Mevlana Takvimi

Follow Mevlana Takvimi
Share on
Copy link to clipboard

Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları

Mevlana Takvimi


    • Jul 21, 2026 LATEST EPISODE
    • daily NEW EPISODES
    • 2m AVG DURATION
    • 2,442 EPISODES


    Search for episodes from Mevlana Takvimi with a specific topic:

    Latest episodes from Mevlana Takvimi

    GUSLÜN FARZ, SÜNNET VE EDEPLERİ-21 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 21, 2026 2:21


    Guslün farzları şunlardır: 1. Mazmaza (ağzı çalkalamak) ve mazmazada mübalağa etmek, ta ki su, ağzın tamamını kaplayıp ulaşmadığı yer kalmasın. 2. İstinşâk; yani suyu, nefesle buruna, burun kıkırdağın ulaşıncaya kadar çekmek. 3. Suyu, bedenin tamamına ulaştırmak. Gusleden kimse kıbleye doğru yönelmez; bedene su dökme hususunda israf ve ifratta bulunmaz; kendisini örten, kapalı bir mekânda gusleder; gusül esnasında konuşmaz; guslü tamamladıktan sonra bedenini, bir bez veya havlu ile kurular; bedenini örtme hususunda acele eder hatta eğer ayaklarını yıkamamış da yıkamayı ertelemişse öncelikle vücudunu örter, sonra ayaklarını yıkar. Gusleden kimse eğer kendisini hiç kimsenin görmediği kapalı bir mekânda bulunuyorsa çıplak olarak gusletmesi caizdir, velev ki bu mekânın damı olmasın. Ayakta veya oturarak gusletmesi caizdir, fakat ihtiyata muvafık olan, oturarak gusletmesidir, zira bu, gizliliğe (tesettüre) daha uygundur. Gusleden kimse mazmaza ve istinşâk eder, bir de bedeninin tamamına su dökerse, niyet etsin veya etmesin guslü tamam olmuş olur. Buna göre bir kimse yağmur altında dursa veya havuza düşse ve su, bedeninin tamamına ulaşmış olsa, bir de mazmaza ve istinşâk etse guslü sahih olmuş olur. Eğer bedende, suyun ulaşmadığı, kıl kadar da olsa kuru bir yer kalmışsa gusül sahih olmaz. Aynı şekilde gusleden kimsenin mazmaza veya istinşâkı unutması hâlinde de gusül sahih olmaz. (Eşref Ali et-Tehânevî, Hanefi İlmihali, s.66-67-68)

    MESCİDE GİREN VE ORADA OTURANIN YAPACAĞI ŞEYLER-20 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 20, 2026 2:30


    Mescidde Sübhânallâh, Lâilâhe illallâh, El-hamdülillâh, Allâhü Ekber gibi zikirlerle Allâhü Teâlâ'yı çokça anmalı, orada çokça Kur'ân-ı Kerîm okumalıdır. Mescidde Resûlullâh (s.a.v.)'in hadîs-i şerîflerini, fıkıh ilmini ve diğer dinî ilimleri okumak müstehaptır. Mescidde oturan kimse, ibâdete (diğer adıyla itikâfa) niyet etmelidir. Şâfiî âlimlerine göre, bir kimse mescidde bir an bile kalsa, itikâfa niyet edince sevâp kazanır. Âlimlerimizden biri şöyle demiştir: "Mescide giren biri, orada hiç kalmadan geçip gitse bile, itikâfa niyet edince sevâp kazanır. Buna göre, sevâp kazanabilmek için mescidde hiç değilse bir an durmalı, sonra yoluna devam etmelidir." Mescidde oturan kimse, gerektiğinde insanlara iyi şeyleri tavsiye etmeli, onları kötü şeylerden sakındırmalıdır. Esasen bu görevi mescidde olmayan müslüman da yapmak durumundadır; ama mescidde oturan kimsenin, o yüce mekânı, oranın şerefine yakışmayan davranışlardan korumaya çalışması icap eder. Âlimlerimizden biri şöyle demiştir: "Mescide giren kimse, abdesti bulunmadığı veya âcil bir işi olduğu için yahut benzeri bir sebepten dolayı iki rekât "tahiyyetü'l-mescid" namazını kılamazsa, onun şu zikirleri dört defa söylemesi müstehaptır (sevâptır): Sübhânallâhi, velhamdülillâhi, velâilâhe illallâhu, vallàhü ekber." "Tahiyyetü'l-mescid", mescide giren kimsenin, mescidin sahibi olan Allâhü Teâlâ'yı saygıyla selâmlaması demektir, nâfile bir namazdır. Bu konuda Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan iki rek‘at namaz kılsın" (Buhârî) buyurmuştur. (İmâm Nevevî, el-Ezkâr, c.1, s.99-100)

    KADINLAR FIKHI-19 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 19, 2026 2:09


    İnsan mükerremdir ve onun mükerrem olan bütün âzâlarına itina ve saygı gösterilmelidir. Bu, tırnak da olsa, ait olduğu bedenden kirlilik hâlindeyken ayrılmamalıdır. İşte bu incelikten dolayı insan bedeninden kıl, tüy, tırnak parçaları gibi şeyleri cünüpken kesip atmamalıdır. Muayyen ve lohusa hâli devam eden hanımlar için de böyledir. Onlar da bu müddet içinde böyle bir temizlik yapmamalı, bu hâlden çıktıktan ve guslettikten sonra böyle temizliği yapmayı tercih etmeliler. Şayet yaparlarsa elbette bir şey de lazım gelmez. Gusül sahih olur. Kadınlar âdet ve lohusa dönemine girmeden önce beden temizliğini yapmaya özen göstermelidir. Ancak özellikle lohusa döneminin uzun olması nedeniyle beden temizliğine tekrar ihtiyaç olursa bunlar için bir özür olabilir. Muâze anlatıyor: “Bir kadın Hz. Âişe'ye (r.anhâ): “Hayızlı kadın kına yakar mı?” diye sormuştu. “Biz, Rasûlullah'ın (s.a.s.) sağlığında kınalanırdık” diye cevap verdi.” Kadını erkekten ayıran vasıtalardan biri olarak, kadınların kına yakmaları teşvik edilmiştir. Saça, ellerine veya ayaklara olması fark etmez. Hayız hâli kına yakmaya mani değildir. Bu ruhsatı, şimdilerde, oje denen ve tırnak üzerinde suyun değmesine mani tabaka teşkil eden başka süs maddelerinin sürülmesini genelleştirmek câiz olmaz. Sürülmüş olsa bile, abdest anında temizlenmesi gerekir. (İbnu Deybe, XVI, 585) (Nurgül Dere, Müslüman Hanımın El Kitabı, s. 290-293)

    İSLAM'DA HAYVAN HAKLARI-18 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 18, 2026 2:59


    Hayvanlara zulüm ve hakaret etmek haramdır. Bir kediyi evde hapis edip açlıktan ölmesine sebep olan kadının cehennemlik olduğunu Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bizlere şöyle haber vermektedir. “Bir kadın, ölesiye kadar hapsettiği bir kedi sebebiyle azap olundu da bu yüzden cehenneme girdi. Kediyi hapsettiği vakit; onu doyurmamış, su vermemiş, yerdeki, haşaratı bile yemeye bırakmamıştı...” (Buhârî) Sultan Süleyman birgün şöyle sorar: “Ağacı sarmış olsa eğer karınca / Zarar var mı karıncayı kırınca?” Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi zarif bir ifade ile sorulan bu suâlin altına şu beyti yazarak cevap verdi: “Yarın divânına Hakk'ın varınca / Süleyman'dan alır hakkını karınca!” Hayvanlara merhamet etmeyenler, insanlara acımaz. Hayvanlara iyilik yapan kötü insanların bile günahları af olunur. Günün birinde bir köpek, kuyu etrafında dolaşıp duruyordu. Susuzluk onu öldürecek hale getirmişti. Derken İsrailoğulları'ndan fuhuşla uğraşan biri, onu görüverdi. (Ayağından) ayakkabısını çıkardı, onun için mestiyle su çıkardı ve köpeği suladı. Buna karşılık o kadın bağışlandı. Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri, Hemedan şehrinin pazarında Usfur çiçeğinin tohumu aldı. Bestam'a geldi. Usfur çiçeğinin tohumlarını çıkarmak için torbayı açıp baktığında Hemedan'da torbanın içine bir miktar karıncanın da girmiş olduğunu gördü. Karıncaların hakkı kendisine geçmesin diye; yine Hemedana döndü. 0 karıncaları aldığı yere geri bıraktı. Seyyid Ahmed Rufâî Hazretleri, uyuz bir köpeği kendi elleriyle tedavi etmiştir. Yine bir gün cübbesinin üzerinde bir kedi gelip uyudu. Ezan okundu. Kediye zulüm olmasın ve hakkı kendisine geçmesin diye; kediyi uyandırmadı; cübbesini kesti. Kedi uyandıktan sonra cübbesini parçasıyla yamaladı.Üzerinde hayvan hakları olan kişi samimiyetle istiğfar etmelidir. Günahının bağışlanması için Allâhü Teâlâ Hazretleri'ne yalvarmalıdır. Yoksa gerçekten ilâhî azap çok şiddetli ve helak edicidir. (Ömer Faruk Hilmi, İslam'da Ölü Hakları, s. 21-23)

    SAHABEYE SÖVENLERİN DURUMU-17 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 17, 2026 2:42


    Sahabelere sövenler hakkında bilginler ihtilâf etmiştir. İmam Mâlik (r.a.)'ın mezhebinde bu hususta meşhur olan şudur: Verilecek ceza hakkında içtihad etmek ve acı verecek şekilde dövüp terbiye etmek. İmam Malik (r.a.) diyor ki: "Kim peygambere söverse öldürülür. Kim peygamberin ashabına söverse dövülerek terbiye edilir." Yine İmam Malik (r.a.) şöyle buyurur: "Peygamber (s.a.v.)'in sahabelerinden birine, (meselâ) Ebu Bekir (r.a.), Ömer (r.a.), Osman (r.a.), Ali (r.a.), Muaviye (r.a.), Amr b. Âs'a (r.a.) söverse, eğer onlar sapıklık ve küfür içinde idiler derse, öldürülür. Eğer onlara bunların dışında, insanlar arasında olan sövüşme gibi söverse o zaman şiddetli tenkil (herkese ibret olacak bir ceza vermek) edilir." İbn Habib diyor ki: "Şia'dan kim, aşırı derecede Osman (r.a.)'a buğzeder, ondan beri olduğunu söylerse, şiddetli cezalandırılıp terbiye edilir. Kim buna, Ebu Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)'a olan buğzunu ilâve ederse, cezası daha şiddetli olur, tekrar tekrar kendisine sopa atılır. Ölünceye kadar zindanda bırakılır. Bu hususta ancak peygambere söven öldürülür." İmam Malik (r.a.)'ten de şöyle rivayet edilir: "Kim Ebu Bekir (r.a.)'a söverse, ona yüz sopa vurulur. Kim Aişe (r.anha)'ya söverse öldürülür. Hz Âişe (r.anha)'ya kim iftira atarsa o kimse Kur'ân-ı Kerim'e muhalefet etmiştir. Çünkü Allâhü Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'de: "Eğer inanıp tasdik ediyorsanız, böyle bir şeye ebediyyen bir daha dönmenizi Allâh size yasaklıyor." (Nur 17) buyurmaktadır. Aynısına avdet eden kimse küfretmiş olur." (Kadı İyaz, Şifâ-i Şerîf, s. 725)

    ASIL DARBE İSLAM'A!-13 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 13, 2026 2:59


    FETÖ'nün en büyük ihaneti, 15 Temmuz'un bile ötesinde, iman esaslarına yönelmiş bir tahriftir. “Dinlerarası diyalog” maskesiyle “Peygamber'e iman teferruattır” diyerek Kelime-i Tevhid'in “Muhammedün Resûlullah” kısmını devre dışı bırakmış, “Yahudiler ve Hristiyanlar da peygambere iman etmeden cennete gidebilir” söylemiyle İslâm'ı tahrif edilmiş dinlerle eşitlemeye kalkmıştır. Bu çizgi, yıllarca dış merkezlerin projesi olarak beslendi; içerde ise “hoşgörü” diye pazarlanarak milyonların itikadını zehirledi. Diyanet'in 2016 Olağanüstü Din Şûrası ve 2017'deki “Kendi Dilinden FETÖ” raporu, gecikmiş de olsa bu gerçeği tescilledi: Kelime-i Tevhid'in ikinci kısmı görmezden gelinmiş, diyalog adıyla akide budanmıştır. O halde mücadele, sadece suç ve ceza başlıklarıyla sınırlanamaz. Asıl hedef, bu akideyi bozan kökü kurutmaktır. Yani: sahih akaidi merkeze alan bir irşad seferberliği, okullarda ve camilerde Ehl-i Sünnet ölçülerinin açık öğretilmesi, gençliğin “iman, nübüvvet, ahiret” esaslarında berraklaştırılması, sapkın söylemlerin delilleriyle reddedilmesi, medya ve müfredatta dinî dilin netleştirilmesi. FETÖ, yargıda budanarak zayıflatılabilir; fakat kök, akıl ve kalpteki tahrif olduğu müddetçe başka isimlerle yeniden filiz verir. Unutmayalım: FETÖ'nün en büyük mağduru Türkiye'den önce İslâm'dır. Asıl darbe, ümmetin kalbine indirilmiştir. Bu hakikat görülmeden verilen her mücadele eksik kalacaktır. Bu nedenle mesele, sadece bir güvenlik dosyası değil, “içeriden değiştirme” stratejisinin bozulmasıdır. Yıllar önce bazı Batılı yayınlarda açıkça “İslâm bombayla yıkılamaz, içeriden dönüştürülür” denilmiş; bu dönüşümün aktörü olarak da Gülen gösterilmiştir. Dinlerarası diyalog bu planın mecrası yapılmıştır. Diyanet'in şûra kararlarında “Allah katında hak din İslâm'dır; Kelime-i Tevhid'in ikinci kısmı göz ardı edilemez” vurgusu bu sebeple hayâtîdir. (Nuh Albayrak, 20 Temmuz 2025)

    ASHAB-I KİRÂM NEDEN ÜMMETİN EN FAZİLETLİSİDİR?-12 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 12, 2026 2:32


    Peygamber (s.a.v.) asrında yaşayan insanların, insanların en hayırlısı olması şundan dolayıdır: İnsanlar küfrettiği zaman onlar ona imân ettiler. İnsanlar onu yalanladıkları zaman onlar onu tasdik ettiler ve onu küçültmeye çalıştıkları zamanda ona yardımda bulundular ve mücâhede ettiler, barındırdılar ve himaye edip yardımda bulundular, nübüvvetin nurlarıyla nurlandılar. Peygamber (s.a.v.) ile birlikte onun zamanında, onun emriyle savaşan veya onun sebebiyle malından bir şey infâk eden (harcayan) kimseye fazilette, sonra gelecek kimselerden hiçbir kimse denk olmaz. Hasan el-Basrî (rh.a) dedi ki: Biz bir takım kavimlere kavuştuk ki, -sahabeyi murâd ediyor- biz onların yanında hırsızlar olduk. Bir adam Peygamber (s.a.v.) ‘e sordu: Hangi insanlar hayırlıdır? Buyurdu ki: "İçinde bulunduğum asır. Sonra ikinci asır, sonra üçüncü asır." (Müslim) İçinde bulunduğu asırdaki kimseler sahabedir. İkincisi tabiîlerdir, üçüncüsü etbâ-ı tabiîlerdir. Münâvî dedi ki: “Sonra bid'atlar zahir oldu ve Mutezile lisanlarını serbest bıraktı ve felsefeciler başlarını kaldırdılar ve bugüne kadar iş noksanlaşmakta devam etti.” Bir başka hadiste ise şöyle buyurulmaktadır. "Sonra bir kavim gelir ki, onlarda hayır yoktur." Bazı rivayetlerde ise: "Dördüncü asrı Allâhü Teâlâ bir şey saymaz. Öyle ise onların sözlerine ve fiillerine itimad etmeyiniz." buyrulmuştur. Zira yalanın şanı, itimadın ve kendisine itibar etmenin olmayışıdır. Çünkü onun galibi bid'atlardır ve dalâletlerdir ve haber verildiği gibi vaki olmuştur. (Birgivi, Tarikatü'l-Muhammediyye Tercümesi, s. 159-160)

    HZ. ALİ (R.A.) KAHRAMANLIĞI-11 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 11, 2026 2:34


    Uhud Savaşı'nda savaşın kazanıldığı düşünülerek Okçular Tepesi'nden inilmesi üzerine Müslümanlar dört taraftan saldıran düşman arasında kalmışlar ve çok sayıda Müslüman şehid olmuştu. Peygamber (s.a.v.) bir düşman topluluğu arasında kalmıştı. Kafirler Peygamber (s.a.v.)'in şehid olduğu haberini yaymışlardı. Hz. Ali (r.a.) buyuruyor ki: "Kafirler müslümanları kuşatınca ve Peygamber (s.a.v.) gözümün önünden kaybolunca onu sağ olanlar arasında aradım, bulamadım, şehidlerin yanına giderek aradım, orada da bulamadım. Kılıcımı elime alıp kafirlerin kalabalığı arasına dalıp savaşmaya başladım. Bundan daha iyi yol yoktur, dedim ve kılıcımı alarak öyle bir hamle yaptım ki, nihayet kafirler ortalıktan çekilip gittiler. O anda gözüm Peygamber (s.a.v.)'e ilişince son derece sevinmiştim. Anladım ki Allâhü Teâlâ sevgili Peygamberini (s.a.v.) melekleriyle korumuştu. Ben Peygamber (s.a.v.) yanına giderek dikildim. Bu esnada kafirlerden bir topluluk Resûlullâh (s.a.v.) hücum etmek için geldiler. Peygamber (s.a.v.) "Ali onları durdur" buyurdu. Ben tek başıma bu topluluğa karşı koydum ve onların yüzlerini geri çevirdim, bazılarını da öldürdüm.” Ondan sonra tekrar bir topluluk Resûlullâh (s.a.v.)'e saldırmak niyetiyle ilerledi. Resûlullâh (s.a.v.) yine Hz. Ali (r.a.)'yı işaret etti ve o da yine tek başına o toplulukla çarpıştı. Bundan sonra Hz. Cebrail (a.s.) gelerek Hz. Ali (r.a.)'ın yiğitliğini ve yardımını övünce, Peygamber (s.a.v.): "Şüphesiz Ali bendendir, ben de Ali'denim" buyurdu. Bu sözüyle beraberliğin en yüksek derecesine işaret buyurmuştu. Cebrail (a.s.)'da "Ben de ikinizdenim" buyurmuştur. (Zekeriya Kandehlevi, Fezaili Amal, s.74)

    ZİNADAKİ ALTI TEHLİKE-10 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 10, 2026 2:33


    1. İnsanın karışıklığa ve şüpheye düşmesine sebep olur. Zina eden bir kadının doğuracağı çocuk, şefkatli bir babanın terbiyesi ve korumasından mahrum kalacağından iyi bir eğitim alamaz. Bu durum çocuğun ziyanına, neslin kesilmesine ve sonuçta insanlık âleminin harap olmasına yol açar. 2. Bir kadın, nikâh sayesinde bir erkeğin mahremi olur. Eğer bu mahremiyet meşrû bir sebebe dayanmazsa, bu mahremiyeti sağlamak için dövüşmekten ve saldırmaktan başka bir yol kalmaz. Bu durum ise tabii olarak çatışmayı doğurur ve genel bir kargaşaya yol açar. 3. Gayrimeşrû ilişkilerde bulunan bir kadından her sağduyulu kişi tiksinir. Böyle düşkün bir kadınla samimi ilişki tesis etmek ve onunla mutlu bir aile kurmak mümkün değildir. Bu durumun yayılması ise kadınlık hayatının yok olması demektir. 4. Eğer gayrimeşrû ilişkiler caiz görülseydi, hiçbir kadının bir erkeğe özel olması mümkün olmazdı. Her erkek dilediği kadınlarla ilişkiye girebilirdi. Bu durumda insanların hayvanlar seviyesine düşmesi gerekirdi. 5. Kadınların kendine özgü görevleri vardır. Kadınlardan asıl beklenen bu gibi toplumsal özelliklerdir. Bunların gerçekleşmesi ise bir kadının yalnızca bir erkeğe özel olmasıyla mümkündür. Hâlbuki gayrimeşrû ilişkiler bu yüksek amaçların gerçekleşmesine aykırıdır. 6. Kadınlar ile erkekler arasında nikâh dışı ilişkilerin vuku bulması kadını küçük düşürür. Bazı hastalıkların ortaya çıkmasına ve yayılmasına yol açar. Sonuçta toplumsal çöküşe sebep olur. Oysa ilâhî şeriatların meşrû kıldığı yollar bu gibi toplumsal afetlerin ortaya çıkmasına engel olur ve insanlık değerlerini yüceltir. (Misvak Neşriyat, Ömer Nasuhi Bilmen, Makaleler, s. 209)

    KUR'AN'IN BESMELE İLE BAŞLAMASININ HİKMETİ-09 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 9, 2026 2:49


    Besmele, işe başlamadan önce, işinin kolaylığa, hafifliğe ve müsamahaya dayanmakta olduğuna kulun dikkatini çekmektir. Böylece, sanki Cenâb-ı Hâkk, senin için zikrettiği kelimenin daha başında, onu, seni affedeceğine, sana lütûfta bulunacağına delil kılmıştır. Anlatıldığına göre Firavun, Tanrılık iddiasında bulunmazdan önce, bir saray yaptırttı. Ve sarayın dış kapısına da, besmelenin yazılmasını emretti. Ulûhiyyet iddiasına kalkışıp da, Hz. Musa (a.s.) peygamber olarak ona gelip, onu hak dine davet edince, onda doğruya ulaşma istidâdı görmedi. Bunun üzerine Hz. Musa (a.s.) şöyle dedi: "Ya Râbbî, onu ne kadar dine davet ettimse de, onda herhangi bir hayır görmedim." Bunun üzerine Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurdu: "Ey Musa, belki de sen, onun küfrüne bakarak, onu helâk etmemi istiyorsun. Halbuki Ben, onun sarayının dış kapısının üzerine yazmış olduğu besmeleye bakıyorum." Buradaki incelik şudur: Kâfir de olsa, kim bu kelimeyi dış kapısının üzerine yazarsa, helâk olmaktan emin olur. Kim bu kelimeyi, ömrünün başından nihayetine kadar, kalbine yazarsa, onun durumu nasıl olur, var sen düşün! Cenâb-ı Hâkk kendisini Rahmân ve Rahîm diye adlandırdı. O halde, nasıl merhamet etmesin? Anlatıldığına göre, bir dilenci zengin bir kimsenin kapısında durarak, bir şeyler istemişti. Bunun üzerine kendisine çok cüz'î bir şey verildi. İkinci gün, elinde bir baltayla geldi ve kapıyı kırmaya başladı. Ona, "Ne yapıyorsun?" denilince, şöyle cevap verdi: "Ya kapının bahşedilene uygun veyahut da yapılan bağışın kapıya uygun olması gerekir." Ey Râbbimiz! Merhamet denizleri, senin râhmetine nisbetle, zerrenin senin Arşına olan nisbetinden daha küçüktür. Kitabının başında râhmetinin sıfatını kullarına bildirdin. Binâenaleyh, bizi râhmetin ve lütfundan mahrum bırakma. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.236)

    İNSANLARIN ARASINI DÜZELTMENİN MÜKÂFATI-08 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 8, 2026 3:01


    Ümmü Habîbe (r.anhâ), Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Âdemoğlunun bütün söyledikleri onun aleyhinedir, lehine değil! Ancak emr-i mâruf, nehy-i münker ve Allâh (c.c.)'un zikrine dair konuşmaları müstesna. Bunlar insan oğlunun faydasınadır." Rivayete göre adamın biri bu hadisi duyduğu vakit büyüklerden Süfyan es-Sevrî (r.a.)'e: "Hadîs ne kadar şedid, yaman." der. Süfyan (r.a.) cevaben, "Allâhü Teâlâ'nın: "Onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Meğer ki; bir sadaka vermeyi, ya bir iyilik yapmayı veya insanlar arasını düzeltmeyi..." ayetine hiç kulak vermedin mi? O hadîs, işte bu ayette ifade buyurulanı açıklamaktadır" demiştir. Bil ki, bu amelleri, bu vazifeleri ihlâsla yapan kişilere fayda verir. Allâhü Teâlâ şöyle buyuruyor: "Kim Allâh'ın rızasını arayarak böyle yaparsa biz ona çok büyük bir mükâfat vereceğiz." (Nisa s. 114) Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulur. Ümmü Gülsüm (r.anhâ) şöyle demiştir: "Ben Resûlullâh (s.a.v.)'in nâsın dedikodusundan yalnız şu üç yerden başkasında yalana müsaade ettiğini işitmedim: 1. Harpte. 2. Halkın arasını düzeltme hususunda. 3. Kadının kocasına, kocanın da karısına karşı (âile dirliği için) yalan söylemesi hususunda." Ebû Hüreyre (r.a.)'den, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Namaz için yürümekten, iki kişi arasını düzeltmek için yol almaktan, müslümanlar arasındaki kötü ahlâkı ıslâh için mesafe katetmekten daha üstün bir amel yoktur." Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu "Her kim ki, iki kişinin arasını bulursa, Allâh (c.c.) onun işini ıslâh eder. Aralarını bulmaya çalışırken konuştuğu her kelimeye bir köle âzad etmiş sevâbı verir, önceki günâhlarından yarlıganmış olarak döner." (İmâm Şemsüddin ez-Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.189-190)

    YAZ-KIŞ ABDESTE DİKKAT-07 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 7, 2026 2:58


    Efendimiz (s.a.v.)'in bizlere olan emir ve vasiyetlerinden biri de, Allâh (c.c.)'un emirlerine uyarak özellikle kış günlerinde, vaat edilen ecir ve sevâbı kazanmak için abdestimizi kusursuz alacağımız hususundadır. Özellikle yazın soğuk su ile abdest alırken, vücut organlarının soğuk sudan hoşlanması tabiîdir. Abdest alan kişi, bu soğuk suyun verdiği dinçlikten zevk aldığından abdestini ağır almış olabilir. Abdest alan kişinin bu hususlara dikkat etmesi gerekir. Çünkü abdest alma keyfiyeti vücut organlarının zevki için değildir. Abdest, Allâh (c.c.)'un emirlerine ve Resûlü (s.a.v.)'in sünnetine uygun olmalıdır. Madem vücut organları sudan hoşlanmaktadır, niçin kışın soğuk havalarda bundan kaçınılır, abdestini tazelemekten zevk almaz? Hepsi su değil mi? İşte bu sebeple yaz ve kış Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)'in emirlerine uyarak aynı zevk ve tatla ve su isrâf etmeden abdest tazelemek icâp eder. Birçok kişiler bu ahde riayet etmez. Fakat Taberanî (rh.a)'in rivayet ettiği bir hadiste, "Herhangi bir kul şiddetli soğukta abdestini güzelce alırsa, kendisine iki kat ecir ve sevâp vardır" buyurulmuştur. Hâkim'in rivayet ettiği bir hadiste Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, "Kişi abdestini güzelce ve itina ile alırsa, Hâkk Teâlâ iki namaz arası, yani kılacağı namaz ile gelecek namaz vakti arasında işlemiş olacağı kusur ve kabahatlerin tümünü af etmiş olur" buyurmuşlardır. Efendimiz (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Ümmetim kıyamet gününde bedenlerindeki abdest asarından(izlerinden) dolayı; yüzü nurlular, elleri, ayakları sekililer (beyaz, nurlu), diye çağırılacaklardır." (Buhari) İbn Hüzeyme (rh.a) şöyle rivayet eder: "Mü'mine abdest suyunun ulaştığı yere kadar cennette takılar takılır." Ebu Hüreyre (r.a.), abdestte ellerini koltuk altına kadar yıkardı. (İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.63-65)

    ORUCUN KEFARETİ-06 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 6, 2026 2:21


    Ramazan orucunu bozma bahsinde zikri geçen kefâret, art arda iki ay oruç tutmaktır, eğer oruca güç yetirilemeyecek olursa altmış miskini (fakiri) yedirmektir. İki ay oruçta, orucun mutlaka birbiri peşi sıra olması gerekir, dolayısıyla eğer iki ay esnasında bir gün oruç tutulmayacak olursa, ondan önce tutulanlar batıl olmuş olur ve iki ay oruca yeniden başlanılması gerekir. Ancak kadının, hayız sebebiyle oruca ara vermesi bu hükmün dışındadır, dolayısıyla hayız sebebiyle oruç tutamayan kadının, oruca baştan başlaması icap etmez. Fakat hayızdan temizlendikten sonra orucu terk etmemesi gerekir, bu nedenle eğer temizlendikten sonra bir gün orucu terk edecek olursa ondan önce tutmuş olduğu oruçlar batıl olmuş olur ve oruca yeniden başlaması gerekir. Eğer oruç bozma hâdisesi, yeme ve içme ile tekerrür etmişse -meselâ kişi orucunu, yeme veya içme ile bozmuş, sonra da onun kefâretini ödemeden diğer bir Ramazan'ın orucunu, yeme/içme ile bozmuşsa- bir adet kefaret yeterlidir, yani bu durumda kefaret tekerrür etmiş olmaz. Bu hususta, ikinci defa orucu bozma fiilinin, içinde bulunulan Ramazan ayında olmuş olmasıyla diğer bir senenin Ramazan ayında olması arasında fark yoktur. Fakat eğer oruç bozma hâdisesi, cinsî münasebet ile tekerrür etmişse -meselâ kişi, Ramazan'da bir gün cimâ' etmiş, sonra da onun kefaretini ödemeden başka bir günde cimâ' etmişse- bakılır, eğer fiil, aynı senenin Ramazan'ında tekerrür etmişse bir adet kefaret yeterlidir, eğer iki farklı Ramazan ayında tekerrür etmişse iki adet kefaret icap eder. (Eşref Ali et-Tehânevî, El Muhtasar fi'l Fıkhi'l Hanefi, s.345-346,350)

    İMÂM-I ÂZAM (R.A.)'İN ULAŞTIĞI DERECE-05 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 5, 2026 2:23


    İmâm-ı Gazzâlî (rh.a), İmâm-ı Âzam (r.a.)'in ibâdetine düşkün ve zühd sahibi, "Ârif-i billâh muhlisun li-vechi'llâh (Allâh (c.c.)'yü hakkıyla tanımış ve O'na gönülden bağlanmış)" olduğunu, selefin güvenilir âlimlerinden doğru nakillerle kanıtlayarak, sözünün sonunda diğer mezhep imamları gibi İmâm-ı Âzam (r.a.)'in de ulaştığı en yüce dereceyi tam olarak anlatmanın mümkün olmadığını itiraf etmiştir. Mânevî makâmının yüceliği ile tanınan Fudayl b. Iyâz (k.s.) şöyle söylemiştir: "Ebû Hanîfe (r.a.), fıkıh ilminde ün yapmış, verâ ve takvâ sahibi bir kimse idi. Abdullah b. Mübârek (râleyh), yanında Ebû Hanîfe (r.a.)'in ismi geçtiğinde şöyle söylerdi: "Dünya içindekilerle kendisine sunulup da yüz çevirip reddeden o yüce kişiden mi söz ediyorsunuz? Ebû Hanîfe (r.a.) öyle bir kişi idi ki, kendisinden uzun süre rica edilmiş, en sonunda tehdit edilip zorlandığı hâlde zâlimlere karışmamış, hayatında onların hiçbir şeyini kâbul etmemiştir. Yalnız bir kez Halîfe Mansûr'un Hasan b. elKahtabe ile gönderdiği on bin dirhemlik akçeyi her nasılsa kâbul etmek zorunda kalmış; fakat oğlu Hammâd'a, Hasan'a geri vermesini vasiyet etmiştir. İrtihâlinde oğlu Hammâd, adı geçen akçeyi tam olarak Hasan'a geri verince şaşırmış ve "Allâh (c.c.) babana rahmet etsin, muhakkak o dinine çok düşkündü." demiştir." Yani "Allâh (c.c.) rahmetine gark etsin, senin baban dinini bizden tamamıyla korudu, dünya için zerre miskâlini saçmadı." (İbn Hacer el-Heytemî, İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe (r.a.) Hayatından Râbbânî Esintiler, s.61-62)

    TARİHİMİZDE BİR KARA LEKE: TÜRKÇE (!) EZAN -04 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 4, 2026 2:40


    Türkçe ezan ve Türkçe ibadet fikri ilk kez Tanzimat döneminin sonlarında Ali Suavi, daha sonra Ziya Gökalp tarafından gündeme getirilmiş, ancak o zamanlar bu fikir rağbet görmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ise çeşitli çalışmalar ve denemeler olmuş, 1932 yılına gelindiğinde ise Türkçe ezan uygulmasına İstanbul'da Süleymaniye Cami'sinde Saadettin Kaynak'ın okuduğu Türkçe ezanla başlanmıştır. Bu uygulamaya ilk ciddi muhalefet 1 Şubat 1933'te Bursa'da yaşanmış Bursa Ulu Cami'de bir kısım cemaat ezanın Türkçe okunmasını protesto etmiş, ancak protestocuların sesleri şiddetli bir şekilde bastırılmıştır. Çeşitli yerlerde muhalefet edenler de cezalandırılmıştır. Mesela Çorum'da Bayram Namazı'ndan sonra Arapça ezan okuyan bir vatandaş “ağır cezada” yargılanmıştır. Bu tip olaylar üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı bir bildiri yayınlayarak camilerde ezan, hutbe ve salatın Türkçe okunacağını belirtmiştir. Benzer olaylar Kur'an eğitimi konusunda da yaşanmıştır. Bu dönemde harf devrimine muhalefet nedeniyle, sûre okutmak veya Arapça tedrisatta (öğretimde) bulunmak suçundan 1938 yılı içerisinde; Çankırı'da bir şahıs Kastamonu'da bir kadın, Isparta'da muhtelif şahıslar, Bursa'da bir şahıs, Rize'de, Erzurum'da ve Çorum'da bazı şahıslar hakkında ve daha pek çok yerde pek çok kimse hakkında işlem yapılmıştır. Bu uygulama 1950 yılına kadar sürmüştür 1950 yılına gelindiğinde ezanın orijinal haliyle okunması serbestliğini radyo ve gazeteden öğrenen halk o gün (17 Haziran) öğle namaz vaktini sabırsızlıkla beklemişlerdir. Müezzinler karşılıklı olarak ezana başladıklarında hocalar da halkla beraber duâ ederek hazırlanmış olan kurbanları kesmiştir. Halk ağlayarak birbirini tebrik edip kucaklaşmıştır. (Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya: 13217-3-15; 13219-133) (Derleme)

    BÜYÜK SAHABÎ MUĞIRE BİN ŞU'BE (R.A.)-03 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 3, 2026 2:51


    Künyesi Ebu Abdullâh'dır. Cüsseli, kalın pazulu, iki omzunun arası açık, kızıl ve kıvırcık saçlıydı. Resûlullâh (s.a.v.) zamanında İslâmiyeti kabul etti. Kabilesini de İslâma davet etti. Hudeybiye umresinden önce Müslüman oldu. Rıdvan Biati'ne katılanlardandı. Peygamber (s.a.v.)'den rivayette bulunmuştur. İbn Sad dedi ki: “Ona (isabetli görüşlerinden dolayı) 'Mugiratu'r-Re'y' derlerdi. Yemame Savaşına, Şam ve Irak fetihlerinde, Yermuk Savaşında ve Kadisiye Harbinde hazır bulundu. Yermük'te gözünden yaralandı. Eş-Şa'bî dedi ki: “Arabın dehâlarından idi”. Kabisa b. Cabir ise: “Mugire ile arkadaşlık ettim. Şayet Medine'nin seksen kapısı olsa ve onlardan ancak hile ile çıkılabilse, muhakkak ki Mugire hepsinden çıkardı.” Taberi dedi ki: “İçine düştüğü her durumdan mutlaka bir çıkış yolu bulurdu. İki seçenek arasında birini seçemeden kalmazdı. Hz. Ebubekir es-Sıddîk (r.a.) onu Nuceyr halkına göndermişti. Sonra Sad (r.a.)'ın elçisi olarak Rüstüm'e gitti.” Ömer (r.a.) onu Basra valisi olarak görevlendirmiştir. Bu dönemde Meysan, Hemedan ve birçok beldeyi fethetmiştir. Begavi dedi ki: “Mugire (r.a.) Basra'da ilk divan kuran kimsedir.” Hz. Osman (r.a.) onu görevinde bıraktı, sonra azletti. Hz. Osman (r.a.) şehit edilince Hakemeyn olayına katılana kadar savaştan uzak durdu. Bundan sonra Kûfe valisi olarak görevlendirildi. Kûfe'de, oranın emiri olduğu dönemde Hicri 50 yılında bir veba salgını yüzünden öldü. Ölümü yaklaştığı bir sırada şöylece duada bulundu: “Ey benim Allâhım, işte sağ elim ki onunla Peygamberin (s.a.v.)'e biat ettim ve yine Peygamberin (s.a.v.)'le senin yolunda mücahede yaptım.” (İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.375)

    KADININ SOSYAL GÖRÜŞMELERİNDE TESETTÜR-02 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 2, 2026 2:45


    Erkek ve kadının konuşma ve birbirine muhatap olma zaruretinde bakışlarını kontrol altında tutmaları gerekir. Ayetlerde şöyle buyurulur: "Mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar (Nur s. 30) Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar" (Nur s. 31) Kadının el ve yüz dışında bütün bedenini, altını göstermeyen ve vücut hatlarını ortaya çıkarmayan bolca bir giysi ile örtmesi gerekir. Mü'min bir kadın yabancı erkekle konuşmasında ölçülü olmalı ve ihtiyaç kadar konuşmalıdır. Ayette şöyle buyurulur: "Yabancı erkeklere çekici bir eda ile konuşmayın, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır." (Ahzab s. 32) Süslü ve çekici giysiler evde giyilmeli, yabancı erkeklerin yanında ve evin dışında bunlar baş örtüsü ve dış giysi ile örtülmelidir. Diğer yandan dışarıda, erkeklerin dikkatini çekmek için parfüm sürülmesi de, mü'min kadının ağır başlı ve ciddi tavırları ile bağdaşan bir durum değildir. Kocanın hısımlarından birisi ile, kimsenin olmadığı yerde başbaşa kalmanın daha tehlikeli olduğu Allâh elçisi tarafından şöyle belirtilmiştir: "Kadınların yanına girmekten sakınınız!". Sahabîler dediler ki: "Ey Allâh'ın elçisi! Kayın birader hakkında ne buyurursunuz?". Efendimiz (s.a.v.) buyurdular. "Kayın birader ölümdür". Yabancı erkeklerle ve kadınlarla bir arada bulunmak zaruret ve ihtiyaçla sınırlı tutulmalıdır. Çünkü gereksiz, ihtiyaç dışı ve uzun görüşmeler fitneye yol açabilir. Ayrıca kadını kutsal görevlerini yapmaktan, evinin hakkını gözetip, çocuklarını eğitmekten alıkoyar. Sonuç olarak mü'min kadınlar nişan, düğün, bayram ve benzeri kutlamaları veya ev ziyaretlerini yahut diğer sosyal faaliyetleri kendi hem cinsleriyle oluşturacakları topluluklar içinde yapmayı şiar edinmelidir. (Ali Rıza Peker, Örtünme ve Tesettür)

    HİÇ KİMSEDEN BİR ŞEY İSTEMEYİN-01 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jul 1, 2026 2:33


    Buhârî ve Müslim'in İbn Ömer (r.a.)'dan yaptıkları rivayette, Nebi (s.a.v.) buyurdular ki: "Dilencilik, dilencinin yüzünde bir parça et kalmadığı halde Allâh'ın huzuruna çıkıncaya kadar kendisinden ayrılmayacaktır." (Buhârî, Zekât 52) Ebû Dâvud ve Nesai'nin Semüre b. Cündüb (r.a.)'dan yaptıkları rivayette, Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Dilencilik öyle tırmalayıcıdır ki kişi onunla yüzünü tırmalayıp yaralar (yüzünün suyunu döker)." Artık dileyen yüzünde et bıraksın, dileyen de yüzünü etsiz bıraksın. Ancak hükümdardan veya kaçınılması mümkün olmayan bir husustan dolayı dilenmek (hakkını istemek) caizdir. Taberânî'nin Hz. Ali (r.a.)'dan yaptığı rivayette, Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: "Muhtaç olmadığı halde dilenen kimse, bununla ancak cehennemin kızgın taşlarını çoğaltmayı dilemiştir." Eshab-ı Kiram: "Muhtaç olmadığı haldenin ölçüsü nedir?" diye sorduklarında, "Bir gecenin yiyeceğidir" buyurdular. Tirmizî'nin Hubşiyy bin Cünâdet (r.a.)'dan yaptığı rivayette, Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: "Hakikat, sadaka ne zengine helâldir, ne de güçlü kuvvetli ve sıhhatli sağlam kimseye. Evet, sadaka ancak fakir ve üstü-başı topraklı olan (çok muhtaç bulunan) ağır borç altında kıvranan veya üzücü bir diyet ödemek zorunluluğunda kalan kimseye verilir. Malını çoğaltmak için dilenen kimsenin dilendiği şey kıyamet günü onun yüzünü yaralıyacak birer sıcak taş olacaktır. Artık dileyen bunu çoğaltsın, dileyen de azaltsın." Resûlullâh (s.a.v.), Hz. Ebûbekir, Ebû Zer ve Sevbân'a (r.a.e) buyurdular ki: "Hiç kimseden bir şey istemeyin, elinizdeki sopanız yere düşse bile (kendiniz eğilip alın)." Nitekim Ebûbekir (r.a.) ile Sevbân (r.a.)'ın sopaları yere düşünce eğilip kendileri alırlardı (halk arasında böyle yapmayı asla yadırgamazlardı). Yanlarında yürüyen kimselere: "Şunu alıp bize uzatın" demezlerdi. (İmam Birgivî, Tarikat-ı Muhammediye, s.344-345)

    BAZI EĞİTİMSİZLİK ÖRNEKLERİ-30 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 30, 2026 2:35


    Toplu taşıma araçlarında yüksek sesle video izlemek, Toplu taşıma araçlarında, yaşlılar ayaktayken sağlıklı çocuğunu yanındaki koltukta rahatça oturtmak, Trafikte selektörü gereksiz durumlarda kullanmak, Trafikte sürekli uzun farları açık şekilde seyretmek, Normalde şerit değiştirmek için kullanılması gereken en sol şeridi, tapulu baba malı gibi sahiplenmek, Araç içinde, etrafı rahatsız edecek derecede yüksek sesle müzik dinlemek, Araç park ederken, diğer araçları hesaba katmamak. Açık ofis iş mekânlarında etrafı rahatsız edecek derecede gürültü yapmak, Ortak kullanılan tuvalet ve lavaboları kirli bırakmak, Tuvalette telefonla konuşmak, Mazereti olmadığı halde, vücuttan yayılan kötü kokular için tedbir almamak, Muhatabın vaktine ve meşguliyetine saygı duymadan, sürekli çatkapı ziyaretler yapmak, Mazeretsiz biçimde vakte riayetsizlik etmek, Misafirliği, ev sahibini yoracak derecede uzatmak, Uzun zamandır görüşülmeyen biriyle ilk sohbette, söze "şişmanlamışsın" türünden yorumlarla başlamak, Bizim için sofra hazırlayan veya hizmetimizde bulunan insanlara teşekkür etmemek, Nasip olan bir nimeti sürekli sergilemek ve insanların gözünün içine sokmak, Aramızda yakın samimiyet olmayan birini telefonla aradığımızda, sonuna kadar defalarca çaldırmak. Acil bir durum yoksa, aradığımız biri telefonumuzu açmadığında, bize dönüş yapabilmesi için makul bir süre beklemeden tekrar tekrar aramak, Telefonla aradığımız birini, daha selam-sabah faslina bile başlamadan, "Beni tanıdın mı?", "Telefonum kayıtlı mı?", "Ben kimim?" türünden sorguya çekmek, Yerlere çöp ve izmarit atmak, tükürmek, Mesire alanlarında piknikten sonra, geride çöp dağları bırakmak, Kamuya açık park-bahçelerde yemek, çekirdek ve meşrubat artıklarını yerlere saçmak, Liste uzayıp gidiyor maalesef... (Taha Kılınç)

    İLİM TALEP ETMEK-29 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 29, 2026 2:39


    İmâm Şafiî Hazretleri'ne göre, "Gece ve gündüz ibâdet saatleri ve zarurî ihtiyaçlar dışında temiz bir kalb ile ilim isteği, nafile namazlardan daha üstün ve fazîletlidir". Efendimiz (s.a.v.) "Hâkk Teâlâ hayrını dilediği kişiyi din babında anlayış sahibi yapar", buyurmuşlardır. Bir başka rivayette Resûlullâh (s.a.v.) bunu söyledikten sonra meâlen şu ayeti okur: "Kulları içinde Allâh (c.c.)'dan yalnız bilginler korkar." (Fâtır s. 28) Taberanî şu hadîsi rivayet eder: "En fazîletli ibâdet dinde anlayış sahibi olmak, dinin en fazîletlisi de haram ve günâhtan sakınmaktır." Taberanî ve Bezzar şu hadîsi rivayet ederler: "İlmin fazîleti, ibâdetin getireceği fazîletten daha hayırlıdır. Dininizde en hayırlı iş de günâhtan sakınmaktır". Taberanî yine şöyle bir hadîsi nakleder: "Az bilgi çok ibâdetten daha hayırlıdır. Kişi Allâh (c.c.)'a ibâdet ettiği takdirde (saadeti için) fıkıh (bu ibâdet anlayışı) ona yeter. Kişi nefsini beğeniyorsa, ona da (felâketi için bu ucûb) cehâleti yeterlidir." Ebu Davud şöyle nakleder: "İlmin isteklisi olana gökteki melekler onun bu teşebbüsünden hoşnut kalarak, ona kanatlarını açarlar. Âlime gelince, göklerde olanlarla yerdekiler, hatta denizlerdeki balinalar dahi ona Hâkk Teâlâ (c.c.)'dan mağfiret dilerler. Âlimin ibâdet edene üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisidir. Peygamberler ise ilimden gayrı ne para ve ne de bir dirhem miras bırakmışlardır. İlmi alan (bu yolu seçen) çok büyük bir mirasa konmuş demektir." (İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.50-53)

    VATANA HASRET YILLAR: SULTAN VAHİDEDDİN-28 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 28, 2026 1:55


    1 Kasım 1922'de TBMM'de hazırlanan kanunla, saltanat kaldırılarak altı asırlık Osmanlı Devleti'nin siyasi-hukuki varlığına son verildi. Böylece Sultan Vahideddin de Osmanlı'nın son ve 36. padişahı olarak tarihteki yerini almış oldu. Saltanatın kaldırılması sırasında TBMM'de, her Vahideddin ismi geçtikçe, milletvekillerinin “Taçlı Hain” diye bağırmaları padişahı kahretti. Meydana gelen acı olayların sonunda, çok sevdiği vatanına veda etmek zorunda kaldı. Hem devletinin onuruna gölge düşürmemek hem de bağımsızlık savaşından yeni çıkan ülkesinde bir iç savaş yaşanmasına izin vermemek düşüncesiyle, kendisini ve tahtını, milletinin saadet ve geleceği uğruna feda etti. Gurbetteyken söylediği sözler bunun ispatıydı: “Bu yaştan sonra mezarıma padişah yazdırmak hevesinde değilim! Saray ve saltanat yıkılmış, ne çıkar! Vatan ve millet kurtuldu ya!” Yâd ellerde geçirdiği sıkıntılı zamanlarda bile hiçbir yabancı devlet ve odağın, vatanı ve milleti aleyhindeki kirli oyunlarına alet olmadı. Tüm çirkin teklifleri tereddüt etmeden geri çevirdi. Gurbetin serbest ortamında dahi “hain” olmadığını cümle âleme tekrar tekrar gösterdi. Sık tekrarladığı sözlerden biri de şuydu: “Artık Osmanlı Devleti, Türkiye demektir. Orada barışa ve huzura ihtiyaç var! Biz bir paratonerdik. Devlet ve milletin varlığına yıldırım düştü, üzerimize çektik. Biz yandık, fakat devlet ve millet kurtuldu!” Vatana dönüş ümit ve hayalini hiç kaybetmedi. Bunu özellikle de kişiliğine yapılan saldırıları temizlemek için istiyordu. Mümkün olamayacağını anlayınca da yakınlarına şu ricada bulundu: “Döndükten sonra benim hain olmadığımı anlatın!”. Ne acıdır ki, hayatının son anlarına kadar vatanını özlemle anmaktan vazgeçmedi. (İsmail Çolak, Zafer Dergisi, Ağustos 2021, 536. Sayı)

    MESTTE BULUNMASI GEREKEN 9 ŞART-27 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 27, 2026 2:23


    1. Mestler, ayaklar yıkandıktan sonra giyilmiş olmalıdır. Bir yara veya hastalıktan dolayı üzerine sarılan sargı meshedilince de ayaklar hükmen yıkanmış sayılır. 2. Mestlerin, her iki taraftan incik kemiklerini örtmesi şarttır. Geniş mestlerde ayakların üstten görülmesinin zararı yoktur. 3. Mestin üstüne başka bir şey giymeksizin, zorlanmadan, bu mestlerle bir fersah (yaklaşık 5 km) veya daha fazla gidilebilir olmalıdır. 4. Mestlerde, meshe engel olacak miktardan az delik olmasının da zararı yoktur. Ancak mestlerin herbirinde, ayak parmaklarının en küçüğünün üç misli kadar yırtık olmamalıdır. Bir mestteki yırtıkların toplamı üç parmak kadar olursa, meshedilmesi caiz olmaz. 5. Mestler, bağlamaksızın dik durâbilmelidir. 6. Islak elle mesh yapıldığında, içeriye su geçirmemelidir. Üstüne ve altına deri dikilmiş, deriyle kaplanmış olan çorâba meshedilebilir. 7. Ayak kesik de olsa, giyilen meste meshedilebilmesi için, mestin giyildiği ayağın ön kısmından, el parmaklarının en az üç misli kadar bir kısım bulunmalıdır. Bir ayak tamamen kesik olup farzın yerine gelmesi için gereken üç parmak kadar kısım yoksa, o kalan kısma mest giyilip mesh yapılmaz. 8. Giyilen meste meshedilebilmesi için, teyemmüm değil abdest alınmış olmalıdır. Önce teyemmüm yapıp ondan sonra mest giyilmiş ve sonra abdest alınacak kadar su bulunmuşsa, bu mestlere mesh caiz olmaz. 9. Meste meshedecek kimse cünüp olmamalıdır. (Muhammed Alâüddin, El-Hediyyetü'l- Alâiyye, s.89-91)

    İYİLİK EDENE NASIL KARŞILIK VERİLİR?-26 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 26, 2026 2:35


    Câbir ibni Abdullâh el-Ensârî (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliğe karşılık versin. Verecek bir şey bulamazsa, onu hayırla anıp duâ etsin. Böyle yaptığı takdirde, iyilik yapana teşekkür etmiş olur. Hayırla anıp duâ etmezse, gördüğü iyiliğe nankörlük etmiş olur. Kendisine verilmeyen bir şeyi verilmiş gibi göstermeye kalkan, gerçekte giymediği elbiselerle gösteriş yapmaya kalkan çıplak biri gibidir." Abdullah ibni Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Allâh rızâsı için beni koru diyeni koruyup himâye ediniz. Allâh adını anarak isteyene veriniz. Size iyilik yapana siz de iyilik yapınız. Şayet verecek bir şey bulamazsanız, karşılık vermek istediğinizi göstermek üzere kendisine duâ ediniz." Allâhü Teâlâ, iyiliğin karşılığının iyilik olduğunu buyuruyor. İyiliğe iyilikle karşılık verecek imkânı olmayanlar, kendilerine iyilik yapana duâ etmelidir. Meselâ "Allâh (c.c.) seni hayırla mükâfatlandırsın (cezâkellâhu hayran)." demelidir. Böyle duâ etmek, iyiliğe karşılık vermektir. İnsanların kötü huylarından biri, başkalarına gösteriş yapmak için, babam veya kocam bana şunu aldı, şunu verdi, diye yalan söylemektir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz böyle yapanın, çıplak olduğu halde iki elbise birden giyindiğini söyleyen birinin gülünç durumuna düşeceğini söylemiştir. Kendisine bir şey verenin adını başkalarına söylemeyip, sahip olduğu o şeyi kendi imkânlarıyla almış gibi göstermeye çalışan da, iki elbise birden giyindiğini söyleyen çıplağın durumuna düşer. (İmâm Buhârî, Edebü'l-Müfred, c.1, s.239-240)

    AŞÛRÂ GÜNÜ YAPILACAK OLANLAR-25 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 25, 2026 2:26


    1. O gün, oruç tutulacak; fakat Muharrem'in sâdece onuncu günü oruç tutulmaz. (9.-10.), (10.-11.). Hz. Sâmî (k.s.) (9.-10.-11.) günleri tutmanın, en fazîletlisi olduğunu beyân buyurmuşlardır. 2. Muharrem'in birinci ilâ onuncu günü de dâhil her gün okunan duâ, sabahleyin üç def‘a okunur. 3. İşrâkten sonra (kuşluk vakti) dört (4) rek‘at namâz kılınır. Her rek‘atte Fâtihayı Şerîfe'den sonra elli bir (51) adet İhlâs-ı Şerîf okunur. 4. Mekrûh olmayan bir vakitte 2 rek‘at namâz kılınır. Her rek‘atte Fâtihayı Şerîfe'den sonra on bir (11) İhlâs-ı Şerîf okunur. 5. Bol bol istiğfâr edilir. 6. 70 (yetmiş) def‘a “hasbünâ'llâhu ve ni'me'l-vekîl, ve ni'me'lmevlâ ve ni'me'n-nasîr, gufrâneke rabbenâ ve ileyke'l-masîr” denilir. 7. 313 (üç yüz on üç) def‘a “lâ-ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine'z-zâlimîn” denilir. 8. Gusl abdesti alınır. 9. On mü'mine selâm verilir. 10. Hasta bir kimse ziyâret edilir. 11. En az bir mü'mine iftâr ettirilir ki bütün mü'minlere iftâr ettirilmiş gibi olunur. 12. O gün eve getirilen rızık artırılacak. En faziletlisi on çeşit olmasıdır. 13. Muharrem'in 10'unu, 11'ine bağlayan gece, bir def‘a Zümer sûresi okunur. Meymûn bin Mihrân'ın İbn-i Abbâs (r.a.)'den bildirdiği Hadîs-i Şerîf'te: “Aşûre günü oruç tutana, on bin melek sevâbı verilir. Muharrem'in Aşûre gününü oruç tutana on bin şehid, on bin hac ve umre sevâbı verilir. Muharremin onuncu günü olan Aşûre gününde bir yetimin başını okşayana, Allâhü Teâlâ o yetimin başındaki kıllar kadar Cennet'te derece verir. Aşûre gecesi bir mü'mine iftar verene, Allâhü Teâlâ katında bütün Ümmet-i Muhammed'e iftar vermiş ve karınlarını doyurmuş gibi sevâb yazılır” buyuruldu. (Ruhul Beyân, c.4, s.83) (Abdulkâdir Geylânî (k.s.), Gunyetü't-Tâlibîn, s.352)

    AŞÛRE GÜNÜNÜN FAZÎLETİ-24 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 24, 2026 3:07


    Ebû Hüreyre (r.a)'in bildirdiği hadîs-i şerifte: “Beni İsrail'e bir gün oruç farz kılındı. O gün de, Muharremin onuncu günü olan Aşûra günüdür. Siz o gün oruçlu olunuz. Çoluk çocuğunuza iyilik yapınız. Bir kimse Aşûre günü çoluk çocuğuna iyilik yapsa, onları sevindirse, Allâhü Teâlâ ona senenin diğer günlerini iyi eder. Aşûre günü oruç tutanın orucu, kırk yıllık günâhına keffâret olur. Aşûre gecesini ihyâ edip, sabahleyin de oruçlu olsa, ölüm acısını anlamayarak vefât eder.” buyuruldu. Hz. Alî (r.a)'in bildirdiği hadîs-i şerîfte: “Aşûre gecesini ihyâ edeni, Allâhü Teâlâ dilediği gibi ihyâ eder” buyuruldu. Büyük âlimlerden Muhammed bin Münteşir (r.âleyh): “Bir kimse Aşûra gününde çoluk çocuğuna mal ve para bakımından kolaylık yapsa, onlara iyi şeyler alsa, Allâhü Teâlâ o kimseye yılın diğer günlerinde kolaylık verir, rızkını genişletir. Ona asla darlık göstermez” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) “Aşure günü, peygamberlerin oruç tuttukları bir gündür. Siz de o gün oruç tutunuz!” buyurmuştur. (Musannef) Nebî (s.a.v.) aşura günü oruç tutmaya hem kendisi devam etti, hem de bunu müslümanlara emretti ve: “Aşure günü orucu bir yılın kefâretidir! Sağ olursam, gelecek yıl dokuzuncu gününü de, inşaallah oruçlu geçireceğim! “Dokuzuncu ve onuncu günü oruç tutup Yahûdilere muhâlefet ediniz!” buyurdu. Aşûre gününün üstünlüklerindendir ki, Allâhü Teâlâ o gün peygamberlerini düşmanlarından kurtardı. Fir'avun'u ve kavmini o gün helâk eyledi. Gökleri, yeri, Âdem (a.s.)'ı ve daha birçok şerefli şeyleri o gün yarattı. O gün oruç tutanlara büyük sevâb ve mükâfatlar hazırladı. O günde orucu, günâhlara keffâret eyledi. Bunun için Aşûre günü, iki bayram, Cum'a, Arefe ve bunlara benzer şerefli günler gibi oldu. Aşûre günü musîbet ve matem günü olsa idi, sahâbe ve tâbiîn (r.a.e) mâtem günü kabul ederlerdi. Çünkü onlar o zamana bizden daha yakîn idiler. Halbuki onlar Aşûre günü çoluk çocuğunu sevindirmek, giydirmek ve oruç tutmak gibi şeyler yaptılar. (Abdulkâdir Geylânî (k.s.), Gunyetü't-Tâlibîn, s.356)

    MÜSLÜMAN BİLİM İNSANLARININ ASTRONOMİYE KATKILARI-23 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 23, 2026 2:28


    İslam bilginleri, Kur'an-ı Kerim'deki gökyüzü ve yıldızlarla ilgili ayetlerden ilham alarak astronomi alanında birçok çalışma yapmışlar ve buluş gerçekleştirmişlerdir. Gök cisimlerinin yükseltilerini ölçmekte kullanılan usturlabı icat eden kişi Ferâzî (ö.777) olmuştur. Yahya b. Ebû Mansûr (ö.830), Güneş ve Ay tutulmalarının zamanını belirlemede yaklaşma yöntemini kullanmıştır. Ferganî (ö.861), Güneş'in kendi çevresinde döndüğünü ifade eden bilginlerdendir. Güneş tutulmasını da tam olarak tespit etmiştir. Dünyanın yuvarlak olduğunu hususunda yeni kanıtlar ortaya koymuştur. Söz konusu bu çalışmaları nedeniyle Ay'daki Alfraganos kraterine onun adı verilmiştir. Battanî (ö.929), Güneş yılını 365 gün 5 saat 46 dakika 24 saniye olarak ölçmüştür. Bilime bu yöndeki katkılarından dolayı günümüzde Ay'ın bir bölgesine onun adı verilmiştir. Çizdiği astronomik tablolar, Batı astronomisine derin etkiler bırakmıştır. Birunî (ö. 1061) büyük bir astronomi âlimi olması yanında matematik, tarih, filoloji, edebiyat alanında da eşsiz bilgeydi. İnşaat tekniğinde olduğu gibi bütün alanlarda da geniş bilgiye sahip bir insandır. Astronomiyle ilgili yetmişe yakın kitap yazan Birunî, bu kitaplarında Güneş ve Ay tutulmasını çizimleriyle açıklamış, Kopernik'ten yaklaşık beş yüz yıl önce Dünya'nın döndüğünü ileri sürmüş, elips şeklinde hareket ettiğini belirtmiştir. Gökyüzündeki yıldızların yerini belirten cetveller hazırlayan Ali Kuşçu (ö.1473), rasathaneler yani gözlemevleri kurarak buralarda birçok öğrencinin yetişmesine aracılık etmiştir. Ali Kuşçu çağının sınırlarını aşan astronomik hesaplar yapmıştır. (Selim Özarslan, İslam Düşüncesi ve Müslüman Bilim İnsanları, s. 37-38)

    ESMA BİNT UMESYS (R.ANHA)-22 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 22, 2026 2:43


    Peygamber (s.a.v.)'in hanımı Hz. Meymune bt. ElHaris (r.anha)'nın anne tarafından kız kardeşidir. Hz. Cafer b. Ebu Talib (r.a.)'ın eşidir. Hz. Esma (r.anha) Daru'l-Erkama girmeden önce Müslüman oldu ve biat etti. Habeşistan'a kocası Hz. Cafer b. Ebu Talib (r.a.) ile birlikte hicret eden kadınlardandı. Hicretin 7. yılında kocasıyla birlikte Habeşistan'dan Medine'ye geldi. Ca‘fer b. Ebû Tâlib Mûte Savaşı'nda şehid olunca Hz. Ebubekir (r.a.) ile evlendi ve bu evlilikten Muhammed b. Ebi Bekir doğdu. Hz. Sad b. Ebi Hilal (r.a.)'dan rivayetle, Peygamber (s.a.v.) Hz. Ebubekir (r.a.) ile Hz. Esma bt. Umeys (r.anha)'yı Huneyn gününde evlendirdiğini bildirmiştir. Sonra Hz. Ali (r.a.) ile evlendi. Hz. Esma (r.anha) dedi ki: “Ey Allâh'ın Resûlü (s.a.v.), bazı kimseler bize karşı övünüyorlar ve bizim ilk muhacirlerden olmadığımızı iddia ediyorlar” Bunun üzerine Allâh'ın Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bilakis, sizin için iki hicret vardır.” Kendilerinin hem Habeşistan'a hem de Medine'ye hicret etmeleri sebebiyle iki hicret sevabı kazandıklarını belirtmiştir. Hz. Ömer (r.a.), Hz. Esma (r.anha)'ya rüya tabiri sorardı. Bu konuda çok yetenekliydi. Ayrıca Hz. Ömer (r.a.), ilk müslümanlardan olmasını ve İslâm'a hizmetini dikkate alarak kendisine 1000 dirhem maaş bağladı. Hz. Esmâ (r.anha), oğlu Muhammed b. Ebû Bekir'in Mısır valisi olduğu sırada şehid edildiğini öğrenince çok üzüldü. Bu olaydan iki yıl sonra da kocası Hz. Ali (r.a)'yı kaybetti. Kendisi de hicri 40 yılında vefat etti. (İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.479)

    55. YILINDA FATİH GENÇLİK VAKFI -21 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 21, 2026 3:15


    1971 yılında İstanbul'da, MTTB Genel Başkanı Ömer Öztürk tarafindan kurulan vakfımız; milletimizin tereddütsüz güveni, yarım asırlık tecrübesiyle; eğitim, yurt, burs ve yayıncılık alanlarında hizmet vermektedir. Muhterem Ömer Öztürk'ün, bütün masraflarını karşılamaya devam ettiği Fatih Gençlik Vakfı'nda, üniversite öğrencilerine 1971 senesinden itibaren burs verilmeye başlanmıştır. O günden bu yana bursiyer sayısı artırılarak kesintisiz bir şekilde hâlen devam eden bu hizmetten şimdiye kadar binlerce üniversite öğrencisi yararlanmıştır. Vakfımızda öğrencilere verilen burs, yemek ve yurtlarımızda verilen barınma hizmetlerinin yanında milli şuurlu bir gençlik yetiştirmek gayesiyle çeşitli sosyal ve kültürel faaliyetler yapılmaktadır. Kur'ân-ı Kerim başta olmak üzere, Ehli Sünnet itikâdı üzere ilmihâl bilgileri ve belli seviyede İslâmî ilimler, her yıl 8 aylık müfredat dahilinde öğrencilerimize sunulmaktadır. Herbiri alanında uzman hoca ve akademisyenler tarafından gerçekleştirilen haftalık konferanslar ve diğer etkinliklerle en değerli cevherlerimiz olan gençlerimiz, milli ve manevî değerlerle donatılarak yarınlara hazırlanmaktadır. Muhterem Ömer Öztürk'ün açtığı ve yaklaşık yarım asırdır devam ettirdiği çığırla öğrencilerimiz hemen her sene umreye, hatta hacca götürülerek genç yaşta unutulmaz bir tecrübe yaşamalarına ve hayatlarında yeni bir sayfa açmalarına vesile olunmuştur. Şimdiye kadar yüzlerce öğrencimiz bu güzellikten istifade etmiştir. Yine Fatih Gençlik Vakfı çatısı altında, Misvâk Neşriyat bünyesinde Ehl-i Sünnet akâidinin güçlenmesi ve Sünnet-i Seniyye'nin ihyâsına yönelik eserler neşredilmektedir. Özellikle İmâm-ı Azam Ebu Hanife (r.a.)'in yolunun anlaşılmasına yönelik kapsamlı eserler basılmıştır. Hadislerle Hanefi Fıkhı isimli 22 ciltlik eser bunların başında gelmektedir. Fatih Gençlik Vakfı ilk günden bu yana sapmayan çizgisi; tutarlı, şeffaf, ifrat ve tefritten uzak hizmet anlayışıyla, her zaman hayra anahtar, şerre kilit olmuş bir misyonun adıdır. (www.fgv.org.tr; www.mttb.com.tr)

    İMÂM-I ÂZAM (R.A.)'İN RÜYASI-20 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 20, 2026 2:20


    İmâm-ı Âzam (r.a.) ilim ve amel konusunda, herkesin âciz kaldığı yüksek derecelere çıktığından dolayı avam ve havas tarafından hüsn-i kabûl görüp yüceltildi. Bu arada hasetçilerin ve düşmanlarının sayısı da çoğaldı. Büyükler hakkında câri olan İlâhî bir âdet vardır: "Sen Allâh'ın açtığı yolu (sünneti, kanunu) değiştirecek değilsin." Buna rağmen ders okutma ve fetva konusunda kendisine asla yılgınlık gelmedi. Tam aksine kendisi hakkında verilen müjdelerin iyiye yorumlanması buna eklenince çalışma ve ikballeri arttı. Bu cümleden olarak, bir gece rüyada Ravza-i Mutahhara'yı kazıp Hazret-i Peygamber (s.a.v.)'in mübarek kemiklerini çıkarıp toplayarak göğsünün üzerine koyduğunu gördü. Bu durumdan çok rahatsız oldu, çok sarsıldı. Kendisinde ortaya çıkan ıztırap ve şiddetli korku sebebiyle arkadaşları ziyaretine geldi. Muhammed b. Sîrîn (rh.a.)'e rüyanın yorumunu sordurmaya mecbur oldu. İbn Sîrîn (rh.a.) rüyayı anlatan kişiye hemen şu cevabı verdi: "Bu rüyanın sahibi bulunan kişi Hazret-i Peygamber (s.a.v.)'in sünnetini tefsir etmede kimsenin ulaşamayacağı bir mertebede insanlara incelik ve gizlilikleri açıklayıp onları aydınlığa kavuşturacaktır." Bu yorum İmâm-ı Âzam (r.a.)'e ulaştırılınca çok ferahladı. Gerçekten de akılları hayrete düşürecek derecedeki dinî meseleleri inceleyip çözüme kavuşturmayı başarmıştır. (İsmail Hakkı, İmâm-ı Azam (r.a.) Hayatından Râbbânî Esintiler, s. 142-143)

    RESÛLULLAH'IN (S.A.V.) DİĞER PEYGAMBERLERDEN ALTI ÜSTÜNLÜĞÜ-19 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 19, 2026 3:11


    1. Fesahat ve belâgat üstünlüğü: Peygamber (s.a.v.), olağanüstü fesahat (düzgün ve etkili söz söyleme) ve belâgat (anlamı güçlü ve güzel ifade etme) sahibiydi. Onun mübarek hadisleri, lafzen kısa ama manen birçok hakikati ihtiva ederdi. En veciz ifadelerle en derin, geniş anlamları aktarmak, yalnızca Nebi (s.a.v.)'e mahsus bir yüce sıfattır. 2. Fetihlerde ilahî yardım: Allah (c.c.), O (s.a.v.)'e büyük yardımlar ve önemli fetihlerle destekledi. Düşmanlarının kalplerine düşen korku, bu fetihleri kolaylaştırdı ve İslâm hâkimiyeti her tarafta kendini gösterdi. 3. Ganimetin helâl kılınması: Önceki peygamberlerin ümmetlerine, savaşta elde edilen ganimet malları helâl değildi; bu mallar yakılırdı. Efendimiz (s.a.v.)'e ise ganimet helâl kılındı. Bu, İslâm mücahitlerinin refahına vesile oldu. 4. Yeryüzünün mescid kılınması: Allah (c.c.), İslâm ümmetine büyük kolaylıklar bahşetti. Yeryüzünün her tarafı esasen temiz kılındı ve bu ümmete üzerinde namaz kılmak caiz oldu. Müslümanlar, bir sahrada veya herhangi bir açık alanda cemaatle ya da tek başına namaz kılabilir. 5. Risaletin umumi oluşu: Peygamberimizin (s.a.v.) risaleti bütün beşeriyete yöneliktir. Allah (c.c.) katında kabul gören din, yalnızca İslâm'dır. O (s.a.v.), bütün insanları bu hak dine davet etmiştir. 6. Nübüvvetin sona ermesi: Nübüvvet (peygamberlik) ve risalet (elçilik) silsilesi, Peygamber (s.a.v.) ile son bulmuştur. Onun dini bütün beldelere yayılmış, yüksek hakikatleri her milletçe bilinebilir hâle gelmiştir. Artık hiçbir millet, “Biz bilmiyorduk” diyerek mazur olamaz. Dolayısıyla insanlara başka bir peygamber gönderilmesine gerek kalmamış, nebilerin ve resûllerin en faziletlisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.) ile peygamberlik sona ermiştir. (Ömer Nasuhi Bilmen, Sualli Cevaplı Dinî Bilgiler, s.52)

    YAĞMUR, MAL VE EVLÂD KAPILARININ ANAHTARI-18 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 18, 2026 3:08


    Kur'ân-ı Kerim'de mağfiret dilemenin, yani istiğfar etmenin, rızkın ve yağmurun indirilmesine sebep olacağına dâir deliller vardır. İbn Subayh (rh.a.) dedi ki: Bir kişi Hasan-ı Basri(r.a.)'e kuraklıktan şikayet etti. Ona: Allah (c.c.)'dan mağfiret dile, dedi. Bir diğeri ona fakirlikten şikayet etti, ona da: Allah (c.c.)'dan mağfiret dile, dedi. Bir başka kişi ona: Allah (c.c.)'a dua et de bana bir oğul ihsan etsin dedi, ona da: Allah (c.c.)'dan mağfiret dile, dedi. Bir başkası bahçesindeki kuraklıktan ona şikayet etti, ona da: Allah (c.c.)'dan mağfiret dile, dedi. Biz böyle demesinin sebebini ona sorduk, o da: Ben kendiliğimden bir şey söylemedim, çünkü yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “Rabbinizden mağfiret dileyin. Çünkü O, çok mağfiret edicidir. Böylece O, üzerinize semayı (yağmuru) bol bol salıverir. Mallarla, oğullarla size yardım eder. Size bağlar, bahçeler verir ve sizin için nehirler akıtır” (Nûh s.10-11-12) Bundan dolayı istiska namazında (yağmur duasında) mağfiret dilemek emrolunmuştur. Şa'bî (r.a.) şöyle demiştir: Hz. Ömer (r.a.) yağmur duasına çıktı. Geri dönünceye kadar mağfiret dilemekten başka bir şey yapmadı. Onlara yağmur yağdırılınca, yanında bulunanlar: Biz senin yağmur için dua ettiğini görmedik, dediler. O da: Ben kendisi sebebiyle yağmurun yağdırılması istenen semanın yağmur yağdırma sebeblerinin tümünü zikrederek yağmur talebinde bulundum dedikten sonra: yukarıdaki âyetleri okudu. (Bu ayette, Allah (c.c.)'ya istiğfar ederek yani ondan bağışlanma dileyerek mal ve evlada kavuşulacağı beyan edilmiştir. Bu sebeple İslam büyükleri, çocuk isteyen kişinin günde 700 defa “Estağfirullah el azîm ve etûbü ileyk” istiğfârına devam etmelerinin uygun olacağını söylemişlerdir.) (İmam Kurtubi, Câmiu li-Ahkâmi'l-Kur'an, c. 18, s. 48)

    HİCRET EMRİ-17 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 17, 2026 3:12


    Allâh Resûlü (s.a.v.), Kureyşli'lerin baskılarının artması üzerine bütün Ashâbı (r.a.e.)'i Medîne'ye gönderdi. Kendisi de Hâkk Teâlâ'nın emrini bekliyordu. Ebû Cehil başkanlığında Kureyşli kâfirler bu durumu sezip bir toplantı düzenlediler. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Medîne'ye hicret etmesinin sonra başlarına çok büyük felaketler açabileceğinde hemfikir oldular ve Ebû Cehil'in “Her kabileden kuvvetli, heybetli kişiler seçip birlikte Muhammed (s.a.v.)'in evine gidelim. Yattığı yerde kendisini kılıçla parça parça edelim. Kimse görmeden oradan dağılalım. Ertesi gün Hâşimoğulları toplanıp O (s.a.v.)'i öldüreni isterler. Ancak bulamazlar. Çünkü Muhammed (s.a.v.)'i öldüren kimsenin, kim olduğunu bilemezler. Araya ileri gelenler girer. Bir çare bulurlar. Kanının pahasını veririz, bu iş de burada bitmiş olur.” fikrini kabul ettiler. Bu toplantı daha dağılmadan Cebrâil (a.s.) Peygamber (s.a.v.)'e Allâh (c.c.)'un emrini iletti: “Hani bir zaman da o kâfirler, seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri ya da sürüp çıkarmaları için, sana tuzak kuruyorlardı; onlar tuzak kurarlarken Allâh da karşılığını kuruyordu. Öyle ya Allâh tuzakların hayırlısını kurar.” (Enfâl s. 30) Peygamber (s.a.v.): “Ey Cebrâil! Bu âyetin nüzûlünün sebebi nedir?” diye sordu. Cebrâil (a.s.) da kâfirlerin niyetini anlattı. Allâh Resûlü (s.a.v.): “Ey Cebrâil! Allâhü Teâlâ'nın bana emri nedir? Ne yapmalıyım?” diye sordu. Cebrâil (a.s.): “Hâkk Teâlâ senin de Medîne'ye hicret etmeni emretmektedir.” dedi. Allâh Resûlü (s.a.v.): “Hangi vakit gideyim?” diye sordu. Hz. Cebrâil (a.s.) bu soruya bir cevap vermedi. Allâh Resûlü (s.a.v.), Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in evine geldi. Hz. Sıddîk (r.a.)'i durumdan haberdar etti. “Ey Allâh'ın Resûlü (s.a.v.)! Ben de seninle geleyim” dedi. Allâh Resûlü (s.a.v): “Evet. Sen de benimle geleceksin” buyurdu. Hz. Ebû Bekir (r.a.) sevincinden ağladı. (Mustafa Darir-i Erzurûmî, Peygamberimizin Hayatı, c.2, s.169-170)

    MUHARREM AYININ BİRİNCİ GÜNÜ OKUNACAK DUÂLAR VE YAPILACAK ZİKİRLER-16 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 16, 2026 2:41


    1. Aşağıdaki duâ, üç defa okunmalıdır: Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm Ve sallâllâhu ‘alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihi ve sahbihî ve sellem. Allâhümme ente'l-ebediyyü'l-kadîmü'l-evvelü ve ‘alâ fazlike'l-‘azîmi ve cûdike'l-‘amîmi'l-mu‘avveli ve hâzâ ‘âmun cedîdün kad akbele nes'elüke'l-‘ısmete fîhi mine'ş-şeytâni ve evliyâihi ve cünûdihi ve'l-‘avne ‘alâ hâzihi'n-nefsi'l-emmâreti bi's-sûi ve'l-iştiğâli bi-mâ yukarribunî ileyke zülfâ yâ zê'l-celâli ve'l-ikrâmi ve sallâ'llâhu ‘alâ Muhammedini'n-Nebiyyi'l-ümmiyyi ve ‘alâ Âlihî ve Ashâbihi't- tayyibîne't- tâhirîne ve'l-hamdü li'llâhi Rabbi'l‘âlemîn. 2. 365 defa Âyetü'l-Kürsî, 3. 1000 defa İhlâs-ı Şerîf, 4. 1 defa Zümer Sûresi okunmalıdır. 5. Bütün bunların sonunda 1 defa: Allâhümme yâ muhavvile'lhavli ve'l-ahvâli havvil hâlenâ ilâ ahseni'l-hâl denilmelidir. MUHARREM AYININ İLK ON GÜNÜ HER GÜN OKUNACAK DUÂ Bi'smi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm “El-hamdü li'llâhi Rabbi'l-‘âlemîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve ‘alâ Âlihi ve Sahbihî ecma‘îne. Allâhümme ente'l- ebediyyü'l- kadîmü'l-hayyü'l- kerîmü'l- hannânü'l- mennânü ve hâzihî senetün cedîdetün es'elüke fîhâ'l-‘ısmete mine'ş-şeytâni'r-racîmi. Ve'l-‘avne ‘alâ hâzihi'nnefsi'l-emmâreti bi's-sûi ve'l-iştiğâli bimâ yukarribunî ileyke yâ zê'l-celâli ve'l-ikrâmi bi-rahmetike yâ erhame'r-râhimîne. Ve sallâ'llâhu ve selleme ‘alâ Seyyidinâ ve Nebîyyinâ Muhammedin ve ‘alâ Âlihi ve Sahbihî ve Ehl-i Beytihi ecma'îne.” Peygamberimiz (s.a.v.) Hazretleri'nden: “Her kim, ilk on günü sabahleyin bu duâyı üç kerre okursa, Allâhü Zü'l-Celâl Hazretlerinin o kimseyi tâ gelecek senenin Muharremine kadar bütün belâlardan emin ve muhâfaza buyuracağı” rivâyet olunmuştur. (Müslim) Şeyh Şihâbuddîn-i Sühreverdî (k.s.)'dan nakledilmiştir ki: “Her kim, bu duâyı, Aşûre günü üç kerre okursa, ölümden de emîn kılınır. Elbette o sene ölümü takdîr olunan kimseye bu duâyı bu vechile okumak nasîb olmaz.” (Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.19-21)

    MUHARREM AYININ FAZÎLETİ-15 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 15, 2026 2:32


    İbn-i Abbâs (r.a)'in bildirdiği hadîs-i şerîfte: “Zilhicce'nin sonuncu günü ile Muharrem'in birinci günü oruç tutan, geçmiş yılı oruçla bitirip, yeni yıla oruçla başlamış olur. Allâhü Teâlâ o orucu onun elli yıllık günâhına keffâret eder” buyurulmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.): “Ramazan orucundan sonra en fazîletli oruç, Allâh'ın ayı olan Muharrem'de tutulan oruçtur. (Belâzurî, Ensâbu'l-Eşrâf, c.1, s.266) “Allâh (c.c.)'un, Aşûre günü orucunu ondan önceki yılın günâhlarına keffaret kılacağını umarım” buyurdu. (Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve, c.2, s.530) Hz. Ali (r.a.) der ki: “Peygamber (s.a.v.)'e bir adam gelip: “Yâ Resûlullâh! Ramazan ayından sonra hangi ay oruç tutmamı bana emredersin?” diye sordu. Resûlullâh (s.a.v.) ona: “Ramazan ayından sonra oruç tutacaksan, Muharrem ayını tut! Çünkü o, Allâh (c.c.)'un ayıdır. O ayda öyle bir gün vardır ki, Allâh (c.c.) o günde bir kavmin tevbelerini kabul etmiştir ve o günde başka bir kavmin de tevbelerini kabul edecektir!” buyurdu. Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu ki: “Muharrem ayında bir gün oruç tutana, bu gününe karşılık otuz gün oruç sevâbı yazılır.” (Gunye) (Abdulkâdir Geylânî (k.s.), Gunyetü't-Tâlibîn, s.352-356) HİCRÎ SENENİN SON GECESİ OKUNACAK DUÂ Bi-smi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm Ve sallallâhü ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve sellem. Allâhümme mâ ‘amiltü fi hâzihi's-seneti mimmâ neheytenî anhü felem etüb minhü velem terdâhü ve nesîtühü velem tensehü ve hâlimte aleyye fîhi ba‘de cür'etî ‘alâ ma'sıyetike feinnî estâğfiruke fağfirlî mâ ‘amiltü fîhâ mimmâ terdâhü ve ve‘adtenî aleyhi's-sevâbe fe-es'elüke. Allâhümme yâ kerîmü yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm. En-tetekabbelehû minnî velâ tâkta' racâî minke yâ kerîm. Ve sallallâhü ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve sellem. (Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.91)

    TEŞHİR ÖZGÜRLÜK MÜ, TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ Mİ?-14 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 14, 2026 3:10


    Bugün bazı söylemler, mahremiyetin sınırlarını yıkmayı ilerleme zannediyor. Oysa sınır ihlali başladığında mesele tercihten çıkar; aile düzenine ve çocukların kalbine dokunan bir istismara dönüşür. Teşhir kültürü, sözle, imajla ve özellikle sosyal medya akışlarıyla evin içine sızıyor; merakı kışkırtıp ölçüyü bozuyor, saygıyı ve hayayı törpülüyor. Çocuk, sevgiyle örülen mahremiyet duygusunu ailede öğrenir; sürekli sergileme dili ise bu duyguyu, kuşaktan kuşağa taşınmadan kırar. Netice: yıpranan aidiyet, tüketimle doldurulan boşluk, kırılgan benlikler ve çatışmalı evler. Çare; ölçü ve nezaketi yeniden kurmakta. Aile; net sınırlar, tutarlı örneklik ve temiz ekran disipliniyle başlar. Telefonlar ortak alanda, içerik denetimi bilinçli, ekran süreleri makul olmalı. Okul; saygı ve mesafe eğitimini güçlendirmeli, gençlere üretim, spor ve sanatla görünmenin onurlu yollarını açmalı. Yerel yönetimler ve platformlar; çocuk korumayı, içerik etiketlemeyi ve görsel kirliliğe karşı ortak standartları ciddiye almalı. Medya, reyting değil, sorumluluk bilinci taşımalı; dil, görüntü ve sembollerde aileyi incitmeyen bir özen benimsenmeli. Unutmayalım: Toplumlar teşhirle değil, edep ve iffetle ayakta durur. Mahremiyet, insan onurunun kalkanıdır; kalkansız kalan ev rüzgârda savrulur. Reklamların parıltısı söner; izzet, vakar ve sadelik kalır. Kendimizi değil, değerimizi gösterelim; sözü çoğaltmayıp örnek olalım. Aileyi koruyan dil; sükûnet, saygı ve ölçünün dilidir, yarınlarımızı da ancak bu dil büyütür. Mahalle ölçeğinde rehberlik merkezleri, ebeveyn atölyeleri, genç kulüpleri ve güvenli etkinlik alanları kurulmalı; rol modellere yatırım yapılmalı. Ölçü, bir baskı değil; gönüllü bir seviye eğitimidir. Kökü inançta, akılda ve nezakette olan bu seviye, toplumu diri tutar. Çocuk, saygıyı evde öğrenir; şehir bu iklimi güçlendirmelidir. (Basından Derleme)

    GERÇEK VE SAHTE ŞEYHLERİN VASIFLARI-13 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 13, 2026 3:12


    Kutbu'l Aktâb Hâce Ahmed Yesevî (k.s.), manevi vazife iddiasında olup sülûku ve yazılı gerçek icazeti olmayan kimseler hakkında şöyle der: “Hakikatla yürüyorum diye iddia edenler şeyh diye adlandırılan (veya bilinen) kimseler, eğer yetmiş makamı geçip, yetmiş perdeyi aşıp hakikata girse ve Resûlullah (s.a.v.)'in gördüklerini görseler, o zaman manevî halleri düzgün ve iddiâları doğru olur. Hakk'a yakınlık ve şeyhlik onlara câiz olur. Ama hakikat konusunda anlatılan yetmiş makamı geçmeden, yetmiş bin perdeyi aşmadan ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'in gördükleri (bazı şeyleri) görmeden, bir kimse “Ben Hakk'a ulaşıyorum” diye iddiâda bulunsa, iddiası yalan, kendisi yalancı ve Allah (c.c.)'ya düşman olur. Nitekim Nebi (s.a.v.) buyurdular: “Yalancı, Allah (c.c.)'nun düşmanıdır.” (Buhari) Nebî (s.a.v.) buyurdu: “Her iddiânın bir mânâsı (içeriği ve özü) vardır. Mânâsı olan kişi doğru, olmayan ise yalancıdır, insanlara öyle bir zaman gelecek ki iddiâ çok ama mânâ (ve mâneviyât) az olacak. Kim bir şeyi iddiâ eder ama karşılığını bulunduramazsa, o yalancıdır.” Âhir zamanda bizden sonra öyle şeyhler zuhur edecek ki; şeytan aleyhi'l-lâne onlardan ders alacak ve onlar şeytanın işini yapacaklar. Halka dost olup halk ne isterse onu yapacaklar. müridlerine yol gösterip onları maksada ulaştıramayacaklar. Dış görünüşlerini süsleyip müridden çok hırs sahibi olacaklar ve içleri (bâtınları) harâb olacak. Ey derviş! Şeyhlik dâvâsında bulunan kimsenin, kırk yıl bir mürşid-i kâmilin hizmetinde bulunmuş, çile çekip ondan (yazılı) icâzet almış olması gerekir. (Aksi takdirde) onun mürid edinmesi ve hediye alması haram ve bâtıldır. Şeriata aykırı iş yapan kişi dinden çıkar, tarikata aykırı iş yapan da merdûd olur, reddedilir. Ve her kim tevbe etmeden dünyadan göçerse cehennemde azap görür. Bundan Allah (c.c.)'ya sığınırız.” (Mir'âtü'l-Kulûb, Yeseviliğin İlk Dönemine Ait Bir Risale, s. 49-68)

    SADAKA VERMEK SÜNNETTİR-12 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 12, 2026 2:28


    İhtiyaçlarımızdan fazla olan giyecek, yiyecek, içecek gibi şeyleri Resûlullâh (s.a.v) Efendimiz'in ahlâkına uyarak- tasadduk etmemiz ve toplayıp saklamamamız, Efendimiz (s.a.v.)'in bizlere emir ve vasiyetlerinden biridir. Sadakasız bir gün geçirmemeye dikkat etmeliyiz. Mal cinsinden sadaka verecek bir şey bulamadığımız takdirde, Kur'ân okumak, Allâh (c.c)'u tesbih etmek, Resûlullâh (s.a.v) Efendimiz'e salât ve selâm getirmek suretiyle sadakada bulunmalıyız. Aliyyü'l-Havvâs (rh.a), bir fakir kendisinden bir şey istemiş olsa, yanında bulunan para veya yiyecek gibi ne varsa ikiye böler, bunun yarısını fakire verir ve "Hâkk Teâlâ, kendisini fakir kardeşinden üstün tutandan nefret eder" derdi. Muhtelif hadîs-i şerîflerde de sadaka vermenin önemine işaret edilmiştir. Şu hadîs rivayet edilmiştir: Resûlullâh (s.a.v.), "Sadaka malı eksiltmez veya sadaka vermekle mal eksilmez" (Müslim) buyurmuşlardır. Bir hadîste Resûlullâh (s.a.v.) "Suyun ateşi söndürdüğü gibi verilen sadaka da kişinin hatalarını düzeltip söndürmüş olur" (Ebu Ya'lâ) buyurmuşlardır. Bir hadîste, "Sadaka az olsa dahi, Râbbin hiddet ve gazâbını söndürdüğü gibi, kötü ölümü de kişiden uzaklaştırır" (Tirmizî) buyurulmuştur. Yine bir rivayet de şöyledir: "Hâkk Teâlâ bir sadaka ile yetmiş kötü ölüm kapısını kapamış olur." Şu hadîs rivayet edilmiştir: "Kıyâmet gününde kişi, insanlar arasında hüküm verilinceye kadar sadakasının gölgesi altında bulunur." (İmâm Ahmed) Başka bir hadis-i şerifte: "Sadaka vermekte acele ediniz, zira belâ sadakayı geçemez." (Beyhakî) buyurulmuştur. (İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.180-185)

    KULUN VAZİFESİ: ŞÜKÜR VE ZİKİR-11 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 11, 2026 2:28


    Ayeti Kerime'de şöyle buyrulur: "Öyle ise siz beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin." (Bakara s. 152) Cenâb-ı Allâh, bu ayette biz kullarını iki şeyle mükellef tutmuştur: Birisi zikir, diğeri şükür. Zikir, bazen dil ile, bazen kalb ile, bazen de azâlarla olur. İnsanların Allâh (c.c.)'u dilleriyle zikretmeleri (anmaları), hâmd, tesbih, medh ve Kur'an'ı okumakla olur. Allâh (c.c.)'ı kalb île zikir ise üç türlüdür: 1. O (c.c.)'un zatına ve sıfatlarına delâlet eden deliller üzerinde ve bu delilleri cerh eden şüphelere cevâp üzerinde tefekkür etmek. 2. Hâkk Teâlâ'nın insanlara verdiği mükellefiyetlerinin, ahkâm, emir ve yasaklarının, va'ad ve vaîdînin nasıl olduğunu gösteren deliller üzerinde düşünmek. İnsanlar mükellefiyetlerin nasıl olduğunu bilip, onların yerine getirilmesi halinde olan va'ad-i ilâhî ile yerine getirilmemesi halinde olan vaîd-i ilâhiyi (tehdidi) bildiklerinde, o mükellefiyetleri yerine getirmek onlar için kolaylaşır. 3. Allâh (c.c.)'un mahlûkatının sırları üzerinde düşünmek. Bu düşünce ile mahlûkatın her zerresi kutsî âlemin karşısında bulunan cilalı bir ayna gibi olur. Kul, o aynaya baktığı zaman, kulun bakışının ışıkları o aynadan celâl âlemine yansır. İşte bu makam, sonsuz mertebeleri olan bir makamdır. İnsanların, Allâh (c.c.)'u uzuvları ile zikretmelerine gelince; bu, onların uzuvlarının emrolundukları işlerle iyice meşgul olması ve nehyolundukları amellerden tamamen uzak kalmalarıdır. İşte bu manada olmak üzere Allâhü Teâlâ, "Allâh'ın zikrine koşun" (Cum'a s. 9) ifâdesi ile namazı "zikir" diye adlandırmıştır. Bundan dolayı Cenâb-ı Allâh'ın "Beni anın" ifâdesindeki, emr-i ilâhî bütün taat türlerini içine almaktadır. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.4, s.71)

    KADIN TESETTÜRÜ-10 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 10, 2026 2:37


    Yüzler ve eller, namazda ve bakmak hususunda avret sayılmamıştır. Bu sebeple bahsi geçen uzuvların açıkta kalması haram olmadığı gibi, mahrem olmayan kadınların el ve yüzüne şehvet bulunmaksızın bakmak da yasaklanmış değildir. Nur Suresi 31. Ayette kadınların başörtülerini örtmeleri ihtar edilmekte "yakalarının üstünü kapayacak şekilde" ifadesiyle açıklanmış bulunmaktadır. Önce şu hususu hatırlatmak yerinde olur: Kadının giydiği elbise, vücut hatlarının kılıfı mesabesinde olmayacaktır. Şehveti tahrik etmemesi için altını göstermeyecek kadar kalın, vücut hatlarını ve altındaki uzvun şeklini belli etmeyecek kadar bolca dikilmiş olmalıdır. Hz. Âişe (r.anha) validemizin kız kardeşi Esma (r.anha.) bir gün ablasını ziyarete gelmişti. Üzerinde ince bir elbise bulunuyordu. Resûlullâh (s.a.v) Efendimiz de Hz. Âişe (r.anha)'nın odasında oturmakta idi. Peygamber (s.a.v) Efendimiz onu bu halde görünce derhal başını çevirerek şöyle buyurdu: "Yâ Esma! Kadın hayız (görecek yaş)a ulaştığı zaman şunlardan başka bir yerinin görülmesi iyi olmaz." Bunu söylerken mübarek yüz ve ellerine işaret ediyordu. Kadının tesettür vazifesi, sadece üzerine bir şey giyivermekle bitmiyor. Elbisenin, vücudu göstermemesi ve şehveti tahrik etmemesi de şart gösteriliyor. Abdurrahman b. Ebû Bekr'in kızı Hafsa, halası Hz. Âişe (r.anha)'nın ziyaretine gelmişti. Başındaki örtü ince ve altını göstermekte idi. Hz.Âişe (r.anha), dinî bir öfke ile yeğeninin başından ince örtüyü alıp yırttı ve onun yerine kalın bir örtü verdi. Bir mesele hakkında nas bulunursa o hususta örf ve âdete itibar olunmaz. Hareketlerimizde âdetlere değil, âyetlere tâbi olacağız. Verilecek bir hüküm, geleneklere göre değil, dinî esaslar çerçevesinde değerlendirilerek verilecektir. (Derleme)

    ABDESTİ BOZAN DURUMLAR-09 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 9, 2026 1:48


    1. Önden ve arkadan çıkan kan, meni, irin, idrar ve dışkı. 2. Arkadan çıkan yel. 3. Herhangi uzuvdan akıcı halde çıkan kan ve yaradan irin veya sarı su halinde çıkıp etrafına yayılan şey. 4. Ağız dolusu kusuntu. 5. Az veya çok bayılmak. 6. Namaz kılan bir mükellefin namaz içinde uyanık iken kahkaha ile gülmesi. 7. Çocuk doğurmak. 8. Fahiş mübaşeret, yani erkek ile kadının karınlarını veya tenasül uzuvlarını birbirine kuvvetli bir engel bulunmaksızın şehvetle temas ettirmeleri. 9. Erkeğin tenasül uzvu içerisine tamamen tıkanmış olan pamuğun bilahare dışarıya çıkması veya çıkarılması. 10. Kadının tenasül uzvuna tıkanmış pamuğun veya bezin yaş olarak dışarıya çıkması veya çıkarılması. 11. Yan yatarak veya bağdaş kurarak veya dirseklere dayanarak uyumak. 12. Çıplak hayvan üzerinde yokuşa çıkarken uyumak. 13. Teyemmüm etmiş kimsenin abdeste elverişli bir miktar suya kavuşması. 14. Özür sahipleri için namaz vaktinin çıkması. (Ömer Nasuhi Bilmen, Sualli Cevaplı Dini Bilgiler, s. 159)

    ABDEST ALMANIN CAİZ OLDUĞU VE CAİZ OLMADIĞI SULAR-08 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 8, 2026 2:07


    Bir kimse çölde veya açık arazide su bulsa, onun necis olduğunu kesin olarak bilmediği müddetçe onunla abdest alabilir ve o su varken teyemmüm etmesi caiz olmaz. Kuyunun içine ağaç yaprakları düşmüş olsa ve bu sebeple suyun üç vasfı -yani tadı, rengi ve kokusu- değişse su, inceliğini muhafaza etmiş olduğu müddetçe onunla abdest almak caizdir. İçine necis bir madde düşmüş olan su ile abdest almak caiz değildir, necasetin az veya çok olması arasında fark yoktur. Ancak suyun, akarsu olması durumunda, vasıflarından biri değişmediği müddetçe su necis olmuş olmaz. Fakat suyun vasıflarından biri değişirse necis olur ve onunla abdest almak caiz olmaz. (Akarsu, velev akışı çok zayıf olsa da saman veya bir yaprağı sürükleyip götürebilen sudur) Büyük havuz, uzunluğu ve genişliği on arşın (5,5 m), derinliği ise bir avuçtan daha fazla olan yani bir kimse eliyle bir avuç su alsa tabanı meydana çıkmayan havuzdur. Böyle bir havuzun hükmü, akarsuyun hükmü ile aynıdır. Oraya necis bir maddenin düşmesi hâlinde bakılır, eğer sidik ve şarap gibi görülemeyen bir necaset ise havuzun her tarafından abdest almak caizdir; fakat eğer hayvan leşi gibi görülebilen bir necaset ise necasetin bulunduğu taraftan abdest alınmaz, diğer taraftan alınır. Necaset sebebiyle böyle bir suyun vasıflarından birinin değişmesi durumunda o havuzdan abdest almak asla caiz değildir. (Eşref Ali et-Tehânevî, Hanefi İlmihali, s.80)

    SIRÂT-I MÜSTAKİM ÜZERE OLMAK-06 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 6, 2026 3:04


    "Bizi, dosdoğru olan yoluna ilet." (Fatiha s. 6) sözünden maksad, Allâh (c.c.) rızası için büyük meşakkatleri sırtlanan öncülerin yoludur. Anlatıldığına göre Hz. Nûh (a.s.) her gün bayılıncaya kadar dövülürdü. O buna rağmen, yine her vurulduğunda, "Allâh'ım kavmime hidayet et, çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar" derdi. Bizim Peygamberimiz (s.a.v.) bu cümleyi sadece bir kere söylemiştir. Halbuki Hz. Nuh (a.s.) bir günde aynı cümleyi defalarca söylemiştir. Bu nedenle, Hz. Nûh (a.s.)'ın Peygamberimiz (s.a.v.)'den üstün olduğunu söylemek gerekir?" denilirse, buna bizim cevabımız şu olur: Cenâb-ı Hakk'ın "Bizi, dosdoğru olan yoluna ilet" sözünden maksadı, kendisinden bu üstün ahlâkın istenmesi olup, Hz. Peygamber (s.a.v.)'de Fatiha'yı her gün şu kadar defa okuduğuna göre, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in bu kelimeyi söylemesi, Nûh (a.s.)'ın söylemesinden daha çok olur. Mümin Allâh (c.c.)'u tek bir delille tanıyınca, bütün varlıklarda O (c.c.)'un varlığına, ilmine, kudretine, cömertliğine, rahmetine ve hikmetine delâlet eden nice deliller olduğunu anlar. Buna göre kulun, "Bizi, dosdoğru olan yoluna ilet" sözünün manası: "Ey Râbbimiz! Her şeyde, Senin zâtına, sıfatlarına, kudretine ve ilmine delâlet eden nice deliller bulduk" olur. Bu takdire göre, söz konusu olan sual kendiliğinden bertaraf edilmiş olur. Cenâb-ı Hakk "Muhakkak ki sen, doğru bir yola hidayet ediyorsun, göklerde ve yerde bulunan her şeyin kendisine ait olduğu Allâh'ın yoluna" (Şûra s. 5253) "Bu, benim dosdoğru olan yolumdur, öyleyse ona uyunuz!" (En'âm s. 153) buyurmuştur. "Sırât-ı müstakim" insanın, Allâh (c.c.)'dan başka her şeyden yüz çevirmiş: bütün kalbi, fikri ve zikriyle Allâh (c.c.)'a yönelmiş olmasıdır. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.354-355)

    CUMA GÜNÜ YA DA CUMARTESİ GÜNÜ ORUÇ TUTMANIN HÜKMÜ NEDİR?-05 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 6, 2026 2:02


    İmam Ebu Yusuf'a (r.aleyh) göre sadece Cuma günü oruç tutmak mekruhtur. Delil olarak şu hadis getirilmiştir: Ebu Hüreyre'den (r.a.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Sizden birisi Cuma günü oruç tutmasın ancak bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutsun." (Ebî Dâvud: 2422) Aynı şekilde Cumartesi günü oruç tutmak da Ebu Yusuf'a göre mekruhtur. Bir hadiste şöyle Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cumartesi günü farz olanlar dışında hiçbir orucu tutmayın." (Ebu Dâvud: 2423) Nevruz ve Mehrecan günlerinde de oruç tutmak caiz değildir.Zira bu durumda biz, tazim edilmesi yasak olan günlere tazim etmiş oluruz. Bu hüküm Nevruz kutlamanın da dinen caiz olmadığını göstermektedir. Oruç tutmanın yasak olduğu bu günler kendisinin âdeti olan günlere tevafuk etmişse oruç tutmasında bir beis olmaz. Hiç konuşmama şeklinde oruç tutmakta caiz değildir. Savm-i visal denilen iftar ve sahur yapmaksızın art arda oruç tutmak da caiz değildir. En faziletli olan Davud (a.s.)'ın yaptığı gibi bir gün tutup bir gün tutmamaktır. Ücret karşılığı birisinin yanında çalışan kişinin nafile oruç tutması durumunda işini gereği gibi yapamaması halinde işverenin izni olmaksızın oruç tutması caiz olmaz. (Sualli Cevaplı İslam Fıkhı, c. 3, s. 390-392)

    ŞEHİT SULTAN ABDÜLAZİZ -04 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 4, 2026 2:35


    Sultan Abdülaziz, 32. Osmanlı padişahı ve II. Mahmud ile Pertevniyal Valide Sultan'ın oğludur. 7-8 Şubat 1830 gecesi doğdu. Kardeşi Sultan Abdülmecid'in ölümünden sonra tahta çıktı. Kardeşi Abdülmecid'in saltanatı süresince oldukça serbest bir hayat yaşadı ve itinalı bir eğitim gördü. Kardeşinin ölümü üzerine 25 Haziran 1861'de tahta çıktı. Sultan Abdülaziz İngiltere ve Fransa'nın davetini kabul ederek 21 Haziran 1867 tarihinde Avrupa seyahatine çıktı. Böylece Osmanlı tarihinde yabancı ülkelere seyahate çıkan yegâne padişah oldu. Karşılaşılan en büyük güçlük malî sıkıntı olduğu için, Abdülaziz hükümetten, önce bu konunun ele alınmasını istedi. Alınan bu tedbirlerle devletin malî durumu düzeldi. Avrupa'dan pek çok yeni model silâh satın aldı. Satın alınan büyük çaplı toplarla Boğazlar ve sınır boylarındaki kaleler tahkim edildi, tophâne modernleştirildi. Abdülaziz denizciliğe de büyük önem verdi. İngiltere ve Fransa ayarında bir donanmaya sahip olabilmek için bütçe gücünün üstünde paralar harcadı. Tersaneler ıslah edildi. Abdülaziz döneminde ulaşım ve haberleşme alanında önemli ilerlemeler kaydedildi. Abdülaziz'in saltanatı süresince millî eğitimde, teknik ve meslekî eğitimde de ileri adımlar atıldı. Midhat ve Hüseyin Avni paşalar Abdülaziz'i hem devlet için hem de kendileri için zararlı gördüklerinden düşmanca bir tavır içinde idiler. Sultan Abdülaziz'in tahtan indirilmesini ve yerine yeğeni V.Murad'ın geçirilmesini sağladılar. Bu darbe sonrası Sultan 4 Haziran 1876 günü odasında bilek damarları kesilmiş bir vaziyette şehit edildi. (Cevdet Küçük, İslam Ansiklopedisi, c.1, s.179-185)

    BOŞANMA KONUSUNDA ŞER'İ UYARILAR-03 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 3, 2026 2:54


    Zorunluluk oluşmadıkça evliliğin korunması ve boşanmaktan kaçınılması gerektiği konusunda pek çok şer'i öğüt ve ilahi uyarı bulunmaktadır. Koca, eşiyle güzel bir şekilde geçinmeli, yani söz ve davranışlarında ona karşı nazik ve cömert olmalıdır. Enes bin Malik (r.a.) anlatıyor: Ben, Hz. Peygamber (s.a.v)'e “Müminlerin iman yönünden en mükemmeli kimdir?” diye sordum. Nebi (s.a.v.): “Ailesine karşı ahlakça en güzel olanlarıdır.” diye cevap verdi. Diğer bir hadiste de “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” buyurulmuştur. Bir kadın kocasının meşrû isteklerine itaat eder, insani zaaflarından kaynaklanan hatalarını düzeltmeye çalışırsa, artık böyle bir kadını boşamak, insaf ve dini hassasiyetle bağdaşmaz. Nitekim ayette: “Eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın.” (Nisâ s. 34) buyurulmuştur. Bu ilahi emrin devamında ise şu uyarı yapılmaktadır: “Allah yücedir, büyüktür.” (Nisâ s. 34) Bu ayet, çok önemli ilahi uyarılar içermektedir. Adeta denilmektedir ki: Allah, sonsuz yüceliği ve büyüklüğüyle birlikte, günahkâr kullarının tövbelerini kabul eder, onları bağışlayarak affeder. O halde, hata yapıp itaate dönen eşleriniz için de siz affedici ve hoşgörülü davranmalısınız. Yine şu anlam ortaya çıkmaktadır: Kadınlar her ne kadar güçsüz olup erkeklerin zulmüne karşı kendilerini koruyamazlarsa da Allah sonsuz kudret ve adalet sahibidir. Kadınlara zulmeden erkeklerden intikam almaya muktedirdir. Erkekler, bunu düşünerek kadınlara zulmetmekten ve gereksiz yere boşamaktan sakınmalıdır! “Evlenin, fakat boşanmayın. Çünkü boşanma, Rahman'ın arşını titretir.” anlamındaki hadis-i şerif boşanmanın ne kadar kötü ve kaçınılması gereken bir şey olduğunu ortaya koymaktadır. (Ömer Nasuhi Bilmen, Ailenin Gücü Nüfusun Geleceği, s.82-83)

    SÂLİH EVLAT YETİŞTİRMEDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR -02 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 2, 2026 2:09


    Sâlih evlat yetiştirmenin ilk adımı anne-babaların kendilerine çeki düzen vermesidir. Bilindiği üzere her çocuk ilk günlerini anne kucağında geçirmektedir. Bu dönem annenin ahlâk ve davranışlarının çocuk üzerinde derin izler bıraktığı bir dönemdir. Büyüklerin dediği gibi, çocuk konuşmuyor ve anlayamıyor olsa da gördüğü her şey bir nakış gibi onun zihnine işlenir. Bu yüzden çocuğun yanında konuşurken dikkat edilmesi gerekir. Hikmet ehli çocuğun anne karnındayken bile annesinin davranışlarından etkilendiğini belirtir ve hamilelik döneminde annenin, temiz ve abdestli olmaya dikkat etmesine, takvayı benimsemesi gerektiğine dikkat çekerler. Anne karnındaki çocuk için böyleyse doğduktan sonraki etkinin daha fazla olduğu açıktır. Anne kucağındaki çocuk konuşamaz, ancak gördüğü her şeyi kavramaya çalışır. Bu nedenle sâlih bir çocuk yetiştirmede anne-babanın rolü çok büyüktür. Bu açıdan özellikle ileride anne olacak olan kız çocuklarının eğitimi büyük önem arz etmektedir. Kısacası, sâlih bir evlat yetiştirmek için ilk adım, anne ve babanın sâlih olmalarıdır. Anne babanın, çocuklarına örnek olabilmek adına gösterdikleri güzel ahlak ve davranışlar, çocukların gelecekteki karakter ve davranışlarının temelini oluşturur. Sâlih bir evlat, sâlih bir ailenin ürünüdür ve bu nedenle anne-babanın kendi ahlâk ve davranışlarını sürekli gözden geçirmeleri gerekmektedir. (Eşref Ali et-Tehanevi, Terbiye-i Evlad (İslam'da Çocuk Terbiyesi), s.64)

    SÜNNETE UYGUN GUSÜL NASIL ALINIR?-01 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later Jun 1, 2026 2:24


    Guslün farziyyeti Kur'an-ı Kerim ile sabittir. Cenâb-ı Hâkk şöyle buyuruyor: "Cünüp olursanız iyice temizlenin." (Maide s. 6) Gusülde bedenin tamamını yıkamak farzdır. Efendimiz (s.a.v.)'in hanımı Meymune validemiz şöyle anlatıyor: "Resûlullâh (s.a.v.) ayakları dışında aynen namaz için abdest alır gibi abdest aldı. Ardından avret mahallini ve bedenine isabet eden yıkanacak şeyleri yıkadı. Sonra üzerine su döktü. Daha sonra ayaklarını uzatıp yıkadı." Buna göre gusül alan kişi önce ellerini ve avret mahallini yıkar, varsa bedendeki necaseti giderir sonra ayakları yıkamayı tehir ederek abdest alır. Daha sonra baştan başlayarak her defasında kuru yer kalmayacak şekilde bütün bedeni üç kez yıkar. Son olarak ayaklarını yıkar. Ayaklarını anlattığımız şekilde tehir etmesi gusledilen yerde ayaklara değecek şekilde müstâmel suyun birikmesinden ötürüdür. Eğer böyle bir durum söz konusu değilse tehir etmesi gerekli değildir. Suyu normal kullanmak yani ne çok israf etmek ne de çok az kullanmak, ilk yıkamada bütün azâları ovalamak, kimsenin görmeyeceği bir yerde gusletmek ve sonunda bir mendil (havlu) ile kurulanmak müstehâbtır. Yıkanmasında meşakkât olan yerler istisna edilmiştir. Dişler arasında ve diş kovuklarındaki kalıntıların çıkarılmasında meşakkât olduğundan en sahih görüş guslün sıhhâtine mani olmamalarıdır. Burunda sıvı haldeki sümüğün gusle mani olmayacağı, kuru olanın ise mani olacağı söylenmiştir. Aynı şekilde tırnaklar arasındaki macun ve benzeri yapışkan maddeler de gusle manidir. Toz ve topraklar ise gusle mani değillerdir. Abdest uzuvlarına yapışmış olan hamur, mum, çapak gibi şeyler gusle manidir. Pire veya sinek pisliği ise mani değildir. Su, saç diplerine ulaşırsa kadınların örgülü saçlarını açmalarına gerek yoktur. (Suâlli-Cevâplı İslâm Fıkhı, c.1, s.231-233)

    SÜNNETE UYGUN GUSÜL NASIL ALINIR?-31 MAYIS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later May 31, 2026 2:49


    Guslün farziyyeti Kur'an-ı Kerim ile sabittir. Cenâb-ı Hâkk şöyle buyuruyor: "Cünüp olursanız iyice temizlenin." (Maide s. 6) Gusülde bedenin tamamını yıkamak farzdır. Efendimiz (s.a.v.)'in hanımı Meymune validemiz şöyle anlatıyor: "Resûlullâh (s.a.v.) ayakları dışında aynen namaz için abdest alır gibi abdest aldı. Ardından avret mahallini ve bedenine isabet eden yıkanacak şeyleri yıkadı. Sonra üzerine su döktü. Daha sonra ayaklarını uzatıp yıkadı." Buna göre gusül alan kişi önce ellerini ve avret mahallini yıkar, varsa bedendeki necaseti giderir sonra ayakları yıkamayı tehir ederek abdest alır. Daha sonra baştan başlayarak her defasında kuru yer kalmayacak şekilde bütün bedeni üç kez yıkar. Son olarak ayaklarını yıkar. Ayaklarını anlattığımız şekilde tehir etmesi gusledilen yerde ayaklara değecek şekilde müstâmel suyun birikmesinden ötürüdür. Eğer böyle bir durum söz konusu değilse tehir etmesi gerekli değildir. Suyu normal kullanmak yani ne çok israf etmek ne de çok az kullanmak, ilk yıkamada bütün azâları ovalamak, kimsenin görmeyeceği bir yerde gusletmek ve sonunda bir mendil (havlu) ile kurulanmak müstehâbtır. Yıkanmasında meşakkât olan yerler istisna edilmiştir. Dişler arasında ve diş kovuklarındaki kalıntıların çıkarılmasında meşakkât olduğundan en sahih görüş guslün sıhhâtine mani olmamalarıdır. Burunda sıvı haldeki sümüğün gusle mani olmayacağı, kuru olanın ise mani olacağı söylenmiştir. Aynı şekilde tırnaklar arasındaki macun ve benzeri yapışkan maddeler de gusle manidir. Toz ve topraklar ise gusle mani değillerdir. Abdest uzuvlarına yapışmış olan hamur, mum, çapak gibi şeyler gusle manidir. Pire veya sinek pisliği ise mani değildir. Su, saç diplerine ulaşırsa kadınların örgülü saçlarını açmalarına gerek yoktur. (Suâlli-Cevâplı İslâm Fıkhı, c.1, s.231-233)

    MÜSLÜMAN ASTRONOMLARIN GÖKKÜRELER TASAVVURU VE BATIYA ETKİSİ-30 MAYIS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later May 30, 2026 2:58


    Dünyanın kendi ekseninde döndüğüne inanan, Arapİslâm astronomlarından birisi Ebû Sa'îd Ahmed es-Siczî'dir. El-Bîrûnî'nin verdiği bilgiye göre, es Siczî ayrıca dünyanın döndüğü prensibine dayanarak kayık biçiminde bir usturlap (el-Usturlâb ez-Zevrakî) yapmıştır. Bizzat es-Siczî'nin bir planetaryum inşa edip etmediği bilinmemektedir. Bizim modelimiz, onun dünyanın kendi etrafında dönüşü tasavvurunu hatırlatmayı amaçlamaktadır. Abdurrahmân b. Ömer b. Muhammed es-Sûfî (903-986), modern araştırmalar tarafından Ptoleme ve Argelander (ö. 1875) ile birlikte sabit yıldızlar astronomisi alanının üç büyük bilgininden birisi olarak nitelendirilmektedir. Ptoleme'yle karşılaştırıldığında o, gök atlasını sadece Arap öncelleri tarafından yapılan katkılar ve kendi gözlemleri temelinde genişletmekle kalmamış, ayrıca yeni pozisyon verileriyle göstermiş ve yeni parlaklık ölçeklerine göre gruplandırmıştır. Bir çağdaşının bildirdiğine göre, es-Sûfî'nin devlet adamı Adudeddevle için yaptığı gümüşten bir gök küresi 435/1044 yılında Kahire'de bulunmaktaydı. Bizim modelimiz Oxford yazmasına dayanılarak yapılmıştır. Takımyıldızları da içeren bu yazma, yazarın oğullarından birisi olan Hüseyin tarafından 400/1010 yılında kopya edilmiştir. EsSûfî her bir takımyıldızı için iki şekil vermektedir. Bu şekillerden birisi takımyıldızını yatay düzlemden itibaren gösterirken, diğeri ise birinci şeklin kopya kağıdıyla elde edilen yansıma resmidir. Harita ve küre yapımcısı olarak ünlenen Fransisken ruhban Vincenzo Coronelli (1650-1718), XIV. Louis için çapı 3,85 m. olan bir gök küresi yapmıştır. Bu küre üzerine yerleştirilen yıldız atlası Abdurrahmân es-Sûfî (4./10. yüzyıl)'nin tasvirini temel almaktadır. Güney yarım küredeki 14 resim grubu, sonradan elde edilen bilgilere dayanmaktadır. Küre üzerinde yapılan çalışma 1681 ve 1683 yılları arasında Paris'te gerçekleştirilmiştir. Takımyıldızların adları Yunanca, Latince, Fransızca ve Arapça olarak verilmiştir. (Prof. Dr. Fuat Sezgin, İslâm Uygarlığında Astronomi,

    İSTANBUL'UN FETHİNDE MÂNEVÎ YARDIM -29 MAYIS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later May 29, 2026 2:54


    İstanbul'un fethinde maddi gücün yanında manevi güç de İslam ordusunun muzafferiyetinde büyük rol oynamıştır. Manevi yardım konusundaki örneklerden biri de şöyledir: Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s.) Hazretleri, bir perşembe günü öğleden sonra, aniden atının hazırlanmasını istedi. Atı hazırlanınca, atına binip, Semerkand'dan sür'atle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da kendisini tâkib etti. Biraz yol aldıktan sonra, Semerkand'ın dışında bir yerde talebelerine; “Siz burada durunuz” buyurdu. Sonra atını Abbas sahrasına sürdü. Mevlâna Şeyh adıyla tanınmış bir talebesi, bir müddet daha peşinden gidip tâkib etti. Abbas sahrasına varınca, atının üstünde sağa-sola gidip geldi. Sonra da birden bire gözden kayboldu. Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s.) daha sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sorduklarında; “Türk sultânı Muhammed Han (Fâtih) kâfirlerle harb ediyordu. Benden yardım istendi ve yardıma gittim. Allâhü Te‘âlâ'nın izniyle gâlip gelinip zafer kazanıldı” buyurdu. Fâtih Sultan Mehmed Han, Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s.) Hazretleri'nin gelişini şöyle anlatır: “İstanbul'u fethetmek üzere savaştığım sırada, harbin en şiddetli bir ânında Allâhü Te‘âlâya yalvarıp, zamanın kutbunun imdadıma yetişmesini istedim. O anda beyaz at üzerinde bir zât yanıma geldi. “Korkma!” buyurdu. Ben de; “Nasıl endişelenmeyeyim küffâr askeri pek çok” deyince, elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktığımda büyük bir ordu gördüm. “İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, kösün tokmağına üç defa vur. Orduna hücum emri ver” buyurdu. Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücuma geçti. Böylece düşman hezimete uğradı. İstanbul'un fethi gerçekleşti.” Fâtih Sultan Mehmed Han'ın, İstanbul'u fethederken cümle evliyânın ve rûhâniyetlerinin yardımını gördüğü pek açık bir hakikattir. (Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi, c.4 s. 134-135)

    NAMAZDA KAÇINMAMIZ GEREKEN AMELLER-28 MAYIS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Play Episode Listen Later May 28, 2026 2:47


    1. Zaruret olmadan namaz kılınan yerdeki şeyleri düzeltmek: Çünkü böyle yapmak boş bir hareket ve oyundur. Ancak mecburiyet olursa, müstesna. Namaz kılarken çakıl taşlarını düzelten Ebû Zerr (r.a.)'e Hz. Peygamber (s.a.v.) şu ikazda bulunmuştur: “Ey Ebû Zerr, bunu ya bir defada yap, ya da bırak.” 2. Eli ile selâm almak: Dil ile selâm almak insan kelâmı olduğundan dolayı, namaz kılmakta olan bir kimsenin verilen selâmı dil ile alması namazı bozar. El ile selâm almak ise mekruhtur. 3. Esnemek, gerinmek: Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) namazda esnemeyi menetmiştir. Kişiyi zorlarsa, o zaman mümkün mertebe yutulmaya çalışılır. El de ağzın üzerine konur. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu durumda böyle davranılmasını emretmiştir. 4. Gözleri yummak mekruhtur: Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) bunu yasaklamıştır. 5. Namazı, huzuru bozacak ve kalbi meşgul edecek şeylerin bulunduğu yerlerde kılmak mekruhtur. Çalgı ve eğlencelerin bulunduğu yerlerde namaz kılmak gibi. Mescidlerde çalınması düşünülecek olan ayakkabılarıda arka tarafa bırakmak, huzuru bozacağından mekruh sayılmıştır. 6. Yanmakta olan sobaya, ocağa ve ateş dolu mangala karşı namaz kılmak mekruhtur. Muma, kandile, lâmbaya karşı namaz kılmak ise, mekruh değildir. Yine asılı bulunan Mushaf-ı Şerif'e veya bir kılıca karşı namaz kılmak da mekruh değildir. Çünkü bunlara hiçbir kimse tarafından tapılmamıştır. 7. Bir insanın yüzüne karşı, arada engel olmaksızın namaz kılmak mekruhtur. Fakat bir insanın arkasına karşı namaz kılmak mekruh değildir. Namazda iken yılan ve akrep öldürmenin namaza bir zararı olmaz: Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Namazda bile olsanız, o ikisini öldürün.” (Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî, İbn Mâce) (Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, c. 1, s. 125-126)

    Claim Mevlana Takvimi

    In order to claim this podcast we'll send an email to with a verification link. Simply click the link and you will be able to edit tags, request a refresh, and other features to take control of your podcast page!

    Claim Cancel