Mevlana Takvimi

Follow Mevlana Takvimi
Share on
Copy link to clipboard

Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları

Mevlana Takvimi


    • Aug 8, 2026 LATEST EPISODE
    • daily NEW EPISODES
    • 2m AVG DURATION
    • 2,460 EPISODES


    Search for episodes from Mevlana Takvimi with a specific topic:

    Latest episodes from Mevlana Takvimi

    MÜSLÜMAN KARDEŞİNE EZİYET ETME!-08 AĞUSTOS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Aug 8, 2026 2:43


    Allâhü Teâlâ buyurdu:"Erkek mü'minlerle kadın mü'minlere işlemedikleri bir günâh yüzünden ezâ edenler de muhakkâk bir yalan ve apaçık bir günâh yüklenmişlerdir." (Ahzab s. 58) Allâhü Teâlâ buyurdu: "Ey imân edenler! Bir kavim diğer bir kavimle alay etmesin. Olur ki alay edilenler kendilerinden daha hayırlıdır. Kadınlar da kadınları eğlenceye almasın. Olur ki onlar, eğlenceye alınanlar kendilerinden daha hayırlıdır. Kendi kendinizi ayıplamayın. Birbirinizi kötü lakâblarla çağırmayın. Imândan sonra fasıklık ne kötü addır. Kim tevbe etmezse onlar zâlimlerin ta kendileridir." (Hucurat s. 11) Allâh Teâlâ buyurdu: "Ey imân edenler! Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Kiminiz de kiminizi arkasından çekiştirmesin" (Hucurat s. 12) Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurur: "Kıyâmet gününde Allâh divanında nasın en şerlisi, şerrinden korkularak halkın kendisini terkettiği kimsedir." Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "Her müslümanın müslüman üzerine kanı, malı ve ırzı haramdır." Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu: "Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu horlamaz. Kişiye şer olarak müslüman kardeşini horlaması yeter." Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu: "Müslümana sövmek fısk, onu öldürmek de küfürdür." Ebû Hüreyre (r.a.)'den şöyle bir hadis-i şerif rivayet olunmuştur: "Mirac gecesinde cehennemde bir takım kimselerin yanına uğradım, bakırdan tırnakları vardı. Bunlarla yüzlerini ve göğüslerini kaşıyorlardı. Ben: "Ey Cibril! Bunlar kimlerdir?" diye sordum. Cibril (a.s.): "Bunlar halkın etlerini yiyen yani gıybet eden ve insanların şereflerine dil uzatanlardır" cevabını verdi." (İmâm Şemsüddin ez-Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s187)

    HAYIRLI TOPLUM NASIL ORTAYA ÇIKAR ?-07 AĞUSTOS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Aug 7, 2026 2:43


    Ebu Hayye kızı Hayye (r.anha) şöyle anlatıyor: Bir öğle vakti evime bir adam geldi. Ona “Ey Allâh'ın kulu! Bu sıcakta ne geziyorsun?” diye sordum. Adam “Ben ve bir arkadaşım kaybolan bir devemizi arıyorduk. Arkadaşım şu anda aramayı sürdürmektedir. Bense gölgeleneyim ve biraz da su içeyim diye buraya geldim” dedi. O sırada evde bir miktar ayranımız vardı. Ondan getirerek kendisine ikram ettim. Ayranı içtiğinde “Ey Allâh'ın kulu! Sen kimsin?” diye sordum. “Ben Ebubekir'im” dedi. Bunun üzerine “Sen Hz. Peygamber (s.a.v.)'in arkadaşı ve ismini işittiğimiz Ebubekir misin?” dedim. “Evet!” dedi. Ben de kendisine kabilemiz olan Has'âm kabilesi mensuplarının câhiliye döneminde birbirlerini yediklerini; Allâh Te'âlâ'nın İslâmiyet sayesinde bizleri kaynaştırıp kardeşler yaptığını söyledim.Sonra da “Ey Allâh'ın kulu! İnsanlar bu durumlarını ne zamana kadar muhafaza edeceklerdir?” diye sordum. “İmamları doğru olduğu sürece bu durumlarını muhafaza edebileceklerdir” buyurdu. “İmamlar dediğiniz kimlerdir?” dediğimde de şunları söyledi: “Kabile halkının arkasından gittiği ve kendisine itaat ettiği reisler birer imamdır. İşte bunlar doğru kaldıkları sürece halk da böyle huzur içerisinde yâşayacaktır.Hâris b. Muaviye (r.a.) şöyle anlatıyor: Hz. Ömer (r.a.)'in yanına vardığımda bana “Şam halkını nasıl buldun?” diye sordu. Ben de iyi bulduğumu söyledim. Hz. Ömer (r.a.) Allâh (c.c.)'e hamdettikten sonra “Zannediyorum siz müşriklerle oturup kalkıyordunuz?” buyurdu. “Hayır ey Mü'minlerin Emîri! Bizler onlarla oturup kalkmazdık” dedim. Bunun üzerine şunları söyledi: “Eğer onlarla oturup kalkarsanız nihayet birlikte yeyip içmeye de başlarsınız. Şunu biliniz ki ancak böyle yapmadığınız sürece hayırlı bir toplum sayılırsınız.”(Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu's-Sahabe, c.3, s.261-263

    NELER UNUTKANLIK YAPAR?-06 AĞUSTOS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Aug 6, 2026 2:01


    İlmin en büyük düşmanı olan unutmanın bir çok maddî ve manevî sebepleri; olduğu gibi, yüksek bir hafızaya sahip olmanın da bir çok maddî ve manevî sebepleri vardır: İmam Suyûtî hazretleri kitabında şöyle nakletmektedir: “On şey insana unutkanlık verir: 1. Yeşil havuç yemek, 2. Ekşi ve ham elma yemek, 3. Fare artığını yemek ve içmek, 4. Durgun suya bevletmek, 5. Yola bit atmak, 6. İdam edilmiş kişiye bakmak, 7. İki katar arasından geçmek, 8. Evi bez ile süpürmek, 9. Mezar taşlarını okumak, 10. Uzun süre denize bakmak” Bazıları da şunları ilâve ettiler: 11. Cünüp iken yemek ve içmek, 12. Çok balık eti yemek, 13. Karnı tıka basa doldurmak, 14. Bakla yemek 15. Sakız çiğnemek, 16. Siyah terlik giymek, 17. Enseden hacamat yaptırmak, 18. Üzüntü, İsyan, 19. Çok günah, 20. Dünya ile çok meşgul olmak, 21. Dünya işleri için çok üzülmek, 22. Borçlu olmak, 23. Müstehcen şeylerle ilgilenmek, 24. Balgam yapıcı gıdalar almak... 25. Avret mahalline bakmak, 26. Karşı cinsi düşünmek, 27. Kişinin avret yerlerinden çıkan pisliğe bakması. (Keşfu'l-Hafa, 2798) (Fıkhü'l-İbâdet Ala Mezhibi'l-Hanefiyyi) (Kitabü'r-Rahmeti fit-Tıbbı vel Hikmeti, s. 271)

    CENÂB-I HAKK (C.C.)'UN PEYGAMBER (S.A.V.)'İ ÖVMESİ-05 AĞUSTOS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Aug 5, 2026 2:40


    İlimden bir nebze nasibi olan, birazcık olsun anlayış ve idraki bulunan kişi, Allâhü Teâlâ'nın, Peygamberimiz (s.a.v.)'in kadrini yücelttiğini, ona birçok faziletler, güzellikler, sayısız menkıbeler ihsan ettiğini, dillerin ve kalemlerin ifadeden âciz kaldığı mevkilere erdirdiğini anlamakta asla güçlük çekmez. Allâh (c.c.) kitabında ondan söz etmiştir. Onun büyüklüğüne işaret buyurmuştur. Ahlâkı ve âdabından ötürü onu övmüştür. Kullarını da ona uymaya ve yolundan ayrılmamaya teşvik etmiştir. İlk defa onu öven, ona lutfeden, sonra her yönüyle onu tertemiz kılan odur. Onu övmüş ve ona en büyük mükafatı vermiştir. İkramı başlatan ve devam ettiren yine odur. Dünya ve âhirette hamd ancak ona mahsustur. Peygamber (s.a.v.)'i en mükemmel bir şekilde yarattığını, en üstün vasıflarla teçhiz ettiğini, Ahlâk-ı hamîde ile süslediğini, isabetli görüşler ve çeşitli fazilet ve hasletlerle de donattığını, ayrıca Mucizât-ı Bahire (apaçık mucizeler) ve Berahin-i Vazıha (açık deliller) ile de teyid ettiğini tüm yaratıkların gözü önüne sermiştir. Hem öylesine ki; bu gerçekleri kendi asrında yaşayan insanlar gördükleri gibi, onlardan sonra gelenler de görmüşlerdir. Îlme'l-yakîn (gerçek haliyle idrak edip) öğrenmişlerdir. Nihayet (elden ele dilden dile) bu gerçeğin ilmi bize kadar ulaşmıştır. Üzerimize nurları olanca aydınlığı ile saçılmıştır. Allâh (c.c.) onun namını hem dünyada, hem ahirette yükseltmiştir, hiçbir hatip, hiçbir şehadet getiren veya namaz kılan yoktur ki "Eşhedu enlailâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh" diyerek Resûlullâh (s.a.v.)'in mübarek ismini Allâh (c.c.)'un ismi ile birlikte zikretmesin. (Kadı İyaz, Şifâ-i Şerîf, s.20-28)

    YABANCI SEYYAHLARIN GÖZÜNDEN OSMANLI HAYIRSEVERLİĞİ-04 AĞUSTOS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Aug 4, 2026 2:42


    Fransız Seyyah Du Loir, Osmanlı'daki misafirperverlik, misafirhaneler, yolculara, kimsesizlere, fakirlere, mahkûmlara ve hastalara karşı aklın ve hayalin sınırlarını aşan, toplumun geniş kesimlerini saran bu hayırseverlik ve hayırda yarışma furyası hakkında şaşkınlık ve hayranlığını gizleyememiştir. Konuyla alakalı Fransız seyyah Jean de Thévenot'un, 1665'te yazdığı seyahatnamede yer alan şu ifadeler, Müslümanlar için gayet tabii, ancak Batılılar için gayet şaşırtıcı ve inanılmaz hadiselerdir: “Kimisi daha hayattayken servetiyle fukaraya bakar, kimisi ölürken hastaneler tesisi yahut köprülerle kervansaraylar veyahut yol boylarında çeşmeler inşası için muazzam sermayeler bırakır; hatta birçokları da bu hayrat ve hasenatı daha sağlıklarında yaparlar.” Bir diğer çarpıcı tespit, 18. yüzyılda Osmanlı topraklarında yaşamış Fransız General Comte de Bonneval'a aittir: “Hiçbir istisnası olmamak şartıyla bütün Türkler; ne din farkına, ne de ihtiyaç sahiplerinin geçmiş fiil ve hareketlerine bakmaksızın bütün muhtaçlara yardım ederler. Çünkü onların nazarında herhangi bir şaki (eşkıya) hayat değiştirip mükemmel bir veli olabilir. İşte bundan dolayı Türk hayrat ve hasenatından hiçbir kimse mahrum edilmez.” 1550'li yıllarda Avusturya elçisi Busbeck'e “Türkiye'de her şey insanileşmiş, her katı yumuşamıştır. Hayvanlar bile.” dedirtecek ölçüde, vakıf anlayışının Osmanlı'yı ne denli insanî ve medenî hale getirdiğiyle alakalı seyyah Hans Lewenklaw'ın görüşleriyse şöyledir: “Türkler, yalnızca yoksullara karşı iyiliksever olmakla yetinmezler; onlar caddeleri onarırlar, yolcuların istifade etmesi için çeşmeler yaparlar. Müslüman olsun olmasın herkesin iyiliği için, hastane, otel, hamam, köprü ve cami inşa ettirirler.” (İsmail Çolak, Zafer Dergisi, Haziran 2012, 426. Sayı)

    CEMAATLE NAMAZLA İLGİLİ NEBEVÎ UYARILAR-1-03 AĞUSTOS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Aug 3, 2026 2:29


    Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Allâhü Teâlâ (şu) üç kimseye lanet etsin: 1. Cemaat istemediği halde (öne) geçip imam olana. 2. Kocası kendisine küs olduğu halde geceleyen kadına. 3. "Haydin namaza, haydin felaha" çağırışım (ezanı) duyup da icabet etmeyen adama." Ebû Hüreyre diyor ki: "Haydin namaza, yönelin felaha" sesini duyup da icâbet etmeyen kimsenin kulağına (eritilmiş) kurşun akıtılması daha hayırlıdır." Ebû Davud'un rivayetinde şöyle denilmektedir: İki gözü görmeyen İbn Ümmü Mektum, Nebi (s.a.v.)'in huzuruna geldi ve: "Yâ Resûlullâh Medine zehirli ve yırtıcı hayvanları çok olan bir yerdir. Halbuki benim gözlerim görmüyor, evimde namaz kılmam için bana ruhsat (izin) var mı?" Nebi (s.a.v.): "Haydin namaza, yönelin felaha" sesini (ezanı) işitiyor musun? " Evet duyuyorum. Nebi (s.a.v.): "Öyle ise icabet et" buyurdu. Hâkim, Müstedrek'inde, İbn Abbas'dan, şöyle rivayet etmiştir: "Her kim ezanı işitir de kendisini o ezana icabetten bir özür engellememişse onun namazı yoktur." (Mecliste bulunanlar): "Ya Resûlullâh, (meşru) özür nedir? Nebi (s.a.v.): "Korku ve hastalıktır" buyurdu. Hz. Ali (r.a.) diyor ki: "Mescide komşu olan için (farz) namaz ancak mescittedir." Kendisine soruldu: "Kimler mescide komşu sayılır?", O: "Kim ezanı duyuyorsa" cevabını verdi.Yine Hz. Ali şöyle diyor: "Her kim ezanı duyar da, icâbet etmezse (cemaate gelmezse) onun namazı başından yukarıya geçmez. Gitmemesi özre dayanması müstesna." (İmam Zehebî, Büyük Günâhlar, s. 231-232)

    TEYEMMÜM-02 AĞUSTOS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Aug 2, 2026 2:53


    Teyemmümün meşru kılınması, Peygamberimiz (s.a.v.)'in hicretinin beşinci senesindedir. Hicretin beşinci senesi Şaban ayının ilk günlerinde Huzaa Kabilesi'nin bir oymağı olan Benî Mustalik Gâzvesi'nde, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) ile bin kadar İslâm askeri susuz bir yerde gecelemişlerdi. Sabah namazını kılmak için abdest alacak su bulamadılar. Sabaha yakın "Yolculukta bulunupta su bulamazsanız, temiz toprak ile teyemmüm ediniz" (Nisa s. 43) meâlindeki ayet-i kerime nazil oldu. Teyemmüm ile namaz kılmalarına müsaade olundu. Ashâb-ı Kiram (r.a.e.) çok sevindi. Teyemmüm ederek sabah namazını kıldılar. Teyemmümün rükünleri (farzları) ellerini teyemmümde kullanacağı şeye vurduktan sonra iki kolu ve yüzü meshetmektir. Teyemmümün sahih olması için aşağıdaki 9 şartın bulunması lâzımdır: 1. Niyet. 2. Şehir içinde bile olsa, suyun en az bir mil (1609 metre) uzakta olması gibi, teyemmüm yapmayı mubâh kılan bir mazeretin bulunması. 3. Teyemmüm yapılacak maddede bulunması icâp eden şartlar: a. Yeryüzü cinsinden toprak, (eli zedelemeyecek şekilde olan kireç) düz taş, kum gibi maddeler. b. Ağaç ve odun gibi yanıp kül olmayan şeyler. c. Demir (bakır, altın) ve cam gibi erimeyen ve yumuşamayan şeyler. 4. Teyemmümde, yüzün tamamı ile kollar dirseklerle berâber meshedilmelidir. Dar yüzük ve bilezikler ya çıkarılır veya hareket ettirilir. Nitekim, tozlar parmakların arasına girmediği takdirde de parmak aralarını hilallemek vâcibtir. 5. El ile mesh edilince, elin çoğuyla mesh etmek lâzımdır. En az üç parmakla meshetmek şarttır. 6. Aynı mekâna da olsa, ellerinin içiyle (birincisinde yüz, ikincisinde kollar için) yere iki defa vurmak icap eder. 7. Toprağın deriye değmesine engel olacağı için, mum ve iç yağı gibi maddelerin deri üzerinde bulunmaması gerekir. 8. Kişinin, teyemmüm yapmadan önce suyu bulacağını umduğu yere gitmesi (araştırması) gerekir. (Muhammed Alâüddin, El-Hediyyetü'l- Alâiyye, s.76-80)

    HZ. EBUBEKİR (R.A.)'IN HUTBESİ-01 AĞUSTOS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Aug 1, 2026 2:40


    İbn Asakir'in Musa bin Ukbe'den naklettiğine göre, bir defasında Ebu Bekir (r.a.) hutbe vermekteydi ve şöyle söyledi: “Alemlerin Rabbine hamdolsun; sadece O'na hamd eder, sadece O'ndan yardım dilerim; ölümden sonra gelen için O'ndan rahmet dilerim. Şüphesiz ki benim ve sizlerin eceli yaklaşmaktadır. Şehadet ederim ki, ne Allâh'tan (c.c.) başka bir ilah ne de O'na ortak olan vardır. Hz. Peygamber (s.a.v.) O'nun elçisi ve gönderdiği hakikatın müjdecisidir, uyarıcısıdır ve ışıldağıdır; O (s.a.v.) ki, hayatta olanları uyaracak ve Allâh'ın (c.c.) kavlini kafir olanlara hakkı ile ulaştıracaktır. Kim ki Allâh'a (c.c.) ve O'nun elçisine (s.a.v.) itaat eder, doğru yoldadır ve kim ki bu ikisinin hilafında davranır, onlar da apaçık bir sapkınlık içindedir. Allâh'a takva etmeniz, O'nun sizler için kanun koyduğu ve yol gösterici olan emirlerine bağlı kalmanız benim size buyruğumdur. Zira Kelimetü'l-İhlas'ın ardından İslam'ın cümle kaideleri, Allâh'ın size hükmetmesi için tayin ettiklerine itaat etmek ve onları duymaktır. Her kim Allâh'a itaat eder, herkesçe bilinen emre karşı sorumluluk takınır ve inkardan sakınır, şüphesiz ki o muvaffak olur, Hak'tan üzerine vazife olanları yerine getirmiş olur. Ey siz beyhude arzuların peşinden koşanlar! Şüphesiz ki şehvetten, oburluktan ve öfkeden sakınanlar muvaffak olur. Ey siz gururuna düşkünler! Topraktan yaratılmış olanda gurur ne arar? O değil midir ki tekrar toprağa dönecek ve bedeni solucanlara yiyecek olan? O ki, şimdi hayatta, yarın toprağın altında değil midir? Bu yüzden gün gün ve saat saat doğru olunuz. Mazlumların bedduasından korkunuz ve kendinizi ölüler arasında sayınız. Sabırlı olunuz; tüm işler sabrın sonucudur." (Celaleddin Suyuti, Halifeler Tarihi, s.114)

    VİTİR VE GECE NAMAZININ FAZÎLETİ-31 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 31, 2026 2:21


    Mübarek b. Avf el-Ahmesî (r.âleyh)'in rivayetine göre; Hz. Ömer (r.a.) şöyle demiştir: "Akıllı olanlar vitir namazını gecenin ilk kısmında, güçlü olanlar ise gecenin sonunda kılarlar. Bu son durum daha fazîletlidir." Hz. Ali (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Vitir namazı üç vakitte kılınabilir. İstersen gecenin ilk kısmında onu kılar, sonra ikişer rekâtlar halinde namaz kılabilirsin. İstersen bir rekât kılar, ondan sonra yatar, uyandığında ise vitrin geriye kalan kısmını ona ilave edersin. Sonra, gecenin son kısmında vitrini tamamlarsın. İstersen, vitir namazını gece içinde kılacağın en son namaz yaparak gecenin en sonunda kılarsın." İbn Ömer (r.a)'den rivayet olunan bir hadiste: "Gece namazları ikişer rekâtlar halinde kılınır. Ancak sabah namazının vaktinin girmesinden korkuyorsan; hemen vitir namazını kıl." (Müslim) Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ey Kur'an ehli! Her gece vitir namazını kılınız. (Ebû Davud) Bir hadiste zikredildiğine göre: "Gecede öyle bir zaman vardır ki, Müslüman bir kul, o vakitte dini ve dünyasıyla ilgili bir hayır istese, yüce Allâh mutlaka onu verir." (Müslim) Başka bir haberde de: "Kul o anda namaz kılar veya duâ ederse, mutlaka istediği kâbul olur." buyurulmuştur. Bu, her gece için geçerlidir." (Ali Nasıf) Amr b. Anbese (r.a.)'in hadisinde ise şöyle buyurulur: "Gecenin son kısmında namaz kılmaya devam et. Çünkü o vakit, şahitli olan vakittir. (Münzirî) (Ebû Tâlib El-Mekkî, Kûtu'l Kulûb, c.1, s.167-170)

    NAMAZDAN SONRA OKUNACAK ZİKİRLER-2-30 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 30, 2026 2:32


    Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle dedi: "Mekke'den Medine'ye hicret eden müslümanların fakirleri Resûlullâh (s.a.v.)'e geldiler ve: "Yâ Resûlullâh! Varlıklı müslümanlar Cennet'in yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler. Bizim kıldığımız namazı onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. İhtiyaçlarından fazla malları olduğu için haccediyor, umre yapıyor, cihâd ediyor ve sadaka veriyorlar. Biz ise bunları yapamıyoruz" dediler. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) onlara, "Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi?" diye sordu. "Evet, söyle yâ Resûlullâh!" dediler. O zaman Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Her farz namazın ardından otuz üçer defa sübhânallâh, elhamdülillâh ve Allâhü ekber dersiniz." Kâ‘b ibni Ucre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Farz namazların ardından okunan zikirleri okuyan veya bunları yapan kimse hiçbir zaman zarara uğramaz. Bunlar otuz üç defa sübhânallâh, otuz üç defa elhâmdülillâh, otuz dört defa Allâhü ekber demektir." Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Her namazdan sonra kim otuz üç defa sübhânallâh, otuz üç defa elhâmdülillâh, otuz üç defa Allâhü ekber der, yüze tamamlamak için de Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hâmdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allâh'tan başka ilâh yoktur; yalnız Allâh vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hâmd O'na mahsustur. O her şeye kàdirdir" derse, günâhları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affedilir." (İmâm Nevevî, el-Ezkâr, c.1, s.204-205)

    MÜMİN OLARAK YAŞADIN MÜMİN OLARAK ÖLDÜN-29 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 29, 2026 2:34


    Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu:"Ölen hiçbir kimse yoktur ki, onun yakınında bulunanher bir hayvanın işittiği, fakat insanların işitmediği birböğürme olmasın.Sonra kabrine götürüldüğü zaman, eğer sâlih biri ise, şöyle der: Acele ediniz. Eğer benim için orada hazırlananı bilseydiniz; bir an önce beni oraya kavuştururdunuz. Eğer sâlih değilse, şöyle der :Beni çabuk götürmeyiniz. Eğer benim için hazırlanan kötülüğü bilseydiniz, çabuk götürmezdiniz. Kabrine konulduktan sonra iki melek gelir. Mosmor ve siyahtırlar. Baş kısmından ölünün yanına girmek isterler. Eğer ölü mü'min ise onun namazı melekleri karşılar ve şöyle der:Bu taraftan geçemezsiniz. Nice geceleri uyanık geçirdik. Hep bu yatağı korumak içindi. Bunun üzerine ayak ucuna giderler. Oradan girmeye çabalarlar.Orada da, ana-babaya yapılan iyilik karşılar ve şöyle der: Benim tarafımdan geçilmez. Bu yatağın korunması için, bütün günlerini bize bağlı olarak geçirdi. Bu defa sağ yandan girmeye çabalarlar. Orada da zekâtı karşılar. Meleklere hitaben şöyle der: Benim tarafımdan da geçemezsiniz. Çünkü o bu yatacak yerin zorluğundan korunmak için beni dağıttı.Bu defa solundan gelmeye çalışırlar. Orada da orucu karşılar. Şöyle der:Burayı korumak için susuz kalırdı; aç kalırdı. Bu taraftan da geçemezsiniz. Bundan sonra, o kimse tıpkı uyuyan birinin uykusundan uyandırıldığı gibi, kabrinde rahatça uyandırılır ve kendisine sorulur:Şu bulunduğun hâl için, söylediği kadar söyleyen zât için ne dersin? Nasıl bulursun? Melekler sorar:O kimdir? Mü'min der ki: "O, Muhammed'dir."Şehâdet ederim ki, o Allâh'ın Resulüdür" deyince, melekler ona şöyle derler: "Mü'min olarak yaşadın, mü'min olarak öldün." (Ebu Leyl es-Semerkandi , Tenbih'ul Gafilin s.45-46)

    AFRİKA'DA İSLAMİYET-28 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 28, 2026 2:17


    İslamiyet'in kutsal nuru Afrika'nın önce doğu taraflarını ışıklarıyla kaplamıştı. Hazret-i Ömer (r.a)'ın hilafet zamanında gönderilen, dört bin mücahidden oluşan küçük bir ordu, İslamiyet'in mukaddesliği sayesinde Mısır'ı fethedip zaptetmiş, İslamiyet'in gönülleri cezbeden şuaları, ta Trablusgarp sularında dalgalanır şekilde görünmeye başlamıştı. Ne yazık ki, her tarafa yıldırım gibi yayılan İslamiyet'in manevî kuvveti, bir süre sonra zayıflamaya yüz tuttu. Müslümanların hâkimiyetinde bulunan memleketler birer birer ellerinden çıkmaya başladı. Afrika kıtasının doğu, kuzey ve batı bölgelerine dikkatle bakacak olursak, görürüz ki bir zamanlar Afrika'nın en güçlü İslam devleti olan Zengibar memleketi, iç karışıklıklar yüzünden İngiltere'nin hâkimiyeti altına girmiştir. Medeniyet beşiği Mısır, İngiltere'nin siyasi ve ekonomik nüfuzu altına girmiştir. Kıymetli madenleri ile servet hazinesi olmaya layık olan Tunus eyaleti, hiçbir hakka dayanılmadan Fransa'nın işgaline uğramış; Fransa'nın iki katı büyüklüğünde olan Cezayir ise Fransa'nın sömürgesi hâline getirilmiştir. Afrika'nın kuzey batısında sekiz milyon nüfusa sahip olan Fas İslam Devleti ise Avrupalıların aşağılık siyasi ihtiraslarından korunamamış, sonunda bağımsızlığını kaybetmiş ve Fransa'nın işgaline uğramıştır. Ey Müslümanlar! Ne zaman uyanacağız? Ne zaman komşularımızın olağanüstü ilerlemesini görüp bir hayat belirtisi göstereceğiz? Hâlâ mı diğer milletlerin bilimsel, ekonomik ve siyasi gelişmelerini bırakıp kötü ahlâk ve zararlı adetlerini memleketimize sokmaya çalışacağız? (Misvak Neşriyat, Ömer Nasuhi Bilmen, Makaleler, s. 171)

    GÖZLERİ HARAMDAN SAKINMANIN FAYDALARI-27 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 27, 2026 2:16


    1. Gözleri haramdan ve lüzumsuz bakıştan geri tutmak kalbi pişmanlıktan beri kılar. Kalbe en fazla zararı veren şey gözü harama doğru salıvermek olduğu için gözünü haramdan sakınmayan insanların pişmanlıkları devamlıdır. 2. Gözleri haramdan çevirmek, kalpte nur ve manevi parıltılar meydana getirir de o nur gözde, çehrede ve bedenin her bir zerresinden açığa çıkar. Efendimiz (s.a.v.): “Kim gözünü bir kadının bedeninden geri tutarsa Allâhü Teâlâ onun kalbine nur yaratır” buyurarak, buna işaret etmektedir. 3. Gözleri haramdan geri tutmak tam bir ferâset yani çabuk kavrama ve zihin uyanıklığı meydana getirir ki, ferâset nurdan ve nurun semerelerinden meydana gelmektedir. 4. Gözlerini haramdan geri tutan kişiye ilmin yolları ve kapıları açılır; ilmin tüm sebepleri ona kolay kılınır. 5. Gözleri haramdan geri tutmak kişiye kalbî kuvvet, sebat ve cesaret meydana getirir. Kalp kuvvetlendikçe nefse, hevaya ve şeytanın saldırısına karşı kuvvet, metanet ve karşı koyma melekesi gelişir. 6. Gözleri haramdan geri tutmak, harama bakmanın getireceği nefsani lezzetten daha fazla kalpte surur ve ferahlık meydana getirir. 7. Kalbi şehvetin esaretinden kurtarır. Şehvetten ve hevadan daha tehlikeli bir esaret yoktur. 8. Cehennemin kapılarından bir kapıyı kapatır. 9. Aklı kuvvetlendirir, kemale erdirir ve hakikatte sabit kılar. 10. Kalpten şehvet sarhoşluğunu ve gaflet uykusunu giderir. (Muhtelif Eserlerden Derleme)

    ANADOLU'DA TÜRK DESTANI-26 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 26, 2026 2:27


    Selçuklular, Hristiyan Avrupa'nın büyük ve sonu gelmez Haçlı taarruzları karşısında, bir müddet, şaşkınlığa uğradılar. Nitekim I. Kılıçarslan, Haçlı ordularının kâhir üstünlüğü sebebi ile 22 yıllık Selçuk payitahtı olan İznik şehrini terketmişti. Kılıçarslan ve Dânişmend Gazi Haçlıları Anadolu içlerinde yıpratmaya ve imhaya girişmişlerdi. Gerçekten Kılıçarslan ve Dânişmend Gazi Gümüştekin, Haçlılara büyük zayiat verdirmiş; muharebelerde tamamiyle imha ederek Anadolu'yu onlara mezar yapmışlardı. Kılıçarslan'ın ölümünden sonra onun oğlu Mes'ud ve torunu II. Kılıçarslan zamanında hem Bizanslılar hem de ikinci Haçlı ordusu tamamiyle imha edilmiş; üçüncüsü de hafif atlatılmıştır. Öyle ki Haçlılar bir daha Anadolu'yu aşmak ve buradan geçmek cesaretini gösterememişlerdir. Türklerin kahramanlıklarını takdir eden Haçlılar, mağlûbiyet ve esaret zamanlarında da onların şefkat ve merhametlerine şahit olmuşlar; hattâ bu yüksek insanî vasıflarının da hayranı olarak Müslüman olanlarına da rastlanmıştı ki İkinci Haçlı seferi esnasında 3000 kadar Avrupalı'nın İslâm dinine girmesi sadece Türklerin bu insanlığı ve himâyeleri sâyesinde mümkün olmuştur. Türkler Bizans'ın ve Avrupa'nın istilâlarına uğrayan İslâm dünyasını destânî kahramanlıkları ile tekrar kurtarmışlar; yeni fethedilen Anadolu'yu İslâm diyarı ve Türk vatanı haline getirmişler; Haçlıları da nihayet Suriye ve Filistin'den söküp atmışlardı. Bu hizmetler de İslâm dünyasında yine takdir ve tebcil edilmiştir. II. Kılıçarslan'ın Bizans'a karşı kazandığı 1176 seferi (Miryokefalon) İslâm dünyasında Malazgirt'e benzer bir bayram havası oluşturmuştu. (Prof. Dr. Osman Turan, Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi, s.222-224)

    BÜYÜK MÜHENDİS EL-CEZERÎ (1136-1206)-25 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 25, 2026 2:30


    Anadolu'da 1200'lü yıllarda hüküm süren Artuklu Beyliği'nde yaşamış bir bilim adamının su mühendisliğindeki ilginç mahâretleri, günümüz tarîhçilerini ve bilim insanlarını şaşkınlığa düşürmüş; dâhîce fikirlerle îcat ettiği orijinal, şık ve eğlenceli su âletleri, kendisinden sonraki mûcitlere de ilham kaynağı olmuştur. Artuklular savaşlar, kaybedilen ve kazanılan şehirler, güç kaybı ve güç kazanımı gibi med cezirli bir siyâsî hayâtın ortasında olmalarına rağmen sanat, bilim ve mîmarlıkta Anadolu'da zamânının ötesinde bir birikimin oluşmasına katkıda bulundular. Cezeri, Hasankeyf Artuklularından üç beye, Nureddin Muhammed ve onun oğulları Kutbûddin II. Sökmen ile Nâsırüddin Mahmud'a 1180 ve 1206 yılları arasında en az 26 yıl hizmet etti. Dolayısıyla beyliğin hem Hasankeyf (3 yıl) hem Diyarbakır (23 yıl) zamânında sarayın başmühendisiydi. Kendisi hakkında edindiğimiz bütün bilgiler, kendi yazdığı Kitâbü'l-Hiyel adlı ünlü mühendislik eserininin girişindeki açıklamalar ile sınırlıdır. Kitâbü'l-Hiyel dönemin bilim dili Arapça ile yazılmıştır. Kitapta 50 adet su ile çalışan saatler, robotlar, kan alma cihazları, mumlu saatler, kilit ve kapılar, fıskiyeler, sulama ve su yükseltme mekanizmalarından oluşan araç veya makinenin tasarımları görsellerle desteklenerek açıklanmaktadır. Cezerî, esâsen araçları sarayda kullanılmak üzere üretirken hükümdârın isteği üzerine ürettiği eserleri kendinden sonraki nesillere bırakabilmek için bir kitap yazmıştır. Dolayısıyla kitap hayal ürünü âletleri değil, gerçekten îmal edilip test edilmiş ve çalıştırılmış âletlerin îzâhını içeren bir mühendislik kitabıdır. (Mehmed Ali Çalışkan, Dâhî Bir Artuklu Mühendisi: Cezerî, Zdergi)

    LOZAN: ZAFERİN BEDELİ HİLAFET Mİ?-24 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 24, 2026 2:40


    Lozan'ı doğru anlamak için geriden bakmak gerekir. İngiliz Doğu Komitesi 1919'da Türkleri Anadolu'ya sıkıştırıp Batı'ya bağlama planını Lord Curzon'un öncülüğünde benimsedi. Konferans Lozan'a taşındı; masanın başında Curzon vardı. Türkiye ise diplomasi tecrübesi olmayan, üstelik kulağı ağır işiten İsmet Paşa'yı gönderdi. Saltanat, görüşmelerden on gün önce kaldırıldı; fakat yürürlükteki anayasa Halife'yi devletin başı sayıyordu. Ankara, uluslararası meşruiyet için hilafeti feda etmeye razı oldu. Perde arkasında Hahambaşı Hayim Nahum, Londra'da Curzon'a “Siz Türkiye'yi tanıyın, biz hilafeti bitirelim” taahhüdü verdi; sonra Ankara'ya dönüp planı onaylattı. Müzakerelerde coğrafî başlıklar Curzon'un istediği gibi şekillendi. 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan, bir “ön mutabakat” gibiydi; İngiltere, hilafet kaldırılmadan onaylamadı. 3 Mart 1924'te hilafet lağvedildi; 16 Temmuz'da anlaşma İngiliz Parlamentosu'ndan geçti. Curzon'un “Türkleri maneviyat ve ruh cephesinden öldürdük” sözü, masanın bedelini özetliyordu. Birinci Meclis lağvedildi; yeni Meclis Lozan'ı süratle onayladı. Böylece cephede kazanılan, masada ruhen kaybedilen bir dönüm noktasına varıldı. “Türkiye Cumhuriyeti'nin tapu senedi” denilen Lozan, gerçekte İngiltere'nin şart koştuğu bir meşruiyet faturası mıydı? Zaferin coğrafyası korunurken, hilafetin bedeli olarak milletin manevî omurgası mı çıkarıldı? Tapuyu yendiğimiz düşmandan almak, hangi tarihin kazancı, hangisinin kaybıdır? Son tahlilde Lozan, cephedeki şanlı galibiyetin masada meşruiyet uğruna ruhunu ipotek ettiren bir uzlaşmaydı; bedel hilafetin kaldırılmasıyla tahsil edildi ve tartışma yüz yıl sonra dahi aynı soruda düğümlendi; cevabı hâlâ muğlak kaldı, maalesef. (Nuh Albayrak, Star Gazetesi, 24 Temmuz 2023 Tarihli Köşe Yazısı)

    HZ. ÎSÂ (A.S.) İNİNCE YAHUDİ VE HRİSTİYANLARA NASIL MUÂMELE EDECEK?-23 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 23, 2026 3:00


    Hz. Îsâ (a.s.)'ın inişini bildiren hadislere göre Hz. Îsâ (a.s.) bir sabah namazı vaktinde Şam'a inecektir. Üzerinde açık sarı elbise bulunacak ve kendisini bir bulut getirecektir. Bulutun üzerinde Hz. Îsâ (a.s.) iki melek arasında ve onların omuzlarından tutunmuş vaziyette bulunacaktır. Onun indiğini duyunca hemen Yahudilerle Hristiyanlar kısım kısım karşılamak için koşarak: “Biz senin ümmetindeniz.” diyeceklerse de Hz. Îsâ (a.s.): “Yalan söylüyorsunuz!” diyerek kendilerini yalanlayacak ve ashabının ancak muhacirler olduğunu söyleyerek onların halîfesini arayacak, onu namaz kıldırırken görünce geri çekilerek: “Sen namazını kıldır. Allâh (c.c.) senden razı olmuştur. Ben emir değil, ancak vezir olarak gönderildim.” diyecek, namazı her zamanki imam kıldıracaktır. Bir rivâyete göre Hz. Îsâ (a.s.) bundan sonra imâm olacaktır. Bir rivayete göre Hz. Îsâ (a.s.)'ın ineceği sıralarda son derece kıtlık ve açlık zuhur edecektir. Hz. Îsâ (a.s.) yeryüzünde bir rivâyete göre yedi sene, diğer rivâyete göre kırk yıl kalacaktır. “Haç”ı kıracak, domuzu öldürecek ve cizyeyi kaldıracaktır.” Haçı kırmaktan maksad; Hristiyanlığı iptâl ederek İslâm şeriatı ile hüküm vermektir. Allâme Ayni'ye göre Hz. İsa (a.s.)'ın inişinin diğer hikmetleri de şöyledir: 1. Yahudîlerin “onu öldürdük” iddialarına reddiye olmak üzere indirilecek ve Yahudiler onu değil, o Yahudileri öldürecektir. 2. Hz. Îsâ (a.s.), eceli yaklaştığı için yere indirilecektir. Çünkü topraktan yaratılan bir mahluk topraktan başka bir yerde ölemez. 3. Hz. Îsâ (a.s.) Peygamberimiz (s.a.v.) ile ümmetinin sıfatlarını gördüğü vakit bu ümmetten olmayı istemiş; Allâh (c.c.) da duâsını kabul ederek onu sağ bırakmıştır. Âhir zamanda müslümanların umurunu yeniden tanzim etmek için yere indirilecek ve bu hadise Deccal'in çıktığı zamana tesadüf ederek Deccal'i tepeleyecektir. (Ahmed Dâvudoğlu, S. Müslim Tercümesi ve Şerhi, c. 2 s. 70)

    BOŞANMA YETKİSİNİN ERKEĞE AİT OLMASI-22 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 22, 2026 2:35


    İslam hukuku açısından, nikâh tıpkı diğer medenî akitler gibi bir şer'i akittir. Dolayısıyla, nikâh akdini yapmaya yetkili olan kişilerin boşanma yetkisine de sahip olmaları doğal bir durumdur. Bireysel özgürlüğe sahip ve hukûkî ehliyeti tam olan bir kişi, bu tür tasarruflardan men edilemez. Aksi halde, bu tür bir kısıtlama insanların temel haklarına aykırı olur. Ancak, boşanma yetkisinin (kadın, evlilik esnasında kendisine boşanma yetkisi verilmesini şart koşmamışsa) sadece erkeğe tanınıp kadına verilmemesi, hem dini hem de toplumsal bir hikmete dayandığından bu durum itiraz konusu olamaz. Zaten tarihin hiçbir döneminde ve hiçbir toplumda, boşanma yetkisinin kadınlara verildiği görülmemiştir. Kadınların bu haktan yoksun bırakılması, ilk bakışta adalet ve eşitlik ilkesine aykırı, erkeklerin kadınlara karşı bir üstünlüğü olarak görülebilir. Ancak bu durumu derinlemesine düşündüğümüzde, aslında büyük bir adalet ve hikmete dayandığını, hatta kadınların haklarını daha fazla koruduğunu fark ederiz. Kadınların genel yapısı itibarıyla, ne kadar bilgi ve akıl sahibi olurlarsa olsunlar, erkekler kadar metanetli, sağduyulu ve isabetli kararlar alabilecek yetkinliğe ulaşmalarının zor olduğunu inkâr etmek mümkün değildir. Kadınlar yaratılış itibarıyla daha narin ve duygusaldır. Doğaları gereği, erkekler gibi ruhsal baskılara dayanabilecek kadar güçlü bir yapıya sahip değillerdir. Bazen en basit bir sebeple bile derin üzüntüye kapılabilirler. Kalplerindeki saflık nedeniyle, çevresel etkilerden çok hızlı bir şekilde etkilenerek sağlıklı karar alma yetilerini kaybedebilirler. Eğer kadınlar da aynı yetkiye sahip olsa, boşanmaların sayısında büyük bir artış meydana gelmez mi? Boşanmanın çoğalması da toplumsal düzeni bozar ve özellikle mutluluklarını arzu ettiğimiz kadınların menfaatiyle uyuşmaz. (Ömer Nasuhi Bilmen, Ailenin Gücü Nüfusun Geleceği, s.78-79)

    GUSLÜN FARZ, SÜNNET VE EDEPLERİ-21 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 21, 2026 2:21


    Guslün farzları şunlardır: 1. Mazmaza (ağzı çalkalamak) ve mazmazada mübalağa etmek, ta ki su, ağzın tamamını kaplayıp ulaşmadığı yer kalmasın. 2. İstinşâk; yani suyu, nefesle buruna, burun kıkırdağın ulaşıncaya kadar çekmek. 3. Suyu, bedenin tamamına ulaştırmak. Gusleden kimse kıbleye doğru yönelmez; bedene su dökme hususunda israf ve ifratta bulunmaz; kendisini örten, kapalı bir mekânda gusleder; gusül esnasında konuşmaz; guslü tamamladıktan sonra bedenini, bir bez veya havlu ile kurular; bedenini örtme hususunda acele eder hatta eğer ayaklarını yıkamamış da yıkamayı ertelemişse öncelikle vücudunu örter, sonra ayaklarını yıkar. Gusleden kimse eğer kendisini hiç kimsenin görmediği kapalı bir mekânda bulunuyorsa çıplak olarak gusletmesi caizdir, velev ki bu mekânın damı olmasın. Ayakta veya oturarak gusletmesi caizdir, fakat ihtiyata muvafık olan, oturarak gusletmesidir, zira bu, gizliliğe (tesettüre) daha uygundur. Gusleden kimse mazmaza ve istinşâk eder, bir de bedeninin tamamına su dökerse, niyet etsin veya etmesin guslü tamam olmuş olur. Buna göre bir kimse yağmur altında dursa veya havuza düşse ve su, bedeninin tamamına ulaşmış olsa, bir de mazmaza ve istinşâk etse guslü sahih olmuş olur. Eğer bedende, suyun ulaşmadığı, kıl kadar da olsa kuru bir yer kalmışsa gusül sahih olmaz. Aynı şekilde gusleden kimsenin mazmaza veya istinşâkı unutması hâlinde de gusül sahih olmaz. (Eşref Ali et-Tehânevî, Hanefi İlmihali, s.66-67-68)

    MESCİDE GİREN VE ORADA OTURANIN YAPACAĞI ŞEYLER-20 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 20, 2026 2:30


    Mescidde Sübhânallâh, Lâilâhe illallâh, El-hamdülillâh, Allâhü Ekber gibi zikirlerle Allâhü Teâlâ'yı çokça anmalı, orada çokça Kur'ân-ı Kerîm okumalıdır. Mescidde Resûlullâh (s.a.v.)'in hadîs-i şerîflerini, fıkıh ilmini ve diğer dinî ilimleri okumak müstehaptır. Mescidde oturan kimse, ibâdete (diğer adıyla itikâfa) niyet etmelidir. Şâfiî âlimlerine göre, bir kimse mescidde bir an bile kalsa, itikâfa niyet edince sevâp kazanır. Âlimlerimizden biri şöyle demiştir: "Mescide giren biri, orada hiç kalmadan geçip gitse bile, itikâfa niyet edince sevâp kazanır. Buna göre, sevâp kazanabilmek için mescidde hiç değilse bir an durmalı, sonra yoluna devam etmelidir." Mescidde oturan kimse, gerektiğinde insanlara iyi şeyleri tavsiye etmeli, onları kötü şeylerden sakındırmalıdır. Esasen bu görevi mescidde olmayan müslüman da yapmak durumundadır; ama mescidde oturan kimsenin, o yüce mekânı, oranın şerefine yakışmayan davranışlardan korumaya çalışması icap eder. Âlimlerimizden biri şöyle demiştir: "Mescide giren kimse, abdesti bulunmadığı veya âcil bir işi olduğu için yahut benzeri bir sebepten dolayı iki rekât "tahiyyetü'l-mescid" namazını kılamazsa, onun şu zikirleri dört defa söylemesi müstehaptır (sevâptır): Sübhânallâhi, velhamdülillâhi, velâilâhe illallâhu, vallàhü ekber." "Tahiyyetü'l-mescid", mescide giren kimsenin, mescidin sahibi olan Allâhü Teâlâ'yı saygıyla selâmlaması demektir, nâfile bir namazdır. Bu konuda Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan iki rek‘at namaz kılsın" (Buhârî) buyurmuştur. (İmâm Nevevî, el-Ezkâr, c.1, s.99-100)

    KADINLAR FIKHI-19 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 19, 2026 2:09


    İnsan mükerremdir ve onun mükerrem olan bütün âzâlarına itina ve saygı gösterilmelidir. Bu, tırnak da olsa, ait olduğu bedenden kirlilik hâlindeyken ayrılmamalıdır. İşte bu incelikten dolayı insan bedeninden kıl, tüy, tırnak parçaları gibi şeyleri cünüpken kesip atmamalıdır. Muayyen ve lohusa hâli devam eden hanımlar için de böyledir. Onlar da bu müddet içinde böyle bir temizlik yapmamalı, bu hâlden çıktıktan ve guslettikten sonra böyle temizliği yapmayı tercih etmeliler. Şayet yaparlarsa elbette bir şey de lazım gelmez. Gusül sahih olur. Kadınlar âdet ve lohusa dönemine girmeden önce beden temizliğini yapmaya özen göstermelidir. Ancak özellikle lohusa döneminin uzun olması nedeniyle beden temizliğine tekrar ihtiyaç olursa bunlar için bir özür olabilir. Muâze anlatıyor: “Bir kadın Hz. Âişe'ye (r.anhâ): “Hayızlı kadın kına yakar mı?” diye sormuştu. “Biz, Rasûlullah'ın (s.a.s.) sağlığında kınalanırdık” diye cevap verdi.” Kadını erkekten ayıran vasıtalardan biri olarak, kadınların kına yakmaları teşvik edilmiştir. Saça, ellerine veya ayaklara olması fark etmez. Hayız hâli kına yakmaya mani değildir. Bu ruhsatı, şimdilerde, oje denen ve tırnak üzerinde suyun değmesine mani tabaka teşkil eden başka süs maddelerinin sürülmesini genelleştirmek câiz olmaz. Sürülmüş olsa bile, abdest anında temizlenmesi gerekir. (İbnu Deybe, XVI, 585) (Nurgül Dere, Müslüman Hanımın El Kitabı, s. 290-293)

    İSLAM'DA HAYVAN HAKLARI-18 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 18, 2026 2:59


    Hayvanlara zulüm ve hakaret etmek haramdır. Bir kediyi evde hapis edip açlıktan ölmesine sebep olan kadının cehennemlik olduğunu Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bizlere şöyle haber vermektedir. “Bir kadın, ölesiye kadar hapsettiği bir kedi sebebiyle azap olundu da bu yüzden cehenneme girdi. Kediyi hapsettiği vakit; onu doyurmamış, su vermemiş, yerdeki, haşaratı bile yemeye bırakmamıştı...” (Buhârî) Sultan Süleyman birgün şöyle sorar: “Ağacı sarmış olsa eğer karınca / Zarar var mı karıncayı kırınca?” Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi zarif bir ifade ile sorulan bu suâlin altına şu beyti yazarak cevap verdi: “Yarın divânına Hakk'ın varınca / Süleyman'dan alır hakkını karınca!” Hayvanlara merhamet etmeyenler, insanlara acımaz. Hayvanlara iyilik yapan kötü insanların bile günahları af olunur. Günün birinde bir köpek, kuyu etrafında dolaşıp duruyordu. Susuzluk onu öldürecek hale getirmişti. Derken İsrailoğulları'ndan fuhuşla uğraşan biri, onu görüverdi. (Ayağından) ayakkabısını çıkardı, onun için mestiyle su çıkardı ve köpeği suladı. Buna karşılık o kadın bağışlandı. Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri, Hemedan şehrinin pazarında Usfur çiçeğinin tohumu aldı. Bestam'a geldi. Usfur çiçeğinin tohumlarını çıkarmak için torbayı açıp baktığında Hemedan'da torbanın içine bir miktar karıncanın da girmiş olduğunu gördü. Karıncaların hakkı kendisine geçmesin diye; yine Hemedana döndü. 0 karıncaları aldığı yere geri bıraktı. Seyyid Ahmed Rufâî Hazretleri, uyuz bir köpeği kendi elleriyle tedavi etmiştir. Yine bir gün cübbesinin üzerinde bir kedi gelip uyudu. Ezan okundu. Kediye zulüm olmasın ve hakkı kendisine geçmesin diye; kediyi uyandırmadı; cübbesini kesti. Kedi uyandıktan sonra cübbesini parçasıyla yamaladı.Üzerinde hayvan hakları olan kişi samimiyetle istiğfar etmelidir. Günahının bağışlanması için Allâhü Teâlâ Hazretleri'ne yalvarmalıdır. Yoksa gerçekten ilâhî azap çok şiddetli ve helak edicidir. (Ömer Faruk Hilmi, İslam'da Ölü Hakları, s. 21-23)

    SAHABEYE SÖVENLERİN DURUMU-17 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 17, 2026 2:42


    Sahabelere sövenler hakkında bilginler ihtilâf etmiştir. İmam Mâlik (r.a.)'ın mezhebinde bu hususta meşhur olan şudur: Verilecek ceza hakkında içtihad etmek ve acı verecek şekilde dövüp terbiye etmek. İmam Malik (r.a.) diyor ki: "Kim peygambere söverse öldürülür. Kim peygamberin ashabına söverse dövülerek terbiye edilir." Yine İmam Malik (r.a.) şöyle buyurur: "Peygamber (s.a.v.)'in sahabelerinden birine, (meselâ) Ebu Bekir (r.a.), Ömer (r.a.), Osman (r.a.), Ali (r.a.), Muaviye (r.a.), Amr b. Âs'a (r.a.) söverse, eğer onlar sapıklık ve küfür içinde idiler derse, öldürülür. Eğer onlara bunların dışında, insanlar arasında olan sövüşme gibi söverse o zaman şiddetli tenkil (herkese ibret olacak bir ceza vermek) edilir." İbn Habib diyor ki: "Şia'dan kim, aşırı derecede Osman (r.a.)'a buğzeder, ondan beri olduğunu söylerse, şiddetli cezalandırılıp terbiye edilir. Kim buna, Ebu Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)'a olan buğzunu ilâve ederse, cezası daha şiddetli olur, tekrar tekrar kendisine sopa atılır. Ölünceye kadar zindanda bırakılır. Bu hususta ancak peygambere söven öldürülür." İmam Malik (r.a.)'ten de şöyle rivayet edilir: "Kim Ebu Bekir (r.a.)'a söverse, ona yüz sopa vurulur. Kim Aişe (r.anha)'ya söverse öldürülür. Hz Âişe (r.anha)'ya kim iftira atarsa o kimse Kur'ân-ı Kerim'e muhalefet etmiştir. Çünkü Allâhü Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'de: "Eğer inanıp tasdik ediyorsanız, böyle bir şeye ebediyyen bir daha dönmenizi Allâh size yasaklıyor." (Nur 17) buyurmaktadır. Aynısına avdet eden kimse küfretmiş olur." (Kadı İyaz, Şifâ-i Şerîf, s. 725)

    ASIL DARBE İSLAM'A!-13 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 13, 2026 2:59


    FETÖ'nün en büyük ihaneti, 15 Temmuz'un bile ötesinde, iman esaslarına yönelmiş bir tahriftir. “Dinlerarası diyalog” maskesiyle “Peygamber'e iman teferruattır” diyerek Kelime-i Tevhid'in “Muhammedün Resûlullah” kısmını devre dışı bırakmış, “Yahudiler ve Hristiyanlar da peygambere iman etmeden cennete gidebilir” söylemiyle İslâm'ı tahrif edilmiş dinlerle eşitlemeye kalkmıştır. Bu çizgi, yıllarca dış merkezlerin projesi olarak beslendi; içerde ise “hoşgörü” diye pazarlanarak milyonların itikadını zehirledi. Diyanet'in 2016 Olağanüstü Din Şûrası ve 2017'deki “Kendi Dilinden FETÖ” raporu, gecikmiş de olsa bu gerçeği tescilledi: Kelime-i Tevhid'in ikinci kısmı görmezden gelinmiş, diyalog adıyla akide budanmıştır. O halde mücadele, sadece suç ve ceza başlıklarıyla sınırlanamaz. Asıl hedef, bu akideyi bozan kökü kurutmaktır. Yani: sahih akaidi merkeze alan bir irşad seferberliği, okullarda ve camilerde Ehl-i Sünnet ölçülerinin açık öğretilmesi, gençliğin “iman, nübüvvet, ahiret” esaslarında berraklaştırılması, sapkın söylemlerin delilleriyle reddedilmesi, medya ve müfredatta dinî dilin netleştirilmesi. FETÖ, yargıda budanarak zayıflatılabilir; fakat kök, akıl ve kalpteki tahrif olduğu müddetçe başka isimlerle yeniden filiz verir. Unutmayalım: FETÖ'nün en büyük mağduru Türkiye'den önce İslâm'dır. Asıl darbe, ümmetin kalbine indirilmiştir. Bu hakikat görülmeden verilen her mücadele eksik kalacaktır. Bu nedenle mesele, sadece bir güvenlik dosyası değil, “içeriden değiştirme” stratejisinin bozulmasıdır. Yıllar önce bazı Batılı yayınlarda açıkça “İslâm bombayla yıkılamaz, içeriden dönüştürülür” denilmiş; bu dönüşümün aktörü olarak da Gülen gösterilmiştir. Dinlerarası diyalog bu planın mecrası yapılmıştır. Diyanet'in şûra kararlarında “Allah katında hak din İslâm'dır; Kelime-i Tevhid'in ikinci kısmı göz ardı edilemez” vurgusu bu sebeple hayâtîdir. (Nuh Albayrak, 20 Temmuz 2025)

    ASHAB-I KİRÂM NEDEN ÜMMETİN EN FAZİLETLİSİDİR?-12 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 12, 2026 2:32


    Peygamber (s.a.v.) asrında yaşayan insanların, insanların en hayırlısı olması şundan dolayıdır: İnsanlar küfrettiği zaman onlar ona imân ettiler. İnsanlar onu yalanladıkları zaman onlar onu tasdik ettiler ve onu küçültmeye çalıştıkları zamanda ona yardımda bulundular ve mücâhede ettiler, barındırdılar ve himaye edip yardımda bulundular, nübüvvetin nurlarıyla nurlandılar. Peygamber (s.a.v.) ile birlikte onun zamanında, onun emriyle savaşan veya onun sebebiyle malından bir şey infâk eden (harcayan) kimseye fazilette, sonra gelecek kimselerden hiçbir kimse denk olmaz. Hasan el-Basrî (rh.a) dedi ki: Biz bir takım kavimlere kavuştuk ki, -sahabeyi murâd ediyor- biz onların yanında hırsızlar olduk. Bir adam Peygamber (s.a.v.) ‘e sordu: Hangi insanlar hayırlıdır? Buyurdu ki: "İçinde bulunduğum asır. Sonra ikinci asır, sonra üçüncü asır." (Müslim) İçinde bulunduğu asırdaki kimseler sahabedir. İkincisi tabiîlerdir, üçüncüsü etbâ-ı tabiîlerdir. Münâvî dedi ki: “Sonra bid'atlar zahir oldu ve Mutezile lisanlarını serbest bıraktı ve felsefeciler başlarını kaldırdılar ve bugüne kadar iş noksanlaşmakta devam etti.” Bir başka hadiste ise şöyle buyurulmaktadır. "Sonra bir kavim gelir ki, onlarda hayır yoktur." Bazı rivayetlerde ise: "Dördüncü asrı Allâhü Teâlâ bir şey saymaz. Öyle ise onların sözlerine ve fiillerine itimad etmeyiniz." buyrulmuştur. Zira yalanın şanı, itimadın ve kendisine itibar etmenin olmayışıdır. Çünkü onun galibi bid'atlardır ve dalâletlerdir ve haber verildiği gibi vaki olmuştur. (Birgivi, Tarikatü'l-Muhammediyye Tercümesi, s. 159-160)

    HZ. ALİ (R.A.) KAHRAMANLIĞI-11 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 11, 2026 2:34


    Uhud Savaşı'nda savaşın kazanıldığı düşünülerek Okçular Tepesi'nden inilmesi üzerine Müslümanlar dört taraftan saldıran düşman arasında kalmışlar ve çok sayıda Müslüman şehid olmuştu. Peygamber (s.a.v.) bir düşman topluluğu arasında kalmıştı. Kafirler Peygamber (s.a.v.)'in şehid olduğu haberini yaymışlardı. Hz. Ali (r.a.) buyuruyor ki: "Kafirler müslümanları kuşatınca ve Peygamber (s.a.v.) gözümün önünden kaybolunca onu sağ olanlar arasında aradım, bulamadım, şehidlerin yanına giderek aradım, orada da bulamadım. Kılıcımı elime alıp kafirlerin kalabalığı arasına dalıp savaşmaya başladım. Bundan daha iyi yol yoktur, dedim ve kılıcımı alarak öyle bir hamle yaptım ki, nihayet kafirler ortalıktan çekilip gittiler. O anda gözüm Peygamber (s.a.v.)'e ilişince son derece sevinmiştim. Anladım ki Allâhü Teâlâ sevgili Peygamberini (s.a.v.) melekleriyle korumuştu. Ben Peygamber (s.a.v.) yanına giderek dikildim. Bu esnada kafirlerden bir topluluk Resûlullâh (s.a.v.) hücum etmek için geldiler. Peygamber (s.a.v.) "Ali onları durdur" buyurdu. Ben tek başıma bu topluluğa karşı koydum ve onların yüzlerini geri çevirdim, bazılarını da öldürdüm.” Ondan sonra tekrar bir topluluk Resûlullâh (s.a.v.)'e saldırmak niyetiyle ilerledi. Resûlullâh (s.a.v.) yine Hz. Ali (r.a.)'yı işaret etti ve o da yine tek başına o toplulukla çarpıştı. Bundan sonra Hz. Cebrail (a.s.) gelerek Hz. Ali (r.a.)'ın yiğitliğini ve yardımını övünce, Peygamber (s.a.v.): "Şüphesiz Ali bendendir, ben de Ali'denim" buyurdu. Bu sözüyle beraberliğin en yüksek derecesine işaret buyurmuştu. Cebrail (a.s.)'da "Ben de ikinizdenim" buyurmuştur. (Zekeriya Kandehlevi, Fezaili Amal, s.74)

    ZİNADAKİ ALTI TEHLİKE-10 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 10, 2026 2:33


    1. İnsanın karışıklığa ve şüpheye düşmesine sebep olur. Zina eden bir kadının doğuracağı çocuk, şefkatli bir babanın terbiyesi ve korumasından mahrum kalacağından iyi bir eğitim alamaz. Bu durum çocuğun ziyanına, neslin kesilmesine ve sonuçta insanlık âleminin harap olmasına yol açar. 2. Bir kadın, nikâh sayesinde bir erkeğin mahremi olur. Eğer bu mahremiyet meşrû bir sebebe dayanmazsa, bu mahremiyeti sağlamak için dövüşmekten ve saldırmaktan başka bir yol kalmaz. Bu durum ise tabii olarak çatışmayı doğurur ve genel bir kargaşaya yol açar. 3. Gayrimeşrû ilişkilerde bulunan bir kadından her sağduyulu kişi tiksinir. Böyle düşkün bir kadınla samimi ilişki tesis etmek ve onunla mutlu bir aile kurmak mümkün değildir. Bu durumun yayılması ise kadınlık hayatının yok olması demektir. 4. Eğer gayrimeşrû ilişkiler caiz görülseydi, hiçbir kadının bir erkeğe özel olması mümkün olmazdı. Her erkek dilediği kadınlarla ilişkiye girebilirdi. Bu durumda insanların hayvanlar seviyesine düşmesi gerekirdi. 5. Kadınların kendine özgü görevleri vardır. Kadınlardan asıl beklenen bu gibi toplumsal özelliklerdir. Bunların gerçekleşmesi ise bir kadının yalnızca bir erkeğe özel olmasıyla mümkündür. Hâlbuki gayrimeşrû ilişkiler bu yüksek amaçların gerçekleşmesine aykırıdır. 6. Kadınlar ile erkekler arasında nikâh dışı ilişkilerin vuku bulması kadını küçük düşürür. Bazı hastalıkların ortaya çıkmasına ve yayılmasına yol açar. Sonuçta toplumsal çöküşe sebep olur. Oysa ilâhî şeriatların meşrû kıldığı yollar bu gibi toplumsal afetlerin ortaya çıkmasına engel olur ve insanlık değerlerini yüceltir. (Misvak Neşriyat, Ömer Nasuhi Bilmen, Makaleler, s. 209)

    KUR'AN'IN BESMELE İLE BAŞLAMASININ HİKMETİ-09 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 9, 2026 2:49


    Besmele, işe başlamadan önce, işinin kolaylığa, hafifliğe ve müsamahaya dayanmakta olduğuna kulun dikkatini çekmektir. Böylece, sanki Cenâb-ı Hâkk, senin için zikrettiği kelimenin daha başında, onu, seni affedeceğine, sana lütûfta bulunacağına delil kılmıştır. Anlatıldığına göre Firavun, Tanrılık iddiasında bulunmazdan önce, bir saray yaptırttı. Ve sarayın dış kapısına da, besmelenin yazılmasını emretti. Ulûhiyyet iddiasına kalkışıp da, Hz. Musa (a.s.) peygamber olarak ona gelip, onu hak dine davet edince, onda doğruya ulaşma istidâdı görmedi. Bunun üzerine Hz. Musa (a.s.) şöyle dedi: "Ya Râbbî, onu ne kadar dine davet ettimse de, onda herhangi bir hayır görmedim." Bunun üzerine Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurdu: "Ey Musa, belki de sen, onun küfrüne bakarak, onu helâk etmemi istiyorsun. Halbuki Ben, onun sarayının dış kapısının üzerine yazmış olduğu besmeleye bakıyorum." Buradaki incelik şudur: Kâfir de olsa, kim bu kelimeyi dış kapısının üzerine yazarsa, helâk olmaktan emin olur. Kim bu kelimeyi, ömrünün başından nihayetine kadar, kalbine yazarsa, onun durumu nasıl olur, var sen düşün! Cenâb-ı Hâkk kendisini Rahmân ve Rahîm diye adlandırdı. O halde, nasıl merhamet etmesin? Anlatıldığına göre, bir dilenci zengin bir kimsenin kapısında durarak, bir şeyler istemişti. Bunun üzerine kendisine çok cüz'î bir şey verildi. İkinci gün, elinde bir baltayla geldi ve kapıyı kırmaya başladı. Ona, "Ne yapıyorsun?" denilince, şöyle cevap verdi: "Ya kapının bahşedilene uygun veyahut da yapılan bağışın kapıya uygun olması gerekir." Ey Râbbimiz! Merhamet denizleri, senin râhmetine nisbetle, zerrenin senin Arşına olan nisbetinden daha küçüktür. Kitabının başında râhmetinin sıfatını kullarına bildirdin. Binâenaleyh, bizi râhmetin ve lütfundan mahrum bırakma. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.236)

    İNSANLARIN ARASINI DÜZELTMENİN MÜKÂFATI-08 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 8, 2026 3:01


    Ümmü Habîbe (r.anhâ), Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Âdemoğlunun bütün söyledikleri onun aleyhinedir, lehine değil! Ancak emr-i mâruf, nehy-i münker ve Allâh (c.c.)'un zikrine dair konuşmaları müstesna. Bunlar insan oğlunun faydasınadır." Rivayete göre adamın biri bu hadisi duyduğu vakit büyüklerden Süfyan es-Sevrî (r.a.)'e: "Hadîs ne kadar şedid, yaman." der. Süfyan (r.a.) cevaben, "Allâhü Teâlâ'nın: "Onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Meğer ki; bir sadaka vermeyi, ya bir iyilik yapmayı veya insanlar arasını düzeltmeyi..." ayetine hiç kulak vermedin mi? O hadîs, işte bu ayette ifade buyurulanı açıklamaktadır" demiştir. Bil ki, bu amelleri, bu vazifeleri ihlâsla yapan kişilere fayda verir. Allâhü Teâlâ şöyle buyuruyor: "Kim Allâh'ın rızasını arayarak böyle yaparsa biz ona çok büyük bir mükâfat vereceğiz." (Nisa s. 114) Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulur. Ümmü Gülsüm (r.anhâ) şöyle demiştir: "Ben Resûlullâh (s.a.v.)'in nâsın dedikodusundan yalnız şu üç yerden başkasında yalana müsaade ettiğini işitmedim: 1. Harpte. 2. Halkın arasını düzeltme hususunda. 3. Kadının kocasına, kocanın da karısına karşı (âile dirliği için) yalan söylemesi hususunda." Ebû Hüreyre (r.a.)'den, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Namaz için yürümekten, iki kişi arasını düzeltmek için yol almaktan, müslümanlar arasındaki kötü ahlâkı ıslâh için mesafe katetmekten daha üstün bir amel yoktur." Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu "Her kim ki, iki kişinin arasını bulursa, Allâh (c.c.) onun işini ıslâh eder. Aralarını bulmaya çalışırken konuştuğu her kelimeye bir köle âzad etmiş sevâbı verir, önceki günâhlarından yarlıganmış olarak döner." (İmâm Şemsüddin ez-Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.189-190)

    YAZ-KIŞ ABDESTE DİKKAT-07 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 7, 2026 2:58


    Efendimiz (s.a.v.)'in bizlere olan emir ve vasiyetlerinden biri de, Allâh (c.c.)'un emirlerine uyarak özellikle kış günlerinde, vaat edilen ecir ve sevâbı kazanmak için abdestimizi kusursuz alacağımız hususundadır. Özellikle yazın soğuk su ile abdest alırken, vücut organlarının soğuk sudan hoşlanması tabiîdir. Abdest alan kişi, bu soğuk suyun verdiği dinçlikten zevk aldığından abdestini ağır almış olabilir. Abdest alan kişinin bu hususlara dikkat etmesi gerekir. Çünkü abdest alma keyfiyeti vücut organlarının zevki için değildir. Abdest, Allâh (c.c.)'un emirlerine ve Resûlü (s.a.v.)'in sünnetine uygun olmalıdır. Madem vücut organları sudan hoşlanmaktadır, niçin kışın soğuk havalarda bundan kaçınılır, abdestini tazelemekten zevk almaz? Hepsi su değil mi? İşte bu sebeple yaz ve kış Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)'in emirlerine uyarak aynı zevk ve tatla ve su isrâf etmeden abdest tazelemek icâp eder. Birçok kişiler bu ahde riayet etmez. Fakat Taberanî (rh.a)'in rivayet ettiği bir hadiste, "Herhangi bir kul şiddetli soğukta abdestini güzelce alırsa, kendisine iki kat ecir ve sevâp vardır" buyurulmuştur. Hâkim'in rivayet ettiği bir hadiste Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, "Kişi abdestini güzelce ve itina ile alırsa, Hâkk Teâlâ iki namaz arası, yani kılacağı namaz ile gelecek namaz vakti arasında işlemiş olacağı kusur ve kabahatlerin tümünü af etmiş olur" buyurmuşlardır. Efendimiz (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Ümmetim kıyamet gününde bedenlerindeki abdest asarından(izlerinden) dolayı; yüzü nurlular, elleri, ayakları sekililer (beyaz, nurlu), diye çağırılacaklardır." (Buhari) İbn Hüzeyme (rh.a) şöyle rivayet eder: "Mü'mine abdest suyunun ulaştığı yere kadar cennette takılar takılır." Ebu Hüreyre (r.a.), abdestte ellerini koltuk altına kadar yıkardı. (İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.63-65)

    ORUCUN KEFARETİ-06 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 6, 2026 2:21


    Ramazan orucunu bozma bahsinde zikri geçen kefâret, art arda iki ay oruç tutmaktır, eğer oruca güç yetirilemeyecek olursa altmış miskini (fakiri) yedirmektir. İki ay oruçta, orucun mutlaka birbiri peşi sıra olması gerekir, dolayısıyla eğer iki ay esnasında bir gün oruç tutulmayacak olursa, ondan önce tutulanlar batıl olmuş olur ve iki ay oruca yeniden başlanılması gerekir. Ancak kadının, hayız sebebiyle oruca ara vermesi bu hükmün dışındadır, dolayısıyla hayız sebebiyle oruç tutamayan kadının, oruca baştan başlaması icap etmez. Fakat hayızdan temizlendikten sonra orucu terk etmemesi gerekir, bu nedenle eğer temizlendikten sonra bir gün orucu terk edecek olursa ondan önce tutmuş olduğu oruçlar batıl olmuş olur ve oruca yeniden başlaması gerekir. Eğer oruç bozma hâdisesi, yeme ve içme ile tekerrür etmişse -meselâ kişi orucunu, yeme veya içme ile bozmuş, sonra da onun kefâretini ödemeden diğer bir Ramazan'ın orucunu, yeme/içme ile bozmuşsa- bir adet kefaret yeterlidir, yani bu durumda kefaret tekerrür etmiş olmaz. Bu hususta, ikinci defa orucu bozma fiilinin, içinde bulunulan Ramazan ayında olmuş olmasıyla diğer bir senenin Ramazan ayında olması arasında fark yoktur. Fakat eğer oruç bozma hâdisesi, cinsî münasebet ile tekerrür etmişse -meselâ kişi, Ramazan'da bir gün cimâ' etmiş, sonra da onun kefaretini ödemeden başka bir günde cimâ' etmişse- bakılır, eğer fiil, aynı senenin Ramazan'ında tekerrür etmişse bir adet kefaret yeterlidir, eğer iki farklı Ramazan ayında tekerrür etmişse iki adet kefaret icap eder. (Eşref Ali et-Tehânevî, El Muhtasar fi'l Fıkhi'l Hanefi, s.345-346,350)

    İMÂM-I ÂZAM (R.A.)'İN ULAŞTIĞI DERECE-05 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 5, 2026 2:23


    İmâm-ı Gazzâlî (rh.a), İmâm-ı Âzam (r.a.)'in ibâdetine düşkün ve zühd sahibi, "Ârif-i billâh muhlisun li-vechi'llâh (Allâh (c.c.)'yü hakkıyla tanımış ve O'na gönülden bağlanmış)" olduğunu, selefin güvenilir âlimlerinden doğru nakillerle kanıtlayarak, sözünün sonunda diğer mezhep imamları gibi İmâm-ı Âzam (r.a.)'in de ulaştığı en yüce dereceyi tam olarak anlatmanın mümkün olmadığını itiraf etmiştir. Mânevî makâmının yüceliği ile tanınan Fudayl b. Iyâz (k.s.) şöyle söylemiştir: "Ebû Hanîfe (r.a.), fıkıh ilminde ün yapmış, verâ ve takvâ sahibi bir kimse idi. Abdullah b. Mübârek (râleyh), yanında Ebû Hanîfe (r.a.)'in ismi geçtiğinde şöyle söylerdi: "Dünya içindekilerle kendisine sunulup da yüz çevirip reddeden o yüce kişiden mi söz ediyorsunuz? Ebû Hanîfe (r.a.) öyle bir kişi idi ki, kendisinden uzun süre rica edilmiş, en sonunda tehdit edilip zorlandığı hâlde zâlimlere karışmamış, hayatında onların hiçbir şeyini kâbul etmemiştir. Yalnız bir kez Halîfe Mansûr'un Hasan b. elKahtabe ile gönderdiği on bin dirhemlik akçeyi her nasılsa kâbul etmek zorunda kalmış; fakat oğlu Hammâd'a, Hasan'a geri vermesini vasiyet etmiştir. İrtihâlinde oğlu Hammâd, adı geçen akçeyi tam olarak Hasan'a geri verince şaşırmış ve "Allâh (c.c.) babana rahmet etsin, muhakkak o dinine çok düşkündü." demiştir." Yani "Allâh (c.c.) rahmetine gark etsin, senin baban dinini bizden tamamıyla korudu, dünya için zerre miskâlini saçmadı." (İbn Hacer el-Heytemî, İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe (r.a.) Hayatından Râbbânî Esintiler, s.61-62)

    TARİHİMİZDE BİR KARA LEKE: TÜRKÇE (!) EZAN -04 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 4, 2026 2:40


    Türkçe ezan ve Türkçe ibadet fikri ilk kez Tanzimat döneminin sonlarında Ali Suavi, daha sonra Ziya Gökalp tarafından gündeme getirilmiş, ancak o zamanlar bu fikir rağbet görmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ise çeşitli çalışmalar ve denemeler olmuş, 1932 yılına gelindiğinde ise Türkçe ezan uygulmasına İstanbul'da Süleymaniye Cami'sinde Saadettin Kaynak'ın okuduğu Türkçe ezanla başlanmıştır. Bu uygulamaya ilk ciddi muhalefet 1 Şubat 1933'te Bursa'da yaşanmış Bursa Ulu Cami'de bir kısım cemaat ezanın Türkçe okunmasını protesto etmiş, ancak protestocuların sesleri şiddetli bir şekilde bastırılmıştır. Çeşitli yerlerde muhalefet edenler de cezalandırılmıştır. Mesela Çorum'da Bayram Namazı'ndan sonra Arapça ezan okuyan bir vatandaş “ağır cezada” yargılanmıştır. Bu tip olaylar üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı bir bildiri yayınlayarak camilerde ezan, hutbe ve salatın Türkçe okunacağını belirtmiştir. Benzer olaylar Kur'an eğitimi konusunda da yaşanmıştır. Bu dönemde harf devrimine muhalefet nedeniyle, sûre okutmak veya Arapça tedrisatta (öğretimde) bulunmak suçundan 1938 yılı içerisinde; Çankırı'da bir şahıs Kastamonu'da bir kadın, Isparta'da muhtelif şahıslar, Bursa'da bir şahıs, Rize'de, Erzurum'da ve Çorum'da bazı şahıslar hakkında ve daha pek çok yerde pek çok kimse hakkında işlem yapılmıştır. Bu uygulama 1950 yılına kadar sürmüştür 1950 yılına gelindiğinde ezanın orijinal haliyle okunması serbestliğini radyo ve gazeteden öğrenen halk o gün (17 Haziran) öğle namaz vaktini sabırsızlıkla beklemişlerdir. Müezzinler karşılıklı olarak ezana başladıklarında hocalar da halkla beraber duâ ederek hazırlanmış olan kurbanları kesmiştir. Halk ağlayarak birbirini tebrik edip kucaklaşmıştır. (Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya: 13217-3-15; 13219-133) (Derleme)

    BÜYÜK SAHABÎ MUĞIRE BİN ŞU'BE (R.A.)-03 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 3, 2026 2:51


    Künyesi Ebu Abdullâh'dır. Cüsseli, kalın pazulu, iki omzunun arası açık, kızıl ve kıvırcık saçlıydı. Resûlullâh (s.a.v.) zamanında İslâmiyeti kabul etti. Kabilesini de İslâma davet etti. Hudeybiye umresinden önce Müslüman oldu. Rıdvan Biati'ne katılanlardandı. Peygamber (s.a.v.)'den rivayette bulunmuştur. İbn Sad dedi ki: “Ona (isabetli görüşlerinden dolayı) 'Mugiratu'r-Re'y' derlerdi. Yemame Savaşına, Şam ve Irak fetihlerinde, Yermuk Savaşında ve Kadisiye Harbinde hazır bulundu. Yermük'te gözünden yaralandı. Eş-Şa'bî dedi ki: “Arabın dehâlarından idi”. Kabisa b. Cabir ise: “Mugire ile arkadaşlık ettim. Şayet Medine'nin seksen kapısı olsa ve onlardan ancak hile ile çıkılabilse, muhakkak ki Mugire hepsinden çıkardı.” Taberi dedi ki: “İçine düştüğü her durumdan mutlaka bir çıkış yolu bulurdu. İki seçenek arasında birini seçemeden kalmazdı. Hz. Ebubekir es-Sıddîk (r.a.) onu Nuceyr halkına göndermişti. Sonra Sad (r.a.)'ın elçisi olarak Rüstüm'e gitti.” Ömer (r.a.) onu Basra valisi olarak görevlendirmiştir. Bu dönemde Meysan, Hemedan ve birçok beldeyi fethetmiştir. Begavi dedi ki: “Mugire (r.a.) Basra'da ilk divan kuran kimsedir.” Hz. Osman (r.a.) onu görevinde bıraktı, sonra azletti. Hz. Osman (r.a.) şehit edilince Hakemeyn olayına katılana kadar savaştan uzak durdu. Bundan sonra Kûfe valisi olarak görevlendirildi. Kûfe'de, oranın emiri olduğu dönemde Hicri 50 yılında bir veba salgını yüzünden öldü. Ölümü yaklaştığı bir sırada şöylece duada bulundu: “Ey benim Allâhım, işte sağ elim ki onunla Peygamberin (s.a.v.)'e biat ettim ve yine Peygamberin (s.a.v.)'le senin yolunda mücahede yaptım.” (İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.375)

    KADININ SOSYAL GÖRÜŞMELERİNDE TESETTÜR-02 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 2, 2026 2:45


    Erkek ve kadının konuşma ve birbirine muhatap olma zaruretinde bakışlarını kontrol altında tutmaları gerekir. Ayetlerde şöyle buyurulur: "Mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar (Nur s. 30) Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar" (Nur s. 31) Kadının el ve yüz dışında bütün bedenini, altını göstermeyen ve vücut hatlarını ortaya çıkarmayan bolca bir giysi ile örtmesi gerekir. Mü'min bir kadın yabancı erkekle konuşmasında ölçülü olmalı ve ihtiyaç kadar konuşmalıdır. Ayette şöyle buyurulur: "Yabancı erkeklere çekici bir eda ile konuşmayın, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır." (Ahzab s. 32) Süslü ve çekici giysiler evde giyilmeli, yabancı erkeklerin yanında ve evin dışında bunlar baş örtüsü ve dış giysi ile örtülmelidir. Diğer yandan dışarıda, erkeklerin dikkatini çekmek için parfüm sürülmesi de, mü'min kadının ağır başlı ve ciddi tavırları ile bağdaşan bir durum değildir. Kocanın hısımlarından birisi ile, kimsenin olmadığı yerde başbaşa kalmanın daha tehlikeli olduğu Allâh elçisi tarafından şöyle belirtilmiştir: "Kadınların yanına girmekten sakınınız!". Sahabîler dediler ki: "Ey Allâh'ın elçisi! Kayın birader hakkında ne buyurursunuz?". Efendimiz (s.a.v.) buyurdular. "Kayın birader ölümdür". Yabancı erkeklerle ve kadınlarla bir arada bulunmak zaruret ve ihtiyaçla sınırlı tutulmalıdır. Çünkü gereksiz, ihtiyaç dışı ve uzun görüşmeler fitneye yol açabilir. Ayrıca kadını kutsal görevlerini yapmaktan, evinin hakkını gözetip, çocuklarını eğitmekten alıkoyar. Sonuç olarak mü'min kadınlar nişan, düğün, bayram ve benzeri kutlamaları veya ev ziyaretlerini yahut diğer sosyal faaliyetleri kendi hem cinsleriyle oluşturacakları topluluklar içinde yapmayı şiar edinmelidir. (Ali Rıza Peker, Örtünme ve Tesettür)

    HİÇ KİMSEDEN BİR ŞEY İSTEMEYİN-01 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 1, 2026 2:33


    Buhârî ve Müslim'in İbn Ömer (r.a.)'dan yaptıkları rivayette, Nebi (s.a.v.) buyurdular ki: "Dilencilik, dilencinin yüzünde bir parça et kalmadığı halde Allâh'ın huzuruna çıkıncaya kadar kendisinden ayrılmayacaktır." (Buhârî, Zekât 52) Ebû Dâvud ve Nesai'nin Semüre b. Cündüb (r.a.)'dan yaptıkları rivayette, Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Dilencilik öyle tırmalayıcıdır ki kişi onunla yüzünü tırmalayıp yaralar (yüzünün suyunu döker)." Artık dileyen yüzünde et bıraksın, dileyen de yüzünü etsiz bıraksın. Ancak hükümdardan veya kaçınılması mümkün olmayan bir husustan dolayı dilenmek (hakkını istemek) caizdir. Taberânî'nin Hz. Ali (r.a.)'dan yaptığı rivayette, Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: "Muhtaç olmadığı halde dilenen kimse, bununla ancak cehennemin kızgın taşlarını çoğaltmayı dilemiştir." Eshab-ı Kiram: "Muhtaç olmadığı haldenin ölçüsü nedir?" diye sorduklarında, "Bir gecenin yiyeceğidir" buyurdular. Tirmizî'nin Hubşiyy bin Cünâdet (r.a.)'dan yaptığı rivayette, Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: "Hakikat, sadaka ne zengine helâldir, ne de güçlü kuvvetli ve sıhhatli sağlam kimseye. Evet, sadaka ancak fakir ve üstü-başı topraklı olan (çok muhtaç bulunan) ağır borç altında kıvranan veya üzücü bir diyet ödemek zorunluluğunda kalan kimseye verilir. Malını çoğaltmak için dilenen kimsenin dilendiği şey kıyamet günü onun yüzünü yaralıyacak birer sıcak taş olacaktır. Artık dileyen bunu çoğaltsın, dileyen de azaltsın." Resûlullâh (s.a.v.), Hz. Ebûbekir, Ebû Zer ve Sevbân'a (r.a.e) buyurdular ki: "Hiç kimseden bir şey istemeyin, elinizdeki sopanız yere düşse bile (kendiniz eğilip alın)." Nitekim Ebûbekir (r.a.) ile Sevbân (r.a.)'ın sopaları yere düşünce eğilip kendileri alırlardı (halk arasında böyle yapmayı asla yadırgamazlardı). Yanlarında yürüyen kimselere: "Şunu alıp bize uzatın" demezlerdi. (İmam Birgivî, Tarikat-ı Muhammediye, s.344-345)

    BAZI EĞİTİMSİZLİK ÖRNEKLERİ-30 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 30, 2026 2:35


    Toplu taşıma araçlarında yüksek sesle video izlemek, Toplu taşıma araçlarında, yaşlılar ayaktayken sağlıklı çocuğunu yanındaki koltukta rahatça oturtmak, Trafikte selektörü gereksiz durumlarda kullanmak, Trafikte sürekli uzun farları açık şekilde seyretmek, Normalde şerit değiştirmek için kullanılması gereken en sol şeridi, tapulu baba malı gibi sahiplenmek, Araç içinde, etrafı rahatsız edecek derecede yüksek sesle müzik dinlemek, Araç park ederken, diğer araçları hesaba katmamak. Açık ofis iş mekânlarında etrafı rahatsız edecek derecede gürültü yapmak, Ortak kullanılan tuvalet ve lavaboları kirli bırakmak, Tuvalette telefonla konuşmak, Mazereti olmadığı halde, vücuttan yayılan kötü kokular için tedbir almamak, Muhatabın vaktine ve meşguliyetine saygı duymadan, sürekli çatkapı ziyaretler yapmak, Mazeretsiz biçimde vakte riayetsizlik etmek, Misafirliği, ev sahibini yoracak derecede uzatmak, Uzun zamandır görüşülmeyen biriyle ilk sohbette, söze "şişmanlamışsın" türünden yorumlarla başlamak, Bizim için sofra hazırlayan veya hizmetimizde bulunan insanlara teşekkür etmemek, Nasip olan bir nimeti sürekli sergilemek ve insanların gözünün içine sokmak, Aramızda yakın samimiyet olmayan birini telefonla aradığımızda, sonuna kadar defalarca çaldırmak. Acil bir durum yoksa, aradığımız biri telefonumuzu açmadığında, bize dönüş yapabilmesi için makul bir süre beklemeden tekrar tekrar aramak, Telefonla aradığımız birini, daha selam-sabah faslina bile başlamadan, "Beni tanıdın mı?", "Telefonum kayıtlı mı?", "Ben kimim?" türünden sorguya çekmek, Yerlere çöp ve izmarit atmak, tükürmek, Mesire alanlarında piknikten sonra, geride çöp dağları bırakmak, Kamuya açık park-bahçelerde yemek, çekirdek ve meşrubat artıklarını yerlere saçmak, Liste uzayıp gidiyor maalesef... (Taha Kılınç)

    İLİM TALEP ETMEK-29 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 29, 2026 2:39


    İmâm Şafiî Hazretleri'ne göre, "Gece ve gündüz ibâdet saatleri ve zarurî ihtiyaçlar dışında temiz bir kalb ile ilim isteği, nafile namazlardan daha üstün ve fazîletlidir". Efendimiz (s.a.v.) "Hâkk Teâlâ hayrını dilediği kişiyi din babında anlayış sahibi yapar", buyurmuşlardır. Bir başka rivayette Resûlullâh (s.a.v.) bunu söyledikten sonra meâlen şu ayeti okur: "Kulları içinde Allâh (c.c.)'dan yalnız bilginler korkar." (Fâtır s. 28) Taberanî şu hadîsi rivayet eder: "En fazîletli ibâdet dinde anlayış sahibi olmak, dinin en fazîletlisi de haram ve günâhtan sakınmaktır." Taberanî ve Bezzar şu hadîsi rivayet ederler: "İlmin fazîleti, ibâdetin getireceği fazîletten daha hayırlıdır. Dininizde en hayırlı iş de günâhtan sakınmaktır". Taberanî yine şöyle bir hadîsi nakleder: "Az bilgi çok ibâdetten daha hayırlıdır. Kişi Allâh (c.c.)'a ibâdet ettiği takdirde (saadeti için) fıkıh (bu ibâdet anlayışı) ona yeter. Kişi nefsini beğeniyorsa, ona da (felâketi için bu ucûb) cehâleti yeterlidir." Ebu Davud şöyle nakleder: "İlmin isteklisi olana gökteki melekler onun bu teşebbüsünden hoşnut kalarak, ona kanatlarını açarlar. Âlime gelince, göklerde olanlarla yerdekiler, hatta denizlerdeki balinalar dahi ona Hâkk Teâlâ (c.c.)'dan mağfiret dilerler. Âlimin ibâdet edene üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisidir. Peygamberler ise ilimden gayrı ne para ve ne de bir dirhem miras bırakmışlardır. İlmi alan (bu yolu seçen) çok büyük bir mirasa konmuş demektir." (İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.50-53)

    VATANA HASRET YILLAR: SULTAN VAHİDEDDİN-28 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 28, 2026 1:55


    1 Kasım 1922'de TBMM'de hazırlanan kanunla, saltanat kaldırılarak altı asırlık Osmanlı Devleti'nin siyasi-hukuki varlığına son verildi. Böylece Sultan Vahideddin de Osmanlı'nın son ve 36. padişahı olarak tarihteki yerini almış oldu. Saltanatın kaldırılması sırasında TBMM'de, her Vahideddin ismi geçtikçe, milletvekillerinin “Taçlı Hain” diye bağırmaları padişahı kahretti. Meydana gelen acı olayların sonunda, çok sevdiği vatanına veda etmek zorunda kaldı. Hem devletinin onuruna gölge düşürmemek hem de bağımsızlık savaşından yeni çıkan ülkesinde bir iç savaş yaşanmasına izin vermemek düşüncesiyle, kendisini ve tahtını, milletinin saadet ve geleceği uğruna feda etti. Gurbetteyken söylediği sözler bunun ispatıydı: “Bu yaştan sonra mezarıma padişah yazdırmak hevesinde değilim! Saray ve saltanat yıkılmış, ne çıkar! Vatan ve millet kurtuldu ya!” Yâd ellerde geçirdiği sıkıntılı zamanlarda bile hiçbir yabancı devlet ve odağın, vatanı ve milleti aleyhindeki kirli oyunlarına alet olmadı. Tüm çirkin teklifleri tereddüt etmeden geri çevirdi. Gurbetin serbest ortamında dahi “hain” olmadığını cümle âleme tekrar tekrar gösterdi. Sık tekrarladığı sözlerden biri de şuydu: “Artık Osmanlı Devleti, Türkiye demektir. Orada barışa ve huzura ihtiyaç var! Biz bir paratonerdik. Devlet ve milletin varlığına yıldırım düştü, üzerimize çektik. Biz yandık, fakat devlet ve millet kurtuldu!” Vatana dönüş ümit ve hayalini hiç kaybetmedi. Bunu özellikle de kişiliğine yapılan saldırıları temizlemek için istiyordu. Mümkün olamayacağını anlayınca da yakınlarına şu ricada bulundu: “Döndükten sonra benim hain olmadığımı anlatın!”. Ne acıdır ki, hayatının son anlarına kadar vatanını özlemle anmaktan vazgeçmedi. (İsmail Çolak, Zafer Dergisi, Ağustos 2021, 536. Sayı)

    MESTTE BULUNMASI GEREKEN 9 ŞART-27 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 27, 2026 2:23


    1. Mestler, ayaklar yıkandıktan sonra giyilmiş olmalıdır. Bir yara veya hastalıktan dolayı üzerine sarılan sargı meshedilince de ayaklar hükmen yıkanmış sayılır. 2. Mestlerin, her iki taraftan incik kemiklerini örtmesi şarttır. Geniş mestlerde ayakların üstten görülmesinin zararı yoktur. 3. Mestin üstüne başka bir şey giymeksizin, zorlanmadan, bu mestlerle bir fersah (yaklaşık 5 km) veya daha fazla gidilebilir olmalıdır. 4. Mestlerde, meshe engel olacak miktardan az delik olmasının da zararı yoktur. Ancak mestlerin herbirinde, ayak parmaklarının en küçüğünün üç misli kadar yırtık olmamalıdır. Bir mestteki yırtıkların toplamı üç parmak kadar olursa, meshedilmesi caiz olmaz. 5. Mestler, bağlamaksızın dik durâbilmelidir. 6. Islak elle mesh yapıldığında, içeriye su geçirmemelidir. Üstüne ve altına deri dikilmiş, deriyle kaplanmış olan çorâba meshedilebilir. 7. Ayak kesik de olsa, giyilen meste meshedilebilmesi için, mestin giyildiği ayağın ön kısmından, el parmaklarının en az üç misli kadar bir kısım bulunmalıdır. Bir ayak tamamen kesik olup farzın yerine gelmesi için gereken üç parmak kadar kısım yoksa, o kalan kısma mest giyilip mesh yapılmaz. 8. Giyilen meste meshedilebilmesi için, teyemmüm değil abdest alınmış olmalıdır. Önce teyemmüm yapıp ondan sonra mest giyilmiş ve sonra abdest alınacak kadar su bulunmuşsa, bu mestlere mesh caiz olmaz. 9. Meste meshedecek kimse cünüp olmamalıdır. (Muhammed Alâüddin, El-Hediyyetü'l- Alâiyye, s.89-91)

    İYİLİK EDENE NASIL KARŞILIK VERİLİR?-26 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 26, 2026 2:35


    Câbir ibni Abdullâh el-Ensârî (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliğe karşılık versin. Verecek bir şey bulamazsa, onu hayırla anıp duâ etsin. Böyle yaptığı takdirde, iyilik yapana teşekkür etmiş olur. Hayırla anıp duâ etmezse, gördüğü iyiliğe nankörlük etmiş olur. Kendisine verilmeyen bir şeyi verilmiş gibi göstermeye kalkan, gerçekte giymediği elbiselerle gösteriş yapmaya kalkan çıplak biri gibidir." Abdullah ibni Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Allâh rızâsı için beni koru diyeni koruyup himâye ediniz. Allâh adını anarak isteyene veriniz. Size iyilik yapana siz de iyilik yapınız. Şayet verecek bir şey bulamazsanız, karşılık vermek istediğinizi göstermek üzere kendisine duâ ediniz." Allâhü Teâlâ, iyiliğin karşılığının iyilik olduğunu buyuruyor. İyiliğe iyilikle karşılık verecek imkânı olmayanlar, kendilerine iyilik yapana duâ etmelidir. Meselâ "Allâh (c.c.) seni hayırla mükâfatlandırsın (cezâkellâhu hayran)." demelidir. Böyle duâ etmek, iyiliğe karşılık vermektir. İnsanların kötü huylarından biri, başkalarına gösteriş yapmak için, babam veya kocam bana şunu aldı, şunu verdi, diye yalan söylemektir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz böyle yapanın, çıplak olduğu halde iki elbise birden giyindiğini söyleyen birinin gülünç durumuna düşeceğini söylemiştir. Kendisine bir şey verenin adını başkalarına söylemeyip, sahip olduğu o şeyi kendi imkânlarıyla almış gibi göstermeye çalışan da, iki elbise birden giyindiğini söyleyen çıplağın durumuna düşer. (İmâm Buhârî, Edebü'l-Müfred, c.1, s.239-240)

    AŞÛRÂ GÜNÜ YAPILACAK OLANLAR-25 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 25, 2026 2:26


    1. O gün, oruç tutulacak; fakat Muharrem'in sâdece onuncu günü oruç tutulmaz. (9.-10.), (10.-11.). Hz. Sâmî (k.s.) (9.-10.-11.) günleri tutmanın, en fazîletlisi olduğunu beyân buyurmuşlardır. 2. Muharrem'in birinci ilâ onuncu günü de dâhil her gün okunan duâ, sabahleyin üç def‘a okunur. 3. İşrâkten sonra (kuşluk vakti) dört (4) rek‘at namâz kılınır. Her rek‘atte Fâtihayı Şerîfe'den sonra elli bir (51) adet İhlâs-ı Şerîf okunur. 4. Mekrûh olmayan bir vakitte 2 rek‘at namâz kılınır. Her rek‘atte Fâtihayı Şerîfe'den sonra on bir (11) İhlâs-ı Şerîf okunur. 5. Bol bol istiğfâr edilir. 6. 70 (yetmiş) def‘a “hasbünâ'llâhu ve ni'me'l-vekîl, ve ni'me'lmevlâ ve ni'me'n-nasîr, gufrâneke rabbenâ ve ileyke'l-masîr” denilir. 7. 313 (üç yüz on üç) def‘a “lâ-ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine'z-zâlimîn” denilir. 8. Gusl abdesti alınır. 9. On mü'mine selâm verilir. 10. Hasta bir kimse ziyâret edilir. 11. En az bir mü'mine iftâr ettirilir ki bütün mü'minlere iftâr ettirilmiş gibi olunur. 12. O gün eve getirilen rızık artırılacak. En faziletlisi on çeşit olmasıdır. 13. Muharrem'in 10'unu, 11'ine bağlayan gece, bir def‘a Zümer sûresi okunur. Meymûn bin Mihrân'ın İbn-i Abbâs (r.a.)'den bildirdiği Hadîs-i Şerîf'te: “Aşûre günü oruç tutana, on bin melek sevâbı verilir. Muharrem'in Aşûre gününü oruç tutana on bin şehid, on bin hac ve umre sevâbı verilir. Muharremin onuncu günü olan Aşûre gününde bir yetimin başını okşayana, Allâhü Teâlâ o yetimin başındaki kıllar kadar Cennet'te derece verir. Aşûre gecesi bir mü'mine iftar verene, Allâhü Teâlâ katında bütün Ümmet-i Muhammed'e iftar vermiş ve karınlarını doyurmuş gibi sevâb yazılır” buyuruldu. (Ruhul Beyân, c.4, s.83) (Abdulkâdir Geylânî (k.s.), Gunyetü't-Tâlibîn, s.352)

    AŞÛRE GÜNÜNÜN FAZÎLETİ-24 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 24, 2026 3:07


    Ebû Hüreyre (r.a)'in bildirdiği hadîs-i şerifte: “Beni İsrail'e bir gün oruç farz kılındı. O gün de, Muharremin onuncu günü olan Aşûra günüdür. Siz o gün oruçlu olunuz. Çoluk çocuğunuza iyilik yapınız. Bir kimse Aşûre günü çoluk çocuğuna iyilik yapsa, onları sevindirse, Allâhü Teâlâ ona senenin diğer günlerini iyi eder. Aşûre günü oruç tutanın orucu, kırk yıllık günâhına keffâret olur. Aşûre gecesini ihyâ edip, sabahleyin de oruçlu olsa, ölüm acısını anlamayarak vefât eder.” buyuruldu. Hz. Alî (r.a)'in bildirdiği hadîs-i şerîfte: “Aşûre gecesini ihyâ edeni, Allâhü Teâlâ dilediği gibi ihyâ eder” buyuruldu. Büyük âlimlerden Muhammed bin Münteşir (r.âleyh): “Bir kimse Aşûra gününde çoluk çocuğuna mal ve para bakımından kolaylık yapsa, onlara iyi şeyler alsa, Allâhü Teâlâ o kimseye yılın diğer günlerinde kolaylık verir, rızkını genişletir. Ona asla darlık göstermez” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) “Aşure günü, peygamberlerin oruç tuttukları bir gündür. Siz de o gün oruç tutunuz!” buyurmuştur. (Musannef) Nebî (s.a.v.) aşura günü oruç tutmaya hem kendisi devam etti, hem de bunu müslümanlara emretti ve: “Aşure günü orucu bir yılın kefâretidir! Sağ olursam, gelecek yıl dokuzuncu gününü de, inşaallah oruçlu geçireceğim! “Dokuzuncu ve onuncu günü oruç tutup Yahûdilere muhâlefet ediniz!” buyurdu. Aşûre gününün üstünlüklerindendir ki, Allâhü Teâlâ o gün peygamberlerini düşmanlarından kurtardı. Fir'avun'u ve kavmini o gün helâk eyledi. Gökleri, yeri, Âdem (a.s.)'ı ve daha birçok şerefli şeyleri o gün yarattı. O gün oruç tutanlara büyük sevâb ve mükâfatlar hazırladı. O günde orucu, günâhlara keffâret eyledi. Bunun için Aşûre günü, iki bayram, Cum'a, Arefe ve bunlara benzer şerefli günler gibi oldu. Aşûre günü musîbet ve matem günü olsa idi, sahâbe ve tâbiîn (r.a.e) mâtem günü kabul ederlerdi. Çünkü onlar o zamana bizden daha yakîn idiler. Halbuki onlar Aşûre günü çoluk çocuğunu sevindirmek, giydirmek ve oruç tutmak gibi şeyler yaptılar. (Abdulkâdir Geylânî (k.s.), Gunyetü't-Tâlibîn, s.356)

    MÜSLÜMAN BİLİM İNSANLARININ ASTRONOMİYE KATKILARI-23 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 23, 2026 2:28


    İslam bilginleri, Kur'an-ı Kerim'deki gökyüzü ve yıldızlarla ilgili ayetlerden ilham alarak astronomi alanında birçok çalışma yapmışlar ve buluş gerçekleştirmişlerdir. Gök cisimlerinin yükseltilerini ölçmekte kullanılan usturlabı icat eden kişi Ferâzî (ö.777) olmuştur. Yahya b. Ebû Mansûr (ö.830), Güneş ve Ay tutulmalarının zamanını belirlemede yaklaşma yöntemini kullanmıştır. Ferganî (ö.861), Güneş'in kendi çevresinde döndüğünü ifade eden bilginlerdendir. Güneş tutulmasını da tam olarak tespit etmiştir. Dünyanın yuvarlak olduğunu hususunda yeni kanıtlar ortaya koymuştur. Söz konusu bu çalışmaları nedeniyle Ay'daki Alfraganos kraterine onun adı verilmiştir. Battanî (ö.929), Güneş yılını 365 gün 5 saat 46 dakika 24 saniye olarak ölçmüştür. Bilime bu yöndeki katkılarından dolayı günümüzde Ay'ın bir bölgesine onun adı verilmiştir. Çizdiği astronomik tablolar, Batı astronomisine derin etkiler bırakmıştır. Birunî (ö. 1061) büyük bir astronomi âlimi olması yanında matematik, tarih, filoloji, edebiyat alanında da eşsiz bilgeydi. İnşaat tekniğinde olduğu gibi bütün alanlarda da geniş bilgiye sahip bir insandır. Astronomiyle ilgili yetmişe yakın kitap yazan Birunî, bu kitaplarında Güneş ve Ay tutulmasını çizimleriyle açıklamış, Kopernik'ten yaklaşık beş yüz yıl önce Dünya'nın döndüğünü ileri sürmüş, elips şeklinde hareket ettiğini belirtmiştir. Gökyüzündeki yıldızların yerini belirten cetveller hazırlayan Ali Kuşçu (ö.1473), rasathaneler yani gözlemevleri kurarak buralarda birçok öğrencinin yetişmesine aracılık etmiştir. Ali Kuşçu çağının sınırlarını aşan astronomik hesaplar yapmıştır. (Selim Özarslan, İslam Düşüncesi ve Müslüman Bilim İnsanları, s. 37-38)

    ESMA BİNT UMESYS (R.ANHA)-22 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 22, 2026 2:43


    Peygamber (s.a.v.)'in hanımı Hz. Meymune bt. ElHaris (r.anha)'nın anne tarafından kız kardeşidir. Hz. Cafer b. Ebu Talib (r.a.)'ın eşidir. Hz. Esma (r.anha) Daru'l-Erkama girmeden önce Müslüman oldu ve biat etti. Habeşistan'a kocası Hz. Cafer b. Ebu Talib (r.a.) ile birlikte hicret eden kadınlardandı. Hicretin 7. yılında kocasıyla birlikte Habeşistan'dan Medine'ye geldi. Ca‘fer b. Ebû Tâlib Mûte Savaşı'nda şehid olunca Hz. Ebubekir (r.a.) ile evlendi ve bu evlilikten Muhammed b. Ebi Bekir doğdu. Hz. Sad b. Ebi Hilal (r.a.)'dan rivayetle, Peygamber (s.a.v.) Hz. Ebubekir (r.a.) ile Hz. Esma bt. Umeys (r.anha)'yı Huneyn gününde evlendirdiğini bildirmiştir. Sonra Hz. Ali (r.a.) ile evlendi. Hz. Esma (r.anha) dedi ki: “Ey Allâh'ın Resûlü (s.a.v.), bazı kimseler bize karşı övünüyorlar ve bizim ilk muhacirlerden olmadığımızı iddia ediyorlar” Bunun üzerine Allâh'ın Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bilakis, sizin için iki hicret vardır.” Kendilerinin hem Habeşistan'a hem de Medine'ye hicret etmeleri sebebiyle iki hicret sevabı kazandıklarını belirtmiştir. Hz. Ömer (r.a.), Hz. Esma (r.anha)'ya rüya tabiri sorardı. Bu konuda çok yetenekliydi. Ayrıca Hz. Ömer (r.a.), ilk müslümanlardan olmasını ve İslâm'a hizmetini dikkate alarak kendisine 1000 dirhem maaş bağladı. Hz. Esmâ (r.anha), oğlu Muhammed b. Ebû Bekir'in Mısır valisi olduğu sırada şehid edildiğini öğrenince çok üzüldü. Bu olaydan iki yıl sonra da kocası Hz. Ali (r.a)'yı kaybetti. Kendisi de hicri 40 yılında vefat etti. (İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.479)

    55. YILINDA FATİH GENÇLİK VAKFI -21 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 21, 2026 3:15


    1971 yılında İstanbul'da, MTTB Genel Başkanı Ömer Öztürk tarafindan kurulan vakfımız; milletimizin tereddütsüz güveni, yarım asırlık tecrübesiyle; eğitim, yurt, burs ve yayıncılık alanlarında hizmet vermektedir. Muhterem Ömer Öztürk'ün, bütün masraflarını karşılamaya devam ettiği Fatih Gençlik Vakfı'nda, üniversite öğrencilerine 1971 senesinden itibaren burs verilmeye başlanmıştır. O günden bu yana bursiyer sayısı artırılarak kesintisiz bir şekilde hâlen devam eden bu hizmetten şimdiye kadar binlerce üniversite öğrencisi yararlanmıştır. Vakfımızda öğrencilere verilen burs, yemek ve yurtlarımızda verilen barınma hizmetlerinin yanında milli şuurlu bir gençlik yetiştirmek gayesiyle çeşitli sosyal ve kültürel faaliyetler yapılmaktadır. Kur'ân-ı Kerim başta olmak üzere, Ehli Sünnet itikâdı üzere ilmihâl bilgileri ve belli seviyede İslâmî ilimler, her yıl 8 aylık müfredat dahilinde öğrencilerimize sunulmaktadır. Herbiri alanında uzman hoca ve akademisyenler tarafından gerçekleştirilen haftalık konferanslar ve diğer etkinliklerle en değerli cevherlerimiz olan gençlerimiz, milli ve manevî değerlerle donatılarak yarınlara hazırlanmaktadır. Muhterem Ömer Öztürk'ün açtığı ve yaklaşık yarım asırdır devam ettirdiği çığırla öğrencilerimiz hemen her sene umreye, hatta hacca götürülerek genç yaşta unutulmaz bir tecrübe yaşamalarına ve hayatlarında yeni bir sayfa açmalarına vesile olunmuştur. Şimdiye kadar yüzlerce öğrencimiz bu güzellikten istifade etmiştir. Yine Fatih Gençlik Vakfı çatısı altında, Misvâk Neşriyat bünyesinde Ehl-i Sünnet akâidinin güçlenmesi ve Sünnet-i Seniyye'nin ihyâsına yönelik eserler neşredilmektedir. Özellikle İmâm-ı Azam Ebu Hanife (r.a.)'in yolunun anlaşılmasına yönelik kapsamlı eserler basılmıştır. Hadislerle Hanefi Fıkhı isimli 22 ciltlik eser bunların başında gelmektedir. Fatih Gençlik Vakfı ilk günden bu yana sapmayan çizgisi; tutarlı, şeffaf, ifrat ve tefritten uzak hizmet anlayışıyla, her zaman hayra anahtar, şerre kilit olmuş bir misyonun adıdır. (www.fgv.org.tr; www.mttb.com.tr)

    İMÂM-I ÂZAM (R.A.)'İN RÜYASI-20 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 20, 2026 2:20


    İmâm-ı Âzam (r.a.) ilim ve amel konusunda, herkesin âciz kaldığı yüksek derecelere çıktığından dolayı avam ve havas tarafından hüsn-i kabûl görüp yüceltildi. Bu arada hasetçilerin ve düşmanlarının sayısı da çoğaldı. Büyükler hakkında câri olan İlâhî bir âdet vardır: "Sen Allâh'ın açtığı yolu (sünneti, kanunu) değiştirecek değilsin." Buna rağmen ders okutma ve fetva konusunda kendisine asla yılgınlık gelmedi. Tam aksine kendisi hakkında verilen müjdelerin iyiye yorumlanması buna eklenince çalışma ve ikballeri arttı. Bu cümleden olarak, bir gece rüyada Ravza-i Mutahhara'yı kazıp Hazret-i Peygamber (s.a.v.)'in mübarek kemiklerini çıkarıp toplayarak göğsünün üzerine koyduğunu gördü. Bu durumdan çok rahatsız oldu, çok sarsıldı. Kendisinde ortaya çıkan ıztırap ve şiddetli korku sebebiyle arkadaşları ziyaretine geldi. Muhammed b. Sîrîn (rh.a.)'e rüyanın yorumunu sordurmaya mecbur oldu. İbn Sîrîn (rh.a.) rüyayı anlatan kişiye hemen şu cevabı verdi: "Bu rüyanın sahibi bulunan kişi Hazret-i Peygamber (s.a.v.)'in sünnetini tefsir etmede kimsenin ulaşamayacağı bir mertebede insanlara incelik ve gizlilikleri açıklayıp onları aydınlığa kavuşturacaktır." Bu yorum İmâm-ı Âzam (r.a.)'e ulaştırılınca çok ferahladı. Gerçekten de akılları hayrete düşürecek derecedeki dinî meseleleri inceleyip çözüme kavuşturmayı başarmıştır. (İsmail Hakkı, İmâm-ı Azam (r.a.) Hayatından Râbbânî Esintiler, s. 142-143)

    RESÛLULLAH'IN (S.A.V.) DİĞER PEYGAMBERLERDEN ALTI ÜSTÜNLÜĞÜ-19 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 19, 2026 3:11


    1. Fesahat ve belâgat üstünlüğü: Peygamber (s.a.v.), olağanüstü fesahat (düzgün ve etkili söz söyleme) ve belâgat (anlamı güçlü ve güzel ifade etme) sahibiydi. Onun mübarek hadisleri, lafzen kısa ama manen birçok hakikati ihtiva ederdi. En veciz ifadelerle en derin, geniş anlamları aktarmak, yalnızca Nebi (s.a.v.)'e mahsus bir yüce sıfattır. 2. Fetihlerde ilahî yardım: Allah (c.c.), O (s.a.v.)'e büyük yardımlar ve önemli fetihlerle destekledi. Düşmanlarının kalplerine düşen korku, bu fetihleri kolaylaştırdı ve İslâm hâkimiyeti her tarafta kendini gösterdi. 3. Ganimetin helâl kılınması: Önceki peygamberlerin ümmetlerine, savaşta elde edilen ganimet malları helâl değildi; bu mallar yakılırdı. Efendimiz (s.a.v.)'e ise ganimet helâl kılındı. Bu, İslâm mücahitlerinin refahına vesile oldu. 4. Yeryüzünün mescid kılınması: Allah (c.c.), İslâm ümmetine büyük kolaylıklar bahşetti. Yeryüzünün her tarafı esasen temiz kılındı ve bu ümmete üzerinde namaz kılmak caiz oldu. Müslümanlar, bir sahrada veya herhangi bir açık alanda cemaatle ya da tek başına namaz kılabilir. 5. Risaletin umumi oluşu: Peygamberimizin (s.a.v.) risaleti bütün beşeriyete yöneliktir. Allah (c.c.) katında kabul gören din, yalnızca İslâm'dır. O (s.a.v.), bütün insanları bu hak dine davet etmiştir. 6. Nübüvvetin sona ermesi: Nübüvvet (peygamberlik) ve risalet (elçilik) silsilesi, Peygamber (s.a.v.) ile son bulmuştur. Onun dini bütün beldelere yayılmış, yüksek hakikatleri her milletçe bilinebilir hâle gelmiştir. Artık hiçbir millet, “Biz bilmiyorduk” diyerek mazur olamaz. Dolayısıyla insanlara başka bir peygamber gönderilmesine gerek kalmamış, nebilerin ve resûllerin en faziletlisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.) ile peygamberlik sona ermiştir. (Ömer Nasuhi Bilmen, Sualli Cevaplı Dinî Bilgiler, s.52)

    YAĞMUR, MAL VE EVLÂD KAPILARININ ANAHTARI-18 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 18, 2026 3:08


    Kur'ân-ı Kerim'de mağfiret dilemenin, yani istiğfar etmenin, rızkın ve yağmurun indirilmesine sebep olacağına dâir deliller vardır. İbn Subayh (rh.a.) dedi ki: Bir kişi Hasan-ı Basri(r.a.)'e kuraklıktan şikayet etti. Ona: Allah (c.c.)'dan mağfiret dile, dedi. Bir diğeri ona fakirlikten şikayet etti, ona da: Allah (c.c.)'dan mağfiret dile, dedi. Bir başka kişi ona: Allah (c.c.)'a dua et de bana bir oğul ihsan etsin dedi, ona da: Allah (c.c.)'dan mağfiret dile, dedi. Bir başkası bahçesindeki kuraklıktan ona şikayet etti, ona da: Allah (c.c.)'dan mağfiret dile, dedi. Biz böyle demesinin sebebini ona sorduk, o da: Ben kendiliğimden bir şey söylemedim, çünkü yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “Rabbinizden mağfiret dileyin. Çünkü O, çok mağfiret edicidir. Böylece O, üzerinize semayı (yağmuru) bol bol salıverir. Mallarla, oğullarla size yardım eder. Size bağlar, bahçeler verir ve sizin için nehirler akıtır” (Nûh s.10-11-12) Bundan dolayı istiska namazında (yağmur duasında) mağfiret dilemek emrolunmuştur. Şa'bî (r.a.) şöyle demiştir: Hz. Ömer (r.a.) yağmur duasına çıktı. Geri dönünceye kadar mağfiret dilemekten başka bir şey yapmadı. Onlara yağmur yağdırılınca, yanında bulunanlar: Biz senin yağmur için dua ettiğini görmedik, dediler. O da: Ben kendisi sebebiyle yağmurun yağdırılması istenen semanın yağmur yağdırma sebeblerinin tümünü zikrederek yağmur talebinde bulundum dedikten sonra: yukarıdaki âyetleri okudu. (Bu ayette, Allah (c.c.)'ya istiğfar ederek yani ondan bağışlanma dileyerek mal ve evlada kavuşulacağı beyan edilmiştir. Bu sebeple İslam büyükleri, çocuk isteyen kişinin günde 700 defa “Estağfirullah el azîm ve etûbü ileyk” istiğfârına devam etmelerinin uygun olacağını söylemişlerdir.) (İmam Kurtubi, Câmiu li-Ahkâmi'l-Kur'an, c. 18, s. 48)

    HİCRET EMRİ-17 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 17, 2026 3:12


    Allâh Resûlü (s.a.v.), Kureyşli'lerin baskılarının artması üzerine bütün Ashâbı (r.a.e.)'i Medîne'ye gönderdi. Kendisi de Hâkk Teâlâ'nın emrini bekliyordu. Ebû Cehil başkanlığında Kureyşli kâfirler bu durumu sezip bir toplantı düzenlediler. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Medîne'ye hicret etmesinin sonra başlarına çok büyük felaketler açabileceğinde hemfikir oldular ve Ebû Cehil'in “Her kabileden kuvvetli, heybetli kişiler seçip birlikte Muhammed (s.a.v.)'in evine gidelim. Yattığı yerde kendisini kılıçla parça parça edelim. Kimse görmeden oradan dağılalım. Ertesi gün Hâşimoğulları toplanıp O (s.a.v.)'i öldüreni isterler. Ancak bulamazlar. Çünkü Muhammed (s.a.v.)'i öldüren kimsenin, kim olduğunu bilemezler. Araya ileri gelenler girer. Bir çare bulurlar. Kanının pahasını veririz, bu iş de burada bitmiş olur.” fikrini kabul ettiler. Bu toplantı daha dağılmadan Cebrâil (a.s.) Peygamber (s.a.v.)'e Allâh (c.c.)'un emrini iletti: “Hani bir zaman da o kâfirler, seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri ya da sürüp çıkarmaları için, sana tuzak kuruyorlardı; onlar tuzak kurarlarken Allâh da karşılığını kuruyordu. Öyle ya Allâh tuzakların hayırlısını kurar.” (Enfâl s. 30) Peygamber (s.a.v.): “Ey Cebrâil! Bu âyetin nüzûlünün sebebi nedir?” diye sordu. Cebrâil (a.s.) da kâfirlerin niyetini anlattı. Allâh Resûlü (s.a.v.): “Ey Cebrâil! Allâhü Teâlâ'nın bana emri nedir? Ne yapmalıyım?” diye sordu. Cebrâil (a.s.): “Hâkk Teâlâ senin de Medîne'ye hicret etmeni emretmektedir.” dedi. Allâh Resûlü (s.a.v.): “Hangi vakit gideyim?” diye sordu. Hz. Cebrâil (a.s.) bu soruya bir cevap vermedi. Allâh Resûlü (s.a.v.), Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in evine geldi. Hz. Sıddîk (r.a.)'i durumdan haberdar etti. “Ey Allâh'ın Resûlü (s.a.v.)! Ben de seninle geleyim” dedi. Allâh Resûlü (s.a.v): “Evet. Sen de benimle geleceksin” buyurdu. Hz. Ebû Bekir (r.a.) sevincinden ağladı. (Mustafa Darir-i Erzurûmî, Peygamberimizin Hayatı, c.2, s.169-170)

    MUHARREM AYININ BİRİNCİ GÜNÜ OKUNACAK DUÂLAR VE YAPILACAK ZİKİRLER-16 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 16, 2026 2:41


    1. Aşağıdaki duâ, üç defa okunmalıdır: Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm Ve sallâllâhu ‘alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihi ve sahbihî ve sellem. Allâhümme ente'l-ebediyyü'l-kadîmü'l-evvelü ve ‘alâ fazlike'l-‘azîmi ve cûdike'l-‘amîmi'l-mu‘avveli ve hâzâ ‘âmun cedîdün kad akbele nes'elüke'l-‘ısmete fîhi mine'ş-şeytâni ve evliyâihi ve cünûdihi ve'l-‘avne ‘alâ hâzihi'n-nefsi'l-emmâreti bi's-sûi ve'l-iştiğâli bi-mâ yukarribunî ileyke zülfâ yâ zê'l-celâli ve'l-ikrâmi ve sallâ'llâhu ‘alâ Muhammedini'n-Nebiyyi'l-ümmiyyi ve ‘alâ Âlihî ve Ashâbihi't- tayyibîne't- tâhirîne ve'l-hamdü li'llâhi Rabbi'l‘âlemîn. 2. 365 defa Âyetü'l-Kürsî, 3. 1000 defa İhlâs-ı Şerîf, 4. 1 defa Zümer Sûresi okunmalıdır. 5. Bütün bunların sonunda 1 defa: Allâhümme yâ muhavvile'lhavli ve'l-ahvâli havvil hâlenâ ilâ ahseni'l-hâl denilmelidir. MUHARREM AYININ İLK ON GÜNÜ HER GÜN OKUNACAK DUÂ Bi'smi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm “El-hamdü li'llâhi Rabbi'l-‘âlemîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve ‘alâ Âlihi ve Sahbihî ecma‘îne. Allâhümme ente'l- ebediyyü'l- kadîmü'l-hayyü'l- kerîmü'l- hannânü'l- mennânü ve hâzihî senetün cedîdetün es'elüke fîhâ'l-‘ısmete mine'ş-şeytâni'r-racîmi. Ve'l-‘avne ‘alâ hâzihi'nnefsi'l-emmâreti bi's-sûi ve'l-iştiğâli bimâ yukarribunî ileyke yâ zê'l-celâli ve'l-ikrâmi bi-rahmetike yâ erhame'r-râhimîne. Ve sallâ'llâhu ve selleme ‘alâ Seyyidinâ ve Nebîyyinâ Muhammedin ve ‘alâ Âlihi ve Sahbihî ve Ehl-i Beytihi ecma'îne.” Peygamberimiz (s.a.v.) Hazretleri'nden: “Her kim, ilk on günü sabahleyin bu duâyı üç kerre okursa, Allâhü Zü'l-Celâl Hazretlerinin o kimseyi tâ gelecek senenin Muharremine kadar bütün belâlardan emin ve muhâfaza buyuracağı” rivâyet olunmuştur. (Müslim) Şeyh Şihâbuddîn-i Sühreverdî (k.s.)'dan nakledilmiştir ki: “Her kim, bu duâyı, Aşûre günü üç kerre okursa, ölümden de emîn kılınır. Elbette o sene ölümü takdîr olunan kimseye bu duâyı bu vechile okumak nasîb olmaz.” (Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.19-21)

    Claim Mevlana Takvimi

    In order to claim this podcast we'll send an email to with a verification link. Simply click the link and you will be able to edit tags, request a refresh, and other features to take control of your podcast page!

    Claim Cancel