village in West Azerbaijan, Iran
POPULARITY
Today we visit a baklava shop in Istanbul at the intersection of autocracy, violence and urban renewal. Kelly speaks with journalist Suzy Hansen, author of the book “ From Life Itself: Turkey and Istanbul in the Age of Erdogan” about a 2019 attack on a Syrian-owned sweet shop and what it says about Turkey today. (Note: the sweet shop we discuss in this episode, El Nour, is still open today and can be found in Istanbul's Karagümrük neighborhood, here is a link on Google Maps.) Hosted by Simplecast, an AdsWizz company. See pcm.adswizz.com for information about our collection and use of personal data for advertising.
From Suzy Hansen, whose previous book, Notes on a Foreign Country, was a finalist for the Pulitzer Prize, From Life Itself: Turkey, Istanbul, and a Neighborhood in the Age of Erdoğan (Farrar, Straus & Giroux, 2026) is a story for a world out of joint. An absorbing account of one neighborhood in Istanbul that has seen profound change, it offers lessons for all of us who feel the pressure of the disorienting global forces remaking our lives. Karagümrük, a neighborhood once dominated by Ottoman-era homes, is now known for petty thieves, cheap apartment blocks, and an influx of Syrian refugees. It's here that Hansen went looking for the truth behind the Turkish president Recep Tayyip Erdoğan's authoritarian turn, a catastrophic regional war, and an accelerating geopolitical crisis. She asks: Was Turkey a harbinger of what would soon arise in other countries, the resurgence of authoritarianism? Or do the lives in this neighborhood, and the transformations of Erdoğan's Turkey, reveal a more complex story? During a decade spent reporting from Karagümrük, Hansen discovered the neighborhood's secrets and got to know some of its people: Ismail, the longtime muhtar, or neighborhood councilman; Huseyin, a loyalist in Erdoğan's Islamic nationalist AK Party; and Ebru, a real estate agent and mother with ambitions to unseat Ismail. Through these local perspectives, Hansen connects the events unfolding in Karagümrük to the forces roiling Turkey, the Middle East, and the world, capturing the sweep of the last ten years in microcosm. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK), Temmuz ayı toplantısı için bu hafta Perşembe günü toplanıyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa ülkeleri, vatandaşlarına en konforlu vaatlerinden biri olan sosyal refah devlet modelini sundular. Sosyal refah devletini temsil eden ücretsiz sağlık, nitelikli eğitim, iyi emeklilik maaşları ve huzurlu bir yaşam için savunma harcamalarını minimum seviyede tuttular. Bu dönem de bir çok Avrupa ülkesi, kaynaklarını sosyal refah devletine ayırırken, güvenliklerini NATO'ya ve ABD'ye teslim ettiler.
On yıl önce bugün, 15 Temmuz'da, Türkiye siyasi tarihinin en ağır saldırısı yaşandı. Tarih yapıcı milletimiz, Anadolu'daki bin yılı boyunca hiç tanık olmadığı, en alçak ihanet örneği ile yüzleşti. Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) kullanılarak ülkemize açık bir saldırı yapıldı. Elli yıl boyunca Batılı istihbarat teşkilatları tarafından korunan, beslenen, devlet içine yerleştirilen, dünya genelinde örgütlenen bir yapı, bir terör örgütü, Türkiye Cumhuriyeti'ni rehin almaya, ülkemize diz çöktürmeye çalıştı. Milletin ve devletin imkanları kullanılarak milleti, ülkeyi ve devleti yok etmeye çalıştı.
Türkiye çok ama çok uzun zamandır ikiye ayrılmış durumda. Bu ayrımın köklerini, ayrışmayı daha Türkiye, Osmanlı'yken bile görmek mümkün. Bence İsmet Özel'in yıllar önce “İçimden Şu Zalim Şüpheyi Kaldır Ya sen Gel Ya Beni Oraya Aldır” isimli şiirinde geçen “İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır” mısraında bahsettiği de tam olarak bu. Bu sağırlık bizi gerileten bir husus. Ama sağır kesilmeyip kulak kabartmanın da bir yolu yordamı olması lazım. İçimizden birçoklarının bu kulak kabartmaya kanarak kendi dünyalarına sağırlaştıklarını gördük/görüyoruz. Bu kişilerin anlamadığı: “Davulun sesi sadece uzaktan hoş geliyor.” Gittikleri karşı mahallede eskisinden daha mutsuzlar. Mutsuzluklarının sebebinin kendileri olduğunu anlamaları için bir ömür onlara yeterli olmayacak.
ABD'li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, “ani ve kısa süren” bir rahatsızlık yüzünden öldü. Ölümü ABD ve İsrail de derin bir üzüntü uyandırdı. İsrail'de ardı ardına taziyetler yayınlandı, “İsrail büyük bir dostunu kaybetti” ifadeleri kullanıldı. Normaldi: Çünkü Graham, İsrail karşıtı herkesi antisemit olarak niteliyor, “hayatının sonuna kadar İsrail'e hizmet edeceğini” açıklıyor, Gazze'deki soykırıma büyük destek veriyor, İsrail'e daha fazla destek vermesi için Trump'ı provoke ediyordu.
Kim ne derse desin; Ankara'daki NATO Zirvesi, dünyada derin değişimlere açılan bir kapı olarak tarihe geçecek. Zirve'yi abartmak için söylemiyorum ama, uzunca bir süredir tartıştığımız güç kırılmaları, değişimleri bu zirve ile resmileşiyor.
İktisat literatüründe silah-tereyağı ikilemi, kıt kaynakların savunma harcamaları ile toplumsal refah arasındaki tercihini ifade eder.
Favori mekanlarımdan Meşher'de geçtiğimiz haftalarda Makbule Merve Uca'nın küratörlüğünde Seyahat Sanatı başlıklı bir sergi açıldı. Sergi, seyahati basit bir yer değiştirme eylemi değil; bilginin, iktidarın, inancın, savaşın ve ticaretin iç içe geçtiği büyük bir kültürel hareket olarak ele alıyor. Bugün hız ve konfor demek olan seyahat, geçmişte tehlike, merak, strateji ve hayal demekti.
Türkiye, belki de bu yüzyılın en önemli zirvesine ev sahipliği yapacak. Belki NATO üyeleri de 21. Yüzyılın en kritik toplantısını yapacak. ABD-NATO ilişkilerinin gevşediği, Avrupa içi anlaşmazlıkların tırmandığı, Türkiye'nin devasa bir askeri güce dönüştüğü bir dönemde, bu zirve sadece bir NATO Zirvesi olarak kalmayacak.
1949 yılında Sovyet tehdidine karşı 12 kurucu üye ile yola çıkan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), bugün 32 üyesiyle tarihinin en yüksek bütçeli ve en geniş sınırlarına ulaştığı dönemi yaşıyor.
Türkiye, son 20 yılda özellikle YEKDEM (Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması) desteği sayesinde vahşi depolamadan kontrollü bertaraf sistemine geçişte büyük ilerleme kaydetti.
İsrailli yetkililer ısrarla; “Türkiye'nin İsrail'i yok etmek istediğini” söylüyor. Hemen her açıklamada, eski ve yeni siyasetçilerin tamamında, güvenlik çevrelerinin her ifadesinde, Netanyahu'nun sözlerinin hepsinde açık ya da gizli mesaj, cümle bu.
Bazı sergiler vardır, size sadece bir ismi hatırlatmakla kalmaz; o ismin merceğinden koskoca bir döneme bakışınızı kökten değiştirir. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nde açılan ve 4 Ekim tarihine kadar devam edecek “Maceraperest Bir Mimarın Fotoğrafhanesi: Arif Hikmet Koyunoğlu 1893-1982” tam da böyle bir sergi. Çoğumuz onu Ankara Etnografya Müzesi ya da Türk Ocağı Binası'nın mimarı olarak biliyoruz belki ama bu sergi, bizi çok daha derin bir yolculuğa çıkarıyor. İmparatorluğun son yıllarına, işgal altındaki İstanbul'a ve Cumhuriyet'in kuruluş sancılarına doğrudan onun objektifinden bakıyoruz.
2017 yılından bu yana; dünyanın “Güçlü Liderler, Patron Devletler” dönemine girdiğini, İkinci Dünya Savaşı sonrası düzenin bittiğini, o dönemin ezberleri ile geleceğin dünyasını tahmin etmenin imkânsız olacağını, “güç tanımı”nın esas olduğunu, bu yüzden ülkelerin alabildiğine güce yatırım yapacağını yazıyorum.
Küresel ticaret savaşları, yaptırımların ekonomik silah olarak kullanılması, dolardan uzaklaşma çabaları ve rezerv varlıklarının dondurulma riski başta da gelişmekte olan ülkeleri rezervlerini çeşitlendirmeye zorlamaktadır.
Ekonomide reel sektörün kolunu kanadını kıran, yatırım iştahını azaltan ve üreticinin omuzlarına yüklenen en ağır maliyet kuşkusuz yüksek faizdir.
Atlantik İttifakı NATO'nun 7-8 Temmuz'da Ankara'da yapılacak 36. zirvesi, küresel iktidar alanlarındaki büyük sarsıntılar hesaba katıldığında, belki de “son büyük zirve” olacak. Çünkü dünya, yarınların güç haritasına dair “ezberlenmiş doğrular”ın çok ötesinde gerçeklerle yüz yüze. Bir adım sonrasında hangi ülkenin kimlerle ortaklık yapacağına dair bilinmezlikler çok arttı.
Bazı şehirler vardır; nüfuslarıyla, ekonomileriyle ya da siyasi güçleriyle öne çıkar. Bazıları ise dünyanın hayal gücünü yönetir. İsviçre'nin nüfusu iki yüz bini bile bulmayan Basel şehri, her yıl birkaç günlüğüne dünyanın sanat başkentine dönüşüyor.
ABD ve İran arasında İsviçre'deki görüşmelerde gerçek bir anlaşmaya varırsa, coğrafyada nasıl bir güç haritası oluşacak?
Bugün dünya ekonomisinin için en büyük risklerden birisi enerji arz güvenliğinin tehlikeye girmesidir.
Kimi sanatçılar öldüklerinde geride eserlerini bırakırlar. Kimileri ise eserlerinden daha büyük bir bakış biçimi bırakır. David Hockney ikinci gruptandı. Onun ardından yalnızca Los Angeles yüzme havuzlarını, Yorkshire tepelerini, Normandiya bahçelerini ya da parlak renklerle kurulmuş portreleri konuşmak yetmez. Hockney'nin asıl mirası, dünyaya bakmanın hâlâ mümkün, hatta gerekli olduğunu bize inatla hatırlatmasıydı.
ABD ile İran arasındaki mutabakat, İsrail'i ciddi şekilde rahatsız etmiş görünüyor. Kesin bir anlaşmaya varılırsa, İsrail'in endişesi çok daha da artacak hatta korkuya dönüşecektir. Eğer bir danışıklı dövüş yoksa, eğer İsrailli çevrelerden gelen tepkiler bir kurgu değilse, ABD'nin “İsrail'e rağmen” bu anlaşmayı yaptığı açığa çıkar. Bu da İsrail-ABD ilişkilerinde bir şeylerin sorgulandığına dair dünyanın genel beklentisini besler.
Küresel ekonomi, ABD, İsrail-İran savaşının sona ermesi nedeniyle derin bir nefes alıyor. Savaşın sona ermesi körfez bölgesinde diplomatik kanalların yeniden açılmasına, küresel jeopolitik risk haritasının yeniden çizilmesine ve enerji denkleminin yeniden kurulmasına yol açacaktır. Dolayısıyla, savaşın sona ermesinin en güçlü ve en hızlı yansıması küresel enerji piyasalarında ortaya çıkmaktadır.
Doğu Akdeniz'de son yıllarda keşfedilen enerji rezervleri, bölgeyi enerji kaynakları sahası olmaktan çıkarıp; küresel güçlerin, bölgesel ittifakların ve iş birliklerinin yarıştığı jeopolitik bir satranç tahtasına dönüştürdü.
Savaş ilan etmenin de, barış anlaşması yapmanın da makul, ciddi sebepleri kalmadı. Söz konusu İsrail olunca, onu koruyan ABD olunca, sebepsiz savaşlar ilan edilebiliyor, dünyanın birçok ülkesi bu savaşa mahkûm edilebiliyor, savaşın acılarına katlanıyor.
“Coğrafya silahtır” söylemini, uzun süredir düşünce dünyamın baş köşesine koydum. Türkiye'ye, yaşadığımız bölgeye, dünyaya bakarken, coğrafyanın gücü ve milletlerin kaderi üzerinden bakmayı ilke edindim. Buradan görünen fotoğrafın, sadece Türkiye'nin bugününü ve fırsatlarını değil, siyasi tarihin biçimlenmesini, geleceğin şekillenmesini nasıl da formatladığını, önümüze nasıl bir yol çizdiğini gördüm.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı 2024 yılı "Enerji Hesapları" verileri, enerjinin kullanım alanlarını, makroekonomik göstergeler ile ilişkisini ve enerji kayıplarının derecesini göstermesi açısından önemlidir.
Journo'da yayımlanan Olkan Özyurt imzalı “Kültür sanat gazeteciliği yoğun bakımda” başlıklı yazı kültür-sanat dünyasında tartışmalara neden oldu. Herkesin kendisine göre çözüm önerileri mevcut ama bence çoğu kişi büyük resmi görmekten kaçınıyor.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin; “İçten içe büyüttüğüm niyazım şuydu: Rabbim bana bir gün de olsa Kudüs Valiliğini nasip et” mesajı bu coğrafyanın ülküsünü, kalbindeki hasreti, akli ve vicdani hedefi yansıtır.
Ekonomi yönetiminin dengede tutması gereken üç temel gösterge faiz, enflasyon ve ekonomik büyümedir.
Türkiye bizim canımız. Sadece bizim değil, büyük coğrafyanın da vatanı. Ona yönelik dostluklardan büyük sevinç duyarız. Ona yönelik düşmanlıklara korkunç öfke duyarız. Dostlarımızı başımızın üstünde tutarız. Düşmanlığımız da sınırsızdır. Bu temel eksenimiz hiçbir zaman esnemez, değişmez. Tarih buna tanıktır. İnsan tarihinin en keskin güç kırılmalarının yaşandığı, dostlukların ve düşmanlıkların birbirine karıştığı bu dönemde, kimler Türkiye'nin yanında kimler değil, çok ince detaylara kadar sorgulayacağız. Çünkü yeni bir tarih yolculuğu başlarken, biz yeniden yola çıkmışken, kimlerle yol yürüyeceğimize çok dikkatli bakacağız.
Mayıs ayı enflasyon oranı yarın açıklanıyor. Mayıs ayı enflasyonu ve haziran ayında açıklanacak enflasyon verisiyle 2026 yılı ilk 6 ayında gerçekleşecek enflasyon oranı da belirlenmiş olacaktır.
Kanye West benim için çok şey ifade eden bir isim değil. Ne hayatımın bir dönemini onun şarkılarıyla hatırlıyorum ne de müziğiyle aramda özel bir bağ var. Hatta onu çevreleyen tartışmalar, savrulmalar ve popüler kültürün bütün o parıltılı gürültüsü çoğu zaman müziğinden daha fazla görünür olmuştur. Fakat bazı hadiseler, merkezindeki kişiden daha büyük bir anlam taşır. İstanbul'da 118.000 kişinin katılımıyla gerçekleşen ve rekor olarak kayda geçen bu konser de tam olarak böyle bir hadise.
CHP'nin yaşadığı sancılar bir “siyasi parti meselesi” değil, “Türkiye meselesi”dir. Bir siyasi partiye darbe yapma değil, Türkiye'ye darbe girişimi meselesidir. Genel Başkanın kimin olacağından, içerideki hiziplere kadar, yaşanan iç çatışma, “Türkiye'nin Kurucu Partisi”nin “Türkiye Ekseni”nde kalıp kalmayacağına dair verilen savaşın kendisidir.
Dünyada ekonomi güç dengesi değişiyor. Dünya ekonomisinin artık yalnızca IMF ve Dünya Bankası gibi finansal kurumlar tarafından değil, enerji arz güvenliği, lojistik rotalar ve kritik madenler tarafından belirlendiği bir ekonomik düzene geçiyoruz.
Enerji koridorlarındaki risklerin arttığı bu dönemde, enerji arz güvenliğini sağlamanın, ekonomik kırılganlığı azaltmanın ve makroekonomik istikrarı kalıcı kılmanın yolu yenilenebilir enerjiden geçiyor.
Avrupa ve ABD'nin küresel iktidar alanındaki tekeli sonsuza dek kırıldı. Artık dünyayı onlar yönetmiyor, onların dışında bir dünya hızla yükseliyor. Sömürgeciliğin başlangıcından bu yana, yüzyıllar sonra, insan tarihinde en olağanüstü bir değişim geliyor. Birinci Dünya Savaşı'nı, İkinci Dünya Savaşı'nı kazanan, en son Soğuk Savaş'ı kazanan Batı'nın yeni bir dünya inşa etmeye dönük planları paramparça oldu. Oysa iki dünya savaşında sonra kurdukları gibi, yeni düzeni de kendilerinin kuracağından çok eminlerdi.
Doğu Akdeniz, son yıllarda sadece keşfedilen ve üretilen milyarlarca metreküp doğalgaz rezerviyle değil, ortaya çıkan güç siyaseti ve enerji denklemi ile dünyanın gündeminde yerini almaktadır. Şüphesiz ki, Doğu Akdeniz' de güç siyaseti ve enerjide öne çıkan en sorunlu ve tartışmalı aktör ise İsrail'dir.
Bazı şehirler vardır, bir etkinliğe ev sahipliği yaptığında yalnızca mekan sunar. Salonlarını açar, otellerini doldurur, havalimanından merkeze uzanan yolu kolaylaştırır. Etkinlik bittiğinde afişler sökülür, masalar toplanır, konuşmalar dosyalara kaldırılır. Geriye birkaç fotoğraf, birkaç sosyal medya paylaşımı ve çoğu zaman unutulmaya mahkum bir program kitapçığı kalır.
“Vatan” kavramı artık kara sınırlarıyla tanımlanmıyor. Bir ülkenin egemenlik alanı, kara sınırları ile ölçülmüyor. “Milli sınırlar” dediğimiz, çoğu zaman “ulus-devlet” ölçekli “ülke” tanımı bu yüzyılda ayakta kalmak için yetmiyor.
Enflasyon, Türkiye ekonomisinde kronikleşmiş yapısal sorunlardan birisidir.
İsrail ve ABD'nin İran'a saldırısından günler sonra, Irak topraklarında, Necef Çölü bölgesindeki ıssız bir yerde İsrail'in “korsan askeri üs” kurduğu ortaya çıktı. Olayı ABD basını haber verdi. Ancak 5 Mart'ta bu bölgede İsraillilerle çatışma olduğu haberlerini hatırlıyorum.
Körfez bölgesinde yaşanan savaş nedeniyle devam eden enerji krizi, enerji politikalarının değişimini zorlamaktadır. Enerji politikalarında değişim, hem enerji arz eden hem de enerji talep eden ülkeler açısından zorunluluk oldu.
Bazı sergiler vardır, kapısından içeri girdiğinizde yalnızca duvarlara asılmış işleri görmezsiniz; bir coğrafyanın bastırılmış sesini, toprağın altında kalmış cümlelerini, haritalardan silinmiş köylerin inatla geri dönen hatırasını da hissedersiniz.
Artık tehditler sınırlarımızın sıfır noktasından gelmiyor. Onu yaşadık. On yıllarca hem içeride hem sınırlarımızın sıfır noktasında tehditlerle yüzleştik. Bunun en bariz örneği Suriye oldu, Irak oldu.
Ekonomiler, köklü ve hızlı bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Ekonomilerin büyümesi yüksek GSYH'ye ulaşması ve dolayısıyla dünya ekonomisinde üst sıralara çıkması ve bunu sürdürebilmesi için; teknolojiye yatırım yapılması, enerji kaynaklarına erişiminin kesintisiz sağlanması ve üretimin merkezinde olan veriyi işleyecek nitelikli işgücüne sahip olunması olmazsa olmazlardandır.
Dinlediğimiz bir şarkıdan ya da izlediğimiz bir filmden neden utanırız? Beğenilerimiz gerçekten bize mi ait, yoksa içine doğduğumuz sınıfın ve "kültürel sermayenin" birer yansıması mı? Bu bölümde, son yıllarda dilimize dolanan "guilty pleasure" kavramına odaklanıyoruz. Antik Yunan'dan Bourdieu'ya, Karagöz ve Hacivat'tan günümüz sosyal medya kültürüne uzanarak hazzın ve utancın izini sürüyoruz. Gelin, olmak istediğimiz insanla olduğumuz insan arasındaki o mesafeyi birlikte keşfedelim! - Sunan: Barış Özcan - Yazan: Seray Soylu - Son Okuma: Kevser Yağcı - Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt - Yapımcı: Podbee Media - Tüm bölümler ve daha fazlasına Podbee App ve podbeemedia.com'dan ücretsiz bir şekilde ulaşabilirsiniz! ----- Podbee Sunar ------ Bu podcast reklam içermektedir.
El jugador chileno fue presentado con el Karagümrük de Turquía tras dos años con América, donde fue parte del tricampeonato, pero las ausencias y lesiones opacaron su paso por el conjunto de Coapa. Los expertos analizan cuánto puede afectar o beneficiar a las Águilas esta baja. Learn more about your ad choices. Visit podcastchoices.com/adchoices