POPULARITY
Categories
Bugün dünyanın her yerinde kadınlar bir yandan erkek egemen kapitalist sistemin yarattığı işsizlik, ücret eşitsizliği, güvencesizlik, yoksulluk, bakım yükünün tümüyle emekçi kadınların üzerine yıkılması ile boğuşurken diğer yandan kadın düşmanı politikaların izlenmesi sonucu ayrımcılık, şiddet ve kadın cinayetleri ile karşı karşıya adeta bir yaşam mücadelesi veriyor. Aralık 2025'e ait verilere göre geniş tanımlı işsizlik oranı %29. Ortalamayı yükselten de emekçi kadınlar. Çünkü erkeklerde işsizlik oranı %23 iken, kadınlarda %38. Yani çalışmak isteyen her 10 kadından en az 4'ü işsiz. Bunun bir nedeni patronların krizin faturasını işçilere ödetmek için işler iyi gitmiyor bahanesiyle işçi çıkarması ise diğer nedeni de kadınların üzerindeki bakım yükü ile düzenli, sürekli bir işte çalışmalarının engellenmesi. Evdeki çocuğa, hastaya, yaşlıya bakacak biri olmadığında, işyerlerinde kreş, mahallelerde devletin bakım evleri olmadığında kadınlar ev dışında çalışamaz hale geliyor. Çalışan kadınlar da eğer sendikalı işlerde çalışmıyorlarsa erkeklerin 9 ayda kazandıklarını ancak bir yılda kazanıyor, yani daha düşük ücretlere çalışıyorlar. Bu düzenin emekçi kadınlara vaadi: Esneklik adı altında güvencesiz işlerde, düzensiz çalışmaDaha düşük ücretlerEv işleri ve bakım yükünün altında ezilmeKreş yok, git istediğin yere şikayet et! Çocuğun, evdeki hastan veya yaşlın yüzünden devamsızlık mı yaptın? Kapı orada! Patronlar için hiçbir şey kendi kârlarından daha önemli değildir. Çalışırken üç kuruş kısmanın hesabını yapıp iş cinayetlerine zemin hazırlayan patron için işçinin canının bile değeri yok ki, çocuğunun bir kıymeti olsun, mutfakta pişen yemeğin içinde et var mı yok mu diye düşünsün. Öyleyse onların çocuğumuz hasta oldu mu vicdanlı olmasını, hakkımız olanı vermek için insafa gelmesini beklemek gerçekçi değil. Hakkımızı almak için mücadele etmek zorundayız. Bu mücadelede biz neyi savunacağız? Çalışmak isteyen her kadına iş!Her işyerine kreş! Eşit işe eşit ücret! Mahallelerde kamu tarafından finanse edilen hasta, yaşlı bakım merkezleri! Elbette emekçi kadınlar sadece iş istemiyor, sadece eşit ücret istemiyor. Eşit, özgür bir dünya istiyor. O dünyanın kapıları emekçi kadınlar için dünya tarihinde bir kez aralandı. Ne zaman? Nerede? Ekim devriminin topraklarında, Sovyetler Birliği'nde, işçi sınıfının iktidarı altında. Bugün türlü yalanlarla, başka hayaller peşinde koşmak değil, gerçekçi yoldan yürümek gerek. Erkek egemenliğine ve kapitalizme karşı emekçi kadınların öncülüğünde büyüyecek bir mücadelenin yolundan! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün anlamı8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, emekçi kadınların mücadelesine dayanıyor. Önce dokuma işçisi kadınlar 1857'de 10 saatlik işgünü ve insanca çalışma koşulları talebiyle greve gitti. Ardından 1908'de 15 bin tekstil işçisi kadın ABD'nin New York kentinde daha kısa çalışma saatleri, daha yüksek ücretler, doğum izni ve oy hakkı talebiyle bir mücadele başlattı. Mücadele eden kadınların diğer işçilerle ilişkisini kesmek için, işçi kadınları fabrikaya kilitlediler ve fabrikada "bilinmeyen bir nedenle çıkan" yangın sonucu 129 kadın işçi yaşamını yitirdi. Kadınların yaşamları pahasına verdikleri bu mücadelenin en öne çıkan sloganı, "Ekmek ve Gül" idi. Ekmek, yaşama güvencesini, gül ise daha insanca, daha güzel, kadının da izini taşıyan bir yaşamı simgeliyordu. Bugün de 8 Mart'ta patronların ikiyüzlü çiçeklerini değil, “Ekmek, Gül ve Hürriyet” istiyoruz!
Kendi sözlerini ve davranışlarını başkalarının söz ve davranışlarına bakarak belirleyen ve bunu alışkanlık haline getiren kişi, kendine ait bir kişilik inşa etme fırsatını hiçbir zaman bulamayabilir. Bu anlamda her insanın başkalarının yapıp ettiklerinden bağımsız bir dünya kurması bir ihtiyacın da ötesinde bir mecburiyettir.
AK Parti yeni çözüm sürecinde nerede duruyor? Devlet Bahçeli'nin Abdullah Öcalan çıkışıyla başlayan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Ahlat konuşmasıyla çerçevesi çizilen süreçte iktidar partisi sürecin içinde mi, dışında mı yoksa çevresinde mi konumlanıyor? Alişer Delek Gazeteci Bakışı'nda, AK Parti'nin Kürt meselesine yaklaşımını, MHP'nin lokomotif rolünü, Suriye-SDG hattındaki gelişmeleri ve Meclis'te kurulması planlanan yasal zemini detaylı biçimde analiz ediyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Yatırım dünyasında parayı kazanmak zor, ama paranın alım gücünü korumak çok daha zordur. Midas Podcast'in bu bölümünde; mevduat faizlerinin 2026'daki seyrini, borsanın 16.000 puan yolculuğunu ve Merkez Bankası'nın kritik enflasyon raporunun şifrelerini çözüyoruz. Yeni dönemde paranızın değerini koruyacak stratejiler bu bölümde. İyi dinlemeler. Midas uygulamasını indir: https://app.getmidas.com/gmih/mie6gpeu X (Twitter): https://twitter.com/getmidas Instagram: https://www.instagram.com/get_midas/ YouTube: https://www.youtube.com/@midasplus TikTok: https://www.tiktok.com/@midasinkulaklari Midas'ın Kulakları: https://www.getmidas.com/midasin-kulaklari Not: Bu içerik, içeriğin yayınlandığı günkü veriler ve haberler baz alınarak hazırlanmıştır. Eğer varsa içerikte geçen hedef fiyat tahminleri, uzman ve analist yorumları bu içeriğin yayınlandığı tarihte geçerlidir. Bu tahmin ve yorumlar zaman içinde değişkenlik gösterebilmektedir. Bu podcast'te yer alan haberler ve haberlerin içerdiği şirketler hakkındaki bilgiler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Bahsi geçen hisselerdeki; hisse adı, fiyatı ve grafikleri de dahil temsilidir, yatırım tavsiyesi değildir.
Nerede o eski ustalar dedirten sanatlardan birisi de Kündekârî sanatıdır. Endüstri devrimi ve sanayileşme ile birlikte pek çok kıymetli sanat yerini, makinelerin ürettiği ucuz işlere bırakıp bizi terk etti. Kündekârî, Farsça bir kelime olup ahşap oymacılık sanatını adlandırır. “Künde,” masif ağaç, tomruk gibi anlamlara gelirken, “kârî,” işlemek, oymak gibi anlamlara gelir. Genelde ahşap işlerini tanımlamakla birlikte özelde ince ahşap işçiliği ve sanatını tanımlamak için kullanılır. Kündekârî, sekizgen, beşgen, yıldız gibi çokgen geometrik şekillerde kesilmiş ahşap parçalarının çivi ile çakılmadan ve bir yapıştırıcı ile yapıştırılmadan sadece birbirlerine geçirilmeleriyle meydana getirilen dekoratif bir süsleme ve konstrüksiyon tekniğidir. Bu şekilde elde edilen yapı, ısı ve nem değişiklikleri ile ağacın çalışmasından ve deformasyonundan etkilenmez. Türk-İslam sanatında sadece Anadolu'da görülen kündekârî tekniğinin erken örnekleri Suriye ve Mısır'da Abbasiler döneminden itibaren bazı cami ve mescitlerde görülür. Bunlar arasında Mısır'da yaptırılan İbn-i Tolun Camii (879) en önemlileridir. Anadolu'da hemen hemen her büyük şehirde, Selçuklular'dan miras kalan eserler arasında en önemlileri ulu camilerdir. Şehrin merkezinde yer alan bu camiler, taş ve ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini sergilerler. Selçuklu camilerinin bilhassa kapıları ve minberleri şaheserdir. Anadolu'da Selçuklulardan miras kalan camiler içerisindeki minberler, ahşap kündekârî sanatının en iyi örnekleri olarak tanımlanabilir. Bunlar arasında Konya Alaeddin Cami minberi, Kayseri Ulu Cami minberi ve Aksaray Ulu Cami minberi en önemlileri olarak sayılabilir. Bursa Ulu Camii'nin minberi de Selçuklu üslubundan Osmanlı üslubuna geçişin bir örneği olarak önemli bir sanat eseridir. (Doç. Dr. Rasim Soylu, Zafer Dergisi, Aralık 2017, 492. Sayı)
Zaman nedir? Nerede başlar? Nerede biter? Büyük patlamadan önce mesela… Zaman diye bir şey var mıydı? Ya da bir sonu olacak mı zamanın? Daha da önemlisi biz bu soruların cevabını bulsak bile, tam olarak ne işimize yarayacak? Hiçbir Şey Tesadüf Değil'in bu bölümünde insanlığın tarih boyunca yanıt aradığı bu soruya odaklanıyoruz. Zaman kavramına bilimsel bir bakış atıyoruz. Tüm bölümler ve daha fazlası için podbeemedia.com'u ziyaret et! ----- Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.
İletişim araçları sayesinde artık hepimiz diyet programları hakkında az çok fikir sahibiyiz; sağlıklı beslenme, kilo verme, kalori hesabı… Kilo vermenin temel prensibi harcadığından daha az yemek. Sağlıklı beslenmenin ana şartları da belli: taze sebze, meyve, yeterli protein tüketmek ve paketli gıdadan, endüstriyel şekerden ve rafine karbonhidrattan uzak durmak. Beslenme ve diyetetik eğitimi alan bütün diyetisyenler de neredeyse aynı müfredattan, aynı eğitimden geçiyor ve kişiye özel programlar hazırlayarak sağlıklı beslenme danışmanlığı yapıyor.
Yargıtay her yıl Ocak ve Temmuz aylarında yaptığı gibi siyasi partilerle ilgili verileri açıkladı. Bu verilere göre Türkiye'de 188 siyasi parti faaliyette bulunuyor. Ama siyasi ve sınıfsal açısından bakarsanız 188 rakamını epey bir sadeleştirebilirsiniz. İkiye kadar indirebilirsiniz. Düzen partisi bir tarafta devrimci parti bir tarafta. Düzen partisi demek temel amacı ve işlevi sermayenin hakimiyetine dayanan mevcut kapitalist sistemi korumak olan parti demek. 2023'te Türkiye'nin kaderini çizeceği söylenen bir seçime girdik değil mi? Bir tarafta AKP lideri Tayyip Erdoğan vardı karşısında da CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu! Zafer Partisi üçüncü bir aday olarak Sinan Oğan'ı çıkardı. Bir anda 188 parti üç partiye düştü. İkinci turda Sinan Oğan Erdoğan'a, onu aday gösteren Ümit Özdağ da Kılıçdaroğlu'na katıldı. Sadece ama sadece bizim partimiz Devrimci İşçi Partisi Erdoğan'a da Kılıçdaroğlu'na da oy yok diye çağrı yaptı! Artık iki parti kalmıştı. Ne var ki bunda seçim sistemi böyle mi diyeceğiz? Eğer konu esas olarak iki turlu seçim sistemi olsaydı Sinan Oğan'ın seçimlerden sonra yani turlar bittikten sonra Erdoğan'a katılmasını ama çok daha önemlisi Kılıçdaroğlu'nun bugün fiilen Erdoğan'ın safına geçmiş olmasını nasıl açıklarız?Kılıçdaroğlu sattı diyelim, peki ya onun yerine geçen Özgür Özel? 2024 yerel seçimlerine CHP'nin başında gitti ve AKP'yi yendi. Madem yendi neden yerden kaldırmak için normalleşme sürecine dahil olup, erken seçim için bastırmak yerine önemli olan ekonomiyi düzeltmek diyerek İngiliz Mehmet'in işçi düşmanı Orta Vadeli Programı'na kredi açtı? Zaten Erdoğan'ı rasyonel politikalardan sapmakla suçlayan CHP'nin ekonomi politikası tam olarak rasyonel politikalara yani uluslararası ve yerli tekellerin çıkarlarına uygun politikalara dönüş vadeden Mehmet Şimşek'in anlayışı ile paraleldi. Ama orada da kalmadı. Yerel seçimde zafer kazanan Özgür Özel “içerde ana muhalefet partisiyiz dışarıda Türkiye'nin partisiyiz” diyerek AKP'yle aynı çizgiyi savunacaklarını ilan etti. Arada Özgür Özel'in Cumhurbaşkanı adayı hapse atıldı, CHP'li belediyelere kayyım atandı, CHP'nin kendisine kayyım atanmaya çalışıldı ve İstanbul örgütüne fiilen atandı da… Ve şimdi Özgür Özel bakın ne diyor: “Bundan sonra çağrımdır; CHP'li belediyeler AKP ve MHP'li başkanları, yöneticileri davet etsinler. Biz de davet edildiğimiz her yere gideceğiz!”Yargıtay listesi size bu düzenin asla değişmeyeceğini, en büyükler dışındaki partilerin ve dolayısıyla siyasetin de anlamsız olduğunu anlatır. Sınıf siyaseti ise AKP'ye, MHP'ye CHP'ye düzen partisinin hangi amblemine basmış olursa olsun gerçekte bu sömürü düzeniyle uzlaşmaz bir hayat yaşamakta olan milyonlarca işçi ve emekçiyi devrim partisinin asli gücü olarak göreceğiniz bir pencereyi açar. Burada artık sorular ve kriterler değişir. “Kime oy verdin? Hangi partiyi tutuyorsun?” değil “İşin var mı”, “Nerede çalışıyorsun”, “Geçinebiliyor musun?” soruları anlam kazanır. Gücünü kaç üyen olduğuna, kaç oy aldığına, kaç milletvekilin olduğuna göre değil “Kaç fabrikada örgütlendin?”, “Kaç işçi direnişine, greve, fabrika işgaline önderlik ettin?” sorularıyla ölçersin. Devrim için üye sayını değil önderlik kapasitesini arttırmaya çalışırsın. Herkesi kaydetmeye değil devrimci kadrolar yetiştirmeye ve öncü işçileri kazanmaya uğraşırsın. 188 partiden bir tanesini daha değil düzen partisine karşı devrim partisini inşa etmeye çalışırsın! Bu köhne düzenin yıkılmasının değil sürmesinin gerçekçi olmadığını anlarsın! Devrimin tek gerçekçi çözüm ve emeğin tek gerçek güç olduğunu kavrarsın. Bir ömür vermeye değer olan kavgadasın. Devrimci İşçi Partisi'nin saflarındasın!
Çok sıradan hayatlarımız olduğunu düşünüyoruz ve bu bizim epeyce canımızı sıkıyor. Aslında hayatımız değil, hayata bakışımız fazlasıyla sıradan ve bu sebeple kendi hayatımızın inceliklerini, derinliklerini, heyecan verici ayrıntılarını göremiyoruz. Hiçbir hayat sıradan değil aslında, her hayat ceplerinde ilgiyi, merakı, hayreti ve hayranlığı hak eden çok sayıda ayrıntı taşıyor.
Yeni yıla girerken “Bu sene kesin sağlıklı olacağım!” diyenler burada mı?
Konuğumuz İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi bölümü öğretim üyesi Gönenç Göçmengil ile bilim tarihi perspektifiyle doğa tarihi müzelerini ele alarak, 'Anadolu'da bugün Avrupa'daki ya da Kuzey Amerika'daki örnekleri gibi bir doğa tarihi müzesi olsaydı biyoçeşitlilik algımız nasıl olurdu?' sorusuna yanıt arıyoruz.
Müzik Yolculuğu'nun bu bölümünde Prof. Dr. Michael Kuyucu, ilk öpüşmenin nerede yaşandığını açıklıyor.
Küresel mama sektörü önce insanların zihnini sonra da kedi ve köpekleri başka bir canlı varlığa dönüştürmeyi başardı. Hayvan sevgisi insan sevgisinin önüne geçerken eskiden ekmek ve simit verdiğimiz kedi ve köpekler şimdi mamadan başka bir şey yemez oldu.
Dünyada her yıl 600 milyon kişi kirli gıda nedeniyle hastalanıyor. 420 bin kişi hayatını kaybediyor, 125 bini 5 yaş altı çocuk. Peki hızlı ve yavaş zehirlenmede öne hangi ürün çıkıyor? Pişirme kapları ve kullanılan malzemeler bu zehirlenmelerin neresinde? Zehirlenme nerede başlıyor, nasıl devam ediyor? Engel olabilecek bir formül var mı? Merak ettiklerimizi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Vedat Göral'a sorduk.
Müzik Yolculuğu'nun bu bölümünde Prof. Dr. Michael Kuyucu, Fenerbahçe Lefter'in biyografi filminin nerede yayınladığını açıklıyor.
Açık Oturum'un bu bölümünde siyaset bilimci Yunus Emre, siyasetçi Nesrin Nas ve DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen, Göksel Göksu'nun gündeme dair sorularını yanıtlıyor. Cumhuriyetin kuruluşunun 102'nci yılında düzenlenen ve CHP, MHP'nin katılmadığı, DEM Parti'nin davet edilmediği, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan'ın katılmasının ise “eve dönüş” olarak değerlendirildiği resepsiyonun değerlendirildiği programda, tıkanıklık yaşadığı düşünülen süreç ile CHP'nin başını çektiği muhalefet cephesinin toplum üzerindeki etkisi konuşuluyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
159. Bu mektûb, Şerefeddîn Hüseyn-i Bedahşîye yazılmışdır. Merhûm babası için sabr dilemekdedir:“Başa gelen belâlar, sıkıntılar, her ne kadar acı ve üzücü görünür ise de, bâtına ya'nî kalbe, rûha tatlı gelmekdedir. Çünki, beden ile rûh birbirinin zıddı, tersi gibidir. Birine acı gelen, ötekine tatlı olmakdadır. Yaratılışda duygusuz olan, bu ikisinin ters olduğunu ve hâllerini, özelliklerini ayıramaz. Böyle kimseleri hesâba katmıyoruz. Bu sözlerimizi onlar için bildirmiyoruz. A'râf sûresinin yüzyetmişsekizinci âyetinde meâlen, (Onlar, hayvanlar gibidir. Dahâ da aşağıdırlar) buyuruldu.Fârisî beyt tercemesi: Kendinden haberi olmayan kimse, Nerede kaldı başka şeyleri bile? Bir kimsenin rûhu alçalarak beden mertebesine yerleşse ve Âlem-i emri, âlem-i halkına bağlansa, bu ince bilgileri nasıl anlıyabilir? Rûhu kendi makâmına çıkmadıkca ve Âlem-i emri, Âlem-i halkından ayrılmadıkca, bu ma'rifetlerin güzelliğini nasıl görebilir? Bu ni'mete kavuşmak için, ecel-i müsemmâ gelmeden önce olan ölüme kavuşmak lâzımdır. Tarîkat büyükleri “kaddesallahü teâlâ esrârehüm” bu ölüme (Fenâ) adını vermişlerdir. Fârisî beyt tercemesi: Toprak ol toprak ki, gül bitsin sende, Toprakdan başka yok, kavuşan güle. Ölüm gelmeden önce ölmeyen kimseyi dertli bilmelidir! Ona geçmiş olsun demelidir! İyilikle tanınmış olan ve emr-i ma'rûf ve nehy-i münker ibâdetini elden bırakmıyan kıymetli babanızın ölüm haberi müslimânları çok üzdü. Hepimiz, Allah için yaratıldık ve hepimiz Onun huzûruna çıkacağız. Siz oğlumuz sabr ederek, bizden önce gidenlere, sadaka ile ve düâ ile ve istigfâr ederek yardım etmeli, imdâdlarına yetişmelisiniz! Çünki, dirilerin yardımına ölülerin çok ihtiyâcı vardır. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Ölü, suda boğulmak üzere olan biri gibidir. Babasından, anasından, kardeşinden ve arkadaşından gelecek olan bir düâyı hep beklemekdedir. Ona bir düâ gelince, dünyâya ve dünyâda olanların hepsine kavuşmakdan dahâ çok sevinir. Allahü teâlâ, yeryüzünde olanların düâları yardımı ile, kabrde olanlara dağlar gibi rahmet gönderir. Dirilerin ölülere olan hediyyesi, onlar için istigfâr etmekdir). Nasîhatların sonuncusu, hep zikr yapmak ve hep Allahü teâlâyı düşünmekdir. Çünki, elimizde bulunan zemân çok azdır. Bunu en lüzûmlu yerde kullanmak lâzımdır. Vesselâm.
Nerede ve hangi konuda olursa olsun çok hızlı gidersek öyle bir an gelir ki durmak zorunda kalırız ve bu da bizim ilerlememizi önler. Keyifli dinlemeler... https://www.organikbeyinler.net/ https://www.instagram.com/organikbeyinlerpodcast/
Türkiye sosyalist hareketinde Kürt sorunu bağlamında iki karşıt uçta iki yanlış tutum var. Bir uçta, anti-emperyalist bir görüntü altında yurtseverlik vurgusu yapan ama Türk milliyetçiliğine yakınsayan, Kürt sorununu küçümseyen ve Kürt halkının taleplerini görmezden gelen, sömürgeci bakış açısını soldan tekrarlayan, devrimci Marksist geleneğin verdiği ad ile sosyal-şovenist eğilimler var. Diğer uçta ise enternasyonalist görünüm altında, halkların kardeşliği vurgusu yapan ama Kürt hareketine neredeyse eleştirisiz bir destek pozisyonunda olan, bu hareketin ne Türk sömürgeci burjuvazisiyle ne de emperyalizmle girdiği politik ittifakları eleştiren, Öcalan'dan başlayarak hareketin farklı kanatlarının Marksizm'e teorik, politik saldırılarını görmezden gelen ve ittifak politikasını iltihaka dönüştüren siyasetler yer alıyor.İki farklı uçta görünen bu eğilimler yer yer birbirlerine karşı Kürt sorununa dair yaklaşımları konusunda sert polemikler yürütüyorlar. Ama aslına bakılırsa en önemli konuda buluşuyorlar. Her iki uç da mevcut sürecin bir tür “çözüm süreci” olduğu konusunda hemfikir. Sosyalist solda sadece Devrimci İşçi Partisi bu sürecin, Kürt sorununun çözümüyle ilgili olmadığını, sömürgeci burjuvazinin Kürt bölgelerine yönelik yayılmacı çıkarlarına dayandığını söyleyerek süreci bir “petrol açılımı” olarak tanımlıyor. Meselenin özünde Kürt sorununun çözümü değil emperyalizmin icazetiyle Türkiye'nin Kürt bölgelerini himaye ederek, sömürgeci burjuvazinin bu bölgelerdeki enerji kaynaklarını kontrol etme çabası vardır.
Bindik Bir Alamete - Bölüm 10 (11 Eylül 2025)
Konuğumuz uzmanlık alanı zemin mekaniği olan Akdeniz Üniversitesi İnşaat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Dipova ile Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Deprem Performans Analizi Raporu kararı ile yıkılmak istenen Antalya Arkeoloji Müzesi'nin önünde bulunan lahdin çevresini kapatan inşaat perdelerinin dört yüzünü de bu raporun sayfaları ile kaplamasını ele alıyor; 'afişe' edilen rapor sayfalarından ne anlayabileceğimizi, raporun hazırlanış ve onaylanma süreçlerini, böyle bir rapor için ne tür ve hangi kapsamda bilimsel analizlerin yapılması gerektiğini ve bu rapor ile yıkım kararı verilip verilemeyeceğini konuşuyoruz.
Konuğumuz uzmanlık alanı zemin mekaniği olan Akdeniz Üniversitesi İnşaat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Dipova ile Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Deprem Performans Analizi Raporu kararı ile yıkılmak istenen Antalya Arkeoloji Müzesi'nin önünde bulunan lahdin çevresini kapatan inşaat perdelerinin dört yüzünü de bu raporun sayfaları ile kaplamasını ele alıyor; 'afişe' edilen rapor sayfalarından ne anlayabileceğimizi, raporun hazırlanış ve onaylanma süreçlerini, böyle bir rapor için ne tür ve hangi kapsamda bilimsel analizlerin yapılması gerektiğini ve bu rapor ile yıkım kararı verilip verilemeyeceğini konuşuyoruz.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Emine'nin İstanbul'dan Sivas'a doğru yaptığı yolculuğun lezzet duraklarını konuşuyoruz. Karabük'ten Sinop'a, Samsun'dan Amasya ve Sivas'a kadar hangi yemekleri denediğinden bahsediyoruz. Aynı isimli yemeklerin farklı şehirlerde bambaşka tatlara dönüşmesinden, Türkiye mutfağının dünyadaki eşsiz yerine kadar uzanan keyifli bir sohbet sizleri bekliyor. Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Show Notes Yolculukta denediğim lezzetlerden birkaç kare (https://drive.google.com/drive/folders/1iDZUsXpbiwMULUriK7HZjIMdp1k3DsSb?usp=sharing) Transcript Intro 1- Emin: [0:15] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin, bugünkü bölümümüzde Emine ablamla beraberiz. Nasılsın Emine abla? 2- Emine: [0:25] İyiyim Emin, sen nasılsın? 1- Emin: [0:27] Ben de iyiyim. Nerede kalmıştık? 2- Emine: [0:30] Lezzetli bir yerde kalmıştık. 1- Emin: [0:32] Evet, bir önceki bölümü dinlemeyenler varsa, Emine ablam yakın zamanda bir Batı Karadeniz, Orta Karadeniz ve Sivas gezisine gitti. Orada geçen bölümümüzde gezdiği yerleri anlattı bize. Şimdi bu bölümde çok daha önemli bir şey, yediği şeylerden bahsedecek bize. 2- Emine: [0:52] Gelelim asıl konuya. 1- Emin: [0:53] Aynen. Gelelim önemli konuya. Dedik yani bu bölüm apayrı bir bölüm olmalı. Bunu öyle kestirip atamayız yani kısa bir bölümde bunu bitiremeyiz. Evet en son bölümün sonunda en beğendiğin şeyin Sinop mantısı olduğunu söylemiştin. Bu hâlâ geçerli mi? 2- Emine: [1:10] Geçerli sanırım. Böyle ana yemek olarak Sinop mantısını çok beğendim. Bir de Sivas'ta bir Divriği pilavı diye bir pilav denedim. Pilav da şahaneydi ya dışarıda yediğim en iyi pilavlardandı. Ama pilav bizde biliyorsun böyle ana yemek gibi geçmiyor. Bir de ben ekstra sevdiğim için pilavı... O da çok ağır basıyor. 1- Emin: [1:30] Nasıl bir pilavdı? 2- Emine: [1:32] Nasıl bir pilavdı... İçinde bolca kuru meyve vardı. Kuru üzüm falan... Üstünde de haşlanmış et gibi bir et vardı. Ama ikisi beraber pişiyorlarmış galiba. 1- Emin: [1:41] Bayağı ana yemek bu ya. 2- Emine: [1:44] Ya ben pilav kısmını daha çok beğendim. O yüzden oraya odaklanıyorum. Evet eti de düşününce doğru diyorsun. Ana yemek gibi. O çok güzeldi. Böyle et suyuyla pişen pilav zaten çok lezzetli oluyor. O şekilde... O ikisini diyorum. 1- Emin: [1:57] Evet. Peki o zaman gezinin başından başlayalım. İlk gittiğin yer Karabük'tü herhâlde. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Meselemiz, dindar, bunun tabii sonucu olarak edepli ve ahlaklı nesiller yetiştirmek. Bizim meselemiz bakımından dindar, “inancı ve ameli olabildiğince kâmil” Müslümandır. Edep ve ahlak da İslam ahlakıdır, zorunlu ve tabîî değişim çerçevesinde geleneği temsil eden edeptir.
Bu bölümde aşk, ilişkiler, psikoloji, feminizm vb. Her ne arıyorsanız var…Aşkı konuşmak kolay değil, kaç yüzyıl geçerse geçsin kolaylaşmayacak gibi, ama tesadüfleri sevdiğine eminim… ;) Eğer buraları okuyorsanız, bu bölümün özeti olarak sizlerin huzurumda kendime bir not:Herkesten önce kendime ihtiyacım var, kendimi tanıyabilmek, geliştirebilmek için sevip sevilmeye, insanları tanımaya ihtiyacım var. Aşkta kendini kaybetmek, suyun akışına kapılmak da sevdaya dahil ama yüzmeyi biliyor olmaktan zarar gelmez.
Siyasi iletişim dilinin nereden nereye geldiğini düşündüğüm zaman bazen dehşete uğruyorum. İsmet Paşa, Adnan Menderes, Bülent Ecevit, Adnan Kahveci, Erdal İnönü, Deniz Baykal ve sayabileceğimiz pek çok liderde görmeye alıştığımız zarafet, nezahet, nezaket üçlüsünün zerresi kalmamış gibi.
Youtube üzerinden kanala üye olup destek olmak için: https://www.youtube.com/channel/UCXW_YJnQ0ICJ0a4CdjHAC6Q/join @Pick N Pod Youtube kanalına abone olursanız ve videolarımızı beğenirseniz çok seviniriz. Hedef sezon sonuna kadar 10.000 abone!
Bu bölümde, II. Dünya Savaşı'nın ardından izini kaybettiren bir diktatörün, bizim seçtiğimiz ismiyle “Sivrisinek”in peşine düşüyoruz. 1945'te Berlin'in yerle bir olduğu günlerde ortadan kaybolan bu karakterin, resmi kayıtlara göre son nefesini başkentte verdiği söylenir. Ancak yıllar içinde ortaya çıkan tanık ifadeleri, gizli servis raporları ve Arjantin'deki bazı sığınaklar, Sivrisineğin aslında Güney Amerika'ya kaçtığına dair alternatif bir senaryoyu besliyor.Özellikle Arjantin'in Patagonya bölgesinde rastlanan Alman yerleşimleri, Onun dava arkadaşları için hazırlanan kaçış hattı olan “Ratlines” ve Bariloche gibi şehirlerdeki izler, bu teoriyi destekleyen taşları ağırlaştırıyor. Sivrisinek gerçekten Berlin'de mi hayata veda etti? Yoksa bu sadece bizlere dayatılan bir yalandan mı ibaret?
Putin'in İran ile sivil nükleer programı üzerinde çalışmaya devam edebileceğini ve bu alandaki çıkarlarını güvence altına alabileceğini duyurması, Batı ile İran konusunda bir pazarlığa hazır olduğunun sinyalini veriyor. Yazan: Prof. Dr. Salih Yılmaz Seslendiren: Halil İbrahim Ciğer
Ortadoğu yeniden savaşın eşiğinde. İsrail ve İran karşı karşıya. İran gerçekten köşeye mi sıkıştı? İsrail'in asıl hedefi nükleer program mı, rejim mi? Trump neden “koşulsuz teslimiyet” istiyor? ABD savaşa dahil olur mu? İran halkı rejimin arkasında mı duruyor, yoksa sistem içten çöküyor mu? Türkiye bu büyük krizin neresinde duruyor? İsrail, İran'dan sonra gerçekten Türkiye'ye mi saldıracak? Soli Özel ile Sınır Ötesi'nin yeni bölümünde konumuz sadece İsrail-İran savaşı. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Gazeteciler Savaş Kerimoğlu ve Seat Bozkurt, İsrail ve İran arasındaki savaşta Türkiye'nin rolünü konuşuyor: Türkiye ne yaptı, ne yapmalı? İki usta gazeteci aynı zamanda suların durulmadığı CHP'ye de merceklerini tutuyor ve Kılıçdaroğlu'nun İmamoğlu ziyaretinin şifrelerini açıklıyor. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Antibiyotik direnci geleceğimizi tehdit ediyor. Türkiye'de 100 bilim insanı bir araya geldi. Antibiyotik direncinin korkutucu boyutlarını gözler önüne serdi. Böyle giderse Türkiye'nin 2050 yılına kadar antibiyotik direncinden en çok kayıplar veren ülke olacağı belirtiliyor. Peki antibiyotik direnci neden oluyor? Nerede yanlış yapılıyor? Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İftihar Köksal NTVRadyo'da anlatıyor.
Necip Bahadir | İmamoğlu, meydan okudu: “Ayakkabı kutuları nerede?” | 19.05.2025 by Tr724
Popüler bir emlakçı ve dört çocuk annesi 51 yaşındaki Suzanne Simpson San Antonio'daki üyelere özel bir kulüp olan Argyle'daki akşam partisine katıldıktan sonra bir daha görülmedi. Komşular sokaktan gelen çığlıklar duyduklarını söylediler ancak aramalar sonuç vermedi. Suzanne'ın başına gelenlere bakıyoruz.
Popüler bir emlakçı ve dört çocuk annesi 51 yaşındaki Suzanne Simpson San Antonio'daki üyelere özel bir kulüp olan Argyle'daki akşam partisine katıldıktan sonra bir daha görülmedi. Komşular sokaktan gelen çığlıklar duyduklarını söylediler ancak aramalar sonuç vermedi. Suzanne'ın başına gelenlere bakıyoruz.
#ŞehirKuşçuları
Bugün 14 Mart 2025 #doğatakvimi Ay bu gece dolunay. Ay tutulması olacak, ama Türkiye'den görülemeyecek. Yine de göğe bakalım. Mart ayında gökyüzüne baktığınızda, Büyük Ayı'yı kolayca bulabilirsiniz.
Bir ilişkide bir kurban olacaksa, o siz olmayın. Çünkü bazı erkekler yeni kurbanlarını arıyor.Keyifli dinlemeler
4 Şubat 2010 sabahı McStay ailesi için diğer günler gibi başlamıştı. Her şey yolunda giderken o günün akşamı bu mutlu aile bir anda ortadan kayboldu. Onları ne gören ne de duyan vardı. Polis onların kendi istekleriyle ülkeden kaçtıklarını düşünse de yakınları bunu kabul etmiyor, bu sırada diğer herkes bu aileye ne olduğu hakkında teoriler üretiyordu. Dosya kapatıldıktan yıllar sonra, 11 Kasım 2013'te, 911'e ilginç bir ihbar geldi. Kayboluşlarının üstünden yaklaşık 4 sene geçtikten sonra McStay'lerin izi bulunmuş olabilir miydi?Sunan: Sezgi Aksu Hazırlayan: Kevser Yağcı Biçici Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca Yapımcı: Podbee MediaCanlandıranlar911 Polisi: Hazal Beril ÇamMotorsikletçi: Uğur YıldırımDedektif Susanne Barell: Sude BelkısChase Merritt: Ada KanburDan Kavanagh: Tolgacan BozcaEski Sevgili: Cem BaşakSee Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Nuray Mert bu videoda iktidarın ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ancak bunun hem toplum hem de muhalefet tarafından nasıl kanıksandığını anlattı. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices
Emrah Lafçı ile Semih Sakallı, Ekonomik Bakış'ın bu haftaki bölümünde ekonomideki ve gündemdeki önemli başlıkları sizlerden gelen sorularla yorumluyor. Ekrem İmamoğlu'nun açıklamaları ve siyasette artan gerilim, ABD borsalarındaki Deepseek çöküşü, euro-dolar paritesi ve döviz piyasasındaki son durumu konuşuyoruz.
Dünya dengelerinde Batı ve Çin nerede? Rusya ve NATO doğrudan çatışır mı? Emekli büyükelçiler, Aydın Adnan Sezgin ve Fatih Ceylan Monşer vs. Monşer'in yeni bölümünde dünyadaki son gelişmeleri ve Rusya ve NATO'nun ilişkisini değerlendiriyor.
Sezon 5 - Bölüm 1: Biz de sizi çok özledik Lafolacılar. Bu bölümde nostalji bağımlılığı, ilgi açlığı, hiçbir şey yapmama terapisi üzerine konuştuk. Çeşitli namedroppingler de yapmadık değil. https://www.instagram.com/pekilaofficial/ https://www.instagram.com/ozeruz/ https://www.instagram.com/cemil_marki/
Banu Güven ve Kemal Göktaş, bir insanlık suçu olan gözaltında kayıpları ve Cumartesi Anneleri'nin 1000. haftada yapacakları eylemi konuştu.
Yakınlarının cenazelerine hala ulaşamayan depremzedeler ellerinde fotoğraflarla, sosyal medyada yayınladıkları kısa videolarla ya da eylemlerle seslerini duyurmak, kaybettikleri canlarından bir ses duymak için aylardır savaş veriyor.