POPULARITY
Categories
İhtiyaçlarımızdan fazla olan giyecek, yiyecek, içecek gibi şeyleri Resûlullâh (s.a.v) Efendimiz'in ahlâkına uyarak- tasadduk etmemiz ve toplayıp saklamamamız, Efendimiz (s.a.v.)'in bizlere emir ve vasiyetlerinden biridir. Sadakasız bir gün geçirmemeye dikkat etmeliyiz. Mal cinsinden sadaka verecek bir şey bulamadığımız takdirde, Kur'ân okumak, Allâh (c.c)'u tesbih etmek, Resûlullâh (s.a.v) Efendimiz'e salât ve selâm getirmek suretiyle sadakada bulunmalıyız. Aliyyü'l-Havvâs (rh.a), bir fakir kendisinden bir şey istemiş olsa, yanında bulunan para veya yiyecek gibi ne varsa ikiye böler, bunun yarısını fakire verir ve "Hâkk Teâlâ, kendisini fakir kardeşinden üstün tutandan nefret eder" derdi. Muhtelif hadîs-i şerîflerde de sadaka vermenin önemine işaret edilmiştir. Şu hadîs rivayet edilmiştir: Resûlullâh (s.a.v.), "Sadaka malı eksiltmez veya sadaka vermekle mal eksilmez" (Müslim) buyurmuşlardır. Bir hadîste Resûlullâh (s.a.v.) "Suyun ateşi söndürdüğü gibi verilen sadaka da kişinin hatalarını düzeltip söndürmüş olur" (Ebu Ya'lâ) buyurmuşlardır. Bir hadîste, "Sadaka az olsa dahi, Râbbin hiddet ve gazâbını söndürdüğü gibi, kötü ölümü de kişiden uzaklaştırır" (Tirmizî) buyurulmuştur. Yine bir rivayet de şöyledir: "Hâkk Teâlâ bir sadaka ile yetmiş kötü ölüm kapısını kapamış olur." Şu hadîs rivayet edilmiştir: "Kıyâmet gününde kişi, insanlar arasında hüküm verilinceye kadar sadakasının gölgesi altında bulunur." (İmâm Ahmed) Başka bir hadis-i şerifte: "Sadaka vermekte acele ediniz, zira belâ sadakayı geçemez." (Beyhakî) buyurulmuştur. (İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.180-185)
İstanbul'un iş dünyası, 3-4 Haziran'da, 25'inci kez düzenlenen ‘Perakende Günleri' için Haliç Kongre Merkezi'ne aktı. Olayın mimarı, Suat Soysal'ı (Soysal Eğitim ve Danışmanlık) kutlamak lazım. Katılım rekorları kıran etkinliğin başrolünde 4 temel konu vardı: Yapay zekâ, verimlilik, veri analitiği ve müşteri deneyimi.
Zorunluluk oluşmadıkça evliliğin korunması ve boşanmaktan kaçınılması gerektiği konusunda pek çok şer'i öğüt ve ilahi uyarı bulunmaktadır. Koca, eşiyle güzel bir şekilde geçinmeli, yani söz ve davranışlarında ona karşı nazik ve cömert olmalıdır. Enes bin Malik (r.a.) anlatıyor: Ben, Hz. Peygamber (s.a.v)'e “Müminlerin iman yönünden en mükemmeli kimdir?” diye sordum. Nebi (s.a.v.): “Ailesine karşı ahlakça en güzel olanlarıdır.” diye cevap verdi. Diğer bir hadiste de “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” buyurulmuştur. Bir kadın kocasının meşrû isteklerine itaat eder, insani zaaflarından kaynaklanan hatalarını düzeltmeye çalışırsa, artık böyle bir kadını boşamak, insaf ve dini hassasiyetle bağdaşmaz. Nitekim ayette: “Eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın.” (Nisâ s. 34) buyurulmuştur. Bu ilahi emrin devamında ise şu uyarı yapılmaktadır: “Allah yücedir, büyüktür.” (Nisâ s. 34) Bu ayet, çok önemli ilahi uyarılar içermektedir. Adeta denilmektedir ki: Allah, sonsuz yüceliği ve büyüklüğüyle birlikte, günahkâr kullarının tövbelerini kabul eder, onları bağışlayarak affeder. O halde, hata yapıp itaate dönen eşleriniz için de siz affedici ve hoşgörülü davranmalısınız. Yine şu anlam ortaya çıkmaktadır: Kadınlar her ne kadar güçsüz olup erkeklerin zulmüne karşı kendilerini koruyamazlarsa da Allah sonsuz kudret ve adalet sahibidir. Kadınlara zulmeden erkeklerden intikam almaya muktedirdir. Erkekler, bunu düşünerek kadınlara zulmetmekten ve gereksiz yere boşamaktan sakınmalıdır! “Evlenin, fakat boşanmayın. Çünkü boşanma, Rahman'ın arşını titretir.” anlamındaki hadis-i şerif boşanmanın ne kadar kötü ve kaçınılması gereken bir şey olduğunu ortaya koymaktadır. (Ömer Nasuhi Bilmen, Ailenin Gücü Nüfusun Geleceği, s.82-83)
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerineemredilen şeyi yapan melekler vardır.” Tahrim 6“Ey inkâr edenler! Bu gün özür dilemeyin! Siz ancak yapmakta olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.” 7Dünyadaki ateşler taşı yakamaz. Cehennem ateşi nasıl bir ateş ki yakıtı insan ve taş?“Keşşâfda, bu ifadeye, "Günahları terkedip, taatları yapmak ve ailenizi, kendinizi sorumlu tuttuğunuzşeylerle sorumlu tutmanız suretiyle, koruyun" manası verilmiştir. Yine bu ifadeye, "Kendinizi, nefsinizidavet ettiği şeylerden koruyun. Çünkü nefis, size kötü şeyleri emreder" manası verilmiştir."Bu ateşin başında iri gövdeli, sert tabiatlı melekler vardır." Cenâb-ı Hakk bu ifadeyle, on dokuzzebânî (cehennem bekçisi melek) ile onların yardımcılarını kastetmiştir. Bunlar, alabildiğine büyük, haşin vesert meleklerdir. Onların bu şekilde yaratılmış olmaları yadırganacak bir şey değildir. Yahut da onlar, Allah'ındüşmanlarına karşı, alabildiğine şiddetli, Allah dostlarına karşı alabildiğine merhametli oldukları için,hilkatlerinde değil de işlerinde böyle serttirler. Nitekim Hak teâlâ (mü'minleri vasfederken), "(Onlar),kâfirlere karşı alabildiğine sert; birbirlerine karşı ise son derece merhametlidirler" (Fetih 29) buyurmuştur.Ayetteki, "Ne emrolundular ise onu yaparlar" ifadesi. işin gerektirdiği ortamdan ötürü onların, çok çetin vesert olduklarına delâlet eder. Çünkü onlar Allah'ın emirlerini yerine getirme ve düşmanlarından intikamalma hususunda asla şefkatli davranmazlar. Burada, meleklerin, âhirette, Allahü teâlâ'nın emir ve yasaklarıile mükellef olmaya devam ettiklerine bir işaret vardır. Çünkü onlardan sâdır olacak isyan. Allah'ın emir veyasağına muhalefet olur."Ey kâfirler, bugün özür dilemeyin" buyurmuştur ki bu, "Onlara, "Bugün mazeret beyan etmeyin" denilecek"takdirindedir. Çünkü mazeret beyan atmek, tevbe etmek demektir. Tevbe ise, cehenneme girdikten sonra,artık makbul değildir. Binâenaleyh mazeret beyan etmek, onlara bir fayda vermez. yani, "Sizin yapmışolduğunuz o kötü amelleriniz, hikmet-i ilahiyye gereği size bu azabı gerekli kılmıştır."Allahü teâlâ, "Eğer yapamazsanız, ki kesinlikle yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan oateşten korununuz. Zira o, kâfirler için hazırlanmıştır" (Bakara, 24) buyurarak, cehennemin kâfirler içinyaratıldığını bildirmiştir. Öyleyse burada, mü'minlere böyle hitap etmesinin hikmeti nedir? Deriz ki:Fasıkların derekeleri, kâfirlerin derekelerinin üstündedir. Çünkü fasıklar da kâfirlerle birlikte, aynı yerde,yani cehennemdedirler. Bundan dolayı mü'minlere, "Bu ateşin kendileri için hazırlandığı kimselerlebirlikte olmamanız için, fısk-ı fücurdan (günahtan) alabildiğine kaçınmak suretiyle kendinizi bu ateştenkoruyun" denmiştir. Bu hitapla, Cenâb-ı Hakk'ın onlara, mürtedlikten korunmalarını emretmiş olması dauzak bir ihtimal değildir.” RaziAli (radıyallahü anh), Katade ve Mücahid şöyle demişlerdir: Yaptığınız işlerle kendinizi koruyunuz, onlarayapacağınız tavsiyelerle de aile halkınızı koruyunuz.el-Kuşeyrî'nin zikrettiğine göre bu âyet-i kerîme nazil olunca, Ömer (radıyallahü anh) şöyle demiş:Ey Allah'ın Rasûlü! Haydi kendimizi koruduk diyelim. Peki aile halkımıza ne yapabiliriz?' Peygamber şöylebuyurdu: "Allah'ın size yasakladığı şeylerden onları alıkoyarsınız, Allah'ın emrettiklerini onlara daemredersiniz.""Sen aile halkına namazı emret, kendin de sabırla ona devam et" (Taha, 20/132)"Önce yakın akrabanı uyar." (eş-Şuara, 26/214)"Çocuklarınıza yedi yaşında namaz kılmalarını emrediniz. (Kılmazlarsa) on yaşında onları (hafifçe)dövünüz ve yataklarını birbirinden ayırınız." Ebû Dâvûd, I, 133; Hâkim“Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürüsünden sorumludur. İnsanların başındaki İmâm (İslâm devletininyöneticisi) bir çobandır ve o, onlardan sorumludur. Adam aile halkı üzerinde bir çobandır ve onlardansorumludur."
1. Zaruret olmadan namaz kılınan yerdeki şeyleri düzeltmek: Çünkü böyle yapmak boş bir hareket ve oyundur. Ancak mecburiyet olursa, müstesna. Namaz kılarken çakıl taşlarını düzelten Ebû Zerr (r.a.)'e Hz. Peygamber (s.a.v.) şu ikazda bulunmuştur: “Ey Ebû Zerr, bunu ya bir defada yap, ya da bırak.” 2. Eli ile selâm almak: Dil ile selâm almak insan kelâmı olduğundan dolayı, namaz kılmakta olan bir kimsenin verilen selâmı dil ile alması namazı bozar. El ile selâm almak ise mekruhtur. 3. Esnemek, gerinmek: Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) namazda esnemeyi menetmiştir. Kişiyi zorlarsa, o zaman mümkün mertebe yutulmaya çalışılır. El de ağzın üzerine konur. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu durumda böyle davranılmasını emretmiştir. 4. Gözleri yummak mekruhtur: Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) bunu yasaklamıştır. 5. Namazı, huzuru bozacak ve kalbi meşgul edecek şeylerin bulunduğu yerlerde kılmak mekruhtur. Çalgı ve eğlencelerin bulunduğu yerlerde namaz kılmak gibi. Mescidlerde çalınması düşünülecek olan ayakkabılarıda arka tarafa bırakmak, huzuru bozacağından mekruh sayılmıştır. 6. Yanmakta olan sobaya, ocağa ve ateş dolu mangala karşı namaz kılmak mekruhtur. Muma, kandile, lâmbaya karşı namaz kılmak ise, mekruh değildir. Yine asılı bulunan Mushaf-ı Şerif'e veya bir kılıca karşı namaz kılmak da mekruh değildir. Çünkü bunlara hiçbir kimse tarafından tapılmamıştır. 7. Bir insanın yüzüne karşı, arada engel olmaksızın namaz kılmak mekruhtur. Fakat bir insanın arkasına karşı namaz kılmak mekruh değildir. Namazda iken yılan ve akrep öldürmenin namaza bir zararı olmaz: Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Namazda bile olsanız, o ikisini öldürün.” (Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî, İbn Mâce) (Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, c. 1, s. 125-126)
El-İdrisî 1099'da Septe'de doğan botanikçi ve coğrafyacıdır. Öğrenimini Kurtuba'da yapmış, Sicilya Kralı II. Roger'in Palermo'daki sarayına yerleşmiş ve burada hayatını kaybetmiştir. 16 yaşında seyahat etmeye başlamış, Anadolu, Güney Fransa, İngiltere, İspanya ve Kuzey Afrika'da geziler yapmıştır. Palermo bilimsel açıdan birtakım üstünlüklere sahiptir. Sicilya Akdeniz, Atlantik ve Kuzey sularından gelen çok sayıda gezginin ve tüccarın uğrak yeridir. Onlardan alınan bilgiler bilimsel çalışmalarını olumlu yönde etkilemiştir. İdrisî'nin tespitlerine göre, dünyanın farklı yerlerinde dağların konumu, akarsuların ve kıyıların uzanışında belirsizlikler vardı. Bunun üzerine Kral Roger dünyanın değişik alanlarına gözlemciler göndermiş, 15 yıl süren çalışmaların sonucunda bunlardan elde dilen bilgilere göre, İdrisî yeni bir coğrafya kitabı yazmıştır. 1154 yılında biten Nüzhetü'l Müştak kitabında Batlamyus'a haritalarında önemli düzeltmeler yapmıştı. Ona göre, Hindistan'ın güneyinde büyük bir kara parçası yoktu. Hazar Denizi büyük bir okyanusun körfezi değildi. Tuna ve Nijer nehirleri gibi çok sayıda akarsuyun akış doğrultusunu doğru bir biçimde belirlemişti. Birçok dağ sırasının uzanış doğrultusu da düzeltilmişti. El-İdrisî kitabında yerkürenin genel ve sistematik coğrafyasını ele almakta ve gerçeğe en yakın bilgiler vermektedir. Yine eser, fizikî, tasvirî, etnokültürel ve siyasî coğrafya üzerine Ortaçağ'da en zor kaleme alınmış kitaplardan biridir. Eser, coğrafyanın yanı sıra botanik, fauna, zooloji ve terapötik alanlarında da kıymetli bilgiler içerir. (Prof. Dr. Alpaslan Aliağaoğlu, Araplarda Coğrafya, s.498-499)
Evvel zamanın birinde, avlanmayı seven yiğit bir şehzade yaşarmış. Yine bir gün ormanda avlanırken kulakları tırmalayan tiz bir ses duymuş. Sesin nereden geldiğini araştırırken gözü bir ağaç dalındaki kuzguna ilişmiş. Bir yılanın, kuzgunu öldürmek üzere olduğunu fark etmiş. Hemen sapanına davranıp yılanı başından vurmuş ve kuzgunu kurtarmış. Bir anda kara bir duman kuzgunun etrafını sarmış ve şehzade bir sesin kendisi ile konuştuğunu işitmeye başlamış...
Meydanlarda, ekranlarda bangır bangır iktidara yürüdüğünü söyleyen Özgür Özel'in diline “Yine de şahlanıyor aman kolbaşının kıratı”nı söylemek yakışırdı.
Bir Hadîs-i Şerîf'te: “Kurbanınızı güzel ediniz. Zîra sizin kurbanlarınız, Sırat üzerinde bineklerinizdir” buyuruldu. Yine bir Hadîs-i Şerîf'te: “Dâvud (a.s.), “Yâ Rabbi, ben Muhammed (s.a.v.)'in ümmetinden, kurban bayramında kurban eden kimsenin sevâbı nedir?” diye münâcât eylediğinde, Allâhü Teâlâ: “O kimseye, kesilen kurbanın her kılı için on sevâb verilir, ondan on günâh silinir. Cennette derecesi on kat yükselir” buyurdu. Sonra yine Dâvud (a.s.), “kurbanın karnını yardığı zaman, sevâbı nedir?” dediğinde, Allâhü Teâlâ, “onu, açlık ve susuzluktan ve kıyâmet gününün şiddet ve korkularından emin ve selâmette olduğu halde, mezarından kaldırır. Ey Dâvud! O kurbanın her parça eti karşılığında, Cennet'te deve kadar büyük kuş, ayağı karşılığında bir Cennet burakı vardır. Bedenindeki her tüyüne karşılık Cennet'te bir köşk, başında her teli karşılığında hûr-i ayndan bir câriye vardır. Ey Dâvud! Sen bilmez misin ki, kurban binekdir. Kurban günâhları mahvedicidir. Belâları gidericidir. Ey Dâvud Sen ümmetine kurban ile emret. Zîra kurban, İbrahim (a.s.)'ın oğluna kesilme bedeli olduğu gibi, mü'minin Cehennem ateşinden kurtulması için de fedâ ve bedeldir” buyruldu. Hz. Alî (r.a.) bir gün Meryem Suresi seksen beşinci âyetini okuyup sonra: “Âyet-i kerîmedeki müttakîler, kıyamet günü seçilmiş atlar üzerine binerler. O güzel atları kurbanlarıdır. Müttakîler öyle binekler üzerinde getirilir ki, kimse onlar gibisini görmemiştir. Üzerlerinde altından eyerler vardır. Yuları zeberceddendir. Müttakîler kafilesi bu bineklerle cennete girerler. Hattâ cennetin kapısını çalarlar” buyurmuştur. (Hz. Seyyid Abdulkâdir Geylani, Gunyetü't-Tâlibin, s.350)
Tüm canlı yaşamının sürdürülebilirliğinde olmazsa olmaz hayati bir değere sahip olan su, şüphesiz insan yaşamı için ayrı bir önem ihtiva etmektedir. Dolayısıyla medeniyetlerin belirlenmesinde su oldukça etkin bir rol üstlenmiştir. Üstlendiği bu rol farklı su kültürlerini de meydana getirmiştir. Öyle ki toplumlar arası suya ait kültürel zenginlikler, ülkelerin gelişmişlik düzeylerini belirleyen önemli ölçütlerden biri olmuş ve uygarlıkların “su medeniyeti” olarak anılmasında etkili olmuştur. Bu vasıfları taşıyan devletlerden biri de Osmanlı Devleti olmuştur. Tarihteki bu haklı ve köklü geçmişi ile uzun yıllar geniş coğrafyalara hükmeden Osmanlı Devleti, Kur'an-ı Kerim'de yer alan “Canlı olan her şeyi sudan yarattık” (Enbiya s. 30) ifadesi çerçevesinde inanç esaslı medeniyet tasavvuru benimseyerek suyu bir “emanet” olarak görmüştür. Bu bakış açısı ile insan ve çevre kaynaklı su sağlığını tehdit eden olası zararları önlemede önemli sorumluluklar üstlenmiş ve sürdürülebilirliği adına kalıcı yaklaşımlar sergilemiştir. Yine bu çerçevede bilhassa su kaynaklarının adaletle dağıtımı, bakım ve onarımlarda gösterilen titiz yaklaşımlar “emanet” kavramının bir tezahürü olarak karşımıza çıkmıştır. Osmanlı Devleti, su ile ilgili yapılanmalardan suyun korunmasına, su mimarisinden vakıf anlayışı kültürüne, yangına müdahalede teşkilatlanmasına, tarihi eserlere duyulan hassasiyet sonucu su yolu güzergâhlarının değiştirilmesine, doğa ile uyumlu estetik anlayışın yaşatıldığı mimari yapılara kadar pek çok alanda örnek rol model olmuştur. (İbrahim Yenigün, Çevre, Şehir ve İklim Dergisi, Sayı 3 (2023), s. 158-172)
Son yıllarda eğitimde yaptığımız üç temel hatamız var. Bunlardan biri “her il'e bir üniversite” projesi. Memlekette evet, nitelikli üniversitelerin sayısının artmasına ihtiyaç vardı ama bunca niteliksiz üniversiteye, gençlerin “istasyon”u ve “beklenti yönetimi merkezi” olarak hiç ihtiyaç yoktu. Yine de bu, bir başka yazının konusu.
Ümraniye'nin tarihi camilerinden biri olan Cevher Ağa Camii'nin yeniden yapılmak üzere yıkıldığını ben de medyadan öğrenince hem biraz endişeye kapıldım hem de orayla ilgili hatıralarım canlandı. Endişemde haklıydım, çünkü tarihi eserlerin tamirinde – kısmen de olsa – tahribat da yapıldığını az çok biliyordum. Hatıralarımın canlanmasına gelince, ben de bu caminin bulunduğu Alemdağ caddesinde yaklaşık on yıl oturmuş ve Cevher Ağa'nın müdavim musallilerinden olmuştum. O zamanlar Cevher Ağa'nın camiye ait olmak üzere yaptırdığı tarihi çeşme de ayaktaydı. Şimdi ise yerinde yeller esiyor. Yine o zamanlar bu kitabeli çeşme ile ilgili yazılar da yazmıştım. Ayrıca bu tarihi mabedin kıblesinin de değiştirildiğini görünce acaba burada kıldığımız namazlar boşa mı gitti diye düşünmekten de kendimi alamamıştım.
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, zaman zaman içinde; orta yaşlarda bir adam ile kendi yaşına, boyuna boyuna, huyuna huyuna, suyuna suyuna uygun bir eşi varmış. Ağrısız başı, kaygısız işi varmış. Gül gibi geçinip giderlermiş. Böyle giderlerken, günlerden bir gün o huzurlu evlerine aniden bir karabasan çöküvermiş. Adamın ocağına sanki incir ağacı dikilmiş. Adama ölüm meleği çıkagelmiş: “Senin bu dünyadaki ömrün bitti. Canını almaya geldim.” demiş. Adam bir anda ne yapacağını şaşırmış. Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık. Bir an bocalamış, sonra kendine gelmiş. Ölüm meleğine demiş ki: “Etme, eyleme! Ben daha gencim, bu dünyadan murat almadım. Oğlan evermedim, kız çıkarmadım. Onların mürüvvetlerini görmedim. Sen bana nasıl kıyıp da canımı alırsın?” Ölüm meleği: “Bu yazı böyle yazılmış. Ben ne yapabilirim ki? Benim elimden bir şey gelmez. Alırım senin canını, benim görevim bu.” demiş. Adam ne kadar yalvarsa da nafile. Bilir ama can bu… Yine de bir faydası olur diye bir teklif sunmuş ölüm meleğine: “Ben kendi canımın yerine bir can bulayım, onu al; benim canımı alma.” Ölüm meleği canı alacaktır ama adam yalvarıp yakarmış. Sonunda ölüm meleği dayanamayarak: “Peki,” demiş, “ama Allah'a bir sorayım. Kabul ederse olur.” Ölüm meleği yüce kata çıkmış, utana sıkıla Cenab-ı Allah'a durumu anlatmış. Allah da: “Yerine bir can bulursa olur.” demiş. Hikâye bu ya… Ölüm meleği tekrar adama gelmiş: “Yüce Allah senin isteğini kabul etti. Yerine bir can getir, senin yerine onun canını alayım.” Adamda bir sevinç, bir sevinç… Şöyle düşünmüş: “Anam bana hep derdi ki: ‘Oğlum, sana canım kurban.' Anam dünya muradını aldı; oğlan everdi, kız çıkardı, torun torba sahibi oldu. Anam bana canını seve seve verir. Anam bana canını vermeyecek de kime verecek?” Gideyim anamdan canımın yerine can isteyeyim, demiş. Varır anasının yanına. Bir kaba koyup anlatamaz derdini ama içi de rahat değildir. Anası bir sıkıntı olduğunu fark eder ve sorar: “Ey benim yiğitler yiğidi oğulcağızım, gönlümün nuru, gözümün süruru oğulcağızım… Sanki senin bir derdin var. Bu güne kadar seni hiç böyle sıkıntılı görmemiştim. Anan sana kurban olsun. Derdin neyse söyle, derman olayım. Uğruna başlar koyayım. Söyle oğlum, derdin nedir?” Adam bu sözleri duyunca cesaretlenir, olanı biteni anlatır ve der ki: “Güzeller güzeli anam, beni dokuz ay karnında taşıyıp da ‘of' bile demeyen anam… Şimdi sen bana canını ver; ölüm meleği senin canını alsın. Ben daha gencim. Bu dünyadan murat almadım. Oğlan everip kız çıkarmadım, torun torba sahibi olmadım. Ben de murat alayım, ana.” Anası der ki: “Oğlum, can aziz, can tatlı… Ben sana canımı veremem. Bilirsin, baban seni çok sever. Git, ondan iste; belki o sana canını verir.” Adam yıkılır. Başından aşağı kaynar sular dökülür. Bir umut kaplar içini: “Babam bana hep ‘Güzel oğlum, yiğit oğlum, civanın civanmerti oğlum, başımın tacı oğlum.' derdi. Ona varayım, belki o verir. Babam bana canını vermeyecek de kime verecek?” Koşar, babasına varır. Baştan sona anlatır: “Güzel babam, yiğit babam, bu obanın hatırı sayılır ağası babam… Bana canını ver; ölüm meleği senin canını alsın. Ben daha gencim, murat almadım. Oğlan everip kız çıkarmadım. Ben de murat alayım.” Babası: “Güzel oğlum, yiğit oğlum… Can aziz, can tatlı. Ben sana can veremem. Dayın seni çok sever, git ona.” der. Adam babasından da aynı cevabı alınca daha da yıkılır. Yine de bir umutla dayısına, halasına, teyzesine, ablasına, abisine; kendisini sevdiğini söyleyen ne kadar akrabası varsa hepsine gider. Hepsinden aynı cevabı alır: “Can aziz, can tatlı; ben sana canımı veremem.” Artık gidecek kimse kalmayınca: “Bari eşimle, çoluk çocuğumla helalleşeyim.” diyerek eve döner. Eve dönünce eşi onun hâlinden hoşlanmaz ve sorar: “Hayırdır beyim? Göz açıp gördüğüm, gönül verip sevdiğim, hanlar hanı beyim… Bu ne hâl? Seni hiç böyle görmemiştim. Söyle, derdine derman olayım.” Adam anlatmak istemez ama eşi ısrar edince anlatır ve der ki:
Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: "İlim öğrenmek, her Müslümana farzdır." Bu hadîs-i şeriften sâbit oluyor ki her Müslümanın, muhakkak din bilgisi edinmesi lâzımdır ve farzdır. Burada din bilgisi edinmekten maksat; muhakkak Arapça okuyup öğrenmek ve öğretmek suretiyle din âlimi olmak değil, kendine yetecek kadar din bilgisi elde etmektir. Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: "Ey Ebû Zerr! Sabahleyin evinden çıkıp Kur'ân-ı Kerim'den bir ayet öğrenmen, senin için yüz rekât (nâfile) namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Yine sen herhangi bir yere gidip de (din) ilmine ait bir mesele öğrenmen, bununla amel edilsin veya edilmesin, yine senin için bin rekât (nâfile) namaz kılmaktan hayırlıdır." Bu hadîs-i şeriften de din ilmi öğrenmenin ne kadar büyük, fazîletli bir şey olduğu ve amel edilsin veya edilmesin din ilmi öğrenmenin lüzum ve önemi sabit olmaktadır. Bazı, "amel etmedikten sonra sorup öğrenmenin ne faydası var?" diyenlerin hata ettikleri de açıkça anlaşılmaktadır. Hadîs-i şerifin metninde, ister amel edilsin, isterse edilmesin sözüyle "öğrenmek" vurgulanmıştır. Bunun da üç şekli vardır: 1. Dinden bir mesele öğrenilip anlaşılınca insan, o meselede sapıklıktan ve yanlış yol tutmaktan kurtulmuş olur. 2. Elde edilen dinî bilgi ile hemen amel edilmese de ileride Allâh'ın hidayetiyle inşâallâh amel edilir. Amel etmek yolunda muhakkak bir gün İlâhî yardım nasip olur. 3. Elde edilen bu bilginin, başka birisine de öğretilmesi mümkündür. Bu takdirde öğretmek için verilen sevap da elde edilmiş olur. (Eşref Ali Tehânevî, Hayâtü'l Müslimîn Müslümanın Günlük Hayatı s.83)
Bir adam peygamberlerden birini herhangi bir şeyle ayıplamış olsa kâfir olur. Bir kişi Kurân'dan bir ayeti maskaralık şekli üzere (alay ederek) okusa kâfir olur. (Fetevay-i Zahiriye) . Bir adam gerçekten Kuran mahlûktur yani yaratılmıştır demiş olsa ve bu şekilde itikat etse kâfir olur. Bir kişi Allâh Kurân'da bilmem ki şunu neden zikretti demiş olsa kâfir olur. Yine bir kişi çalgı çalmak üzere Kurân-ı Kerîm'i okumuş, olsa kâfir olur. Cenabı Allâh'ın kelâm-ı mübârekini kendi sözü gibi kullanan kimse kâfir olur. Bir kimse oğlunun zevcesi ile nikâhlanmayı caiz kâbul ederse kâfir olur. Bir adam şer'i ilimlerini gerekli bulmayarak ben ömrümün bidayetimde ilimle meşgul olmadım, diye istihfaf etse kâfir olur. Bir adam; cahil kimse, âlim kimseden iyidir, hayırlıdır demiş olsa tekfir olunur. Bir kimsenin yanında meşru ilimden bir şey bahis mevzu edilse; bir kimse ilmi için küçümseyerek tereddüt ve şüphe ile o hiç bir şey değildir demiş olsa tekfir olunur". (Sugra). Bir kimse mü'minleri bırakıp kâfirleri dost edinse kâfir olur. Ancak dünya işlerinde bir takım önemli hususlar için girişimlerde bulunmak müstesnadır. Bir kimse Kâbe Arapların olsun, bize lâzım değil dese kâfir olur. Bir kimse Kur'an çöl kanunudur, bir işe yaramaz dese kâfir olur. Müslüman bir kimse paskalya olduğu zaman, kâfirlere paskalyanız mübarek olsun demiş olsa bu müslüman kimse tekfir olunur. Tecdid-i imân ve tecdid-i nikâh lâzım gelir. (Behçe). Bir kimse öfke ve şaka ile küfrü ikrar ederse kâfir olur. (Muhtelif Fetva Kitapları)
Yine savaş… Yine ekranların karşısına mıhlanmış durumdayız.
Bugün bayram, eski bir kapı aralanıyor çocukluktan… Bayram sabahı çocukluğum avuçlarımda. Kırmızı ayakkabılar… Yakası siyah kürklü kırmızı manto, sabah uyandığımda baş ucumda olacakmış gibi…
Hz. Peygamber (s.a.v.)'den rivayet edildiğine göre, Hz. İbrahim (a.s.), Cenâb-ı Hâkk'a şunu sormuştur: "Ya Râbbî sana "El-hamdülillah" deyip hamdedenin mükâfaatı nedir?" Cenâb-ı Allâh: "El-hamdülillah şükrün hem başı hem sonudur." diye cevab vermiştir. Hakikat ehli şöyle demişlerdir: "El-hamdülillah" ifadesi şükrün başı olduğu için, Cenâb-ı Allâh onu Kur'ân'ın başlangıcı yapmış, yine bu şükrün sonu olduğu için, Cenâb-ı Hâkk onu cennetliklerin de son sözü kılmış ve "Onların duâlarının sonu, "Âlemlerin Râbbi Allâh'a hamdolsun" demeleridir." (Yunus s. 10) buyurmuştur. Hz. Ali (r.a.)'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Allâh (c.c.), aklı, ezelî ilminde saklı ve gizli bir nurdan yaratmış: ilmi onun canı; anlayışı onun ruhu; zühdü onun başı; hayâyı onun gözü; hikmeti onun dili; hayrı onun kulağı; acımayı onun kalbi; merhameti onun düşüncesi ve sabrı da onun karnı kılmıştır. Sonra akla, "konuş" denilmiş bunun üzerine o da: "Eşi, zıddı, misli ve dengi olmayan; izzetinden ötürü her şeyin zelil olduğu Allâh (c.c.)'a hamdolsun" demiştir. Bunun peşi sıra da Cenâb-ı Allâh: "İzzetim ve celâlime yemin ederim ki, Benim katımda senden daha değerli olan bir mahlûk yaratmadım" buyurmuştur." Yine nakledildiğine göre, Hz. Adem (a.s.) aksırınca, "El-hamdülillah" demiştir. Böylece onun ilk sözü de bu olmuştur. Aklın ilk sözü "El-hamdülillah", Âdem (a.s.)'ın da ilk sözü yine "El-hamdülillah" olmuştur. Böylece, sonradan yaratılmışların ilki olan varlıkların ilk sözünün ve sonradan yaratılmışların sonuncusunun ilk sözünün bu kelime olduğu sabit olunca, şüphesiz Cenâb-ı Hâkk bu kelimeyi kitabının başlangıcı kılmış, "El-hamdü lillahi râbbi'l-alemin" buyurmuştur. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.398)
Sıdktan daha yakın bir yol, ilimden daha başarı sağlayıcı bir delil ve takvâdan daha önemli bir erzak yoktur. Vesvese verene (şeytana) karşı, fuzûlî olanı terkten, kalbin nûrlanması için, sadrın selâmetinden daha faydalı bir şey yoktur. Mü'minin kerâmeti takvâsıdır, hilmi sabrıdır, aklı güzelliğidir, dostluğu hoşgörüsü ve affıdır, şerefi ise tevâzuu ve rıfkıdır. Bil ki, Allâh (c.c.) kuluna fakirliği seçip uygun görmüşse, onun zenginliği sevmesi (Allâh'ı) öfkelendirmektir. Allâh (c.c.) kuluna zenginliği seçtiyse, o kulun fakirliği istemesi ise zulümdür/haddi aşmaktır. Bütün bunlar, mârifet azlığından dolayı şükürden kaçmak ve ilmin yetersizliğinden dolayı vakitleri ziyan etmektir. Çünkü zenginin îmânını fakirlik, fakirin îmânını da zenginlik ıslâh edemez, uygun değildir. Bize ulaşan habere göre Allâhü Teâlâ şöyle buyuruyor: "Kullarımdan öyleleri vardır ki onun îmânını ancak fakirlik ıslâh eder. Eğer onu zengin kılsaydım, bu zenginlik onları ifsâd edecekti. Yine kullarımdan öyleleri de vardır ki onun îmânını ancak zenginlik ıslâh eder. Eğer onları fakîr kılsaydım, bu fakirlik onun îmânını ifsâd edecekti." Bu durum, hastalık ve sıhhat için de böyledir.Kim Allâh'ın (c.c.) hikmetsiz iş yapmayacağını) bilirse O'nu ithâm etmez. Allâh'ın (c.c.) neyi kasdettiğini anlayan veyâ; Allâh hakkında keskin/ince bir zekâya sâhip olan, kazâsına râzı olur. Eğer şu ayetten başkası olmasaydı, yine de ilim sâhiplerine yeterdi: "Râbbin dilediğini yaratır ve seçer. Onlar için ise (Râblerine karşı böyle) muhayyerlik yoktur." (Kasas 68) (Haris el-Muhasibî, Ahlak ve Arınma)
Eski zamanlarda, yüksek dağın yamacındaki kulübede yoksul bir karı ve koca yaşarlarmış. Kadın her gün eve su getirmek için evin yakınındaki dereye gidermiş. Yine birgün çakıllı, taşlı yolda dereye gitmek için yürürken irice bir taşın yanında ters dönmüş, debelenen kara bir böcek görmüş. Onu hafifçe eliyle iteleyip doğrultmuş ve böcek hızlıca taşların arasında kaybolmuş. Ertesi gün yine taşlı yolda yürürken yine ters dönmüş bir kara böcek görmüş ve yine eliyle ona yardımcı olup onu doğrultmuş. Kadın tam adımlamaya hazırlanırken kendisine teşekkür eden bir sesi duymuş ve irkilmiş. Çevresine bakınsa da kimseyi göremeyip korkuya kapılmış. Meğer konuşan kara böcekmiş...
Cenâb-ı Allâh'ın kudsî hadisi olan, "Kul, besmeleyi okuduğunda, Allâh: "Kulum beni zikretti" der." ifadesinde birçok hüküm vardır. Cenâb-ı Hakk; "Beni zikredin ki, Ben de sizi zikredeyim" (Bakara 152) buyurur. İşte burada kul, Cenâb-ı Allâh'ı zikretmeye yöneldiğinde şüphesiz ki Cenâb-ı Hakk, onu kendisini andığı bir toplumdan daha hayırlı bir toplulukta anar. Bu, zikir makamının, kullukta çok yüce ve şerefli bir makam olduğunu gösterir. Çünkü geçen ayette, Cenâb-ı Allâh, önce kulun zikrini mevzubahis etmiştir. Yine bu zikir makamının mükemmel bir makam olduğuna Cenâb-ı Hakk'ın, zikri emrederek şöyle buyurması da delâlet eder: "Beni zikredin ki, Ben de sizi zikredeyim." Cenâb-ı Hakk ayet-i kerimelerde şöyle buyurmuştur: "Ey imân edenler Allâh'ı çokça zikredin." (Ahzâb 41) "Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üstünde yatarlarken hep Allâh'ı (hatırlayıp) zikrederler." (Âl-i İmrân 191) "Takvaya erenler, kendilerine şeytandan bir ârıza iliştiği zaman, iyice düşünürler. Bir de bakarsın ki onlar (hakikati) görüp bilmişlerdir." (A'râf 201) Görüldüğü üzere Cenâb-ı Hakk, kulluk makamlarından olan, zikir makamı üzerinde durduğu kadar hiçbir şeyin üzerinde durmamıştır. O'nun kudsî hadisteki, "Kulum beni zikretti" sözü "Allâh" lâfzının Cenâb-ı Hakk'ın kendine mahsus zatı için bir alem (özel) ismi olduğuna delalet eder. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.380-381)
“(Kalbi) ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenindurumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu?İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.” (En'am 122)“Ehl-i Me'ânî (Dil bilginleri) şöyle demişlerdir: "Kâfirler, şu ayetlerde, "ölü" olarak tavsîf edilmişlerdir:"(Onlar) diri değil, ölülerdir. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler" (Nahl, 21); "Şüphesiz sen (EyMuhammed), ölülere duyuramazsın" (Neml, 80); "Kör ile gören bir olmaz" (Fâtır, 19) ve “Dirilerle ölülerbir olmaz" (Fâtır, 22). Binaenaleyh küfür bir nevi ölüm, kâfirler de "ölüler" kabul edilince, hidayet bir nevî hayat, hidayete erenlerde "diri kimseler" kabul edilmiştir. Küfür (inkâr), bir nevi ölüm kabul edilmiştir. Çünkü o bir cehalet(bilgisizlik)tir ve cehalet şaşkınlık ile durmayı gerektirir. Bundan dolayı küfür, hareketsiz kalmayı gerektirenbir ölüm gibi olmuş olur. Ölen kimse de tıpkı bunun gibi, herhangi bir şeye ulaşıp onu elde edemez. Cahil de,bir çeşit ölü gibidir. Hidayet ise, bir ilim ve basirettir. İlim ve basiret, kurtuluşa erme ve rüşd sebebidir.Kâfirin durumu ayette, "İçinden çıkamaz bir şekilde karanlıklarda kalan kişi gibi mi?" ifadesi ile anlatılmıştır.Âyetteki, “içinden çıkamaz" ifadesinde şu şekilde aklî bir incelik vardır: Bir şey devamlı olarak başka birşeyle birlikte bulunursa, o onun kendisi ve ondan ayrılmayan bir sıfatı gibi olur. Binaenaleyh kâfir devamlıcehalet ve kötü ahlâk karanlıkları içinde olursa, o karanlıklar, sanki kendisinden uzaklaştırılamayan zatı veayrılmaz sıfatları gibi olur. Bu hale düşmekten Allah'a sığınırız. Hem sonra karanlıklar içerisinde kalan kimse,faydasına olan herhangi bir şeye ulaşamaksızın, şaşakalır. Böylece de o kimseye korku, feryâd, acziyyet veorada kala kalma hakim olmuş olur.İbn Abbas şöyle demektedir: "Henüz Hazret-i Hamza'nın iman etmemiş olduğu bir sırada, Ebu Cehil Hazret-iPeygamber'e bir deve tersi, (kığısı) atar.. Derken Hazret-i Hamza, yayı elinde olarak avdan döndüğü birsırada bunu duyar. Bunun üzerine Ebu Cehil'e yönetir ve yayıyla onu sıkıştırarak başına vurmaya başlar.Derken Ebu Cehil ona, "O'nun getirdiği şeyi görmüyor musun? Akıllarımızı hiçe çıkardı; ilahlarımıza sövdü,tenkid etti!" dedi. Bu söze karşılık Hamza, "Siz insanların en beyinsizisiniz; Allah'ı bırakıp taşlaratapıyorsunuz. Ben şehadet ederim ki, eşi benzeri olmayan, bir olan Allah'tan başka bir ilah yoktur! Yineşehadet edirim ki, Hazret-i Muhammed O'nun kulu ve elçisidir" dedi. İşte bu hadise üzerine, bu âyet-ikerime nazil oldu."Mukâtil şöyle demektedir: "Bu âyet, Hazret-i Peygamber ile Ebu Cehil hakkında nazil olmuştur. Bu böyledir,zira Ebu Cehil, "Şerefte Abd-i Menâf oğullan bizi sıkıştırdı; öyle ki biz, aynı gaye uğruna yarışan iki kimse gibiolduk.. Abd-i Menafoğulları, "Bizden, kendisine vahyolunan bir nebî çıktı!" diyorlar. Allah'a yemin olsunki, ona gelen vahiy bize de gelmediği sürece, biz ona inanmayız" der. İşte bunun üzerine bu âyet nazil olur.Cenâb-ı Allah, gerek daha önceki, gerek bundan sonraki ayette bu müzeyyinin sadece kendisi olduğunu açıkolarak belirtmiştir. Daha önce geçmiş olan âyet, "Allah'tan başkasına ibadet edenlere sövmeyin. Sonraonlar da haddi aşarak bilmeksizin Allah'a söverler. Biz her ümmetin yaptıklarını (kendilerine) öylece hoşgösterdik" (En'âm, 108) ayetidir. Sonra gelecek olan ayet de, "Her şehir ve kasabada, oralarıngünahkârlarını, o yerlerde hilekârlık etsinler diye, büyük adamlar yaptık" (En'âm, 123) buyruğudur."İnsanların yaptığı sınavlarda üç yanlış bir doğruya götürür üç günah bir iyiliği siler. Allahın yaptığı sınavda isebir doğru on yanlışı götürür 11 soru soruldu on tanesini yanlış cevap verdin ama bir tanesine doğru cevapverdin Allahın yaptığı sınavda o doğru cevabın on tane yanlışı götürür. Kur'an ayeti şöyle der:
Abdest alan abdestini Allâh'a tazimle alsın. Ve bilsin ki; bu abdestle Râbbini ziyaret etmektedir.Sonra, bütün günâhlarına da tövbe etsin. Çünkü Allâhü Teâlâ su ile yıkanmayı, günâhlardan temizlenme belirtisi saydı. Yine, abdest alan, Allâh'ın adı ile başlamalıdır. Ağzına ve burnuna su verdiği zaman, yalandan ve gıybetten yıkamalı. Su ile nasıl yıkıyorsa, öyle yıkamalı. Yüzünü yıkadığı zaman, harama bakmaktan yana yıkamalı. Diğer uzuvlarını da, aynı niyetle yıkamalı. Abdestini bitirdikten sonra, Allâh'a yalvarıp O'nu teşbih etmelidir. Bir mü'min kul, abdestini bitirdikten sonra: "Allâh'ım, subhansın.Hamd sana mahsustur.Şehadet ederim ki, Sen'den başka ilâh yoktur.Günâhlarımın bağışlanmasını dilerim.Sana tevbe ederim." diye duâ ederse, bu duâsı, teşbihi veya abdesti alınır, mühürle mühürlenip; Arş'ın altına konur. Kıyamet Günü kendisine verilinceye kadar açılmaz. Ukbe b. Amr, Ömer b. Hattab (r.a.)'ın şöyle dediğini anlatır: "Herhangi biriniz, abdest aldıktan sonra: "Şehadet ederim ki, Allâh'tan başka ilâh yoktur; birdir, ortağı yoktur.Muhammed O'nun kulu ve Resulüdür" derse, cennetin sekiz kapısı açılır, Hangisinden dilerse, ondan girer". Ebû Derda (r.a.) yolu ile gelen bir rivayette, Resûlullâh (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu anlattı: "Beş şey var ki, bir kimse imânlı olarak berâberinde getirirse, cennete girer. Şöyle ki: Bir kimse, abdesti, rükûu, secdesi ile vakitlerinde beş vakit namazı kılarsa; bir kimse, gönül hoşluğu ile malından zekâtını verirse, bunları da hâlis olarak îfâ ederse, Allâh'ın affına nail olur." (Ebu'l-Leys es-Semerkandi , Tenbihü'l- Gafilin s.307-308)
Sezon 6, Bölüm 1: Bir varız, bir yokuz. Arada uğruyoruz, sizden ateş alıyoruz. Yine uzun bir aradan sonra Batı Karadeniz'e, güncel siyasete, bazı kuşaklara ve modern çağın bazı kurulmalarına yer verdik.
Bütün hayatı manevî kerâmet (yani istikamet) olan Efendimiz Hazretleri, kendilerinden sâdır olan kerâmetleri böylece saklamamızı bize öğretmiş oluyorlardı. Böylece kerâmetin matlûb olmadığını, zuhûrunun o kişilere Allâh (c.c.)'ün rahmeti olduğunu anlatmış oluyorlardı. Buna da hâmdetmek lâzımdı ve hemen takılmadan istikâmet üzere Hâkk yola devâmı öğretiyorlardı. Böylece inkılâb kâbiliyetini hâiz olan kalbimiz hakîkî ve tek matlûb olan Allâh (c.c.) ile olacaktı. Ağyârdan ictinâb gerekliydi. İşte kalbin hâllerini anlatırlarken verdikleri bir misâl: “Bukâlemun denilen, Türkçe adı “bahtabakan” kertiş cinsinden kuyruğu ile dala sarılan bir hayvan vardır. Çocukluğumuzda, bu boz renkli hayvanı tutar, erkeklerin o zaman kullandığı kırmızı renkli, püsküllü, kalıba konan feslerini onun üzerine koyardık. Kısa bir süre sonra fesi kaldırdığımızda, bukalemunun kıpkırmızı olduğunu görürdük. Biraz açıkta kalınca eski boz rengine avdet ederdi. Yine kadınların başını örttüğü siyah renkli yağlığı (başörtüsünü) alır bukalemunun üzerine örterdik. Bir müddet beklettikten sonra başörtüsünü açtığımızda hayvanın renginin siyahlaştığını müşâhade ederdik. Biraz sonra asıl rengine avdet ederdi. İşte bir hayvanda bu derece bulunduğu yere intibâk kâbiliyyeti olursa; ya kalbimizi nasıl muhâfaza etmemiz gerekir; teemmül edelim” buyururlardı. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Cenâb-ı Hâkk, sizin kalıbınıza değil; kalblerinize nazar atfeder.” Kalb nazargâh-ı İlâhî'dir; ona göre dikkat etmeliyiz. Yine buyuruyorlar: “Gençliğimde dergâhta hâl ehli, ehl-i keşiften Âdil Beğ bana: “Sâmî evlâdım, münâsebette bulunduğun kişilere çok dikkat et, sakın kasvetli kimselerle karşı karşıya oturma. Bir defa Ayasofya câmiinde mevlid dinliyordum; bir de baktım letâiflerim durmuş. Karşımda diz dize oturduğum adamın kalbi hasta imiş (ya‘ni katı). Letâiflerimi üç günde zor çalıştırdım.” dedi. Câmiide mevlid dinleyenin kalbinden bu in‘ikâs olursa ona göre dikkat edelim.”
Yine çok konuştuk, çenemiz düştü. Ama takıntılı ilişki, ısrarlı takip ve cinayeti de anlattık. İyi dinlemeler. Suça karışmayın
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Gündemden haberleri aktardığımız bu bölümde "Danimarka'da ciddi suç işleyen yabancılar sınır dışı edilebilir", "Venezuela'da siyasi tutuklular için genel af hazırlığı" ve "Türkiye'de açlık sınırı" gibi haber başlıkları var. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro Emin: [0:16] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Bu bölümümüzde sizlere dünya gündeminden haberleri yavaş bir şekilde aktaracağım. Podcastlerimizden çok daha verimli yararlanabilmek için easyturkish.org/membership adresine gidip podcast kademesine abone olabilirsiniz. Danimarka'da ciddi suç işleyen yabancılar sınır dışı edilebilir Emin: [0:45] İlk haberimizle başlayalım. Danimarka'da ciddi suç işleyen yabancılar sınır dışı edilebilir. Danimarka hükûmeti yeni bir plan açıkladı. Bu plana göre Danimarka vatandaşı olmayan biri çok ciddi bir suç işlerse ve en az bir yıl hapis cezası alırsa, Danimarka o kişiyi sınır dışı edebilir. Bu plan kabul edilirse 1 Mayıs tarihinde başlayacak. Ayrıca ülkede yasal izni olmayan kişiler daha sık kontrol edilecek. Bildirim yapmayanlara elektronik kelepçe de gelebilir. Başbakan bazı durumlarda mahkeme kararını beklemeden alışılmışın dışında davrandıklarını söyledi. Devlet verisine göre bir yıl veya daha fazla ceza alan yabancıların yaklaşık %70'i zaten sınır dışı edilmiş. Yine de son 5 yılda bu gruptan 315 kişi sınır dışı edilmemiş. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Çavuşesku'nun Termometresi'nde Ekin Keleş moderatörlüğünde Prof. Dr. Burak Bilgehan Özpek ve İlkan Dalkuç; Devlet Bahçeli'nin yine, yeniden Öcalan açıklamasını, Rojava'dan sonra sürecin devam etme ihtimalini, açıklanan Epstein dosyalarının yarattığı çalkantıyı konuşuyor.27. dakikada bahsedilen akademi üzerine yayın: https://youtube.com/live/wHHXgOncuggBahçeli'nin başlığı belirleyen açıklamasının tam metni: https://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/5520/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin_TBMM_Grup_Toplantisinda_yapmis_olduklari_konusma_3_Subat.html00:00 Giriş00:35 Erdoğan'ın tekelleri, medyanın finansmanı ve itaatine dair16:50 Bir medya organı maksimum ne kadar bağımsız olabilir? (Reklamcılıkta zekâ kullanımının düşmesi)20:00 Gerçek bakanlıkları olarak teyit kurumları21:40 Medyada en düzgün iş belki de "fonculuk"tur22:40 “Medya neyi düşüneceğinizi değil ne hakkında düşüneceğinizi söyler"24:00 İnfantillik, filtresiz/editörsüz medya30:00 Niye "inatla" pazar gazetesi (Daktiko2)* çıkarmaya çalışıyoruz?32:30 "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar"35:00 Erdoğan Suriye'de, Irak'ta kazanmışken neden Bahçeli'nin Öcalan PR'ını satın alsın?38:00 Gençlerin oyu AKP'den kayarken, millet geçinemezken Bahçeli neden Öcalan şartı koyuyor?41:40 Erdoğan'ın kayyumları kaldırmaya, Öcalan'a umut hakkı vermeye, Demirtaş'ı salıvermeye ihtiyacı yok43:40 Bahçeli, Erdoğan'dan zarar görmeden ayrılmak istiyor46:40 Ortada bir süreç yoktu ki bitsin, darbe alsın52:50 "İlkan Bey, Demirtaş bu hafta sonu çıkıyor mu?" (Clickbait değil)54:15 Kenan Evren otoriterdi (ama değil) ve Norveç başbakanı gibi davranmıyordu56:20 Chomsky ile röportaj* yapan Ekin Keleş anlatıyor. Hiç işkillenmedi mi?59:20 "Trump'ı eşiyle Epstein tanıştırmış olabilir"* https://ayrintidergi.com.tr/sayi-43-bahar-2023/ Ayrıcalıklardan yararlanmak için bu kanala KATIL:https://www.youtube.com/channel/UCWyDy24AfZX8ZoHFjm6sJkg/joinBizi Patreon'dan Destekleyin
- Lavaş ekmek çetesine operasyon yapıldı. 2026'da İstanbul'da 3 kişi lüküs lambası yüzünden hayatını kaybetti. Antalya Büyükşehir soruşturmasında 702 sayfalık iddianame hazırlandı... - Amerika'da binlerce kişi göçmen polisi cinayetlerini protesto ediyor. ABD hükümeti kapanma ihtimaliyle karşı karşıya... - Ekonominin gündemi; küresel krizlerin etkisiyle yükseldikçe yükselen altın fiyatları... Günün önemli başlıkları Kısa Dalga Bülten'de... Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Bu bölümün konuğu benim. Ev sahibi ise İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Reklamcılık Bölümü Başkanı Doç. Dr. Gonca Yıldırım Öge. Ben aslında Marka Konseyi ile birlikte düzenledikleri YouTuba'da yayınlanan Marka Pusulası serisinin dokuzuncu bölümüne konuk olmuştum. Bu günlerde bu söyleşi video olarak da Reklamcılık Bölümü'nün resmi kanalında yayınlanacak.Gonca Hoca, yurt dışında marka yönetmek üstüne bir söyleşi gerçekleştirelim deyince pek fazla paylaşım yapmadığım bir konu olduğu için de memnuniyetle kabul ettim. Yine bu nedenle kendi podcastimde yer vermek istedim.Bu bölümde neler mi konuştuk? Birkaç örnek verebilirim."Marka" ve pazarlama kavramlarına yönelik yerel ve benim tecrübe ettiğim 5 ülkedeki bakış açısı farkları.Bir expat olarak yabancı uluslardan ekiplerle birlikte, ülkelerin sosyo-kültürel, ekonomik ve siyasi dinamiklerini yönetmenin zorlukları ve bu süreçteki dengeler.Uluslararası pazarda yer almak için gereken içsel hazırlıklar, değer önerisinin farklı pazarlarda yeniden konumlandırılması.Yurt dışına açılırken kültürel kimliği vurgulama veya global duruş benimseme arasındaki seçim.Türk markalarının başarısı önündeki engeller, küreselleşme yolunda zorluk yaşayan markalardan çıkarılacak dersler ve global başarı potansiyeli yüksek sektörler.Daha bir çok konuda naçizane görüşlerimi paylaştım, Gonca Hoca'nın değerli sorularını yanıtlamaya gayret ettim. Umarım sadece marka yöneticileri için değil, dünyaya açılma hayali kuran her girişimci için faydalanacağınız bir söyleşi olmuştur.Support the show
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde Emin ve Ömer, 2025'te Google'da en çok nelerin arandığını masaya yatırıyor. Yapay zekâdan dizilere, futboldan “100 kişilik mercimek çorbası”na kadar herkesin merak ettiği başlıklar bir bir açılıyor.Bazıları şaşırtıyor, bazıları “zaten belliydi” dedirtiyor ama hepsi Türkiye'nin dijital gündemine dair ipuçları veriyor.Kısacası bu bölümde Google'a biz değil, Google bize soruyor.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde Emin ve Ömer'in Lenur ile sohbeti kaldığı yerden devam ediyor. Kırım mutfağının öne çıkan lezzetlerinden yola çıkıyorlar, Lenur'un Türkiye seyahatindeki deneyimlerinden bahsediyorlar. Yemekler üzerinden kültürel benzerlikleri ve farkları konuşurken, Türkiye'de bir Kırım Tatarı olarak karşılaştığı önyargıları da samimi bir şekilde ele alıyorlar. Gündelik deneyimler, sürpriz gözlemler ve tanıdık tatlar eşliğinde keyifli bir sohbet sizleri bekliyor.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde Emin ve Ömer absürt haberlerden yola çıkıyor, tüketim kültürünün derinliklerine iniyor. Influencer'lardan Labubu çılgınlığına, Dubai çikolatasından matcha furyasına… Gerçekten tüm bunlara ihtiyacımız var mı, yoksa sadece “influence” mı ediliyoruz? Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Matcha ile sınırlarımızı zorladığımız o bölüm
Bu bölümde konuğum Global IT Genel Müdür Yardımcısı Burak Akusta.Karşımda bilgi teknolojileri alanında 25 yılı aşkın deneyime sahip ODTÜ'lü bir bilgisayar mühendisi olunca yapay zeka hakkında aklıma takılanları sordum.Örneğin yapay zekayı geliştirenlerin de onun nasıl çalıştığını anlamadıkları konusu. Burak, yapay zeka geliştiricilerinin sistemin algoritmalarını bilmelerine rağmen, belirli çıktıları neden ürettiğini anlamakta zorlandıklarını açıkladı. En merak ettiğim konulardan biri de hangi yapay zeka modelini hangi iş için kullanmam gerektiği. Ücretli versiyonlarını kullandığım ChatGPT, Gemini ve Claude ile aynı görevler için çalıştırıp bunu anlamaya çalışıyorum. Burak bu sistemlerin geliştirilme amaçlarını ve birbirlerinden farklarını anlattı.Yapay zeka ile çözümler üreten bir firmanın üst düzey yöneticisi olarak gerek şirketlerin, gerekse bireylerin neyi gözardı ettiklerini, hangi fırsatları kaçırdıklarını, yapay zekayı nasıl değerlendirmeleri gerektiğini sordum. Yine karşımıza sığ, “ürün” bakış açısı çıktı. Oysa yapay zeka bir ürün değil, kültürel dönüşüm gerektiren bir yaklaşım. Burak'a göre şirketlerin önce verilerini düzene koyması, sonra süreçlerini yeniden tasarlaması gerekiyor. Bireyler ise yapay zekayı sadece soru-cevap aracı olarak değil, fikir geliştirme, kariyer planlama, öğrenme stratejisi oluşturma gibi daha derin amaçlar için kullanmamız gerektiğini vurguladı.Burak yapay zeka konusundaki en olası tehlikeye de değindi; yapay zeka çağında bilgiye hızlı erişim artarken, onu sindirme ve sorgulama yeteneğimiz zayıflıyor. O nedenle, kitap okumayı ve araştırma yapmayı "zihinsel kaslarımızı" güçlü tutmak için kritik görüyor. Aksi takdirde, her söyleneni sorgulamadan kabul eden bireyler haline gelmemiz işten değil.(03:05) Yapay zeka nasıl çalışıyor (05:47) Kaç tip yapay zeka var (15:30) Yapay zeka büyük sorunları çözmenin neresinde (18:57) Aralarındaki fark nereden geliyor (21:49) Şirketler YZ konusunda neyi kaçırıyorlar (27:33) Bireyler neyi kaçırıyorlar (32:00) Neden daha fazla kitap okumamız lazım? (35:15) Burak'ın değer yaratma formülüSupport the show
Peygamber (S.A.) efendimizden şöyle rivayet edilir: - «Musibetleri saklı tutmak, Arş hazinelerinden birine sahip olmak kadar büyüktür.» Ey halka dert yanan ve Hakk'ı halka şikayet eden, onlara yaptığın bu şikayet, sana ne gibi bir fayda sağlar? Onlar sana fayda sağlayamazlar. Onlar kendi başlarına kimseye zarar da veremezler. Onlara itimat ederken, Hak kapısına ortak etmiş olursun. Onlar seni Hak kapısından uzak kılar. Hakk'ın gazabına bu yüzden çarpılırsın. Mevlâ'dan kalbine perde inmesine sebep olurlar. Yazık sana, şu saldırıcı av hayvanı öğrendiğini yapıyor. Avını kimseye vermiyor, kendisi de yemiyor. Halbuki onun âdeti, bulduğunu kapıp yemektir. Bütün tabiî hallerini bir yana atarak öğrendiği şeyin gereğini yapmaya çalışıyor. Av kuşları da aynı şeyi yapmakta... Nefsin öğrenmeye daha lâyıktır. Vahşî hayvanlar güzel terbiye edilirken bir insan cevheri, irade ile nasıl yola getirilemez?.. Ona bir şey öğret; fehmini aç. Anlayış kabiliyetini geliştir. Dinini yiyip bitirmesine mâni ol. Hak Teâlâ'nın emanet ettiği şeye ihanet etmesin. İman sahibi için din, manevî varlığına et ve kan sayılır. Nefsini iyi terbiye etmeyenin ona bir şey teslim etmesi doğru olmaz. Her şeyi öğrettiğin zaman istediğini teslim et. Anlayışına ve kavrayışına güvendiğin zaman ona her varını bırakabilirsin. Yine de kontrol etmen yerinde olur; unutma. Her gittiğin yerde seninle olur. Alim ve Halîm olan Allah tarafından gönderilene razı olur. Onun için, buğday içi ile arpa kepeğinin farkı yoktur. Nefsi için hiçbir haz almaz. Hırs ile yemek yemez. Aç kalır, susuz bekler, yine kimseden bir şey ummaz. Daima iyi işler ve Hakk'a kulluk için kendini atar. Tabiî olan kötü dileklerini unutur. Cömert olur. Gönlünü dünyaya kaptırmaz, öbür âleme hasret çeker. Az zaman böyle gider, sonra âhireti de bırakır. Mevlâ'ya koşar. Aklı başında olan hasta, yalnız doktorun verdiğini yer ve tavsiye ettiği ilâcı alır. Onun terbiyesinde ve gösterdiği yolda kendini tedavi eder. Gerek doktorun yanında gerekse olmadığı zaman, nefsinin isteklerine kapılmaz. Ey hırsa kapılan, o yiyecek ki, sana yazılmış, senden başka kim yiyebilir? O elbise ve o binek ile alacağın o kadın sana yazılmış ise, senden başka kim onu alabilir? Hırsı bırak; acele etme. Ey evlâd! Konuştuğun zaman iyi niyetle konuş. Sustuğun zaman, kalbinde iyi duygu besle. Niyeti amelden önce bilmeyen adamın yaptığı işler eksiktir. Sen, susmuş olsan veya konuşsan, yine de günah işlemiş olursun; çünkü niyetin bozuk. Söz etmen ve sessiz durman, peygamberin sünnetine uymuyor. Bir hâl değişikliğinde ve rızık darlığında hemen Hakk'a karşı haliniz değişiyor. Hele gelecek bir şeyin ipi kopup kırılsa, hemen küfür yolunu tutuyorsunuz. Dünyada hemen hemen her şey ölçülü ve muayyendir. Sana bir nimet gelirse, diğer kimsenin elinden çıkmış sayılır. Bir gün de senden alınır, başkasına verilir. Ne hepsi senin olur ne de daima bir şahsın elinde kalır. Kendinizi hükümdar gibi görüyorsunuz. Allah sanki sizin keyfinize göre hareket edecek!.. - Niçin yaptın? Şunu yapma! Bunu yap! gibi emirler vereceksiniz O'na öyle mi?.. Hâşâ!.. Tevhid ilmini edinmek farz, helâl bulup yemek farz, Allah için yapılan işlere, karşılık beklememek farzdır. İçi dışına uymayan fâsık kişilerle olma. Salih ve düzenli iş edenlere koş. Karışık bir durumda olursan, salih ile nifaklı kişiyi ayırt edemeyecek hâle düşersen Allah'a yalvar. Oturduğun yerden hemen kalk; gece olsa, daha iyi olur. İki rekât namaz kıl, sonra yalvar: - Ya Rabbi, kulların arasında olan salih kişileri bana buldur. Sana varmama delil olanı bana göster. Manevî sofrandan yememe vesile ver. Manevî susuzluğumu, sonsuz denizinden kandıracak zatı bana bildir. O zat gözlerimi, yakınlık nurunla sürmelesin. Taklitçi olmayarak ayan beyan nurunu gördüreni bana haber ver. Ey cemaat! Takvayı terk ettiniz; bu halinizden hemen dönünüz. Takva gönüllere şifa verir. Onu terk, ruhu hasta eder. Kendinizi tevbe etmeye alıştırınız. Tevbe ilâçtır. Günahlar ise mikrop çıkarır.
Youtube kanalımıza abone olursanız ve videolarımızı beğenirseniz çok seviniriz. Hedef sezon sonuna kadar 10.000 abone!(1:30) Kuzeybatı Grubu - DEN, OKC, MIN(36:56) Güneybatı Grubu - HOU, DAL, SPURS(1:04:42) Pasifik Grubu (1:09:59) Phoenix Suns Kavgası(1:14:52) Pasifik Grubu - LAL, GSW, LAC(1:46:09) Batı Konferansını Kim Kazanır?
*Bu bölüm Hiwell hakkında reklam içerir.Hiwell'e ulaşmak için tıklayın.İlk seansınızı %15 indirimle almak için kodunuz: merdiven15
Adem Yavuz Arslan | Müjdesi 300 uçak; faturayı yine millet ödeyecek! | 20.09.2025 by Tr724
*Bu bölüm Hiwell hakkında reklam içerir.https://hiwell.app/merdivenaltiterapii3
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Ömer uzun bir aradan sonra Easy Turkish Podcast ile geri dönüyor ve hem eski günleri hem de yeni maceralarını konuşuyoruz. İsviçre'nin masalsı manzaralarından Bern'in ayı geleneğine, parlamentonun önünde kurulan plaj voleybolu sahasından Lauterbrunnen'in Tolkien'e ilham veren doğasına kadar keyifli bir yolculuğa çıkıyoruz. Sohbet ilerledikçe konu vahşi yaşama uzanıyor; ayılar, timsahlar ve hayatta kalma hikâyeleriyle eğlenceli bir bölüm sizi bekliyor! Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro Emin: [0:12] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. Bugünkü bölümümüzde diğer bölümlerden farklı bir şekilde Ömer'le beraberiz. Ömer aslında Easy Turkish'in çok eski bir üyesi ama aynı zamanda da şu anda yeni üyesi tekrardan. Çok küçüklükten beri, eskiden beri aslında hayalimiz olan bir şey yapıyoruz Ömer'le. Çok eski de bir arkadaşız Ömer'le aynı zamanda. Emin: [0:39] Beraber podcast kaydedeceğiz bundan sonra. Evet Ömer, hoş geldin. Ömer geri döndü! Ömer: [0:44] Hoş bulduk. Buraya olan kalbî bağlılığımızda tekrar buradayız. Heyecanlıyım valla. Konuk olduk falan ama... Easy Turkish'lebu şekilde bir içerik üretmeyeli bayağı oldu. Mutlu ve heyecanlıyım. Emin: [0:56] Evet. Nasıl bir his tekrardan mikrofon karşısında konuşmak? Ömer: [0:59] Valla güzel. Özlemişiz bu heyecanı. Yani tabii şeyden farklı... Bundan önce hep kamera önündeydik. Şimdi bir kamera yok. Sadece mikrofonla baş başayız. O açıdan farklı. Ama o hissiyat, o heyecanı tekrar hissetmek güzel yani. Şey gibi... Dedim ya, böyle bir kalbî bağlılık var. İsmail Kartal - Fenerbahçe ilişkisi gibi yani. Emin: [1:22] Evet yani ne olursa olsun görev olduğunda asla hayır diyemeyen bir Ömer. Ömer: [1:27] Aynen aynen. Sen bana podcast dediğin anda ben zaten çoktan hazırdım. Hemen geldim yani. Çünkü o şeyi de özlemiştim gerçekten... Yani bu özlenecek bir şey gerçekten. Emin: [1:39] Easy Turkish bünyesinde olmasa bile seninle bir podcast çekelim fikrimiz vardı aslında. Ömer: [1:44] Kesinlikle. Emin: [1:45] Dedik Easy Turkish'ten neden olmasın? Bundan sonra Ömer'le beraber bölümlerimizdeyiz. Yine konuklar da alırız tabii ki. Üç kişi çektiğimiz, yeri gelir dört kişi çektiğimiz bölümler de olur. Ömer: [1:56] Evet. Emin: [1:57] Ama ana hostlar olarak, sunucular olarak diyeyim, ben ve Ömer devam edeceğiz bir süre. Evet Easy Turkish bünyesinde beş sene önceki Ömer'le şu anki Ömer arasında nasıl farklar var? Bize bahsetmek istediğin değişiklikler var mı hayatında? Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
KARA TOPRAK Dost dost diye nicisine sarıldım, Benim sadık yârim kara topraktır. Beyhude dolandım boş yere yoruldum, Benim sadık yârim kara topraktır. Nice güzellere bağlandım kaldım, Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum, Her türlü isteğim topraktan aldım, Benim sadık yârim kara topraktır. Koyun verdi kuzu verdi süt verdi, Yemek verdi ekmek verdi et verdi, Kazma ile döğmeyince kıt verdi, Benim sadık yârim kara topraktır. Âdem'den bu deme neslim getirdi, Bana türlü türlü meyva yetirdi, Her gün beni tepesinde götürdü, Benim sadık yârim kara topraktır. Karnın yardım kazmayınan belinen, Yüzün yırttım tırnağınan elinen, Yine beni karşıladı gülünen, Benim sadık yârim kara topraktır. İşkence yaptıkça bana gülerdi, Bunda yalan yoktur herkes de gördü, Bir çekirdek verdim dört bostan verdi, Benim sadık yârim kara topraktır. Havaya bakarsam hava alırım, Toprağa bakarsam dua alırım, Topraktan ayrılmam nerde kalırım, Benim sadık yârim kara topraktır. Dileğin varsa iste Allah'tan, Almak için uzak gitme topraktan, Cömertlik toprağa verilmiş Hak'tan, Benim sadık yârim kara topraktır. Hakk'tat ararsan açık bir nokta, Allah kula yakın kul da Allah'a, Hakk'ın gizli hazinesi toprakta, Benim sadık yârim kara topraktır. Bütün kusurumuzu toprak gizliyor, Merhem çalıp yaralarımı düzeltiyor, Kolun açmış yollarımı gözlüyor, Benim sadık yârim kara topraktır. Her kim ki olursa bu sırra mazhar, Dünyaya bırakır ölmez bir eser, Gün gelir Veysel'i bağrına basar, Benim sadık yârim kara topraktır. Âşık Veysel ŞATIROĞLU
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde bol bol en sevdiklerimizden konuştuk! ❤️ En sevdiğimiz yemekler, tatlılar, şehirler, ülkeler, diziler, filmler, şarkılar ve daha fazlası… İki kardeş olarak (Emin ve Emine) bazen aynı şeyleri çok sevdiğimizi fark ettik, bazen de ne kadar farklı düşündüğümüzü! Peki ya siz? Bizimle aynı fikirde misiniz, yoksa tamamen zıt kutuplarda mısınız?
İki konuyu birleştirdim bu bölümde.Hem Harvard Üniversitesi'yle Trump yönetimi arasında yaşanan kavgayı hem de genel olarak üniversitelerin tarihini ve misyonunu anlatmak istedim.O yüzden hem çok geriye gittik hem de lafı fazla uzatmadan konuyu bir noktada Harvard'a bağladık.Bölümün iki sonu var bu defa üstelik. Zira kaydı yaptıktan sonra Amerikan yönetimi Harvard'ın yavancı öğrenci alımını yasaklamak istedi.Bu tuhaf kararın yürütmesi şimdilik mahkeme tarafından durduruldu.Yine de Harvard gibi bir üniversitenin pek çok şeyle birlikte "Çin Komünist Partisi"yle iş birliği yapmakla suçlanması akıllara ziyan bir vaziyet.Buyurun.Biliyorsunuz Yeni Haller sizlerin desteğiyle yayın hayatına devam eden bir podcast kanalı.Beni aşağıdaki link'lerden destekleyebilirsiniz:www.patreon.com/yenihallerYeni Haller'in bir de Buy Me A Coffee hesabı var artık. Buradan destek olmak çoook daha kolay. Patreon'da sorun yaşayanlar için açtım efendim. Buyurun:https://www.buymeacoffee.com/yenihallerBölümde bahsi geçen Yeni Haller'in T24 Youtube kanalındaki özel içeriklerine şuradan ulaşabilirsiniz:T24 Youtube Yeni Haller ListesiBana ulaşmak için:https://www.instagram.com/eray_ozerhttps://twitter.com/ErayOzeryenihallerpodcast@gmail.com
Gündemin öne çıkan gelişmelerinden derleyerek hazırladığımız Kısa Dalga Bülten yayında... Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Bu bölümde konuğum bir siyasi analist, yazar ve tarihçi Soner Çağaptay.Başlıca çalışma alanları Türkiye-ABD ilişkileri, Türk iç politikası ve Türk milliyetçiliği olan, bu konudaki metin ve kitaplarının yanı sıra Recep Tayyip Erdoğan üzerine de üç kitabı olan Çağaptay ile 19 Mart süreci, öncesi ve sonrasını konuştuk...Türkçe ve İngilizce dışında, Almanca, Fransızca, Osmanlıca, İspanyolca, Boşnakça, İbranice ve Azerice de bilen Çağaptay'a "Bu kadar yabancı dil nasıl öğrenilir?"sorusunu da yönelttim. Darüşşafaka'ya ayrı bir parantez açtık.Bazı başlıkları da sıralarsak...* Bir "Rekabetçi Otoriter Rejim" içinde miyiz? Yoksa artık sadece otoriter dönemde miyiz?* Kültürel hegemonya hangi yönde?* Eğitimli kesimde AKP'ye destek ne düzeyde?* "Atatürk'ün rüyası Erdoğan döneminde gerçekleşti" ifadesinin açılımı...* Yine yeniden sahiplenilen Atatürk.* Kimler, Mustafa Kemal Atatürk'ün hangi dönemini sahipleniyor?* Gençlerin bu dönemdeki rolü...* ABD-Türkiye ilişkileri* Malatya doğumlu yoksul bir işçi ailesinin 7 çocuğu nasıl bu kadar eğitimli insanlar oldular? Gazeteci#Journalist ~ #Art- #Food- #Travel lover ~ #EnthusiastBooks:
Gündemin öne çıkan gelişmelerinden derleyerek hazırladığımız Kısa Dalga Bülten yayında... Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices