretti. Ulûhiyyet iddiasına kalkışıp da, Hz. Musa (a.s.) peygamber olarak ona gelip, onu hak dine davet edince, onda doğruya ulaşma istidâdı görmedi. Bunun üzerine Hz. Musa (a.s.) şöyle dedi: "Ya Râbbî, onu ne kadar dine davet ettimse de, onda herhangi bir hayır görmedim." Bunun üzerine Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurdu: "Ey Musa, belki de sen, onun küfrüne bakarak, onu helâk etmemi istiyorsun. Halbuki Ben, onun sarayının dış kapısının üzerine yazmış olduğu besmeleye bakıyorum." Buradaki incelik şudur: Kâfir de olsa, kim bu kelimeyi dış kapısının üzerine yazarsa, helâk olmaktan emin olur. Kim bu kelimeyi, ömrünün başından nihayetine kadar, kalbine yazarsa, onun durumu nasıl olur, var sen düşün! Cenâb-ı Hâkk kendisini Rahmân ve Rahîm diye adlandırdı. O halde, nasıl merhamet etmesin? Anlatıldığına göre, bir dilenci zengin bir kimsenin kapısında durarak, bir şeyler istemişti. Bunun üzerine kendisine çok cüz'î bir şey verildi. İkinci gün, elinde bir baltayla geldi ve kapıyı kırmaya başladı. Ona, "Ne yapıyorsun?" denilince, şöyle cevap verdi: "Ya kapının bahşedilene uygun veyahut da yapılan bağışın kapıya uygun olması gerekir." Ey Râbbimiz! Merhamet denizleri, senin râhmetine nisbetle, zerrenin senin Arşına olan nisbetinden daha küçüktür. Kitabının başında râhmetinin sıfatını kullarına bildirdin. Binâenaleyh, bizi râhmetin ve lütfundan mahrum bırakma. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.236)
312. bölümde, konuğum Orhan Ertürk ile potansiyelimizi neden fark edemediğimizi, kariyerde cesaret ve ölçülü risk almayı, mentörlüğün önemini ve başarının etikle olan ilişkisini konuşuyoruz. Kariyerine farklı bir bakış açısı kazandırmak isteyen herkes için keyifli bir sohbet. İyi dinlemeler! (00:00) - Açılış (04:29) Bodrum'daki organik girişim tam olarak neydi? Organik ürünler üzerine miydi? (05:51) İnsanlar neden kendi güçlü yönlerini ve potansiyellerini en son fark ediyor? Neden kendilerini küçümsüyorlar? (08:00) Kariyer dediğimiz şey gerçekten sadece bir iş bulmak ve yükselmek mi? Bu zihinsel çerçeve insanları nasıl sınırlandırıyor? (11:36) Potansiyele yön vermek kimin sorumluluğu? Bireyin mi, kurumların mı? (13:12) Ölçülü risk ile körü körüne atılmak arasındaki fark nedir? Bunu kendi deneyimlerin üzerinden anlatabilir misin? (16:00) Korku ile sezgiyi nasıl ayırt edebiliriz? Hangisini dinlememiz gerektiğini nasıl anlarız? (17:44) Türkiye'de mentörlük kültürü neden yeterince yerleşemiyor? Bunun sebepleri yapısal mı, kültürel mi? (20:30) İyi bir mentör olmak için neye ihtiyaç var? Sadece başarılı olmak yeterli mi? (21:01) Sonuca ulaşmak önemli ama yeterli değil diyorsun. İş dünyasının sonucu ödüllendirmesiyle bu etik yaklaşım arasındaki çelişkiyi nasıl değerlendiriyorsun? (24:32) Potansiyel, cesaret, mentörlük ve etik üzerine konuştuk. Son olarak, "Sebeplere bak, sonuçlara değil." yaklaşımını nasıl özetlersin? (26:18) Dinleyicilere önermek istediğin bir kitap var mı? Sosyal Medya takibi yaptın mı? X – Instagram – Linkedin – Youtube – Goodreads Bülten – E-Posta – Bu çalışmaları ve emeklerimi desteklemek için Patreon ve Buy Me A Coffee hesabımız Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Pek çok çevre Ankara'da yapılacak olan NATO Zirvesi'nden diri ve yeni bir NATO çıkacağını düşünüyor. Ben o kanaatte değilim. NATO büyük bir varoluşsal kriz içinde.Ankara'dan çıkabilecek en büyük başarı, NATO'nun ihyâ edilmesi olabilir. Bunun da o kadar kolay olmadığını düşünüyorum.
Batı Alman Radyo ve Televizyon Kurumu'nun (WDR) hazırladığı 4 bölümlük ERDOĞAN isimli belgesel, ARD Mediathek'te Almanca ve Türkçe olarak izlenebiliyor. Yönetmenliğini Kristina Karasu ve Michael Wech'in yaptığı dört bölümlük yapım, Recep Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığından başlayan siyasi kariyerini detaylı arşiv görüntüleriyle belgeliyor. Bunun yanısıra yıllar içinde Erdoğan'a eşlik etmiş ve zamanla onunla yollarını ayırmış isimlerin görüşlerine yer veriyor. Belgeselin yönetmenlerinden Kristina Karasu, sunucumuz Aydın Işık'ın konuğu oldu. Kendisi de yıllardır Türkiye'de yaşayan Karasu ile Erdoğan'ın siyasetinin yıllar içinde nasıl değiştiğini ve belgeseli hazırlarken neler yaşadıklarını konuştuk. Von Aydın Işık und Erkan Aslan.
Ebû Hüreyre (r.a)'in bildirdiği hadîs-i şerifte: “Beni İsrail'e bir gün oruç farz kılındı. O gün de, Muharremin onuncu günü olan Aşûra günüdür. Siz o gün oruçlu olunuz. Çoluk çocuğunuza iyilik yapınız. Bir kimse Aşûre günü çoluk çocuğuna iyilik yapsa, onları sevindirse, Allâhü Teâlâ ona senenin diğer günlerini iyi eder. Aşûre günü oruç tutanın orucu, kırk yıllık günâhına keffâret olur. Aşûre gecesini ihyâ edip, sabahleyin de oruçlu olsa, ölüm acısını anlamayarak vefât eder.” buyuruldu. Hz. Alî (r.a)'in bildirdiği hadîs-i şerîfte: “Aşûre gecesini ihyâ edeni, Allâhü Teâlâ dilediği gibi ihyâ eder” buyuruldu. Büyük âlimlerden Muhammed bin Münteşir (r.âleyh): “Bir kimse Aşûra gününde çoluk çocuğuna mal ve para bakımından kolaylık yapsa, onlara iyi şeyler alsa, Allâhü Teâlâ o kimseye yılın diğer günlerinde kolaylık verir, rızkını genişletir. Ona asla darlık göstermez” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) “Aşure günü, peygamberlerin oruç tuttukları bir gündür. Siz de o gün oruç tutunuz!” buyurmuştur. (Musannef) Nebî (s.a.v.) aşura günü oruç tutmaya hem kendisi devam etti, hem de bunu müslümanlara emretti ve: “Aşure günü orucu bir yılın kefâretidir! Sağ olursam, gelecek yıl dokuzuncu gününü de, inşaallah oruçlu geçireceğim! “Dokuzuncu ve onuncu günü oruç tutup Yahûdilere muhâlefet ediniz!” buyurdu. Aşûre gününün üstünlüklerindendir ki, Allâhü Teâlâ o gün peygamberlerini düşmanlarından kurtardı. Fir'avun'u ve kavmini o gün helâk eyledi. Gökleri, yeri, Âdem (a.s.)'ı ve daha birçok şerefli şeyleri o gün yarattı. O gün oruç tutanlara büyük sevâb ve mükâfatlar hazırladı. O günde orucu, günâhlara keffâret eyledi. Bunun için Aşûre günü, iki bayram, Cum'a, Arefe ve bunlara benzer şerefli günler gibi oldu. Aşûre günü musîbet ve matem günü olsa idi, sahâbe ve tâbiîn (r.a.e) mâtem günü kabul ederlerdi. Çünkü onlar o zamana bizden daha yakîn idiler. Halbuki onlar Aşûre günü çoluk çocuğunu sevindirmek, giydirmek ve oruç tutmak gibi şeyler yaptılar. (Abdulkâdir Geylânî (k.s.), Gunyetü't-Tâlibîn, s.356)
Peygamber (s.a.v.)'in hanımı Hz. Meymune bt. ElHaris (r.anha)'nın anne tarafından kız kardeşidir. Hz. Cafer b. Ebu Talib (r.a.)'ın eşidir. Hz. Esma (r.anha) Daru'l-Erkama girmeden önce Müslüman oldu ve biat etti. Habeşistan'a kocası Hz. Cafer b. Ebu Talib (r.a.) ile birlikte hicret eden kadınlardandı. Hicretin 7. yılında kocasıyla birlikte Habeşistan'dan Medine'ye geldi. Ca‘fer b. Ebû Tâlib Mûte Savaşı'nda şehid olunca Hz. Ebubekir (r.a.) ile evlendi ve bu evlilikten Muhammed b. Ebi Bekir doğdu. Hz. Sad b. Ebi Hilal (r.a.)'dan rivayetle, Peygamber (s.a.v.) Hz. Ebubekir (r.a.) ile Hz. Esma bt. Umeys (r.anha)'yı Huneyn gününde evlendirdiğini bildirmiştir. Sonra Hz. Ali (r.a.) ile evlendi. Hz. Esma (r.anha) dedi ki: “Ey Allâh'ın Resûlü (s.a.v.), bazı kimseler bize karşı övünüyorlar ve bizim ilk muhacirlerden olmadığımızı iddia ediyorlar” Bunun üzerine Allâh'ın Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bilakis, sizin için iki hicret vardır.” Kendilerinin hem Habeşistan'a hem de Medine'ye hicret etmeleri sebebiyle iki hicret sevabı kazandıklarını belirtmiştir. Hz. Ömer (r.a.), Hz. Esma (r.anha)'ya rüya tabiri sorardı. Bu konuda çok yetenekliydi. Ayrıca Hz. Ömer (r.a.), ilk müslümanlardan olmasını ve İslâm'a hizmetini dikkate alarak kendisine 1000 dirhem maaş bağladı. Hz. Esmâ (r.anha), oğlu Muhammed b. Ebû Bekir'in Mısır valisi olduğu sırada şehid edildiğini öğrenince çok üzüldü. Bu olaydan iki yıl sonra da kocası Hz. Ali (r.a)'yı kaybetti. Kendisi de hicri 40 yılında vefat etti. (İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.479)
Dış politika ‘entelektüelleri' ABD'nin İran savaşını kaybettiğine ilişkin mutabakata nihayet ulaşmış bulunuyor. Bir kara harekâtı ve Tahran'ın çökeceğine dair iddialı konuşmalar da yutuldu. Şimdi de, bu halin geçici olduğuna ve savaşın dönebileceğine dair kehanetlere sığınıyorlar. Bunun da karşılığı yok. Çünkü evet, kırılganlık devam ediyor ama çatışma en sert haliyle dönse de sonuç değişmeyecek…
Türk Tabipleri Birliği'nin (TTB) seçimli büyük kongresi Haziran sonunda yapılacak. İlk bakışta bu yalnızca bir meslek örgütünün olağan seçimi gibi görülebilir. Oysa TTB, Türkiye'de hekimlerin güçlü örgütlü sesidir. Bunun yanı sıra halkın sağlık hakkı mücadelesinin ve istibdad rejimine karşı hürriyet mücadelesinin en önemli mevzilerinden biridir. Bu nedenle TTB seçimleri sağlığı piyasanın insafına terk etmek istemeyen, emekçi halkın sağlık hakkını savunan herkesi ilgilendiren bir mücadele başlığıdır.TTB'yi herhangi bir meslek kuruluşundan ayıran şey, mücadelesini hekimlik pratiğine hapsetmemesidir. TTB, hekim emeğini halkın sağlık hakkından, halkın sağlık hakkını da emekçi sınıfların mücadelesinden ayırmayan bir yaklaşıma sahiptir. Dünyadaki birçok tabip birliğinden farklı olarak halk sağlığını koruma ve geliştirme görevini mesleki sınırların ötesinde ele alması da buradan gelir. Çünkü çalışma koşulları, ücret düzeyi, barınma ve beslenme olanakları, savaş, yoksulluk, işsizlik ve ana dilinde sağlık hizmetine erişim gibi başlıkların tümü sağlığı doğrudan etkiler.TTB, 1970'li yıllarda yükselen işçi sınıfı mücadelesinin yanında yer almış, 12 Eylül darbesinin karanlığına karşı net tutum alan örgütlerden biri olmuş, 1990'larda kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadelesinde saf tutmuş, 2000'li yıllarda Sağlıkta Dönüşüm Programı'na karşı mücadeleyi sürdürmüştür. COVID-19 pandemisi döneminde de iktidarın sakladığı bilgilerin karşısında halkın doğru bilgiye ulaşmasında kritik rol oynamıştır. Salgının sınıfsal karakterini görünür kılmış, sağlık emekçilerinin ve emekçi halkın yaşam hakkını savunmuştur.TTB'nin bu mücadele pratiğine, Siyonist İsrail devletinin Filistin halkına yönelik soykırımcı saldırıları karşısındaki tutumunu da eklemek gerekir. TTB, Dünya Tabipler Birliği'nin İsrail'in suçlarını görünmez kılan suskunluğuna karşı uluslararası basınç yaratmış, Ekim 2025'te İsrail hükümetini uluslararası hukuka uymaya çağıran kararın kabul edilmesinde önemli rol oynamıştır. Bu karar, İsrail'in açıkça adının anılması ve Filistin'de sağlık kurumlarına, sağlık çalışanlarına yönelik saldırıların mahkûm edilmesi bakımından önemli bir eşik olmuştur.Bugün sağlık sistemi hastayı müşteri, hastaneyi şirket, hekimi ise maliyet kalemi olarak görmekte. Beş dakikaya sıkıştırılmış muayene, randevu kuyrukları, acil servis yığılmaları, şehir hastaneleri soygunu ve özel hastanelerin kâr üzerine kurulu düzeni bu piyasacı sağlık sisteminin ürünleri. Bu nedenle sağlık sistemini piyasaya açanlara karşı mücadele etmek zorundayız. Bu mücadele verilmeden ne hekim hakkı savunulabilir ne de emekçi halkın sağlığı korunabilir.İşte bu nedenle TTB her dönem iktidarların hedefi olmuştur. TTB Merkez Konseyi üyeleri hakkında soruşturmalar açılmış, gözaltılar, tutuklamalar gündeme gelmiş, TTB kapatılmakla tehdit edilmiştir. Çünkü iktidarlar biliyor ki TTB, hekimlerin örgütlü iradesiyle halkın sağlık hakkının birleştiği güçlü bir mücadele mevzisidir. İktidarlar bu mevziyi zayıflatmak istemektedir çünkü TTB, sağlık alanında sermayenin ve istibdad rejiminin karşısında duran en direngen örgütlerden biridir.Haziran sonunda yapılacak TTB seçimi, bu bakımdan yalnızca bir meslek örgütü seçimi olmayacak. Gün, TTB'yi sermayenin, piyasacı sağlık politikalarının ve istibdad rejiminin çizgisine çekmeye çalışanlara karşı açık tutum alma günüdür. TTB'ye sahip çıkmak hekimlik değerlerini, hekim emeğini, emekçi halkın sağlık hakkını ve istibdad rejimine karşı hürriyet mücadelesinin önemli bir mevzisini savunmaktır. Yapılması gereken, TTB'nin tarihsel mücadele çizgisini güçlendirmek, hekimlerin örgütlü gücünü sağlık emekçilerinin ve emekçi halkın sağlık hakkı mücadelesiyle aynı safta buluşturmaktır.
“Yine mi savaş?” diyeceksiniz. Belki savaş, belki güç mücadelesi. ABD ve İran anlaşsa da dosya henüz kapanmış değil. 60 günlük nükleer müzakere kapısı aralandı. Ama Lübnan hala kanıyor. İran'da amacına ulaşamayan Tel Aviv yönetimi, caydırıcılık inşası için bilhassa Türkiye'yi ilgilendiren dosyalarda provokasyona yönelebilir. Bunun karşısında, İsrail'in alanını daraltacak bazı adımlar gelmelidir. “Her şey bitti” demek için erken. Fırsatlar ve tehditleri analiz etmek gerekir.
Yay dolunayı bize ufku gösterdi. Şimdi İkizler yeni ayı ile oraya nasıl gidebileceğimizi buluyoruz. Yeni olasılıkları test edin. İşe yaramayanları eleyin. Bunun için içinizdeki kutsal eril enerjiye güvenin. Sabian sembolü ve yeni ay kartı "Kaplan Efendi" bu paylaşımda.Sezon 4 Bölüm 183Görseller: İkizler ve Aslan - Helena Elias, Palmiye - Canva Kart: Spirit Medicine - Alana Fairchild ve Sophie WilkinsDinlemek yerine okumak ya da enerjisi mesaja uygun, özenle seçilmiş görselleri görmek, bahsedilen bağlantılara ulaşmak için https://moralev.com/Meditasyonlar, yöntemler ve zamansız makaleler için https://moralev.com/Mor Alev'i Instagram'dan takip etmek için: https://www.instagram.com/moralev1111/
Mutlak butlan kararı sonrası Türkiye siyasetinde yaşanan kriz, ekonomiyi de olumsuz etkiliyor. Enflasyon beklentileri bozuldu, cari açık büyüyor, İran Savaşı'nın yarattığı belirsizlik özellikle enerji piyasasını sarsmaya devam ediyor. Peki, mutlak butlan kararının yol açtığı siyasi krizin Türkiye ekonomisine kısa, orta ve uzun vadede etkileri ne olabilir?Enerji ve teknoloji alanlarında iş yönetimi danışmanlığı faaliyetlerinde bulunan, multidisipliner kamu politikaları üreten Glocal Grup Danışmanlık'ın sunduğu Varsayılan Ekonomi'nin yeni bölümünde, Bahadır Çelebi moderatörlüğünde Enerji Uzmanı Eser Özdil; mutlak butlan kararının ve İran Savaşı'nın yarattığı belirsizlik ortamında Türkiye ekonomisinin durumunu tartışıyor.https://groupglocal.com/contact/ #reklam #işbirliği00:00 Giriş00:30 Glocal Grup Danışmanlık'a ve seyircilerimize teşekkür03:35 Çin'in altın, bakır, petrol satın alımı ve satımı üzerinden krizleri okumak08:00 İran'ın müzakere yöntemi: Zamana yaymak09:15 İran kendini bu savaşta galip addediyor; tazminat ve Hürmüz geçişinden ücret istiyor09:40 Kasım'a ABD'de, Aralık'ta İsrail'de seçimler var ve Trump, Netanyahu'ya sinirli10:20 5 Haziran 2026 Cuma günü ne oldu da borsalar tepetaklak düştü?12:20 Altın niye düştü?13:45 Petrol fiyatları ile DXY arasındaki korelasyonun bozulması altın ve gümüş düşüşünü hızlandırıyor mu?15:10 Trump neye göre barış istiyor? Seçime tekrar girmeyecek, inside trading'den milyarları kazanıyor. Barışın Trump'a ne faydası olacak?17:35 BYD, Türkiye'de fabrika açmaktan, yatırım yapmaktan niye vazgeçti?20:10 Macaristan, işçilik maliyeti açısından Türkiye'ye kıyasla daha avantajlı mı?22:05 ABD'de güneşten üretilen enerji ilk kez kömürü geçti. Bunun anlamı ne?27:20 Delinmeyen bütçe yoktur, revize edilmeyen bütçe yoktur: Reel sektöre düşen Şimşek34:10 Seçim ekonomisi, bazı sektörlere kredi vermek değildir; tabana yayılmadan olmaz36:30 Cari artık rekor kırıyor, ihracat azalıyor?38:10 Akkuyu'nun ilk ünitesi, Türkiye'nin baz yük elektrik üretiminde doğalgazın payını anlamlı şekilde azaltabilecek büyüklükte mi?40:45 Nükleer enerji santrallerine bir de böyle bakalım: Almanya'da enerji Fransa'dan daha pahalı41:55 350 milyarlık KGF kredisinin 140 milyarı kullanıldı. "ödedikçe borcum artıyor"44:25 2021 yılında dövizi baskılanmasaydı, faizleri düşürmek yerine, piyasa ihtiyacına göre serbest bırakılsaydı, ne kaybederdik?46:00 Mehmet Şimşek: İran Savaşı'nın enflasyona etkisi 5 puan (aslında 5'ten daha fazla)47:10 ABD'de de ekonomi hızlanıyor, bir galon benzin 5 dolar olur mu?49:25 Petrol fiyatları düşerse enflasyon düşer mi?50:30 Sıcak paracılar, carry trade erbabı, Türkiye'yi neden bu kadar seviyor?54:30 "Devlet çok güçlü Eser, bildiğin gibi değil"59:20 Yayın duyurusu: Cuma günü Mehmet Akif Koç ile uzun bir yayın⌨️━━━━━━━DAKTİLO1984 AİLESİNİN BİR PARÇASI OLUN!━━━━━━━⌨️
90 ARTI podcast serimizin ikincisinde FIFA 2026 Dünya Kupası başlamadan günler önce turnuva etrafındaki bazı tartışmalara bakacağız: VAR'ın yaygınlaşması, artan bilet fiyatları ve turnuva sırasında ortaya çıkabilecek insan hakları ihlallerine bakıyoruz.ÖNE ÇIKANLAR90 ARTI'da FIFA 2026 Dünya Kupası boyunca unutulmaz anlardan, önemli ve yükselen oyunculara, maçlardaki tartışmalara kadar, turnuvanın her gününde en çok konuşulan konuları sizlere aktaracağız. Maçlar boyunca uzmanların ve taraftarların görüşlerini dinleyecek ve milyarlarca kişinin izleyeceği maçları daha derinlemesine inceleyeceksiniz.FIFA 206 Dünya Kupası şimdiden şimdiye kadar düzenlenen en ileri teknolojiye sahip turnuva olarak nitelendiriliyor. Ve bunun merkezinde yapay zekâ (AI) ile Video Yardımcı Hakem (VAR) olarak da bilinen ve tartışmalara yol açan sistem yer alıyor.Bu yılki Dünya Kupası biletleri, 2022'deki bir önceki Katar Dünya Kupası'na kıyasla çok daha pahalı. Bunun nedeni, bu turnuvanın biletler için dinamik fiyatlandırma uygulayan ilk erkekler FIFA Dünya Kupası olması.SBS, 1986'dan bu yana, yani kırk yıldır Avustralya'da Dünya Kupası maçlarını yayınlıyor.2026 FIFA Dünya Kupası™'nın 104 maçının tamamını SBS On Demand'de canlı ve ücretsiz olarak izleyin; turnuva boyunca maçların tam tekrarları, mini maçlar ve özetler de sunulacaktır. https://www.sbs.com.au/ondemand/fifa-world-cup-2026Beautiful Game ChangersSBS Audio'nun Beautiful Game Changers video serisinde, futbol aracılığıyla sosyal uyumu teşvik eden Avustrlaya yerlisi kahramanları kutlayın. Beautiful Game Changers portalında ve On Demand'de 12 hikâyenin tamamını şimdi izleyebilirsiniz.Words We UseWords We Use platformunda yaklaşık 25 dilde iki dilli versiyonları bulunan bu altı bölümlük sesli diziyle, saha içinde ve dışında kullanılan futbol terimlerini öğrenebilirsiniz.Route 26Olağanüstü futbol severlerin kişisel yolculuklarını ve hayatlarını şekillendiren Dünya Kupası anlarını keşfeden bir podcast olan Route 26 ile 2026 FIFA Dünya Kupası™'na giden yola katılın. Şu anda SBS Audio platformunda mevcut.SBS Türkçeyi Salı hariç hafta içi her gün dinleyebilirsiniz. Bizi ayrıca Facebook'tan takip edebilirsiniz.
“…Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler. Ama bundan sonra da onların çoğu yeryüzünde taşkınlık göstermektedirler.” (Mâide 32)Medine yahudileri Hz. Peygamber'i ve sahâbeden bazılarını öldürmek için tuzak peşindelerdi. Bu sebeple yüce Allah onlara adam öldürmenin ne kadar büyük bir cinayet olduğunu göstermek için Hz. Âdem'in iki oğlunun kıssasını anlattıktan sonra onların kutsal kitaplarında da haksız yere bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek; bir canı kurtarmanın da bütün insanlığı kurtarmak gibi olduğunun yazılı bulunduğunu haber vermiştir.Bütün dinler, hukuk ve ahlâk sistemleri haksız yere adam öldürmenin, cana kıymanın büyük bir suç olduğunda birleşmişlerdir. Ancak bu suçu önlemek için alınan caydırıcı tedbirler farklıdır. İslâm, haksız yere adam öldürmeyi önlemek, toplumun can güvenliğini sağlamak, onları huzurlu ve mutlu yaşatmak için bu suçu işleyenlere dünyada kısas cezasını öngörmüştür.“Cenâb-ı Hak burada, tek bir canı öldürmenin, bütün insanları öldürme gibi olduğu hükmünü vermiştir. Şüphe yok ki bu sözden maksad, kasten ve haksız yere adam öldürmenin cezasını iyice anlatmaktır. Bunun bu şekilde anlatılmasındaki gaye de, yahudilerin böylesine bir tehdidin olduğunu bilmelerine rağmen peygamberlerini öldürmeye yeltenip, öldürdüklerini belirtmektir. İşte bu, onların kalplerinin son derece katı ve itaattan uzak olduklarını gösterir. Bu kıssaların anlatılmasından maksad, daha evvel de bahsettiğimiz gibi, yahudilerin Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile güzide sahabelerini öldürmeye niyetlendikleri hadise ile ilgili olarak, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i bir teselli.Müslümanlara karşı savaşan kâfirin küfrü ve imandan sonra küfre girip irtidad etmesi veya haydutluk yaparak yol kesmesidir. "Allah ve Resulüne harb açanların cezası ancak öldürülmeleridir" (Mâide.33) âyeti ile muradı budur.Tek bir insanın öldürülmesini, bütün insanların birden öldürülmesine benzetmek, bir kimseyi haksız yere kasten öldürme işinin ne kadar mühim bir suç ve büyük bir günah olduğunu iyice beyân etmek içindir. Yani nasıl bütün insanların öldürülmesi herkesçe çok büyük bir cürüm ve suç ise, aynı şekilde tek bir insanın öldürülmesinin de çok büyük ve korkunç bir suç olması gerekir. Binâenaleyh bu ifâde ile kastedilen, her ikisinin de büyüklük ve vahamet bakımından birbirine benzediğini ortaya koymak olup, büyüklüğün miktarı bakımından denk olduklarını beyân etmek değildir. Bu, nasıl çok büyük ve vahîm bir suç olmasın ki? Çünkü Cenâb-ı Hak, "Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalıcı olmak üzere cehennemdir..." (Nisa. 93) buyurmuştur.Bir kimse haksız yere kasten bir kimseyi öldürmeye teşebbüs ettiği zaman, şehvet ve gazap tarafını, taat tarafına tercih etmiş olur. Durum böyle olunca, bu tercih her bir insana nisbetle meydana gelmiş olur. Böylece onun kalbinde, kendisi ile arzu ettiği şeylerden herhangi biri hususunda çekişen her ferdi, gücü yettiği takdirde öldürme düşüncesi yer alır. Halbuki mü'minin hayırlar hususundaki niyetleri, amellerinden daha hayırlıdır. Bunun gibi, mü'minin şerler hususundaki niyet ve düşünceleri de, şer amellerinden daha şerlidir."Yahudilerin çoğu, bundan sonra, yani peygamberlerin gelişinden ve onlara öldürmeyi haram kılışımızdan sonra, yine de haddi aşmışlardır, yani adam öldürmenin büyük bir suç olduğuna aldırış etmemişlerdir."Âyette, "Kim de onu diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur..." buyruğundaki "onu diriltmekten" murad, o insanı yangın, boğulma, açlık, soğuk ve sıcak gibi öldürücü ve yok edici şeylerden kurtarmaktır.”
Son yazılarımızda ışık, nur, göz, görme, görünürlük ve estetik meseleleri üzerinde dururken özellikle dikkatli bir güzergâh takip etmeye çalışarak, Meşşâîleri paranteze aldık. Bunun bir eksiklikten yahut ihmâlden değil, bilinçli bir yöntem tercihinden kaynaklandığını şimdi daha açık biçimde ifade etmemiz gerekiyor. Çünkü bizim esas maksadımız, İmam Gazzâlî ve sonrasında bütünüyle “reddedilmeyen” fakat şer‘î bir süzgeçten geçirilerek yeniden yorumlanan düşünce hattını takip etmekti. Başka bir ifadeyle meseleye salt teorik bir felsefe meselesi olarak değil; tasavvuf, sanat, irfan, edep ve kamusal tecrübe içinde görünür hâle gelen bir anlayışı üzerinden yaklaşmaya çalıştık.
“Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “İslâm dinini kabul etmiş biri, herhangi bir şahsa zenginliği için saygı gösterirse dininin üçte ikisi gider.” Ey münafıklar, bu yüce kelamı işitiniz. Bu hadîs-i şerifte belirtilen saygı, sadece önünden kalkmak mânasını taşır. Ya orucunu, namazını ve haccını zengin kişiler için yaparsa ne olur? Ya akşam sabah o zenginlerin eteğini öpen dindarlara (!) ne buyrulur?Dünyadan bol nasip alıp onunla meşgul olana bakma. Elinde maddî varlık taşıyana göz atma. Senin bakışların onun içine ağırlık verir. Her bakışında elimde olanı alacak diye çekinir, ruh sıkıntısına düşer, ayrıca onu üzüntüye soktuğun için hata etmiş olursun.Seni Hak doyurur. Kalbini ve sırrını da nurla doldurur. Kapısı önünde oturtur, zikir, ülfet hâlleri ile zengin kılar. Yakınlığı sayesinde kimseden bir şey talep etmez olursun.Ve sen ey Hakk'a kulluk eden, halbuki kalbin kullara bağlı. Onlardan bir şeyler bekliyor, herhangi bir isteğini vermezler diye korkuyorsun. Dıştan Allah içinmiş gibi görülen kulluğun, içten halk için oluyor. Her arzun ve çaban, kulların elindekine göre. Onların elinde bulunan saman çöpü kadar kıymetsiz şeylere tenezzül ediyorsun. Onların övmesini, yüceltmesini bekliyorsun. Onların kötülemesinden ve seni bırakıp gitmesinden çekiniyorsun. Elindekini alırlar diye titriyorsun. Onlardan alacağın bir şey için, sabahlara kadar uykunu kaçırıyorsun. Ümitlerini o kadar uzatıyorsun ki, hile yapmaya mecbur kalıyorsun. Kapılarına gittiğin zaman, içinden gelmediği hâlde ince ve yumuşak konuşuyorsun. Sebebi; sana bir şeyler versinler. Yazık sana, için bozuk olmuş. Hep gösteriş peşindesin; din yoluna girişin babadan kalma gibi. Kendini İslâm'ın emirlerine veremiyorsun.İsa (a.s) Peygamber ve şeytan arasında geçen şöyle bir konuşma anlatırlar. İsa (a.s.): “Halktan en çok kimi seversin?” diye sorunca şeytandan şu cevabı almıştı: “İmanlı olmakla beraber cimri olanı.” Bundan sonra sevmediği kimseyi sordu: “Cömert olan fâsık kişiyi sevmem.” cevabını aldı. Bunun sebebini sordu. Şeytan onu da şöyle anlattı: “İmanlı cimri, bir gün cimriliği sonunda imanını kaybedebilir; fâsık kişi ise, cömertliği yüzünden iyilere katılabilir.” Dünya ile yalnız dünya için meşgul ol. Çalışmak, kazanmak iyidir. Çünkü Hakk'a kulluk için yardımcı olur. Ama sen, bu iyiliği unuttun. Bütün servetini günah işlemekte harcadın. Çalışmak için namazı ve diğer hayırlı işleri bıraktın. Malın zekâtını vermedin. Daima isyan bayrağı çektin. Kulluk yolunu tutmadın. Çalışman, yol kesicilik gibi bir şey. Yakında ölüm gelir. Onun gelişi iman sahibini sevindirir, küfür ehlini ürkütür, münafıkları korkutur. Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur:“İman sahibi öldüğü zaman, Mevlâ'sının iyiliklerini görür; yaptığı iyi işlerin karşılığını seyre dalar. ‘Ah, dünyada biraz daha kalsaydım; hayır işlerimi artırsaydım' der.”Peygamber (s.a.v) Efendimiz; “Bu iki göz zina eder.” buyurur. Gözün zinası harama bakmaktır. Gözlerin günde kaç defa zina ediyor, biliyor musun? Kadınlara ve çocuklara kötülükle bakıyorsun. Allah Teâlâ'nın şu kelâmını işitmedin mi: “İman sahiplerine söyle; gözlerini çevirsinler. (Harama bakmasınlar)” (En-Nûr, 24/30) Ey çaresiz, sabırlı ol. Dünyanın çaresizliği çabuk geçer. Büyük Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Âişe'ye şöyle buyurdu: “Yâ Âişe, dünyanın acılığını, âhiretin iyiliği için iç.” Çalış, geçmişte verilen hükme güvenme; orada isminin hangi defterde yazıldığını bilemezsin. Şaki veya said olduğunu göremezsin. Bu sır, ilâhî bilgi hazinesinde saklıdır; karışma, karışacak olursan dinden çıkarsın. Çalış, yapacağın işler acı gelse de yap. Geçmişte verilen hüküm, seni ilgilendirmesin. Yapacağın işlere bak. O derin bilgiyi ne sen ne de başkası bilir. Buna kader bahsi denir. Kader ilmini ne sen tam bilirsin ne de başkaları.Zavallı, nefsinin perişanlığına ağla. Bir çocuğun ölse, kıyamet kopmuş gibi göz yaşı akıtırsın.
El-İdrisî 1099'da Septe'de doğan botanikçi ve coğrafyacıdır. Öğrenimini Kurtuba'da yapmış, Sicilya Kralı II. Roger'in Palermo'daki sarayına yerleşmiş ve burada hayatını kaybetmiştir. 16 yaşında seyahat etmeye başlamış, Anadolu, Güney Fransa, İngiltere, İspanya ve Kuzey Afrika'da geziler yapmıştır. Palermo bilimsel açıdan birtakım üstünlüklere sahiptir. Sicilya Akdeniz, Atlantik ve Kuzey sularından gelen çok sayıda gezginin ve tüccarın uğrak yeridir. Onlardan alınan bilgiler bilimsel çalışmalarını olumlu yönde etkilemiştir. İdrisî'nin tespitlerine göre, dünyanın farklı yerlerinde dağların konumu, akarsuların ve kıyıların uzanışında belirsizlikler vardı. Bunun üzerine Kral Roger dünyanın değişik alanlarına gözlemciler göndermiş, 15 yıl süren çalışmaların sonucunda bunlardan elde dilen bilgilere göre, İdrisî yeni bir coğrafya kitabı yazmıştır. 1154 yılında biten Nüzhetü'l Müştak kitabında Batlamyus'a haritalarında önemli düzeltmeler yapmıştı. Ona göre, Hindistan'ın güneyinde büyük bir kara parçası yoktu. Hazar Denizi büyük bir okyanusun körfezi değildi. Tuna ve Nijer nehirleri gibi çok sayıda akarsuyun akış doğrultusunu doğru bir biçimde belirlemişti. Birçok dağ sırasının uzanış doğrultusu da düzeltilmişti. El-İdrisî kitabında yerkürenin genel ve sistematik coğrafyasını ele almakta ve gerçeğe en yakın bilgiler vermektedir. Yine eser, fizikî, tasvirî, etnokültürel ve siyasî coğrafya üzerine Ortaçağ'da en zor kaleme alınmış kitaplardan biridir. Eser, coğrafyanın yanı sıra botanik, fauna, zooloji ve terapötik alanlarında da kıymetli bilgiler içerir. (Prof. Dr. Alpaslan Aliağaoğlu, Araplarda Coğrafya, s.498-499)
Hz. Ali (r.a.), İnsanların en cesurunun kim olduğunu söyleyiniz, dedi. "Tabi ki sizsiniz" dediler. Bunun üzerine Hz. Ali (r.a.), "Öyle ki, dengim olmayan biriyle hiç karşılaşmadım; şimdi söyleyin bana kimdir insanların en cesuru?" diye tekrarladı. Bunun üzerine, 'Bilmiyoruz' dediler ve "Kimdir?" diye sordular. Hz. Ali (r.a.) şöyle cevap verdi: "Hz. Ebubekir (r.a.)'dır. Bedir savaşında 'Ola ki müşriklerden biri Resulullah (s.a.v.)'e musallat olursa hangimiz onunla kalmalı?' diye konuştuk. Bunun üzerine, yemin olsun ki, aramızdan sadece Ebubekir kılıcını kınından çekip Resûlullâh (s.a.v.)'in başının üzerine tutarak ayağa kalktı. İşte, bu yüzdendir ki, Hz. Ebubekir (r.a.) insanların en cesurudur." Hz. Ali (r.a.) şunları da söylemiştir: "Kureyşlilerin Resûlullâh (s.a.v.)'e saldırdığını gördüm. İçlerinden biri Resûlullâh (s.a.v.)'e 'İlahları tek bir ilah yapan sen misin?' diye bağırıyorlardı. Yemin olsun, aramızdan sadece Hz. Ebubekir (r.a.) ayağa kalktı ve birini tutup yere çaldı, ötekini itti ve sonra, 'Yazıklar olsun size! Rabbim Allâh'tır diyen bir adamı öldürecek misiniz?' diye bağırdı.' Sonra Resûlullâh (s.a.v.) sakalları sırılsıklam olana kadar ağladıktan sonra, “Allâh (c.c.) aşkına size soruyorum: firavunun ailesinden bir Mü'min mi yoksa Ebubekir mi daha hayırlıdır?” diye sordu. Bunun üzerine herkes susuverdi. Sonra Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bana cevap vermiyor musunuz? Yemin olsun ki, Ebubekir'in tek bir saati, firavunun ailesindeki Mü'minin bin saatinden daha hayırlıdır; şüphesiz ki, o Mü'min imanını gizlerken, Ebubekir imanını dört bir yana duyurmuştur.” (Celaleddin Suyuti, Halifeler Tarihi, s.53)
1 Mayıs'ta Taksim'e çıkmak isteyenlere önde polis biber gazlarıyla arkadan da istibdad medyası zehirli diliyle saldırıyor. Bitmek bilmeyen marjinal gruplar edebiyatı “aralarında hiç işçi yok” yalanıyla köpürtülüyor. 1 Mayıs işçi bayramıdır ama işçi sınıfının tüm toplumu etrafında kenetleyen sosyal ve tarihsel gücü bu bayramı tüm ezilenlerin sahiplendiği bir mücadele gününe dönüştürmüştür. Bu yönüyle 1 Mayıs sadece coğrafi değil toplumsal kapsayıcılığı ile de tek evrensel bayramdır. Ancak tabii ki 1 Mayıs bir işçi bayramıdır ve tüm 1 Mayıs alanlarında olduğu gibi Taksim için Mecidiyeköy'de ve Beşiktaş'ta toplananların da aralarında işçiler vardı. Bir dizi sendika bu alanlara çağrı yapmıştı. Ve istibdadın medyası ne kadar gizlemeye çalışırsa çalışsın istibdadın polisi işçilerin gözüne biber gazı sıkıyor, işçileri tartaklayıp gözaltına alıyordu. Bir başka edebiyat daha var. Neymiş, 1 Mayıs'ı işçiler dışında herkes kutluyormuş, işçiler 1 Mayıs'ta çalışıyormuş… Burjuva medyasında sanki bir eleştiri yapıyormuş havasıyla “işçiler ekmeğinde 1 Mayıs'ta meydana çıkanların derdi başka” iması yapılıyor. Bu hikâyeyi anlatanların çoğu 1 Mayıs'ta işçileri zorla çalıştıran patronların kendisi aslında. O medya kuruluşları da işçi sömürüsünde en başta gidiyor zaten. Bugün işçi sınıfının önemli bir kesimi 1 Mayıs'ı alanlarda kutlayamıyor çünkü patronlar zorunlu mesai dayatıyor. Bu işçilerin 1 Mayıs'ta çalışması “ekmeğinde olmalarından” değil örgütsüz olmalarından kaynaklanıyor. Ekmeğinde olmak 1 Mayıs'a gitmemek değildir; örgütlenmek, insanca çalışma koşulları ve geçinebilecek bir ücret için mücadele edip, haklarını söke söke almaktır!Peki “1 Mayıs'ta işçiler çalışıyor” edebiyatı parçalayan istibdadın ve patronların kalemleri ekmeği için sendikaya üye olan işçiler patronun işten çıkarmalarıyla karşılaştığında, buna karşı direndiklerinde ise devletin polis ve jandarmasının baskısına uğradıklarında neredeler? Tabii ki ortadan kayboluveriyorlar. Ara ki bulasın! Bu kara propagandanın arka planında işçi sınıfından duyulan korku var. Sermayenin istibdadı işçi sınıfının gücünün farkında. Bu gücün alanlara inmesi, yollara düşmesi en büyük kâbusları. İşçi de insan… Belki sanayide 1 Mayıs'ın efsanevi afişinde zincirleri kıran işçi gibi daha güçlü kollara sahip olabilir. Ama hiçbir işçinin biber gazına bağışıklığı da yok. Mesele kas gücü değil. Toplumsal bir güçten bahsediyoruz. Bu gücün en önünde de emekçi kadınlar var. Biber gazı sıkarsınız, copla dağıtırsınız, gözaltına alırsınız ama bunu topluma anlatamazsınız. İşçiler direnir, grev yasaklarını çöpe atar, barikatları aşar; işçilerin mücadelesi toplumu hem haklı hem de güçlü olanın etrafında kenetler… Bu gerçek bizi işçi sınıfına güvenmeye ve işçi sınıfına dayanarak siyaset yapmaya yöneltmelidir. Çuvaldızı istibdada ve patronlara batırdıktan sonra bu noktada iğneyi biraz da kendimize batırmalıyız. İstibdadın ve patronların medyasının kara propagandasının bir diğer teması ise şu: 1 Mayıs solcuların eylemidir, işçilerse çoğunlukla sağ partileri destekliyor… Bu propagandanın aslında solda da epey bir alıcısı olduğunu söyleyebiliriz. Burada sorun işçi sınıfının sağ partileri desteklemesi değil patron partilerini desteklemesidir. Sermaye düzeni siyasette hegemonyasını hem sağda hem solda patron partilerini hâkim kılarak sağlar. İşçinin AKP'ye oy vermesi sınıf bilincinin olmadığını gösterir. Bunun ilacı bir başka patron partisi CHP'ye oy vermek değildir. Bu durumdan çıkartılacak sonuç “işçi sınıfından bir şey olmaz” değildir. Çünkü işçi sınıfımızdan çok şey olur. Düzen siyasetinin seçimlerinde hangi partiye oy vermiş olursa olsunlar iş ve aş için birleşirler ve mesela metal işçilerinin yaptığı gibi istibdadın grev yasaklarını çöpe atarlar… Polonez işçileri gibi omuz omuza verip barikatları aşarlar, maden işçileri gibi Ankara'yı sarsarlar! Her durumda bunu örgütlü olarak yaparlar.
Abdullah ibni Ömer (r.a.), şöyle bir olay yaşadığını anlattı: "Bir defasında yolculuk ederken bir bedevî ile karşılaştım; bu bedevînin babası Hz. Ömer (r.a.)'in dostuydu." İbni Ömer (r.a.) bedevîye: "Sen falanın oğlu değil misin?" diye sordu. O da: "Evet, onun oğluyum." dedi. Bunun üzerine Abdullah ibni Ömer (r.a.), yolculuk yaparken devenin üzerinde yorulduğu zaman, ondan inip rahatlamak için bindiği eşeği ve başındaki sarığı çıkarıp bedevîye hediye etti. İbni Ömer (r.a.) ile birlikte yolculuk edenlerden biri: "Şu bedevîye iki dirhem yetmez miydi de bunca şey verdin?" diye söylendi. İbni Ömer (r.a.) ise ona, Resûlullâh (s.a.v.)'in: "Babanın dostunu koruyup gözet! Onunla ilgiyi kesme! Yoksa Allâh imânının nûrunu giderir." uyarısında bulunduğunu haber verdi. Yine Abdullah ibni Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İyiliklerin en değerlisi, bir kimsenin baba dostunun yakınlarına iyilikte bulunup onlara ikrâm etmesidir." Vefâ duygusu, insanın sahip olduğu en üstün erdemlerden biridir. Peygamber (s.a.v.) terbiyesiyle yetişen Abdullah ibni Ömer (r.a.) hazretleri de bu üstün vasfa sahip olduğunu, nakledilen bu olaydaki davranışıyla göstermiştir. Babasını kaybetmenin üzüntüsünü yaşayan kimse, baba dostlarına tutunarak teselli bulmalıdır. Bu konuda Sultân-ı Enbiyâ (s.a.v.) Efendimiz'in Hz. Hatice (r.anhâ)'nın vefâtından sonra onun dostlarına nasıl ilgi gösterdiği, kurban kestiği zaman onları hatırlayıp kendilerine nasıl pay gönderdiği unutulmamalıdır. (İmâm Buhârî, Edebü'l-Müfred, c.1, s.66-67)
Cumhurbaşkanı Erdoğan'la baş başa görüşmesinin hemen ardından partisinin grup toplantısında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli önemli açıklamalar yaptı. Bahçeli, “Abdullah Öcalan için statü açığı varsa, terörsüz Türkiye sürecine hizmet edecek şekilde bu açık ele alınmalıdır” dedi ve ekledi: “Bunun adının Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü olmasını öneriyorum.”
Artık tehditler sınırlarımızın sıfır noktasından gelmiyor. Onu yaşadık. On yıllarca hem içeride hem sınırlarımızın sıfır noktasında tehditlerle yüzleştik. Bunun en bariz örneği Suriye oldu, Irak oldu.
Son birkaç yılda Kore kozmetik ürünleri (K-Beauty) neden bu kadar popüler hale geldi? Markalar farklı ne yapıyor? Ar-Ge'leri gerçekten bu kadar güçlü mü? Bunun arkasında nasıl bir kültürel bağlam var ? Özellikle Kore'deki kadın güzelliği algısı ve estetik cerrahi normalleşmesi açısından?K-Beauty bir sektör başarısı mı, yoksa görünürde göremediğimiz toplumsal bir baskının pazarlanmış hali mi? Ve bu ürünler gerçekten bu kadar kaliteli mi, yoksa kısmen pazarlama balonu mu?Hepsini bu bölümde masaya yatırdım. Keyifli dinlemeler#koreanbeauty #society #ciltbakımı
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: "Misafir ağırlamayan kimsede hayır yoktur". Peygamberimiz (s.a.v), bir gün deve ve sığır sürüsü olan birine uğrar. Fakat adam Peygamberimizi (s.a.v.) ağırlamaz. Sonra sadece bir kaç kuzusu olan bir kadına uğrar. Kadın Peygamberimiz (s.a.v.)'i ağırlayarak kuzu keser. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) buyurur ki: "Her ikisine bir bakınız. Bu huy Allâh'ın kudreti dahilindedir. Allâh kime iyi ahlâk bahşetmek isterse ona verir." Hz. İbrahim (a.s.), yemek yiyeceği zaman dışarı çıkar ve bir ya da iki mil kadar uzaklara giderek birlikte yemek yiyeceği birini arardı. "Misafir Babası" diye ün salmıştı. Peygamberimiz (s.a.v.)'e imân nedir diye sordular : "Yemek yedirmek ve herkese selâm vermektir" diye cevap buyurdu. Günâhlara kefaret olan ve derece yükselten amellerin ne olduğu sorulduğunda: "Yemek yedirmek ve halk uykuda iken namaz kılmaktır." buyurdu. Hacc'ın kâbul edilmesine sebep olan ibâdetlerin ne olduğu hakkındaki bir soruya ise: "Yemek yedirmek ve tatli dil" diye cevap buyurdu. Hz. Enes İbn-i Mâlik (r.a.): "Misafirin girmediği eve melek de girmez." buyurur. Yemek verenin fakirleri unutmaması hatta onlara daha öncelik tanıması, yakınlarınıda ihmâl etmemesi ve akrâbalık bağlarına zarar vermemesi gerekir. Yemek verenin dost ve tanıdıkları arasında gönül kırıcı bir ayrım yapması küskünlüğe yol acar. Bunlar yanında yemek verenin verdiği yemeği öğünme ve böbürlenme aracı olarak kullanmaması, onu dostlarının kalbini hoşnut etme vesilesi, mü'minleri sevindirme ve Peygamberimizin (s.a.v.)'in sünnetine uyma vesilesi bilmesi gerekir. İyilik, ancak güleryüz, tatlı söz ve geleni iyi karşılamak ile tamamlanır. (İmam Gazali, Kalplerin Keşfi, s.108)
Allâh (c.c.)'u zikretmek makbûl bir ibâdet olduğu gibi, zikir halkalarında oturmak da makbûl bir ibâdettir. Böyle olduğuna dâir pek çok delil vardır. Abdullah ibni Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet bahçelerine uğradığınız zaman oradan faydalanmaya bakın!" Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.): "Yâ Resûlullâh! Cennet bahçeleri nedir, neresidir?" diye sordular. Allâh'ın Elçisi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet bahçeleri zikir meclislerdir. Allâhü Teâlâ'nın yeryüzünde dolaşıp zikir meclislerini araştıran melekleri vardır. Onlar zikir meclislerini buldukları zaman, zikredenlerin yanına varıp aralarına katılırlar." Hz. Muâviye bin Ebû Süfyân (r.a.) şöyle dedi: "Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.v.) halka şeklinde oturan sahâbîlerinin yanına geldi ve onlara: "Burada niçin oturuyorsunuz?" diye sordu. Onlar da: "Allâhü Teâlâ bize İslâmiyet'i nasip ederek büyük bir lütufta bulundu, biz de bu sebeple O'nu zikretmek ve O'na hamd etmek için toplandık" diye cevap verdiler. Resûlullâh (s.a.v.): "Allâh aşkına söyleyin, siz buraya sadece Allâh'ı zikretmek için mi toplandınız?" diye sordu. Onlar da: "Evet, vallâhi sadece bunun için toplandık" dediler. Bunun üzerine Allâh'ın Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ben size inanmadığım için yemin vermiş değilim. Fakat bana Cebrâil geldi ve Allâhü Teâlâ'nın, meleklere sizinle iftihar ettiğini haber verdi; onun için böyle söyledim." Ebû Saîd el-Hudrî ile Ebû Hüreyre (r.a.e.), Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle buyurduğuna şâhit oldular: "Bir topluluk oturup Allâhü Teâlâ'yı zikrederse, onları melekler kuşatır, Allâh'ın rahmeti kaplar, üzerlerine mânevî huzûr (sekînet) iner ve Allâhü Teâlâ da onları kendi huzûrunda bulunanların arasında anar." (İmâm Nevevî, el-Ezkâr, c.1, s.26-28)
İslâm, engellerle karşılaşmasa Avrupa'da hızla yayılabilir. Avrupalılar, İslâm'ın yayılmaması için sürgit bir korku dalgası hortlatıp duruyorlar. Bunun için de Kur'ân'a, Hz. Peygamber'e (sav) saldırıyorlar. Müslümanların ne kadar ürpertici, kan emici oldukları sahte imajını yaymaya çalışıyorlar.
Furkan Karabay & Fırat Fıstık ile Mütalaa programının bu bölümünde Türkiye'nin son haftalarda gündemini sarsan kritik yargı ve güvenlik başlıkları masaya yatırılıyor. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan okul saldırıları, çocuk suçlu tartışmaları ve medya dilinin olayları nasıl çerçevelediği detaylı şekilde ele alınıyor. Programda ayrıca yıllardır çözülemeyen Gülistan Doku dosyasındaki son gelişmeler, eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel ve delil karartma iddiaları üzerinden yürüyen soruşturma süreci değerlendiriliyor. Dosyanın 6 yıla yayılan seyri, adalet arayışı ve kamu görevlilerinin rolü tartışılıyor. İBB davasında ise Ali Kurt ve diğer isimlerin savunmaları, rüşvet ve yolsuzluk iddialarına karşı sunulan belgeler, MASAK raporları ve itirafçı ifadelerinin hukuk içindeki yeri detaylandırılıyor. Bunun yanında Mansur Yavaş'ın açıklamaları, belediyelere yönelik soruşturmalar, ESP operasyonu ve gazetecilere yönelik davalar da programda değerlendirilen diğer önemli başlıklar arasında yer alıyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Almanya'da "Schwarzfahren" olarak bilinen, bilet almadan otobüs veya tramvay gibi toplu taşıma araçlarına kaçak binme 90 yıldır ceza kanunu kapsamında bir suç olarak görülüyor. Verilen para cezasını ödemediği için her sene ortalama 8-9 bin kişi cezaevine giriyor. Bunun yargıya maliyeti 200 ise milyon Euro. Öte yandan kaçak yolculukların toplu taşıma şirketlerine verdiği zarar yıllık 250 milyon Euro civarında. Bürokrasiyi meşgul etmesi de cabası. İşte bu nedenle Federal Adalet Bakanı Stefanie Hubig (SPD), biletsiz yolculuğun artık bir suç değil, sadece bir "kabahat" sayılması için harekete geçti. Bu durumda para cezasını ödeyemeyen yolcular hapse girmeyebilecek. Koalisyon ortağı CDU/CSU bu plana karşı. Biletsiz yolculuk ne kadar adil? Konuyu Federal Meclis Adalet ve Tüketiciyi Koruma Komisyonu Üyesi ve Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Hakan Demir ile konuştuk. Mikrofonda Aydın Işık ve Elmas Topcu var. Von Aydın Işık und Elmas Topcu.
Bugün 17 Mart 2026 #dogatakvimi
LinkedIn uzun yıllar Türkiye'de daha çok CV güncelleme platformu veya işe alım ağı olarak görüldü. Ancak son yıllarda bu algı hızla değişiyor. Özellikle B2B ve sanayi sektöründe faaliyet gösteren şirketler için LinkedIn artık sadece bir sosyal ağ değil, doğru kullanıldığında yeni müşterilere, distribütörlere ve iş ortaklarına ulaşılabilen güçlü bir ticari kanal haline geliyor.Türkiye'de LinkedIn kullanıcı sayısı 20 milyonun üzerine çıkmış durumda ve bu kitlenin önemli bir bölümü şirket yöneticileri, satın alma sorumluları, mühendisler, ihracat yöneticileri ve karar vericilerden oluşuyor. Yani klasik sosyal medya platformlarından farklı olarak LinkedIn'de karşınıza çıkan kitle çoğu zaman doğrudan iş dünyasının içinden geliyor. Bu da sanayi firmaları için çok büyük bir fırsat anlamına geliyor.Birçok üretici firma yıllardır yeni müşteri bulmak için fuarlara katılıyor, distribütör ağlarını genişletmeye çalışıyor veya ihracat kanallarını farklı yollarla büyütmeye çalışıyor. Ancak dijital dünyada çok daha görünür hale gelen LinkedIn, aslında bu süreçlerin dijital versiyonu gibi çalışıyor. Doğru bir stratejiyle kullanıldığında LinkedIn adeta sürekli açık bir fuar alanı gibi çalışabiliyor.Bu bölümde B2B sanayi firmalarının LinkedIn üzerinden nasıl müşteri bulabileceğini, bu platformu sadece kurumsal bir vitrin olarak kullanmanın neden yeterli olmadığını ve gerçekten satışa dönüşebilecek bir sistemin nasıl kurulabileceğini konuşuyoruz. Çünkü birçok şirket LinkedIn'de var olmasına rağmen platformu stratejik olarak kullanmıyor. Sayfalar açılıyor, zaman zaman fuar fotoğrafları paylaşılıyor ya da şirket içi duyurular yapılıyor. Ancak bu tarz paylaşımlar tek başına yeni müşteri kazandırmıyor.LinkedIn'de gerçekten müşteri bulabilmek için öncelikle güçlü bir şirket sayfası oluşturmak gerekiyor. Şirketin ne ürettiği, hangi sektörlere hizmet verdiği, hangi ülkelerle çalıştığı ve hangi problemleri çözdüğü çok net bir şekilde anlatılmalı. Bunun yanında yöneticilerin ve satış ekiplerinin kişisel profilleri de büyük önem taşıyor. B2B dünyasında insanlar çoğu zaman şirketlerden önce insanlara güveniyor. Bu nedenle yöneticilerin LinkedIn'de görünür olması, sektörle ilgili fikirlerini paylaşması ve uzmanlıklarını göstermesi ciddi bir güven oluşturuyor.İçerik stratejisi de burada kritik bir rol oynuyor. LinkedIn'de sürekli ürün paylaşmak çoğu zaman beklenen etkiyi yaratmaz. Bunun yerine sektör içgörüleri, üretim süreçleri, teknik bilgiler, vaka analizleri ve gerçek uygulama örnekleri paylaşmak çok daha güçlü bir etki yaratır. Bu bölümde ayrıca LinkedIn'de en sık yapılan hataları, sanayi firmalarının içerik üretirken nelere dikkat etmesi gerektiğini ve LinkedIn'in neden günümüzde dijital bir ticari ağ haline geldiğini de detaylı şekilde ele alıyoruz. Eğer siz de üretim yapan bir şirkete sahipseniz ya da B2B pazarda büyümek istiyorsanız LinkedIn'i sadece bir profil alanı olarak değil, doğru stratejiyle yeni iş fırsatları yaratabileceğiniz güçlü bir pazarlama kanalı olarak değerlendirmeye başlamanız gerekiyor.Çünkü artık B2B satış çoğu zaman ilk telefon görüşmesiyle değil, ilk dijital izlenimle başlıyor. LinkedIn ise bu ilk izlenimin oluştuğu en önemli platformlardan biri haline gelmiş durumda. Bu bölümde tüm bu süreci gerçek örnekler ve uygulanabilir stratejilerle detaylı şekilde konuşuyoruz.00:25 - B2B nedir ve neden işletmeler için büyük fırsatlar sunar00:53 - LinkedIn gerçekten müşteri bulma platformu mu01:37 - Türkiye'de LinkedIn kullanıcı sayısı ve ihracat verileri02:28 - LinkedIn neden ihracat yapan firmalar için fırsat sunuyor05:24 - Sanayi firmalarının LinkedIn'de yaptığı en büyük hata06:03 - B2B satın alma süreci ve karar komitesi gerçeği08:42 - LinkedIn'de başarı için 5 katmanlı strateji16:30 - LinkedIn reklamları ve B2B satış için yeniden hedefleme stratejisi
32. Bölümü yeniden yayınlıyoruz. İnsanlar birbirleri ile iletişim kurarak anlaşırlar ve iyi iletişim kurmanın en iyi yöntemi de kendilerini değerli hissettirmektir. Herkesin açıkça belirtmediği ancak içten içe ihtiyaç duyduğu en önemli şey ise takdir edilme duygusudur. Bunun yanı sıra kişiler, teşekkür edildiğinde de kendilerini iyi hissederler. Özür dilemek ise belki birçok kişi için zor bir eylemdir ancak en az takdir ve teşekkür kadar önemlidir. https://www.organikbeyinler.net/ https://www.instagram.com/organikbeyinlerpodcast/
295. bölümde Avrupa'nın en büyük dijital pazarlama fuarı DMEXCO 2025'ten taze trendlerle dönüyoruz! Konuğumuz Efecan Bulgurlu ile ölçümlemenin gücünü ve önümüzdeki yılın pazarlama trendlerini konuşuyoruz. (00:00) – Açılış (01:25) – Efecan Bulgurlu'yu tanıyoruz. Turkish Community in German Media & Marketing (TGMM) - https://www.linkedin.com/groups/12828700/ (03:12) – DMEXCO nedir? Nasıl bir platform? Gelecek sene katılmak isteyenleri nasıl yönlendirebiliriz? https://dmexco.com/de/ https://omr.com/de (05:40) – Senin yaptığın sunum araştırma WARC platformunda dikkat çekti. Bunun sebebi neydi? (06:26) – DMEXCO 2025'te konuşulan ve önümüzdeki yıl için bir trend öngörüsünde olan konuları konuşalım... https://www.kantar.com/campaigns/media-reactions (08:24) – Detaylarla ilerliyoruz… (11:43) – Ölçümleme anlamında farklı kanalların da benzer efektiflik analizlerini daha kolay yapabileceğimizin konuşulduğu paneller oldu mu? (13:45) – Ölçümleme pazarlama alanında karar almak için bir hijyen faktörü – ölçümleyebildiğin aktivitelerin etkisini artırabilirsin. Başka trendde olan neler vardı? Consumer funnel – (16:40) – Senin de DMEXCO'da sunduğun case/kampanya ve bulgular bu trende örnek diyebilir miyiz? https://www.circana.com/ (20:15) – Son sözler ve kitap önerisi https://www.yapikrediyayinlari.com.tr/denize-nazir.aspx (21:31) – Patreon destekçileri (22:15) – Kapanış Sosyal Medya takibi yaptın mı? X – Instagram – Linkedin – Youtube – Goodreads Bülten – E-Posta – Bu çalışmaları ve emeklerimi desteklemek için Patreon ve Buy Me A Coffee hesabımız Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Necip Bahadir | Yangın büyürken Erdoğan ‘ıslık' çalıyor; bunun adı ihanet! | 04.03.2026 by Tr724
“(Kalbi) ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenindurumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu?İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.” (En'am 122)“Ehl-i Me'ânî (Dil bilginleri) şöyle demişlerdir: "Kâfirler, şu ayetlerde, "ölü" olarak tavsîf edilmişlerdir:"(Onlar) diri değil, ölülerdir. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler" (Nahl, 21); "Şüphesiz sen (EyMuhammed), ölülere duyuramazsın" (Neml, 80); "Kör ile gören bir olmaz" (Fâtır, 19) ve “Dirilerle ölülerbir olmaz" (Fâtır, 22). Binaenaleyh küfür bir nevi ölüm, kâfirler de "ölüler" kabul edilince, hidayet bir nevî hayat, hidayete erenlerde "diri kimseler" kabul edilmiştir. Küfür (inkâr), bir nevi ölüm kabul edilmiştir. Çünkü o bir cehalet(bilgisizlik)tir ve cehalet şaşkınlık ile durmayı gerektirir. Bundan dolayı küfür, hareketsiz kalmayı gerektirenbir ölüm gibi olmuş olur. Ölen kimse de tıpkı bunun gibi, herhangi bir şeye ulaşıp onu elde edemez. Cahil de,bir çeşit ölü gibidir. Hidayet ise, bir ilim ve basirettir. İlim ve basiret, kurtuluşa erme ve rüşd sebebidir.Kâfirin durumu ayette, "İçinden çıkamaz bir şekilde karanlıklarda kalan kişi gibi mi?" ifadesi ile anlatılmıştır.Âyetteki, “içinden çıkamaz" ifadesinde şu şekilde aklî bir incelik vardır: Bir şey devamlı olarak başka birşeyle birlikte bulunursa, o onun kendisi ve ondan ayrılmayan bir sıfatı gibi olur. Binaenaleyh kâfir devamlıcehalet ve kötü ahlâk karanlıkları içinde olursa, o karanlıklar, sanki kendisinden uzaklaştırılamayan zatı veayrılmaz sıfatları gibi olur. Bu hale düşmekten Allah'a sığınırız. Hem sonra karanlıklar içerisinde kalan kimse,faydasına olan herhangi bir şeye ulaşamaksızın, şaşakalır. Böylece de o kimseye korku, feryâd, acziyyet veorada kala kalma hakim olmuş olur.İbn Abbas şöyle demektedir: "Henüz Hazret-i Hamza'nın iman etmemiş olduğu bir sırada, Ebu Cehil Hazret-iPeygamber'e bir deve tersi, (kığısı) atar.. Derken Hazret-i Hamza, yayı elinde olarak avdan döndüğü birsırada bunu duyar. Bunun üzerine Ebu Cehil'e yönetir ve yayıyla onu sıkıştırarak başına vurmaya başlar.Derken Ebu Cehil ona, "O'nun getirdiği şeyi görmüyor musun? Akıllarımızı hiçe çıkardı; ilahlarımıza sövdü,tenkid etti!" dedi. Bu söze karşılık Hamza, "Siz insanların en beyinsizisiniz; Allah'ı bırakıp taşlaratapıyorsunuz. Ben şehadet ederim ki, eşi benzeri olmayan, bir olan Allah'tan başka bir ilah yoktur! Yineşehadet edirim ki, Hazret-i Muhammed O'nun kulu ve elçisidir" dedi. İşte bu hadise üzerine, bu âyet-ikerime nazil oldu."Mukâtil şöyle demektedir: "Bu âyet, Hazret-i Peygamber ile Ebu Cehil hakkında nazil olmuştur. Bu böyledir,zira Ebu Cehil, "Şerefte Abd-i Menâf oğullan bizi sıkıştırdı; öyle ki biz, aynı gaye uğruna yarışan iki kimse gibiolduk.. Abd-i Menafoğulları, "Bizden, kendisine vahyolunan bir nebî çıktı!" diyorlar. Allah'a yemin olsunki, ona gelen vahiy bize de gelmediği sürece, biz ona inanmayız" der. İşte bunun üzerine bu âyet nazil olur.Cenâb-ı Allah, gerek daha önceki, gerek bundan sonraki ayette bu müzeyyinin sadece kendisi olduğunu açıkolarak belirtmiştir. Daha önce geçmiş olan âyet, "Allah'tan başkasına ibadet edenlere sövmeyin. Sonraonlar da haddi aşarak bilmeksizin Allah'a söverler. Biz her ümmetin yaptıklarını (kendilerine) öylece hoşgösterdik" (En'âm, 108) ayetidir. Sonra gelecek olan ayet de, "Her şehir ve kasabada, oralarıngünahkârlarını, o yerlerde hilekârlık etsinler diye, büyük adamlar yaptık" (En'âm, 123) buyruğudur."İnsanların yaptığı sınavlarda üç yanlış bir doğruya götürür üç günah bir iyiliği siler. Allahın yaptığı sınavda isebir doğru on yanlışı götürür 11 soru soruldu on tanesini yanlış cevap verdin ama bir tanesine doğru cevapverdin Allahın yaptığı sınavda o doğru cevabın on tane yanlışı götürür. Kur'an ayeti şöyle der:
Anadolu'da "laf sokma" kültürü, sadece kaba bir atışma değil; zekâ, gözlem gücü ve dil ustalığının harmanlandığı köklü bir sözlü gelenek sanatıdır. Batıdaki "roast" kültüründen farkı, genellikle doğrudan küfür veya hakaret yerine; yergi, kinaye ve ironi (istihza) içermesidir. Bu kültürün temel taşlarını ve öne çıkan özelliklerini şöyle özetleyebiliriz: Anadolu insanı için lafı gediğine koymak bir itibar meselesidir. Özellikle kahvehane kültürü ve köy odası sohbetlerinde, karşı tarafın açığını yakalayıp saniyeler içinde zekice bir yanıt vermek "âriflik" belirtisi sayılır. Bu kültürün en profesyonel formu Halk Ozanlığı geleneğindeki "atışma"lardır. Ozanlar, birbirlerini kırmadan ama iğneleyici bir dille (taşlama) teknik ve zekâ açısından tartarlar. Bu gelenek, bugün sosyal hayatta "şakalaşma" kisvesi altında devam eder. Anadolu'da doğrudan "Kötüsün" denmez. Bunun yerine durum, trajikomik bir benzetmeyle anlatılır. Örnek: Çok konuşan ama boş konuşan birine "Maşallah, ağzın değil bayram beygiri mübarek," denilerek hem hızı hem de anlamsızlığı vurgulanır. Laf sokma biçimi coğrafyaya göre renk değiştirir: Ege: Daha hafif, alaycı ve "tınmaz" (umursamaz) bir tavırla, genellikle şiveyle yumuşatılmış laf sokmalar görülür. Karadeniz: Karadeniz fıkralarındaki gibi pratik zekâya dayalı, bazen sert ama her zaman hızlı cevaplar ön plandadır. İç ve Doğu Anadolu: Daha ağır, hikmetli sözlerin arasına gizlenmiş, muhatabını derin düşüncelere sevk eden (veya utandıran) "ağır abi" üslubu hakimdir. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Evet “Cahille sohbete girdim”. Bunun tuzak bir başlık olduğunu düşündüyseniz darılırım. Şimdi anlatınca bana hak vereceksiniz."Cahiller: Karşılıklı Bir Aydınlanmanın Hikayesi", çizgi roman sanatçısı Étienne Davodeau'nun 2011 yılında yayınlanan 270 sayfalık otobiyografik bir eseri, bir çizgi roman. Hikaye, Davodeau'nun Anjou bölgesinde, evine yakın yerlerde yaşayan komşusu Richard Leroy ile başlattığı bir yıllık karşılıklı öğrenme macerasını anlatıyor.Size önce kitaptan bahsedeceğim ardından bu kitabın ilham olduğu oluşumu ve benim buradaki rolümü anlatacağım.Dediğim gibi bu bir otobiyografik eser. Etienne Davodeau, 2010 yılı başında arkadaşı şarap üreticisi Richard Leroy'a bir teklifte bulunuyor.Bir yıl boyunca arkadaşının bağında çalışma karşılığında onu çizgi roman dünyasıyla, hatta yazarlarla ve başka bağcılarla tanıştırmayı teklif ediyor. Bu karşılıklı öğrenme deneyimini de bir çizgi roman haline getirmeyi istiyor.İki adam, birbirlerinin "cahili" olarak, birbirlerinin dünyasına dalıyorlar. Şüphesiz kitabın önsözünü yazan Vedat Milor'un sözünü ettiği gibi onları bu özverili paylaşıma iten iki şey; mükemmelliyetçilik ve merak olsa gerek. Beni de bu kitapta yakalayan tam da bu oldu.Support the show
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Reading in Slow Turkish serimizin bu bölümünde Kapadokya'yı keşfediyoruz.
"Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır." (Nisa 69)“Bu lütuf Allah'tandır; bilen olarak Allah yeter.” 70Bir grup müfessirin riyayet ettiğine göre, Hazret-i Peygamberin kölesi (mevlâ) olan Sevban, Hazret-i Peygamber'i çok seviyor ve O'ndan ayrılmaya hiç dayanamıyordu. Bir gün, yüzü değişmiş, bedeni incelmiş, zayıflamış ve yüzünü hüzün bürümüş olduğu halde Hazret-i Peygamberin yanına gelir. Bununüzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona halini sorunca, o şöyle der: "Ey Allah'ın Resulü, benim şundan başka hiçbir derdim yok: Seni görmediğim zaman özlüyor, seninle karşılaşıncaya kadar büyük bir yalnızlık duyuyorum... Derken âhireti hatırlıyor, bu sefer de seni orada görememekten korkuyorum...Çünkü ben, cennete girdirilsem bile, sen peygamberlerin derece ve makamlarında olacaksın, bense kulların derece ve makamlarında; binaenaleyh, seni göremiyeceğim. Eğer cennete girdirilmezsim, o zaman da seni asla göremiyeceğim..." Bunun üzerine, bu âyet-i kerime nazil oldu."Biz hiçbir peygamberi, Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir hikmetle göndermedik" (Nisa. 63)Sıddîk, sıdkı (doğruluğu) âdet edinmiş olan kimsenin ismidir. Bir fiil bir insanın âdeti olur ve o insan bu fiili ifade eden kelimeyle tavsif edilir ise, o vasıf fiîl vezni üzere gelir. Mesela hımmîr (çok şarap içen) denilir. Her kim, şekke düşmeksizin herhangibir dini tasdik eder (doğrular) ise, o sıddîktir. Bunun delili, "Allah'a ve peyamberlerine iman edenler (yok mu!), onlar sıddîklerdir" (Hadîd, 19) âyetidir.Sıddîk, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i ilk önce tasdik etmiş ve böylece, bu hususta diğer insanlara öncü olmuş kimsenin ismidir.O, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i tasdikte öncüdür. Çünkü Hazret-i Peygamber'in, "İslâm'ı her kime arzettiysem, mutlaka o duraklamıştır; Ebu Bekir müstesna, çünkü o, hiçtereddüt etmedi" dediği meşhurdur.Alimlerimiz, Hazret-i Ebu Bekir (radıyallahü anh)'in iman etmesinden kısa bir zaman sonra, Hazret-iOsman (radıyallahü anh), Talha, Zübeyr, Sa'd İbn Ebî Vakkas ve Osman İbn Maz'ûn (radıyallahü anhnhüm)'u da İslâm'a getirdiği ve onların böylece müslüman oldukları hususunda ittifak etmişlerdir. Binaenaleyh, Hazret-i Ebu Bekir'in müslüman olması, bu büyük zatların ona uymasına vesile olmuştur.Allahü teâlâ en hayırlı ümmet olarak vasfedilmiş olan bu ümmeti, Hazret-i Peygamber'den sonra Hazret-i Ebu Bekir'i icmâ ile halife seçmeye; O (radıyallahü anh) vefat ettiği zaman, onu Hazret-i Peygamber'inhemen yanına defnetmeye muvaffak kılmıştır.Şehâdetin, insanın kâfir bir kimse tarafından öldürülmesi şeklinde tarif edilmesi caiz değildir.Mü'minler bazan, "Allah'ım, bize şehâdeti nasib et!" diye dua ederler. Eğer şehâdet, sadece kâfir tarafından öldürülmekten ibaret olsaydı, onlar, Allah'tan bu öldürülmeyi istemiş olurlardı. Oysa ki bu caiz değildir.Çünkü, kâfirin onu öldürmesini istemek küfürdür.Hazret-i Peygamber, "Karın ağrısından ölen şehiddir; boğularak ölen şehiddir" Müslim, İmare, 164,Salih, itikadında ve amelinde iyi, dürüst olan kimsedir. Çünkü, cehalet itikadda bir bozukluk, günah ise amelde bir bozukluktur. Bu böyledir, çünkü itikadı doğru, işi de mâsiyet değil taat olan herkes sâlihtir.Bil ki Cenâb-ı Hak, Allah'a ve Resulüne itaat eden kimsenin peygamberler, sıddîklar, şehidler ve salihlerleberaber olduğunu açıklamış, sonra bunlardan hangisi olduğuna pek önem vermeyip, sadece onlarla beraber refîk bir arkadaş olmanın kâfi geldiğini bildirmiştir, Biz daha önce, "refik" kelimesinin, hazarda ve seferde kendisinden istifade edilen kimse manasına olduğunu zikretmiştik. Böylece Cenâb-ı Hak, bu itaatkâr kullardan fayda sağlanacağını açıklamıştır.” Razi
Kitap kulübümüzün 60'ıncı buluşmasında Rutger Bregman'ın "Çoğu İnsan İyidir" adlı kitabını konuştuk.Bu arada 60 buluşma tam 5 yıl yapıyor. Dile kolay, kitap kulübümüz altıncı yaşına bastı, daha nicelerine diyorum, birlikte olduğumuz tüm üyelerimize teşekkür ediyorum.Hollandalı tarihçi ve gazeteci Rutger Bregman'ın bu kitabı (orijinal adı Humankind: A Hopeful History), insan doğasına dair yaygın kabulleri kökten sorgulayan cesur bir çalışma. Yazar, Stanford Hapishane Deneyi, Sineklerin Tanrısı ve Paskalya Adası gibi meşhur örneklerin aslında bize yanlış anlatıldığını belgeleyerek, insanın özünde kötü olduğu varsayımının manipüle edilmiş bir kurgu olduğunu savunuyor. Kitap, kriz anlarında insanların dayanışma içinde hareket ettiğini gösteren gerçek hikayeler ve bilimsel araştırmalarla iddiasını destekliyor. Kitabın kapak yazılarında Harari'nin bile “İnsanlığı yepyeni bir perspektiften görmemi sağladı” sözü yer alıyor.Bregman'a göre bu "kötülük" anlatısı, insanların kendi başlarına düzen kuramayacağı inancını pekiştirerek merkezi otoriteyi, hiyerarşiyi ve katı kontrol mekanizmalarını meşrulaştırmak için bilinçli bir kurgu olarak kullanılır. Özünde bu manipülasyon, toplumsal bir güvensizlik ortamı yaratarak bizleri daha kolay yönetilebilir ve otoriteye muhtaç özneler haline getirmeyi amaçlar.Kitap bizde derin bir heyecan yarattı. Bir yandan, yıllardır referans gösterdiğimiz bilimsel çalışmaların aslında manipüle edilmiş olabileceğini görmek sarsıcıydı. Bazılarımız kitabı fazla iyimser buldu; Türkiye'deki düşük güven ortamında ve adalet sisteminin yetersiz kaldığı bir coğrafyada yazarın bu anlayışla mücadele yaklaşımının ne kadar gerçekçi olduğunu sorguladık. Öte yandan maruz kaldığımız medya ve politik ortamın bizleri olumsuzluğa ittiğini fark ettik, belki de bu nedenle böyle bir bakış açısına ihtiyacımız olduğunu düşündük.Grup olarak sanırım şu noktada hemfikiriz: İnsanın iyi mi kötü mü olduğunu test edecek bir ölçüm aracımız yok, dolayısıyla bu bir tercih meselesi. Bağlamın son derece önemli olduğunu, koşullar iyileştirildiğinde kötülüğün minimize edilebileceğini, ama bunun için ciddi bir hak ve adalet sistemine ihtiyaç duyulduğunu konuştuk. Sonuçta, hayatı anlamlı kılmak için bir şeyler seçmeliyiz; bazılarımız yaşama tutunmak için "çoğu insan iyidir" önermesini seçmeyi tercih ediyoruz.Ben kendi adıma, insanlara verdiğim krediyi 100'den başlatıp geriye geldiğimi söyleyebilirim. Bunun beni sıkıntıya düşürdüğü durumlar da çok oldu, ama bu benim hayat görüşüme daha yakın, bu kitapta da bu seçimi görmekten memnun oldum.Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla: (03:20) Feyza Demir, (07:55) Yasemin Karakaya, (12:07) Mürsel Çavuş, (16:06) Bengü İlhan, (17:42) Bahadır Balibaşa, (20:10) Öngün Şumnulu, (23:49) Aycan Acar Şahin, (27:03) Ekin Akkol, (30:30) Mete Yurtsever, (31:38) Ebru Başaran, (35:15) Suat Soy, (37:03) Feyza Demir, (41:47) Cem Çağatay Karaali, (44:07) Bahadır Balibaşa, (48:39) Yasemin Karakaya, (50:41) Öngün ŞumnuluSupport the show
162. Bu mektûb, hâce Muhammed Sıddîk-ı Bedahşîye yazılmışdır. Mubârek Ramezân ayının üstünlüğünüve Kur'ân-ı kerîmin bu ayda indirildiğini ve hurma ile iftâr etmenin müstehab olduğunu bildirmekdedir:Allahü teâlânın zâtının şü'ûnâtından biri, kelâm şânıdır. Bu kelâm şânında, zâtın bütün üstünlükleri ve sıfatların bütün şü'ûnları bulunur. Böyle olduğu, önceki mektûblarda bildirilmişdi. Mubârek Ramezân ayında da, bütün iyilikler, bütün bereketler bulunur. Her iyilik, her bereket, Allahü teâlânın zâtından gelmekdedir “teâlâ ve tekaddes” ve Onun şü'ûnlarından hâsıl olmakdadır. Her kusûr, her kötülük de, mahlûkların zâtlarından ve sıfatlarından hâsıl olmakdadır. Nisâ sûresinin yetmişsekizinci âyetinde meâlen, (Sana gelen her güzel şey, Allahü teâlâdan gelmekdedir. Sana gelen her kötülük de, kendindendir) buyuruldu. Bunun için, bu aydaki iyiliklerin, bereketlerin hepsi, Allahü teâlânın zâtındaki üstünlüklerden gelmekdedir. Bu üstünlüklerin hepsi de, kelâm şânında bulunmakdadır. Kur'ân-ı kerîm, bu kelâm şânının hakîkatinin hepsinden hâsıl olmuşdur. Bundan dolayı, bu mubârek ayın, Kur'ân-ı kerîm ile tâm bağlılığı vardır. Çünki, Kur'ân-ı kerîmde bütün üstünlükler bulunmakdadır. Bu ayda da, o üstünlüklerden hâsıl olan bütün iyilikler bulunmakdadır. Bu bağlılıkdan dolayı, Kur'ân-ı kerîm bu ayda nâzil oldu. Bekara sûresinin yüzseksenbeşinci âyetinde meâlen, (Kur'ân-ı kerîm, Ramezân ayında indirildi) buyuruldu. Kadr gecesi bu aydadır. Bu ayın özüdür. Kadr gecesi, çekirdeğin içi gibidir. Ramezân ayı da, kabuğu gibidir. Bunun için, bir kimse, bu ayı saygılı, iyi geçirerek bu ayın iyiliklerine, bereketlerine kavuşursa, bu senesi iyi geçerek, hayrlı ve bereketli olur. Allahü teâlâ, hepimizi bu mubârek ayın iyiliklerine, bereketlerine kavuşdursun. Herbirimize bundan büyük pay versin! Resûlullah “aleyhissalâtü vesselâmü vettehıyye” buyurdu ki, (Oruclu olan kimse, hurma ile iftâr etsin! Çünki hurma bereketlidir). O Server “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem”, hurma ile iftâr ederdi. Hurmanın bereketli olması şöyledir ki, onun ağacına (Nahle) denir. Bu ağacın yaradılışında, topluluk ve adâlet vardır. İnsanın yaradılışı da böyledir. Bunun içindir ki, Peygamberimiz “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” Nahle ağacına, Âdem oğullarının halasıdır dedi. (Halanız olan nahleye saygı gösteriniz! Çünki bu ağaç, Âdem aleyhisselâmın çamurundan kalan artıkdan yaratılmışdır) buyurdu. Görülüyor ki, Nahle, Âdem aleyhisselâmın çamurundan yaratılmışdır. Nahleye bereket buyurması, bunda herşeyin bulunduğu için olsa gerekdir. Bunun için, nahlenin meyvesi olan hurma yinince, insanın parçası, dokusu olur. Böylece hurmada bulunan herşey, insana da aktarılmış olur. Hurmada bulunan sonsuz üstünlükler, bunu yiyende de bulunur. Hurmayı yiyen herkes böyle olur ise de, oruclu kimse, iftâr zemânında, şehvetlerden ve dünyânın geçici zevklerinden temiz olduğu için, hurmadan pekçok istifâde eder. Anlatdığımız fâideleri dahâ tâm ve dahâ olgun olur. O Server “aleyhi minessalevâti efdalühâ ve minettehıyyâti ekmelühâ”, (Mü'minin sahûrunun hurma ile olması ne güzeldir) buyurdu. Bu da belki, hurma insanın dokularına karışınca, insanın hakîkatini temâmladığı içindir. Oruclu iken, böyle şey olmadığı için, bunun karşılığı olarak sahûrda hurma yimenin güzel olduğunu bildirmişdir. Hurma yimek, çeşidli yemekleri yimek gibi fâideli olmakdadır. Hurmanın bu bereketi, kendisinde herşey bulunduğu için, iftâr zemânına kadar insanda kalır. Hurmanın bu fâidesi, ancak islâmiyyete uygun olarak yinildiği, islâmiyyetden kıl ucu kadar ayrılık bulunmadığı zemândır. Tâm fâidesine kavuşmak için, bir ağacın bir meyvesi olarak değil, bildirdiğimiz topluluğunu, bereketini düşünerek yimek lâzımdır. Yalnız bir meyve olarak yinirse, yalnız madde, kalori fâidesi elde edilir. İşin iç yüzü bilinerek yinirse, bereketine kavuşulup, bâtını da besler. Bereketine kavuşmadan yimek kusûr olur. İftârı erken, sahûru geç yapmakda da, bu incelik vardır. Vesselâm.” Rabbani
Çocuklarını haftada üç gün kreşe gönderen ebeveynlerin ödediği ücretin yüzde 90'ını devlet karşılayacak. Bunun için herhangi bir uygunluk testi gerekmiyor. Desteğin önümüzdeki dört yıl boyunca yaklaşık 430 milyon dolara mal olması bekleniyor.
Sizlerle yılın bu zamanında dört yıl önce başlattığım seriyi sürdürüyoruz. Geçirdiğimiz yılın bir muhasebesini yapıp, önümüzdeki yıl için bir plan yapıyoruz.Bunun için Year Compass adlı çalışmadan faydalanıyoruz. Macar bir grup arkadaşın yılbaşı gecesi için hazırladıkları birkaç soru içeren kitapçık 2012'de viral oluyor. O zamandan beri 61 ülkeden 500'den fazla gönüllü ile uluslararası bir hareket haline geliyor. 52 dildeki bu ücretsiz form milyonlarca kez indirilmiş.Arka arkaya sorularla, sağından solundan, kıyıdan köşeden yılınızın özetini önünüze döküyor ve analiz ettiriyor, ardından önümüzdeki yıl için kararlar aldırıyor.Bu çalışmayı son dört senede bireysel olarak yapıp der ya topluluğu içinde grup halinde değerlendiriyoruz, herkes uygun gördüğü kadarını paylaşıyor haliyle. Bu yıl da doldurduğumuz formlar üzerinden birlikte geçip, belki aklımızda net olmayan bazı kısımları netleştirmek için birbirimizden destek, ilham almış olacağız. Bu kararları alırken, başkalarının da benzer savaşlar verdiğini yani yalnız olmadığınızı bilmek ve bunları paylaşmak bize güç veriyor.Ben kendi adıma yıl içerisinde etraflıca bir değerlendirme yapma imkanı bulamıyorum. Bu çalışmayı yapacağımı bildiğim için kayıt tutmaya biraz daha dikkat ediyorum sadece, katıldığım etkinlikler, tanıştığım insanlar hakkında mesela.Bu yıl ilk kez yapay zekayı işe koşayım dedim. Zira 2025'te tamamen Microsoft ürünlerinden çıkıp Google'ın ürünlerini kullanmaya başladım bu kayıtların çoğunun bulunduğu Outlook yerine Gmail, Google Calendar kullanıyorum. Gemini'dan bana bir özet hazırlamasını istedim ama çok verimli olmadı, biraz da notları sadece kendimin anlayabileceği şekilde girdiğim için. Belki onları da tag'lemem gerekiyor, tanışma toplantısı, davetli olduğum etkinlik gibi gibi. Her neyse yine kendim geçtim üzerinden ve bana daha iyi hissettirdi, detaylara girmek, bağlantıları kendim keşfetmek, üstünkörü bir özet yerine.Formu doldurduğumda her defasında bir örüntü yakalıyorum, neyi fazla veya eksik yaptığımı görebiliyorum. O anda koyduğum hedefler de yıl içinde değişebiliyor ama kısa süre için bile olsa bir yön belirlemek gerek. Zira bu hiç bitmeyecek bir yolculuk, ben de küçük adımlarla farklı patikalar deneyerek yolculuktan aldığım keyfi arttırmaya çalışıyorum.https://yearcompass.com/tr/#download/Support the show
Ne kadar iyi bir ve uyumlu bir insan da olsan kendi istediğin hayatı kimse sana sunmayacak. Bunun için çatışmak ve savaşmak zorundasın.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde Emin ve Ömer'e harika bir konuk eşlik ediyor: Pınar Kiilerich! Danimarka'da yaşayan ve Danca öğreten Pınar Kiilerich, sosyal medya hesaplarında paylaştığı öğretici ve eğlenceli içeriklerle büyük ilgi görüyor. Birlikte Danimarka'daki kültür şoklarını, Danimarka ve Türkiye'nin arasındaki farkları, günlük yaşamın güzelliklerini ve yurt dışında yaşamın perde arkasını konuştuk. Hem kahkahalarla dolu hem de ufuk açan bir sohbet oldu. Bu keyifli bölümü sakın kaçırmayın! Dinledikten sonra Pınar Hanım'ın paylaşımlarına göz atmak için instagram.com/pinarkiilerich adresini ziyaret etmeyi unutmayın. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Pınar Kiilerich'in Instagram hesabını buradan ziyaret edebilirsiniz.
HAYATIMIN EN ACI DERSİ İspanya'nın güneyinde Estepona isimli küçük bir kasabada büyüdüm. On altı yaşındayken bir sabah babam benden kendisini arabayla 30 kilometre uzaktaki bir köye götürmemi istedi. Ancak onu Mijas'a götürdükten sonra arabayı bakım için yakındaki bir tamirhaneye bırakmam gerekiyordu. Araba kullanmayı öğrenmiştim fakat pratik yapmak için pek de fırsatım olmamıştı. Onun için bu teklifi hemen kabul ettim. Babamı Mijas'a götürdüm. Onu öğleden sonra saat dörtte alacaktım. Sonra arabayı tamirhaneye bıraktım. Birkaç saat vaktim vardı. Ben de tamirhanenin yakınında bir sinemada film izlemeye karar verdim. Fakat sinemada çok vakit geçirdiğimin farkında değildim. Saat altı olmuştu. Dolayısıyla iki saat geç kalmıştım. Babam, sinemaya gittiğimi öğrenirse bana kızabilirdi. Bir daha arabayı kullanmama izin vermezdi. Ona tamirhanede arabanın işini uzun sürdüğünü söylemeye karar verdim. Buluşacağımız yere vardığımda babamın caddenin köşesinde umutla olduğunu gördüm. Geç kaldığım için özür diledikten sonra ona arabanın işinin uzadığını söyledim. Bunun üzerine babamın bana nasıl baktığını asla unutamam. Babam: – Bana yalan söylediğin için çok üzüldüm Jason, dedi. – Ne demek istiyorsun baba? Gerçeği söylüyorum, dedim. Babam, bana tekrar baktı. – Sen geç kalınca tamirhaneyi aradım ve bir problem olup olmadığını sordum. Bana senin henüz arabayı almaya gelmediğini söylediler. Yani araba ile ilgili bir problem olmadığını biliyorum. Birden ne kadar büyük bir suç işlediğimi anladım ve babama gerçeği itiraf ettim. Babam beni üzgün bir şekilde dinledi. – Kızgınım ama sana değil, kendime. Eğer sen bunca yıldan sonra bana yalan söyleyebiliyorsan demek ki ben iyi bir baba olamamışım. Kendi babasına bile yalan söyleyebilen bir çocuk yetiştirmişim. Eve yürüyerek döneceğim ve bu arada neyi yanlış yaptığımı düşüneceğim. – Ama baba... Eve 30 kilometre yol var ve hava da karardı. O kadar yolu yürüyemezsin, dedim. Babam, ne özür dilemelerime, ne itirazlarıma, ne de diğer söylediklerime kulak astı. Onu hayal kırıklığına uğratmıştım ve hayatımın en acı derslerinden birini almak üzereydim. Babam, tozlu yollarda yürümeye başladı. Ben de arkasından arab ile onu izliyordum. Ondan özür diliyor ve arabaya binmesini rica ediyordum. Maalesef beni duymazdan geliyor ve üzgün bir şekilde yürümeye devam ediyordu. 30 kilometre boyunca 10 kilometre süratle onu takip ettim. Babamın hem bedensel hem de duygusal olarak bu kadar sıkıntı çekmesine şahit olmak hayatımın en üzücü ve acı veren dersi olmuştur. Aldığım bu dersten sonra bir daha yalan söylemedim. Jason BOCARRO