Mevlana Takvimi

Follow Mevlana Takvimi
Share on
Copy link to clipboard

Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları

Mevlana Takvimi


    • Mar 12, 2026 LATEST EPISODE
    • daily NEW EPISODES
    • 2m AVG DURATION
    • 2,315 EPISODES


    Search for episodes from Mevlana Takvimi with a specific topic:

    Latest episodes from Mevlana Takvimi

    EL-HAMDULİLLÂH SÖZÜNÜN İNCELİKLERİ-12 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Mar 12, 2026 2:57


    Hz. Peygamber (s.a.v.)'den rivayet edildiğine göre, Hz. İbrahim (a.s.), Cenâb-ı Hâkk'a şunu sormuştur: "Ya Râbbî sana "El-hamdülillah" deyip hamdedenin mükâfaatı nedir?" Cenâb-ı Allâh: "El-hamdülillah şükrün hem başı hem sonudur." diye cevab vermiştir. Hakikat ehli şöyle demişlerdir: "El-hamdülillah" ifadesi şükrün başı olduğu için, Cenâb-ı Allâh onu Kur'ân'ın başlangıcı yapmış, yine bu şükrün sonu olduğu için, Cenâb-ı Hâkk onu cennetliklerin de son sözü kılmış ve "Onların duâlarının sonu, "Âlemlerin Râbbi Allâh'a hamdolsun" demeleridir." (Yunus s. 10) buyurmuştur. Hz. Ali (r.a.)'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Allâh (c.c.), aklı, ezelî ilminde saklı ve gizli bir nurdan yaratmış: ilmi onun canı; anlayışı onun ruhu; zühdü onun başı; hayâyı onun gözü; hikmeti onun dili; hayrı onun kulağı; acımayı onun kalbi; merhameti onun düşüncesi ve sabrı da onun karnı kılmıştır. Sonra akla, "konuş" denilmiş bunun üzerine o da: "Eşi, zıddı, misli ve dengi olmayan; izzetinden ötürü her şeyin zelil olduğu Allâh (c.c.)'a hamdolsun" demiştir. Bunun peşi sıra da Cenâb-ı Allâh: "İzzetim ve celâlime yemin ederim ki, Benim katımda senden daha değerli olan bir mahlûk yaratmadım" buyurmuştur." Yine nakledildiğine göre, Hz. Adem (a.s.) aksırınca, "El-hamdülillah" demiştir. Böylece onun ilk sözü de bu olmuştur. Aklın ilk sözü "El-hamdülillah", Âdem (a.s.)'ın da ilk sözü yine "El-hamdülillah" olmuştur. Böylece, sonradan yaratılmışların ilki olan varlıkların ilk sözünün ve sonradan yaratılmışların sonuncusunun ilk sözünün bu kelime olduğu sabit olunca, şüphesiz Cenâb-ı Hâkk bu kelimeyi kitabının başlangıcı kılmış, "El-hamdü lillahi râbbi'l-alemin" buyurmuştur. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.398)

    GUSÜL İLE ALAKALI MESELELER-11 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Mar 11, 2026 2:21


    Gusletmiş olan kimse gusülden sonra kuru bir yer görmüş olsa guslü yenilemesi icap etmez, bilâkis oraya su dökmesi yeterlidir, ancak ıslak eli sürmek yeterli olmayıp muhakkak su dökmek gerekir. Eğer mazmaza veya istinşâk etmediğini gusülden sonra hatırlayacak olsa ağzına ve burnuna su verir, yeniden gusletmesi gerekli değildir. Sünnetsiz olan kimsenin, kendisi için meşakkatli olmaması hâlinde suyu, sünnet derisinin içine sokması icap eder, meşakkat bulunması durumunda ise bu gerekli değildir. Kadının başını yıkaması, herhangi bir özürden dolayı kendisine zarar verecekse başını yıkaması farz değildir, bu durumda başını yıkamaz, geri kalan yerleri yıkar. Gusledecek kadının saçı eğer örgülü değil ise başının tamamını yıkaması ve suyu, saç tellerinin aralarına ulaştırması gerekir; dolayısıyla saçında, suyun ulaşmadığı bir yer kalmış olursa gusül sahih olmaz. Fakat kadının saçı örgülü ise yalnızca suyu, saç diplerine ulaştırması gerekir ve saç örgülerini ıslatması icap etmez. Hamur, tırnakta kurumuş bir hâlde bulunur ve su altına ulaşmamış olursa gusül sahih olmaz, hamuru ovarak çıkarmak ve tırnağı yıkamak icap eder. Bir kimse bu şekilde almış olduğu gusülle namaz kılmışsa namazı iade eder. Gusleden kimsenin elinde veya ayağında çatlak olup oraya ilaç/merhem veya yağ sürmüşse bakılır; eğer suyu, çatlağa ulaştırmak kendisi için zararlı olacaksa suyu, yağ/ilaç üzerine akıtmakla gusül sahih olur; fakat zararlı olmayacaksa bu durumda gusül sahih olmaz. (Eşref Ali et-Tehânevî, Hanefi İlmihali, s.68-69)

    RAMAZAN'IN SON 10 GÜNÜ-10 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Mar 10, 2026 2:57


    Kadir Gecesi Ümmet-i Muhammed'e mahsûs inâyet-i İlâhiyyedendir. Cenâb-ı Hâkk bu mübârek geceyi büyük hikmetlere mebnî gizlemiştir. Bu geceyi aramak müstehâbtır. Bu gece senenin bütün gecelerinin en fazîletlisidir. Bu gecede işlenen bir hayır ve ibâdet, başka gecelerde yapılan ibâdetlerin bin tanesine eşittir. Nebî (s.a.v.): “Kadir gecesini Ramazân'ın son onunun tek sayılarında arayın.” buyurmuşlardır. (Buharî) Resûlullâh (s.a.v.) Ramazân'ın son on günü girdiği zaman kaftanını bağlar, (yani bütün kuvvetini sarf ederek, derlenip) gecesini ihyâ eder, âile ve fertlerine de öyle yapmalarını tenbîh ederlerdi. Kullar amellerine güvenmesinler diye Allâh (c.c.) Kadir Gecesi'ni tam olarak insanlara bildirmedi. Zîra amellerini bilmiş olsalar, biz bir gecesi bin geceden hayırlı olan Kadir Gecesi'nde hayırlı ameller işledik. Bu yüzden, “Allâhü Teâlâ muhakkak bizi mağfiret eyledi, katında bize dereceler ve cennet verildi” diyerek, bir daha hayırlı ameller yapmazlar. Allâhü Teâlâ'nın korkusundan emîn olup ümîdle taşkınlık yapıp helâk olurlar. Bâzıları, “Allâhü Teâlâ beş şeyi beş şeyde gizlemiştir: Rızâsını tâatte, gadâbını masiyyette, yanî günâhta, orta namâzını beş vakit namâzda, evliyâsını insanlar arasında, Kadir Gecesi'ni Ramazân ayında gizlemiştir” dediler. (Buharî) Bu fazîletli geceleri değerlendirmenin bir yolu da cemâate devâm etmektir. Nitekim Nebî (s.a.v.): “Yatsı Namâzı'nda cemâatte bulunan kimseye, gecenin yarısına kadar namâz kılmış gibi sevâb vardır. Yatsı ve Sabah Namâzları'nda cemâatte bulunan kimseye ise, bütün gece namâz kılmış gibi sevâb vardır” buyuruyor. (Tirmizî) “İnsanlar Yatsı Namâzı ile Sabah Namâzı'ndaki fazîlet ve sevâbı bilselerdi, emekleyerek bile olsa mutlaka câmiye, cemâate gelirlerdi.” buyurmuşlardır. (Buharî) (Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunye't-üt'tâlibîn, s.305)

    UNUTTUĞUMUZ HAKİKATLER-09 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Mar 9, 2026 3:03


    Hz. Ali (r.a.) birgün şöyle nasihat eder: “Ey Allah'ın kulları! Vallahi ölümden kurtuluş yoktur. Önüne durursanız yakalar, kaçarsanız yetişir. Kurtuluş yoluna koşunuz! Acele edin! Acele edin! Arkanızda sizi hemen isteyen bir kabir var. Onun sıkmasından, karanlığından ve yalnızlığından korununuz. Kabir ya cehennem çukurlarından bir çukur, ya da cennet bahçelerinden birbahçedir. O hergün üç defa lisân-ı hal ile: “Ben karanlıklar eviyim! Ben yılan çıyan yuvasıyım! Ben yalnızlık diyarıyım!” der. Dikkat edin! Ondan ötesi daha da kötüdür. Ateşinin ısısı yüksek, dibi derin ve zinetleri de demir kelepçelerdir. Bekçisi Zebânidir. Cehennemin ötesinde ise muttekîler için hazırlanmış, genişliği yer ve gökler kadar olan cennet vardır. Allah (c.c.) bizleri ve sizleri müttekîlerden kılsın! Bizleri ve sizleri elem verici azaptan korusun. Hz. Ali (r.a.), dünya hayatının fâniliği hakkında şunları söylüyordu: Ey Allah (c.c.)'nun kulları! Siz bu dünyadan göçüp gidenlerden farklı değilsiniz. Onlar sizden daha uzun ömürlü, daha kuvvetli, daha mamur beldelere ve daha ölmez eserlere sahip idiler. Birkaç nesil sonra sesleri sakinleşti ve tamamen duyulmaz oldu. Cesetleri çürüdü, yurtları bomboş kaldı ve eserleri yok oldu. Heyhât! Onların, yarabbi beni tekrar dirilt, belki iyi ameller yapar ve bıraktıklarımı tamamlarım, demeleri sadece kendi laflarıdır. Onları arkalarında, tekrar diriltilecekleri güne kadar geri dönmelerine manî olan engeller vardır. Amel defterleri ortaya konur konmaz, günahkarların defterlerinde olanlardan korktuklarını görürsün. Onlar vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da büyük küçük, bir şey bırakmadan hepsini muhafaza etmiş derler. Yaptıkları herşeyi o defterde görürler. Rabbiniz hiç kimseye zulmetmez. (Hz. Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.), Hz. Ali (r.a.). s.172-173)

    KADIN, AİLE VE TOPLUM KRİZİ-08 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Mar 8, 2026 2:10


    Kadın her zaman çalıştı; kırsalda tarlada, şehirde ev içi üretimde önemli bir emeği vardı. Ancak kapitalizm ve kentleşme ile evdeki üretim fabrikalara taşındı, kadın emeği görünmezleşti. Artık evde üretilen her şey fabrikalarda üretilip marketlerde satılıyor. Kadın evde sıkılıyor. O da ev dışı kapitalist iş hayatına katılmak zorunda. Hatta kalkınmacı yaklaşım buna “kadınların üretime katkısı” diyor. Rakamları veriyorlar. Milyarlarca kârdan bahsediyorlar. Kadınlarımız artık bunlarla taltif ediliyor. İş hayatına katılmakla, üretime katkı vermekle ne kadar sevinseler azdır! Kadının yeni tarihinde “kendi hayatını yaşama” mottosu hâkim. “Kocan için ve çocuğun için değil, kendin için yaşa! Birey ol!” Bencilliğe, tüketime ve maddi hazza yönelmiş bir benlik kışkırtıcılığı var. Artık anne olmak da anlamsızlaşıyor. Elbette anne olmayacaksan evli olmak bile anlamsız hâle gelebiliyor. O nedenle kadın artık ya geç evlenir ya da boşanır. Hele ki 40'lardan sonra kendini keşfetmeye uyanan kadınlarda bu durum daha da trajik bir hâle döner. Bu arada en fazla boşanma talebinde bulunanların kadınlar olduğunu da hatırlayalım! Bu tablo, sadece kadının değil, toplumun ve ailenin derin bir kriz içinde olduğunun ve bu yozlaşmanın hepimizi nasıl etkilediğinin açık bir işaretidir. Geleceğimizi sağlam temeller üzerine inşa etmek istiyorsak, aileyi ve toplumsal bağları yeniden güçlendirmek zorundayız.

    MÜ'MİNİN KERÂMETİ TAKVÂSIDIR-07 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Mar 7, 2026 2:45


    Sıdktan daha yakın bir yol, ilimden daha başarı sağlayıcı bir delil ve takvâdan daha önemli bir erzak yoktur. Vesvese verene (şeytana) karşı, fuzûlî olanı terkten, kalbin nûrlanması için, sadrın selâmetinden daha faydalı bir şey yoktur. Mü'minin kerâmeti takvâsıdır, hilmi sabrıdır, aklı güzelliğidir, dostluğu hoşgörüsü ve affıdır, şerefi ise tevâzuu ve rıfkıdır. Bil ki, Allâh (c.c.) kuluna fakirliği seçip uygun görmüşse, onun zenginliği sevmesi (Allâh'ı) öfkelendirmektir. Allâh (c.c.) kuluna zenginliği seçtiyse, o kulun fakirliği istemesi ise zulümdür/haddi aşmaktır. Bütün bunlar, mârifet azlığından dolayı şükürden kaçmak ve ilmin yetersizliğinden dolayı vakitleri ziyan etmektir. Çünkü zenginin îmânını fakirlik, fakirin îmânını da zenginlik ıslâh edemez, uygun değildir. Bize ulaşan habere göre Allâhü Teâlâ şöyle buyuruyor: "Kullarımdan öyleleri vardır ki onun îmânını ancak fakirlik ıslâh eder. Eğer onu zengin kılsaydım, bu zenginlik onları ifsâd edecekti. Yine kullarımdan öyleleri de vardır ki onun îmânını ancak zenginlik ıslâh eder. Eğer onları fakîr kılsaydım, bu fakirlik onun îmânını ifsâd edecekti." Bu durum, hastalık ve sıhhat için de böyledir.Kim Allâh'ın (c.c.) hikmetsiz iş yapmayacağını) bilirse O'nu ithâm etmez. Allâh'ın (c.c.) neyi kasdettiğini anlayan veyâ; Allâh hakkında keskin/ince bir zekâya sâhip olan, kazâsına râzı olur. Eğer şu ayetten başkası olmasaydı, yine de ilim sâhiplerine yeterdi: "Râbbin dilediğini yaratır ve seçer. Onlar için ise (Râblerine karşı böyle) muhayyerlik yoktur." (Kasas 68) (Haris el-Muhasibî, Ahlak ve Arınma)

    SEMA EHLİNİN SEVDİĞİ KUL-06 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Mar 6, 2026 2:44


    Ehli hikmetten biri şöyle der: "Amelleri hususunda kişi, koyun çobanını örnek edinmeli ve onun gibi olmalıdır.". Bunun ne demek olduğunu soranlara şu cevabı verir: "Çoban, koyunlarının yanında namaz kıldığı zaman nasıl ki onlardan herhangi bir övme beklemez. Herhangi bir hayır işleyen de onun gibi olmalı. Yâlnız da kalsa, halkın yanında da olsa, yaptığı iyiliğe aynı şekilde devam etmeli." İslâm alimleri, amellerin selâmetle sona ermesi için şu üç şeyin gerekli olduğunu bildirmişlerdir: 1. Başlamadan önce bilgi. Çünkü ilimsiz amelin hiçbir faydası yoktur. Ilimsiz yapılan bir işiri zararı faydasından çoktur. 2. Bir işe başlamadan önce niyet. Zira, amel niyetle yararlı olur. Nitekim bu mânâda, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ameller, niyetlere göredir. Ve herkese niyetindeki vardır." Meselâ: Namaz, oruç, hac, zekât ve diğer ibâdetler hep niyetledir. Bütün bu ibâdetlerin başında niyet gereklidir. Tâ ki , yapılan ibâdet bir işe yarasın. Yâni ibâdet sırasında sabırlı olmalı ki, sakin ve huzurla ibâdetini tamamlasın. 3. İşin bitiminde ihlâs. Çünkü ameller ihlassız kâbul edilmez. İhlâs ile amel edersen, Allâhü Teâlâ yaptığın ameli kâbul buyurur. Bu mânâda Hirem bin Hıyan'dan nakledilen bir rivayet şöyledir: "Bir kul, kalbi ile Allâh'a yöneldiği zaman, Allâhü Teâlâ mü'minlerin kalbini ona yöneltir. Böylece, kulların sevgisini ve şefkatini o kuluna nasip eder. "Allâhü Teâlâ, bir kulu sevdiği zaman, Cebrail'e şöyle buyurur: "Ben falan kulu sevdim, sen de sev." . Cebrail o kulu sever. Ve göktekilere şöyle seslenir: "Râbbiniz falan kulu sevdi; siz de seviniz." Semâ ehli de o kulu sever. Sonra, o kulun sevgisi yerdekilerin kalbine konur.

    ALLÂHÜ TEÂLÂ'YI ZİKRETMENİN ÖNEMİ-05 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Mar 5, 2026 2:12


    Cenâb-ı Allâh'ın kudsî hadisi olan, "Kul, besmeleyi okuduğunda, Allâh: "Kulum beni zikretti" der." ifadesinde birçok hüküm vardır. Cenâb-ı Hakk; "Beni zikredin ki, Ben de sizi zikredeyim" (Bakara 152) buyurur. İşte burada kul, Cenâb-ı Allâh'ı zikretmeye yöneldiğinde şüphesiz ki Cenâb-ı Hakk, onu kendisini andığı bir toplumdan daha hayırlı bir toplulukta anar. Bu, zikir makamının, kullukta çok yüce ve şerefli bir makam olduğunu gösterir. Çünkü geçen ayette, Cenâb-ı Allâh, önce kulun zikrini mevzubahis etmiştir. Yine bu zikir makamının mükemmel bir makam olduğuna Cenâb-ı Hakk'ın, zikri emrederek şöyle buyurması da delâlet eder: "Beni zikredin ki, Ben de sizi zikredeyim." Cenâb-ı Hakk ayet-i kerimelerde şöyle buyurmuştur: "Ey imân edenler Allâh'ı çokça zikredin." (Ahzâb 41) "Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üstünde yatarlarken hep Allâh'ı (hatırlayıp) zikrederler." (Âl-i İmrân 191) "Takvaya erenler, kendilerine şeytandan bir ârıza iliştiği zaman, iyice düşünürler. Bir de bakarsın ki onlar (hakikati) görüp bilmişlerdir." (A'râf 201) Görüldüğü üzere Cenâb-ı Hakk, kulluk makamlarından olan, zikir makamı üzerinde durduğu kadar hiçbir şeyin üzerinde durmamıştır. O'nun kudsî hadisteki, "Kulum beni zikretti" sözü "Allâh" lâfzının Cenâb-ı Hakk'ın kendine mahsus zatı için bir alem (özel) ismi olduğuna delalet eder. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.380-381)

    ABDESTİN FARZLARI-04 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Mar 4, 2026 2:34


    Abdestin rükünleri (farzları) şunlardır: 1. Yüzü bir kere yıkamak. Yüzde yıkanacak yerler, alın başlangıcından (saç bitim yerinden) çene altına kadar, yanlardan ise iki kulak yumuşağı arasında kalan yerlerdir. 2. İki eli dirseklere kadar, dirsekler dâhil yıkamak. 3. Kulakların üst tarafından olmak üzere, başın dörtte birini bir kere mesh etmek. 4. Ayakları, topukların üstündeki iki taraftaki iki çıkık kemikler de dâhil, yıkamak. Peygamber (s.a.v.), abdest alıp ayaklarını da yıkadıktan sonra, "İşte abdest bu şekilde alınır. Allâh (c.c.), ancak bu şekilde alınan abdestle kılınan namazı kâbul eder, yoksa kâbul etmez" buyurmuştur. İdrarın tamamen kesildiğine kalp kanaat getirmedikçe abdeste başlamak caiz olmaz. Abdest alırken, yıkanan organdan suyun damlaması şarttır. Hiç damlamazsa abdest caiz olmaz. Abdestte suyu göz pınarlarına iletmek vaciptir. Yüzünü yıkayan kimse gözlerini sıkıca kapatsa da göz pınarlarına su değmese abdesti caiz olmaz. Sakal sık değil de alttan deri görünüyorsa, deriyi de yıkamak farzdır. Bıyığı, kaşı ve alt dudak ile çene arasındaki kılları ıslatmak da farzdır. Tırnak uzayıp, altına suyun geçmesine engel olacak şekilde parmağın ucunu kapatmışsa, tırnağı kesip suyun alta geçmesini temin etmek vaciptir. Abdestin sahih olması için, 1. Yıkanan abdest organlarından herhangi birinde iğne ucu kadar bir yer kuru kalmaması, 2. Adetli veya loğusa olmamak, 3. Özür durumu hariç vücuttan idrar ve kan gibi abdeste engel olan bir şeyin çıkmıyor olması, 4. Abdest organlarının üzerinde, suyun deriye değmesine engel olan mum, iç yağı gibi bir şeyin bulunmaması gerekir. (Muhammed Alâüddin, El-Hediyyetü'l- Alâiyye, s.49-50)

    FAZLA YEMENİN ZARARLARI-03 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Mar 3, 2026 2:43


    Hak ve hakikat yolcusuna gereken, yemeği azaltmak, çok çeşitlerinden kaçınmak ve tokluğa devam etmemektir. Zira yemeği azaltmakta sıhhat vardır ve bunun yanı sıra hafıza kuvveti ve kalb safâsı başlar. Zekâ artar, geçim yükü hafifler, gönülde kanaat başlar. Allâh'dan gelen belâya karşı uyanık olur, O'nun azabını unutmaz, kıyamet günündeki ve cehennem ehlinin açlığını hatırlar, ibâdete devam kolaylaşır, bilhassa abdestli gezme imkânları hâsıl olur, çaresiz fakirleri kendi nefislerine tercih âlicenablığı başlar. Fazlaca yemek yemekte, bunun aksine kalb katılığı, azaların fitneleri vardır,mide boş kalınca sair organlar doyar ve kötülüğe, günâha karşı bir gevşeklik başlar. Mide doyunca diğer organlar acıkmaya başlar ve günâha karşı meyledip heyecana gelir. Ayrıca anlayış kıtlığı ve bilgi âfeti başlar,mideyi tıkabasa doldurmak, idrâk ve anlayışı giderir, ibâdeti azaltır ve tâat lezzeti dumura uğrar, şübhe ve harama düşme fikirleri uyanır, kalb meşguliyeti çoğalır, çok yemek için çok şeyler elde etme meşguliyeti belirir, sonra ona hazırlık, sonra yeme işi, sonra hazmedip posasını dışarı çıkarma işi birbirini tâkib eder. Kıyamet günü de bütün bunların sual ve hesabı vardır. Ayrıca Allâh'ın şu vaîdinin şümulüne girme tehlikesi mevcuttur: "Küfredenlere, ateşin karşısına getirilecekleri gün, (denilir ki): Siz bütün zevklerinizi dünyâ hayâtı içinde bitirdiniz .Bunlarla safa sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere kibir taslamakta ve fisk u fücura sapmakta olmanıza mukabil bugün horluk azâbıyla cezalandırılacaksınız." (Ahkaf 20) (Birgivi Mehmet Efendi, Tarikatü'l-Muhammediyye Tercümesi, s .447)

    ORUÇTAKİ İNCELİKLER-02 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Mar 2, 2026 2:36


    Peygamberimiz (s.a.v.) Allâhü Teâlâ'nın şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Âdemoğlunun her ameli kendisine mahsustur. Oruç müstesna. Zira o, bana mahsustur. Onun mükâfatını ben takdir edeceğim." Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: "Oruç bir kalkandır. Sizden biri oruçlu olduğu gün cinsel ilişkide bulunmasın, cahillik edip de kem söz söylemesin. Biri ona sataşacak veya dalaşacak olursa "ben oruçlu bir kişiyim" desin. Muhammed (s.a.v.)'in canı yed-i kudretinde olan Allâh'a yemin olsun ki; elbette oruçlunun ağız kokusu, Allâhü Teâlâ katında misk kokusundan daha hoştur." (Buharî) "Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur." (Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd) "Muhakkak oruçlu için, iftar anında reddolunmayacak duâ vardır." (İbn-i Mâce) "Oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız" (Taberani, Mu'cemu'lEvsat) "Her şeyin bir zekâtı vardır. Cesedin zekâtı da oruçtur." (İbn-i Mâce) "Bizim orucumuzla Ehl-i Kitab'ın orucunu ayıran sahur yemeğidir." (Nesaî) "Sahura kalkın. Çünkü sahurda bereket vardır." (Buhârî) "Allâh rızası için bir gün oruç tutan bir kulu Allâhü Teâlâ muhakkak o bir gün oruç sebebiyle cehennemden yetmiş vadi uzaklaştırır." (Müslim) "Oruçlu olan kişi, bir Müslüman'ı gıybet ve yahut ona ezâ ve cefâ etmedikçe ibâdettedir." (Suyûtî, Câmiu's-Sağir) "İki haslet vardır ki onlardan (kendini) muhâfaza edenin orucu sâlim olur: Gıybet ve yalan." (Beyhakî, Şuabü'l-Îmân) "Kim bir oruçluya iftar ettirirse, -oruçlunun sevâbından hiçbir şey eksilmeden- onun orucunun sevâbının bir misli sevâb alır." (Tirmizî)

    HADİS-İ ŞERİFLERLE ORUÇ-01 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Mar 1, 2026 2:48


    "Allâh yolunda çift sadaka veren kimse, cennetin muhtelif kapılarından, ‘Ey Allâh'ın (sevgili) kulu! Burada hayır ve bereket vardır', diye çağırılır. Sürekli namaz kılanlar namaz kapısından, mücahidler cihad kapısından, oruçlular reyyân kapısından, sadaka vermeyi sevenler de sadaka kapısından (cennete girmeye) davet edilirler." (Riyazu's-Salihin, 1219) Ebû Bekir (r.a.): Anam babam sana feda olsun ey Allâh'ın Rasûlü! Gerçi bu kapıların birinden çağrılan kimse için bir sıkıntı yoktur; ama bu kapıların hepsinden birden çağrılacak kimseler de var mıdır? dedi. Resûlullâh (s.a.v.): "Evet, vardır. Senin de o bahtiyarlardan olacağını ümit ederim." buyurdu. (Buharî, Müslim) "Ramazan'ı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse âdeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun." (Buharî, Müslim) "Ümmetim sahuru geciktirip, iftarı acele ettikçe hayır üzere olmaya devam ederler." (Müsnedu Ahmed b. Hanbel) "Gündüz uykusuyla (öğlen önce veya sonrasındaki uyku) gece kalkabilmeye, sahur yemeği ile de gündüz orucuna yardım alın." (Taberânî, Mucemu'l-Kebîr) "Oruçlunun en güzel hasleti misvak kullanmasıdır." (İbn Mâce) "Üç şey oruçlunun orucunu bozmaz; kan aldırmak, kusmak, rüyalanmak." (Tirmizî) "Hilali görmedikçe oruç tutmayın, hilali görmedikçe iftar etmeyin..." (İmam Mâlik, Muvattâ) "Ramazan demeyin. Zira ramazan, Allâh'ın isimlerinden bir isimdir. Ramazan ayı deyin." (Beyhakî, Sünenu'l-Kübrâ) Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayete göre adamın biri Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e gelerek şöyle dedi: "Ben Ramazan'da (oruçluyken) hanımımla birlikte oldum." Onun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Köle azat et" buyurdu. Adam "imkânım yok" dediğinde Efendimiz (s.a.v.), "Peş peşe iki ay oruç tut" buyurdu. (Beyhakî, Sünenu'l-Kübrâ)

    RAMAZAN AYINDAN NASIL İSTİFADE EDİLİR?-28 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 28, 2026 3:01


    1. Yanlış alışkanlıkları terk edip güzel alışkanlıklar kazanmak: Yanlışların zıttını yaparak doğrular kazanılır. Çok yemek, az yemekle; çok uyumak, az uyumakla; dili günâh işlemede kullanmak, dil ile zikretmek, duâ, istiğfâr, Kur'ân-ı Kerîm tilâvetiyle ve sorumluluklarımızla ilgili kitap okumakla elde edilir. Bunlar ancak sabırla kazanılır. Sabır, nefsi hoşlanmadığı şeyi yapmaya hapsetmektir. Bu sabır da ancak Allâh (c.c.)'un yardımıyla gerçekleşir. İşte bundan dolayı, "Allâhım! Kötü alışkanlıkları terk edip güzel alışkanlıkları kazanmaya beni muvaffâk kıl!" diye duâ edelim. 2. Kalp Temizliğine Çok Gayret Etmek: Kalp temizliği; cimrilik, öfke, ucub yani kendini beğenmek, riya yani gösteriş yapmak, kin, hased, kibir gibi kötü huylardan arınmaya gayret etmek, cömertlik, hilim, tevâzu, ihlâs, hüsnü zan, gıpta, kanaat, şükür gibi güzelliklerle donanmaya çalışmaktır. Kişinin, nasıl ki maddî pislikle Allâh (c.c.)'a namazda yaklaşması mümkün olmazsa, günâh ve kalpteki kötü huyların pisliği ile de Allâh (c.c.)'a manen yaklaşması mümkün olmaz. Kalp düzelirse, dil de beden de düzelir. Zira dil ve beden, kalbin tercümanıdır. Kalpte ne varsa, kalıpta da kalpte olan görünür. Çünkü her kap içindekini dışına sızdırır. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ne güzel buyurmuştur: "Dikkat ediniz! Vücutta bir et parçası vardır ki o bozulursa bütün vücut bozulur, eğer düzelirse bütün vücut düzelir. Dikkat edin o et parçası kalptir." (Müslim) Ramazan ayını, bütün aylara örnek ay yapmayı hedeflemek gerekir. Bu kutlu hedefe ulaşmaya azmetmek gerekir. Ramazan ayını örnek ay yapabilmek için, yanlışlardan tövbe etmeye çalışmak, bu ayı güzel kazanımlar ayı yapmayı dert edinmek, üstün kazanımları elde etme gayretinde olmaya çabalamak gerekir. (İbrahim Cücük)

    HADİSLERLE CUMA GÜNÜ-27 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 27, 2026 2:54


    1."Güneşin doğduğu en hayırlı gün, Cuma günüdür. Âdem o gün yaratıldı, o gün cennete konuldu ve yine o gün oradan çıkarıldı. Kıyamet de ancak Cuma günü kopacaktır." (Tirmizî) 2."Cuma günü öyle bir saat vardır ki o saatte Allâh Azze ve Celle'den isteyen Müslüman bir kul, o saate tevafuk ederse muhakkak Allâhü Teâlâ, kendisine, istediğini o şeyi verir." (İmam Ahmed) 3."Muhakkak günlerinizin en faziletlilerinden biri de Cuma günüdür, Âdem o gün yaratıldı ve o gün ruhu kabzedildi, Sûr'a üfleme o gündedir, Sa'ka (kıyamet gününde herkesin bayılması) o gündedir. Hâl böyle olunca o günde bana çokça salavât getirin, zira sizin salavâtınız bana arz olunmaktadır. Oradakiler: "Ey Allâh'ın Resulü! Salavâtımız sana nasıl arz olunur, hâlbuki sen toprakta yok olmuş olursun" deyince Allâh Resulü şöyle buyurdu: "Muhakkak Allâh Azze ve Celle yere (arza), peygamberlerin cesetlerini (yemeyi) haram kılmıştır." (Ebû Dâvud) 4."Va'dedilmiş gün (elyevmü'l- mev'ûd), kıyamet günüdür ve şâhid olunmuş gün (el-yevmü'l-meşhûd) ise Arefe günüdür, şâhid de Cuma günüdür. Güneş, ondan daha faziletli bir gün üzerine ne doğmuş ne de batmıştır. Onda öyle bir saat vardır ki Allâh'a hayır duâda bulunan mü'min bir kul o saate tevafuk ederse muhakkak Allâh onun duâsına icabet eder, herhangi bir şerden de Allâh'a sığınırsa muhakkak Allâh, kendisini o şerden korur." (Tirmizî) 5."Cuma günü veya Cuma gecesi ölen hiçbir Müslüman yoktur ki Allâh Teâlâ onu kabir fitnesinden (azabından) korumuş olmasın." (Tirmizî) (Eşref Ali et-Tehânevî, El-Muhtasar fi'l Fıkhi'l Hanefi, s.262-266)

    KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLÂH (C.C.)'A SIĞINMAK-26 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 26, 2026 3:17


    Şeytan kelimesi, uzaklaşmak anlamına gelen “şe-tane” kelimesinden türetilmiş ve Allâh (c.c.)'un rahmetinden uzak olduğu için iblise kötü bir isim olarak verilmiştir. İtaat eden kişi ise, Allâh (c.c.)'a yakındır. Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurmuştur: “Secde et yaklaş.” (Alak s. 19) Allâh (c.c.) da sana yakındır. Bu hususta şöyle buyurmuştur: “Kullarım (Habîbim) sana beni sorunca haber ver ki işte ben muhakkak yakınımdır.” (Bakara s. 86) “Racim” kelimesine gelince, lânet ve bahtsızlık okuyla vurulmuş olması manasında, mercûm (lânetlenmiş, taşlanmış) demektir. Sana gelince, ey mü'min, sen mutluluk ipine tutunmuşsun. Nitekim Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurur: “…onları “takva” sözü üzerinde durdurdu.” (Fetih s. 26) Bu, Cenâb-ı Hâkk'ın, şeytanı kendisinden uzaklaştırdığı ve kovduğuna, seni de kendisine yakın kıldığına delalet etmektedir. Sonra Cenâb-ı Hâkk uzaklaştırdığı şeytanı, kendisine yaklaştırmayacağını haber vermiştir. Zira O (c.c.), şöyle buyurmuştur: “Hayır, sen Allâh'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.” (Fatır s. 43) Böylece Cenâb-ı Hâkk seni kendisine yakın kılınca, seni kovmayacağını ve seni rahmetinden uzaklaştırmayacağını bildirmiş olmaktadır. “Şeytan” bir isimdir; “Racîm” ise sıfattır. Allâhü Teâlâ, sadece isimle yetinmemiş, onun sıfatını da zikretmiştir. Böylece Allâh (c.c.) sanki şöyle demekte: “Bu şeytan binlerce yıl bizim hizmetimizde bulundu. Sen, hiç onun bize zarar verdiğini ya da bize kötülüğü dokunacak bir iş yaptığını duydun mu? Bununla birlikte biz onu lânetledik, hatta huzurumuzdan tard ettik. Sana gelince, bu şeytan seninle bir an otursa, seni ebedî ateşe atar. Öyleyse niçin onu kovmak ve lânetlemekle meşgul olmuyorsun. O halde haydi “Euzü billahi mine'ş-şeytani'r-racim” de. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.127-128)

    ORUÇTAN SEVÂP KAZANAMAYANLAR-25 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 25, 2026 3:05


    Orucun sadece yeyip içmeyi ve cinsî alâkayı kesmekten ibâret olduğunu zannetme. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar: "Nice oruç tutanlar vardır ki, onların oruçları sadece açlık ve susuzluktan ibarettir." (Müsned-i Ahmed) Böyle kimseler oruçluyken vücudun diğer organlarını günâhlardan korumayanlardır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: "Kim yalanı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse, bilsin ki Allâh'ın onun yeme ve içmeyi terk etmesine ihtiyacı yoktur." (Buhârî) Tam ve kâmil bir oruç, bütün organlarını, göz, kulak, dil, el, ayak ve diğer organlarını Allâh (c.c.)'un yasak ettiği şeylerden, günâhlardan korumakla tutulan oruçtur. Oruçluyken gözünü harama bakmaktan, dilini haram ve faydasız şeyler konuşmaktan, kulağını Allâh (c.c.)'un haram ettiği şeyleri dinlemekten koruman icap eder. Mideni ve cinsiyet organını koruduğun gibi diğer bütün organlarını da günâhtan korumalısın. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki:"Beş şey oruçlunun sevâbım yok eder: Yalan söylemek, gıybet etmek, koğuculuk yapmak, yalan yere yemin etmek, helâli olmayan bir kimseye şehvetle bakmak." Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu; "Bakış, Şeytân'ın zehirli oklarından bir oktur. Kim Allâh korkusundan dolayı harama bakmayı terk ederse, Allâh ona öyle bir imân verir ki, o kimse bunun tadını kalbinin ta derinliklerinde hisseder." (Hâkim) Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar: "Gıybet yapanla gıybet yapanı dinleyen gıybetin günâhına ortakdırlar." "Oruç, koruyucu bir kalkandır. Sizden herhangi biriniz oruçluyken kötü söz söylemesin, haddini aşıp kötülük yapmasın, câhilce hareket etmesin, bir kimse kendisine öldüresiye saldırsa veya sövse bile, ben oruçluyum desin, ona karşılık vermesin." (Buhârî) (İmâm Gazâlî, Nasıl İyi Bir Kul Olunur?, s.269-272)

    DİNİN TEMELİ HELAL YEMEKTİR-24 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 24, 2026 3:20


    Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a), Resûlullah (s.a.v) Efendimiz'e, Allahu Teala'nın kendisini duası kabul edilen bir kimse yapması için dua etmesini istirham edince, Resûlullah (s.a.v) Efendimiz: “Ey Sa'd yemeğini helâlden ye; duan kabul olsun” buyurdu. Âlimler derler ki: “Yenen yemeğin haram olması yüzünden, dua, ilahî huzura çıkmadan gökte perdelenir, kalır.” Denilmiştir ki: “Kulun yediği temiz ve ameli Allah (c.c.) rızasına uygun olana kadar Allah (c.c.), kulun duasını kabul etmez.” Bu söz, şu ayetin tefsiri içinde geçmektedir: “Hayır! Bilakis onların yaptıkları (kötülükler) kalplerini iyice kapamıştır. (Mutaffifin, 14) Kalbin zulmetle kapanmasının, haram kazanç ve yiyeceklerden ileri geldiği söylenmiştir. Seleften önceki salihlerden bir grup demiştir ki: “Cihad on bölümdür; dokuzu helal kazanmanın içindedir.” “Kim helâl dünya malını, insanlara karşı övünmek ve kenarda yığarak böbürlenmek için elde etmeye çalışırsa, Yüce Allah'ın gazabına uğramış olarak O'nun huzuruna çıkar.” (Beyhaki) Ebu Hureyre (r.a) yoluyla gelen bir hadiste şöyle buyrulmuştur. “Mide, bedenin havuzudur; damarlar ise oraya bağlı kanallardır. Mide sağlam ve sıhhatli olunca, damarlar vücuda bu sıhhati taşır, beden de sıhhatlı olur. Mide, bozuk olunca, damarlar bu bozukluğu bütün vücuda taşır; bütün beden rahatsız olur.” (Müslim) Yemeğin dindeki yeri, binanın temeli hükmündedir. Bir binanın temeli sağlam ve kuvvetli olunca, üzerine kurulacak bina da düzgün ve yüksek olur; temel zayıf ve bozuk olunca, bina eğilir ve yıkılır. Her şeyi en güzel şekilde yaratan Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Binâsını Allah (c.c.) korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır; yoksa yapısını yıkılacak bir çukurun kenarına kurup onunla birlikte kendisi de çöküp cehennem ateşine gidecek kimse mi daha hayırlıdır?” (Tevbe S. 109) (Ebu Tâlib-i Mekki, Kût'ul-Kulub s. 609)

    ABDESTİN FAZİLETİ-23 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 23, 2026 2:54


    Abdest alan abdestini Allâh'a tazimle alsın. Ve bilsin ki; bu abdestle Râbbini ziyaret etmektedir.Sonra, bütün günâhlarına da tövbe etsin. Çünkü Allâhü Teâlâ su ile yıkanmayı, günâhlardan temizlenme belirtisi saydı. Yine, abdest alan, Allâh'ın adı ile başlamalıdır. Ağzına ve burnuna su verdiği zaman, yalandan ve gıybetten yıkamalı. Su ile nasıl yıkıyorsa, öyle yıkamalı. Yüzünü yıkadığı zaman, harama bakmaktan yana yıkamalı. Diğer uzuvlarını da, aynı niyetle yıkamalı. Abdestini bitirdikten sonra, Allâh'a yalvarıp O'nu teşbih etmelidir. Bir mü'min kul, abdestini bitirdikten sonra: "Allâh'ım, subhansın.Hamd sana mahsustur.Şehadet ederim ki, Sen'den başka ilâh yoktur.Günâhlarımın bağışlanmasını dilerim.Sana tevbe ederim." diye duâ ederse, bu duâsı, teşbihi veya abdesti alınır, mühürle mühürlenip; Arş'ın altına konur. Kıyamet Günü kendisine verilinceye kadar açılmaz. Ukbe b. Amr, Ömer b. Hattab (r.a.)'ın şöyle dediğini anlatır: "Herhangi biriniz, abdest aldıktan sonra: "Şehadet ederim ki, Allâh'tan başka ilâh yoktur; birdir, ortağı yoktur.Muhammed O'nun kulu ve Resulüdür" derse, cennetin sekiz kapısı açılır, Hangisinden dilerse, ondan girer". Ebû Derda (r.a.) yolu ile gelen bir rivayette, Resûlullâh (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu anlattı: "Beş şey var ki, bir kimse imânlı olarak berâberinde getirirse, cennete girer. Şöyle ki: Bir kimse, abdesti, rükûu, secdesi ile vakitlerinde beş vakit namazı kılarsa; bir kimse, gönül hoşluğu ile malından zekâtını verirse, bunları da hâlis olarak îfâ ederse, Allâh'ın affına nail olur." (Ebu'l-Leys es-Semerkandi , Tenbihü'l- Gafilin s.307-308)

    KULAĞIN ÂFETLERİ-22 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 22, 2026 2:42


    Dünyevî bir zaruret olmaksızın konuşulması caiz olmayan herhangi bir sözü dinlemek kulak âfetlerindendir. Helak olma korkusu, hakkını almak ve hayatını kazanmak gibi dünyevî zaruretler olduğunda konuşulması caiz olmayan şeyleri dinlemekte bir beis yoktur. Veyahut bir vecibeyi yerine getirmek veya bir cenazeyi teşyi' etmek gibi bir sünneti îfâ ederken yanında sesli ağlayan bir kadın bulunursa, burada dinî bir zaruret olduğu için dinlemek caiz görülmüştür. Tatarhâniyye'de deniliyor ki: "Tegannî (şarkı ve türkü söylemek) ve bunu dinlemek haramdır. Âlimler bu hususta aynı görüşe sahip olup hürmetinde bir hayli ileri gitmişlerdir." Kâdîhan, Peygamber (s.a.v)'den yaptığı rivayete dayanarak diyor ki: "Çalgı âletlerini dinlemek günâhtır, o gibi yerlerde oturmak dînin yasak ettiği şeyleri işlemektir, onlardan zevk almak küfürdür", ama bu zahirî mânasına göre değil, tehdit yollu söylenilmiştir. Ansızın çalgı ve benzeri şeyleri dinleyene bir günâh yoktur. Ama dinlememek için bütün gayretini sarfetmelidir. Nitekim Resûlullâh (s.a.v)'in dinlememek için parmaklarını kulağına tıkadığı rivayet yoluyla anlaşılmıştır. Zarurî bir hâl yokken çalgı âletlerini dinlemek de kulak âfetlerinden biridir. Ancak ticaret, savaş ve hac gibi hallerde kaçınılması mümkün olmadığında dinlemekte bir beis yoktur. Şarkı, türkü gibi nahoş bir hava bulunan davete icabet etmek böyle değildir. Zira onda zarurî bir hâl yoktur. Davet sahibi günâh irtikâb ettiği için icabete müstahik olmamıştır. Bu bakımdan böyle bir davete gitmek sünnet olmak şöyle dursun haramdır. Dinleyen, söyleyene günâhta ortak olur. (Birgivi, Tarikatü'l-Muhammediyye,s.422-423)

    ÂLİMLERİN BEYÂN GÖREVİ-21 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 21, 2026 3:00


    Âlimler, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in vârisleridir. Âlimlerin vâris olmasından, beyân konusunda vâris olduğu kimsenin yerini almaları lâzım gelir. Peygamber (s.a.v.)'e beyân farz olduğuna göre, aynı şekilde vârise de farz olacaktır. Tebliğin esası, şer'î hükümlerin açıklanmasıdır. Tebliğden sonra, âlimler tarafından yapılan tebliğ de, ilk tebliğ gibidir. Âlimlere nisbetle bu konuda gelen deliller çoktur. Allâhü Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Gerçekten, Allâh'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi gizlemede bulunup, onu az bir değere değişenler var ya, onların karınlarına tıkındıkları ancak ateştir." (Bakara s. 174) "Hâkkı bâtıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin." (Bakara s. 42) "Allâh tarafından kendisine bildirilen gerçeği gizleyenden daha zâlim kim olabilir." (Bakara s. 140) Hadis-i şeriflerde de şöyle buyurulur: "Dikkat edin! Burada bulunanlarınız, bulunmayanlara tebliğ etsin." (Buhârî) "Hased (gıpta) ancak iki kişi hakkında caizdir: Birincisi, Allâh (c.c.)'un kendisine mal verdiği ve o malı hak yolunda harcamaya muvaffak kıldığı kimsedir, ikincisi de, Allâh (c.c.)'un kendisine hikmet (ilim) verdiği kimsedir; onunla âmel eder ve onu öğretir." (Buhârî) "Kıyâmet alâmetlerinden biri de, ilmin kaldırılmış olması ve cehaletin ortaya çıkmasıdır." (Buhârî) Yani eğer âlimlerin mevcut olması sebebiyle ilim mevcut olsaydı, kendilerine düşen görev gereği olmak üzere o ilmi izhâr ederler ve böylece cehâlet ortaya çıkmazdı. Bu da, âlimlerin görevinin ilmi yaymak olduğunu gösterir. Bu konuda vârid olan hadisler pek çoktur. Beyân görevinin âlimler üzerine vacip olduğunda herhangi bir görüş ayrılığı yoktur. Beyân ise, gelen nasslara ve yönelen yükümlülüklere ait ilk açıklamaları kapsar. (Şatıbi, el-Muvâfakat; İslâmi İlimler Metodolojisi, c.3, s.290-291)

    RAMAZÂN AYI İBÂDETLERİ-20 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 20, 2026 2:57


    Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.): "Ramazan ayının ilk on günü râhmet, ikinci on günü mağfiret, son on günü de cehennem ateşinden âzâd olmaktır" buyuruyor. Bu yüzden Ramazanın ilk on gününde: "Yâ Erhâme'r- râhimîn" duâsına, ikinci on gününde: "Yâ Ğaffârü'z- zünûb", son on gününde ise: "Yâ Atîka'r- rikâb" duâlarına devam edilmesinde çok faydalar vardır. Bu duâlar için belli bir sayı yoktur; ancak her gün yüzer defa okunursa Allâh (c.c.)'nun izniyle istifade edilir. Ramazan ayının 23. gecesi akşam veya yatsıdan sonra Rum ve Ankebut sureleri okunmalıdır. Ayrıca Ramazan ayının herhangi bir günü 363 adet İhlâs-ı Şerîf ve herhangi bir gecesi Fetih suresi okunmalıdır. Ramazan ayında imkânı olanlar umre yapmalıdır. Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.) Ramazan umresi için; "Ramazanda umre yapan benimle haccetmiş gibidir" buyuruyor. Bu yüzden imkânı olanların Ramazan umrelerini kaçırmaması gerekir. Ramazan-ı Şerîf'in bitiminde de Allâh Resûlü (s.a.v.), "Şevval ayında altı gün orucu tutulursa bütün sene oruçlu geçirilmiş gibi olur" (Müslim) buyuruyor. Allâh (c.c.) sevaplar için bire on vereceğini beyân ediyor. Bilindiği gibi hicri seneler 354 gündür. Ramazan ayı bazen yirmi dokuz gün bazen otuz gündür. Yirmi dokuz gün olduğu senelerde altı gün de şevval orucu tutulursa Allâh (c.c.) bire on verdiği için dört gün eksiği ile tüm sene oruçlu geçirilmiş gibi oluyor. O dört günlük eksik de bir sonraki sene Ramazan ayı otuz gün olacağı için oradan gelen altı gün fazlalık ile telâfi edilmiş oluyor. İkisi birbirini böyle tamamlamış oluyor. Bu yüzden Ramazân bittikten sonra da Şevval orucuna devam etmekte çok büyük faydalar vardır. (Ömer Muhammed Öztürk, Sohbetler-1, s.105-107)

    DUÂ-I ARŞ-19 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 19, 2026 3:00


    (Ramazân Ayı'nın başında veyâ ortasında veyâ sonunda üç kere okunacak duâ.) “Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm Allâhü Râbbün ahadün samedün ferdün li'l-‘âlemîne, nebîyyinâ Muhammedin erselehu mübeşşiran. Li'l-kâfirîne münzirûne münzîran mine'n-nâri ve münziran nebîyyinâ Muhammedün ahadün, hâmidün ve kâsimun ve şâhidün li'l-mü'minîne ve kâimun nebîyyinâ Muhammedün vehüve nebîyyü'l- Mustafâ salla'llâhu Te‘âlâ ‘aleyhi ve sellem. Ve'l-imâmu'l-murtezâ, ve'rresûlü'l- müctebâ, nebîyyinâ Muhammedün hüve'r-resûlü'lmurselü, sâhibu'l-kitâbi, münziru ve'l-kitâbu'l-mecdü, nebîyyinâ Muhammedün sâhibu'llivâ'i ve'l-minberi ve'l-burâki'l- ezheri ve'r-rızâ'i ve'l-kevseri nebîyyinâ Muhammedün ve zeynü'l-cinâni Ahmedün, ‘abdun mutî‘un, ‘âdilün, ‘abdun, cevâdün, nâfi‘un, li'lmüşrikîne kâilün, nebîyyinâ Muhammedün ve şefî‘unâ Muhammedün ve resûlünâ Muhammedün fahrun lenâ Muhammedün hayrun li'l-'âlemîne şefî‘un li'l-müznibîne ve'l-mücrimîne, nebîyyinâ Muhammedün ihtârahu ve erselehu fî hâlkıhî şerrafehu, yuhibbuhu nebîyyinâ Muhammedün salla'llâhu ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecma‘îne bi-rahmetike yâ erhame'r- râhimîn.” Meâli: Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın adıyla. “Allâh (c.c.) tek olan ve Rabb olandır, herkes O'na muhtaçtır, O hiç kimseye muhtaç değildir. Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizi âlemlere müjdeleyici olarak gönderendir. Kâfirleri ateşle korkutucudur. Münzir olan Efendimiz (s.a.v.) tektir. Övülen ve mü'minlere şâhid olandır. Efendimiz (s.a.v.) seçilmiş nebî, râzı olunan önder ve seçkin elçidir. O (s.a.v.) gönderilmiş elçidir. Kitap sâhibi korkutucu nebîdir. Efendimiz (s.a.v.) sancak, minber, burak, rızâ makamı ve kevser sâhibidir. Gönüllerin süsü Ahmed s.a.v.)'dir. İtaatkar, adâletli, cömert bir kuldur. Dünyâda müşriklere faydalı, âhirette bize şefââtçi olandır. Hz. Muhammed (s.a.v.) bizim iftiharımızdır. Âlemlerin en hayırlısı, günahkarların şefââtçisidir. Hz. Muhammed (s.a.v.), Cenâb-ı Hakk'ın seçip gönderdiği, mahlûkâtın içinde şerefli kıldığı Efendimizdir. Ey merhametlilerin en merhametlisi Allâh'ım! Rahmetinle Efendimize, âline ve ashâbına salât ve selâm olsun.” (Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.66-68)

    RAMAZÂN AYININ FAZÎLETİ-18 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 18, 2026 2:57


    Hz. Selmân (r.a.) diyor ki; Resûlullâh (s.a.v.) Şa'bân ayının son günü bize hitâb ederek şöyle buyurdular: “Ey insanlar üzerinize büyük ve bereketli bir ay gelmektedir. Onda bir gece (Kadir Gecesi) vardır ki bin aydan daha hayırlıdır. Allâhü Te'âlâ, o ayın orucunu farz kılmış ve gece ibâdetini (Terâvih Namâzı'nı) çok değerli bir nâfile kılmıştır. Kim bu ayda bir iyilik (nâfile) ile Allâh (c.c.)'a yaklaşırsa Ramazân dışında bir farzı yerine getiren gibidir. Kim de bu ayda bir farzı yerine getirirse bu ayın dışında yetmiş farzı yerine getiren gibidir. Bu ay sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir. Bu ay insanların acılarına ortak olma ayıdır. Bu ay Mü'minin rızkının arttırıldığı aydır. Kim bu ayda bir oruçluyu iftâr ettirirse bu onun bütün günâhlarının bağışlanmasına ve cehennem ateşinden kurtulmasına sebeb olur. Oruç tutanın sevabından bir şey eksiltilmeden aynı sevab ona da verilir.” (Müslim, Buhari) (Muhammed Zekeriyya Kandehlevi, Amellerin Fazîletleri, 564.s.) Ramazân-ı Şerîf'te okunacak duâlar: İlk on (10) gün: “Yâ erhame'r- râhimîn” İkinci on (10) gün: “Yâ ğaffârü'z- zünûb” Son on (10) gün: “Yâ atîka'r- rikâb” 1. Îkâz: Bu duâlar günde en az yüz (100) defa okunmalıdır. 2. Îkâz: Ramazân-ı Şerîf'in herhangi bir gecesi Fetih Sûresi okunursa, o sene içindeki kötülük, belâ ve musîbetlerden bi-izni'llâhi Te‘âlâ muhâfaza olunur. 3. Îkâz: Ramazân-ı Şerîf'in yirmi üçüncü (23.) gecesi Sûre-i Ankebût ve Sûre-i Rûm okunur. 4. Îkâz: Ramazân-ı Şerîf'in herhangi bir gününde 363 (üç yüz altmış üç) İhlâs-ı Şerîf okunur. (Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s. 55-56)

    PEYGAMBER (S.A.V.)'İN GÜZELLİĞİ-17 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 17, 2026 3:13


    Asıl yaratılışta olan güzel vasıflara bakıldığı zaman Peygamber (s.a.v.)'in bilittifak bütün bu güzellikleri kendinde cem etmiş bir halde olduğu görülür. Peygamber (s.a.v.)'in güzelliklerini anlatan hadîsler bitmeyecek kadar çok ve meşhurdur. Bunlardan bazıları şunlardır; Bera bin Âzib (r.a.)'dan: "Al elbise içinde Resûlullâh (s.a.v.)'in zülfü kadar güzel bir zülfü (hayatımda) görmedim." Ebu Hüreyre (r.a.)'dan: "Resûlullâh (s.a.v.)'den daha güzel hiçbir şey görmedim, sanki güneş olanca parlaklığı ile yüzünde parlıyordu. Güldüğü zaman, dişleri duvarlara aydınlık saçardı.", Cabir bin Semûre (r.a.)'dan: "Bir adam: "Resûlullâh (s.a.v.)'ın yüzü kılıç gibi parlaktır." dediğinde şu cevabı vermiştir: "Hayır; bilâkis güneş ve ay gibidir! Değirmi bir yüze sahipti.", Ümmi Ma'bed (Âtike binti Halid) (r.a.)'dan: "Uzaktan (göründüğünde) insanların en güzeli, yakından (göründüğünde) insanların en tatlısı idi.", Enes (r.a.)'dan: "Resûlullâh (s.a.v.)'in güzel kokusundan daha güzel, ne misk ve ne de anber koklamadım.", Cabir b. Semûre (r.a.)'dan: "Resûlullâh (s.a.v.) yüzüme mübarek elini sürdüğünde" dedi ki: "Elinde sanki Allar'in çantasından taze çıkarmış gibi güzel bir koku ve serinlik buldum." dedikleri rivayet edilmiştir. İbn Ebi Hale (Hind b. Ebi Hale) (r.a.)'dan nakledilen hadiste şöyle anlatılmıştır: "Yüzü, ayın on dördü gibi parıldardı." Hz. Ali (r.a.) onu son vasfında şöyle demiştir: "Onu aniden gören mehabetine kapılırdı. Onunla sohbet edip tanıyan onu hemen severdi." Bu hususlarda Allâh (c.c.) ona öyle özellikler ihsan etmiştir ki (dünya kurulduğundan bu yana) ondan başka hiç kimsede bunlar bulunmamıştır. Sonra bunları, nezafet-i şer'iye ve on güzel fıtrî hasletle tamamlamıştır. (Kadı İyaz, Şifâ-i Şerîf, s.65-68)

    MEDİNE-İ MÜNEVVERE ZİYARET ADABI-16 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 16, 2026 2:56


    Medine görülünce çokça salat-ü selam getirilir. Ziyaretin yararlı olması ve dünya-ahiret saadeti getirmesi için de duâ edilir. Bu çerçevede yapılabilecek duâlardan biri şöyledir: "Allâh'ım! Bana rahmet kapılarını aç. Veli kullarına ve sana tam anlamıyla bağlananlara lütfettiğini bana da lütfet. Beni bağışla ve bana merhamet buyur. Ey kendisinden istekte bulunulanların en iyisi!" Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i selamlayıp eş-dostun göndermiş olduğu selamları ilettikten sonra, bir metre kadar ilerleyip önce Hz. Ebu Bekir, ardından da Hz. Ömer'in kabirleri başında durulur ve onlara da şöyle selam verilir: "Ey Ebu Bekir es-Sıddık, selam üzerine olsun! Ey Peygamberin Halifesi, selam üzerine olsun! Ey Peygamberin mağaradaki arkadaşı, seferlerdeki yoldaşı ve sırdaşı! Allâh'ın selamı üzerine olsun. Allâh seni en güzel şekilde mükâfatlandırsın. Allâh'ın selamı rahmeti ve bereketi üzerine olsun. Allâh'ım! Ondan razı ol. Derecesini yükselt. Makamını mübarek kıl. Mükâfatını bol eyle." "Ey Müminlerin emiri Ömer el-Faruk! Selam sana. Ey İslam'ı güçlendiren! Selam sana! Ey putları kıran! Selam sana! Allâh seni en güzel şekilde mükâfatlandırsın. Allâh'ın selamı rahmeti ve bereketi üzerine olsun. Allâh'ım! Ondan razı ol. Derecesini yükselt. Makamını mübarek kıl. Mükâfatını bol eyle." Sonra uygun bir yere çekilip kıbleye yönelerek kendisi, anne babası, kardeşleri, yakınları, arkadaşları, dostları, kendisine iyiliği dokunmuş olanlar ve diğer Müslümanlar için duâ edilir. Kişi Mescid-i Nebevî'de bulunduğu vakitleri büyük bir ganimet bilmeli ve bolca hamd etmeli, tekbir, tehlil ve tesbih okumalı, duâ etmeli, salat-ü selam getirmelidir. (Sualli Cevaplı İslam Fıkhı, c. 4, s. 444-447)

    HZ. MAHMUD SÂMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)-5-15 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 15, 2026 2:52


    Gönüller sultânı Hazret-i Sâmî (k.s.), kalbin Kur'ân-ı Kerîm'de beş sınıf olarak beyân edildiğini anlatırlardı. Ezcümle: 1. Ölü kalb, 2. Hastalıklı kalb, 3. Gâfil kalb, 4. Zâkir kalb, 5. Ma‘nen diri (hayy) kalb. Kalbimizi her türlü hastalık ve tehlikelerden koruyacak birinci şartın zikru'llâha devâm olduğunu her defasında tekrâr tekrâr beyân buyururlardı. Bunun da, az yiyip oruç tutarak ve şartlarına riâyetle yapılırsa netice hâsıl olacağını bildirirlerdi. Çünkü kul, hadîs-i şerîfte beyân buyurulduğu üzere: “Kişi kalben zikre muvaffâk olursa şeytân me'yûs olarak geri çekilir; zikirden gâfil olursa kalbe yeniden girer.” “Allâh Azîmüşşân'ı kalben zikreden ile zikretmeyenin farkı, cesed dirisi ile ölüsünün farkı gibidir.” buyururlardı. Bu yüzden insanlar, kendilerini Allâh (c.c.)'yü ve O'nun zikrini hatırlatanlarla berâber olmağa çağrılıyordu. Tevbe sûresinde Cenâb-ı Hâkk: “Ey îmân edenler, Allâh'tan korkun da sâlih ve sâdıklarla beraber olun.” diye emrediyor. Sâlihlerden bu dünyâda istifâde olacağı gibi kabirde ve mahşerde de istifâde olunacağını tefsîr ve hadîslerden misâllerle anlatırdı, Hazret-i Sâmî (k.s.). Bu husûsta kendilerine âid şu menkîbeyi anlatırlardı: “Çocukluğumda kız kardeşim yürüyemiyordu. Yakınlarımız Pozantı'ya yakın bir köyde Kaplanca Dede adlı bir zât var; kızı ona götürün; inşâallâh onun vesîlesi ile Allâh (c.c.) şifâ verir dediler. Ben, annem ve kız kardeşim o zâtın türbesine gittik. Geceyi orada geçirdik. Gece bir ara kız kardeşim bağırarak uyandı. Annem: “Kızım ne var, ne oldu, niye bağırdın?” dedi. Kız kardeşim: “Anne şu kabirdeki dede kalktı, geldi benim kalçamın üzerine oturdu” dedi. Bu hâlden sonra yürüyemeyen kız kardeşim Allâh (c.c.)'ün izni ile ayağa kalktı yürüdü. Ömrü boyunca da bir daha ayağı ağrımadı.” İşte sâlihlerden biiznillâh “kabirdeki istifâde.” Not:Yazının devamı 22-27 Ekim tarihlerindedir.

    HZ. MAHMUD SÂMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)-4-14 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 14, 2026 2:43


    Bütün hayatı manevî kerâmet (yani istikamet) olan Efendimiz Hazretleri, kendilerinden sâdır olan kerâmetleri böylece saklamamızı bize öğretmiş oluyorlardı. Böylece kerâmetin matlûb olmadığını, zuhûrunun o kişilere Allâh (c.c.)'ün rahmeti olduğunu anlatmış oluyorlardı. Buna da hâmdetmek lâzımdı ve hemen takılmadan istikâmet üzere Hâkk yola devâmı öğretiyorlardı. Böylece inkılâb kâbiliyetini hâiz olan kalbimiz hakîkî ve tek matlûb olan Allâh (c.c.) ile olacaktı. Ağyârdan ictinâb gerekliydi. İşte kalbin hâllerini anlatırlarken verdikleri bir misâl: “Bukâlemun denilen, Türkçe adı “bahtabakan” kertiş cinsinden kuyruğu ile dala sarılan bir hayvan vardır. Çocukluğumuzda, bu boz renkli hayvanı tutar, erkeklerin o zaman kullandığı kırmızı renkli, püsküllü, kalıba konan feslerini onun üzerine koyardık. Kısa bir süre sonra fesi kaldırdığımızda, bukalemunun kıpkırmızı olduğunu görürdük. Biraz açıkta kalınca eski boz rengine avdet ederdi. Yine kadınların başını örttüğü siyah renkli yağlığı (başörtüsünü) alır bukalemunun üzerine örterdik. Bir müddet beklettikten sonra başörtüsünü açtığımızda hayvanın renginin siyahlaştığını müşâhade ederdik. Biraz sonra asıl rengine avdet ederdi. İşte bir hayvanda bu derece bulunduğu yere intibâk kâbiliyyeti olursa; ya kalbimizi nasıl muhâfaza etmemiz gerekir; teemmül edelim” buyururlardı. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Cenâb-ı Hâkk, sizin kalıbınıza değil; kalblerinize nazar atfeder.” Kalb nazargâh-ı İlâhî'dir; ona göre dikkat etmeliyiz. Yine buyuruyorlar: “Gençliğimde dergâhta hâl ehli, ehl-i keşiften Âdil Beğ bana: “Sâmî evlâdım, münâsebette bulunduğun kişilere çok dikkat et, sakın kasvetli kimselerle karşı karşıya oturma. Bir defa Ayasofya câmiinde mevlid dinliyordum; bir de baktım letâiflerim durmuş. Karşımda diz dize oturduğum adamın kalbi hasta imiş (ya‘ni katı). Letâiflerimi üç günde zor çalıştırdım.” dedi. Câmiide mevlid dinleyenin kalbinden bu in‘ikâs olursa ona göre dikkat edelim.”

    HZ. MAHMUD SÂMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)-3-13 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 13, 2026 3:11


    Bu sünnete uygun hayat günümüz insanlarının ancak örneklerini kitâblarda görebildiği bir şekilde tam 96 yıl devâm etmiştir. Doğumlarından dâr-ı bekâya intikâllerine kadar gecesiyle, gündüzüyle, harekâtı ve sekenâtı ile günün 24 saatinde sünnet-i seniyyeye; Hazret-i Abdullâh ibn-i Ömer radıyallâhu anhümânın dediği gibi ve Pîr Efendimiz Hazretlerinin de mısralaştırdığı şekilde: “Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerinin eşiğinde aklı kurbân ederek” katıksız, tam teslîmiyetli bir sünnet tatbîkâtıdır bu mübârek hayat! İşte kerâmeti maddî ve ma‘nevî olarak ikiye ayıran Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin: “Esâs kerâmet ma‘nevî kerâmettir; o da yirmi dört sâatin tamâmını Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi vesellem Efendimiz Hazretlerinin sünnetine uygun olarak geçirmektir. Bizce makbûl olan da budur.” dediği ma‘nevî kerâmetler manzûmesidir Hazret-i Sâmî (k.s.) Efendimizin asırlık ömürleri. Muhyiddîn-i Arabî hazretleri: “Ehlullâh kendilerinden kerâmet zuhûr etmesini kadınların hayız ve nifas hâli gibi görürler.” buyuruyor. Bütün hayatlarında buna son derece dikkat eden Efendimiz (k.s.) Hazretleri bir sohbetlerinde (1970'li yılların ikinci yarısında Erenköy'de bir evde) AbdülkâdirGeylânî hazretlerinin kendisini yardıma çağıran Adana'nın Misis nâhiyesinin Abdoğlu köyünden bir Ermeni çocuğunun hayvanına, düşen çuvalları biiznillâh yüklemesine âid kıssayı anlatırken, son derece sâf ihvânlardan Merhûm Dr. Bahâ Bey, ayağa kalkarak: “Vallâhi bu Zât, asrın Abdülkâdir-i Geylânî'sidir, ne zaman sıkışıp yetiş yâ Hazret-i Sâmî desem bu Zât'ın himmetiyle biiznillâh her müşkülüm hallolur.” diye bağırınca, Sâmî (k.s.) Efendimiz Hazretleri mu‘tâdlarını bozarak yeni başlamış olan sohbeti “el-Fâtiha” diyerek bitirip, fakîre dönerek: “Arabayı hazırlayın” buyurdular ve sohbeti yarıda bırakıp, ev sâhibinin yapacağı ikrâmı da: “İkrâmınızı kabûl ettik, Allâh (c.c.) râzı olsun” diyerek yemeden oradan ayrıldılar. İşte kendilerine karşı sırrı fahş edip kerâmetlerini açığa vurana verdikleri kendi üslûblarınca en ağır ders.

    HZ. MAHMUD SÂMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)-2-12 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 12, 2026 2:56


    Doğumundan i‘tibâren bütün hayatı boyunca bu müjdenin şanlı izlerini taşıyan bu zâta, “Âlî makâm sâhibi” ma‘nâsına gelen Sâmî ismi konur. Her hâlleri büyük, yüksek makâm sâhibi oluşlarının dışarıya tezâhürüdür. Hâkk idâresinin kaldırılıp, halk idâresinin müslümânlara da sevdirilmeğe çalışıldığı şu cehâlet asrında; ekseriyetin İslâm dışı davranışlarına; “Bugünkü şartlarda ancak bu kadar olur.” diyerek kılıf bulup, İslâm'ın bazı şartlarda tam olarak yaşanamayacağı iddiâsını hâlleri ile çürütüp, asra yakın ömürlerinin, doğumundan i‘tibâren tamâmını, sünnete harfiyyen riâyet ederek geçirip, İslâm, fitnenin zirveye çıktığı devirlerde bile sünnete tam olarak ittibâ edilerek yaşanabilir ve kıyâmete kadar da yaşanacaktır diye hayatı ile bunu isbât etmiş bir âlî kadîrdir Hazret-i Sâmî (k.s.). Allâh (c.c.) dostlarının büyüklerinden bir zâtın ifâdesi ile “Asırların nâdir yetiştirdiği bir büyük velîdir” Hazret-i Sâmî (k.s.). 1950'li yılların başlarında İstanbul'a intikâllerinden sonra kendilerine Fahr-i Kâinat (s.a.v.) Efendimiz tarafından “MAHMÛD” ismi verilmiş ve kendileri icâzetli halîfeleri Adanalı Hacı Hasan Efendiye: “Fakire bundan sonra Mahmûd Sâmî denilmesini ihvâna bildiriniz; bize böyle emrolundu.” diye emir gereği büyük tebşîrâtı bildirirler. Çocuk yaşlarında muhterem anneleri kendilerini akrânlarıyla oynamak üzere dışarı gönderdiklerinde Hazret-i Sâmî (k.s.) Efendimiz ellerini dizlerinin üzerine koyup “tahiyyât” oturuşundaki gibi oturup, uzaklara gözlerini diker, devâmlı olarak düşünür, tefekkür ederler. Çünkü Allâh (c.c.)'ün Resûlü (s.a.v.) Efendimiz, Mi‘râc'da tahiyyâtta gibi oturmuşlardı. Bu sünneti ömürleri boyunca hep böyle sürdürdüler. Hiçbir zaman kendilerini bunun dışındaki bir şekilde otururken gören olmamıştır. “Neden arkadaşları ile oynamayıp oturduğu” sorulduğunda: “Biz oyun için yaratılmadık.” buyurmuşlardır. İşte hadîs-i şerîfi telmîh; işte sünnete ittibâ.

    HZ. MAHMÛD SÂMÎ RAMAZÂNOĞLU (K.S.)-1-11 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 11, 2026 3:20


    Hazret-i Sâmi (k.s.)'un hayatını manevi görevlisi ve ihvâna kılavuzu Muhterem Ömer Muhammed Öztürk'ün kaleminden yayınlıyoruz: 1892 Yılında Adana'nın Tepebağ mahallesinde dünyâya teşrîf eden Hazret-i Sâmî (k.s.)'un babaları Müctebâ Efendi, anneleri Ümmügülsüm Hanımefendilerdir. Dedelerinin ismi Abdurrahmân, büyük dedeleri İshâk ve Hüseyin Efendilerdir. Büyük Türk beyliklerinden Ramazânoğlu beyliğinin en son beylerinden olan Abdülhâdî Efendinin (ki Sâmî Efendi Hazretlerinin büyük dedelerindendir) tesbîtine göre Ramazânoğlu beyliği aslen Türklerin Oğuz boyunun Üçoklar kabîlesindendir. Bu kabîlenin de şecereleri büyük Türk Hâkânı Nureddîn Zengî (Şehîd) vasıtası ile Seyfullâh Hz. Hâlid bin Velîd (r.a.)'e dayanır. Efendi Hazretleri kendi ifâdeleriyle doğumlarını şöyle nakletmektedirler: “Benim doğumum (1308) târihindedir: Adana'da Vakıfsarayı'ndadır. Doğumumdan evvel kapıya bir zât gelmiş: “Bu evde, yakında bir doğum olacaktır, oğlan olacaktır, adını: Sâmî koyunuz; hayırlı bir insan olacaktır.” diyor, gidiyor. Bir müddet sonra doğum oluyor, oğlan oluyor. Adı: “Mahmûd Sâmî” konuyor. Sonra o zât tekrâr geliyor. Oğlan doğduğunu söylüyorlar. Adının da “Muhammed Mahmûd Sâmî” konulduğunu öğrenince: “Sandıktaki emânetimi veriniz!” diyor. Ona benzer bir emâneti veriyorlar: “Bu değil; esâs sandıktaki bana âid emâneti veriniz!” diyor. Veriyorlar. Memnûn oluyor. Duâ edip gidiyor.” Efendi Hazretleri bu ma‘lûmât hakkında: “-Bunu kaydediniz. Mühimdir. Gelen zât, boş değildir. Bunları olduğu gibi sen kaydet. İleride neşredilir. İyi olur. Hayırlı olur.” diye buyurdular. Not: Bu ma‘lûmât, Muhterem Ömer Kirazoğlu (rh. âleyh) Ağabey'in kendi el yazısı ile not defterinden alınmıştır. Metinden Hazretin ism-i şerîflerinin tam olarak “Muhammed Mahmûd Sâmî” olduğu öğreniliyor. Hazretin 6 Kasım 1937de kendi el yazılarıyla, latince olarak, “Kadastro ve Tapu Tahrîrine Mahsûs Beyânnâme”de, sâdece “Sâmî” ismini ve imzâsını kullandıklarına ve nüfus cüzdanlarında da sâdece “Sâmî” ismini kullandığına göre, tam ism-i şerîflerinin kullanılmaması o devirdeki birtakım yasakları akla getirmektedir. Bu “Beyânnâme”de, Hazretin doğdukları ev Seyhân vilâyeti, Adana kazâsı, Kayalıdağ mahallesi, Sabuncu Abdullâh sokağı olarak belirtilmiştir ki burada da isimler değiştirilmiştir. Hazretin doğdukları evin bulunduğu mahalle en son Tepebağ adını almıştır.

    KARÛN'UN MUSA (A.S.) DUÂSIYLA HELAKİ-10 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 10, 2026 2:49


    Musa (a.s.)'ın amcasının oğlu büyük servet sahibi Karûn, kendisinden zekâtı istendiği zaman vermemek için Musa (a.s.)'a zina iftirasında bulundu. Bir rivayete göre Musa (a.s.), abdest alıp namaz kıldı ve ağladı. "Yâ Râb! Senin düşmanın, benim eziyet edicim, benim rüsvâ olmamı ve ayıplanmamı istiyordur. Beni, onun üzerine, musallat kıl!" diyerek duâ etti. "Yere dilediğini, emret! Sana, itâat edecektir!" diye vahy olundu. Bunun üzerine, Musa (a.s), yere: "Ey yer! Tut onları yut!" dedi. Karûn'un konağı sarsıldı.Yer, Karûn'u ve adamlarını, topuklarına kadar, tutup yuttu. Karun: "Ey Musa! Bana acı" diye sesleniyordu. Musa (a.s.):"Ey Yer! Tut onları yut!" dedi.Konak, sarsıldı. Kârun ile adamları, dizlerine kadar, yere battılar. Karûn ise, Musa (a.s.)'a :"Ey Musa! Bana acı!" diye yalvarıyor ve sesleniyordu. Musa (a.s.): "Ey Yer! Tut onları yut!" dediği zaman, konak, sarsıldı. Karûn ile adamları, alınlarına, kadar, yere, battılar. Karûn ise, Musa (a.s)'a yalvarıyor: "Ey Musa! Bana acı!" diyordu. Musa (a.s.), tekrar, yer'e: "Ey yer! Tut onları yut!" dediği zaman, yer, Karûn'u ve adamlarını konaklarıyla birlikte tamamıyla yuttu. Rivayete göre, Karûn ve adamları, kıyamete kadar her gün, bir insan boyu yerin dibine geçirilmektedir. (Taberi) “Kârûn, Firavun ve Hâmân'ı da helâk ettik. Halbuki Mûsâ onlara apaçık mûcizeler getirmişti. Fakat onlar ülkede büyüklük taslayıp insanları ezmeye devam ettiler. Neticede onlar da, azabımızdan kaçıp kurtulamadılar.” (Ankebut s. 39) (M.Asım Köksâl, Peygamberler Tarihi, s.84-89)

    UNUTULAN SANATLARIMIZDAN KÜNDEKÂRÎ-09 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 9, 2026 2:51


    Nerede o eski ustalar dedirten sanatlardan birisi de Kündekârî sanatıdır. Endüstri devrimi ve sanayileşme ile birlikte pek çok kıymetli sanat yerini, makinelerin ürettiği ucuz işlere bırakıp bizi terk etti. Kündekârî, Farsça bir kelime olup ahşap oymacılık sanatını adlandırır. “Künde,” masif ağaç, tomruk gibi anlamlara gelirken, “kârî,” işlemek, oymak gibi anlamlara gelir. Genelde ahşap işlerini tanımlamakla birlikte özelde ince ahşap işçiliği ve sanatını tanımlamak için kullanılır. Kündekârî, sekizgen, beşgen, yıldız gibi çokgen geometrik şekillerde kesilmiş ahşap parçalarının çivi ile çakılmadan ve bir yapıştırıcı ile yapıştırılmadan sadece birbirlerine geçirilmeleriyle meydana getirilen dekoratif bir süsleme ve konstrüksiyon tekniğidir. Bu şekilde elde edilen yapı, ısı ve nem değişiklikleri ile ağacın çalışmasından ve deformasyonundan etkilenmez. Türk-İslam sanatında sadece Anadolu'da görülen kündekârî tekniğinin erken örnekleri Suriye ve Mısır'da Abbasiler döneminden itibaren bazı cami ve mescitlerde görülür. Bunlar arasında Mısır'da yaptırılan İbn-i Tolun Camii (879) en önemlileridir. Anadolu'da hemen hemen her büyük şehirde, Selçuklular'dan miras kalan eserler arasında en önemlileri ulu camilerdir. Şehrin merkezinde yer alan bu camiler, taş ve ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini sergilerler. Selçuklu camilerinin bilhassa kapıları ve minberleri şaheserdir. Anadolu'da Selçuklulardan miras kalan camiler içerisindeki minberler, ahşap kündekârî sanatının en iyi örnekleri olarak tanımlanabilir. Bunlar arasında Konya Alaeddin Cami minberi, Kayseri Ulu Cami minberi ve Aksaray Ulu Cami minberi en önemlileri olarak sayılabilir. Bursa Ulu Camii'nin minberi de Selçuklu üslubundan Osmanlı üslubuna geçişin bir örneği olarak önemli bir sanat eseridir. (Doç. Dr. Rasim Soylu, Zafer Dergisi, Aralık 2017, 492. Sayı)

    MAHŞER YERİNİN DEHŞETİ-08 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 8, 2026 3:07


    Pek çok ayette mahşer yerinin dehşetli bir yer olacağı insanlara ikaz edilmiştir. Onlardan bazıları şöyledir: "Yaklaşmakta olan o felaket günüyle onları korkut! O gün yürekler gırtlaklara dayanmıştır, (kederlerinden) yutkunup dururlar. Zalimler için ne samimi bir dost ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi vardır." (Mümin, 18) "Kulakları sağır eden o ses geldiğinde, işte o gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır." (Abese, 33-37) Mahşer etrafını cehennem kuşatacak, insanlar amellerinin durumuna göre tere batacaklar. Herkes kendini kurtarma derdine düşecek. Peygamberler bile kendi derdime düştüm manasında "nefsî, nefsî" diyecekler. İnsanlar peygamberlere şefaat etmeleri için müracaat edecekler. Her peygamber insanları bir başka peygambere havale edecek. En son Peygamberimiz (s.a.v.)'e müracaat edilecek ve Peygamberimiz (s.a.v.) insanlık âlemi için arşın altında secdeye kapanıp şefaatte bulunacak. Allâh onun duâsını kâbul edecek. Sonra amel defterlerinin dağıtılması hesabın görülmesine başlanacak. Mahşer yerindeki bekleme, hesap, kitap 50 bin sene olacak. Bu bekleme mümin kullara çok kısa gelecektir. (Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Iman, Bab, 84, 194) Kiramen Kâtibîn adlı meleklerin yazdığı ademoğlunun amelleri, mahşerde bir amel defteri olarak kendisine verilecektir. Bu defterler kimine sağından, kimine solundan, kimine de arkasından verilecek ve insanın hayatı boyunca yaptığı iyilik ve kötülüklerin, küçük, büyük hepsini ihtiva edecektir. "Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. "Vay halimize!" derler, "Bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!" Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. (Kehf 49) (Delilleriyle Imân Esasları, s.132)

    ÇOCUK EĞITIMIN MERHALELERI VE YÖNTEMI-07 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 7, 2026 2:40


    İlk hedefimiz çocuklarımıza dinimizi öğretmek olmalıdır. Dini öğretmenin sırası ise şu şekilde olmalıdır: İlk önce çocuklara kelime-i şehadeti öğretme ye çalışın. Anne-baba isterse çok kolay bir şekilde çocuğuna kelime-i şehadeti öğretebilir. şer'i şerifin hükümlerini öğretin. Ancak ilk olarak bir kitaptan okumak yerine sözlü olarak anlatın. Her şeyi Allah'tan istemesi gerektiğini öğretin. Dünyadaki tüm varlıklara Allah'ın rızık verdiğini söyleyin. Allah'ın sıfatlarından bahsedin. O'nun her şeyi yaratıp idare ettiğini ve olup biten her şeyden O'nun haberdar olduğunu sıklıkla söyleyin. Uygun olmayan bir şey yaptığında böyle şeyleri Allah'ın sevmediğini ve O'nun hoş nutsuz olacağını anlatın. Çocuğun anne-babası bu telkinleri en güzel şekilde verebilir. Çocuğa defalarca bunları söylediğinde, çocuk buna inanır. Özellikle annelerin ilgili konularda daha dikkatli olmaları gerekir. Çocuk biraz büyüyünce kısa sureleri ezberletmeye çalışın. Yedi yaşına gelince, namaz kılmayı mutlaka öğretin. Yedi ile on yaş arasında namaza alıştırın. On yaşına geldiğinde hala namaza alışmamışsa, sert davranmanız gerekir. Günümüzde namaz konusunda çok ihmalkar davranılmaktadır. Bir sınavda düşük puan aldığında çok üzülen anne-babalar, yıllarca namaz kılmayan çocuğ nun bu davranışından rahatsız olmamaktadır. Duruma bakılınca, sanki İslam böylelerine şöyle demektedir: “Bana yazık ettiniz, her şeye o kadar önem verirken ben sadece sizin dilinizde varım.” Unutmayın, çocuklarımızı her türlü tehlikeden korumak bizim görevimizdir. Buna rağmen neden namaz kılmadıkları hâlde onları ihmal ediyoruz, görevlerimizi yapmıyoruz? (Eşref Ali et-Tehanevi, İslam'da Çocuk Terbiyesi, s.67-68)

    MELEKLERE İMAN HAKTIR-06 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 6, 2026 2:37


    Melekler, Hak Teâlâ'nın muhterem, nazik, nûrânî, erkeklik-dişilik vasfı bulunmayan, yeme-içmeye ihtiyaç duymayacak bir halde yaratmış olduğu bir kısım yüce mahlûkatlardır. Bunlar, mümin, masum, Hak Teâlâ'nın emirlerine layık olduğu şekilde itaat eden, tesbih (Sübhanallah demek) ve tehlîl (Kelime-i Tevhidi söylemek) ile ve kâinatla ilgili bazı işlerle meşgul bulunmaktadırlar. Bir kısmı yerde, bir kısmı göklerde, bir kısmı da Allah'ın (c.c.) arşı etrafında bulunurlar. İşte bu mübarek zatların varlığını bilip mevcudiyetlerine iman etmek, bizim için dinî bir farzdır. Birçok ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler bunların varlığını bize haber vermektedir. Melekler başlıca iki kısımdır. İlki Kerûbiyyân'dır ki, daima tesbih ve tehlîl ile meşgul, Allah'ın (c.c.) muhabbetine gark olup mâsivâ (Allah'tan uzaklaştıran her şey) ile asla alakaları yoktur. Diğeri de Müdebbirât'dır ki, bunlar hem ibadetler ve tâatler ile meşgul, hem de kâinatta birtakım işlerin idare ve tasarrufuyla mükelleftirler; koruyucu melekler gibi. Cebrâîl, Mîkâîl, İsrâfîl ve Azrail (a.s.) adındaki dört melek, risâlet rütbesine sahiptirler. Şanı yüce Peygamberlerin (a.s.) çoğu Cebrail (a.s.) vasıtasıyla ilâhi vahyi telâkki etmişlerdir. Mîkâîl (a.s.) kâinattaki bir kısım hadiselerin gerçekleşmesini temin etmekle vazifelidir. İsrâfîl (a.s.) kıyamet hadiselerinin gerçekleşmesiyle alakadar olacaktır. Azrail (a.s.) de ruhların alınmasıyla vazifelidir. Bir kısım melekler de vardır ki, ‘hafaza' ismini alıp insanların amellerini tespit ederler. (Ömer Nasuhi Bilmen, Sualli Cevaplı Dinî Bilgiler, s.74-75)

    KAHRAMAN SAHABİ MUHAMMED B. MESLEME-05 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 5, 2026 2:53


    Künyesi Ebu Abdurrahman'dır. Hazrec kabilesinden olup Medine'lidir. Peygamberlikten yirmi iki yıl önce doğmuştur. Cahiliye döneminde Muhammed ismini alanlardan biridir. İlk müslüman olanlardandır. Hz. Musab b. Umeyr (r.a.)'ın vesilesiyle, Hz. Sad b. Muaz (r.a.)'dan önce müslüman olmuştur. Resûlullâh (s.a.v.) Hz. Ebu Ubeyde (r.a.) arasında kardeşlik kurmuştur. Bedir ve daha sonraki savaşlara Tebuk Gazvesi hariç, katılmıştır. Sahabe (r.a.e.)'in faziletlilerindendi. Cemel ve Sıffin'e katılmamıştır. Hz. Huzeyfe (r.a.) onun hakkında şöyle dedi: “Fitnenin kendisine zarar vermeyeceği birini tanıyorum” Sonra bunu Resûlullâh (s.a.v.)'den işittiğini açıkladı. İbn Kuteybe dedi ki: "Mugammed b. Mesleme (r.a.)'a Resulullah (s.a.v.)'in kahramanı denirdi. Peygamber (s.a.v.) onu Karkaratü'l-Küdr gazvesinde Medine'de kendi yerine bıraktı. Resûlullâh (s.a.v) ona bir kılıç verdi ve şöyle buyurdu: “Savaşan müşriklere karşı bununla savaş. Ümmetimin birbiriyle vuruştuklarını gördüğünde, Uhud'a kılıcınla git! Kırılıncaya kadar onu (taşa) çal. Sonra evinde otur. Sana günahkâr bir el veya ölüm gelinceye kadar (evinden çıkma)” O da öyle yaptı.” Hz. Ömer (r.a.) bir işin istediği gibi olmasını arzu ettiği zaman onu gönderirdi. Hz. Ömer (r.a.)'ın yanında şehirlerdeki kapalı meseleleri açıklığa kavuşturmak için yardımcıydı. Hz. Sad b. Ebi Vakkas (r.a.) Kûfe'de köşk bina ettiğinde durumu keşfetmesi için Hz. Muhammed b. Mesleme (r.a.)'ı elçi olarak göndermişti.” Medine'de hicri 43 yılı Safer ayında, 77 yaşında vefât etti. Cenaze namazını Mervan b. Hakem kıldırdı. (İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.379)

    ÜÇ KİMSE VARDIR CENNETE GİREMEZ-04 ŞUBAT 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 4, 2026 2:40


    Allâh (c.c.) erkek ve kadını ayrı ruh ve beden özellikleri ile yaratmıştır. İslam giyimde ve insanlararası ilişkilerde bu yaratılışa uygun esaslar getirmiştir. Kadın daha hassas, ince ruhlu ve narin yapılıdır. Süslenme, süslü giyinme ve zinetlere bezenme onun ruhunda vardır. Bu yüzden her iki cinsin örtmesi gereken yerler ayrı olduğu gibi, giysi şekil ve stillerini de çevre şartlarının belirlemesi sonucunda farklılık doğar. Abdullah b. Ömer (r.a.)'ın naklettiği bir hadiste Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur "Üç kimse vardır ki, cennete giremez ve kıyamet günü Allâh (c.c.) onlara rahmet bakışı ile bakmaz: Ana-babasını dinlemeyen kimse, erkeklere benzemeye çalışan kadın ve eşini kıskanmayan koca". İklim ve çevre şartları bakımından erkeğe ait olan giysilere ve erkeğin niteliği ile bağdaşan davranışlara mü'min hanım ve kızlar rağbet etmemelidir. Mü'min erkekler de kadınlara ait giysi ve davranışlara yönelmemelidir. Her cins kendi özellikleri içinde bir değer ifade eder. Evli kadınların örtünmesinden kocaları sorumlu olduğu gibi, kız çocuklarının evleninceye kadar örtünmesinden birinci derecede babası sorumludur. Çocukla uzun süre birlikte olan, onun eğitim ve terbiyesi ile yakından ilgisi bulunan anne de ikinci derecede sorumlu olur. Ayette şöyle buyurulur: "Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun" (Tahrim s. 6) Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Sizin hepiniz birer çobansınız ve hepiniz yönettiğiniz kişilerden sorumlusunuz. Erkek ailesinin çobanıdır ve kıyamet gününde onlardan sorumlu olacaktır". (Ali Rıza Peker, Örtünme ve Tesettür)

    BERÂT GECESİNDE OKUNACAK DUÂLAR-03 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 4, 2026 3:00


    (Bu iki duâ akşamla yatsı arasında 3'er defa okunmalı ve okuyuştan önce Yâsîn-i Şerîf okunmalıdır.) Bi'smi'llâhi'r- rahmâni'r- râhîm “Allâhümme yâ ze'l-menni velâ yümennü ‘aleyhi. Yâ ze'lcelâli ve'l-İkrâm. Yâ ze't-tavli ve'l-in‘âm. Lâ- ilâhe illâ ente zahra'l-lâci'îne ve câre'l-müste'cirîne ve emâne'l-hâifîne. Allâhümme in-künte ketebtenî ‘ındeke fî ümmi'l-kitâbi şakıyyen ev mahrûmen ev matrûden ev mukatteren ‘aleyye fî'r-rızkı fe'mhu'llâhümme bi fazlike şekâvetî ve hırmânî ve tardî ve ıktâre rızkî ve esbitnî ‘ındeke fî ümmi'l-kitâbi sa‘îden ve merzûkan ve müveffekan li'l-hayrâti fe-inneke kulte ve kavlüke'l-hakku fî kitâbike'l-münzeli ‘alâ lisâni nebiyyike'lmürselîn. Yemhu'llâhu mâ-yeşâü' ve yüsbitü ve ‘ındehu ümmü'l-kitâbi ilâhî bi't-tecelliyyi'l-‘azami fî leyleti'n-nısfi min şa‘bâne'l- mükerremi'lletî fî-hâ yüfraku küllü emrin hakîmin. Ve yübremü en-tekşife ‘annâ mine'l-belâi' mâ-na‘lemü vemâ lâ-na‘lemü vemâ ente bihî a‘lemü inneke ente'l-e‘azzü'l- ekram. Ve sallâ'llâhu ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve ‘alâ âlihî ve ashâbihî ve evlâdihî ve ezvâcihî ve sellem.” Bi'smi'llâhi'r- rahmâni'r- rahîm “İlâhî cû‘düke dellenî ‘aleyk. Ve ihsânüke evsalenî ileyk. Ve keremüke karrebenî ledeyk. Eşkû ileyk mâ-lâ yahfâ ‘aleyk. Ve es'elüke mâ-lâ ye'süru ‘aleyk. Îza-‘ılmüke bi-hâlî yekfî ‘an süâlî. Yâ müferrice kürebe'l-mekrûbîn. Ferric annî mâ-ene fîh. Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine'zzâlimîn. Festecibnâ leh. Ve necceynâhü mine'l-ğammi ve kezâlike nünci'l- mü'minîn. Allâhümme yâ ze'l-menni velâ- yümennü ‘aleyh.” Bu salavât 100 def'a okunacaktır. “Allâhümme salli ‘alâ rûh-i seyyidinâ Muhammedin fi'l-ervâh. Ve salli ‘alâ cesed-i seyyidinâ Muhammedin fi'l-ecsâd. Ve salli ‘alâ kabr-i seyyidinâ Muhammedin fi'l- kubûr.” HADÎS-İ ŞERİF: “Allâhü Te‘âlâ bu gece ümmetime, Benî Kelb kabîlesinin koyunlarının tüyleri adedince rahmet eder.” (Müslim) (Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.59-64)

    BERÂT GECESİ KILINACAK NAMÂZ-02 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 2, 2026 2:08


    Bu gecede yüz rekat namâz kılınır. Bu durumda namâzın, her iki rek‘atında bir selâm verilir. Her rek‘atta Fâtiha'dan sonra 10 (on) İhlâs-ı Şerîf okunur. İsteğe göre bu namâz on rek‘at da kılınabilir. (O zamân her rek‘atta Fâtiha'dan sonra 100 (yüz) İhlâs-ı Şerîf okunur ve 10 (on) rek‘atın sonunda bir kere selâm verilerek namâz tamâmlanır.) Bu şekilde kılmak, bütün müstehâb namâzlarda rivâyet edilmiştir. Selef (r.a.), bu namâzı kılar ve buna “Hayır Namâzı” derlerdi. Hattâ bu namâzı, bir araya toplanıp cemâatle de kılarlardı. (Hanefî mezhebinde terâvihten başka hiçbir nafile namâz cemâatle kılınmaz.) Hasan-ı Basrî (r.a.)'in bu namâz için şöyle dediği rivâyet olunur: “Allâh Resûlü (s.a.v.)'in sahâbîlerinden otuz kişi bana dediler ki: “Bu gecede bu namâzı kılan bir kimseye, Cenâb-ı Hâkk yetmiş defa nazar eder ve her bir nazar ile onun yetmiş ihtiyâcını giderir. Bu ihtiyâcların en azı da affedilmektir.” (İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi'd-dîn, c.1, s.555) BERÂT GECESİNDE NE YAPMALIYIZ? Berât'ın 15. gününü mutlakâ oruçlu geçirmeliyiz. Hz. Alî (k.v.)'den “Şa'bân'ın on beşinci günü oruç tutun, gecesinde kâim olun.” meâlinde İbn-i Mâce bir hadîs rivâyet etmiştir. (İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi'd-dîn, c.1, s.556) Akşam namâzını edâdan sonra, üç defa Yasîn-i Şerîf okunur. Her Yâsîn'den sonra bir defa Berât Duâları okunur. Bu Berât Duâları; ilk okuyuşta Cenâb-ı Hakk'tan hayırlı ve uzun ömür talebi ile kazâ ve belâlardan korunmak; ikincisinde bol ve helâl rızık temennîsi; üçüncüsünde, son nefesinde hüsn-i hâtime (îmânla) ile bu dünyâdan göçmeye niyet edilir. (Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.62)

    BERÂT GECESİ-01 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 1, 2026 3:24


    Hz. Ali (r.a.)'den rivâyetle Resûlullah (s.a.v.): “Allâhü Teâlâ (yani Allâh (c.c.)'un râhmeti) Şa'ban'ın on beşinci gecesi birinci kat göğe iner. Müşrik, bid'at ehli, sıla-i râhim yapmayan (akrabası ile alâkasını kesen) ve zina yapan kadınlardan başkasını mağfiret eder” buyurdular Nebî (s.a.v.) buyurdular ki: “Şa'bân'ın on beşinci gecesi olduğu zamân o geceyi ibâdetle ihyâ ediniz. Gündüzünü de oruçla geçiriniz. Çünkü Allâh (c.c.), o gece güneş doğuncaya kadar dünya alemine râhmet nazarı ile tecelli eder. Ve buyurur ki: Yok mu istiğfâr eden, mağfiret edelim? Yok mu rızık isteyen, rızıklandıralım? Yok mu dert ve musibete uğrayan, şifâ verelim? Daha ne gibi dilekleri olanlar varsa istesinler verelim.” Cebrâil (a.s.), Resûlullah (s.a.v.)'e “Yâ Muhammed (s.a.v.)! Bu gece duâya çok çalış. Zîrâ bütün ihtiyaçlar gerçekten bu gece görülecektir.” buyurmuştur. Hadîs-i Şerîf'te: “Şa'ban'ın on beşinci gecesinde Allâhü Teâlâ'nın kulları üzerine râhmeti zuhur edip (ortaya çıkıp), mü'minleri mağfiret eder, kâfirlere ise mühlet verir. Kin ve hâsed sahibi olanları, bu sıfatlarını terk edinceye kadar kendi hallerinde bırakır” buyurulmuştur. İkrime (r.a.) der ki, Şa'ban'ın on beşinci gecesinde, Allâhü Teâlâ, gelecek sene o geceye kadar bir senelik işleri tedbîr, takdîr ve ta'yîn eder. O yıl içinde ölecek olanların isimleri yaşayanlar defterinden, ölüler defterine geçirilir. O sene hacca gidecek olanlar yazılır. Berât gecesi, hüküm, kazâ, gadâb ve rızâ gecesidir. Berât gecesi red veya kabul, kavuşamamak ve kavuşmak, saâdet ve şekâvet gecesidir. Berat gecesinde birisi saîd, diğeri baîd (uzak) olur. Birisi mükerrem, diğeri mahrûm olur. Hazırlanmış kefenler vardır; sâhibleri ise çarşılarda işle meşgûllerdir. Çok kazılmış kabirler vardır, sâhibleri ise sevinç ve gururdadırlar. Çok gülen ağızlar vardır, sâhibleri pek kısa zamanda göçücüdür. (Hz. Seyyid Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunye'tü-Tâlibîn, s.282-287)

    BERÂT KANDİLİNE HAZIRLANIYOR MUYUZ?-31 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Feb 1, 2026 2:21


    İbn Mâce'nin rivâyet ettiği, Emîrü'l Mü'minîn Alî (r.a.) onun da Resûlullâh (s.a.v.)'den bildirdikleri hadîs-i şerîfte: “Şa'ban ayının onbeşinci gecesi gelince, gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz.” buyruldu. Allâhü Te‘âlâ, bu gecede mü'min kullarına kurtuluş berâti yazdırır. Hadîs-i şerîfte: “Ber'ât gecesi kâhinler, büyücüler, içkiye devam edenler, ana-babasına isyan edenler ve zinâya devam edenler hâriç, Allâhü Te‘âlâ bütün müslümanları mağfiret eder” buyuruldu. Ebûbekr-i Beyhakî, Şuab-ül İmân kitabında, Ebûbekir Sıddîk (r.a.)'in Resûlullâh (s.a.v.)'den bildirdiği Hadîs-i Şerîfte: “Şa'ban ayının on beşinci gecesi, Allâhü Te‘âlâ'nın râhmeti dünyâ göğüne iner. Herkesi afveder. Ancak, kalbinde haksız yere müslümanlara düşmanlık olanı ve Allâhü Te‘âlâ'ya ortak koşanı mağfiret etmez” buyuruldu. Ayrıca Ravdatü'l Ulemâ'da yazdığı üzere, faiz yiyen, canlı resmi, heykeli yapan ve söz taşıyıcıların da bu gecenin feyzinden mahrum kalacakları söylenmiştir. 1. Kıymetli yerleri ve kabirleri, bilhassa şehîdlerin, velîlerin kabirlerini ziyârette, Resûlullâh (s.a.v.)'e uymalıdır. Nitekim Resûlullâh (s.a.v.) bu gece Bakî' kabristanına gitmiştir. 2. Ailesine, akrabalarına, diğer müslümanlara mü'min erkek ve kadınlar ve şehîdlere duâ etmek husûsunda da ona uymalıdır. Nitekim Resûlullâh (s.a.v.) öyle yapmıştır. 3. Ev halkına yumuşak, tatlılık göstererek, Resûlullâh (s.a.v.)'e uymalıdır. Yâni ailesi varsa, bir yere gitmek istiyorsa, tatlılıkla onlardan ayrılmalı ve onları uzun zaman yalnız bırakmamalıdır. 4. Uzun namaz ve secde yaparak Resûlullâh (s.a.v.)'e uymalıdır. 5. Bu namazda ağlama, yalvarma, yakarma, diğer namazlardakilerden daha çok olmalıdır. 6. Toprak üzerine secde etmelidir. Nebî (s.a.v.) böyle yapmıştır. 7. Birinci secdede üç şeyde O (s.a.v.)'e uyup, yakarmalı, kusurunu îtirâf etmeli ve büyük günâhlarından istiğfar etmelidir. (Muhammed Rebhami, Riyâdü'n-Nâsihîn, s.277)

    HZ. MEVLÂNÂ 'NIN OĞLUNA VE AİLESİNE VASİYETİ-30 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jan 30, 2026 3:17


    Hz. Mevlana'nın biricik oğlu Sultan Veled'e etmiş olduğu bugün de tazeliğini muhafaza etmekte olan öğütleri onun şahsiyetinin özü ve özetidir. Hz. Mevlânâ oğluna der ki: Bahâeddin! Eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, kimsenin kinini yüreğinde tutma! Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma! Merhem ve mum gibi ol, iğne gibi olma! Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen fena söyleyici, fena öğretici, fena düşünceli olma! Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun. İşte o sevinç Cennetin tâ kendisidir. Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, dâima üzüntü içinde olursun. İşte bu gam da Cehennemin tâ kendisidir. Allah (c.c.)'nun sevgisini de onun azîz isimleriyle elde etmek mümkündür. Kalbinde arınma ne kadar çok olursa, Allah (c.c.)'nun nurunun parlaklığı da kalbde o nispette fazla olur. Niketim, ekmekçinin tandırı ne kadar sıcak olursa, o kadar ekmek alır. Soğuk olunca ekmek almaz. Hz. Mevlânâ, dostlarına ve aile efradına, bu dünyadan göçeceğine üzülmemelerini söylüyordu; fakat onlar, bedenen de olsa, bu ayrılığı kabullenemiyorlar, ağlayıp inliyorlardı. Hz. Mevlânâ'nın hanımı, Hz. Mevlânâ'ya hitâben: “Ey âlemin nuru, ey âdemin canı! Bizi bırakıp nereye gideceksin?” diyerek ağlıyor ve ilâve ediyordu: “Hudâvendigâr Hazretleri'nin dünyayı hakikat ve manalarla doldurması için üç yüz veya dört yüz yıllık ömrünün olması lazımdı.” Hz. Mevlânâ da cevaben; “Niçin? Niçin? Biz ne Firavun ve ne de Nemrûd'uz, bizim toprak âlemiyle ne işimiz var, bize bu toprak âleminde huzur ve karar nasıl olur? Ben, insanlara faydam dokunsun diye dünya zindanında kılmışım; yoksa hapishane nerede ben nerede? Kimin malını çalmışım? Yakında Allah (c.c.)'nun sevgili dostunun, Hazreti Muhammed (s.a.v.)'in yanına döneceğimiz umulur.” dedi. (Hz. Mevlânâ Hayatı ve Şahsiyeti s. 40)

    PEYGAMBERLERİN SIFATLARINI BİLİYOR MUYUZ?-29 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jan 29, 2026 2:56


    Peygamberler hakkında ismet, emanet, sıdk, fetanet, tebliğ gibi özellikler vâcip (zorunlu), bunların zıtları olan mâsiyet (günâh), hıyanet, yalan, gaflet, hakikati gizlemek gibi özellikler imkânsız, nefrete yol açacak bütün kusurlardan uzak ve salim oldukları ise tartışmasız bir gerçektir. Fakat peygamberlik makamına ve yüksek derecelerine zarar vermeyen beşerî durumların ve vasıfların onlarda da bulunabileceğinin cevazında şüphe yoktur.Imânın kemal derecesine ulaşabilmesi için, aşağıdaki hususların ayrıntılı olarak delilleriyle bilinmesi gerekir. Yüce peygamberler hakkında zorunlu olan "ismet" ve "emânet", onların görünen ve görünmeyen bütün yönlerinin her türlü günâh ve hıyanetten temiz olması demektir. Yüce peygamberlerimizin hepsi, kibir, haset ve riya gibi rûhî kötülüklerin hepsinden tamamen uzak ve mukaddes oldukları gibi, görünen her türlü yasakları işlemekten korunmuş bulunduklarının, kesin olarak bilinmesi gerekir. İsmet ve emânetin zorunlu, günâh ve hıyanetin imkânsız olmasına aklî delilimiz de şundan ibarettir: Eğer onlar günâh işleyip -hâşâ- doğru yoldan sapmış olsalardı, bizim de bu yola girmekle emrolunmuş olmamız gerekirdi. Çünkü Cenâb-ı Hak bizlere onların kendilerine özgü niteliklerinin dışındaki bütün söz, fiil ve davranışlarına uymamızı emretmiştir. Yüce bir kişiliğe sahip olan peygamberler için zeki (fetanet) ve uyanık olmanın zorunluluğu da çok açıktır. Çünkü zeki olmayıp gaflet içerisinde bulunsalar ümmetlerine delil ortaya koyamazlar ve onlara doğru yola ikna etmek için güzellikle mücadeleye güç yetiremezler. Bu ise kendilerinin gönderilmesindeki "doğru yola iletme" amacına zıt olduğu için, yüce peygamberlik makamına uygun düşmez. Bundan dolayı gaflet ve uyanık olmama vasfının onlar için imkânsız olması gerekir. (Manastırlı İsmail Hakkı, Telhîsu'l-Kelâm fî Berâhîni Akâidi'l-İslam, s.166)

    ALLAH (C.C.) DOSTLARI PARAYA DEĞER VERMEZ-28 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jan 28, 2026 3:21


    Müslim Sahîh'indeki bir Hadîs-i Şerif'de: “Ey Âdemoğlu, benim malım, benim malım dersin. Senin malından senin olan, yiyerek yok ettiğin, giyerek eskittiğin yahut Allah yoluna verip ahiret için ayırdığındır” buyuruldu. Yani yediğin yok oldu, giydiğin eskidi, ahirete yolladığın sana kaldı. Saklamak istersen onlar bulurlar, Vermeyi seversen kendin bulursun. Malını seviyorsan, düşmana niçin bırakıyorsun. Sevdiğini kendinden ayırma. Beraberinde götür, başkasına bırakma. Hepsini veremiyorsan, kendini de bir vâris yerine koy ve bir hisseyi de kendinle ahirete götür. Bunu da yapmazsan, bari farz olan zekâtını ver de, azapta kalma. Nükte: Herat şehrinin büyüğü Hâce Abdullah-i Ensârî (k.s.) buyuruyor ki: Dünyâyı seviyorsan, onu ver de, ahirette işine yarasın; sevmiyorsan ye de bitsin. Ferîdeddin-i Attâr (k.s.), Tezkiret-ül Evliya kitabında diyor ki; Cüneyd-i Bağdadî (k.s.), yedi yaşında idi. Mektepten gelince, babasını ağlıyor görüp sordu. Bugün zekât olarak, dayın Sırrî Sekatî (k.s.)'e birkaç gümüş göndermiştim, almamış. Kıymetli ömrümü, Allah (c.c.) adamlarının, beğenip almadığı gümüşler için geçirmiş olduğuma ağlıyorum dedi. Cüneyd (k.s.), babacığım, o parayı ver, ben götüreyim deyip, dayısına gitti. Kapıyı çaldı. Dayısı sorunca, ben Cüneyd'im; dayıcığım, kapıyı aç ve babamın zekâtı olan bu gümüşleri al dedi. Dayısı almam, deyince, Cüneyd (k.s.): “Adalet edip babama emreden ve ihsan edip seni serbest bırakan Allahu Teâlâ için al” dedi. Sırrî (k.s.) “Babana ne emretti ve bana ne ihsan etti?” dedi. Cüneyd (k.s.): “Babamı zengin yapıp, zekât vermesini emretmekle adalet eyledi. Seni de fakir yapıp, zekâtı kabul etmek ve etmemek arasında serbest bırakmakla ihsan eyledi” dedi. Bu söz, Sırrî (k.s.)'in hoşuna gidip: “Oğlum, gümüşleri kabul etmeden önce, seni kabul ettim” dedi. Kapıyı açıp parayı aldı. (Muhammed Rebhami, Riyadü'n-Nasihin s.195)

    MÜNÂFIKLAR HASTADIR-27 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jan 27, 2026 3:22


    Hastalık, hakikî manâda bedene sonradan arız olup, bedeni layık olan itidâlden (normal durumdan) çıkarır. İşlerinde bozukluk gerektirir ve hatta ölüme kadar götürür. Hastalık, mecazî olarak, insanın kemâline halel getiren nefsânî arazlar için de kullanılır. Münafıkların kalbleri, hep riyasetten elden kaçırdıkları şeyler için üzüntülüdür. Efendimiz (s.a.v.)'in işlerinde sebât ettiğini gördükçe, gün be gün şanının yükseldiğini gördükçe, hased ettiler. Efendimiz (s.a.v.)'in işlerinin yükselmesi ve kadrinin yücelmesiyle Allâh (c.c.), onların gam ve üzüntülerini arttırdı. Nefislerini, küfür ve kötü itikâdların, bulaşıcı bir hastalık olarak kaplaması, Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri'ne zulmetmeleri ve benzeri kötülüklerinden dolayı Allâh (c.c.), onlarda inzâr (korkutma, uyarma) ve tezkir (hatırlatma ve öğütlerin) kendilerine tesir etmeyeceğini ezelî ilmiyle bildiği için, bunların kalblerini mühürleyerek bu hastalıklarını arttırdı. Tekâlif-i Şeriyye'nin (dini emir ve yasakların) artması, vahyin tekrar edişi (sürekli inişi), yardım ve zafer Efendimiz (s.a.v.) ve mü'minlerin lehineydi. Çünkü vahyin inmesiyle şerî teklifler arttığı gibi, münâfıkların küfrünü de o derece arttırıyordu. Şehâdet kelimesini söylemek bile onlara zor geliyordu. Onlar, taattan sonra cinayetlere verilen cezalardır. Bununla ızdırâb üzerine ızdırâb ve şüphe üzerine şüpheleri arttı. Allâhü Teâlâ Hazretleri şöyle buyurdular: "O hem küfretmiş hem de Allâh yolundan çevirmiş olanlar, diğerlerini de ifsâd ettikleri cihetle o azâp üstüne bir azâp ziyade etmişizdir." (Meryem s. 76) Müminlere dünyada hidayetlerinin artması vardır. Allâh, hidayeti kâbul edenlere, daha çok hidayet verir. Âhirette ise, fazîlet üzerine fazîlet vardır: "Çünkü Allâh kendilerine işledikleri âmellerin en güzeliyle ecir verecek, fazlından da ziyadesini bahşeyleyecektir ve Allâh dilediğine hesapsız rızık verir!" (Nur s. 38) (İsmail Hâkkı Bursevi, Rûhu'l-Beyân Tefsiri, c.1, s.223-224)

    KOMŞULUK HAKKININ ÖNEMİ-26 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jan 26, 2026 2:53


    Komşularımız, ev halkımızdan sonra yüzlerini en çok gördüğümüz kimselerdir. Bu sebeple onların dindar ve iyi ahlâklı kimseler olması arzu edilir. Fakat kendilerini seçmek elimizde olmadığı için komşularımızın gayri müslim ve kötü ahlâklı olmaları da mümkündür. Komşunun gayri müslim olması, bir müslümana, ona karşı komşuluk hakkını gözetmeme yetkisini vermez. Komşular bazan bir akrâba gibi birbiriyle içli dışlı oldukları için güzel geçinmeleri, birbiri hakkında iyi şeyler düşünüp mutlu olmalarını istemeleri, mallarının ve canlarının zarar görmemesi için gayret etmeleri, komşusu hatalı bir iş yapmaya kalktığında veya bir konuda komşusunun görüşünü almak istediğinde ona doğru yolu göstermeleri başlıca komşuluk haklarıdır. Buna ilave olarak zaman zaman birbirlerine hediye göndermeleri, karşılaştıkları zaman birbirinin yüzüne gülüp selamlaşmaları, yardıma çağırdıkları zaman hemen gitmeleri gibi iyi komşuluk esaslarını saymak mümkündür. Hz. Âişe (r.anha)'dan rivayetle bir hadiste Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım." Hz. Âişe (r.anha) komşuluk mesafesini açıklarken evin her cephesinden kırkar hânenin komşuluk hakkı bulunduğunu söylemiştir. Komşusuna güven vermemek, onu hep şüphe ve tedirginlik içinde bırakmak insana cenneti kaybettirecek kadar büyük bir günâhtır.Ebû Hüreyre (r.a.)'ın rivayetine göre Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Yapacağı fenalıklardan komşusu güven içinde olmayan kimse cennete giremez" Nebi (s.a.v.)'in "Allâh'a ve âhiret gününe inanan bir kimse komşusuna eziyet etmesin, iyilik etsin" buyruğu, iyi mü'minin iyi komşu olduğunu göstermektedir. (İmam Nevevi , Riyâzü's-Salihîn, C: 2 – S. 392)

    AKŞAM VE YATSI NAMAZLARI ARASINDA KILINMASI GEREKLİ NAMAZLAR-25 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jan 25, 2026 2:23


    Akşam ile yatsı arası öyle bir vakittir ki, bu sürenin içindeki saatlerde insanlar tamamıyla Râblerinden gafil ve habersiz olurlar. Bu sebepledir ki, tarikât şeyhleri bu gibi vakitlerde bu namazların kılınması için müridleri üzerinde baskı yaparlar. Bu namazların edâsı insan kalbine azâmetli bir nurun dolmasına sebep olur. Bu sebepledir ki, bu vakitlerde aşağıda sayıları belirtilmiş ve hadîslerdeki işaret edilen namazları kılmalısın. Allâh (c.c.) seni hidayetinde sabit kılsın. Hâkk Teâlâ, bu namazların kılınması hakkında Kur'ân-ı Kerim'de meâlen şöyle buyurmaktadır: "Güneşin zevâl vaktinde kayması ânından gecenin kararmasına kadar güzelce namaz kıl" (İsra s. 78) Şu hadîs-i şerif rivayet edilmiştir: Efendimiz (s.a.v): "Herhangi bir kimse akşam namazından sonra altı rekât namaz kılar ve bu rekâtlar arasında kötü söz söylemezse bu kılınan namaz 12 senelik ibâdete eşit olur." (İbni Mâce) Ayrıca "Akşam namazından sonra 20 rekât namaz kılan kişiye Hak Teâlâ (c.c.) Cennette bir ev yapar" (İbn Mâce) hadîsi rivayet edilmiştir. Abdullah bin Mes'ud (r.a.)'in akşam ile yatsı arasında kılınan namazları kastederek, "Gaflet saati ne kadar güzeldir!" deyip durduğu nakledilmiştir. Huzeyfe (r.a)'den şu hadîs rivayet edilmiştir: Huzeyfe (r.a) der ki: "Bir gün Efendimiz (s.a.v)'e giderek onunla birlikte akşam namazını kıldım, kendisi yatsı namazına kadar namaz kılmıştı." (Nesâi) (İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.130-131)

    İMAM-I AZAM'IN İLMİ VE ZÜHDÜ-24 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jan 24, 2026 2:33


    Ebû Hanîfe (r.a.) ilim öğrenmekle meşgûl olmuş, bu konuda olanca gücünü sonuna kadar sarfetmiş ve nihayet başkalarının elde edemediği bir dereceye ulaşmıştır. Ebû Hanîfe (r.a.) bir gün Mansur'un huzuruna girer. Mansur'un yanında İsâ b. Musa vardır. Îsâ, Mansur'a "Bu şahıs, günümüzde dünya çapında bir âlimdir" der. Ebû Hanîfe (r.a.) rüyâsında Hz. Peygamber (s.a.v.)'in kabrini açtığını görür. Rüyâsı Muhammed b. Sîrîn (r.a.)'e anlatılınca İbn Sîrîn (r.a.), "Bu rüyâyı gören kişi, daha önce hiç kimsenin elde edemediği bir ilmi elde edecek" der. Mis‘ar b. Kidam (r.âleyh) "Fıkıhta Ebû Hanîfe (r.a.), zühdde el-Hasen b. Sâlih hariç Kûfe'de hiç kimseyi kıskanmam" demiştir. Mis‘ar bir başka ifâdesinde "Yüce Allâh ile arasına Ebû Hanîfe (r.a.)'i koyan kimsenin korkmayacağını umarım ve o kimse kendi nefsi açısından ihtiyâtlı olmakta kusûr etmiş olmaz" demiştir. Fudayl b. Iyâz (rh.a) şöyle der: "Ebû Hanîfe (r.a.) fıkıh bilgini olup, bu ilim dalıyla meşhûr olmuş, takvâsıyla bilinen bir kimse idi. Zengin, kapısına gelen herkese bol bol vermekle meşhûr, gece-gündüz sabırla ilim öğrenen, dîni güzel yaşayan, çok susan, az konuşan bir kişi idi. Kendisine haram veya helâl konusunda bir mesele gelmedikçe konuşmazdı. Kendisi iyiliksever ve hakkı gösteren bir kimse idi. Sultânların mallarına iltifât etmezdi. Hâkkında sahîh hadîs bulunan bir mesele ile karşılaştığında sahabe ve tâbiînden bile rivayet edilse hadîse uyardı. Aksi takdirde kıyâsa başvurur ve kıyâsı güzel yapardı." (Muhammed Abdurreşid En-Nûmanî,

    BÜYÜK MÜHENDİS TAKİYYÜDDİN RAŞİD-23 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jan 23, 2026 3:15


    14 Haziran 1526 tarihinde Şam'da Türk kökenli bir ailenin içinde dünyaya geldi. İlk eğitimini babası Kadı Zeynüddin Maruf Efendi'den alan Takiyyüddin ilim tahsiline devam etmek için ailesi ile birlikte 1550'li yıllarda İstanbul'a geldi ve burada birçok önemli bilimsel toplantılara katıldı. Bu toplantılarda Semerkant gözlemevinin kurucularından Kutbettin Efendi, Takıyyüddin'in astronomiye merakını fark etti ve Takıyyüddin'i astronomiye yönlendirdi. Takıyyüddin 1585 yılında İstanbul'da vefat etti. Matematik, astronomi, trigonometri, fizik, optik, mekanik ve tıp alanında çeşitli eserleri ve çalışmaları vardır. Takıyyüddin'in sayesinde İstanbul'da 1575 tarihinde Tophane sırtlarında rasathane inşa edilmiştir. Bu tarihin önemi, o anda Avrupa'daki ilk gözlemevi olmasıdır. Gözlemevi 1575/1576 yıllarında faaliyete başlamıştır. 22 Ocak 1580 tarihinde kapatılmıştır. Yerin ve gezegenlerin hareketlerinde düzensizliklerin olduğunu hesaplamış ve günümüz değerlerine yakın değerler ölçmüştür. Takiyyüddin Osmanlı dünyasında yaygın kullanılan Uluğ Bey Zic'inin yerine geçebilecek yeni bir zic hazırlamak istemiştir. Buna göre bir rasat programı hazırlamıştır. Takiyyüddin'in Sidretü'l Münteha adlı eserinde Güneş eksentrisitesinin hesaplanmasına ilişkin çalışmasında "Üç Gözlem Noktası" yöntemini kullanarak, Kopernik'in 24", Tycho'nun 45" derece bulduğu değerlere daha doğruya yakın bir değer ile apsisler doğrusunun yıllık hareketini, 63" derece bulmuştur. Gerçek değer ise 61" derecedir. Takiyyüddin'i trigonometri üzerine yaptığı çalışmalarda sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjantın tanımlarını vermiş, kanıtlamalarını yapmış ve cetvellerini hazırlamıştır. Çağdaşı Kopernik çalışmalarında trigonometriden bahsetmemiştir. Osmanlı Medeniyetinin yetiştirdiği en önemli mühendislerden biri kâbul edilen Takiyyüddin, sayısız alet yapmıştır. Mekanik saatler, kaldıraçlar, kuyulardan su çekmeye yarayan aletler ve en önemlisi de astronomik rasatlar için tasarladığı sayısız araç ve gereç sayılabilir. (Hakan Ayvaz, Osmanlı Astronomisi ile Avrupa Astronomisinin Takıyyüddin Er-Rasıd ve Tycho Brahe Örnekleriyle Karşılaştırılması, s.51-69

    MİSVAK'IN SAĞLIK YÖNÜNDEN FAYDALARI-22 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jan 22, 2026 3:00


    Peygamberimiz (s.a.v.)'in hiç terk etmedikleri sünnet-i seniyyelerinden olan ve hakkında “Ölümün dışında, misvak her derdin devâsıdır.” (Câmi‘u'ssağîr) buyurdukları misvak-ı şerifin insan sağlığı üzerindeki bazı olumlu etkileri şunlardır: Ağzı temizler, diş çürüklerine ve çeşitli hastalıklara neden olan mikropları öldürür. Yapılan araştırmalarda hastalıkların mühim bir kısmının ağızda meydana gelen mikroplardan kaynaklandığı anlaşılmıştır. Misvak kronikleşen akciğer hastalıklarının tedavisinde balgam söktürücü etki yapar. Misvakın kabuğunda bulunan Saponin iyi bir temizleyici maddedir. Öksürüğe ve solunum yolları hastalıklarına karşı faydalıdır. Ege Üniversitesinde yapılan bir araştırmada, misvakta tespit edilen saprofit gram negatif bakterilerinin faydalarından bahsedilmiştir. Kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Misvakta bulunan glukozit isimli şeker, kalp ve damar hastalıklarına faydalıdır (Tükrük salınımını artırarak) midenin gıdaları hazmetmesini kolaylaştırır. Misvakta bulunan kalsiyum bağırsakta gıdanın daha iyi emilmesini sağlar. Misvak anti-ülserojendir. İshali önler. Misvak kabuğunda az miktarda bulunan mazı tozu bu görevi yerine getirir. İçeriğindeki steroller vasıtasıyla kolestrolü düzenler. Misvakın yapısında bulunan “steroller” ayrıca pankreası aktive edici özelliğe sahiptir. Zihni kuvvetlendirir. Sakinleştirici etkisi vardır. Misvak, kalsiyum ve fosforlu topraklarda bol yetişir yani misvakta fosfor bulunur. Fosfor beyni çalıştırır. Dişlerini devamlı misvaklayarak dişlerini beyazlatanlar, beyinlerine de berraklık ve zindelik sağlamış olurlar. Misvakta bulunan kalsiyum, potasyum gibi minerallerin de zihin için önemi vardır. Bu konuda Hz. Ali (r.a.): “Misvak kullanmak dimağı (beyni) kuvvetlendirir.” buyurmuşlardır. Beyin ile ilgili rahatsızlıklar olan sara (konvülzüyon) ve epilepsi tedavisinde misvak parçaları kaynatılarak burna damlatılmak suretiyle kullanılır. (Ömer Muhammed Öztürk, Misvak ve Hacamat s. 12-25)

    İSLAMIN HER HÜKMÜ ADİLDİR-21 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jan 21, 2026 2:19


    İslam'da çok eşliliğin belirli sınırlar içinde caiz olduğu, “Eğer yetimlerin hakkına riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın.” (Nisâ s. 3) ayet-i kerimesi ile sabittir. Sahih-i Buhârî'de geçtiği üzere, Urve bin Zübeyr (r.a.), Hz. Âişe (r.anha) validemize bu ayetin neden indirildiğini sormuş, Hz. Âişe (r.anha)'da şu bilgiyi vermiştir: “Ey kardeşimin oğlu! Bazı yetimler, velilerinin gözetiminde ve terbiyesinde bulunur. Velileri, bu yetimlerin malına ve güzelliğine ilgi duyarak, onlarla olması gerekenden daha düşük bir mehir karşılığında evlenmeye kalkışırlar. İşte bu ayetle veliler, adaleti sağlamaya davet edilmiş; yetimlerle adil bir şekilde mehir belirlemeden evlenmekten men edilerek, kendileri için helal olan başka kadınlarla evlenmelerine izin verilmiştir.” Buradan anlaşılıyor ki, adil İslam hukukumuz, yetimlerin hakkına riayet etmeyen, dinî ve insani değerlere uygun olmayan davranışları erkeklere yasaklamış ve onları doğru bir yola yönlendirmiştir. Bu ilâhî emirleri yerine getiren bir Müslüman, hiçbir zaman kendi arzularına veya şahsi çıkarlarına göre hareket ederek himayesi altındaki yetimlerin haklarına ve hayat saadetine zarar veremez. Ancak meşrû sınırlar içinde hareket ederek, beğendiği kadınlarla adalete riayet etmek şartıyla dörde kadar evlenebilir. Bu hüküm, şer'î bir izinle sabit olduğu için, kimsenin bu uygulamaya itiraz etmeye hakkı yoktur. (Misvak Neşriyat, Ömer Nasuhi Bilmen, Makaleler, s. 107)

    Claim Mevlana Takvimi

    In order to claim this podcast we'll send an email to with a verification link. Simply click the link and you will be able to edit tags, request a refresh, and other features to take control of your podcast page!

    Claim Cancel