POPULARITY
Öküzün altında buzağı arayan medyaya benzemiyor bu gazete. Ekonomi alanında yıkıcı muhalefet yapmıyor, sorunu tespit ediyor ve yol gösteriyor. Yanlışa yanlış diyor. Toplumsal hayata dair yapay değil, gerçek sorunlarla ilgileniyor. Toplumun etkilendiği gerçek problemleri sadece dile getirmekle kalmıyor, çözüm önerileri de getiriyor.
Adabımuaşeret insan ilişkilerinde nasıl bir rehber? Çocuklara görgü kurallarını kazandırmanın yolları neler? Bayramlaşma ve misafirlik adabı nasıl olmalı? Görgü kurallarına dair detayları ve modern hayatta değişen usulleri Eğitimci Yazar Seher Aydın Yıldız ile konuştuk.
Adalar Müzesi'nin Büyükada'da 22 Mayıs'ta açacağı Büyükada Rum Yetimhanesi Sergisi'ni konuklarımız serginin küratörü Deniz Koç ve Adalar Vakfı Adalar Müzesi Yönetim Kurulu Başkanı mimar Ali Erkurt ile konuşuyoruz. Büyükada Rum Yetimhanesi İstanbul'un en önemli miras yapılarından birisi ve yıllardır nasıl korunacağı ve kamusal hayata yeniden nasıl kavuşturulacağı tartışılıyor. Bu sergi, Büyükada Rum Yetimhanesi'nin barındırdığı hafızayı dönemin sosyal tarihi bağlamında ayrıntılı ele alıyor. Sergi aynı zamanda Yetimhaneye ev sahipliği yapmış binanın korunması konusunda yıllarca verilmekte olan mücadeleyi de kapsamlı bir şekilde anlatıyor.
Adalar Müzesi'nin Büyükada'da 22 Mayıs'ta açacağı Büyükada Rum Yetimhanesi Sergisi'ni konuklarımız serginin küratörü Deniz Koç ve Adalar Vakfı Adalar Müzesi Yönetim Kurulu Başkanı mimar Ali Erkurt ile konuşuyoruz. Büyükada Rum Yetimhanesi İstanbul'un en önemli miras yapılarından birisi ve yıllardır nasıl korunacağı ve kamusal hayata yeniden nasıl kavuşturulacağı tartışılıyor. Bu sergi, Büyükada Rum Yetimhanesi'nin barındırdığı hafızayı dönemin sosyal tarihi bağlamında ayrıntılı ele alıyor. Sergi aynı zamanda Yetimhaneye ev sahipliği yapmış binanın korunması konusunda yıllarca verilmekte olan mücadeleyi de kapsamlı bir şekilde anlatıyor.
#BeşeriMünasebetler
1 Mayıs'ta Taksim'e çıkmak isteyenlere önde polis biber gazlarıyla arkadan da istibdad medyası zehirli diliyle saldırıyor. Bitmek bilmeyen marjinal gruplar edebiyatı “aralarında hiç işçi yok” yalanıyla köpürtülüyor. 1 Mayıs işçi bayramıdır ama işçi sınıfının tüm toplumu etrafında kenetleyen sosyal ve tarihsel gücü bu bayramı tüm ezilenlerin sahiplendiği bir mücadele gününe dönüştürmüştür. Bu yönüyle 1 Mayıs sadece coğrafi değil toplumsal kapsayıcılığı ile de tek evrensel bayramdır. Ancak tabii ki 1 Mayıs bir işçi bayramıdır ve tüm 1 Mayıs alanlarında olduğu gibi Taksim için Mecidiyeköy'de ve Beşiktaş'ta toplananların da aralarında işçiler vardı. Bir dizi sendika bu alanlara çağrı yapmıştı. Ve istibdadın medyası ne kadar gizlemeye çalışırsa çalışsın istibdadın polisi işçilerin gözüne biber gazı sıkıyor, işçileri tartaklayıp gözaltına alıyordu. Bir başka edebiyat daha var. Neymiş, 1 Mayıs'ı işçiler dışında herkes kutluyormuş, işçiler 1 Mayıs'ta çalışıyormuş… Burjuva medyasında sanki bir eleştiri yapıyormuş havasıyla “işçiler ekmeğinde 1 Mayıs'ta meydana çıkanların derdi başka” iması yapılıyor. Bu hikâyeyi anlatanların çoğu 1 Mayıs'ta işçileri zorla çalıştıran patronların kendisi aslında. O medya kuruluşları da işçi sömürüsünde en başta gidiyor zaten. Bugün işçi sınıfının önemli bir kesimi 1 Mayıs'ı alanlarda kutlayamıyor çünkü patronlar zorunlu mesai dayatıyor. Bu işçilerin 1 Mayıs'ta çalışması “ekmeğinde olmalarından” değil örgütsüz olmalarından kaynaklanıyor. Ekmeğinde olmak 1 Mayıs'a gitmemek değildir; örgütlenmek, insanca çalışma koşulları ve geçinebilecek bir ücret için mücadele edip, haklarını söke söke almaktır!Peki “1 Mayıs'ta işçiler çalışıyor” edebiyatı parçalayan istibdadın ve patronların kalemleri ekmeği için sendikaya üye olan işçiler patronun işten çıkarmalarıyla karşılaştığında, buna karşı direndiklerinde ise devletin polis ve jandarmasının baskısına uğradıklarında neredeler? Tabii ki ortadan kayboluveriyorlar. Ara ki bulasın! Bu kara propagandanın arka planında işçi sınıfından duyulan korku var. Sermayenin istibdadı işçi sınıfının gücünün farkında. Bu gücün alanlara inmesi, yollara düşmesi en büyük kâbusları. İşçi de insan… Belki sanayide 1 Mayıs'ın efsanevi afişinde zincirleri kıran işçi gibi daha güçlü kollara sahip olabilir. Ama hiçbir işçinin biber gazına bağışıklığı da yok. Mesele kas gücü değil. Toplumsal bir güçten bahsediyoruz. Bu gücün en önünde de emekçi kadınlar var. Biber gazı sıkarsınız, copla dağıtırsınız, gözaltına alırsınız ama bunu topluma anlatamazsınız. İşçiler direnir, grev yasaklarını çöpe atar, barikatları aşar; işçilerin mücadelesi toplumu hem haklı hem de güçlü olanın etrafında kenetler… Bu gerçek bizi işçi sınıfına güvenmeye ve işçi sınıfına dayanarak siyaset yapmaya yöneltmelidir. Çuvaldızı istibdada ve patronlara batırdıktan sonra bu noktada iğneyi biraz da kendimize batırmalıyız. İstibdadın ve patronların medyasının kara propagandasının bir diğer teması ise şu: 1 Mayıs solcuların eylemidir, işçilerse çoğunlukla sağ partileri destekliyor… Bu propagandanın aslında solda da epey bir alıcısı olduğunu söyleyebiliriz. Burada sorun işçi sınıfının sağ partileri desteklemesi değil patron partilerini desteklemesidir. Sermaye düzeni siyasette hegemonyasını hem sağda hem solda patron partilerini hâkim kılarak sağlar. İşçinin AKP'ye oy vermesi sınıf bilincinin olmadığını gösterir. Bunun ilacı bir başka patron partisi CHP'ye oy vermek değildir. Bu durumdan çıkartılacak sonuç “işçi sınıfından bir şey olmaz” değildir. Çünkü işçi sınıfımızdan çok şey olur. Düzen siyasetinin seçimlerinde hangi partiye oy vermiş olursa olsunlar iş ve aş için birleşirler ve mesela metal işçilerinin yaptığı gibi istibdadın grev yasaklarını çöpe atarlar… Polonez işçileri gibi omuz omuza verip barikatları aşarlar, maden işçileri gibi Ankara'yı sarsarlar! Her durumda bunu örgütlü olarak yaparlar.
İPM–Sabancı Üniversitesi–Stiftung Mercator Girişimi ve Medyascope işbirliğiyle hazırlanan “Nasıl Bir Dünya? Nasıl Bir Türkiye?” programının bu bölümünde, İPM Kıdemli Uzmanı Nebi Sümer ve İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Emre Erdoğan okul saldırılarını, gençlerin ve toplumun psikolojini değerlendirdi. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Enerji ve teknoloji alanlarında iş yönetimi danışmanlığı faaliyetlerinde bulunan, multidisipliner kamu politikaları üreten Glocal Grup Danışmanlık'ın sunduğu Yerden Yüksek'te Dr. Bahadır Çelebi, San Diego Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünden Prof. Dr. Ahmet Kuru ile "İslam Otoriterlik ve Geri Kalmışlık: Küresel ve Tarihsel Bir Karşılaştırma" kitabı üzerine konuşuyor.https://groupglocal.com/contact/ #reklam #işbirliği00:00 Giriş00:30 Neden bu kitabı konuşuyoruz?02:00 Hocam neden otoriterlik, geri kalmışlık çalıştınız; kişisel bir nedeni var mı?04:20 Ulema-devlet ittifakı nedir, ne işe yaramaz? İslam terakkiye mâni midir?09:45 Esere değil müellife saldırmak (evrensel bir olgu olarak)16:15 Nihayet: Ulema-devlet ittifakı nedir; güncel versiyonları neler?18:05 Tech bro'ları, askerleri, filozofları devletle ittifak yapmaktan nasıl alıkoyacağız?24:10 İslam'da din ve devlet birbirinden ayrılamaz mı? Tarihte ayrıldı mı?32:40 Batı'nın 11 Eylül sonrası İslamofibisi ve ılımlı İslam'ı birbirini dışlamaz: Islam is Peace*35:50 Anayasa gerekirse değişir; Kur'an-ı Kerim anayasa olursa ve gerekirse bile değişmez. Ne yapacağız?39:05 İslam'da muhalefet imkan ve ihtimali var mı?43:45 Ulemanın bertaraf olmamak için devlete yanlaması İslam ülkelerini geri bıraktı mı?46:35 Bazı ilahiyatçılar neden "siyasal İslam" tanımına karşı çıkıyor?48:45 İbn Haldun'un asabiye kavramına nispetle bugün İslam dünyasında zayıf olan ne? Kurumsal yapı? Toplumsal dayanışma?52:20 Hocam kitabınızda Arap kabileciliğini göremedim?55:40 Son 50 yılda İslamcılık güçlendi diyorsunuz da acaba öyle mi?01:01:05 Kendimizi kandırmayalım: Türkiye'de laiklik hiç olmadı01:02:05 Bektaşi-Yeniçeri-Devlet ilişkisi: Yeniçeri ulema değil sanki, ilmiye ile de rekabette değiller01:04:55 ABD'yi yeniden demokrasi yapacağız :)* https://georgewbush-whitehouse.archives.gov/news/releases/2001/09/20010917-11.html⌨️━━━━━━━DAKTİLO1984 AİLESİNİN BİR PARÇASI OLUN!━━━━━━━⌨️
Şanlıurfa'daki bir okulda yaşanan ve çok sayıda öğrencinin yaralandığı hadisenin şaşkınlığı henüz dinmemişken, Kahramanmaraş'tan gelen daha ağır haber hafızamı yıllar öncesine götürdü: Batman'daki genç kadın intiharlarına… O günlerde de peş peşe yaşanan hadiseleri açıklamak için yaş, ekonomik durum, aile yapısı, eğitim seviyesi gibi birçok ortak değişken aranıyordu. Benim en dikkat çekici bulduğum ortak nokta ise başka bir şeydi: Her olay, bir öncekinden etkileniyor; bir önceki, sonrakini tetikliyordu.
Emre Dündar, Spekülatif'in bu bölümde narsisizmin tarihsel kökenlerinden günümüz popüler kültürüne uzanan etkilerini inceliyor. Antik Yunan'da “kendini bil” felsefesinden başlayarak Narcissus miti ve Nergis Çiçeği üzerinden narsisizmin alegorik temellerini anlatıyor. Tarihte Stalin, Hitler, Mussolini, Napolyon ve Robespierre gibi büyük liderlerin narsisistik kişilik bozukluklarıyla nasıl tarih yazdığını ve topluma zarar verdiğini tartışıyor. Günümüzde sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden narsisistik davranışların görünürlüğünün artışı, popülizmin yükselişi ve kolektif narsisizmin tehlikeleri ele alınıyor. Ayrıca Dündar, kırılgan narsisizm ve grandioza (büyüklenmeci) narsisizm arasındaki farkları, Werther örneği üzerinden açıklıyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Kapsayıcılık ve çeşitlilik uzmanı, oyun yazarı Ebru Nihan Celkan ile sohbetimize devam ederken; toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık üzerine temel konuları masaya yatırıyoruz.
Gerçekten beceriksiz miyiz yoksa karşımızdakini manipüle edip işleri ona yaptırmak için beceriksiz gibi mi davranıyoruz? Ev hayatında genellikle erkeklerin sergilediği "stratejik beceriksizlik", kadınların görünmez emeğine bir de karar verme yorgunluğunu ekliyor. Erkek işleri beceremiyor gibi davranınca, kadınlar işi devralmak zorunda hissediyor. Peki biz evdeki bu dengesiz rol dağılımını nasıl değiştirebiliriz? Toplumsal cinsiyet rollerinden düşündüğümüz kadar muaf mıyız? Yakın İlişkiler'in bu bölümünde cinsiyetler üzerinden ev işi dağılımını ve bu dağılımda stratejik beceriksizliğin rolünü inceliyoruz. Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
Konuğumuz Ebru Nihan Celkan ile toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık üzerine temel konuları ele alıyoruz.
Patidio ile Hayvani Bakış'ın bu haftaki konuğu akademisyen Mine Yıldırım oldu. Kadir Has Üniversitesi öğretim üyesi ve Dört Ayaklı Şehir Derneği Program Direktörü olan Yıldırım, hayvana şiddetin toplumsal şiddetle ilişkisini, Türkiye'de veri eksikliğini ve şiddetin normalleşme sürecini anlatıyor. Hayvana şiddet toplumsal şiddeti artırır mı? Şiddet nasıl normalleşir? Türkiye'de hayvan hakları mücadelesi nereye gidiyor? Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Konuğumuz sanatçı Nejat Satı ile uluslararası yayımlanan Colorist Psychological Balance kitabı üzerinden resim pratiğinin yıllar içindeki dönüşümünü konuşuyoruz.
Sevgililer Günü yaklaşırken yalnızlık daha mı yoğun hissediliyor? Yoksa aslında boş olan şey kalbimiz değil, “sevgi depomuz” mu?Bu bölümde Sevgililer Günü'nün yalnızları nasıl etkilediğine odaklanıyorum. Toplumsal baskılar, hediyeler, büyük jestler ve romantik beklentiler arasında gerçekten neye ihtiyacımız var? Sevgi ölçülebilir mi? Yoksa mesele, sevgiyi hangi dilden aldığımız ve verdiğimiz mi? Sen hangi sevgi dillerini kullanıyorsun?Bu bölümde:
Mimarlıkta Rahatsız Edici Sorular ekibi bir yıldır her haftanın ikinci perşembesi Açık Mimarlık'ı devralıyor. Bu haftanın programında Nihal Evirgen, Eylül İnce ve Batuhan Yaşa ekibe öğrencilerin nasıl dahil olduklarını ve şimdiye kadar neler yaptıklarını, Mimarlıkta Rahatsız Edici Sorular'ın nasıl bir alternatif öğrenme ve paylaşım alanı kurduğunu, niçin bu tür alanlara ihtiyaç duyduklarını, toplumsal hareketlere dair öğrencilerin düşüncelerini konuşuyorlar.
Mimarlıkta Rahatsız Edici Sorular ekibi bir yıldır her haftanın ikinci perşembesi Açık Mimarlık'ı devralıyor. Bu haftanın programında Nihal Evirgen, Eylül İnce ve Batuhan Yaşa ekibe öğrencilerin nasıl dahil olduklarını ve şimdiye kadar neler yaptıklarını, Mimarlıkta Rahatsız Edici Sorular'ın nasıl bir alternatif öğrenme ve paylaşım alanı kurduğunu, niçin bu tür alanlara ihtiyaç duyduklarını, toplumsal hareketlere dair öğrencilerin düşüncelerini konuşuyorlar.
Dijital dünya artık hepimizin yaşam alanı. Düşünme biçimi, iletişim, alışkanlıklar ve ilişkiler orada şekilleniyor. Peki bu yeni medeniyet nasıl bir yer? Gençlere nasıl bir ışık tutmak gerek? Algoritmalara kültürel bir çerçeve çizmek mümkün mü? Nasıl olur? Toplumsal değerler dijital kültürle nasıl örtüştürülür? Pencere'de bu hafta Sosyolog Prof.Dr. Barış Erdoğan ve Yeni Medya Uzmanı Prof. Dr. Erkan Saka'yla konuşuyoruz. NEDEN PENCERE? Sinemadan müziğe, çizgi romandan dijital sanata, sokak oyunlarından uçurtma uçurmaya, gölge oyunlarından illüzyon gösterisine, tiyatrodan plastik sanatlara, romanlardan masallara, çocuk şarkılarından operaya, geçmişten bugüne, geleneklerden modern zamanlara kültür, sanat... Unutulmasınlar, kuşaktan kuşağa aktarılsınlar, diye... Zeynepgül Alp'le Pencere cumartesi 09.30, pazar 19.10'da NTVRadyo'da. Programın tüm bölümleri kaçıranlar ve tekrar dinlemek isteyenler için NTVRadyo'nun arşivinde (ntvradyo.com.tr) ve podcast platformlarında.
Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Konuşmazsak Olmaz'da Ali Deniz Çakır'ın sorularını yanıtlıyor. Şık, programında Türkiye'nin en kritik gündem başlıklarını tüm açıklığıyla değerlendiriyor. Söyleşisinin ikinci bölümünde Ahmet Şık, iktidar içindeki taht savaşlarının sürüp sürmediğini, Türkiye'deki yolsuzlukların sebebini, 19 Mart sürecinde ve sonrasında muhalefetin verdiği sınavı, Ekrem İmamoğlu'nun siyasi geleceğini ve Türkiye İşçi Partisi'nin 2023 seçimlerinden önce yaşadıklarını anlatıyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Yetişkin İki Otizmli Kardeşle Yaşam: Nurseda Gözcü Söyleşisi | OtizmTV 3 Aralık Özel 3 Aralık Dünya Engelliler Günü özel yayınımızda, hayatın içinden en içten ve ilham verici hikayelerden birine tanıklık ediyoruz. OtizmTV ekranlarında bu hafta konuğumuz Nurseda Gözcü. Nurseda Gözcü, yetişkinlik dönemindeki iki otizmli iki kardeşle aynı evi paylaşmanın, onlarla büyümenin ve bir ailenin bu süreçteki yolculuğunun bilinmeyenlerini paylaşıyor. Otizm tanısı almış bireylerin yetişkinlik evresinde karşılaştıkları zorluklar, kardeş olmanın getirdiği eşsiz bağ ve toplumun otizme bakış açısı üzerine derin bir söyleşi gerçekleştirdik. Bu videoda neler bulacaksınız? Yetişkin otizmli bireylerin günlük yaşam rutinleri. İkiz kardeşlerin birbirleriyle ve aileleriyle olan iletişimi. Kardeşlik perspektifinden otizm: Sorumluluklar ve sevgi bağı. Otizmde yetişkinlik dönemi ve gelecek kaygıları. Toplumsal farkındalık ve kabul süreci için çözüm önerileri. Otizm spektrumundaki bireylerin ve ailelerinin sesini duyurmayı amaçladığımız bu söyleşi, sadece otizmli yakını olanlar için değil, daha kapsayıcı bir toplum hayal eden herkes için önemli mesajlar içeriyor. Görüşlerinizi yorumlarda bizimle paylaşmayı ve kanalımıza abone olarak farkındalık hareketimize destek olmayı unutmayın!
Zenginliğin insanı ve toplumu çürüttüğüne dair kanaat, tarih boyunca sıkça dile getirilmiştir. Refahın yükseldiği toplumlarda bir süre sonra gevşeme, konfor bağımlılığı ve ahlaki çözülme baş gösterdiği; bunun ardından daha asabi, daha hareketli ve daha dinamik toplumların sahneye çıktığına dair çok sayıda tarihsel örnek mevcuttur. İmparatorlukların yükseliş ve çöküş döngüleri genellikle bu çerçevede okunur.
Mimarlıkta Rahatsız Edici Sorular ekibi bu ay çalışmalarının ikinci dönemine geçiş yapıyor ve 19 Mart süreci sonrasında bu defa üniversite dışına çıkarak düzenledikleri atölyeleri konu ediyor. Toplumsal ve politik hareketlerin içinden geçilen süreçte üniversite gençliğinin rolü, Ankara'da kamusal mekanların toplumsal hareketlere nasıl sahne olduğu ve üniversite kampüslerinin önemi gibi çok sayıda husus bir bütünlük içinde ele alınıyor. Gençlerin politize olmasının arkasında yatan geleceksizlik ve güvencesizlik konusunu karamsar bir tespit olmanın ötesinde kendi geleceğine sahip çıkma iradesi üzerinden okuyan ekip, kendi çalışmalarını da bu kapsamda yeniden tartışmaya açıyor. Nihal Evirgen'in moderatörlüğünde, E. Merve Nalçakar ve İpek Bengisu Kumaş, kamusal mekan ve toplumsal hareketleri aynı zamanda mimarlık, planlama ve üniversite eğitimi ile de ilişkilendirerek değerlendiriyor.
Mimarlıkta Rahatsız Edici Sorular ekibi bu ay çalışmalarının ikinci dönemine geçiş yapıyor ve 19 Mart süreci sonrasında bu defa üniversite dışına çıkarak düzenledikleri atölyeleri konu ediyor. Toplumsal ve politik hareketlerin içinden geçilen süreçte üniversite gençliğinin rolü, Ankara'da kamusal mekanların toplumsal hareketlere nasıl sahne olduğu ve üniversite kampüslerinin önemi gibi çok sayıda husus bir bütünlük içinde ele alınıyor. Gençlerin politize olmasının arkasında yatan geleceksizlik ve güvencesizlik konusunu karamsar bir tespit olmanın ötesinde kendi geleceğine sahip çıkma iradesi üzerinden okuyan ekip, kendi çalışmalarını da bu kapsamda yeniden tartışmaya açıyor. Nihal Evirgen'in moderatörlüğünde, E. Merve Nalçakar ve İpek Bengisu Kumaş, kamusal mekan ve toplumsal hareketleri aynı zamanda mimarlık, planlama ve üniversite eğitimi ile de ilişkilendirerek değerlendiriyor.
Avustralyalı Türk toplum bireylerimiz biten 2025 yılını değerlendirdi, 2026 yılından beklentilerini ve dileklerini mikrofonumuza anlattı...
Son dönemde, uyuşturucu kullanımı ve toplumsal ahlakla bağdaşmayan davranışlara ilişkin bazı olayların medya gündeminde yoğun biçimde yer aldığını görüyoruz. Bu durum, kamusal tartışmaların içeriği ve amacı konusunda haklı soru işaretleri doğuruyor.
Kemalistlerin Ahlakı, Toplumsal Çürüme
AK Parti, 2002 yılından itibaren Türkiye'de sadece bir iktidar değişimini değil, aynı zamanda bir düzen inşasını başlattı. “Eski Türkiye – Yeni Türkiye” mukayesesi yapıldığında, özellikle 2002'den 2015–2016 dönemine kadar Türkiye'nin birçok alanda Batı standartlarına yaklaşan bir ülke konumuna geldiği açıkça görülmektedir. Hukuk sisteminin işleyişinden siyasetin üretkenliğine, altyapı yatırımlarından kalkınmaya kadar pek çok başlıkta, merhum Turgut Özal'ın ifadesiyle Türkiye adeta bir “çağ atlama” süreci yaşadı.
Mimarlıkta Rahatsız Edici Sorular ekibi bu ay mimarlıkta toplumsal cinsiyet temasını gündemine alıyor ve yalnız mimarlık ve kent alanında değil yaşamın her anında bir mücadele konusu olan bu gündemi iki başlık üzerinden tartışmaya açıp sorular soruyor. İlki mimarlık eğitimi ve çalışma yaşamında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin nasıl ortaya çıktığı, mimarlıktaki güç ilişkilerinin tahakkümü yeniden üretmesi yerine gücün paylaşılarak çoğalmasının mümkün olup olmadığı konusu, ikincisi ise toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için mekanın ve mekan üretim sürecinin etkisi. Nihal Evirgen'in moderatörlüğünde Elif Bek ve Duygu Gören bu iki başlık üzerinden pedagojik açıdan ikili karşıtlıklar yerine çoklu olasılıkları değerlendirerek mimarların ve mimarlığın dönüştürücü rolüne vurgu yapıyor ve en sonunda 25 Kasım'da herkesi "Kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günü"nde alanlara davet ediyor.
Mimarlıkta Rahatsız Edici Sorular ekibi bu ay mimarlıkta toplumsal cinsiyet temasını gündemine alıyor ve yalnız mimarlık ve kent alanında değil yaşamın her anında bir mücadele konusu olan bu gündemi iki başlık üzerinden tartışmaya açıp sorular soruyor. İlki mimarlık eğitimi ve çalışma yaşamında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin nasıl ortaya çıktığı, mimarlıktaki güç ilişkilerinin tahakkümü yeniden üretmesi yerine gücün paylaşılarak çoğalmasının mümkün olup olmadığı konusu, ikincisi ise toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için mekanın ve mekan üretim sürecinin etkisi. Nihal Evirgen'in moderatörlüğünde Elif Bek ve Duygu Gören bu iki başlık üzerinden pedagojik açıdan ikili karşıtlıklar yerine çoklu olasılıkları değerlendirerek mimarların ve mimarlığın dönüştürücü rolüne vurgu yapıyor ve en sonunda 25 Kasım'da herkesi "Kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günü"nde alanlara davet ediyor.
Tam bir yıl önce Devlet Bahçeli'nin TBMM grup toplantısında Öcalan'a yaptığı çağrıyla başlayan süreçte bir hayli yol katedildi. Katedilen yolun paralelinde ise dünyada birçok değişim meydana geldi. Çağrının yapıldığı dünyada Suriye'de halkına karşı soykırım ve her türlü insanlık suçlarını irtikap ettiği halde Esad diktatörlüğü vardı. Üstelik 14 yıl süren bir savaşın ardından, uluslararası toplumdan da önemli bir destekle yıkılmaya çalışıldığı halde yıkılmamış ve Suriye'nin geleceğinde tek aktör olma vasfı yenilenmiş olarak. O kadar ki, Türkiye için bile Suriye'nin geleceği Esatsız düşünülemeyecek hale gelmişti.
Müslüman ve gayrimüslimlerin giyebileceği ya da yasaklanan renkler, izin verilen kumaş türleri ve buna eşlik eden diğer kurallar...
Müslüman ve gayrimüslimlerin giyebileceği ya da yasaklanan renkler, izin verilen kumaş türleri ve buna eşlik eden diğer kurallar...
NTVRadyo'da bugün minyatür sanatıyla tanışıyoruz. Azra Tüzünoğlu minyatür sanatıyla ilgili hikayeler anlatıyor. Seçtiği iki minyatüre bakın ve yorumunu dinleyin. NEDEN AZRA TÜZÜNOĞLU? Azra Tüzünoğlu, 2008'de "OUTLET: İhraç Fazlası Sanat" isimli ilk galerisini açarak Türkiye'de 90'lar kuşağındaki sanatçıların ilk sergilerine ev sahipliği yaptı. 2011'de PİLOT Galeri'yi, 2013'te deneysel projelere odaklanan CoPilot'u kurdu. Halil Altındere, Hamra Abbas, Ali Miharbi, Serra Tansel gibi sanatçıların solo sergilerini üretti; uluslararası müzeler ve bienallerle iş birliği yaparak Türkiye'den sanatçıların görünürlüğünü artırdı. 2020 yılında Pera Müzesi'nde çağdaş sanatta minyatüre odaklanan ve dünyadan 14 sanatçının eserlerinin yer aldığı “Miniature 2.0” sergisini açtı. 7. ve 8. Çanakkale Bienali'nin küratörlüğü üstlendi. Alexandra Pirici, Nora Turato, Forensic Architecture, Guido van der Werve ve Pilvi Takala gibi sanatçıları bir araya getirdi. Troya Müzesi'nde Alparslan Baloğlu'nun retrospektifini düzenledi. Toplumsal projelerde de aktif rol alan Tüzünoğlu, Tophane Art Walk'un kurucularından, Uluslararası Sanat Galericileri Derneği üyelerinden olan Azra Tüzünoğlu. “Sanatla Eğitime Destek” ve Art Show: Galleries United gibi dayanışma temelli sergi projelerinde yer aldı. NEDEN HERKESE SANAT? Uzak durduğumuz, anlamayacağımızı düşündüğümüz sanat dallarıyla, o sanatı bilen, uygulayan ya da izleyenlerin rehberliğinde tanışıyoruz, seyircisi olmayı öğreniyoruz. Çünkü bilmek için sevmek, sevmek için de önce tanışmak gerekir! Herkese Sanat cumartesi 12.30, pazar 18.30'da NTVRadyo'da. Herkese Sanat'ın her bölümünü, radyoda yayınlandıktan sonra ntvradyo.com.tr adresine ve podcast platformlarına yüklüyoruz. Nacide Berber'in hazırladığı programın arşivine girip istediğiniz zaman istediğiniz yerde dinleyebilirsiniz.
Doğa Yurduneri'nin sunduğu Sürdürülebilir Geleceğe Adım podcast serisi bireysel ve toplumsal sürdürülebilir tercihlere odaklanıyor, her bölümde hayatın farklı alanlarındaki tercihlerin nasıl geleceği de düşünerek dönüştürülebileceğini tartışıyor, her ay başka bir temayı mercek altına alıyor.Sürdürülebilir Geleceğe Adım podcast serisinin on birinci bölümünün konusu sürdürülebilirlik, iklim krizi ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği. Doğa bu bölümde insan faaliyetleri sonucu ortaya çıkan iklim krizinin daha sık ve şiddetli sıcak hava dalgaları, yükselen deniz seviyeleri, yıkıcı fırtınalar ve öngörülemeyen hava modelleri gibi yıkıcı etkilerinin kadınları, özellikle de gelişmekte olan ülkelerdeki kadınların yaşamını nasıl zorlaştırdığını ve kadınların ne sebeplerle erkeklere göre daha savunmasız hâle geldiğini ele alıyor; bu orantısızlığı ortadan kaldırmak için yapılması gerekenleri inceliyor.Bu program Yapı Kredi'nin sürdürülebilir tercih programı Step işbirliği ile gerçekleşmektedir. Sürdürülebilirliğe bir öğrenim alanı olarak yaklaşan Step ile ilgili daha fazla bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Sinema Kulübü'müzün 19uncu buluşmasında David O. Russell'ın yönettiği başrollerinde Bradley Cooper, Jennifer Lawrence ve Robert De Niro'nun oynadığı 2012 yılı yapımı orijinal adı “Silver Linings Playbook” olan, bizde “Umut Işığım” adıyla gösterime giren filmi konuştuk.Bir akıl hastanesinde bir süre kaldıktan sonra, eski öğretmen Pat Solitano ailesinin yanına geri döner ve eski karısıyla uzlaşmaya çalışır. Pat, kendi sorunları olan gizemli bir kız olan Tiffany ile tanıştığında işler daha da zorlaşır.Önce filmin adı ilgimi çekti, onu araştırdım. Every cloud has a silver lining, diye bir deyiş var. Bizdeki “her şerde bir hayır vardır” anlamına geliyor. Hani karanlık bir bulutun arkasından gelen güneşin ışığıyla kontur şeklinde bir parlaklık olur, sanki gümüşlenmiş gibi. Her olumsuz durumun bile bir olumlu yanı vardır anlamında. Playbook ise filmde de önemli bir yere sahip Amerikan futbolunda oyun stratejilerinin, planlarının yer aldığı kitaba gönderme yapıyor. Yani hayatta karşılaştığınız sizi çok olumsuz etkilediğini bildiğiniz durumlar için bir planınız olsun, onu nasıl kendiniz için bir avantaja döndüreceğinizi bilin deniyor, Pat'e psikiyatristinin tavsiyesi de bu.Film ruhsal sağlık üzerinden bir çok konuya dokunuyor; ruh sağlığı sorunu yaşayan bireyin aile olan ilişkisi, bu ilişkinin iyileşme sürecine etkisini işliyor. Toplumsal dışlanmayı ve ayrımcılığı hem ruh sağlığı üzerinden hem de etnik köken üzerinden göz önüne getiriyor. Ama hepsinden önemlisi sevginin engelleri aşarak bize nasıl güç verdiğini, umut verdiğini hatırlatıyor. Filmde sanki kimse normal değil gibi de geliyor, hepimizin tuhaf düşünceleri ve davranışları olabiliyor, acaba bunlarla çok yüzleşmeden başkalarını yaftalamaya ne kadar meraklıyız'ı düşündürüyor.Film 8 dalda Oscar'a aday gösterilmiş. Sadece Kadın Başrol oyuncu ödülünü almış ama biz de bütün oyunculukların çok iyi olduğu konusundaki görüşümüzü beyan ettik. İyi ki izlemişiz dedik.Söyleşimizde kaçınılmaz olarak çok sayıda şahit olduğumuz vakalardan, hayatlardan anonim de olsa örnekler verildi, o kısımları dahil etmedim.Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım(02:47) Umut Alkaç, (05:22) Cem Çağatay Karaali, (07:41) Aydan İrem Sungur, (10:20) Mete Yurtsever (11:20) Feyza Demir, (16:33) Erkil Bağlan, (21:26) Feyza Demir.Support the show
Sinema Kulübü'müzün 18inci buluşmasında Jason Reitman'ın yönettiği başrollerinde George Clooney, Vera Farmiga ve Anna Kendrick'in oynadığı 2009 yılı yapımı orijinal adıyla “Up in the Air”, bizde “Aklı Havada” olarak gösterime giren filmini konuştuk.Film, şirketlerin çalışanlarını işten çıkarma görevini üstlenen Ryan Bingham'ın hikayesini anlatıyor. Sürekli seyahat halinde olan ve tek amacı bir milyon uçuş miline ulaşmak olan Ryan'ın hayatı, yeni bir iş arkadaşı ve tanıştığı bir kadınla değişmeye başlıyor.Sohbetimizde yalnızlık ve hayatta anlam arayışı gibi filmin ana temaları üzerine odaklandık. Filmdeki karakterlerin yalnızlıklarıyla kurdukları ilişkiyi ve bu durumun onları nasıl etkilediğini konuştuk. Toplumsal beklentilerin ve baskıların insanları nasıl bir köksüzlük hissine sürükleyebileceğini tartıştık.Rutinlere ve alışkanlıklara bağlanma konusuna da değindik. Bunların bazen nasıl bir yük haline gelebileceğini ve bağımlılığa yol açabileceğini konuştuk. Başkalarının beklentilerini karşılama baskısının mutluluğumuzu ve öz değerimizi nasıl etkilediği üzerine de fikirlerimizi paylaştık.Filmdeki ana karakter olan Ryan'ın, sürekli seyahat etmesinin ve milyon mil biriktirme hedefinin aslında kendi hayatından ve işinin duygusal yükünden kaçışının bir metaforu olduğunu düşündük. Karakterin başkalarına özgürlük vaaz ederken kendi duygusal kopukluğuyla mücadele etmesi de dikkat çekici bir noktaydı. Size bırakmak istediğim soru ise şu; çoğumuzun “Milyon mil biriktirme” gibi hedefleri var, asıl istediğimizin bu olduğuna kendimizi inandırıyoruz, bunların peşinden koşup neleri kaçırıyoruz acaba?Son olarak, filmdeki karakterler ve ilişkiler üzerine de konuştuk. Toplumsal cinsiyet rolleri ve hem erkeklerin hem de kadınların kişisel ve mesleki yaşamlarında karşılaştıkları zorluklara değindik.Özetle, "Up in the Air" filmi üzerine her zamanki gibi keyifli ve kafa açan bir sohbet gerçekleştirdik.(02:20) Feyza Demir, (05:40) Hicran Şaşmaz Çabuk, (07:50) Uğur İyidoğan, (10:26) Elif Burcu Yılmaz, (13:48) Suat Soy, (16:17) Pınar Cengiz, (18:32) Feyza Demir, (20:24) Elif Burcu YılmazSupport the show
Başakşehir BAKMER Söyleşilerine konuk olan Emekli Vaize Fatma Bayram hocanın 14 Aralık 2024 tarihli "Müslüman Kadının Toplumsal Duruşu" isimli programıdır.
Ahmet Kurucan | Toplumsal çöküş: Sessiz kalarak suça ortak olmak | 17.12.2024 by Tr724
Aposto ve Akbank işbirliğinde, Itır Erhart'ın hazırlayıp sunduğu Sürdürülebilirlik Hepimiz İçin podcast serisi sürdürülebilirliğin hayatın farklı alanlarını nasıl dönüştürdüğünü uzmanlar ve sektör liderleri ile beraber inceliyor, konuklarımızın kişisel hikayelerinde sürdürülebilirliğin nasıl bir yer tuttuğunu masaya yatırıyor. Serinin üçüncü bölümünde Itır Erhart Konuşmamız Gerek Derneği kurucu ortağı Dr. İlayda Eskitaşçıoğlu'nu konuk alıyor. Sürdürülebilirlik ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin kesişim noktaları üzerine konuşuyor. Akbank'ın sürdürülebilirlik adına gerçekleştirdiği çalışmaları daha yakından incelemek için buraya tıklayabilirsiniz.
Bu bölümde Sapien ekibi olarak sınıflar ve toplumsal hiyerarşilerin derinliklerine iniyoruz: Her şey sınıfsal mıdır?
"Birlikte”yiz serisi ilk bölümüne Eğitimde Görme Engelliler Derneğinden Ümmü Seyrek, Aramızda Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Derneğinden F. Ceren Akçabay, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneğinden Zehra Tosun konuk oluyor. Bölümde; toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana akımlaşması, hazırlanan toplumsal cinsiyet politika belgelerinin yaygınlaşması ve uygulanması, engellilik ve kadın kimlikleri konuşuluyor.
Politi-Cast'te bu hafta gazeteciler Sedat Bozkurt ve Berna Can Türkiye gündeminin öne çıkan başlıklarını ele aldı. Yenidoğan Çetesi ile ilgili yaşanan olaylar ve tepkiler, toplumsal çürümenin ve ülke yönetimindeki eksikliklerin nasıl derinleştiğini gözler önüne serdi. Berna Can ve Sedat Bozkurt, olayların perde arkası ve Türkiye'nin sosyal, ekonomik ve siyasi yapısı üzerine konuştu. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Yasemin Aydın | Toplumsal Çürüme ve Erozyon | 12.10.2024 by Tr724
8 Ekim'de başlayacak ve her Salı 19:00'da Genco Devrim Barikan'ın yürütücülüğünde Arter'de gerçekleştirilecek olan 'Estetiğin Siyaseti: Çağdaş Sanatı Toplumsal Boyutlarıyla Düşünmek' seminerlerini Genco Devrim Barikan ile konuşuyoruz.
Geçen bölümde DSD'li kadın boksör Imana Khelif üzerinden yürüyen dezenformasyonu ele almış, DSD'li sporcuların olimpiyatlara kabul edilmesini eleştirmiştik. Bu eleştirinin arka planı toplumsal meşruiyete ilişkindi. Bu bölümde “cinsiyet eşitlikçi hareket toplumsal meşruiyeti gözetmeli mi” sorusuna yanıt vermeye çalıştık.------ Podbee Sunar -------Bu podcast, Hiwell hakkında reklam içerir.Hiwell'in klinik psikologlarıyla ücretsiz tanışma görüşmeleri yapmak ve terapi seanslarınızda pod10 koduyla %10 indirimden faydalanmak için linkten Hiwell indirin.Bu podcast, ON Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir.ON Dijital Bankacılık ile her zaman avantajlı faiz oranları ve farklı bir çok avantaj seni bekliyor! Hemen tıkla, "ONBEE" kodunu davet kodu alanına girerek ON'lu ol, rahat bankacılığın avantajlarla dolu dünyasıyla tanış!See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Suriyeli mültecilerin Türkiye'ye gelişi ve ardından yaşanan olaylar, toplumsal krizlerin, ekonomik zorlukların ve politik gerilimlerin kesiştiği bir noktada, derin izler bıraktı. Sinan Tartanoğlu, bu olayları soğukkanlı bir şekilde inceleyerek, sorunun köklerine inmeye çalışıyor. Tartanoğlu, 2011 yılında başlayan mülteci krizinin tarihsel gelişimini ele alacak, Suriyeli mültecilerin Türkiye'de karşılaştığı zorlukları ve toplumun bu duruma verdiği tepkileri analiz ediyor. Esenyurt'ta başlayan ilk gerilimlerden, Adana, Ankara, İzmir ve Kayseri'de yaşanan büyük olaylar... Toplumsal gerilimlerin ve linç dalgalarının nedenleri.. Ekonomik zorlukların ve iş gücü piyasasında yaşanan değişimlerin mülteci sorununa etkileri. Hükümetin açık kapı politikasından, Avrupa Birliği ile yapılan anlaşmalara kadar ulusal ve uluslararası düzeyde atılan adımlar. Suriye politikası ve bölgesel gelişmeler Türkiye'deki mülteci krizine nasıl yön veriyor?
Önce Barbie filmi hakkında bir monolog, sonra da toplumsal cinsiyet eşitliği üstüne (sponsorlu) bir sohbetle normal yayın akışımıza kısa bir ara veriyoruz.Bildiğiniz gibi Türkiye, kadınların ekonomiye katılımında 156 ülke arasında 140. sırada. Orta düzey yönetici kadın oranı %16, üst düzey yönetici kadın olan şirketlerin oranı ise %3,9. Başlangıç noktamız bu. (WEF 2021).Konuğum QNB Finansbank Genel Müdür Yardımcısı Cenk Akıncılar. Kendisi insan kaynaklarından sorumlu. Kadir Has Üniversitesi Kadın Çalışmaları Bölümü ile birlikte Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Rehberi'ni çıkarmışlar, onu konuştuk, ne anlatıyor bu rehber. Yani odakta şirket yok, bu rehber var. Ayrıyeten kritik temsiliyet eşiğini, kota politikalarını, hamilelik ve babalık izinlerini, İK mülakatlarını konuştuk. Umarım bir faydası dokunur.Bu arada, bu konularla ilgilenen ama önceki bölümleri atlamış olanlar için geçen seneden "Erkek Krizi" üçlemesini önereyim. Bunlar sohbet değil, düz monolog:Eğitimsizlik, İşsizlik ve Babasızlık (spotify)Yalnızlık, Evlilik ve Kayıp Kadınlar (spotify)Feminizm ve Erkek Hakları Hareketi (spotify).Konu Başlıkları:(00:04) Barbie Filmi(04:44) Cenk Akıncılar ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Rehberi(05:40) Hedef: Farkındalık(08:05) Cinsiyet kavramlarını insanlar biliyor mu(09:20) Kalıp yargılar(11:25) %30 kritik eşik(13:25) Kota uygulamaları(14:20) Hamilelik(17:20) Kadınlar ne istiyor(18:45) Rol modeller(20:45) Erkeklerden ne duydular(23:20) Bu konuya bakış zamanla nasıl değişti(25:05) Babalık izni(27:00) İK mülakatları(28:50) Gelecek.------ Podbee Sunar -------Bu podcast, QNB Finansbank hakkında reklam içerir.See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Seçim yaklaşıyor ama adaylık konuları çözülebilmiş değil, daha doğrusu çözüm sosyal medyadan gelecekmiş gibi davranılıyor. Jenerik müziği: Rahman Altın
Merhaba fularsızlar, bir bonus bölüm bu: Kemal Derviş'in Cumhuriyetin 100. yılı üstüne eski bir konuşmasıyla başlıyoruz, başka ülkelerdeki 100. yıl kutlamaları ve ulusal bilinç kavramıyla devam edip, sonunda cumhuriyetin benim için anlamını paylaşıyorum: İnsan gibi yaşamayı birilerinin lütfu olarak değil, birtakım sorumluluklar karşılığında bir vatandaşlık hakkı olarak görmek.Hepinizin geçmiş bayramını kutlarım.(00:00) Kemal Dervişin 100. yıl konuşması (02:28) Kanada'nın zirve noktası(03:38) ABD'nin 100. ve 200. yılları(05:47) Toplumsal bilinç gerçek mi(08:35) Çin'in çifte 100 yıl kutlaması(11:48) Cumhuriyetin anlamı ne?See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.