Mevlana Takvimi

Follow Mevlana Takvimi
Share on
Copy link to clipboard

Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları

Mevlana Takvimi


    • Dec 31, 2025 LATEST EPISODE
    • daily NEW EPISODES
    • 2m AVG DURATION
    • 2,244 EPISODES


    Search for episodes from Mevlana Takvimi with a specific topic:

    Latest episodes from Mevlana Takvimi

    BATILILAŞMA VE YILBAŞI-31 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 31, 2025 2:28


    Tanzimat Fermanı ile başlayan ve Jön Türk-ler tarafından yaygınlaştırılan batılılaşma (hris-tiyan kültürünü benimseme) taraftarlığı, mîlâdî takvimin kâbulü ile zirveye çıktı ve yılbaşı gece-lerini kutlama adı altında hristiyan kültürü ülke-mizde hızla yaygınlaştırılmaya çalışıldı.Yılbaşı adı altında hristiyan kültürünü yay-gınlaştırmak için başta radyo ve medya olmak üzere bütün devlet kurumları seferber oldu. Üst düzey memurlara eşleri ile birlikte balolara gel-meleri için baskı yapıldı ve halk ayağına giyecek çarık bulamazken, su gibi alkollü içkiler tüketildi ve memur hanımları yabancı erkeklere sarılıp dans etmeye zorlandı. Kuşkusuz içkide, kumar-da patlama oldu ve zavallı gençler önce alkol, sonra esrar bağımlısı oldu. Ar damarı patlayıp hayâ kalkınca, çıplaklık hızla yayıldı ve cinsel dengeler bozuldu. Gayr-i meşrû cinsel ilişkiler çoğalınca kutsal aile yuvaları sarsıldı ve sokağa terk edilen ço-cuklar zamanla devletin başına belâ oldu. İslâmî konular hakkında âyet, hadis var mı diye araştı-ranlar, hristiyanların peri masallarına aldanıp vit-rinlerini noel baba denilen ucûbe giysili putlarla süsledi. Ancak, çağdaşlaşma ve muâsır medeni-yetle özdeşleşmeyi bilim ve teknoloji yerine içki masalarında ve noel baba yortularında arayan-ların ve ezânı değiştirip camileri ahır, samanlık yapanların, Allâh (c.c.)'un takdir ettiği vakit ge-lince ve korkunç ölüm meleği Azrâil (a.s.) yaka-larına yapışınca, canlarını Azrâil (a.s.)'a teslim etmenin ve “ilkel” kefeni giyip mezar denilen yeraltındaki karanlık bir çukura gömülmelerinin dışında hiçbir seçenekleri kalmadı. Peygambe-rimiz (s.a.v.) buyuruyor: “Kim İslâm'da kötü bir çığır açarsa, ona bunun günâhı vardır. Ayrıca o çığırda yürüyenlerin günâhından da payı vardır. Hem de onların günâhından hiçbir şey eksilmez.” (Müslim-Nesâî) (Ahmet Tomor, www.ihvanlar.net)

    MÜKELLEFTEN GÜÇLÜK VE SIKINTI KALDIRILMIŞTIR-30 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 30, 2025 2:52


    Mükelleften güçlük ve sıkıntı kaldırılmıştır. Bu-nun iki gerekçesi vardır. 1. Mükellefin teklif yolunda ilerlemeden kesilmesi, ibâdetleri sevmemesi ve yü-kümlülükten nefret etmesi endişesi. 2. Kula yönelik çeşitli yükümlülüklerin çok ve bir anda bulunması durumunda onları gereği gibi yerine getirememesi endişesi. Meselâ, mükellefin ailesine, çocuklarına bakması ve bunların yanında çeşitli yükümlülüklerle karşılaşması gibi. Mümkündür ki bazı işlerle meş-guliyet, diğer yükümlülüklerin ihmâlini doğuracaktır. Bazen de aşırı bir gayretle bütün yükümlülükleri yerine getirmeye çalışacak, fakat buna güç yetire-meyecek ve bu kez hiçbirisini tam olarak yapamaya-cak, hepsi de yarım yamalak kalacaktır.Yüce Allâh bu kutlu şeriatı, hoşgörü ve kolaylık esasları üzerine kurulu hanîflikle göndermiş, kulların kalbini ona karşı nefret duygularından korumuş ve onu mükelleflere sevdirmiştir. Eğer onlar hoşgörü ve kolaylık esaslarına ters düşecek şekilde âmel et-selerdi, o zaman yükümlü oldukları hususlarda işe yarar âmel ortaya koyamazlardı. Bu konuda ayeti kerimede: “Bilin ki, içinizde Allâh'ın peygamberi bulunmaktadır. Eğer o, birçok işlerde size uy-muş olsaydı, şüphesiz sıkıntıya düşerdiniz; ama Allâh size imânı sevdirmiş, onu gönüllerinize gü-zel göstermiş; inkârcılığı, yoldan çıkmayı ve baş-kaldırmayı size iğrenç göstermiştir.” (Hucurât s. 7) buyrulur. Bu ayette Yüce Allâh, kolaylaştırmak ve hoş göstermek suretiyle imânı bize sevdirdiğini, onu bu şekilde ve karşılığında mükâfat vereceği va'diyle bizim kalplerimizde süslediğini bildirmektedir.Hadis-i şerifte de şöyle buyrulmuştur: “Âmel-lerden güç yetirebileceğiniz şeyleri yapmaya çalışın. Çünkü siz usanmadıkça, Yüce Allâh asla sevâp vermekten usanmayacaktır.” (Müslim) Ra-mazan gecelerinin ihyâ edilmesi ile ilgili olarak da: “Allâh (c.c.)'a hâmdden sonra; ey insanlar! Bana sizin durumunuz gizli değildir. Sizin iştiyâkınızı biliyorum. Ama gece namazının (teravih) üzerini-ze farz kılınmasından ve sizin de ona güç yetire-memenizden korktum” (Buhari) buyurmuştur. (Şatıbi, el-Muvâfakât; İslâmi İlimler Metodolojisi, c.2, s.136-137)

    MÜ'MÎNLER'İN HİDAYET VE RAHMETE ERMESİ-29 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 29, 2025 2:19


    Allâhü Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur: “Ey insanlar! Râbbinizden size bir öğüt ve kâlblerde olana bir şifâ, ina-nanlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.” (Yunus s. 57) Ayette geçen “ Mev'ize ve va'z” sözün-den maksat; Kur'ân'dır. Va'z; korkutmakla birlikte men etmektir. Va'z; kendisi için kal-bin rikkat, geleceği şeylerde hayrı hatırlat-maktır. Veya ıslaha döndürmektedir.Beyzâ-vi (r.âleyh) ise şöyle diyor: “O; körü, çirkin şeylerden men edici; ilmi, hikmeti cem edici yani birleştirici bir kitaptır. Ve yine göğüsler-deki şüphelere ve su-i itikada, kötü inanış-lara şifâ olduğu için de hikmetleri kendisin-de toplayan bir kitaptır.Su-i itikad demek; şüpheli olan, hakdan meyleden, sapan akideler ve helâk edici melekeler gibi şeylerdir. Ayette göğsün zik-rinden maksad, hakkında Hâzin'den nakle göre: “Göğüs kalbin mevzii ve onun kılıfı-dır. O insanın bedenindeki en aziz yerdir.” Mü'minlere hidayet ve rahmet olmasına ge-lince: Onlar Kur'an'a sarılmakla her hayra ve umduklarına nail olup, hoşlarına gitme-yen her şeyden de necat buldular, kurtulu-şa erdiler.Ayetten çıkan netice şudur: Kur'an'a sa-rılan, ona uyan kimse; şiddet, korku ve aza-bı icâb eden her şeyden korunur, muhafaza olunur ve her nimete, sevab ve rahmete kavuşur.Kur'an'a sarılmak ise Resûlullâh (s.a.v.)'e tam tabi olmaktan ve 24 saatimizi O (s.a.v)'e göre düzenlemekten ibarettir.(Ebu Said Hadimi, Berika-Tarîkat-ı Muhammediyye Şerhi, c.1, s.132-138)

    PEYGAMBERLERİN TEVHİD MÜCADELESİ-28 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 28, 2025 2:10


    Bütün peygamberler ve özellikle; İdris , Nuh, Hûd, Salih, İbrahim, Şuayb, Musa, İl-yas ve İsa (a.s.e.) gönderildikleri kavimleri, putperestlikten kurtarmaya ve bir olan Al-lâh (c.c.)'a imân ve ibadet ettirmeye olanca çabalarını harcamışlar; hatta, bu yolda can verenler bile olmuş ancak ne yazık ki, umu-lan mutlu sonuca ulaşılamamıştır.Her yerinden küfür ve şirk fışkıran, dînî, ahlâkî, ictimâî bunalımlar ve bozukluklar içinde çalkalanan koskoca bir putperestlik dünyasıyla tek başına uğraşmak ve sonuç almak vazifesi, âhir zaman Peygamberi (s.a.v.)'e kalmıştır.Hz. Peygamber (s.a.v.); merkezden, muhîta doğru açılan dalga dâireleri gibi Mekke ve çevresinden başlayarak, za-manları aşarak kıyâmete kadar insanları Allâh (c.c.)'un doğru yoluna, önce hikmet ve güzel öğütlerle davet etmek, davetini kâbul edenleri, cennet nimetleri ile müj-delemek, davetini kâbul etmeyenleri, ce-hennem azâbıyla korkutup uyarmak sonra da fitne ve fesat ortadan kalkıncaya, Din tamamıyla Allâh (c.c.)'un oluncaya kadar, İslâm Dini, bütün dinlere üstün gelinceye dek, Peygamberimiz (s.a.v)'in deyişi ile: “İnsanlara Lailâhe illallâh (Allâh'tan başka ilah yoktur), Muhammedün Resû-lullâh (Muhammed, Allâh'ın Resûlüdür) dedirtinceye kadar savaşmak” gibi çok ağır ve şerefli bir vazifeyi yüklenmiştir.Allâh (c.c.) O (s.a.v.)'in şefaatinden ve sözlerinden istifade etmeyi nasib eylesin.(M.Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, s.24)

    YİĞİT SAHABÎ TALHA BİN UBEYDİLLÂH (R.A.)-27 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 27, 2025 2:25


    Talha bin Ubeydillâh (r.a.) İslâm'a ilk giren sekiz kişiden biridir. Ticâret için gittiği Bus-râ'da gördüğü bir râhipten Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz'in peygamber olacağını duydu. Mekke'ye dönünce Hz. Ebû Bekir (r.a.)'le gö-rüştü ve onun vâsıtasıyla müslüman oldu. Hz. Talha (r.a.), Hz. Zübeyr (r.a.) gibi Cen-net'le müjdelenen on kişiden biridir. Zengin olduğu için sadece canıyla değil, malıyla da İslâm'a hizmet etti. Onun bu cömertliği sebe-biyle Fahr-i Âlem (s.a.v.) Efendimiz kendisini hayırlı Talha, cömert Talha, bereketli Talha anlamında “Talhatü'l-hayr”, “Talhatü'l-cûd”, “Talhatü'l-feyyâz” diye övdü.Hz. Talha (r.a.) Uhud Gazvesi'nde, Efen-dimiz (s.a.v.)'in kayanın üzerine çıkması için onun kadem-i şerîfine omuz verdi. Resûlullâh (s.a.v.) bunun üzerine, “Talha, Cennet'i hak etti” buyurdu. O gün Hz. Talha (r.a.), sadece Resûlullâh (s.a.v.)'in taşın üzerine çıkmasına yardım etmedi. Bu savaşta kâfirler Peygam-ber (s.a.v.) Efendimiz'e iyice yaklaştığında, canlarını ortaya atarak onu koruyan birkaç yiğitten biri de Hz. Talha (r.a.) idi. Resûl-i Ek-rem (s.a.v.)'e savrulan bir kılıçtan onu koluy-la koruduğu için çolak kaldı. O gün kâfirlerle savaşırken ve Allâh'ın Resûlü (s.a.v.)'i düş-manların hücumundan korurken, vücuduna seksenden fazla kılıç, mızrak ve ok darbesi aldı. Canını, Peygamber (s.a.v.) uğrunda fedâ etmeye hazır olduğunu gösterdi. Bu sebeple Cennet'e girmeyi hak etti.Talha bin Ubeydillah (r.a.), Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'den otuz sekiz hadis rivayet etmiştir. Allâh (c.c.) kendisinden râzı olsun.(İmâm Tirmizî, Şemâil-i Şerîf, c.1, s.391-393)

    İMÂNINIZI YENİLEYİNİZ-26 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 26, 2025 2:21


    Peygamber (s.a.v.) “Âhir zamânda imânı muhâfaza etmek, kor ateşi elde tutmak ka-dar zor olacak. Kişi sabah evden imânlı çı-kacak; akşam eve imânsız gelecek, akşam imânlı yatacak; sabah imânsız kalkacak.” diye buyurdular. İnsanın en kıymetli cevheri imânıdır. Bunu çok iyi korumak gerekir. Pey-gamberimiz (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki: “Elbisenin eskidiği gibi imân da yıpranır. Yenilenmesi için Allâh (c.c.)'dan isteyiniz.”“Benden sonra karanlık gece parçaları gibi fitneler ortalığı kaplayacaktır. İnsan o zamânda mü'min olarak sabahlar, akşama kâfir olur. Dinlerini dünyanın fâni olan az bir metâına satarlar.”Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz her zamân şu duâyı okurlardı: “Ey büyük Al-lâh'ım! Kalpleri çeviren ancak sensin. Kalbimi dininde sâbit kıl...” Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.) bu duâyı işitince sorarlardı: “Ya Resû-lullâh! Sen de dönmekten korkuyor musun?” Allâh Resûlü (s.a.v.) şu cevâbı verdi: “Mekr-i ilâhiden beni kim temin eder? Çünkü, ha-dîs-i kudsîde: “İnsanların kalbi Rahmânın kudretindedir. Kalpleri dilediği gibi çevirir” buyurulmuştur. Bu bakımdan îmân tazele-meye ihtiyâç vardır.”Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “İmânı-nızı yenileyiniz (tazeleyiniz)” diye buyurduk-larında Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.): “Yâ Resûlallâh! İmânımızı nasıl yenileyelim?” diye sordular. Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: “Lâ ilâhe illallâh sözünü çoğaltınız” İmân ve nikâh tazelemek için yapılacak duâ şudur: “Al-lâhümme innî ürîdü en üceddidel îmâne ve'n-nikâha tecdîden bikavli lâ ilâhe illallâh muhammedün Resûlullâhi”(Abdurrauf El Münavî, Feyzü'l Kadîr, c.3, s.345)

    REGÂİB GECESİ VE NAMÂZI-25 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 25, 2025 2:50


    Ramazân-ı Şerîf'in karşılayıcısı durumunda olan mübârek aylardan Receb ayının ilk Cum'a gecesine Regâib gecesi denir. Bu geceye Regâib gecesi denmesinin asıl sebebi şudur: Bu gecede Peygamberimiz (s.a.v.)'e hâs bazı manevî ihsânlar gerçekleşmiştir ki olmasıdır ki bunun şükür ifâdesi olarak Peygamberimiz (s.a.v.) on iki rek'at namâz kılmışlardır.Resûlullah (s.a.v.): “Bir kimse Receb'in ilk perşembe gününü oruç tutup, o günün gece-sinde (akşam ile yatsı arasında) iki rek'atta bir selâm vererek on iki rek'at namâz kılsa şöyle ki: Her rek'atta bir Fâtiha, üç Kadîr sûresi, on iki İhlâs sûresi okumak sûretiyle namâzdan sonra “Allâhümme salli alâ Muhammedîn nebîyyi'l- ümmiyyi ve alâ âlihî ve sellim” diyerek benim üzerime yetmiş defa salevât-ı şerîfe getirdikten sonra secdeye varsa, secdede (70) defa “Süb-bûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbü'l- melâiketi ve'r-rûh” dedikten sonra secdeden başını kal-dırsa, oturduğu yerde 70 defa “Rabbi'ğfir ve'r-ham vafu vetekerrem ve-tecâvez ammâ ta'lemü inneke ente'l- e'azzü'l- ekram” dedikten sonra ikinci defa secde edip secdede iken birinci defa secdede ne okumuşsa aynen onları tekrar eder bitiminde ise secdede Allâh (c.c.)'den isteye-ceklerini ister, duâ ve niyâzını yaparsa, Hâkk Teâlâ da onun ihtiyâçlarını, dilek ve temennile-rini kabûl eder.” buyurmuşlardır.Bu namâzı kılanlar hakkında Resûlullah (s.a.v.) şu mübârek sözlerini beyân buyurmuşlardır: “Nef-sim kudret elinde olan Allâhü Te'âlâ'ya kasem ederim ki herhangi bir erkek ve kadın ta'rif edi-len bu namâzı kılarsa, Yüce Allâh bütün günâh-larını bağışlar; günâhları denizin köpüğü ve kum taneleri de dağların ağırlığı ve ağaçların yaprakları kadar çok olsa bile. Bundan başka, kıyâmet günü âilesinden yedi yüz kişi hakkında şefâat hakkı verilir, müjdeler olsun ki sen her türlü sıkıntılardan kurtuldun, rahatı buldun, de-nilir.”(Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetü't Talibin, s.37)

    REGAİB GECESİNİN FAZÎLETİ-24 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 24, 2025 2:35


    Bu gece pek mübârek bir gecedir. Allâhü Te'âlâ'nın ilâhi ihsân ve manevî hediyelerinin diğer zamanlardan daha çok tecelli etmesi, sa-mimi kalble Allah (c.c.)'a yönelenlerin affedilme-lerinin çokça ümit edilmesi ve mü'mînlerin sa-mimiyet ve arzuyla Allâhü Teâlâ'ya yönelmeleri sebebiyle bu geceye Regâib denilmiştir.”Bu gece Resûlullah (s.a.v.) için salat-ü selâm getirmek, O (s.a.v.)'in varlığıyla iftihâr ettiğimizin en temel göstergesidir. Ayrıca sıkıntıda olan tüm Müslümanlara duâ edilmesi tavsiye edilir. Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Receb'in ilk Cuma gecesini ihyâ edene Allâhü Teâlâ kabir azâbı yapmaz. Duâlarını kabul eder. Yalnız, yedi kimseyi affetmez ve duâlarını kabul etmez:Faiz alan veya veren, müslümanları aşa-ğı gören, anasına babasına eziyet edip kar-şı gelen çocuk; müslüman olan ve şerîate, dîne uyan kocasını dinlemeyen kadın, şarkı ve çalgıcılığı sanat edinenler, livâta ve zina edenler, beş vakit namazı kılmayanlar.”Yine rivâyet edildi ki: “Receb'in ilk Cuma gecesinin (Regaib'in) üçte biri geçince, bü-tün melekler Receb ayında oruç tutanlar için istiğfâr ederler.”Regâib Gecesi pek mübârek bir gece oldu-ğundan bu geceden gaflet etmeyerek, ibâdet ve taatle, zikir ve fikirle, tevbe ve istiğfâr ile, salât-ü selâmla, duâ ve niyâzla geçirmelidir. Günâhları-nı göz önüne getirerek ve son istiğfârı imiş gibi kalb, kalıp ve dili birleştirerek gönülden tevbe ve istiğfâra devam etmelidir.Peygamberimiz (s.a.v.): “Beş gece vardır ki, onlarda yapılan duâların geri dönüşü yok-tur” buyurmuştur. Bu gecelerden bir tanesinin de Receb'in ilk Cumâ gecesi olduğunu beyân etmiştir.(Yâsin Yayınevi, Fazîletleriyle Gün ve Geceler, s.206-207)

    KUR'ÂN KALPLERDE BULUNAN HER ŞEYE ŞİFADIR-23 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 23, 2025 2:34


    Eğer Kur'ân'ın bütün mânâları tamamlan-mış olmasaydı, o zaman ona böyle denmesi doğru olmazdı. Daha buna benzer, Kur'ân'ın hidayet, kalplerde bulunan her şeye şifa oldu-ğunu belirten ayetler bulunmaktadır. Kalplerde bulunan her şeye şifâ olabilmesi için, onun her şeyin açıklamasını, çözümünü içermesi gerek-lidir. Bunu bildiren hadisler ve selefe ait sözler de vardır. Meselâ Hz. Peygamber (s.a.v.) şöy-le buyurmuştur: “Şüphesiz ki bu Kur'ân, Al-lâh (c.c.)'un ipidir. O apaçık nurdur, faydalı şifâdır. Kendisine tutunan kimse için o, bir korunaktır. O, kendisine tâbi olan için bir kurtuluştur. Ona uyan eğrilmez ki, doğrul-tulsun; sapmaz ki azarlansın. Onun hayret edilecek yönleri bitmez, çokça tekrarla-maktan dolayı eskimez.” (Dârimî)Kur'ân'ın mutlak surette Allâh (c.c.)'un ipi, faydalı şifâ olması, onun her yönden tam oldu-ğunun delilidir. Benzeri bir hadis Hz. Ali (r.a.) vasıtasıyla da rivayet edilmiştir. İbn Mesûd (r.a.)'den şöyle rivayet edilmiştir: “Her ziya-fet veren, verdiği ziyafete gelinmesini se-ver. Allâh (c.c.)'un ziyafeti de Kur'ân'dır” (Dârimî) Hz. Âişe (r.anhâ)'ya Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ahlâkının nasıl olduğunu sorarlar. Cevâbında: “Onun ahlâkı Kur'ân'dı” (Buhârî) der. Onun bu sözünü Kur'ân da: “Şüphesiz sen yüce bir ahlâk üzeresin” (Kalem s. 4) ayeti ile tasdik eder. Katâde (r.a.): “Kur'ân ile hem-hâl olan kimse ondan ya bir ziyadelik ya da bir noksanlık ile ayrılır” demiş ve arkasından: “Kur'ân'dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zâlimlerin ise sadece kaybını artırır” (İsrâ s. 82) ayetini okumuştur.(Şatıbi, el-Muvâfakât; İslâmi İlimler Metodolojisi, c.3, s.355-356)

    ÖLÜM, MÜ'MİNE ARMAĞAN KAFİRE AZAPTIR-22 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 22, 2025 3:06


    Biz, sonra peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. Sanki şöyle söylenmiştir: “Biz, inkarcı milletleri helak ederiz. Azabın inmesi anında peygamberlerimizle onlara iman edenleri kurta-rırız. İşte böylece iman edenleri, her türlü sıkıntı ve azaptan kurtarmak bizim üzerimize haktır.” (Yunus s. 103) Bu cümlede, ayrıca söylemeye ihtiyaç olmadığını bildirmek için, peygamberlerin kurtarıl-masından söz edilmemiştir.Âyette dikkatler özellikle şu hususa çekilmiştir: Hiç şüphesiz kurtuluşun biricik şartı imandır. Bütün milletler için geçerli olan Allâh (c.c.)'un kanunu bu-dur. Gerçekten Allâh (c.c.) geçmiş peygamberleri ve onlara iman eden müminleri kurtardığı ve onlara vâdettiği şeyleri yerine getirdiği gibi, Rasûl-i Ek-rem (s.a.v.) ve onunla beraber olan Ashab-ı Kiram (r.a.e.)'i de kurtardı ve onlara vâdettiklerini gerçek-leştirdi. Şeriat ve onunla amel devam ettiği sürece, Yüce Allâh kıyamete kadar gelecek bütün inanan-ları, kâfirlerin elinden ve şerlerinden kurtaracaktır. Kurtuluşun asgarisi ölümdür. Çünkü ölüm, mü'mine verilen bir armağandır. Resûlullâh (s.a.v.)'in, bir cenazeye rastladığın-da şöyle buyurduğuna dikkat etmez misin: “Bu cenaze ya istirahat ediyor veya ondan dolayı istirahat olunuyor.” Hadisteki istirahat eden: sâ-lih kişidir, dünyanın zorluğundan kurtulur, ruhanî mükâfatlarla berzah âleminde dinlenir. Bu, nimetle-rin yarısıdır. İstirahat olunansa, fâsık kişidir. Çünkü onun ölümüyle insanlar dinlenir. Eziyetinden kurtu-lurlar. Kendisi, berzah âleminde ruhanî azapla karşı karşıya gelir. Bu da cehennem azabının yarısıdır. İbâdetin en faziletlisi, genişliği beklemektir. Çünkü bu bekleyişte, kalbin istirahatı ve sabrın mükâfatı vardır. Sıkıntıya düşen mü'min, kendisini sıkıntıya koyanın Allâh (c.c.) olduğunu ve o sıkıntıyı Allâh (c.c.)'dan başka kimsenin gideremeyeceğini bilir. İşte bu inanç, sıkıntının acısını hafifletir, sabretmeyi kolaylaştırır. Böylece feryadı bıra-kır, gönlünde huzur hisseder.(İsmail Hakkı Bursevi, Ruh'ul Beyân Tefsiri, c.4, s.95-97)

    MÜBÂREK “ÜÇ AYLAR”DA OKUNACAK DUÂLAR-21 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 21, 2025 2:31


    Receb-i Şerîf'te Okunacak Duâ:Bi'smi'llâhi'r- rahmâni'r- rahîmAllâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şa'bân ve belliğnâ Ramazân vahtim lenâ bi'l-îmân ve yessir lenâ bi'l- Kur'ân.(Bu duânın, sayı sınırlaması olmamakla berâber, Receb-i Şerîf boyunca günde 100 def'a okunması fazî-letlidir.)Receb-i Şerîf Duâları:İlk on (10) gün: “Sübhâna'llâhi'l- hayyil- gayyûm”İkinci on (10) gün: “Sübhâna'llâhi'l- ehadi's- sa-med”Son on (10) gün: “Sübhâna'llâhi'l- ğafûri'r- rahîm”Şa'bân-ı Şerîf'te Okunacak Duâ:Allâhümme bârik lenâ fî Şa'bân ve belliğnâ Ramazân vahtim lenâ bi'l-îmân ve yessir lenâ bi'l- Kur'ân. (Bu duânın, sayı sınırlaması olmamakla berâber, Şa'bân-ı Şerîf boyunca günde 100 def'a okun-masında fazîlet vardır.)Şa'ban-ı Şerîf Duâları:İlk on (10) gün: “Yâ latîfü celle şânüh”İkinci on (10) gün: “Yâ rezzâku celle şânüh”Son on (10) gün: “Yâ azîzü celle şânüh”Ramazân-ı Şerîf'te Okunacak Duâlar:İlk on (10) gün: “Yâ erhame'r- râhimîn”İkinci on (10) gün: “Yâ ğaffârü'z- zünûb”Son on (10) gün: “Yâ ‘atîka'r- rikâb”1. Îkâz: Bu duâlar günde en az yüz (100) def'a okunmalıdır.2. Îkâz: Ramazân-ı Şerîf'in herhangi bir gecesi Fe-tih Sûresi okunursa, o sene içindeki kötülük, belâ ve musîbetlerden bi-izni'llâhi Te'âlâ muhâfaza olunur.3. Îkâz: Ramazân-ı Şerîf'in yirmi üçüncü (23.) ge-cesi Sûre-i Ankebût ve Sûre-i Rûm okunur.4. Îkâz: Ramazân-ı Şerîf'in herhangi bir gününde 363 (üç yüz altmış üç) İhlâs-ı Şerîf okunur.(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.42)

    RECEB-İ ŞERÎF'İN FAZİLETİ-20 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 20, 2025 2:48


    Mûsâ bin İmrân (r.a.)'ın bildirdiği bir Hadîs-i Şerîf'te: ‘‘Cennette bir nehir vardır. Ona Receb denir. Sütten beyaz, baldan tatlıdır. Receb ayın-da bir gün Oruç tutana Allâhü Te'âlâ kıyâmet günü o nehirden su verir.'' buyuruldu. (Asbahânî, et-Terğib (1847), İbn Hacer Askalanî, Tebymu'l Aceb Bima Verade Fi Şehri Recep, s.33)Mâzenî, Hüseyin bin Alî (r.a.)'dan bildirir: “Re-ceb ayında oruç tutunuz. Zîrâ Receb Allâhü Te'âlâ'dan tevbedir.” Selmân-ı Fârisî (r.a.)'ın bil-dirdiği Hadîs-i Şerîf'te: “Bir kimse Receb ayında bir gün Oruç tutsa, o kimse sanki bin yıl Oruç tutmuş, bin köle âzâd etmiş gibi sevâba kavu-şur. Ve bir kimse Receb-i Şerîf'te az bir şey sa-daka verse, bin altın sadaka vermiş gibi sevâb alır. Bedenindeki her kılı için bin sevâb yazılır. Derecesi bin kat yükselir. Bin günâhı yok olur. Her günkü orucu ve verdiği her sadakası için bin hac ve bin umre sevâbı yazılır. Cennette ona bin ev, bin köşk ve bin hücre yapılır. Her hücre-de bin bölüm ve her bölümde çok güzel hûrîler bulunur.”İhlâs Sûresi'ni günde 11 def'a okumak Tevhîd (la ilâhe illallâh), istiğfâr ve salevât-ı şerîfeyi ihmâl etmemek lâzımdır. Abdullâh b. Zübeyr (r.a.)'dan rivâyet edilen bir Hadîs-i Şerîf'te: “Bir kimse, Re-ceb ayında (şehrü'l-esem olan) bir Mü'mini bir sıkıntıdan kurtarsa, Allâhü Te'âlâ o kimseye Firdevs'te gözünün görebileceği yükseklikte bir saray verir. Receb'e ikrâm ve hürmet ediniz. Zîrâ Allâhü Te'âlâ da size bin çeşit kerâmetle ik-râm, ihsân eder.” buyrulmaktadır. Bir ihtiyâr, Nebî (s.a.v.)'in Receb Ayı'nın fazîleti hakkındaki beyânla-rından sonra: “Yâ Resûlallâh (s.a.v.)! Ben ihtiyârım, Receb ayının hepsini tutamam.” dediğinde: “Sen Receb'in evvel günü, ortası ve âhir günü oruçlu ol, cümlesini oruç tutmuş gibi olursun.” buyur-muşlardır.Receb Ayı'nda iki fazîletli gece vardır. Bu ge-celere kandil denir. Receb-i Şerîf'in ilk Cumâ Ge-cesi'ne Regâib Gecesi, yirmi yedinci gecesine de Mi'râc Gecesi denir.(Hz. Gavs-ı A'zâm Seyyid Abdülkâdir-i Geylanî (k.s.), Gunyetü't Talibîn)

    BİLİMSEL DÜŞÜNCE VE İBN-İ HEYSEM-19 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 19, 2025 2:21


    Bilimsel yöntem sayesinde, kozmozdan kuantum, ilmin her alanında büyük buluş-lar yapıldı. Peki bilimsel yöntemi kim buldu derseniz akla Isaac Newton gelir. Galileo ve Descartes diyenler olur. Bilim tarihçilerine so-rarsanız onlar Roger Bacon diyecektir. Ancak konu ile ilgili detaylı araştırma yapanlar, bilim-sel metodun icadını, Roger Bacon'ı da New-ton'u da etkileyen, onlardan 250 yıl önce ya-şamış müslüman bilim adamı İbn-i Heysem'e (965-1040) götürecektir.Bilimsel yöntemin kurucusu İbn-i Heysem şöyle der: “Öğrendiklerini hep eleştiriye tâbi tutacaksın. Yani incelemelerinde, tahkikatında kendi bildiklerinden şüphe edeceksin. Ancak bu sayede önyargı tuzağına düşmekten kur-tulursun.” Ve devam ediyor: “Araştıran kişinin amacı hakikati öğrenmektir. Bunun için öğre-neceklerinin tümünü düşman (yanlış, eksik) göreceksin. Her yönden onu karşına alıp, ona taarruz edeceksin. Bilgiyi ancak bu şekilde fethederek, onu hakikate dönüştürebilirsin.” Heysem'in geliştirdiği bilimsel yöntemin temelinde, yargıları ve bilgileri eleştirmek ve sonuçlar çıkarırken son derece dikkatli olmak vardır. Bildiklerini tekrar tekrar şüphe eleğin-den geçirmek gerekiyor. Burada şüphe ile ilgili Hz. Ali (k.v.)'nin bir sözü aklımıza geliyor. O diyor ki: “Şüphe ikidir. Birinci tür şüphe marazî (şizofrenik) şüphedir. Makbul değildir. Makbul olan, bildiklerini eksik ve yanlış görmekten doğan ikinci tür şüphedir. Seni derin ve etraflı öğrenmeye götürür.”Sadece İbn-i Heysem değil, İbn-i Haldun, Harezmî, er-Razi gibi daha birçok bilim ada-mının bilimsel yöntem tarifine katkıları oldu. Bu zatlar bilim tarihini değiştiren kişilerdir.(Prof. Dr. Osman Çakmak, Zafer Dergisi, 549. Sayı, Eylül 2022)

    HZ. UTBE BİN GAZVAN (R.A.) HUTBESİ-18 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 18, 2025 2:35


    Hz. Utbe bin Gazvan (r.a.) ilk müslümanlar-dan olup Ashab-ı Kiram (r.a.e.) büyüklerinden-dir. Başta Bedir olmak üzere Resûlullâh (s.a.v.) ile birlikte birçok savaşa katıldı. Meşhur bir okçu olup bu savaşlarda büyük kahramanlıklar gös-terdi. Hz. Ömer (r.a.) döneminde pek çok fetih hareketinde görev aldıktan sonra Basra valisi olarak görevlendirildi. Basra valisi olduğu dö-nemde bir hutbe irad etti. Burada Allâh'a hamd-ü senâlarda bulunduktan sonra şunları söyledi:“Ey insanlar! Dünya bizleri terkedeceğini haber vererek bize sırtını dönüp uzaklaşmaya başlamıştır. Bizim için geride bir su kabının içe-risinde kalıpta sahibinin içmeye çalıştığı birkaç damla kadar bir şey bırakmıştır. Şüphe yok ki bu fâni dünyadan sonu olmayan bir yurda gö-çeceksiniz. O halde oraya elinizde bulunanların en hayırlılarıyla gitmeye çalışınız. Çünkü bize söylendiğine göre cehennem o kadar derinmiş ki atılan bir taş yetmiş senede dibine ulaşamaz-mış. Allâh (c.c.)'a yemin ederim ki bu ucu bucağı bulunmayan boşluk bir gün insanlar tarafından doldurulacaktır. Buna çok mu şaşıyorsunuz? Yine bize söylendiğine göre cennet kapıla-rından her birinin yanları arasında kırk senelik bir mesafe varmış. Buna rağmen gün gelecek bu kapıların önünde büyük bir izdiham yaşana-caktır. Ben Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanında kalan yedi kişiden biriydim. Yiyeceğimiz ağaç-ların yapraklarından ibaretti ve bu yüzden du-daklarımız yara içerisinde kalmıştı. Bir gün bir hırka buldum. İkiye bölerek bir parçasını kendi-me ayırdım, diğerini ise Hz. Sa'd b. Mâlik (r.a.)'a verdim. Bunları kendimize elbise edindik. Bu-günse her birimiz bir memleketin valisiyiz. Nef-simde ve gözümde büyük, Allâh (c.c.) katında küçük olmaktan Allâh (c.c.)'a sığınırım.” (M. Yusuf Kandehlevî, Hayatu's-Sahabe, c.4, s.217)

    MEVLANA'NIN DAVETİ-17 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 17, 2025 2:36


    Çağdaş akımlar, pozitivist, materyalist, ateist rüzgârlar bizi “yerimizden” etti. Kafamızı karış-tırdı. Gözümüze kulağımıza perde indirdi. Kitap okuyamaz, sohbet dinleyemez olduk. Küresel-leşme fırtınası, uluslararası sermaye tayfunu bizi çok yabancı sahillere götürüp bıraktı. Evsiz, barksız, yolsuz yurtsuz kaldık. İşte Mevlânâ… İnsan ile aşk arasındaki du-varları yıktığı için arayış içinde olanlar, okumak ve dinlemek isteyenler onun feryadını duymakta ve o sese doğru koşmaktadırlar. Ancak, insa-noğlu, vazgeçemediği bazı insanları olduğu gibi değil de kendi gözlüğüyle tanımak ve tanıtmak ister. Mevlânâ da bunlardan biridir. Onun Allah (c.c.) Nebi (s.a.v.) merkezli düşüncesi saptırıla-rak ve sulandırılarak hümanizm, sekülerizm ve modernizm üçgenine oturtulmuştur. Mevlânâ kendisini böyle anlayanlara Mesnevî'nin ilk mıs-ralarında cevap vermektedir: “Herkes kendi zan-nına göre beni dost edindi. İçimdeki esrarı kimse araştırmadı.”Mevlânâ'ya bir “bütün” olarak bakamadığı-mız, onun “esrar”ına vakıf olamadığımız için espri ve nükteleri kavrayamayan çocuklar gibi davranıyoruz. İnsanoğlunu Allah ve din ile ta-nıştıran varlık peygamberlerdir, yani insanlardır. Peygamberlerin mirasçıları, takipçileri de âlim ve âriflerdir. Dolayısıyla çağımız insanlarının Mevlânâ, İbn Arabî, Yunus Emre gibi insanların delâlet ve aracılığıyla hakikatle buluşmasında anormal bir durum yoktur.Bu insanları sevenler bir müddet sonra bu in-sanların maşuklarını da sevmeye başlayacaktır. Çünkü Mevlânâ'nın “Kur'ân'ın kulu-kölesiyim” ifadesiyle “Muhammed Mustafa'nın yolunun tozuyum” tespitiyle karşılaşacaklardır. Şunu da ilâve edelim: İslâm'ın değil de Mevlânâ'nın öne çıkışında Batı'ya sunulan veya Batı'nın anladığı “İslâm imajı”nın da hissesi vardır. (Prof. Mustafa Kara, Zuhur Dergisi)

    MEZHEP OLMADAN DİN ANLAŞILAMAZ-16 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 16, 2025 2:22


    Mezhep, kısaca hayatı vahyin gösterdiği istikamette yaşayabilmek için, bir başka ifa-deyle vahyi hakkı verilmiş bir anlama faaliye-tinin konusu yapabilmek için gerekli usul ve ilkelerin adıdır. Bunun kolay bir iş olmadığı, dahası, masa başı ve münferit birtakım faaliyetlerle yapılamayacağı, anlamamız gereken ilk husustur. Bu itibarla bir kimsenin, eline al-dığı bir Kur'an mealiyle yahut Hadis kitabıyla doğrudan amel etmeye kalkışması, züccaciye dükkânına dalan filin yol açtığından farklı bir manzara doğurmayacaktır. Zira mesele sade-ce okuma yazma bilmekle ve Kur'an ve Hadis metnine vâkıf olmakla sınırlandırılamayacak kadar hayatî ve hassastır.Kur'an ve Sünnet nasslarının yapısı, bu iki kaynağın birbirleriyle ilişkisi, kaynağını bunlardan alan diğer usul umdeleri bu nokta-da merkezî öneme sahip hususlardır.Allâhü Teâlâ'nın ve Resulü (s.a.v)'in bizden nasıl bir hayat istediğini sahih bir şekilde anlayabilmek için, vahyin nüzûlüne ve Sünnet'in vürûduna kimi zaman sebep teşkil etmiş, kimi zaman doğrudan şahit olmuş bulunan Sahabe (r.a.e.) neslinin tutumu da behemehal dikkate alınmak durumundadır. Daha önce de değişik vesileler-le vurguladığım gibi, Peygamber (s.a.v.)'i terk-i dünya etmiş bir ümmetin, Peygamber (s.a.v)'e arkadaşlık, yoldaşlık etmiş ilk ve tek kuşağının olaylar karşısındaki tutum ve tavrında, o Pey-gamber (s.a.v)'in etkisinin bulunmayacağını söylemek herhangi bir kasıt söz konusu değilse cahillikten başka bir şeyin ifadesi olamaz! Kısacası Kur'an ve Sünnet'in bizden ne istediğini tam anlamıyla kavrayabilmek için, önce-likle belli bir usule ihtiyaç vardır. İşte mezhep bize bu usulü ve bu usul doğrultusunda ortaya konulmuş pratiği veren biricik sistemdir.(Ebubekir Sifil, 2010)

    DESTÎNE HÂTUN-15 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 15, 2025 2:38


    17.yüzyılda Konya'da yetişen evliyâ hanım-lardandır. Mevleviye tarîkatının büyüklerindendir. Babası, Mevleviye tarîkatının ileri gelenlerin-den Şeyh Muhammed olup, soyu Hz. Mevlâna (k.s.)'a dayanır.Doğmadan önce annesi rüyâsında Şeyh Dîvânî'nin kendisine süslü bir bilezik taktığını, ayrıca bir bilezik daha verip; “Bu da doğacak kızınızın.” dediklerini gördü. Rüyâsını ertesi gün anlatınca, babası doğacak kız çocuğuna, “Ona Destîne (Kola takılan bilezik) ismi konmasına işâret vardır” diye yorumladı. Destîne Hâtun ba-basından; tefsîr, hadîs ve medreselerde okutulan bütün ilimleri öğrendi ve Mesnevî'yi incelikleri ile okudu. Zamânının büyük bir kısmını, Hz. Mev-lâna (k.s.)'un türbesinde hanımlar için yapılan bölümde ibâdet, zikir ve murâkâbe ile geçirirdi.Allâh (c.c.) korkusu ile göz yaşları dökerdi. Onun bu hallerini gören hanımlar; “Kendinize çok eziyet ediyorsunuz. Birazcık bedeninizin ra-hatını düşünseniz olmaz mı?” dediklerinde, onla-ra; “Bunlarsız olmaz. Binicinin serkeş, dikbaşlı, itâatsız ata yumuşaklık yapması onun serkeşliği-ni arttırır.” diye cevap verirdi.Bir kere yanına gelenler bir tek post üzerine oturduğunu ve üzerinde eski bir elbise olduğunu gördüler. “Bedeninizi rahat tutacak birkaç elbise ile birkaç yaygı alsak.” dediklerinde; “Biz postu, Allâhü Teâlâ'nın yolunda ayağımızın altına koy-duk. Üstelik bu, Allâh (c.c.) yolunda kurban olan koyunun postudur. O binlerce güzel elbiseden daha iyidir.” buyurarak dervişlerin post üzerine oturmalarının sırrını da beyân etmişlerdir.Kendisi bütün dünyevî alâka ve düşünceler-den sıyrılıp, odasında ömrünün sonuna kadar uzlet ve yalnızlık hâlinde kaldı. 80 senelik ömrü-nü hep Allâhü Teâlâ ile berâber bulunarak, âhire-ti düşünüp hazırlık yaparak geçirdi. Allâh (c.c.), bizleri şefaatlerine nail etsin. Amin.(Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyân, c.1, s.246)

    SUSMAK HER İKİ ALEMDEKİ BAŞARININ SEBEBİDİR-14 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 14, 2025 2:27


    Dil, kalpte olanların tercümanıdır. Az ko-nuşmayı alışkanlık hâline getirenin elinden ve dilinden kimse eziyet görmez ve kendisi de kibre düşmez. Susmak yüz derdin tek bir dermanı gibi etkilidir. Bir hadis-i şerifte Allâh Resulü (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Allâh'ı zikretme dışında çok konuşmayın. Çünkü Allâh'ı zikir dışında çok konuşmak kalple-ri katılaştırır. Allâh'ın rahmetinden en uzak olan şey katı kalptir.” Başka bir hadis-i şerifte ise: “Kim bana iki çenesi arasındaki dilini ve iffetini koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm, ona kefil olurum.” Dil hem ibadetlerin hem de günâhların köküdür. Dil düzelirse tüm organlar düzelir, dil âsî olursa tüm organlar onu takip eder. Bir hadiste konuyla ilgili şu ifadeler geçer: “Âde-moğlu sabahlayınca onun tüm organları diline şöyle der: Hakkımızda Allâh'tan kork. Çünkü biz sana tabiyiz. Sen doğru olursan hepimiz kurtuluruz. Sende eğrilik oluşursa biz de öyle oluruz.” Bir diğer rivayete göre ise Allâh Resulü (s.a.v.) şöyle demiştir: “Kıyamet gününde en çok konuşan, en büyük günâh-kâr olarak Allâh'ın huzuruna çıkar.”Hz. Ali (r.a.)'den şöyle rivayet edilmiştir: “Susmak, insanı cennete götürür.” Allâh Resulü (s.a.v.) konuyla ilgili Taberânî'den na-kille şöyle rivayet etmiştir: “Âdemoğlunun günâhlarının çoğu diliyle gerçekleşir.”Dilin vereceği sıkıntılardan kurtulmanın tek bir ilacı vardır ki o da susmayı öğrenmektir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz “Kim susarsa kurtulur” (Tirmizî) buyurmaktadır. Ümmetine bunu öğretmek için kendisi de çok konuşmak-tan uzak dururdu.(Misvâk Neşriyat, Eşref Ali et-Tehanevî, Tehzibu'l Ahlâk, s.71)

    ALLÂH (C.C.) VE RESÛLÜ (S.A.V.)'EMUHABBET BESLEMEK-13 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 13, 2025 2:53


    Enes bin Mâlik (r.a.)'den rivayet edilmiştir. Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Kimde şu üç özellik bulunursa o kişi imânın tadını almıştır: Allâh ve Resûlü'nün kendisine diğer herkes-ten daha sevgili olması, sevdiği kişiyi sadece Allâh için sevmesi, Allâh kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten, ateşe atılacakmışçasına nefret etmesi.”Yine Enes bin Mâlik (r.a.)'den rivayetle, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Hiçbir kul, beni ailesinden, malından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe (kâmil) imân sâhibi ola-maz.” Hz. Ömer (r.a.): “Yâ Resûlallâh! Sen bana canımın dışında her şeyden daha sevgilisin!” dedi. Onun bu sözüne karşılık Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Hayır, canımı kudret elinde tutan Allâh'a yemin ederim ki beni canından da çok sevmedikçe (kâmil) imân etmiş sayılmazsın!” buyurdu. Hz. Ömer (r.a.): “Vallâhi şimdi sen, bana canımdan da çok sevgilisin yâ Rasûlallâh!” dedi. Bunun üzerine Allâh Rasûlü: “İşte şimdi oldu ey Ömer!” buyurdu.İbn Abbas (r.a.)'in rivayetine göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Size, rızıklanmanız için nimetlerini gönderen Allâh'ı seviniz. Allâh'ı sevdiğiniz için beni sevin. Beni sevdiğiniz için de ehl-i beytimi sevin.” Muhabbet ve sevgi beslemenin sebebi, sa-dece Allâhü Teâlâ bizi rızıklandırdığı için değildir. Aslında O (c.c.)'un, sayısız, hesapsız nimet ihsâ-nı, nihayetsiz lütuf ve nimetleri vardır ki bunları saymaya gücümüz yetmez. Bütün nimet, servet ve devletler, yalnız ve yalnız O Rahmeten li'l-â-lemîn'in rahmet ve bereketindendir. Bunun için hepimizin O (c.c.)'a karşı nihayetsiz muhabbet ve sevgi beslemesi îcap eder. Biz, her şeyiyle rah-met, bereket, şefkat ve merhamet vesilesi olan O Yüce Nebi (s.a.v.)'e muhabbet ve sevgi besleme-yeceğiz de kime besleyeceğiz? (Eşref Ali Tehânevî, Hayâtü'l Müslimîn-Müslümanın Günlük Hayatı, s.105)

    KUR'AN ÖĞRENMEK VE ÖĞRETMEK-12 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 12, 2025 2:37


    Osman (r.a.)'den bir rivayette Nebî (s.a.v.): “Sizin en faziletliniz Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir” buyurdu, demiştir. İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayete göre Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kur'ân sahibi (yani hafızın benzeri) bağlı devenin bir misâli gibidir. Deve sahibi devesini gözetlerse tu-tabilir, mukayyed olmayıp bırakırsa kaçar gider.” Keza Abdullah bin Mes'ud (r.a.)'den Nebi (s.a.v.): “Kur'ân sahibi birisi için (yani hafız için) şu ayetleri unuttum demek ne fena şeydir. Belki unutuldu demek gerek-tir.” (Çünkü unuttum demek Kur'ân'ın hıfzına ehemmiyet vermediğine delâlet ettiğinden mekruhtur.) Ebû Mûsa'l-Eş'arî (r.a.)'den diğer bir riva-yette ise, Nebi (s.a.v.) “Kur'ân'ı muhafazaya ehemmiyet veriniz. Hayatım yed-i kudretin-de olan Cenâb-ı Allâh'a yemin ederim ki; Kur'ân'ın hafızadan çıkıp kaçması, bağlı devenin ihtimamsızlık eseri boşanıp kaç-masından daha zorludur!” buyurmuştur. Ebû Musa el-Eş'ârî (r.a.)'e buyurdular ki: “Ey Ebâ Musa! Sana Dâvud peygamberin ahenkli güzel sedasından bir nağme, güzel sadâ verilmiştir!” Yine Ebû Musa el Eş'âri (r.a.)'den rivaye-te göre Nebî (s.a.v.): “Şu bir halis mü'min ki Kur'ân okur, onun muktezâsıyla amel eder, o tadı güzel, kokusu güzel turunç meyvesi gibidir. Şu bir mü'min de Kur'ân okumaz fa-kat mucibiyle amel eder bu da tadı güzel fa-kat kokusu olmayan hurma gibidir. Kur'ân'ı okuyan fakat mucibiyle amel etmeyen mü-nafık benzeri de, kokusu güzel fakat acı rey-han otu gibidir. Kur'ân'ı okumayan münafık benzeri, tadı da acı, kokusu da kötü Ebû cehil karpuzu gibidir” buyurmuştur.(Hz.Mahmud Sami Ramazanoğlu, Musahabe-2, s.34)

    ELYESA' (A.S.)-11 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 11, 2025 3:09


    İlyas (a.s.), Bâlebek kralı tarafından arattırıldı-ğı sıralarda, bir gece, İsrailoğullarından çok yaşlı bir kadının evine sığınmış, saklanmıştı. Kadının, Elyesa' adındaki oğlu, çok hasta idi. İlyas (a.s.)'ın duâsıyla iyileşince, Elyesa' İlyas (a.s.)'a imân ve onun peygamberliğini tasdik etti ve artık yanından hiç ayrılmadı. İlyas (a.s.), nereye giderse, Elyesa' (a.s.) da oraya giderdi. İlyas (a.s.), yaşlandığında Elyesa' (a.s.) ise, yetişmiş bir gençti. İlyas (a.s.), Bâlebek kralından kurtulmak için Kasiyon dağında gizlendiği zaman, Elyesa' (a.s.) da kendisininin ya-nında bulunuyordu. İsrailoğullarının arasından ay-rılıp giderken de onu yerine bırakmıştı. Yüce Allâh; İlyas (a.s.)'dan sonra, Elyesa' (a.s.)'ı İsrailoğulla-rına peygamber olarak gönderdi. İlyas (a.s.) gibi, onu da, vahiy ile te'yid eyledi. İsrailoğulları, Elyesa' (a.s.)'a imân ettiler, saygı gösterdiler. Emir ve re'yi-ne göre hareket ettiler. Elyesa' (a.s.); ömrünün so-nuna kadar, İsrailoğullarının arasındaki kalıp İlyas (a.s.)'ın yoluna ve şeriatına sarılarak; onları, Allâh (c.c.)'a dâvete devam etti.Yüce Allâh; Kur'ân-ı Kerim'inde, peygamber-lerden Nûh, İbrahim, Lut, İshak, Yâ kub, Yûsuf, Eyyûb, Musa, Hârun, Dâvud, Süleyman, İlyas, Ze-keriyya, Yahyâ ve İsâ (a.s.e.)'leri överek andıktan sonra (En'am s. 74-85) “İsmâil'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de, an! (İşte) bütün bunlar, hayırlı insanlardı.” (Sa'd s. 48) ‘‘İsmail'i, Elyesa'ı, Yûnus'u Lut'u da hidayete, peygamberliğe kavuşturduk. Her biri-ne, âlemlerin üstünde yüksek meziyetler verdik. Onların babalarından, zürriyetlerinden, kardeş-lerinden kimini de yine üstün imtiyazlara maz-har kıldık. Onları seçtik, onları doğru bir yola götürdük. İşte, o yol, Allâh'ın hidayet yoludur ki; o, bunu kullarından, kime dilerse ona nasîb eder. Eğer, onlarda Allâh'a şerik koşsalardı, ya-pageldikleri her şey, kendi hesapları da, elbette boşa gitmişti. Onlar, kendilerine kitab, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir.” (En'am s. 86-89) Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun!(M.Asım Köksâl, Peygamberler Tarihi, s.143-144)

    CÜNÜP OLAN KİŞİ NELERİ YAPAMAZ?-10 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 10, 2025 2:27


    1. Cünüp olan kişinin namaz kılması haram-dır. Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurmuştur: “Ey imân edenler sarhoşken ne söylediğinizi bilene kadar ve cünüp olup yolcu olmadığınızda gu-sül edene kadar namaza yaklaşmayın.” (Nisa s. 43)2. Mescide giremez. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyuruyor: “Ben ne cünüp olana ne de hayız olana, mescidi helâl gör-müyorum.” (Ebû Davud)3. Beytullâh'ı tavâf edemez. Çünkü Beytullâh mescidin dâhilindedir.4. Kur'an-ı Kerim'i okuyamaz. Hz. Ali (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)'den “Cünüp olan kişi-ye Kur'an okumayı yasakladığını” (Beyhakî) rivayet etmiştir.5. Kur'an-ı Kerim'e dokunamaz. Fakih Ebû'l-Leys (r.âleyh), El-Fetâvâ isimli kitabında cünüp olanın Mushaf'a veya üzerinde ayet yazan bir şeye dokunamayacağını söylemiştir. Kâinatın efendisi (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde şöyle bu-yuruyor: “Kur'an'a sadece (abdestsizlik ve cenâbetten) temiz olanlar dokunabilir.” (Ta-beranî)El-Muhît'te cünüp olanın guslü, namaz vak-tine kadar tehir etmesinde günâh olmadığı söy-lenmiştir. Siracuddin el-Hindî (r.âleyh) şöyle der: “Namaz vacip olmadıkça veya abdestsiz helâl olmayan tilâvet secdesi ve Mushaf'a dokunmak gibi şeyleri kastetmedikçe abdestsiz olan kişinin abdest alması, cünüp olanın da gusül alması va-cip değildir. Bu konuda icmâ vardır. Ancak cünüp olan kişinin bir şey yiyip içebilmesi için ellerini yıkaması ve mazmaza yapması gerekir. Çün-kü cenâbetlik ağza sirayet ettiğinden mazmaza yapılmadan suyun içilmesi, müstâmel suyun içilmesi olacaktır ki bu da doğru değildir. Ellerini yıkamasına gelince cünüp olan kişinin genelde elleri necasetten hali olmadığından dolayıdır.(Suâlli-Cevâplı İslâm Fıkhı, c.1, s.237-241)

    KUR'AN'I TERTÎL ÜZERE OKUMAK-09 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 9, 2025 2:28


    Sünnet olan, Kur'an'ı tertîl üzere okumaktır. Çünkü Cenâb-ı Hâkk, “Kur'ân'ı da açık açık, tâne tâne oku” (Müzzemmil s. 4) buyurmuştur. Tertil ise, harflerin ve kelimelerin açık seçik okunmasıdır. Kur'ân'ı bu şekilde okumanın faydası ise, kıraat bu tarzda eda edildiğinde, hem kendisi bu lâfızların manasını anlar, hem de başkalarına anlatmış olur. Halbuki hızlıca okuduğunda ne anlar, ne anlatır. Binâenaleyh tertil üzere okumak, en uygun olanıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ahi-rette, Kur'ân okuyan kimseye, “Oku ve yük-sel; dünyada tertil üzere okuduğun gibi bu-rada da tertil üzere oku!” denilir.” (Ebû Davud)Ebu Süleyman el-Hattabî (r.âleyh) ise şöyle demiştir: “Eser”de, “Kur'ân ayetlerinin sayısı-nın cennet basamaklarının sayısı kadar oldu-ğu ve Kur'ân okuyan kimseye Kur'ân'dan oku-duğun mikdarca basamakları çık, yüksel! Kim Kur'ân'ın ayetlerinin tamamını okursa, cenne-tin en üst derecesine taht kurmuş olur” diye varit olmuştur.” Kişi açıkça Kur'ân okuduğun-da, sünnet olan kıraati güzel yapmasıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kur'ân'ı seslerinizle tezyin ediniz.” (Ebû Davud)Şeytanın vesvese verdiği işlerin en başta geleni Kur'ân okumaktır. Çünkü her kim Kur'ân okur, onunla Rahman olan Allâh (c.c.)'a ibade-te niyet eder, O (c.c.)'un vadini, vaîdini, apaçık ayetlerini ve açıklamalarını düşünürse itaat olan işleri daha çok arzular, haramlardan daha fazla çekinir. Kur'ân okumak taatların en büyü-ğü olduğu içindir ki şeytan, Kur'ân'dan insan-ları uzaklaştırmaya daha çok çaba sarfeder. Kulun, kendisini şeytanın şerrinden koruyacak olan bir varlığa ihtiyacı da o nisbetle artar.(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.85-123)

    KÖTÜ NİYETLE İLİM ÖĞRENMEK VE ÖĞRETMEK-8 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 9, 2025 1:58


    İlim yoluna giren ve ilim öğrenmeye son derece istekli olan bir müslüman; eşsiz bir âlim olup arkadaşlarından üstün olmak, onlardan daha önde görünmek, insanlardan ilgi ve alâka görmek veya dünyalık kazanmak düşüncesiyle ilim öğreniyorsa, bilmelidir ki, dinini yıkmak, kendi kendini mahvetmek ve âhiretini dünya karşılığında satmak için çalışıyor demektir. Böyle yaparsa, çok zararlı bir alışveriş yapmış olur. Çünkü böyle bir ticaret onu mahveder. Kişi bu niyetle ilim öğrenirken, bu niyetini bile bile ona yardımcı olan ilim öğreten hocası da suçta ona yardımcı olduğu için, onun bu manevî zararına ortak olur ve bu yol kesen eşkiyaya kılıç satmaya benzer. Bu hal ile ilgili sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki: “Bir kimse, yarım kelimeyle bile olsa bir günâha yardım ederse, o da o günâha ortaktır.” (İbni Mâce)Bir kimseyi öldürecek olan kişiye, “Uktul (öldür)” demek yerine, sadece kelimenin yarısını söyleyen yani “Uk…” diyen bile o öldürme günâhına ortak olmuş olur. Ebû Ya'lâ (r.âleyh)'in Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiği hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor: “Bir kimse, yarım kelimeyle bile olsa bir mü'minin öldürülmesine yardım ederse, alnında “Allâh (c.c.)'un rahmetinden ümitsizdir” diye yazılı olduğu halde ölür.” Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar: “İlim öğrenmek, kadın-erkek her müslümana farzdır. Lâyık olmayana ilim öğretmek, domuzun boynuna cevher, inci ve altın takmak gibidir.” (İbni Mâce) Bundan anlaşılıyor ki, ilmin değer ve kıymetini bilmeyen kimseye ilim öğretmek zulümdür.(İmâm Gazâlî (r.âleyh), Nasıl İyi Bir Kul Olunur?, s.41-42)Taxonomy

    EZÂN VE KAMET ARASINDA İSTEKTE BULUNMAK-07 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 8, 2025 1:59


    Efendimiz (s.a.v.)'in bizlere olan emir ye vasiyetlerinden biri; ezân ile kamet arasında Hâkk Teâlâ'dan bizlerin ve umum müslümanların dünya ve âhiret ihtiyaçlarımızı görmesini istememizdir. Fakat bu işi yaparken bir şer'î özür olmadıkça ifrata kaçmamalıyız. Bu anda duâ etmenin fazîleti şundan ileri geliyor: Çünkü kul ile Zülcelâl arasındaki örtüler ve mani hicaplar bu iki vakit arasında kaldırılmış olur. Hadis-i Şerif'te “Ezânla namaz kameti arasındaki kul istekleri, geri çevrilmez. O halde, o anda duâ ediniz.” buyurulmuştur. Ashâb (r.a.e.): “Ey Allâh'ın Resûlü (s.a.v.), öyle ise Hâkk Teâlâ'dan ne dileyelim” diye sorduklarında, Efendimiz (s.a.v.), “Allâh (c.c.)'dan dünya ve ahiretiniz için afiyet ve selâmet isteyiniz.” buyurmuşlardır.Başka bir hadiste, “Ezân sesi yükselince göklerin kapıları açılır, istekler (duâlar) kâbul olunur. Binaenâleyh kime bir üzüntü ve sıkıntı gelirse ezân sesini duyduğunda ona icabet etsin” (Hakîm) buyurulmuştur. Yani müezzinin söylediklerini tekrarlasın, ondan sonra hacetini Allâh (c.c.)'dan istesin. Nitekim Peygamber (s.a.v.): “Müezzinin söylediklerini tekrarlayıp bitirdikten sonra, Allâh (c.c.)'dan iste; istediğin verilir.” (Ebû Davud) buyurmuştur. “Namaz için kamet getirilmeye başlanınca gök kapıları açılır, duâlar kâbul olunur.” (İmâm Ahmed) “İki an vardır ki, duâ edenlerin duâsı geri çevrilmez. Bunlardan biri namaz kameti zamanı, diğeri Allâh (c.c.) uğrunda cihad için saf halinde bulunulduğu saattir.” (İbn Mâce)(İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.78-80)Taxonomy

    EHL-İ SÜNNET İTİKADINA AİT BAZI İNCELİKLER-6 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 8, 2025 2:17


    İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdiktir. Tek başına ikrar iman kâbul edilmez. Çünkü, tek başında ikrar, iman addedilse idi; münafıkların tamamı mü'min olurdu. Aynı şekilde sadece kalbin idrak etmesi (tasdik) de iman olmaz. Eğer bu durum tek başına yeterli olsa idi, Ehl-i Kitab'ın tamamı mü'min olurdu. Halbuki Allâhü Teâlâ dilleriyle ikrar eden münafıklar hakkında şöyle buyurmaktadır; “Allâh o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına şahadet eder.” (Münafikun s. 1) Ehl-i Kitap hakkında ise varit olan ayet şöyledir: “Kendilerine kitap verdiklerimiz peygamberi, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.” (Bakara s. 146) Ne var ki bunu kâbullenip dilleriyle ikrar etmezler. İman ne artar ne de eksilir. Çünkü imanın azalması ancak küfrün artması ile; artması da ancak küfrün azalması ile tasavvur edilebilir. Bu durumda, bir kişinin aynı anda mü'min ve kafir olması nasıl mümkün olur? Mü'min, gerçek anlamda inanan, kafir de hakiki manada inkar edendir. İmanda şüphe olmaz. Tıpkı küfürde olmadığı gibi. Bu bağlamda Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurmaktadır: “İşte onlar gerçekten mümindirler.” (Enfal s. 4) ve “İşte onlar gerçekten kafirdirler.” (Nisa s. 151)Efendimiz (s.a.v.) ümmet kadrosuna dahil olan günâhkarların tamamı gerçekten mü'mindir, kafir değillerdir. Amel imandan ayrı, iman da amelden farklıdır. Şöyle ki; amel mükellefiyetinin mü'minden kalktığı birçok zaman vardır. Fakat bu durumda imanın ondan gittiği söylenemez. Hayızlı kadın namaz kılmaktan muaf kılınmıştır. Böyle bir kadın için “Allâh (c.c.) onun kalbinden imanı çıkarmıştır ve ona imanı terk etmeyi emretmiştir” denemez. Şeriat o kadına; “Orucu bırak, sonra tutmadığın günleri kaza et” der. Kadına; “İmanı terk et, sonra kaza edersin” denmesi caiz değildir.(www.imamiazam.com)

    ÖĞREN YAŞA, ÖĞRET YAŞAT!-05 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 5, 2025 2:59


    Yakın tarihimize damga vuran gençlik teşkilatı Milli Türk Talebe Birliği'nde 1971'de başlayan dönemde kurumsal/kitlesel faaliyetler yanında kişisel gelişime de çok önem verilmiş; “İslâm'ı öğren, yaşa; öğret, yaşat” düsturu hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Günümüzde ülkemizin yönetiminde ve önemli görevlerdeki pek çok kişi Milli Türk Talebe Birliği çatısı altında İslâmî değerleri, teşkilatçılığı, birlik ve bareberliğin getireceği neticeleri öğrenmiş ve meyvesini toplamıştır. MTTB'nin Bozkurt olan amblemi 1976 yılında kitap (Kur'an) ile değiştirilmiştir. 1971-80 arası dönemde Fetih Mitingleri düzenlenmiş, Ayasofya'da defalarca namaz kılınmıştır. 56. Dönem Faaliyet Raporundan: “13 Mayıs 1977 Cuma günü 500 kadar, 26 Mayıs 1977 Perşembe günü 1000'i aşkın MTTB'li genç Ayasofya'da namaz kıldı. Namazın, basında akisleri büyük oldu.”Milli Türk Talebe Birliği, 80'lere gelindiğinde, “MTTB vagon olamaz, lokomotiftir” anlayışını tamamen yerleştirmiş, Türkiye çapında 250 civarı şubesi bulunan, Necip Fazıl'ın deyimiyle “madde ve manaya hâkim”, gönüllere girmiş kitlesel bir gençlik hareketi hâline gelmiştir. Nihayet 12 Eylül 1980'de yönetime el koyan askerî yönetim tarafından Milli Türk Talebe Birliği'nin faaliyetleri durdurulmuştur. Hatta 1980 darbesinin yapılmasının örtülü ancak temel sebebinin MTTB'nin önlenemez yükselişinin önüne geçmek olduğu bilinmektedir. Ancak bu ocak hiçbir zaman söndürülememiş, küllense de için için yanmaya devam etmiştir. Nitekim 80 ihtilâlinde MTTB kapatıldıktan sonra tüzüğü gereği, bütün mevcudiyeti ve misyonu MTTB'nin yan kuruluşu olarak 1971 yılında Muhterem Ömer Öztürk tarafından kurulan Fatih Gençlik Vakfı'na devredilmiş, böylece gençliği yetiştirmeye yönelik faaliyetler her şartta aralıksız sürmüştür. Fatih Gençlik Vakfı faaliyetlerini aynı çizgide devam ettirmektedir.(Detaylı bilgi: www.mttb.com.tr; www.fgv.org.tr)

    KURULUŞUNUN 109. YILINDA M.T.T.B. (MİLLÎ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ)

    Play Episode Listen Later Dec 4, 2025 2:41


    Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), Osmanlı'dan günümüze, yakın tarihimizin en büyük gençlik hareketinin adıdır. 1916 yılında Daru'l Fünûn'da okuyan bir grup öğrenci tarafından kurulmuştur. 1931'e kadar kayda değer bir varlık gösteremeyen MTTB, bu yıllarda Teknik Üniversite talebesi olan Tevfik İleri'nin genel başkan olmasıyla faaliyetlerini artırmış, milli ve manevi değerlerin ağır bir kıyıma tâbi tutulduğu baskılarla dolu bu dönemde adından söz ettirmeye başlamıştır. Bu dönemdeTevfik İleri tarafından çıkarılmaya başlanan ve milletin aslî değerlerine üstü kapalı da olsa kısmen değinmeye çalışan “Birlik” Gazetesi, yüksek trajlara ulaşmaya başlayınca, 1933'te hükümet tarafından derhal yayından kaldırılmış, ancak 14 sayı çıkarılabilmiştir.1936 yılında kapatılan MTTB, 1946 yılında bir grup gencin müracaatıyla yeniden açılmıştır. Bu yıllarda bazı nümayişlerle, milli refleks MTTB tarafından ayakta tutulmaya çalışılmış ancak 1960 darbesini kurum olarak açıktan destekleyecek kadar sistemle entegre bir çizgide faaliyet yürütülmüştür. Bu arada çalkantılı dönemler yaşayan MTTB, 1965 senesinde yeniden milliyetçi-muhafazakar söylemler benimsenmeye başlamıştır. Bu dönem, Milli Türk Talebe Birliği'nin sol kesimden sağa bir geçiş dönemi olmuştur. Aynı yıllarda Milli Gençlik isimli dergi çıkarılmaya başlanmış, Peyami Safa,Necip Fazıl gibi isimler bu dergide yazı yazmışlardır. 1971 yılına gelindiğinde ise Ömer Öztürk'ün genel başkan seçilmesiyle Milli Türk Talebe Birliği'nde yepyeni bir dönem başlamıştır. Milli Türk Talebe Birliği artık günden güne daha çok gence hitap eden kitlesel bir gençlik hareketi haline gelmiş ve gençliğin sokaktan, slogandan, anarşiden koparılıp; eğitime, ilme, kültürel faaliyetlere çekildiği bir dönem olmuştur. (Devamı yarınki yaprakta)(Detaylı bilgi: www.mttb.com.tr; www.fgv.org.tr)

    MAKAM SEVGİSİ VE ZARARLARI-03 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 3, 2025 2:28


    Makam ve şöhret sevgisi “Başka insanların kalbinde kendisine karşı hürmet beklentisi içinde olmak” olarak tanımlanır. Şöhret sevgisi gizli bir hastalık olduğu için kişi, bazen kendisinde bu hastalığın varlığını tespit etmekte zorlanır. Ancak bu hastalık arttığında kendisini gösterir ve o zaman kişi bunun farkına varır. Şöhret sevgisinin peşine düşen kişiden daha bedbaht kimse yoktur. Çünkü bu, başka insanların beğenisini kazanmaktan ibaret olduğu için, kişinin bundan kazandığı somut bir şey yoktur. Diğer yandan “başka insanlar”, istedikleri zaman şöhret sevdalısının değerini yerle bir edebilirler. Bazen insanların gözünde hiçbir değeri olmayan kişiler bile kalbinde bu hırsı beslemeye devam eder. Böyle bir kişinin durumu, bakkalda tahıl ve bakliyatı görüp mutlu olan fareye benzer. Fare, bakkalın bütün tahıllarını, kendisi için hazırlanan yem olarak görür. Ancak yemeye kalkıştığı zaman onu tuzağa düşürmek için verilen yemek kırıntıları dışında hiçbir şey bulamaz ve mutluluğu yok olup gider. Aynı şekilde şöhret sevgisinden dolayı, kişinin cebine ne bir kuruş para girer ne de kendisi başka bir şeye sahip olur.Şöhret sevgisinin dünyevî ve uhrevî birçok zararı vardır. Uhrevî zararı, kişinin arzuladığı şöhreti bulmasıyla birlikte kibre düşmesi ve böylece sâlih amellerini yok etmesidir. Birçok insanın, nefsinin bu tuzağına düşüp ahiret hayatlarını helâk ettiklerini gördüm. Dünyevî zararı ise meşhur olan kişilerin, düşmanlarının çok olması ve böylece dünya hayatlarının tehlikeye girmesidir. Allâh Resûlü (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “İki aç kurdun bir koyun sürüsüne dalıp verdiği zarar, mal ve şöhret hırsına kapılan kişinin dinine verdiği zarardan daha fazla değildir.” (Tirmizî)(Misvâk Neşriyat, Eşref Ali et-Tehanevî, Tehzibu'l Ahlâk, s.125)

    YOLCULUĞA ÇIKARKEN NAMAZ KILMANIN HÜKMÜ NEDİR?-02 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 2, 2025 2:14


    Yolculuğa çıkan müslüman için, riayet etmesi gereken birçok edep vardır. Bunlardan biri; kerahat vakti değil ise yolculuğa çıkmadan önce iki rekât namaz kılmaktır. İbrahim el-Halebî (r.âleyh), Haleb-i Kebir adlı eserinde bunun müstehap olduğunu söylemiştir. Birinci rekâtında Fatiha-i Şerife'den sonra “Kafirun” suresi, ikinci rekâtında “İhlâs” suresi okunur. İbn Ebi Şeybe (r.âleyh), el-Musannef isimli eserinde bu konuyla ilgili olarak Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'den naklen şu rivayete yer verir: “Sefere çıkmak isteyen kişinin, ailesine bırakacağı en hayırlı şey iki rekât namaz kılmaktır.” (İbn Ebi Şeybe)Enes b. Malik (r.a.)'den rivayete göre kendisi şöyle buyurdu: “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) iki rekât namaz kılmadan konakladığı bir yerden ayrılmazdı.” (Sahih ibn Huzeyme) Yola çıkarken Allâh (c.c.) rızası için iki rekât namaz kılmak müstehap olduğu gibi yoldan döndüğünde de kerahat vakti değilse iki rekât namaz kılmak müstehaptır. Bu namazı yolculuğa çıkarken evde, yolculuktan döndükten sonra da mescitte kılmak daha faziletlidir. Yolculuğa çıkarken bu namazın kılınması; işlerini kolaylaştırması ve sağ salim, kazasız, belasız yuvasına kavuşturması için Allâhü Teâlâ Hazretlerine duâ etmek anlamı taşımaktadır. Yolculuktan döndükten sonra bu namazın kılınması ise; kişinin, eşine, dostuna, çoluk çocuğuna kavuştuğu için Allâhü Teâlâ Hazretlerine şükretmek anlamı taşımaktadır. Bunların yanı sıra bu namazın kılınmasında daha birçok hikmetler de vardır.(Sualli Cevaplı İslam Fıkhı, c.2, s.364-366)

    KIBLENİN KÂBE'YE DÖNMESİ-01 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Dec 2, 2025 2:24


    Bütün yönler Allâh (c.c.)'un mülküdür. Kıble demek, bir mekânın Allâh (c.c.)'a tahsis edilmesi, Allâh (c.c.)'un yalnız orada bulunması demek değildir. Hüküm, tasarruf ve emir hep Hâkk Teâlâ Hazretlerinindir. Bizi her nereye yöneltirse biz oraya yöneliriz. Tâat, Hâkk Teâlâ Hazretlerinin buyruğunu tutmaktır. Eğer her gün bir tarafa yönelmeyi buyursa biz o yana yöneliriz. Allâhu Teâlâ dilediği kimseyi sırât-ı müstakime yöneltir. Önce Beytu'l-Mukaddes'e ve sonra Kâ'be'ye döndürmek hikmet icâbı; barış, dirlik ve düzenin iktizâsı üzere bir fiildir ki, ümmetine çok büyük bir inayettir. Zira kendisinin halîli olan İbrahim (a.s.)'ın kıblesine hidayet eyledi, demektir.Âişe (r.anhâ) buyurmuştur ki: “Hiç şüphesiz Yahudi tâifesi bize üç nesnenin müyesser olduğuna hased ettikleri gibi hiçbir şeye hased etmezler. Bu üç şey şudur:1. Hâkk Teâlâ Hazretleri bize cuma gününü ihsan buyurdu. Onlara nasîb olmayıp bize müyesser olduğu için gayet huzursuzdurlar.2. Kâbe-i Muazzama bize kıble olduğu için de hased ederler.3. İmâmın arkasında “âmin” dediğimiz için de bize hased ederler. Kıble Kâ'be'ye döndükten sonra bâzı Müslümanlar: “Şimdiye dek bizim Beytü'l-Mukaddes'e doğru kıldığımız namazlar nice olur? Ayrıca Beytü'l-Mukaddes'e namaz kılıp da Kâ'beye kılmadan ölüp giden kardeşlerimizin halleri ne olacaktır?” dediler. Yâni onların tamamlanmaya muhtaç bâzı noksanları var mıdır? diye tereddüt ettiler. Bunun üzerine Hâkk Teâlâ Hazretleri: “Allâh sizin îmânınızı zâyi etmez” (Bakara s. 143) ayet-i kerîmesini göndererek kalblerinde şüphe kalmaması için müslümanları teselli etti.(İmâm Kastalâni, Mevahib-ü Ledünniye, s.119-120)

    DOĞUMLA İLGİLİ DUÂLAR-30 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 30, 2025 2:37


    Çocuk sahibi olmak isteyen kimse namazdan sonra şu ayetleri üç kere okursa Allâh (c.c.)'un izniyle çocuk sahibi olur: “Rabbim! Geride kalanların en hayırlısı sensin, yine de sen beni yalnız (çocuksuz) bırakma!” (Enbiyâ s. 89) “Rabbim! Bana tarafından temiz bir nesil ihsan eyle! Kuşkusuz sen duâyı işitmektesin.” (Al-i İmrân s.38)Çocuk sahibi olmak isteyen kimse mümkün mertebe Esma-i Hüsnâ'dan el-Bârî (c.c.) ve el-Musavvir (c.c.) isimlerini zikretmelidir. Çocuk sahibi olmaktan umudunu kesen bir kadın peş peşe yedi gün oruç tutup sadece su ile iftar açtıktan sonra 21 kez aşağıdaki ayeti okursa umulur ki, Allâh (c.c.)'un izniyle çocuk sahibi olur: “Yahut dalga, üstünde yine dalga, onun üstünde de bulutla (kara bulut gibi bir dalga ile) kaplı büyük bir denizdeki karanlıklar gibidir; birbiri üzerinde karanlıklar! Neredeyse elini çıkarsa onu göremeyecek. Allâh bir kimseye ışık vermezse onun aydınlıktan asla nasibi yoktur.” (Nur s. 40)Hamileliğin muhafazası için her namazdan sonra şu ayet-i kerimenin okunması faydalıdır: “Ey insanlar! Râbbinize karşı gelmekten sakının. Kıyâmet sarsıntısı gerçekten büyük bir olaydır.” (Hac s. 1) Hiç hamile kalmayan veya çocuk düşüren kadın şu ayeti yazıp yanında taşırsa faydası olur: “Allâh her dişinin karnında neyi taşıdığını, rahimlerin neyi eksiltip neyi artıracağını bilir. O'nun katında her şey bir ölçüye bağlıdır.” (Ra'd s. 8)Doğumu kolaylaştırmak için aşağıdaki ayetler bir kağıda yazılıp doğumu yaklaşan kadının üzerine konulursa Allâh (c.c.)'un izniyle doğumu kolaylaşır. Ancak doğum sonrasında yazı hemen alınmalıdır: “Gök yarıldığında ve rabbine boyun eğip gerekeni yaptığında; yer dümdüz edildiğinde ve içindekileri atıp boşaldığında” (İnşikâk s. 1-4)(Misvâk Neşriyat, Eşref Ali et-Tehanevî, Terbiye-i Evlâd, s.32-34)

    MEDİNE-İ MÜNEVVERE'Yİ ZİYARET-29 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 29, 2025 3:01


    Medine şehrini gördüğün zaman, Allâhü Teâlâ'nın, Nebi (s.a.v.)'e ayırdığı ve Nebi (s.a.v.)'in hicret ettiği bir şehir olduğunu, ilâhi emirlerin ve Nebi (s.a.v)'in bir çok sünnetinin burada meşru olduğunu, ölünceye kadar buradan düşman ile harb edip İslâm dinini ilân ettiğini, sonra kendisinin ve kendisinden sonra hilâfet vazifesini ifa eden iki dostunun Hz. Ebû Bekir ve Hz.Ömer (r.a.e.)'in türbelerinin de burada bulunduğunu hatırla. Sonra Nebi (s.a.v.)'in buralarda gezdiğini ve ayak basmadık bir yer bırakmadığını düşünerek o nisbette huşû ve huzur içinde yürü. Nebi (s.a.v.)'in kalbine Allâhü Teâlâ'nın ifaze ettiği büyük ilim ve marifeti ve Habibi (s.a.v.)'in adını yücelterek kendi ism-i şerifiyle bile andığını, konuşurken yüksek sesle de olsa Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'e hürmetsizlik edenin amelini mahvettiğini düşün. Sonra, O (s.a.v.)'i görüp, sözünü dinleyen ve O (s.a.v.) ile konuşan Ashâb-ı Kirâmı (r.a.e.)'e Allâhü Teâlâ'nın büyük lütuflarını düşün. O (s.a.v.)'i ve Ashâbı (r.a.e.)'i göremediğine üzüntü duy. Sonra dünyada görmek şerefine nâil olamadığın gibi âhirette de görememek tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu düşün ve bu korkuyu hisset!Nebi (s.a.v.)'in mescidine vardığın zaman, buranın bir arsa iken, Allâhü Teâlâ'nın burasını Habibi (s.a.v.)'e ilk ve en üstün müslümanlara mescid olarak seçtiğini, ölü ve diri nice makbul müslümanların burada toplanıp namaz kıldıklarını düşün. Girmekle berâber Allâhü Teâlâ'nın seni de bağışlayacağını kuvvetle ümit et, huşû ve hürmet ile bu mescide gir. Ka'be'den sonra saygı değer en üstün makam burasıdır. Nitekim Dârânî (r.âleyh) şöyle anlatıyor: Üveys el-Karanî (r.a.) haccını yaptı ve Medine-i Münevvere'ye gitti. Mescidin kapısına gelince: “İşte Nebi (s.a.v.)'in türbesi buradadır” diye kendisine haber verildiğinde hemen bayılıp yere düştü. Ayıldığında “Beni buradan çıkarın. Nebi (s.a.v.)'in medfun bulunduğu bir beldede, benim için yaşama zevki olamaz” demiştir.(İmâm Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmiddîn, c.3, s.766)

    YEMEK YEMENİN FARZ, SÜNNET VE MEKRUHLARI-28 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 28, 2025 2:45


    Yemek yemenin farzları:1. Aç olmayacak kadar yemek,2. O yemeği yiyince ağzına lezzet gelmesini Allâhü Azimü'ş-şan'dan bilmek,3. Yediği zaman doymayı ve içtiği zaman kanmayı Allâhü Azimü'ş-şan'dan bilmek,4. Helalinden yemek,5. O yemeğin kuvveti geçinceye dek Allâhü Teâlâ'ya kulluk etmek,6. Kanaat etmek,Yemek yemenin sünnetleri:1. Pabucunu çıkarıp yemek,2. Diz çöküp yemek,3. Sofrayı aşağı kurmak,4. Sirke yemek,5. Âhirinde (sonunda) hâmd etmek,6. Yemeğe başlarken besmele demek,7. Yemek evvelinde tuz yemek,8. Arpa ekmeği yemek,9. Ekmeği eliyle parçalamak,10. Üç parmağıyla yemek,11. Önünden; yemek kabın kenarından yemek,12. Ekmek ufağını devşirmek,13. Kabı parmağıyla sıyırmak,14. Üç kere parmakların yalamak,15. Dişini kurcalamak,16. Lokmayı küçük almak,17. Çokça çiğnemek.Yemek yemenin mekruhları:1. Sol eliyle yemek,2. Yemeği koklamak,3. Pişmiş eti bıçak ile kesmek,4. Besmeleyi terk etmek.Yemek yemenin haramları:1. Karnı doyduktan sonra yemek (eğer misafir, yemek sahibi yemedikçe yemezse yahut sahurda kuvvet ziyade olsun diye olursa doyduktan sonra yemek caizdir),2. İsraf etmek,3. Haram li-gayrihi yani aslı harâm olmayıp, sonradan hâsıl olan bir sebepten dolayı harâm olan şeyin evvelinde besmele demek -(ulema küfründe ihtilaf ettiler),4. Davetsiz yere gitmek,5. İzinsiz gayrın ekmeğini almak ve izinsiz gayrın bağına girmek ve meyvesini koparmak,6. Bedenine maraz (hastalık) olacak şeyi yemek,7. Altın ve gümüş tabaktan yemek,8. Riya (gösteriş) ile hazırlanmış yemekten yemek,9. Nezrettiği (adadığı) yemeği yemektir.(Mızraklı İlmihal, s.34)

    KİMLERLE DOSTLUK KURULMALIDIR?-27 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 27, 2025 2:34


    Allâh (c.c.), insanın içinde öyle bir kuvvet yaratmıştır ki insan diğer insanların düşünce, fikir ve sözlerinin tesiri altında kalır ve hiç uğraşmadan, zahmet çekmeden, hatta farkına bile varmadan öteki insanların etkisi altına girer. Bu etki ve tesir, iyi de olabilir kötü de. Bunun için insan, berâber olduğu, konuşup görüştüğü kimselerin, iyi ahlâk sâhibi kimseler olmasına dikkat etmelidir. İyi kimselerle düşüp kalkmanın ve dostluğun faydaları pek çoktur. Buna mukabil fena kimselerle dostluk kurma- nın da her zaman zarar getirip fenalıklar doğurduğu muhakkaktır.Bizim burada iyi dediğimiz kimseler, zarûret miktarınca din ilmini ve dinî meseleleri bilen, inanç ve akîdeleri sağlam olan, şirkten, bid'atlerden ve dünyevî gösterişten uzak olup amellerine dikkat eden, namazlarına, oruçlarına ve zarûrî ibâdetlerine bağlı bulunan kimselerdir. Böyle kimseler, alışverişlerinde ve bütün muâmelelerinde temiz ve dürüst, helâl ve haram hususlarında çok dikkatli ve titiz davranan, mütevâzı, kimseyi incitmeyip zarar vermeyen, ihtiyaç sâhiplerini ve fakirleri hor görmeyen, ahlâkî iç temizliğine sâhip, Allâh (c.c.)'dan korkan ve O (c.c.)'a karşı muhabbet besleyen kimselerdir. Dünya işlerinde tamahkârlık etmez ve dünyaya göz dikmezler. Bunlar, din karşılığında dünyaya bağlanıp dünyevî huzur ve rahatı dîne tercih etmez, nâmus ve haysiyetlerini korur, darlıkta, bollukta ve her durumda sabır ve şükretmesini bilirler. Resûlullâh (s.a.v.)'e, “Arkadaşlarımızın hangileri daha hayırlıdır?” diye sorulunca, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Gördüğünüzde size Allâh (c.c.)'u hatırlatan, konuşunca amelinizi arttıran, yaptıkları da size âhireti hatırlatan kişidir.”(Eşref Ali Tehânevî, Hayâtü'l Müslimîn-Müslümanın Günlük Hayatı, s.139)

    ŞEYHLİK BABADAN OĞULA GEÇMEZ!-26 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 26, 2025 2:40


    Evliyânın büyüklerinden Mansûr el-Betâhî (r.âleyh) Hazretleri'nin vefatı yaklaşınca hanımı: “Efendi! Oğluna vasiyet et, onu yerine vekîl bırak” dedi. Mürşîd-i kâmil olan Şeyh Mansûr el-Betâhî (r.âleyh) Hazretleri: “Hayır, kız kardeşimin oğlu Ahmed Rufâî'yi yerime vekil bırakacağım” dedi. Hanımı çok ısrâr etti, ağladı. “Oğlumuz varken sen başkalarını, yerine “şeyh” tayin ediyorsun. Bizden sonra çocuklarımızın kıymeti kalmaz” gibisinden çok söylendi. O büyük zat, hanımını susturmak için, oğlu ile talebesi Ahmed Rufâî'yi yanına çağırdı. “Gidin bana biraz çiçek toplayın getirin” dedi. Gittiler. Oğlu, demet demet çiçekler getirdi. Her biri değişik renkteydi. İnsanın içini açıyordu. Hoş kokular saçıyordu. Ahmed Rufâî ise eli boş döndü. Boynunu büktü. Mahçûp bir edâ ile hocasının yanına geldi. Hocası: “Neden çiçek toplamadın” diye sordu. Üzüntülü bir şekilde cevap verdi: “Efendim! Elimi uzattığım her çiçek, Allâhü Teâlâ'yı tesbîh ediyordu, koparmaya kıyamadım.” Hanımı; bu hâli görünce şeyhliğin babadan oğula miras yolu ile geçen bir makam, mevki, saltanat ve mal olmadığını anladı. Sesini çıkarmadı. Isrârından vazgeçti.Ahmed Rufaî (r.âleyh) Hazretleri buyurdu: “Tarîkat, şeyhlik ve evliyâ olma derecesi, dede ve babadan kimseye miras kalmaz. Çalışmakla olur. İbâdetle olur. Gözyaşları dökmekle olur. Müslümânları sevmekle olur.” İmâm Râbbânî (k.s.) Hazretleri sahte şeyhler için şöyle buyurdu: “Ermeyen bir şeyhin çevresinde bulunmak, onunla sohbet etmek ve ona bağlanmak, zehirli bir kılıç ile yaralanmaktan daha beterdir. Zehirli kılıç, insanın maddî hayatını alır; sahte şeyhler, insanın mânevî hayatını öldürür.” Bunlara, yâni miras yoluyla şeyhlik makâmına oturanlara uymak uygun değildir. Bunlara uymak ve onlara mürid ve talebe olmak câiz değildir.(Misvâk Neşriyat, Hakk Dinin Batıl Yorumlarına Cevaplar, s.223)

    İSLÂM'IN İLKLERİ-25 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 25, 2025 3:20


    İlk Câmi, Kuba Mescidi'dir. İlk gazâ, Bedir Gazâsı'dir.Bedir'de ilk şehit, Mihca (r.a.)'dır. Uhud'da ilk şehit, Abdullah bin Amr (r.a.)'dır. İlk îmân eden mü'min, Hz. Hatice (r.anhâ)'dır. İlk Müslüman olan çocuk, Hz. Ali (k.v.)'dir. İlk İslâm'a gelen köle, Zeyd bin Harise (r.a.)'dir. Müslümanların ilk karargâhı, Dâr-ül Erkâm'dır. İlk kılıç çeken mücahit, Zübeyr bin Avvam (r.a.)'dir. Düşmana ilk ok atan sahabî, Sa'd bin Ebî Vakkâs (r.a.)'dir. İlk hac emrini Hz. Ebû Bekir (r.a.) vermiştir. Harem-i şerîfte ilk açıkta namaz kılan, Hz. Ömer (r.a.)'dir. İdamından önce 2 rekât namaz kılan, Hubeyb bin Adiy (r.a.)'dir. İlk tabut, Zeynep bint-i Cahş (r.anhâ) için yapıldı. İlk Medrese, Suffe'dir. (Mescid-i Nebi'nin yanındaki sundurma) İslâm'da ilk selâm veren, Ebû Zer-i Gıfârî (r.a.)'dir. Medine-i Münevvere'de ilk ezanı, Bilâl-i Habeşî (r.a.) okudu. İlk ata binen İsmail (a.s.)'dır. İlk zırh yapıp giyen Dâvûd (a.s.). İlk kütüphâne memuru, Hâlid bin Yezîd'dir. Filistin'e tayin edilen ilk kadı, Ubade bin Sâmid'dir. İlk kitap yazan müslüman, İbni Cüreyc (r.âleyh)'dir. İlk kütüphâne, Hz. Muâviye (r.a.) devrinde yapıldı. İlk İslâm tarihçisi İbni İshâk (r.âleyh)'dir. İlk İslâm tarihi yazan, Ebû Müsel Eş'arî (r.âleyh)'dir.İlk Cuma namazı, Kuba Mescidi'nde kılındı. Müslümanların ilk baş şehri, Medine-i Münevvere'dir. Mushaf-ı Şerîf'i ilk çoğaltıp dağıtan Hz. Osman (r.a.)'dir. İlk kadın şehit, Hz. Sümeyye (r.anhâ)'dır. İlk İslâm kadısı, Necran bölgesine tayin edilen Hz. Ali (k.v.)'dir. İlk erkek şehit, Hz. Yâsir (r.a.)'dir. İslâm'da ilk bayrak, Huneyn muharebesinde kullanıldı. Bu bayrağı, Efendimiz (s.a.v.) kendisi yaptı. Rengi siyahtı. Kur'ân-ı Kerîm'e ilk defa Mushaf ismini veren Hz. Ebû Bekir (r.a.)'dir. Emîr-ül Müminîn diye ilk önce isimlendirilen ve ilk kadı yani hâkim, Hz. Ömer (r.a.)'dir. İslâm'da 75 sene kadılık yapan Şüreyh bin Hâris Kindî (r.a.)'dır. Hz. Ömer (r.a.) zamanında ilk defa Kûfe'de onu kadı yaptı. Resûlullâh (s.a.v.) ilk sancak verdiği zat, amcası Hz. Hamza (r.a.)'dir.(www.mevlanatakvimi.com)

    MUKADDESAT ODAMIZ: AYASOFYA-24 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 24, 2025 2:41


    Bizi bu hâle getiren, ahlâkımızı Paris'in kerhanesinden daha aşağıya düşüren, millî kültürümüzü çöplüğe ve millî iktisadımızı kumarhaneye çeviren, zekâmızı maymunlaştıran ve kalbimizi kanserleştiren, tarihi 126 yıllık cereyanın, kendi öz evimizde, yüzümüze kapadığı oda, ruh ve mukaddesat odamız… Ayasofya budur!126 yıl boyunca, dışardan Batı emperyalizmasının, içerden de onların sâdık ajanları sıfatıyla kozmopolitlerin, Yahudilerin, dönmelerin, masonların ve nihayet hepsinin birden ana sermayesi ve gönüllü fedaisi halinde; adı Türk, küfür tip ve zümrelerinin idare ettiği bu cereyan, Ayasofya'yı müzeye çevirmekle Türk'ün öz ruhunu müzeye kaldırmış oldu. Dâva ve gayesi bakımından üstün hükümdar, başbuğ ve aksiyon adamı Fatih, İstanbul'u fethedip onun kalbi Ayasofya'da namazını edâ ettiği zaman, Cenubî Fransa'da kırılmış, Viyana'da Batı'yı tekrar dişleyecek olan İslâm taarruz kıskacının mihver çivisini eline geçirmişti. Ayasofya işte bu incecik mildir, bu çividir. Onu İslâm kıskacına yerleştiren Fatih'dir ve eğer ondan sonra kıskaç kapatılamadıysa suç kapatamayanlardadır. Fatih'e düşen şerefse, erişilir soydan değildir. Kendisinden sonra, Kanunî gibi karaların ve denizlerin yüce hakanına kadar süren muazzam aksiyonda en büyük hız payı, yine Fatih'indir. Tarihimizde, Fatih'ten başka her hükümdarın aksiyonu, isterse vatana eklediği toprak Fatih'inkinden bin misli fazla olsun, ulvî kemâl ve noksansızlık bakımından tamam olmaktan uzaktır. Yalnız Fatih'tedir ki, kendi zaman ve mekânına göre, dâva hedefi, muhteşem ve muazzam bir tamamlık içinde göze çarpıyor.İşte bütün bunları sembolize eden de Doğu ve Batı dünyalarının kavşak noktası, cihanın en güzel beldesi İstanbul ve onun kalbi Ayasofya…(Necip Fazıl Kısakürek, MTTB Ayasofya Hitabesi)

    İCTİHÂDIN ÇEŞİTLERİ VE ŞARTLARI-23 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 23, 2025 2:59


    İctihâd, aşağıda belirtilen özellikleri kendisinde bulunduran, ehliyetli ve muktedir kimsenin fürûa ait şer'î hükümleri, şer'î delillerden çıkarma konusunda güç ve kuvvetini bütünüyle sarf edip kullanmasıdır. Mutlak ictihâdın şartları şunlardır: Kur'ân-ı Kerîm ile hadîs-i şerîflerin sözlük anlamları için lügat, sarf, nahiv, meânî, beyân meselelerini ve kurallarını bilmelidir. Şer'î anlamları için de ayetlerin iniş ve vürûd sebeplerini bilmelidir. Şer'î hükümlerin bilinmesiyle ilgili hadislerin tamamını senetleriyle berâber iyice anlayıp kavramalıdır. Üzerinde görüş birliği sağlanmış kesin bir hükme aykırılık ortaya çıkmaması için ümmetin icmâ ettiği hususları bilmelidir. Aynen bunun gibi ret veya kâbul edilen kıyâsı birbirinden ayırâbilmek için kıyâs-ı fukahânın şartlarını, bölümlerini ve hükümlerini bilmek gerekmektedir. Ictihâdın bu derecesine “ictihâd-ı mutlak” ve “ictihâd fi'ş-şer'“ denir. Bu sınıfa, müstakil mezhep sahibi dört büyük imâm gibi müctehitler girmektedir.İkinci derecede, “müctehid fi'l-mezheb” olan kimseler bulunur. Bunlar İmâm Ebû Yûsuf ve İmâm-ı Muhammed (r.âleyh) gibi müctehitlerdir.Bunlar usulde tâbi oldukları İmâm-ı Âzam (r.a.)'i taklit ederler.Üçüncü derecede, bir mezhep sahibi olan müctehitlerden rivayet edilmeyen meselelerde ictihâd eden “Ebû Bekir Hassâf, Ebü'l-Hasan Kerhî, Fahreddîn-i Kadıhânî (r.âleyh)” gibi kimseler yer alır. Bunlardan başka bir de tahrîc ashâbı vardır. Onlar mezhep sahiplerinden nakledilen mücmel (kısa ve özlü) sözleri açma, açıklama, ihtimâllerden birini belirleme yeteneğine ve gücüne sahiptirler. Ebû Bekir er-Râzî (r.âleyh) bunlardan biridir. Bir kısım tercih ashâbı da vardır. Onlar rivayetlerin en doğrusunu ve insanlar için en yumuşak ve kıyâsa en uygun olan sözleri seçerler. Ebü'l-Hasan Kudûrî (r.âleyh) ve Hidâye yazarı Burhâneddin el-Mergînânî (r.âleyh) gibi kimseler olup ictihâda yetkili değildirler.(Manastırlı İsmail Hâkkı, İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe (r.a.) Hayatından Râbbânî Esintiler, s.43-44)

    HARAMA BAKMANIN TEDAVİSİ-22 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 22, 2025 2:47


    Harama bakmaktan kendini kurtarâbilmek için yoğun bir mücadeleye girmek gerekir. Şunu bilmelisin ki, insan üstün bir himmet ve zahmet olmadan sıradan bir şeyi bile elde edemez. Meselâ, bedensel bir hastalığa düştüğün zaman tatsız ilaçlar içmeye rıza gösteriyorsun. Neden? Hedefin iyileşmek olduğu için bu tatsızlığa katlanıyorsun. Ruhsal bir hastalıktan kurtulmak için daha fazla zorluğa katlanmanın gerekli olduğunu bilmelisin.Bu bilinci kazandıktan sonra harama bakmaktan kurtulmanın ilacı olarak şunlar söylenebilir:1. Harama bakma gibi bir durumla karşılaşırsan ilk önce şunu düşün: Bakacağın kadının, anne ve babası, senin bu durumundan haberdar olursa halin ne olur? Bunun için biraz korku veya utanmaya kapılacak olursan o zaman her şeyi hakkıyla bilen Râbbinin seni gördüğünü düşün! Sen, O (c.c.)'un verdiği nimetleri kullanarak onun huzurunda haram işlemektesin, utanman gerekmiyor mu?2. Cehennemin elim azabını hatırla!3. Eğer başka biri benim karıma veya kızıma böyle şehvet ve kem gözle bakarsa ve ben bunu fark edersem ne yaparım?4. Allâh (c.c.)'un bizi gördüğünü ve kıyâmet gününde herkesin önünde bunun hesabını soracağını tasavvur etmektir.5. Kalbinde günâha bir meyil hissettiğin zaman abdest alıp iki rekât namaz kıl, Allâh (c.c.)'dan af dile ve bu hastalıktan kurtulmak için duâ et. Kalbin günâha tekrar meylederse yine bunları yap. Bir günde birkaç defa aynı şeyleri yapmak zorunda kalabilirsin. Ancak sonraki gün mutlaka nefsinin zayıfladığını hissedeceksin. Üçüncü gün belki o harama karşı hiçbir istek oluşmayacaktır. Böylece yavaş yavaş harama bakma hastalığından kurtulacaksın. Çünkü namaz nefse ağır gelir.6. Harama göz diktiğin zaman şunu düşün: Bir hocan veya mürşidin seni bu hâlde görse yüzünü başka tarafa çevirmez misin? O hâlde Allâh (c.c.)'un gözetimi altında iken nasıl böyle bir harama düşebiliyorsun!(Misvâk Neşryat, Eşref Ali et-Tehanevî, Tehzibu'l Ahlâk, s.37-40)

    VATANSEVER SULTAN: VAHDEDDİN HÂN-21 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 21, 2025 1:54


    Sultan Vahdeddin, I. Dünya Savaşı'ndan yenik ayrılıp toprakları işgal edilen bir devlet devralmasına rağmen, işgal ve esaretin amansız şartlarına göğüs gererek batan devleti kıyıya çekme yükünü sırtlanmıştır. Bu gerçeğe, Saray Nazırı Avni Paşa'ya söylediği şu sözlerle parmak basmıştır: “Bize hükümdarlık değil, türbedarlık mukaddermiş. Vatan viraneye dönmüş, Anadolu ateş içindedir. Talih ve kaderim gereği maziden miras aldığım elim olayların içindeyim.” Son sığınağımız Anadolu'da istiklal meşalesini ateşletmiş ve vatanın kurtuluşunda büyük rol oynamıştır. İşgal ve esarete karşı paratoner vazifesi görüp, vatan ve milleti selamete çıkarmasına karşılık, maalesef tarihimizin en ağır şekilde itham edilen şahsı olmaktan kendini kurtaramamıştır. Bu duruma ilişkin Tarihçi Reşat Ekrem Koçu'nun tahlili gayet vecizdir: “Memleket felakete düştükten sonra işbaşına geçen, ağır sorumluluk yüklenen o kara bahtlı insanlar, tarihin sigorta lambalarına benzer. Kendilerinin yanması vatan ve milletin kurtulmasını temin eder.”Yaveri İsmail Hakkı Okday'ın naklettiği müşahedeler de tarihi kıymete sahiptir: “Padişahın arkadaşım Çopur Neşet Bey'le çalıştığımız odaya ikide bir uğradığına; Anadolu'da geçen Millî Mücadele'nin askeri durumlarıyla yakından ilgilendiğine ve bir askeri başarımızın kendisini son derece sevindirdiğine tarih huzurunda şahadet edebilirim. Sultan Vahdeddin, öyle sanıldığı gibi Millî Mücadele'mizin düşman orduları tarafından yok edilmesini katiyen arzulamaz; bilakis zaferi dört gözle beklerdi.”(İsmail Çolak, Zafer Dergisi, 533. Sayı, Mayıs 2021)

    MUSA (A.S.)'IN YÜCE ALLÂH'DAN BAZI SORU VE DİLEKLERİ-20 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 20, 2025 1:51


    Musa (a.s.) bir gün “Yâ Râb! Kullarının sana sevgilisi hangisidir?” diye sordu. Yüce Allâh “Onların beni en çok zikredenidir” buyurdu. Musa (a.s.): “Yâ Râb! Kullarının en zengini hangisidir?” diye sordu. Yüce Allâh: “Kendisine verdiğim şeye en râzı olanıdır!” buyurdu. Musa (a.s.) “Yâ Râb! Kullarının en iyi hüküm vereni hangisidir?” diye sordu.Yüce Allâh: “İnsanlar hakkında kendisi için hüküm verdiği gibi hüküm verendir” buyurdu. Musa (a.s.) “Yâ Râb! Kullarının, sana karşı en haşyetlisi hangisidir?” diye sordu. Yüce Allâh “Onların beni en iyi bilenidir!” buyurdu. “İlâhî! Ben, sana nasıl şükredeyim ki, bana ihsan buyurduğun nimetlerinden en küçük bir nimete bile bütün amellerim denk gelmez!” dedi. Yüce Allâh “Ey Musa! İşte sen şimdi bana şükrettin!” buyurdu.Musa (a.s.): “Ey Râbb'im! İyiliği emir, kötülükten nehy ve Allâh (c.c.)'a imân eden hayırlı bir ümmetin insanlar için ortaya çıkarılacağını Tevrat'ta yazılı buldum. Onları benim ümmetim yap!” dedi. Yüce Allâh “Onlar, Ahmed'in ümmetidir.” buyurdu. Musa (a.s) “Ey Râbb'im! Kendilerinden öncekiler kitaplarını ezberlemeyip yüzünden okurlarken, İncilleri (İlim ve hikmetin aslı olan kitapları) kalplerinde (ezberlerinde) bulunan bir ümmeti, Tevrat'ta yazılı buldum. Onları, benim ümmetim yap!” dedi. Yüce Allâh: “Onlar, Ahmed'in ümmetidir!” buyurdu.(M.Asım Köksâl, Peygamberler Tarihi, s.96-98)

    AVRUPA'NIN REZİL TARİHİ-19 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 19, 2025 2:01


    Orta Çağ'da Avrupa'lılar mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir “kemik evi”ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar.Bir kişi bütün gece bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık bile yapıyordu. Hatta bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor, aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakı- yordu. Buna “uyanma” nöbeti deniyordu.İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Orta Çağ'da Avrupa'daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı. Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı. Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa'da lazımlıkları sokaklara boşaltma adeti 17. yy'a kadar sürdü. Fransa krallarından 14. Louis, gününün belli bir zamanını lazımlığında oturarak geçirir, devlet işlerini de buradan yürütürdü. 1600'lerde İstanbul'a gelen İngiliz büyükelçiler, lazımlık kullanma ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden şehirden uzak olan Tarabya'yaki bir konağa gönderilmişti.19.yy'da kesin olarak tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim'e taşınmalarına izin verilmişti.İnsan hakları ve demokrasi palavralarıyla bizi uyutmaya kalkan Batı'nın ilk önce kendi karanlık geçmişiyle yüzleşmesi gerekmez mi?(Prof. Dr. Erol Duren)

    HZ. ÜMMÜ SELEME (R.ANHÂ)-18 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 18, 2025 2:21


    Hz. Ümmü Seleme (r.anhâ) İslâm ile şereflenen ilk müslümanlardan. Habeşistan ve Medine'ye hicret eden ilk kafilede yer almış, çilekeş bir İslâm mücâhidesidir. Hudeybiye antlaşmasından sonra gösterdiği dirayet ve fetanetiyle, Efendimiz (s.a.v.)'e verdiği fikri desteği ile tanınan bir annemiz. Zekâsı, soyu, güzelliği, iffeti ve nezâketiyle Resûlullâh (s.a.v.)'e aile olma şerefine eren bahtiyarlardandır. Medine'ye hicreti çok sıkıntılı oldu. Müşrik akrâbaları, zevcesi Hz. Ebû Seleme (r.a.)'in Hz. Ümmü Seleme (r.anhâ)'yı götürmesine müsaade etmeyip alıkoydular. Daha sonra Hz. Ümmü Seleme (r.anhâ)'da hicret etti. Uhud Savaşında Hz. Ebû Seleme (r.a.) yaralandı ve vefatından önce hanımı için duâ etti: “Allâh'ım! Ümmü Seleme'ye benden sonra daha hayırlı ve onu hor görmeyecek, incitmeyecek bir koca nasib et” dedi. Bir müddet sonra vefat etti. Fahr-i Kâinat (s.a.v.) Efendimiz onun gibi mücâhide bir hanım sahabîsinin dört çocuğu ile ortada kalmasına gönlü razı olmadı. Hicri 4. yılın şevval ayının sonlarında Resûlullâh (s.a.v.) ile evlendi.Hz. Ümmü Seleme (r.anhâ) annemiz asalet sahibi bir hanımefendi idi. Efendimiz (s.a.v.)'e karşı hep asîl davranışlar sergiledi. Hayatını zühd, takvâ ve ibâdetle geçirdi. Hanım sahabeler arasında fıkhı en iyi bilenlerdendi. Bilhassa hanımlarla ilgili meselelerde İslâm fıkhını en iyi bilen sahabeler arasında yer aldı. Hadis ilmine de çok büyük hizmetlerde bulundu. Hz. Ümmü Seleme (r.anhâ), hadis rivayetinde Hz. Aişe (r.anhâ) annemizden sonra ikinci sırayı aldı. Hz. Ümmü Seleme (r.anhâ) annemiz, hicri 61 yılında Medine-i Münevvere'de vefat etti. Bakî kabristanlığına defnedildi. Cenâb-ı Hâkk'tan şefaatlerini niyaz ederiz.(Mustafa Çelik, Fıkhu's Sahabe, c.2, 3. Bölüm)

    AHİR ZAMAN HADİSLERİ-17 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 17, 2025 2:31


    Peygamberimiz (s.a.v.), bazı hadislerinde, ümmetinin ömrünün bin beş yüz seneyi pek geçmeyeceğini söylüyor. Ve Ahir Zaman olarak belirtilen son safhada da yaşanacak kıyamet alametlerini belirtiyor.“İnsanların başına bir zaman gelecek ki, onlardan faiz yemeyen kalmayacak, yemese bile tozu onlara bulaşacaktır. Birçok kişi, az bir dünyalık karşılığında dinini feda edecek. Kazanç, belirli kişiler arasında dolaşacak, dar gelirliler açlık ve sıkıntıya düşecek. Kabirler süslenecek ve Kur'an, kazanç getiren bir metâ hâline gelecek. Fitne her eve girecek ve tecrübesiz gençler başa geçecekler. Kur'an'dan bir resim, İslâm'dan bir isim, müslüman'dan bir cisim kalacak. Üç şey çok kıymetlenecek; helal para, kendisiyle amel edilen sünnet ve candan bir dost. Ecnebiler çoğalacak ve müslümanlara galebe edecekler. Sonradan gelen nesiller, önceden gelenlere sövüp sayacaklar. Mihnet, bela, musibet artacak, rahat ve huzur kalmayacak, kimse eliyle bunları önleyemeyecek. Bir müslüman, koyundan daha âciz olacak, hor ve hakîr görülecek. İlim azalacak, cehalet, anarşi ve cinayetler artacak, adam öldürmek, hafif bir suç sayılacak. Hilesiz iş yapılamayacak, tacirler ve yazarlar artacak kalem bollaşacak. Kişi, elbisesini sakındığı kadar dinini sakınmayacak ve fakirler de namaz kılmayacak. Akrabalık bağları kopacak ve selâm, sadece tanıdık olanlara verilecek. Zenginler ticaret için, hafızlar riya ve gösteriş için hacca gidecekler. Büyükleri merhametsiz, küçükleri hürmetsiz olacak, çocukları terbiye, köpekleri terbiyeden daha zor olacak. İnsanlar, kötülüklerden birbirlerini sakındırmayacaklar ve iyiliği emretmeyecekler. Minareler çoğalacak, camiler süslenip ziynetlenecek.” Bunlar alemetlerin sadece bir kaçı…(Suat Arusan, Zafer Dergisi)

    KOMŞULUK HAKLARINA RİAYET EDİYOR MUYUZ?-16 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 17, 2025 2:04


    Aişe (r.a.), Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu söyledi: “Cebrâil bana komşuya iyi davranmayı o kadar çok tavsiye etti ki, neredeyse komşu komşuya mirasçı kılınacak sandım.” Ebû Şüreyh el-Huzâ'î (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allâh (c.c.)'a ve âhiret gününe imân eden kimse komşusuna iyi davransın. Allâh (c.c.)'a ve âhiret gününe imân eden kimse misâfirine ikrâmda bulunsun. Allâh (c.c.)'a ve âhiret gününe imân eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!” Komşu, evinin yakınlığı sebebiyle akrâba gibi yakın kâbul edilmiştir. Cebrâil (a.s.), Server-i Enbiyâ (s.a.v.) Efendimiz'e işte bu sebeple komşuya iyi davranılmasını sık sık tavsiye etmiş, Allâh'ın Resûlü (s.a.v.) de bu sebeple, Cebrâil (a.s.)'ın bu ısrarlı tavsiyelerini bizlere: “Neredeyse Allâhü Teâlâ, komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım.” şeklinde dile getirmiştir.Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.) efendilerimiz Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in bu konuda “Allâh'a ve âhiret gününe imân eden kimse komşusuna iyi davransın” şeklindeki buyrukları sebebiyle, gayr-i müslim komşularıyla bile hediyeleşmeyi ihmâl etmemişlerdir. Fakat müslümanlar, dinlerinden uzaklaştıkça komşularından da uzaklaşmışlardır. Komşuyla selâmlaşmalı, hediyeleşmeli, hâlini hatırını sormalı, hastalanınca ziyâret etmeli, yardıma ihtiyacı varsa yardım etmelidir. Komşuya hiçbir şekilde zarar vermemeli, onu gücendirmemelidir. Misâfire ikrâmda bulunmak, insanlara faydalı söz söylemek, bunu söyleyemiyorsa susmak da dinimizin emirleri arasındadır. Bütün bunlar, imân ile doğrudan ilgili görevlerdir.(İmâm Buhârî, Edebü'l-Müfred, c.1, s.141-142)

    PEYGAMBER (S.A.V.)'İN KATİPLERİNDEN: HZ. ABDULLAH BİN RAVAHA (R.A.)-15 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 15, 2025 2:49


    İsmi Hz.Abdullah bin Ravaha (r.a.) künyesi Ebu Muhammed olup, Ebu Ravaha ve Ebu Amr da denilmiştir. Hz. Abdullah b. Ravaha (r.a.) Ensar'ın ilk müslüman olanlarındandır. Akâbe gecesinde katılanlardan biridir. Peygamber (s.a.v.) için katiblik yapardı. Hz. Ebu Hureyre (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadiste Peygamber (s.a.v.): “Abdullah b. Ravaha ne iyi birisidir” buyurmuştur. Bir başka hadisi şerifte ise Peygamber (s.a.v.) “Allâh İbn Ravaha'ya rahmet etsin. Zira o Meleklerin övündüğü meclisleri sever.” buyurdu. Peygamber (s.a.v.) hutbedeyken Hz. Abdullah bin Ravaha (r.a.) geldi. O sırada Peygamber (s.a.v.)'in “Oturun” dediğini işitti. Hz. Abdullah (r.a.) henüz mescidin dışında olmasına rağmen bulunduğu yerde oturuverdi. Hutbesini bitirince ona buyurdu ki: “Allâh, Allâh'a ve Resûlü'ne itaatini artırsın”Hz.Abdullah bin Ravaha (r.a.) hastalandı ve ona baygınlık geldi. Peygamber (s.a.v.) onu ziyaret ettiğinde şöyle buyurdu: “Allâh'ım! Onun eceli gelmişse bunu ona kolaylaştır. Eğer eceli gelmemişse ona şifa ver.” Bunun üzerine bir hafiflik hissetti. Hz. Enes (r.a.)'in rivayet ettiği bir hadiste: “Peygamber (s.a.v.) Umretu'l-Kaza'da Mekke'ye girerken Hz. Abdullah b. Ravaha (r.a.) onun önünde şu şiiri söylüyordu: “Çekilin kâfirler Nebi (s.a.v.)'in yolundan bugün, Vururuz yoksa boynunuzu inkâr etmiştiniz dün, Öyle bir vuruş ki ayırır gövdeden başı, Hatırlatmaz insana ne dost ne arkadaşı.” Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) ona: “Ey Abdullah! Harem'de Allâh Resûlü (s.a.v.)'in huzurunda mı bu şiiri söylüyorsun?” dedi. Peygamber (s.a.v.)'de: “Bırak onu ey Ömer! Söylesin. Nefsim elinde olana ye- min ederim ki, onun sözleri bu kâfirlere ok yarasından daha fazla tesir eder” buyurmuştur.(İbn Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.133)

    NAMAZA DAİR BAZI HÜKÜMLER-14 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 14, 2025 2:14


    Rükû ve secdede başını imamdan önce kaldıran kişi geri döner. Uygun olan budur. Bu durumda iki secde veya iki rükû yapmış sayılmaz. İmam rükû veya secdeden kalktığında cemaat teşbihleri tamamlamamış olsa da onlar terk eder ve imama tabi olur. Sahih olan görüş budur. İmam birinci oturuşu tamamlayıp ayağa kalktığında cemaat henüz teşehhüdü tamamlamamışsa, önce teşehhüdü tamamlar sonra ayağa kalkar. Teşehhüdü tamamlamadan ayağa kalkmaları namazlarının sıhhatine mani değildir. Aynı şekilde imam selam verip namazdan çıktığında cemaat henüz teşehhüdü tamamlamamışsa önce teşehhüdü tamamlar sonra da selam verip namazdan çıkar. Teşehhüdü tamamlamadan imamla birlikte namazdan çıkacak olurlarsa namazları sahih olur.İmam, salli-barik ve sonrasındaki duâları okumadan namazdan çıkacak olursa cemaat ona tabi olmalı ve hep birlikte namazdan çıkmalıdırlar. Çünkü bunlar sünnettir. Teşehhüt ise vaciptir. İmam, vitir namazında kunut yapmadan rükûa gidecek olsa bakılır; cemaat, az da olsa kunuttan bir miktar okumuşsa rükûa gider. Hiç okumamışsa bir miktar okuyup imamına rükûda yetişir. Bir kimse abdest alırken cemaatle bir rekatı kaçırırsaabdest azalarını üç kere yıkayarak bir rekâtı veya fazlasını kaçırmaktansa, rekât kaçmasın diye onları bir defa yıkayıp derhal cemaate girmesi daha faziletlidir. Abdest azalarını üçer kere yıkaması iftitah tekbirine yetişmesinden daha faziletlidir. Sarığını sarması durumunda rekât veya rekâtları kaçıracaksa bunu terk edip namaza derhal girmesi daha faziletlidir.(Sualli Cevaplı İslam Fıkhı, c.3, s.98-102)

    TAKVÂNIN MÂNÂLARI-13 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 13, 2025 2:30


    Takvâ, “haşyet” (tazim ve saygıdan ileri gelen korkma) manasınadır. Nitekim Allâhü Teâlâ “Ey insanlar, Râbbinizden ittikâ edin (korkun)” (Nisâ s. 1) buyurmuştur. “Hani, kardeşleri Nûh onlara, “İttikâ etmez misiniz” yani “Allâh (c.c.)'ı saymaz, Ondan korkmaz mısınız?” demişti.” (Şuarâ s. 106) buyurmuştur. Aynı sözü Hud, Salih, Lût ve Şu'ayb (a.s.e.) kavimlerine söylemişlerdir. Takvânın gerçeği, her ne kadar zikrettiğimiz şeylerse de, o, Kur'an'da aslî manası bazen imân, bazen tevbe, bazen taat, bazen günâhı terk ve bazen de ihlâslı olmak şeklinde yer almıştır. İmân manasında olmak üzere, Cenâb-ı Allâh, “Allâh onlara takvâ kelimesini yani tevhidi, gerekli kıldı.” (Fetih s. 26), “İşte onlar, Allâh'ın, kalblerini takvâ için imtihân ettiği kimselerdir.” (Hucurât s. 3), “Firavunun kavmine (gel): Onlar ittikâ etmezler mi?” (Şuarâ s. 11) yani “imân etmezler mi?” buyurmuştur. Tövbe anlamında ise, Hâkk Teâlâ, “Şayet beldeler halkı imân edip ittikâ etselerdi…” (A'râf s. 96) yani “tevbe etselerdi” buyurmuştur. Taat anlamında da, Hâkk Teâlâ, “Benden başka ilâh olmadığını duyurasınız.” diye… Öyleyse Beni sayıp itaat ediniz.” (Nahl s. 2) ve yine aynı surede “Allâh (c.c.)'dan başkasından mı ittikâ edersiniz?” (Nahl s. 52), “Ben, sizin Râbbinizim, öyleyse Ben'i sayıp itaat ediniz.” (Mü'minûn s. 52) buyurmuştur.Günâhı terketmek manasında ise, “Evlere kapılarından girin, Allâh (c.c.)'dan ittikâ edin.” (Bakara s. 189) yani, “Allâh (c.c.)'a karşı günâh işlemeyiniz.” buyrulmuştur. İhlâs manasındaki ittikaya gelince, Cenâb-ı Allâh, “Bu, kalblerin takvâsındandır” (Hacc s. 32) yani kalblerin ihlâsındandır ve aynı manada “Benden ittikâ edin, (yani bana karşı ihlâslı olunuz)” (Bakara s. 41) buyurmuştur.(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.444-445)

    AKŞAM İLE YATSI ARASINDAKİ NAMAZ: EVVABÎN NAMAZI-12 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 12, 2025 2:22


    Gece vird olarak devamlı yapılacak zikir ve amellerden ilki akşam ile yatsı arasında yapılacak ibâdetlerdir. Akşam namazı ile yatsı arasındaki amellerden ilki de altı rekât Evvabîn namazı kılmaktır. Bu namazı kimse ile konuşmadan kılmak müstehâptır. İlk iki rekâtında Kafirûn ve İhlâs sureleri okunur. Bu iki rekâtı, akşam namazını kıldıktan hemen sonra hiç konuşmadan ve başka bir şeyle meşgul olmadan kılmalıdır. Haberde şöyle varid olmuştur: “Akşam namazından sonra, hemen iki rekât daha kılınız. Çünkü bunlar akşam namazı ile birlikte yükseltilir, kâbul edilir.” (Tirmizî)Evi mescide yakın ise, bu iki rekâtı evinde kılmasında bir beis yoktur. Diğer dört rekâtını uzatarak kılmalıdır. Ahmed b. Hanbel (r.âleyh), bu iki rekâtı evde kılmayı müstehâp görür ve kendisi de onu evinde kılar ve: “Onu, evde kılmak sünnettir, çünkü Nebi (s.a.v) onu evinde kılardı” (Ebû Davud) derdi. Yüce Allâh, akşamla yatsı arasındaki vakte kasem (yemin) ederek şöyle buyurmuştur: “Şafaka yemin ederim ki, halden hale geçersiniz.” (İnşikak s. 16) Şafak, akşamla yatsı arasındaki vakittir. O da evvabîn namazının vaktidir. Evvabîn namazına gaflet namazı da denir. Çünkü insanların çoğu bu namazdan gafildir.” İbn Ebi'd-Dünya (r.a.) nakleder. Resûlullâh (s.a.v.)'e bu ayetten sorulduğunda: “Ayette anlatılan akşam ile yatsı arasındaki namazdır” cevabını verdi. (Şevkani) Sonra şöyle buyurdu: “Akşam ile yatsı arasındaki namaza devam ediniz. Çünkü o, gündüz yapılan boş işlerin zulmetini giderir. Günün sonunu da süsler.” (Deylemi) Yani ameli temizler ve güzelleştirir.(Ebû Tâlib El-Mekkî, Kûtu'l Kulûb, c.1, s.133-134)

    MÜNAKAŞANIN ÖLÇÜSÜ-11 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Nov 11, 2025 2:37


    Allâhü Teâlâ buyurdu. “İnsanlardan öyle kimse vardır ki, onun bu dünya hayatına ait sözü senin hoşuna gider ve o, kalbinde olana Allâh'ı şâhid getirir. Halbuki o düşmanların en yamanıdır.” (Bakara s. 204) Hüccetü'l-İslâm İmâm Gazalî (r.âleyh): “Mira', söyleyenini küçük düşürmek ve kendi meziyyetini isbat etmek için bir söze kusur bulmandır” demiştir. Cidâl, mücadelecinin kendi meşrep ve görüşlerini kâbul ettirmeye uğraşmasından ibarettir. Husumet, bir mal veya istenilen bir hakkı elde etmek için konuşmakta gösterilen inattır. Bunlar, İmâm Gazalî (r.âleyh)'in tarifleridir. İmâm Nevevî (r.âleyh) de şöyle der: “Tartışmak bazen hakka dayanır bazen de bâtıla. Nitekim ayet-i kerimede: “İçlerinden zulmedenler müstesna olmak üzere ehl-i kitap'la mücadelenizi sadece en güzel yolla sürdürün.” İmâm Nevevî (r.âleyh) sözlerine devamla diyor ki: “Eğer cidâl hakka dayanırsa onu kâbul ettirmeye uğraşmak övgüye lâyık bir iştir. Şayet cidâl hakkı ortadan kaldırmak, sindirmek için olursa veya bilgisizce yapılırsa, yerilir. İşte cidâlin mubâh oluşu veya yerilişi hakkında gelen bütün naslar bu ölçüye vurulmalıdır.”Büyüklerden biri şöyle diyor: “Husumet kadar dini yok eden, mürüvveti zedeleyen ve kalbi oyalayan başka bir şey bilmiyorum.” Ebû Hüreyre (r.a.)'den, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu, dediği rivayet edilmiştir: “Bir dâvada bilgisizce mücadele eden kişi, mücadeleyi bırakıncaya kadar Allâh'ın gazâbında olur. Ebû Ümâme (r.a.)'den, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu, dediği rivayet olunmuştur: “Bir toplum, Allâh kendilerine hidayet ettikten sonra sapıtmaz. Meğer ki, münakaşa yapalar.”(İmâm Şemsüddin ez-Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.198)

    Claim Mevlana Takvimi

    In order to claim this podcast we'll send an email to with a verification link. Simply click the link and you will be able to edit tags, request a refresh, and other features to take control of your podcast page!

    Claim Cancel