Podcasts about peygamber

  • 110PODCASTS
  • 2,060EPISODES
  • 14mAVG DURATION
  • 5WEEKLY NEW EPISODES
  • Jun 22, 2026LATEST

POPULARITY

20192020202120222023202420252026

Categories



Best podcasts about peygamber

Show all podcasts related to peygamber

Latest podcast episodes about peygamber

Mevlana Takvimi
ESMA BİNT UMESYS (R.ANHA)-22 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Jun 22, 2026 2:43


Peygamber (s.a.v.)'in hanımı Hz. Meymune bt. ElHaris (r.anha)'nın anne tarafından kız kardeşidir. Hz. Cafer b. Ebu Talib (r.a.)'ın eşidir. Hz. Esma (r.anha) Daru'l-Erkama girmeden önce Müslüman oldu ve biat etti. Habeşistan'a kocası Hz. Cafer b. Ebu Talib (r.a.) ile birlikte hicret eden kadınlardandı. Hicretin 7. yılında kocasıyla birlikte Habeşistan'dan Medine'ye geldi. Ca‘fer b. Ebû Tâlib Mûte Savaşı'nda şehid olunca Hz. Ebubekir (r.a.) ile evlendi ve bu evlilikten Muhammed b. Ebi Bekir doğdu. Hz. Sad b. Ebi Hilal (r.a.)'dan rivayetle, Peygamber (s.a.v.) Hz. Ebubekir (r.a.) ile Hz. Esma bt. Umeys (r.anha)'yı Huneyn gününde evlendirdiğini bildirmiştir. Sonra Hz. Ali (r.a.) ile evlendi. Hz. Esma (r.anha) dedi ki: “Ey Allâh'ın Resûlü (s.a.v.), bazı kimseler bize karşı övünüyorlar ve bizim ilk muhacirlerden olmadığımızı iddia ediyorlar” Bunun üzerine Allâh'ın Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bilakis, sizin için iki hicret vardır.” Kendilerinin hem Habeşistan'a hem de Medine'ye hicret etmeleri sebebiyle iki hicret sevabı kazandıklarını belirtmiştir. Hz. Ömer (r.a.), Hz. Esma (r.anha)'ya rüya tabiri sorardı. Bu konuda çok yetenekliydi. Ayrıca Hz. Ömer (r.a.), ilk müslümanlardan olmasını ve İslâm'a hizmetini dikkate alarak kendisine 1000 dirhem maaş bağladı. Hz. Esmâ (r.anha), oğlu Muhammed b. Ebû Bekir'in Mısır valisi olduğu sırada şehid edildiğini öğrenince çok üzüldü. Bu olaydan iki yıl sonra da kocası Hz. Ali (r.a)'yı kaybetti. Kendisi de hicri 40 yılında vefat etti. (İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.479)

Mevlana Takvimi
İMÂM-I ÂZAM (R.A.)'İN RÜYASI-20 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Jun 20, 2026 2:20


İmâm-ı Âzam (r.a.) ilim ve amel konusunda, herkesin âciz kaldığı yüksek derecelere çıktığından dolayı avam ve havas tarafından hüsn-i kabûl görüp yüceltildi. Bu arada hasetçilerin ve düşmanlarının sayısı da çoğaldı. Büyükler hakkında câri olan İlâhî bir âdet vardır: "Sen Allâh'ın açtığı yolu (sünneti, kanunu) değiştirecek değilsin." Buna rağmen ders okutma ve fetva konusunda kendisine asla yılgınlık gelmedi. Tam aksine kendisi hakkında verilen müjdelerin iyiye yorumlanması buna eklenince çalışma ve ikballeri arttı. Bu cümleden olarak, bir gece rüyada Ravza-i Mutahhara'yı kazıp Hazret-i Peygamber (s.a.v.)'in mübarek kemiklerini çıkarıp toplayarak göğsünün üzerine koyduğunu gördü. Bu durumdan çok rahatsız oldu, çok sarsıldı. Kendisinde ortaya çıkan ıztırap ve şiddetli korku sebebiyle arkadaşları ziyaretine geldi. Muhammed b. Sîrîn (rh.a.)'e rüyanın yorumunu sordurmaya mecbur oldu. İbn Sîrîn (rh.a.) rüyayı anlatan kişiye hemen şu cevabı verdi: "Bu rüyanın sahibi bulunan kişi Hazret-i Peygamber (s.a.v.)'in sünnetini tefsir etmede kimsenin ulaşamayacağı bir mertebede insanlara incelik ve gizlilikleri açıklayıp onları aydınlığa kavuşturacaktır." Bu yorum İmâm-ı Âzam (r.a.)'e ulaştırılınca çok ferahladı. Gerçekten de akılları hayrete düşürecek derecedeki dinî meseleleri inceleyip çözüme kavuşturmayı başarmıştır. (İsmail Hakkı, İmâm-ı Azam (r.a.) Hayatından Râbbânî Esintiler, s. 142-143)

Mevlana Takvimi
RESÛLULLAH'IN (S.A.V.) DİĞER PEYGAMBERLERDEN ALTI ÜSTÜNLÜĞÜ-19 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Jun 19, 2026 3:11


1. Fesahat ve belâgat üstünlüğü: Peygamber (s.a.v.), olağanüstü fesahat (düzgün ve etkili söz söyleme) ve belâgat (anlamı güçlü ve güzel ifade etme) sahibiydi. Onun mübarek hadisleri, lafzen kısa ama manen birçok hakikati ihtiva ederdi. En veciz ifadelerle en derin, geniş anlamları aktarmak, yalnızca Nebi (s.a.v.)'e mahsus bir yüce sıfattır. 2. Fetihlerde ilahî yardım: Allah (c.c.), O (s.a.v.)'e büyük yardımlar ve önemli fetihlerle destekledi. Düşmanlarının kalplerine düşen korku, bu fetihleri kolaylaştırdı ve İslâm hâkimiyeti her tarafta kendini gösterdi. 3. Ganimetin helâl kılınması: Önceki peygamberlerin ümmetlerine, savaşta elde edilen ganimet malları helâl değildi; bu mallar yakılırdı. Efendimiz (s.a.v.)'e ise ganimet helâl kılındı. Bu, İslâm mücahitlerinin refahına vesile oldu. 4. Yeryüzünün mescid kılınması: Allah (c.c.), İslâm ümmetine büyük kolaylıklar bahşetti. Yeryüzünün her tarafı esasen temiz kılındı ve bu ümmete üzerinde namaz kılmak caiz oldu. Müslümanlar, bir sahrada veya herhangi bir açık alanda cemaatle ya da tek başına namaz kılabilir. 5. Risaletin umumi oluşu: Peygamberimizin (s.a.v.) risaleti bütün beşeriyete yöneliktir. Allah (c.c.) katında kabul gören din, yalnızca İslâm'dır. O (s.a.v.), bütün insanları bu hak dine davet etmiştir. 6. Nübüvvetin sona ermesi: Nübüvvet (peygamberlik) ve risalet (elçilik) silsilesi, Peygamber (s.a.v.) ile son bulmuştur. Onun dini bütün beldelere yayılmış, yüksek hakikatleri her milletçe bilinebilir hâle gelmiştir. Artık hiçbir millet, “Biz bilmiyorduk” diyerek mazur olamaz. Dolayısıyla insanlara başka bir peygamber gönderilmesine gerek kalmamış, nebilerin ve resûllerin en faziletlisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.) ile peygamberlik sona ermiştir. (Ömer Nasuhi Bilmen, Sualli Cevaplı Dinî Bilgiler, s.52)

ERKAM RADYO
Peygamber (SAV) Akrabaları

ERKAM RADYO

Play Episode Listen Later Jun 18, 2026


GÜL SOHBETLERİ

Mevlana Takvimi
HİCRET EMRİ-17 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Jun 17, 2026 3:12


Allâh Resûlü (s.a.v.), Kureyşli'lerin baskılarının artması üzerine bütün Ashâbı (r.a.e.)'i Medîne'ye gönderdi. Kendisi de Hâkk Teâlâ'nın emrini bekliyordu. Ebû Cehil başkanlığında Kureyşli kâfirler bu durumu sezip bir toplantı düzenlediler. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Medîne'ye hicret etmesinin sonra başlarına çok büyük felaketler açabileceğinde hemfikir oldular ve Ebû Cehil'in “Her kabileden kuvvetli, heybetli kişiler seçip birlikte Muhammed (s.a.v.)'in evine gidelim. Yattığı yerde kendisini kılıçla parça parça edelim. Kimse görmeden oradan dağılalım. Ertesi gün Hâşimoğulları toplanıp O (s.a.v.)'i öldüreni isterler. Ancak bulamazlar. Çünkü Muhammed (s.a.v.)'i öldüren kimsenin, kim olduğunu bilemezler. Araya ileri gelenler girer. Bir çare bulurlar. Kanının pahasını veririz, bu iş de burada bitmiş olur.” fikrini kabul ettiler. Bu toplantı daha dağılmadan Cebrâil (a.s.) Peygamber (s.a.v.)'e Allâh (c.c.)'un emrini iletti: “Hani bir zaman da o kâfirler, seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri ya da sürüp çıkarmaları için, sana tuzak kuruyorlardı; onlar tuzak kurarlarken Allâh da karşılığını kuruyordu. Öyle ya Allâh tuzakların hayırlısını kurar.” (Enfâl s. 30) Peygamber (s.a.v.): “Ey Cebrâil! Bu âyetin nüzûlünün sebebi nedir?” diye sordu. Cebrâil (a.s.) da kâfirlerin niyetini anlattı. Allâh Resûlü (s.a.v.): “Ey Cebrâil! Allâhü Teâlâ'nın bana emri nedir? Ne yapmalıyım?” diye sordu. Cebrâil (a.s.): “Hâkk Teâlâ senin de Medîne'ye hicret etmeni emretmektedir.” dedi. Allâh Resûlü (s.a.v.): “Hangi vakit gideyim?” diye sordu. Hz. Cebrâil (a.s.) bu soruya bir cevap vermedi. Allâh Resûlü (s.a.v.), Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in evine geldi. Hz. Sıddîk (r.a.)'i durumdan haberdar etti. “Ey Allâh'ın Resûlü (s.a.v.)! Ben de seninle geleyim” dedi. Allâh Resûlü (s.a.v): “Evet. Sen de benimle geleceksin” buyurdu. Hz. Ebû Bekir (r.a.) sevincinden ağladı. (Mustafa Darir-i Erzurûmî, Peygamberimizin Hayatı, c.2, s.169-170)

Mevlana Takvimi
MUHARREM AYININ FAZÎLETİ-15 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Jun 15, 2026 2:32


İbn-i Abbâs (r.a)'in bildirdiği hadîs-i şerîfte: “Zilhicce'nin sonuncu günü ile Muharrem'in birinci günü oruç tutan, geçmiş yılı oruçla bitirip, yeni yıla oruçla başlamış olur. Allâhü Teâlâ o orucu onun elli yıllık günâhına keffâret eder” buyurulmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.): “Ramazan orucundan sonra en fazîletli oruç, Allâh'ın ayı olan Muharrem'de tutulan oruçtur. (Belâzurî, Ensâbu'l-Eşrâf, c.1, s.266) “Allâh (c.c.)'un, Aşûre günü orucunu ondan önceki yılın günâhlarına keffaret kılacağını umarım” buyurdu. (Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve, c.2, s.530) Hz. Ali (r.a.) der ki: “Peygamber (s.a.v.)'e bir adam gelip: “Yâ Resûlullâh! Ramazan ayından sonra hangi ay oruç tutmamı bana emredersin?” diye sordu. Resûlullâh (s.a.v.) ona: “Ramazan ayından sonra oruç tutacaksan, Muharrem ayını tut! Çünkü o, Allâh (c.c.)'un ayıdır. O ayda öyle bir gün vardır ki, Allâh (c.c.) o günde bir kavmin tevbelerini kabul etmiştir ve o günde başka bir kavmin de tevbelerini kabul edecektir!” buyurdu. Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu ki: “Muharrem ayında bir gün oruç tutana, bu gününe karşılık otuz gün oruç sevâbı yazılır.” (Gunye) (Abdulkâdir Geylânî (k.s.), Gunyetü't-Tâlibîn, s.352-356) HİCRÎ SENENİN SON GECESİ OKUNACAK DUÂ Bi-smi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm Ve sallallâhü ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve sellem. Allâhümme mâ ‘amiltü fi hâzihi's-seneti mimmâ neheytenî anhü felem etüb minhü velem terdâhü ve nesîtühü velem tensehü ve hâlimte aleyye fîhi ba‘de cür'etî ‘alâ ma'sıyetike feinnî estâğfiruke fağfirlî mâ ‘amiltü fîhâ mimmâ terdâhü ve ve‘adtenî aleyhi's-sevâbe fe-es'elüke. Allâhümme yâ kerîmü yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm. En-tetekabbelehû minnî velâ tâkta' racâî minke yâ kerîm. Ve sallallâhü ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve sellem. (Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.91)

Mevlana Takvimi
GERÇEK VE SAHTE ŞEYHLERİN VASIFLARI-13 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Jun 13, 2026 3:12


Kutbu'l Aktâb Hâce Ahmed Yesevî (k.s.), manevi vazife iddiasında olup sülûku ve yazılı gerçek icazeti olmayan kimseler hakkında şöyle der: “Hakikatla yürüyorum diye iddia edenler şeyh diye adlandırılan (veya bilinen) kimseler, eğer yetmiş makamı geçip, yetmiş perdeyi aşıp hakikata girse ve Resûlullah (s.a.v.)'in gördüklerini görseler, o zaman manevî halleri düzgün ve iddiâları doğru olur. Hakk'a yakınlık ve şeyhlik onlara câiz olur. Ama hakikat konusunda anlatılan yetmiş makamı geçmeden, yetmiş bin perdeyi aşmadan ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'in gördükleri (bazı şeyleri) görmeden, bir kimse “Ben Hakk'a ulaşıyorum” diye iddiâda bulunsa, iddiası yalan, kendisi yalancı ve Allah (c.c.)'ya düşman olur. Nitekim Nebi (s.a.v.) buyurdular: “Yalancı, Allah (c.c.)'nun düşmanıdır.” (Buhari) Nebî (s.a.v.) buyurdu: “Her iddiânın bir mânâsı (içeriği ve özü) vardır. Mânâsı olan kişi doğru, olmayan ise yalancıdır, insanlara öyle bir zaman gelecek ki iddiâ çok ama mânâ (ve mâneviyât) az olacak. Kim bir şeyi iddiâ eder ama karşılığını bulunduramazsa, o yalancıdır.” Âhir zamanda bizden sonra öyle şeyhler zuhur edecek ki; şeytan aleyhi'l-lâne onlardan ders alacak ve onlar şeytanın işini yapacaklar. Halka dost olup halk ne isterse onu yapacaklar. müridlerine yol gösterip onları maksada ulaştıramayacaklar. Dış görünüşlerini süsleyip müridden çok hırs sahibi olacaklar ve içleri (bâtınları) harâb olacak. Ey derviş! Şeyhlik dâvâsında bulunan kimsenin, kırk yıl bir mürşid-i kâmilin hizmetinde bulunmuş, çile çekip ondan (yazılı) icâzet almış olması gerekir. (Aksi takdirde) onun mürid edinmesi ve hediye alması haram ve bâtıldır. Şeriata aykırı iş yapan kişi dinden çıkar, tarikata aykırı iş yapan da merdûd olur, reddedilir. Ve her kim tevbe etmeden dünyadan göçerse cehennemde azap görür. Bundan Allah (c.c.)'ya sığınırız.” (Mir'âtü'l-Kulûb, Yeseviliğin İlk Dönemine Ait Bir Risale, s. 49-68)

ERKAM RADYO
Peygamber (SAV) Akrabaları

ERKAM RADYO

Play Episode Listen Later Jun 10, 2026


GÜL SOHBETLERİ

Mevlana Takvimi
KADIN TESETTÜRÜ-10 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Jun 10, 2026 2:37


Yüzler ve eller, namazda ve bakmak hususunda avret sayılmamıştır. Bu sebeple bahsi geçen uzuvların açıkta kalması haram olmadığı gibi, mahrem olmayan kadınların el ve yüzüne şehvet bulunmaksızın bakmak da yasaklanmış değildir. Nur Suresi 31. Ayette kadınların başörtülerini örtmeleri ihtar edilmekte "yakalarının üstünü kapayacak şekilde" ifadesiyle açıklanmış bulunmaktadır. Önce şu hususu hatırlatmak yerinde olur: Kadının giydiği elbise, vücut hatlarının kılıfı mesabesinde olmayacaktır. Şehveti tahrik etmemesi için altını göstermeyecek kadar kalın, vücut hatlarını ve altındaki uzvun şeklini belli etmeyecek kadar bolca dikilmiş olmalıdır. Hz. Âişe (r.anha) validemizin kız kardeşi Esma (r.anha.) bir gün ablasını ziyarete gelmişti. Üzerinde ince bir elbise bulunuyordu. Resûlullâh (s.a.v) Efendimiz de Hz. Âişe (r.anha)'nın odasında oturmakta idi. Peygamber (s.a.v) Efendimiz onu bu halde görünce derhal başını çevirerek şöyle buyurdu: "Yâ Esma! Kadın hayız (görecek yaş)a ulaştığı zaman şunlardan başka bir yerinin görülmesi iyi olmaz." Bunu söylerken mübarek yüz ve ellerine işaret ediyordu. Kadının tesettür vazifesi, sadece üzerine bir şey giyivermekle bitmiyor. Elbisenin, vücudu göstermemesi ve şehveti tahrik etmemesi de şart gösteriliyor. Abdurrahman b. Ebû Bekr'in kızı Hafsa, halası Hz. Âişe (r.anha)'nın ziyaretine gelmişti. Başındaki örtü ince ve altını göstermekte idi. Hz.Âişe (r.anha), dinî bir öfke ile yeğeninin başından ince örtüyü alıp yırttı ve onun yerine kalın bir örtü verdi. Bir mesele hakkında nas bulunursa o hususta örf ve âdete itibar olunmaz. Hareketlerimizde âdetlere değil, âyetlere tâbi olacağız. Verilecek bir hüküm, geleneklere göre değil, dinî esaslar çerçevesinde değerlendirilerek verilecektir. (Derleme)

Yeni Şafak Podcast
Aydın ünal-“Fakirlik küfür olayazdı”

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Jun 7, 2026 4:57


Hz. Ömer ve Hz. Enes b. Malik'ten rivayet edilen bir Hadis-i Şerif'te Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: “Fakirlik neredeyse küfür olacaktı.”

Mevlana Takvimi
SIRÂT-I MÜSTAKİM ÜZERE OLMAK-06 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Jun 6, 2026 3:04


"Bizi, dosdoğru olan yoluna ilet." (Fatiha s. 6) sözünden maksad, Allâh (c.c.) rızası için büyük meşakkatleri sırtlanan öncülerin yoludur. Anlatıldığına göre Hz. Nûh (a.s.) her gün bayılıncaya kadar dövülürdü. O buna rağmen, yine her vurulduğunda, "Allâh'ım kavmime hidayet et, çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar" derdi. Bizim Peygamberimiz (s.a.v.) bu cümleyi sadece bir kere söylemiştir. Halbuki Hz. Nuh (a.s.) bir günde aynı cümleyi defalarca söylemiştir. Bu nedenle, Hz. Nûh (a.s.)'ın Peygamberimiz (s.a.v.)'den üstün olduğunu söylemek gerekir?" denilirse, buna bizim cevabımız şu olur: Cenâb-ı Hakk'ın "Bizi, dosdoğru olan yoluna ilet" sözünden maksadı, kendisinden bu üstün ahlâkın istenmesi olup, Hz. Peygamber (s.a.v.)'de Fatiha'yı her gün şu kadar defa okuduğuna göre, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in bu kelimeyi söylemesi, Nûh (a.s.)'ın söylemesinden daha çok olur. Mümin Allâh (c.c.)'u tek bir delille tanıyınca, bütün varlıklarda O (c.c.)'un varlığına, ilmine, kudretine, cömertliğine, rahmetine ve hikmetine delâlet eden nice deliller olduğunu anlar. Buna göre kulun, "Bizi, dosdoğru olan yoluna ilet" sözünün manası: "Ey Râbbimiz! Her şeyde, Senin zâtına, sıfatlarına, kudretine ve ilmine delâlet eden nice deliller bulduk" olur. Bu takdire göre, söz konusu olan sual kendiliğinden bertaraf edilmiş olur. Cenâb-ı Hakk "Muhakkak ki sen, doğru bir yola hidayet ediyorsun, göklerde ve yerde bulunan her şeyin kendisine ait olduğu Allâh'ın yoluna" (Şûra s. 5253) "Bu, benim dosdoğru olan yolumdur, öyleyse ona uyunuz!" (En'âm s. 153) buyurmuştur. "Sırât-ı müstakim" insanın, Allâh (c.c.)'dan başka her şeyden yüz çevirmiş: bütün kalbi, fikri ve zikriyle Allâh (c.c.)'a yönelmiş olmasıdır. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.354-355)

ERKAM RADYO
Peygamber (SAV) Akrabaları

ERKAM RADYO

Play Episode Listen Later Jun 3, 2026


GÜL SOHBETLERİ

Mevlana Takvimi
BOŞANMA KONUSUNDA ŞER'İ UYARILAR-03 HAZİRAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Jun 3, 2026 2:54


Zorunluluk oluşmadıkça evliliğin korunması ve boşanmaktan kaçınılması gerektiği konusunda pek çok şer'i öğüt ve ilahi uyarı bulunmaktadır. Koca, eşiyle güzel bir şekilde geçinmeli, yani söz ve davranışlarında ona karşı nazik ve cömert olmalıdır. Enes bin Malik (r.a.) anlatıyor: Ben, Hz. Peygamber (s.a.v)'e “Müminlerin iman yönünden en mükemmeli kimdir?” diye sordum. Nebi (s.a.v.): “Ailesine karşı ahlakça en güzel olanlarıdır.” diye cevap verdi. Diğer bir hadiste de “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” buyurulmuştur. Bir kadın kocasının meşrû isteklerine itaat eder, insani zaaflarından kaynaklanan hatalarını düzeltmeye çalışırsa, artık böyle bir kadını boşamak, insaf ve dini hassasiyetle bağdaşmaz. Nitekim ayette: “Eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın.” (Nisâ s. 34) buyurulmuştur. Bu ilahi emrin devamında ise şu uyarı yapılmaktadır: “Allah yücedir, büyüktür.” (Nisâ s. 34) Bu ayet, çok önemli ilahi uyarılar içermektedir. Adeta denilmektedir ki: Allah, sonsuz yüceliği ve büyüklüğüyle birlikte, günahkâr kullarının tövbelerini kabul eder, onları bağışlayarak affeder. O halde, hata yapıp itaate dönen eşleriniz için de siz affedici ve hoşgörülü davranmalısınız. Yine şu anlam ortaya çıkmaktadır: Kadınlar her ne kadar güçsüz olup erkeklerin zulmüne karşı kendilerini koruyamazlarsa da Allah sonsuz kudret ve adalet sahibidir. Kadınlara zulmeden erkeklerden intikam almaya muktedirdir. Erkekler, bunu düşünerek kadınlara zulmetmekten ve gereksiz yere boşamaktan sakınmalıdır! “Evlenin, fakat boşanmayın. Çünkü boşanma, Rahman'ın arşını titretir.” anlamındaki hadis-i şerif boşanmanın ne kadar kötü ve kaçınılması gereken bir şey olduğunu ortaya koymaktadır. (Ömer Nasuhi Bilmen, Ailenin Gücü Nüfusun Geleceği, s.82-83)

Kerem Önder
Okul k*tliamları? - Mâide 32 tefsiri / Kerem Önder

Kerem Önder

Play Episode Listen Later May 31, 2026 46:11


“…Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler. Ama bundan sonra da onların çoğu yeryüzünde taşkınlık göstermektedirler.” (Mâide 32)Medine yahudileri Hz. Peygamber'i ve sahâbeden bazılarını öldürmek için tuzak peşindelerdi. Bu sebeple yüce Allah onlara adam öldürmenin ne kadar büyük bir cinayet olduğunu göstermek için Hz. Âdem'in iki oğlunun kıssasını anlattıktan sonra onların kutsal kitaplarında da haksız yere bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek; bir canı kurtarmanın da bütün insanlığı kurtarmak gibi olduğunun yazılı bulunduğunu haber vermiştir.Bütün dinler, hukuk ve ahlâk sistemleri haksız yere adam öldürmenin, cana kıymanın büyük bir suç olduğunda birleşmişlerdir. Ancak bu suçu önlemek için alınan caydırıcı tedbirler farklıdır. İslâm, haksız yere adam öldürmeyi önlemek, toplumun can güvenliğini sağlamak, onları huzurlu ve mutlu yaşatmak için bu suçu işleyenlere dünyada kısas cezasını öngörmüştür.“Cenâb-ı Hak burada, tek bir canı öldürmenin, bütün insanları öldürme gibi olduğu hükmünü vermiştir. Şüphe yok ki bu sözden maksad, kasten ve haksız yere adam öldürmenin cezasını iyice anlatmaktır. Bunun bu şekilde anlatılmasındaki gaye de, yahudilerin böylesine bir tehdidin olduğunu bilmelerine rağmen peygamberlerini öldürmeye yeltenip, öldürdüklerini belirtmektir. İşte bu, onların kalplerinin son derece katı ve itaattan uzak olduklarını gösterir. Bu kıssaların anlatılmasından maksad, daha evvel de bahsettiğimiz gibi, yahudilerin Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile güzide sahabelerini öldürmeye niyetlendikleri hadise ile ilgili olarak, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i bir teselli.Müslümanlara karşı savaşan kâfirin küfrü ve imandan sonra küfre girip irtidad etmesi veya haydutluk yaparak yol kesmesidir. "Allah ve Resulüne harb açanların cezası ancak öldürülmeleridir" (Mâide.33) âyeti ile muradı budur.Tek bir insanın öldürülmesini, bütün insanların birden öldürülmesine benzetmek, bir kimseyi haksız yere kasten öldürme işinin ne kadar mühim bir suç ve büyük bir günah olduğunu iyice beyân etmek içindir. Yani nasıl bütün insanların öldürülmesi herkesçe çok büyük bir cürüm ve suç ise, aynı şekilde tek bir insanın öldürülmesinin de çok büyük ve korkunç bir suç olması gerekir. Binâenaleyh bu ifâde ile kastedilen, her ikisinin de büyüklük ve vahamet bakımından birbirine benzediğini ortaya koymak olup, büyüklüğün miktarı bakımından denk olduklarını beyân etmek değildir. Bu, nasıl çok büyük ve vahîm bir suç olmasın ki? Çünkü Cenâb-ı Hak, "Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalıcı olmak üzere cehennemdir..." (Nisa. 93) buyurmuştur.Bir kimse haksız yere kasten bir kimseyi öldürmeye teşebbüs ettiği zaman, şehvet ve gazap tarafını, taat tarafına tercih etmiş olur. Durum böyle olunca, bu tercih her bir insana nisbetle meydana gelmiş olur. Böylece onun kalbinde, kendisi ile arzu ettiği şeylerden herhangi biri hususunda çekişen her ferdi, gücü yettiği takdirde öldürme düşüncesi yer alır. Halbuki mü'minin hayırlar hususundaki niyetleri, amellerinden daha hayırlıdır. Bunun gibi, mü'minin şerler hususundaki niyet ve düşünceleri de, şer amellerinden daha şerlidir."Yahudilerin çoğu, bundan sonra, yani peygamberlerin gelişinden ve onlara öldürmeyi haram kılışımızdan sonra, yine de haddi aşmışlardır, yani adam öldürmenin büyük bir suç olduğuna aldırış etmemişlerdir."Âyette, "Kim de onu diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur..." buyruğundaki "onu diriltmekten" murad, o insanı yangın, boğulma, açlık, soğuk ve sıcak gibi öldürücü ve yok edici şeylerden kurtarmaktır.”

Sözler Köşkü Kitaplığı
Müslüman AI ve Hristiyan AI Tartıştı! Hz. İsa Tanrı mı, Peygamber mi?

Sözler Köşkü Kitaplığı

Play Episode Listen Later May 30, 2026 24:40


İsa Mesih Tanrı mı, yoksa bir peygamber mi? Yapay zekalar, Hristiyanlık ve İslam'ın yüzyıllardır süregelen argümanlarını, teolojik gizemleri ve mantıksal çelişkileri masaya yatırıyor. Akıl ile vahyin, adalet ile merhametin karşı karşıya geldiği bu derin münazarayı kaçırmayın!

Kerem Önder
Kendini ve aileni gelen felaketten koru? - Tahrim 6-7 tefsiri / Kerem Önder

Kerem Önder

Play Episode Listen Later May 29, 2026 60:33


“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerineemredilen şeyi yapan melekler vardır.” Tahrim 6“Ey inkâr edenler! Bu gün özür dilemeyin! Siz ancak yapmakta olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.” 7Dünyadaki ateşler taşı yakamaz. Cehennem ateşi nasıl bir ateş ki yakıtı insan ve taş?“Keşşâfda, bu ifadeye, "Günahları terkedip, taatları yapmak ve ailenizi, kendinizi sorumlu tuttuğunuzşeylerle sorumlu tutmanız suretiyle, koruyun" manası verilmiştir. Yine bu ifadeye, "Kendinizi, nefsinizidavet ettiği şeylerden koruyun. Çünkü nefis, size kötü şeyleri emreder" manası verilmiştir."Bu ateşin başında iri gövdeli, sert tabiatlı melekler vardır." Cenâb-ı Hakk bu ifadeyle, on dokuzzebânî (cehennem bekçisi melek) ile onların yardımcılarını kastetmiştir. Bunlar, alabildiğine büyük, haşin vesert meleklerdir. Onların bu şekilde yaratılmış olmaları yadırganacak bir şey değildir. Yahut da onlar, Allah'ındüşmanlarına karşı, alabildiğine şiddetli, Allah dostlarına karşı alabildiğine merhametli oldukları için,hilkatlerinde değil de işlerinde böyle serttirler. Nitekim Hak teâlâ (mü'minleri vasfederken), "(Onlar),kâfirlere karşı alabildiğine sert; birbirlerine karşı ise son derece merhametlidirler" (Fetih 29) buyurmuştur.Ayetteki, "Ne emrolundular ise onu yaparlar" ifadesi. işin gerektirdiği ortamdan ötürü onların, çok çetin vesert olduklarına delâlet eder. Çünkü onlar Allah'ın emirlerini yerine getirme ve düşmanlarından intikamalma hususunda asla şefkatli davranmazlar. Burada, meleklerin, âhirette, Allahü teâlâ'nın emir ve yasaklarıile mükellef olmaya devam ettiklerine bir işaret vardır. Çünkü onlardan sâdır olacak isyan. Allah'ın emir veyasağına muhalefet olur."Ey kâfirler, bugün özür dilemeyin" buyurmuştur ki bu, "Onlara, "Bugün mazeret beyan etmeyin" denilecek"takdirindedir. Çünkü mazeret beyan atmek, tevbe etmek demektir. Tevbe ise, cehenneme girdikten sonra,artık makbul değildir. Binâenaleyh mazeret beyan etmek, onlara bir fayda vermez. yani, "Sizin yapmışolduğunuz o kötü amelleriniz, hikmet-i ilahiyye gereği size bu azabı gerekli kılmıştır."Allahü teâlâ, "Eğer yapamazsanız, ki kesinlikle yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan oateşten korununuz. Zira o, kâfirler için hazırlanmıştır" (Bakara, 24) buyurarak, cehennemin kâfirler içinyaratıldığını bildirmiştir. Öyleyse burada, mü'minlere böyle hitap etmesinin hikmeti nedir? Deriz ki:Fasıkların derekeleri, kâfirlerin derekelerinin üstündedir. Çünkü fasıklar da kâfirlerle birlikte, aynı yerde,yani cehennemdedirler. Bundan dolayı mü'minlere, "Bu ateşin kendileri için hazırlandığı kimselerlebirlikte olmamanız için, fısk-ı fücurdan (günahtan) alabildiğine kaçınmak suretiyle kendinizi bu ateştenkoruyun" denmiştir. Bu hitapla, Cenâb-ı Hakk'ın onlara, mürtedlikten korunmalarını emretmiş olması dauzak bir ihtimal değildir.” RaziAli (radıyallahü anh), Katade ve Mücahid şöyle demişlerdir: Yaptığınız işlerle kendinizi koruyunuz, onlarayapacağınız tavsiyelerle de aile halkınızı koruyunuz.el-Kuşeyrî'nin zikrettiğine göre bu âyet-i kerîme nazil olunca, Ömer (radıyallahü anh) şöyle demiş:Ey Allah'ın Rasûlü! Haydi kendimizi koruduk diyelim. Peki aile halkımıza ne yapabiliriz?' Peygamber şöylebuyurdu: "Allah'ın size yasakladığı şeylerden onları alıkoyarsınız, Allah'ın emrettiklerini onlara daemredersiniz.""Sen aile halkına namazı emret, kendin de sabırla ona devam et" (Taha, 20/132)"Önce yakın akrabanı uyar." (eş-Şuara, 26/214)"Çocuklarınıza yedi yaşında namaz kılmalarını emrediniz. (Kılmazlarsa) on yaşında onları (hafifçe)dövünüz ve yataklarını birbirinden ayırınız." Ebû Dâvûd, I, 133; Hâkim“Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürüsünden sorumludur. İnsanların başındaki İmâm (İslâm devletininyöneticisi) bir çobandır ve o, onlardan sorumludur. Adam aile halkı üzerinde bir çobandır ve onlardansorumludur."

Kerem Önder
Abdülkadir Geylani sohbetleri 29 / Kerem Önder

Kerem Önder

Play Episode Listen Later May 28, 2026 51:22


“Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “İslâm dinini kabul etmiş biri, herhangi bir şahsa zenginliği için saygı gösterirse dininin üçte ikisi gider.” Ey münafıklar, bu yüce kelamı işitiniz. Bu hadîs-i şerifte belirtilen saygı, sadece önünden kalkmak mânasını taşır. Ya orucunu, namazını ve haccını zengin kişiler için yaparsa ne olur? Ya akşam sabah o zenginlerin eteğini öpen dindarlara (!) ne buyrulur?Dünyadan bol nasip alıp onunla meşgul olana bakma. Elinde maddî varlık taşıyana göz atma. Senin bakışların onun içine ağırlık verir. Her bakışında elimde olanı alacak diye çekinir, ruh sıkıntısına düşer, ayrıca onu üzüntüye soktuğun için hata etmiş olursun.Seni Hak doyurur. Kalbini ve sırrını da nurla doldurur. Kapısı önünde oturtur, zikir, ülfet hâlleri ile zengin kılar. Yakınlığı sayesinde kimseden bir şey talep etmez olursun.Ve sen ey Hakk'a kulluk eden, halbuki kalbin kullara bağlı. Onlardan bir şeyler bekliyor, herhangi bir isteğini vermezler diye korkuyorsun. Dıştan Allah içinmiş gibi görülen kulluğun, içten halk için oluyor. Her arzun ve çaban, kulların elindekine göre. Onların elinde bulunan saman çöpü kadar kıymetsiz şeylere tenezzül ediyorsun. Onların övmesini, yüceltmesini bekliyorsun. Onların kötülemesinden ve seni bırakıp gitmesinden çekiniyorsun. Elindekini alırlar diye titriyorsun. Onlardan alacağın bir şey için, sabahlara kadar uykunu kaçırıyorsun. Ümitlerini o kadar uzatıyorsun ki, hile yapmaya mecbur kalıyorsun. Kapılarına gittiğin zaman, içinden gelmediği hâlde ince ve yumuşak konuşuyorsun. Sebebi; sana bir şeyler versinler. Yazık sana, için bozuk olmuş. Hep gösteriş peşindesin; din yoluna girişin babadan kalma gibi. Kendini İslâm'ın emirlerine veremiyorsun.İsa (a.s) Peygamber ve şeytan arasında geçen şöyle bir konuşma anlatırlar. İsa (a.s.): “Halktan en çok kimi seversin?” diye sorunca şeytandan şu cevabı almıştı: “İmanlı olmakla beraber cimri olanı.” Bundan sonra sevmediği kimseyi sordu: “Cömert olan fâsık kişiyi sevmem.” cevabını aldı. Bunun sebebini sordu. Şeytan onu da şöyle anlattı: “İmanlı cimri, bir gün cimriliği sonunda imanını kaybedebilir; fâsık kişi ise, cömertliği yüzünden iyilere katılabilir.” Dünya ile yalnız dünya için meşgul ol. Çalışmak, kazanmak iyidir. Çünkü Hakk'a kulluk için yardımcı olur. Ama sen, bu iyiliği unuttun. Bütün servetini günah işlemekte harcadın. Çalışmak için namazı ve diğer hayırlı işleri bıraktın. Malın zekâtını vermedin. Daima isyan bayrağı çektin. Kulluk yolunu tutmadın. Çalışman, yol kesicilik gibi bir şey. Yakında ölüm gelir. Onun gelişi iman sahibini sevindirir, küfür ehlini ürkütür, münafıkları korkutur. Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur:“İman sahibi öldüğü zaman, Mevlâ'sının iyiliklerini görür; yaptığı iyi işlerin karşılığını seyre dalar. ‘Ah, dünyada biraz daha kalsaydım; hayır işlerimi artırsaydım' der.”Peygamber (s.a.v) Efendimiz; “Bu iki göz zina eder.” buyurur. Gözün zinası harama bakmaktır. Gözlerin günde kaç defa zina ediyor, biliyor musun? Kadınlara ve çocuklara kötülükle bakıyorsun. Allah Teâlâ'nın şu kelâmını işitmedin mi: “İman sahiplerine söyle; gözlerini çevirsinler. (Harama bakmasınlar)” (En-Nûr, 24/30) Ey çaresiz, sabırlı ol. Dünyanın çaresizliği çabuk geçer. Büyük Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Âişe'ye şöyle buyurdu: “Yâ Âişe, dünyanın acılığını, âhiretin iyiliği için iç.” Çalış, geçmişte verilen hükme güvenme; orada isminin hangi defterde yazıldığını bilemezsin. Şaki veya said olduğunu göremezsin. Bu sır, ilâhî bilgi hazinesinde saklıdır; karışma, karışacak olursan dinden çıkarsın. Çalış, yapacağın işler acı gelse de yap. Geçmişte verilen hüküm, seni ilgilendirmesin. Yapacağın işlere bak. O derin bilgiyi ne sen ne de başkası bilir. Buna kader bahsi denir. Kader ilmini ne sen tam bilirsin ne de başkaları.Zavallı, nefsinin perişanlığına ağla. Bir çocuğun ölse, kıyamet kopmuş gibi göz yaşı akıtırsın.

Mevlana Takvimi
NAMAZDA KAÇINMAMIZ GEREKEN AMELLER-28 MAYIS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later May 28, 2026 2:47


1. Zaruret olmadan namaz kılınan yerdeki şeyleri düzeltmek: Çünkü böyle yapmak boş bir hareket ve oyundur. Ancak mecburiyet olursa, müstesna. Namaz kılarken çakıl taşlarını düzelten Ebû Zerr (r.a.)'e Hz. Peygamber (s.a.v.) şu ikazda bulunmuştur: “Ey Ebû Zerr, bunu ya bir defada yap, ya da bırak.” 2. Eli ile selâm almak: Dil ile selâm almak insan kelâmı olduğundan dolayı, namaz kılmakta olan bir kimsenin verilen selâmı dil ile alması namazı bozar. El ile selâm almak ise mekruhtur. 3. Esnemek, gerinmek: Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) namazda esnemeyi menetmiştir. Kişiyi zorlarsa, o zaman mümkün mertebe yutulmaya çalışılır. El de ağzın üzerine konur. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu durumda böyle davranılmasını emretmiştir. 4. Gözleri yummak mekruhtur: Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) bunu yasaklamıştır. 5. Namazı, huzuru bozacak ve kalbi meşgul edecek şeylerin bulunduğu yerlerde kılmak mekruhtur. Çalgı ve eğlencelerin bulunduğu yerlerde namaz kılmak gibi. Mescidlerde çalınması düşünülecek olan ayakkabılarıda arka tarafa bırakmak, huzuru bozacağından mekruh sayılmıştır. 6. Yanmakta olan sobaya, ocağa ve ateş dolu mangala karşı namaz kılmak mekruhtur. Muma, kandile, lâmbaya karşı namaz kılmak ise, mekruh değildir. Yine asılı bulunan Mushaf-ı Şerif'e veya bir kılıca karşı namaz kılmak da mekruh değildir. Çünkü bunlara hiçbir kimse tarafından tapılmamıştır. 7. Bir insanın yüzüne karşı, arada engel olmaksızın namaz kılmak mekruhtur. Fakat bir insanın arkasına karşı namaz kılmak mekruh değildir. Namazda iken yılan ve akrep öldürmenin namaza bir zararı olmaz: Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Namazda bile olsanız, o ikisini öldürün.” (Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî, İbn Mâce) (Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, c. 1, s. 125-126)

ERKAM RADYO
Peygamber (SAV) Akrabaları

ERKAM RADYO

Play Episode Listen Later May 27, 2026


GÜL SOHBETLERİ

Mevlana Takvimi
GÜNÜMÜZ ŞARTLARI (!) VE FÂİZ-23 MAYIS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later May 23, 2026 3:00


SORU: Günümüz şartlarında fâizsiz iş yapmanın veya bazı ihtiyaçları karşılamanın zor olduğunu öne sürerek veya “İslâm, sadece fahiş fâizi ve tefeciliği kaldırmıştır. Buna, riba denir; oysa fâiz, meşru ve mubahtır.” gibi söylemlerle fâizi meşrulaştırma çabasına verilecek cevap nedir? CEVAP: Bilindiği gibi, fâiz yasağıyla ilgili son noktayı koyan âyet ve hadîslerde “fâiz/ribâ” mutlak anlamda kullanılmış olup, kanûnî olup olmaması, devlet veya özel kurumlar tarafından verilmesi veya bileşik fâiz olması gibi hiçbir ayrım yapılmamıştır. Kur'an'daki âyetlerden hiçbiri, tefecilik olarak bilinen fâizi feshedip de öteki şekillerini muhafaza etmeyi îmâ etmemiştir. Kur'an ve sünnette bir ifade mutlak olarak geçmişse, onun bir başka yerde kayıtlandığına dâir kesin delîl bulunmadıkça, o ifadenin kapsamını müctehidin kendi görüşüne göre daraltması doğru olmaz, bu, kutsal metnin maksadıyla oynamak olur. Ayrıca, bu görüşü savunanlar da dâhil olmak üzere, tüketim amaçlı borçlanmalardan alınan fâizin, cahiliye ribası kapsamında olduğu ve âyetlerde bu fâizin yasaklandığı, herkes tarafından kabul görmüştür. Hz. Peygamber (s.a.v.), Kur'an'ın ilk müfessiri ve uygulayıcısı olarak, Âl-i İmrân Sûresi'nde yer alan âyetteki fâiz yasağını, yalnızca fahiş şekildeki fâiz çeşitlerini kapsadığı biçiminde anlamış olsaydı; Veda Hutbesi'nde bunu açıklardı ve mezhep imamları da bunu bize naklederdi. Hâlbuki ilgili âyetler, Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından böyle anlaşılmamış olmalı ki, Efendimiz (s.a.v.); oransal bir ayrımdan bahsetmeksizin, bütün fâiz oranlarının ve türlerinin yasak olduğunu son konuşmasında da vurgulu bir biçimde ifade etmiştir. Oranına bakmaksızın gerek amcası Hz. Abbas (r.a.)'ın (ki Kâbe'ye gelen hacılara yaptığı ikramlarındaki cömertliği ile bilinen Abbas (r.a.)'ın), borç verdiği şahıslardan yüksek oranlarda fâiz alıyor olması, gerekse sahabelerden bir kısmının yüksek oranda bulunmayan fâiz alacaklarını bile yasakladığını ilan etmiştir. (Misvak Neşriyat, Hak Dinin Batıl Yorumlarına Cevaplar, s.314)

ERKAM RADYO
Peygamber (SAV) Akrabaları

ERKAM RADYO

Play Episode Listen Later May 20, 2026


GÜL SOHBETLERİ

Yeni Şafak Podcast
Ömer Türker-İslam dönemi felsefesi (2)

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later May 17, 2026 4:29


İslam tarihinde Hz. Peygamber (sav) döneminde başlayan, Hulefâ-i Râşidîn ile devam eden, Emevîler döneminde zirveye ulaşan bir coğrafi genişleme olmuş, o dönemin bilinen dünyasının önemli bir kısmı Müslümanların yönetimine girmiştir.

Mevlana Takvimi
ZİLHİCCE NAMAZI VE FAZÎLETİ-16 MAYIS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later May 16, 2026 3:24


Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Zilhicce'nin ilk on gününün gecelerinden birini ihyâ etmesi, o kimsenin bir seneyi hacc ve umre ibâdetiyle ihyâ etmesi gibidir. Bu (dokuz) günlerden bir gün oruç tutması, senenin öbür vakitlerinde ibâdetle meşgûl olması gibidir; o kadar sevâb alır.” Ayrıca başka bir hadiste Nebi (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Zilhicce'nin ilk on günü gelince, siz tâat ve ibâdete gayret ediniz; zîrâ Allâhü Te‘âlâ o günleri, öbür günlerden üstün; gecesine hürmeti de gündüzüne hürmet gibi kılmıştır. Biriniz Zilhicce'nin ilk on gecesinden birinde, gecenin üçte ikisi geçtikten sonra dört rek‘at namâz kılıp, her rek‘atta Fâtiha'dan sonra üçer kere Âyetü'l-kürsî, üçer kere İhlâs-ı şerîf ve birer kere de Felak ve Nâs sûrelerini okusa ve namâzı bitirince, ellerini kaldırıp “Sübhâne zî'l-'izzeti ve'l-ceberût. Sübhâne zi'l-kâ‘ideti ve'lmelekût. Sübhâne'lhayyü'llezî lâ-yemût. Lâ-ilâhe illâ hüve yuhyî ve yumît ve hüve hayyun lâ-yemût. Sübhâna'llâhi rabbi'l-'ibâdi ve'lbilâdi ve'l-hamdü li'llâhi kesîran tayyîben mübâraken ‘alâ küllî hâlin. Allâhu ekber kebîran. Rabbenâ celle celâluhu ve kudrete bi-külli mekânin” dese ve sonra da dilediği gibi duâ eylese, Beytullâh'ı haccetmiş, Resûlullâh (s.a.v.)'i ziyâret etmiş ve Allâh (c.c.) yolunda cihâd etmiş gibi ecir ve sevâb kazanır. Allâhü Te‘âlâ o kimseye, o kimsenin, dilediği şeyi verir. Sizden biriniz, Zilhicce'nin ilk on gecesinin her gecesinde bu namâzı kılsa, bu duâyı okusa ve diledigi gibi duâ etse, Allâhü Te‘âlâ, ona Firdevsü'l a‘lâyı helâl kılar; günâhlarını ondan siler. O kimse Arefe günü oruç tutsa gecesinde de bu namâzı kılsa ve haber verildiği üzere duâ etse, Allâhü Te‘âlâ'ya yalvarsa; Allâhü Te‘âlâ: “Ey benim meleklerim, şâhid olunuz ki ben o kulumu bağışladım. Beytullâh'ı haccedenlere, onu ortak eyledim.” der. Bu hâlde melekler, Allâhü Te‘âlâ'nın o mü'min kulunun kıldığı namâzı ve ettiği duâsı sebebiyle ihsân buyurduğu ecir ve sevâblardan ötürü sevinirler ve neş'elenirler.” (Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetu't-Tâlibîn, s.320)

Mevlana Takvimi
BABA DOSTUNA İYİLİK ETMEK-13 MAYIS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later May 13, 2026 2:28


Abdullah ibni Ömer (r.a.), şöyle bir olay yaşadığını anlattı: "Bir defasında yolculuk ederken bir bedevî ile karşılaştım; bu bedevînin babası Hz. Ömer (r.a.)'in dostuydu." İbni Ömer (r.a.) bedevîye: "Sen falanın oğlu değil misin?" diye sordu. O da: "Evet, onun oğluyum." dedi. Bunun üzerine Abdullah ibni Ömer (r.a.), yolculuk yaparken devenin üzerinde yorulduğu zaman, ondan inip rahatlamak için bindiği eşeği ve başındaki sarığı çıkarıp bedevîye hediye etti. İbni Ömer (r.a.) ile birlikte yolculuk edenlerden biri: "Şu bedevîye iki dirhem yetmez miydi de bunca şey verdin?" diye söylendi. İbni Ömer (r.a.) ise ona, Resûlullâh (s.a.v.)'in: "Babanın dostunu koruyup gözet! Onunla ilgiyi kesme! Yoksa Allâh imânının nûrunu giderir." uyarısında bulunduğunu haber verdi. Yine Abdullah ibni Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İyiliklerin en değerlisi, bir kimsenin baba dostunun yakınlarına iyilikte bulunup onlara ikrâm etmesidir." Vefâ duygusu, insanın sahip olduğu en üstün erdemlerden biridir. Peygamber (s.a.v.) terbiyesiyle yetişen Abdullah ibni Ömer (r.a.) hazretleri de bu üstün vasfa sahip olduğunu, nakledilen bu olaydaki davranışıyla göstermiştir. Babasını kaybetmenin üzüntüsünü yaşayan kimse, baba dostlarına tutunarak teselli bulmalıdır. Bu konuda Sultân-ı Enbiyâ (s.a.v.) Efendimiz'in Hz. Hatice (r.anhâ)'nın vefâtından sonra onun dostlarına nasıl ilgi gösterdiği, kurban kestiği zaman onları hatırlayıp kendilerine nasıl pay gönderdiği unutulmamalıdır. (İmâm Buhârî, Edebü'l-Müfred, c.1, s.66-67)

Mevlana Takvimi
İSTANBUL BEYEFENDİSİ ADABI-2-07 MAYIS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later May 7, 2026 2:49


Ramazanlarda, orucu açıp birkaç lokma aldıktan sonra akşam namazı cemaatle eda edilir, ondan sonra yemek yenir. İstanbullu edebî, yazılı, zengin Türkçe bilir. Konuşurken ve yazarken yanlış yapmaz. İstanbullu faydasız, boş, mâlâyâni konuşmaz. Söylerse hikmetli ve lüzumlu şeyler konuşur ve söyler. Asla zevzeklik ve gevezelik yapmaz. Kibar İstanbullu "ulan, yuh, be, aha oha, kral" gibi kaba kelimeleri ve ünlemleri kullanmaz. İstanbullu lâf olsun diye saçma sapan, dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı cinsinden aptalca sorular sormaz. Soruları incelik doludur. Bana bir soru yönelt senin kim olduğunu söyleyeyim... Bir adamda veya kadında İstanbul terbiye ve kültürünün olup olmadığı, konuşmasından ve yönelttiği sorulardan anlaşılır. Bazı soruları sormak çok ayıptır. İstanbullular Mekke demezler Mekke-i mükerreme, Medine demezler Medine-i münevvere, Şam-ı şerif, Kuds-i şerif, Haleb-i Şehba derler. Beyazıt camiine gittim demezler, Beyazıt Cami-i Şerifine gittim derlerdi. Merhum Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil üstadımız ziyaretine giden yirmi küsur yaşındaki gençlere beyefendi diye hitab ederdi. İstanbullu Allahü Teala, Peygamber-i Zişan, Kuran-ı azimüşşan, evrad-ı şerif diyerek saygılı konuşur. Gerçek bir İstanbullu, kendi şeyhine ettiği hürmeti öteki şeyhlere de eder. Ulemadan, fukahadan, meşayihten hiçbirine saygısızlık etmez. İstanbul kültüründe paylaşma ve infak fazilet ve hasleti vardır. Eski Ramazanlarda konakların kapıları herkese açık olurmuş İstanbullu bir Müslümanın evinde, zenginse orijinal hatlı ve tezhipli, bütçesi darsa matbaa baskısı bir Hilye-i Şerif levhası, başka hatlar (ayetler, hadisler, kelam-ı kibar, hikmetli mısra, beyit ve kıtalar) bulunur. Bir tarikata girmiş, bir şeyhten el almış İstanbullu büyük lüzum olmadıkça söylemez, reklam yapmaz. (Mehmet Şevket Eygi)

Mevlana Takvimi
İMÂM-I A‘ZAM'IN HADİS İLMİNDEKİ YERİ-04 MAYIS 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later May 4, 2026 2:58


İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe (r.a.)'in hayatının ilk yıllarında hadîs öğrenmiş ve özellikle fakih muhaddislerden hadîs almıştır. Ebû Davud et-Tayâlisî (r.âleyh)'in rivayetine göre, Ebû Hanîfe (r.a.) şöyle demiştir: "H. 80 senesinde doğdum, 94 senesinde sahâbî Abdullah b. Enes (r.a.) geldi. Onu 14 yaşımda gördüm ve ondan Hz. Peygamber (s.a.v.)'in; "Bir şeyi aşırı sevmen gözünü kör, kulağını sağır eder" hadîsini işittim." İmâm Ebû Yusuf (r.a.)'in rivayeti ise şöyledir: "H. 80 senesinde doğdum; 16 yaşımda, 96 senesinde babamla birlikte haccettim. Mescid-i Haram'a girdiğimde büyük bir kalabalık gördüm ve babama sordum. Babam; "Bu, sahâbeden Abdullah b. Haris ez-Zebîdî (r.a.)'in ilim halkasıdır" dedi. İlim halkasına katıldım ve Abdullah b. Haris (r.a.)'i; "Resûlullâh (s.a.v.)'i "Dîninde fakih olan kimseyi Allâh (c.c.) ummadığı yerden rızıklandırır ve kederlerini giderir" buyururken işittim" dediğini duydum. İmam-ı Azam ilim öğrenmeye başladığında kendisine; "Hadîs ilmini tercih edersen sonunda hata ettiğinde, seni yalancılıkla itham ederler ve alaya alınırsın" şeklinde nakledilen haber sahih değildir. Çünkü Kur'ân ve Sünnet'i bilmeyen fakih olamaz. Onun Kur'ân ve Sünnet'i bilmediği halde İmâm-ı Şafiî (r.a.)'in; "İnsanlar Ebû Hanîfe (r.a.)'in fıkhına muhtaçtır" diye ifade ettiği seviyeye ulaştığını kâbul edip, sonra da "Ebû Hanîfe (r.a.) hadîs bilmiyordu" dememiz büyük bir çelişkidir. Aksine o, yüzlerce önde gelen muhaddisten hadîs almış, onlarla uzun süre birlikte olmuştur. Kendisinden rivayet edilen müsnedler, İmâm-ı Mâlik (r.a.) ve diğer muhaddislerden önce, hadîsleri fıkıh konularına göre, onun tasnif ettiğini göstermektedir. Bunlardan başka Ebû Hanîfe (r.a.), bir hadîs veya bir meseleyi araştırmak amacıyla ilmî seyahatler de yapmıştır. (Muhaddisler Nazarında İmam-ı A'zam Ebû Hanîfe, c.1, s.96-97)

Yeni Şafak Podcast
Yusuf Kaplan-Avrupa'nın korkusu arttıkça İslâmlaşma süreci hızlanacak…

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Apr 26, 2026 7:56


İslâm, engellerle karşılaşmasa Avrupa'da hızla yayılabilir. Avrupalılar, İslâm'ın yayılmaması için sürgit bir korku dalgası hortlatıp duruyorlar. Bunun için de Kur'ân'a, Hz. Peygamber'e (sav) saldırıyorlar. Müslümanların ne kadar ürpertici, kan emici oldukları sahte imajını yaymaya çalışıyorlar.

Mevlana Takvimi
CİHAD MEYDANINDA İKİ YAVRU ARSLAN-23 NİSAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Apr 23, 2026 2:47


Ebû Vakkas (r.a.)'ın oğlu Hz. Umeyr (r.a.) küçük yaşta bir sahâbidir. İslam'ın ilk yıllarında müslüman olmuştur. Meşhur bir sahâbi olan Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a.)'ın kardeşidir. Sa'd (r.a.) diyor ki: Ben kardeşim Umeyr (r.a.)'ın Bedir Savaşı için hazırlıklar yaparken, kimse görmesin diye oraya buraya gizlenip durduğunu gördüm. Bu durumu görünce hayret ettim ve “Ne oldu, neden gizlenip duruyorsun?” deyince, şöyle dedi: “Peygamber (s.a.v.) beni görüp de çocuk diye savaşa gitmemi yasaklarsa bir daha gidemem. Halbuki ben mutlaka savaşa katılmayı arzuluyorum. Belki de Allahü Teâlâ bana bir türlü şehidlik nasip eder” dedi. Nihayet ordu görüşe hazır olunca korktuğu başına geldi. Resûlullâh (s.a.v.) yaşı küçük olduğu için onu kabul etmedi. Fakat arzusu çok fazla olduğundan dayanamayıp ağlamaya başladı. Peygamber (s.a.v.) onun arzu ve ağlamasını görünce izin verdi. O da savaşa katıldı. İkinci arzusu da yerine geldi ve bu savaşta şehid oldu. Kardeşi Sa'd (r.a.) diyor ki: “Boyunun küçük olması ve kılıcın da büyük olmasından dolayı ben (kılıç) yüksek dursun da yere sürünmesin diye bağına düğümler atıyordum.” Hz. Umeyr (r.a.) Âbillahm'ın kölesi ve küçük yaşta bir çocuktu. O devirde cihada katılmak küçük-büyük herkesin candan arzuladığı bir şeydi. O Hayber Savaşına katılmak istedi. Kabilesinin ileri gelenleri ona müsaade edilmesi için Resûlullâh (s.a.v.)'e rica ettiler. Nitekim Peygamber (s.a.v. ) izin verdi ve ona bir kılıç hediye etti. Kılıcı boynuna astı. Fakat kılıç büyük, boyu da kısa olduğundan giderken kılıç yere sürünüyordu. İşte bu haliyle Hayber Savaşına katıldı. Hem çocuk hem de köle olduğu için ganimet malından bir pay alamadı ama bağış olarak payına bir şeyler düştü. (El-isabe) (Zekeriyya Kandehlevi, Amellerin Fazileti, s.147)

Mevlana Takvimi
ASIL İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-14 NİSAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Apr 14, 2026 3:01


Birleşmiş Milletler 10 Aralık 1948 tarihinde İnsan Hakları Beyannamesi adı altında bir kararname çıkardı. Yani, medeni dünya (!) bu kadar yıldan sonra insanların eşit olduklarını, hayati ve medeni haklarda aynı düzeyde olduklarını hissetti ve böyle bir belgenin neşrine gerek görmüş oldu. Sözde bu belgenin gayesi, bütün insanların tam bir eşitlik, özgürlük ve güven içerisinde yaşamalarını temin etmek, her ferdin insanlık ailesinde şerefli yerini alabilmesi ve korkusuz yaşamasını garanti altına almaktı. Acaba bu belgede söz konusu hususlar, az da olsa gayesine erişmiş midir? Buna imza koyan milletler dahi bunu uyguladılar mı? Dünyada cereyan eden olaylara baktığımız zaman, bu sorunun cevabı tabii ki “hayır”dır. Çünkü başta beyannameyi imza edenler dâhil, cemiyetlerin hiçbiri çıkarına ve politikasına uymadığı konuları asla uygulamamışlardır. Bu hallerde insanlık da unutulmuş ve insan hakları da. Gerçekten insan haklarını insanlara bahşeden ve uygulayan tek ve yegâne müessese yüce İslam'dır. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in risaletiyle bunun öncülüğünü yapmış, İslam devletinin bütün hâkimiyeti devirlerinde fiilen uygulanmıştır. Bunun öncülüğü ve şerefi, ondört asırdan beri İslam idare anlayışının ve onun şerefli devlet adamlarının hakkıdır. Ayrıca İslam'da bu hakları insanlara veren yüce Allah (c.c.)'dur, insanoğlu değildir. Kaynağı semavi ve mukaddestir. Bu hak, bir tecrübe ve tekâmülün eseri değil, ezeli bir ilmin ve mutlak bir iradenin Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in şahsında tecellisidir. İnsan hakları, İslam dininin Hazreti Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e vahiy edildiği tarihten itibaren insanlara verilmiş ilahi bir haktır. Efendimiz (s.a.v) Arafat'ta ve Mina'da buyurduğu Veda Hutbesi'nde insan haklarını en mükemmel şekilde belirlemiştir. Müslümanlara düşen bunları tetkik ve tatbik etmektir. (Mehmet Çağlayan, İslam Hukuk Doktrini, s.198)

Mevlana Takvimi
ANAYI BABAYI ÜZME!-07 NİSAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Apr 7, 2026 2:48


Râbbimiz Teâlâ Hazretleri şöyle buyurur: "Bana ve anana babana şükret. Dönüşün ancak Bana'dır" (Lokman 14) Allâhü Teâlâ kendine şükürle ana ve babaya teşekkürü nasıl bir arada zikretmiş. Kim ki Allâh'a (c.c.) şükredip de ana ve babasına teşekkür etmezse Allâh'a (c.c.) karşı yaptığı şükrü kâbul değildir. Bunun için Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurur: "Allâh'ın rıza ve hoşnutluğu ana ve babanın memnun kalışında, Allâh'ın gazap ve öfkesi de ana ve babanın kızmasındadır". Buhari ve Müslim Sahih'lerinde Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir. "Sizlere günâhların en büyüklerini haber vereyim mi? Allâh'a eş tanımak, ana ve babaya âsî olmaktır." Resûlullâh (s.a.v.) ana ve babaya karşı kötü davranmayı, iyilik yapıp güzel muamelede bulunmamayı şirk ile nasıl birlikte zikretmiştir? Başka bir hadis-i şerifte Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. "Ana ve babayı üzen, söz taşıyan ve içkiye devam eden cennete giremez." Vehb b. Münebbih, Allâhü Teâlânın Hz. Musa (a.s.)'a şöyle vahyettiğini söylemiştir: "Ey Musa, ana ve babana çok hürmet et. Kim ki, ebeveynine saygı gösterir ise ömrü uzar, kendisine itaat eden çocuğu olur. Bir kimse de ana ve babasına karşı gelir ise ömrü kısalır ve kendisine terbiyesiz evlâd verilir". Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ana babaya üf demekten daha hafif bir tâbir olsa idi, şübhesiz Allâh ondan da nehyederdi." Resûlullâh (s.a.v.) diğer bir hadisinde şöyle buyurdu: "Babasına veya anasına sövene (kötü söz söyleyene) Allâh lânet etsin." (İmam Şemsüddin ez-Zehebî,İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.41-43)

Mevlana Takvimi
ÖVMENİN ŞARTLARI-01 NİSAN 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Apr 1, 2026 2:33


Medhin cevazı için beş şart vardır: 1. Medih kendi nefsi için olmayacak. Çünkü kişinin kendi nefsini tezkiye etmesi caiz değildir. Cenâb-ı Allâh buyuruyor ki: "Siz kendinizi temize çIkarmayın, O, takva üzere olanı daha iyi bilir" (Necm s. 32) 2. Yalan, riya ve gerçekleşmeyen söze varacak ifrattan sakınılacak. Yâni övgüde aşırı gidilmeyecek. Takva, iffet ve zühd gibi halleri medhetmekte çok ihtiyatlı kelime sarfedilecek. Bu gibi hususlarda kesin ifâde kullanmıyacak, ancak "öyle zannediyorum, olabilir" diyecek 3. Medhedilen kimse fâsık olmıyacak. İbn Ebî Dünyâ'nın Enes bin Mâlik (r.a.)'dan yaptığı rivayette, Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki: "Şüphesiz ki fâsık övülünce Cenâb-ı Allâh gazab eder." Diğer bir rivayette Ebû Ya'lâ şöyle tahrîc etmiştir: "Fâsık övülünce Rab gazap eder ve arş titrer." 4. Medhin övülen kimsede kibir,kendini beğenmişlik ve gurur ihdas etmeyeceğini bilmek. Buhârî ve Müslim, Ebû Bekre (r.a.)'dan yaptıkları rivayette: Bir kişi diğer bir kişiyi Peygamber (s.a.v.)'in yanında övdü. Nebi (s.a.v.) ona: "Yazıklar olsun sana, arkadaşının boynunu kestin" buyurdu. 5. Övgü haram bir maksat veya fesada müncer olacak bir gaye için olmayacak. Yabancılar arasında şehveti harekete getirmek, onları zinaya teşvik etmek gibi. Karının kocasına yabancı bir kadının güzelliğinden bahsetmesi de bu kabildendir. Haram bir mal elde etmek veya halka zulmetmek ve benzeri tasallutlarda bulunmak için yöneticileri övmek de böyledir. (İmam Birgivî, Tarikat-ı Muhammediye, s.407-409)

Mevlana Takvimi
İCÂBET SAATİNE KENDİMİZİ HAZIRLAMAK-31 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Mar 31, 2026 2:57


Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in bizlere emir ve vasiyetlerinden biri, Cuma gününde saklı bulunan, duâların kâbul edildiği icâbet saatine kendimizi hazırlamamız hakkındadır. O gün bu hazırlığı, az yiyip-içmek, oyun ve eğlenceden uzak kalmakla yaparız. Cuma içindeki bu hayırlı saatin hangi saat olduğu belli değildir. Bu da aynen Ramazan gecelerinde saklı olan Kadir gecesine benzer. Cuma gününün ilk erken saatlerinden olacağı gibi, geç vakitteki saatlerinden biri de olabilir. Bazen de zevâlden sonra Cuma namazı edâ olununcaya kadar, arada geçen süre içindeki herhangi bir an da olabiliyor. Bu zaman zarfı içinde bulunduğu pek çok vâkidir. Dünya sevgisi yüzünden, hicâb ehli maalesef bunlardan habersiz, gaflet içinde hayatlarını sürdürmektedirler. Şayet Allâh (c.c.)'u anmak, Kur'ân okumak gerekiyorsa, kendimizi Allâh (c.c.)'a vererek kalbimizin bütün rahatlığı ile yapmalıyız. Yoksa kalpleri kapalı, idrâkten yoksun kişilerin, Allâh (c.c.)'a ibâdet ettikleri gibi ibâdet edilmemelidir. Çünkü onlar ruhların gıdası sayılan bu huzuru ellerinden kaçırdıklarından, Kur'ân ve zikirle uğraştıklarında dahi bu icâbet saatini hissetmeyebilirler. Kişi Cuma içindeki bu hayırlı icâbet saatini elde edebilmek için kalp aynasını cilalayıp parlatmaya bakmalıdır. Bu saat içinde bulunan ve hiçbir suretle reddedilmeyen geniş ve şümullü ilâhî nimet ve keremi ancak böyle elde edebilir. Kalbini temizlemeden, cilalamadan Hâkk Teâlâ'dan bir istekte bulunulmamalıdır.Şu hadîs-i şerif rivayet edilmiştir: "Cuma günü günlerin efendisidir, Allâh (c.c.) katında da günlerin en ulusudur. Bu günün kıymeti, Kurban ve Ramazan bayramı günlerinden daha azâmetli bir gün sayılır. Bu kıymetli günün içinde öyle bir saat vardır ki; kul, haram dışında ne dilekte bulunursa, Hâkk Teâlâ istediğini ona verir." (İmâm Ahmed) (İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.158-159)

Mevlana Takvimi
CENÂB-I HAKK'IN İHSANI-29 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Mar 29, 2026 2:37


Cenâb-ı Hakk'ın dışında ihsanda bulunan kimselere, fakir ısrar ettiğinde, ona kızar ve onu mahrum eder, istediğini de vermez. Halbuki Allâhü Teâlâ böyle değildir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) "Cenâb-ı Hakk, duâsında ısrar edenleri sever" (Müslim, Zikir, 7) buyurmuştur. Cenâb-ı Allâh'ın dışında, ihsanda bulunanlardan, ihsan etmeleri istenmediği müddetçe kimseye bir şey vermezler. Ama O, istemeden de verir. Görmez misin ki O, annenin rahminde daha bir cenin ve aklı olmayan bir cahil iken seni terbiye etmiştir. Sen O'ndan istemesini beceremediğin halde de seni korumuş; sen O'ndan istemediğin, aklının ve hidayetinin olmadığı zamanda da sana ihsanda bulunmuştur. Cenâb-ı Allâh'ın dışında ihsanda bulunanların ihsanları, fakir olmaları, orada olmamaları veya ölmeleri hallerinde sona erer. O'nun ihsanı ise kesinlikle sona ermez. Allâh'ın dışında, ihsanda bulunanların ihsanları umumî olmaz, belli bir topluluğa has olur. Ama Cenâb-ı Hakk'ın terbiyesi ve ihsanı herkese ulaşır. Nitekim Cenâb-ı Allâh; "Benim rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır." (A'raf 156) buyurmuştur. Böylece O'nun âlemlerin Râbbi olduğu ve bütün mahlûkata ihsanda bulunduğu ortaya çıkmış olur. İşte bu sebeble Cenâb-ı Hakk kendisi hakkında; "Bütün hamdler Alemlerin Râbbi (sahibi ve terbiye edicisi, malikî ve ihsan edip geliştiricisi) Allâh'a aittir" (Fatiha 2) buyurmuştur. Bu misallerle, Allâh'ın lütfunun umumî, ihsanının yaygın ve rahmetinin geniş olduğu ortaya çıkmış olur. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c. 1, s. 321-322)

Mevlana Takvimi
NEBÎ (S.A.V.)'İN ANNE, BABA VE ECDADI MÜ'MİNDİLER -28 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Mar 28, 2026 2:58


Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in Muhterem anne ve babaları îmân üzereydiler. Onlar, İbrâhim (a.s.)'in tevhid dinine bağlıydılar. Asla putlara tapmadılar. Peygamberimiz (s.a.v.)'in Muhterem babaları Hz. Abdullâh (r.a.), haseb ve nesebce Kureyş'in en temiz soyuna mensûbdur. Buhârî, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in atalarını, İbrâhîm (a.s.)'a kadar çıkarır. İbrâhîm Halîl (a.s.), Kâ'be'yi ilk binâ eden olduğundan, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'e kadar, bütün İbrâhîm (a.s.) evlâdı, Kâ'be'ye hizmet ede gelmişlerdir. Bu yönden, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in yüce ecdâdının bütün hayatları, kemâl derecede kayıt ve zabt altındadır. Hepsi de şeref ve fazîlet sâhibi kimselerdir. Tevbe Sûresi 128'deki “enfüsiküm” kavl-i şerîfinin, bir rivayete göre manâsı, “Ey insanlar! Sizin en güzel ve temiz soyunuzdan, size en necîb bir Peygamber geldi.”olmuştur. Nebî (s.a.v.); “Ben, Allâh (c.c.)'nun Peygamberiyim, bunda yalan yoktur! Ben, Abdulmuttalib'in torunuyum, soyumda yalancı yoktur!” buyurmuşlardır ve bozulan ordunun mânevi kuvvetini iâde etmişlerdir. Büyük âlim Münâvî'ye: “Nebî (s.a.v.)'in babası cehennemde midir?” diye sorulduğunda Münâvî, şiddetle haykırarak; “Nebî (s.a.v.)'in babası, Fetret devrinde vefât etmiştir. Fetret devrinde vefât edenlere İsrâ sûresi 15. âyette: “Biz, bir peygamber göndermedikçe kimseye azâb edecek değiliz.” diye buyuruluyor” diyerek cevâb vermiştir. Diğer bir rivâyete göre Peygamberimiz (s.a.v.) Vedâ Haccı'ndan döndüğü zaman, Allâhü Te‘âlâ, ona anne babasını ve amcası Ebû Tâlib'i diriltti. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, onlara İslâmiyeti arz etti. Onlar da îmân ettiler (sonra yine öldüler). (Tarihü İbnü'lVerdi, c. 1, s. 102) (Ömer Faruk Hilmi, Ehl-i Beyt'in Fazileti ve Ebû Tâlib'in İmanı, s.16)

ERKAM RADYO
Peygamber (SAV) Akrabaları

ERKAM RADYO

Play Episode Listen Later Mar 27, 2026


GÜL SOHBETLERİ

Mevlana Takvimi
HER İYİLİK BİR SADAKADIR-22 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Mar 22, 2026 2:41


Ebû Zer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.v.)'e: "Ey Allâh'ın Resûlü! Zenginler bütün sevapları alıp götürdüler, bize bir şey bırakmadılar. Zirâ onlar da bizim gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyor, ayrıca mallarının fazlasından sadaka veriyorlar. Bizim durumumuz ne olacak?" diye soruldu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) de şöyle buyurdu: "Allâhü Teâlâ size sadaka verme imkânı bağışlamadı mı sanıyorsunuz? Her "sübhânallâh" demek sadakadır; her "elhâmdülillâh" demek sadakadır; hattâ eşinizle yatmanız bile sadakadır." Bunun üzerine: "Ey Allâh'ın Resûlü! Cinsel arzusunu tatmin eden birine bundan dolayı sevap mı var?" denildi. Allâh'ın Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Bir kimse bu ihtiyacını haram yoldan giderseydi, günâh işlemiş olmayacak mıydı? İşte bundan dolayı, insanın cinsel ihtiyacını helâl yoldan gidermesinde de elbette sevap vardır." Yüce Râbbimiz, yaptığımız her iyiliği sadaka kâbul ediyor; yaptığımız her güzel şeyden dolayı bize sadaka vermiş gibi sevap yazıyor. Güzel dinimiz, zengin fakir her insanın sadaka sevâbı kazanacağını söylüyor. İnsan, bir mârifeti varsa çalışır, iş yapar; yoksa amelelik yapar, para kazanır, böylece darda zorda kalana yardım eder; bunları yapamıyorsa, yapabilene akıl verir, iyilik yollarını gösterir. Şayet bunu da yapamıyorsa, o zaman kimseye zarar vermemeye çalışır. Oturduğu yerden tesbih çeker, sübhânallâh der, elhâmdülillâh der, Allâhü Ekber der, Lâilâhe illallâh der, bunların hepsi ona sadaka vermiş gibi sevap kazandırır. Hatta insanın eşiyle berâber olmasına, böylece haramlardan korunmasına bile sadaka sevâbı kazandıran dinimiz ne güzel bir dindir. (İmâm Buhârî, Edebü'l-Müfred, c.1, s.255)

ERKAM RADYO
Peygamber (SAV) Akrabaları

ERKAM RADYO

Play Episode Listen Later Mar 21, 2026


GÜL SOHBETLERİ

Muzaffer Ozak
Ramazan Bayramı ve Bayram Âdâbı - 29 Haziran 1984

Muzaffer Ozak

Play Episode Listen Later Mar 19, 2026 28:13


Ramazan'ın gidişine üzülenlerRamazan'ın kıymetiOruç tutanların mükâfatıNiçin bayram yapıyoruzBayram gecesinin kıymetiBayram sabahı neler yapmalıyız?Resûlullah'ın hasım olduğu iki zümreKul hakkından kaçınınız!İsa Peygamber'in kabrinden kaldırdığı adamın azabına sebep ne idi?Allah'ın hasım olacağı iki zümreResûl-i Ekrem Efendimizin bayram günü ağlayan yetim çocuğu sevindirmesiYetimin gözyaşını silZekât ve fitrenizi vermeyi ihmal etmeyinDuâ

Yeni Şafak Podcast
Mahmut Ay-Kalem, Hz. Muhammed'in (sav) ahlâkının yüceliğine şahittir

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Mar 19, 2026 5:59


Âlimlerin ekseriyetine göre Alak Suresi'nin ilk beş âyetinden sonra ilk inen sure, Kalem Suresi'dir. Yalnız burada surenin tamamı değil ilk yedi âyeti kastedilmiş olmalıdır. Zira sonraki âyetlerin, Hz. Peygamber'i (sav) inkârın yayıldığı bir dönemde indiği anlaşılmaktadır. Bu yazımızda Kalem Suresi'nin ilk dört âyetini anlamaya çalışalım.

Yeni Şafak Podcast
Mehmet Nezir Gül-Peygamber Efendimiz'in dilinden Allah'ın sevdiği kullar… 2

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Mar 13, 2026 7:45


Allah, dünyaya göz dikmeyen kullarını sever. Dünya fani. Elimizde olan ve olmayan her şey geçici. Ama ahiret ise ebedi yurdumuz. O hâlde geçici şeylerle oyalanıp ömür sermayemizi ziyan etmemeliyiz.

Mevlana Takvimi
EL-HAMDULİLLÂH SÖZÜNÜN İNCELİKLERİ-12 MART 2026-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Mar 12, 2026 2:57


Hz. Peygamber (s.a.v.)'den rivayet edildiğine göre, Hz. İbrahim (a.s.), Cenâb-ı Hâkk'a şunu sormuştur: "Ya Râbbî sana "El-hamdülillah" deyip hamdedenin mükâfaatı nedir?" Cenâb-ı Allâh: "El-hamdülillah şükrün hem başı hem sonudur." diye cevab vermiştir. Hakikat ehli şöyle demişlerdir: "El-hamdülillah" ifadesi şükrün başı olduğu için, Cenâb-ı Allâh onu Kur'ân'ın başlangıcı yapmış, yine bu şükrün sonu olduğu için, Cenâb-ı Hâkk onu cennetliklerin de son sözü kılmış ve "Onların duâlarının sonu, "Âlemlerin Râbbi Allâh'a hamdolsun" demeleridir." (Yunus s. 10) buyurmuştur. Hz. Ali (r.a.)'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Allâh (c.c.), aklı, ezelî ilminde saklı ve gizli bir nurdan yaratmış: ilmi onun canı; anlayışı onun ruhu; zühdü onun başı; hayâyı onun gözü; hikmeti onun dili; hayrı onun kulağı; acımayı onun kalbi; merhameti onun düşüncesi ve sabrı da onun karnı kılmıştır. Sonra akla, "konuş" denilmiş bunun üzerine o da: "Eşi, zıddı, misli ve dengi olmayan; izzetinden ötürü her şeyin zelil olduğu Allâh (c.c.)'a hamdolsun" demiştir. Bunun peşi sıra da Cenâb-ı Allâh: "İzzetim ve celâlime yemin ederim ki, Benim katımda senden daha değerli olan bir mahlûk yaratmadım" buyurmuştur." Yine nakledildiğine göre, Hz. Adem (a.s.) aksırınca, "El-hamdülillah" demiştir. Böylece onun ilk sözü de bu olmuştur. Aklın ilk sözü "El-hamdülillah", Âdem (a.s.)'ın da ilk sözü yine "El-hamdülillah" olmuştur. Böylece, sonradan yaratılmışların ilki olan varlıkların ilk sözünün ve sonradan yaratılmışların sonuncusunun ilk sözünün bu kelime olduğu sabit olunca, şüphesiz Cenâb-ı Hâkk bu kelimeyi kitabının başlangıcı kılmış, "El-hamdü lillahi râbbi'l-alemin" buyurmuştur. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.398)

ERKAM RADYO
Peygamber (SAV) Akrabaları

ERKAM RADYO

Play Episode Listen Later Mar 11, 2026


GÜL SOHBETLERİ

ERKAM RADYO
Peygamber (SAV) Akrabaları

ERKAM RADYO

Play Episode Listen Later Mar 5, 2026


GÜL SOHBETLERİ

Kerem Önder
"Kalbi ölüyken dirilttiğimiz kişi?" - En'am 122 tefsiri / Kerem Önder

Kerem Önder

Play Episode Listen Later Feb 28, 2026 49:06


“(Kalbi) ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenindurumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu?İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.” (En'am 122)“Ehl-i Me'ânî (Dil bilginleri) şöyle demişlerdir: "Kâfirler, şu ayetlerde, "ölü" olarak tavsîf edilmişlerdir:"(Onlar) diri değil, ölülerdir. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler" (Nahl, 21); "Şüphesiz sen (EyMuhammed), ölülere duyuramazsın" (Neml, 80); "Kör ile gören bir olmaz" (Fâtır, 19) ve “Dirilerle ölülerbir olmaz" (Fâtır, 22). Binaenaleyh küfür bir nevi ölüm, kâfirler de "ölüler" kabul edilince, hidayet bir nevî hayat, hidayete erenlerde "diri kimseler" kabul edilmiştir. Küfür (inkâr), bir nevi ölüm kabul edilmiştir. Çünkü o bir cehalet(bilgisizlik)tir ve cehalet şaşkınlık ile durmayı gerektirir. Bundan dolayı küfür, hareketsiz kalmayı gerektirenbir ölüm gibi olmuş olur. Ölen kimse de tıpkı bunun gibi, herhangi bir şeye ulaşıp onu elde edemez. Cahil de,bir çeşit ölü gibidir. Hidayet ise, bir ilim ve basirettir. İlim ve basiret, kurtuluşa erme ve rüşd sebebidir.Kâfirin durumu ayette, "İçinden çıkamaz bir şekilde karanlıklarda kalan kişi gibi mi?" ifadesi ile anlatılmıştır.Âyetteki, “içinden çıkamaz" ifadesinde şu şekilde aklî bir incelik vardır: Bir şey devamlı olarak başka birşeyle birlikte bulunursa, o onun kendisi ve ondan ayrılmayan bir sıfatı gibi olur. Binaenaleyh kâfir devamlıcehalet ve kötü ahlâk karanlıkları içinde olursa, o karanlıklar, sanki kendisinden uzaklaştırılamayan zatı veayrılmaz sıfatları gibi olur. Bu hale düşmekten Allah'a sığınırız. Hem sonra karanlıklar içerisinde kalan kimse,faydasına olan herhangi bir şeye ulaşamaksızın, şaşakalır. Böylece de o kimseye korku, feryâd, acziyyet veorada kala kalma hakim olmuş olur.İbn Abbas şöyle demektedir: "Henüz Hazret-i Hamza'nın iman etmemiş olduğu bir sırada, Ebu Cehil Hazret-iPeygamber'e bir deve tersi, (kığısı) atar.. Derken Hazret-i Hamza, yayı elinde olarak avdan döndüğü birsırada bunu duyar. Bunun üzerine Ebu Cehil'e yönetir ve yayıyla onu sıkıştırarak başına vurmaya başlar.Derken Ebu Cehil ona, "O'nun getirdiği şeyi görmüyor musun? Akıllarımızı hiçe çıkardı; ilahlarımıza sövdü,tenkid etti!" dedi. Bu söze karşılık Hamza, "Siz insanların en beyinsizisiniz; Allah'ı bırakıp taşlaratapıyorsunuz. Ben şehadet ederim ki, eşi benzeri olmayan, bir olan Allah'tan başka bir ilah yoktur! Yineşehadet edirim ki, Hazret-i Muhammed O'nun kulu ve elçisidir" dedi. İşte bu hadise üzerine, bu âyet-ikerime nazil oldu."Mukâtil şöyle demektedir: "Bu âyet, Hazret-i Peygamber ile Ebu Cehil hakkında nazil olmuştur. Bu böyledir,zira Ebu Cehil, "Şerefte Abd-i Menâf oğullan bizi sıkıştırdı; öyle ki biz, aynı gaye uğruna yarışan iki kimse gibiolduk.. Abd-i Menafoğulları, "Bizden, kendisine vahyolunan bir nebî çıktı!" diyorlar. Allah'a yemin olsunki, ona gelen vahiy bize de gelmediği sürece, biz ona inanmayız" der. İşte bunun üzerine bu âyet nazil olur.Cenâb-ı Allah, gerek daha önceki, gerek bundan sonraki ayette bu müzeyyinin sadece kendisi olduğunu açıkolarak belirtmiştir. Daha önce geçmiş olan âyet, "Allah'tan başkasına ibadet edenlere sövmeyin. Sonraonlar da haddi aşarak bilmeksizin Allah'a söverler. Biz her ümmetin yaptıklarını (kendilerine) öylece hoşgösterdik" (En'âm, 108) ayetidir. Sonra gelecek olan ayet de, "Her şehir ve kasabada, oralarıngünahkârlarını, o yerlerde hilekârlık etsinler diye, büyük adamlar yaptık" (En'âm, 123) buyruğudur."İnsanların yaptığı sınavlarda üç yanlış bir doğruya götürür üç günah bir iyiliği siler. Allahın yaptığı sınavda isebir doğru on yanlışı götürür 11 soru soruldu on tanesini yanlış cevap verdin ama bir tanesine doğru cevapverdin Allahın yaptığı sınavda o doğru cevabın on tane yanlışı götürür. Kur'an ayeti şöyle der:

Kerem Önder
Bunlarla hemen arkadaş ol? - Nisa 69 tefsiri / Kerem Önder

Kerem Önder

Play Episode Listen Later Feb 3, 2026 46:15


"Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır." (Nisa 69)“Bu lütuf Allah'tandır; bilen olarak Allah yeter.” 70Bir grup müfessirin riyayet ettiğine göre, Hazret-i Peygamberin kölesi (mevlâ) olan Sevban, Hazret-i Peygamber'i çok seviyor ve O'ndan ayrılmaya hiç dayanamıyordu. Bir gün, yüzü değişmiş, bedeni incelmiş, zayıflamış ve yüzünü hüzün bürümüş olduğu halde Hazret-i Peygamberin yanına gelir. Bununüzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona halini sorunca, o şöyle der: "Ey Allah'ın Resulü, benim şundan başka hiçbir derdim yok: Seni görmediğim zaman özlüyor, seninle karşılaşıncaya kadar büyük bir yalnızlık duyuyorum... Derken âhireti hatırlıyor, bu sefer de seni orada görememekten korkuyorum...Çünkü ben, cennete girdirilsem bile, sen peygamberlerin derece ve makamlarında olacaksın, bense kulların derece ve makamlarında; binaenaleyh, seni göremiyeceğim. Eğer cennete girdirilmezsim, o zaman da seni asla göremiyeceğim..." Bunun üzerine, bu âyet-i kerime nazil oldu."Biz hiçbir peygamberi, Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir hikmetle göndermedik" (Nisa. 63)Sıddîk, sıdkı (doğruluğu) âdet edinmiş olan kimsenin ismidir. Bir fiil bir insanın âdeti olur ve o insan bu fiili ifade eden kelimeyle tavsif edilir ise, o vasıf fiîl vezni üzere gelir. Mesela hımmîr (çok şarap içen) denilir. Her kim, şekke düşmeksizin herhangibir dini tasdik eder (doğrular) ise, o sıddîktir. Bunun delili, "Allah'a ve peyamberlerine iman edenler (yok mu!), onlar sıddîklerdir" (Hadîd, 19) âyetidir.Sıddîk, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i ilk önce tasdik etmiş ve böylece, bu hususta diğer insanlara öncü olmuş kimsenin ismidir.O, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i tasdikte öncüdür. Çünkü Hazret-i Peygamber'in, "İslâm'ı her kime arzettiysem, mutlaka o duraklamıştır; Ebu Bekir müstesna, çünkü o, hiçtereddüt etmedi" dediği meşhurdur.Alimlerimiz, Hazret-i Ebu Bekir (radıyallahü anh)'in iman etmesinden kısa bir zaman sonra, Hazret-iOsman (radıyallahü anh), Talha, Zübeyr, Sa'd İbn Ebî Vakkas ve Osman İbn Maz'ûn (radıyallahü anhnhüm)'u da İslâm'a getirdiği ve onların böylece müslüman oldukları hususunda ittifak etmişlerdir. Binaenaleyh, Hazret-i Ebu Bekir'in müslüman olması, bu büyük zatların ona uymasına vesile olmuştur.Allahü teâlâ en hayırlı ümmet olarak vasfedilmiş olan bu ümmeti, Hazret-i Peygamber'den sonra Hazret-i Ebu Bekir'i icmâ ile halife seçmeye; O (radıyallahü anh) vefat ettiği zaman, onu Hazret-i Peygamber'inhemen yanına defnetmeye muvaffak kılmıştır.Şehâdetin, insanın kâfir bir kimse tarafından öldürülmesi şeklinde tarif edilmesi caiz değildir.Mü'minler bazan, "Allah'ım, bize şehâdeti nasib et!" diye dua ederler. Eğer şehâdet, sadece kâfir tarafından öldürülmekten ibaret olsaydı, onlar, Allah'tan bu öldürülmeyi istemiş olurlardı. Oysa ki bu caiz değildir.Çünkü, kâfirin onu öldürmesini istemek küfürdür.Hazret-i Peygamber, "Karın ağrısından ölen şehiddir; boğularak ölen şehiddir" Müslim, İmare, 164,Salih, itikadında ve amelinde iyi, dürüst olan kimsedir. Çünkü, cehalet itikadda bir bozukluk, günah ise amelde bir bozukluktur. Bu böyledir, çünkü itikadı doğru, işi de mâsiyet değil taat olan herkes sâlihtir.Bil ki Cenâb-ı Hak, Allah'a ve Resulüne itaat eden kimsenin peygamberler, sıddîklar, şehidler ve salihlerleberaber olduğunu açıklamış, sonra bunlardan hangisi olduğuna pek önem vermeyip, sadece onlarla beraber refîk bir arkadaş olmanın kâfi geldiğini bildirmiştir, Biz daha önce, "refik" kelimesinin, hazarda ve seferde kendisinden istifade edilen kimse manasına olduğunu zikretmiştik. Böylece Cenâb-ı Hak, bu itaatkâr kullardan fayda sağlanacağını açıklamıştır.” Razi

Kerem Önder
Abdülkadir Geylani sohbetleri 28 / Kerem Önder

Kerem Önder

Play Episode Listen Later Dec 25, 2025 43:49


“Bir gün Peygamber Efendimiz'in huzuruna biri geldi ve “Seni Allah için seviyorum.” dedi. Şu cevabı aldı: “Ohalde, fakri gömlek gibi giy. Belaya sarıl. Öbür âlemde beni bulmak, benimle olmak için yaptıklarımıyapmalısın. Sevginin baş şartı; uymaktır.” Hz. Sıddîk, Peygamber (s.a.v) sevgisine sadık idi. Bütün malınıPeygamber yoluna harcadı. Peygamber'in sıfatına büründü. Hak kapısında Peygamber'e eş oldu. Her şeyidağıttığı zaman, kendisine sarınacak bir aba kalmıştı. Çocukları için, Allah ve Peygamberi'nden başka hiçbirşey ayırmadı. İçini ve dışını Peygamber'in hâline uydurmuştu. Sana gelince, yalancısın. İyi insanların sevgisipara ile ölçülemez. Onların karşısına paranı, altınını çıkarmaktasın. Bu hâlinle onlara yakınlık iddiaediyorsun. Onlara yakın olmayı diliyorsun. Aklını başına al. Bu sevgi yalandır. Seven sevdiğinden bir şeyesirgemez. Sevilen her şeye tercih edilir. Fakr hâli Peygamber (s.a.v) Efendimiz'den ayrılmazdı. Bu sebepleşöyle buyurmuştu: “Fakr hali, beni sevenlere, selden daha çabuk varır.” Hz. Âişe'nin şu sözü önemlidir:“Peygamber hayatta iken dünya bize gülmedi. Daima darlık ve sıkıntılı oldu. Peygamber'in öbür âlemegöçünden sonra üzerimize çöktü.” Peygamberimiz 'in sevgisini kazanma şartı fakr hâlidir. Allah sevgisi için debela şarttır. Bazı büyükler şöyle der: “Her velayet hâlini bela takip eder.” Sebebi, boş yere Allah sevgisi iddiaedilmeye. Öyle olmazsa, riyakâr ve münafıklar da Allah sevgisi iddia eder; belki de davalarınıkazanabilirlerdi. Boş davadan dön. Yalan işleri bırak. Kendi başına tehlikeler çıkarma. Şayet bir dava açmakistiyorsan, ispatlı, delilli olsun. Aksi hâlde ne bizden olursun ne de davayı kazanabilirsin. Altın işlerindenanladığını iddia ederek övünme. Sonra pişman olursun. Utandırırlar; bir şey sorarlar, bilemezsin.Yılan ve yırtıcı hayvanlarla uğraşma. Onlar seni perişan eder. Eğer Havva isen yılana yanaş. Kuvvetinegüveniyorsan, yırtıcı hayvanlarla dalaş.Ey evlat! Münafıkları bırak. Allah'ın azabına kendini atmak isteyenlerden uzak ol. Aklını başına al. Zamaneinsanlarının çoğundan uzak dur. Onlar elbise giymiş kurtlara benzerler. İyi insanlar azdır.Her şeyi sizin için arıyorum. Bana bir şey gelmese de olur. İpimi kuyuya salarım; oradan çıkanı size veririm,ben almam. Beni zengin edecek şeyim var. Sizden hiçbir şey talep etmiyorum. Bana göre çalışmak vardır.Çalışamayacak olursam, tevekkül ederim. Sizin getireceğinize bakmam. Getirmenizi zaten beklemem. Nifaksahipleri sizi bekler; Allah'a güvenmez, sizin vereceğinize dayanır. Allah'ı unutur. Yaratan'a itimat etmez.Kurtuluş istiyorsan, örsümün üstüne yat. Çekicimin vuruş sesleri ile nefsin, şeytanî duyguların ve sana tesireden şeytanî kuvvetlerin beynine sesleneyim. Düşmanlarını korkutayım. Kötü arkadaşlarını kaçırayım.Afetler çoktur; fakat onu indiren bir tanedir. Hastalık sayılamayacak kadardır; ama onun doktoru bir tanedir.Ey nefisleri hasta olanlar. Varlığınızı doktora teslim ediniz. Sizi tedavi ederken onu itham etmeyekalkmayınız. Onun kadar şefkatli olamazsınız. Sizi incitmeden tedavi eder. Nefsinizi o doktor kadarkorumanız kabil değildir. O Aziz tabibin önünde dilinizi tutunuz. Ona taarruz etmeyiniz. O'na teslimolduğunuz takdirde dünya ve âhiretin hayrını bulursunuz.

Kuran Time
Mısır Sarayında Büyüyen İki Peygamber: Hz. Yusuf & Hz. Musa'nın Ortak Kaderi (Kur'an'dan Delillerle)

Kuran Time

Play Episode Listen Later Dec 8, 2025 19:42


Kuyu'dan saraya, Nil'den Kızıldeniz'e uzanan kaderler… Kur'an kıssalarında Hz. Yusuf ile Hz. Musa'nın şaşırtıcı paralelliklerini, semboller ve ayet referanslarıyla adım adım okuyup günümüze taşıyoruz. Bu bölümde “imtihandan emanete” giden yolu birlikte çözümlüyoruz.Bu bölümde neler var?Saraya giden yollar: “şer görünen” olayların ilâhî plana nasıl hizmet ettiğiGüç merkezinde büyümek: saray eğitiminin stratejik işleviGurbet, yalnızlık ve karakter inşasıİffet ve emanet: Yusuf'un direnişi, Musa'nın “kaviyyün emîn” oluşuDua ve tevekkülün kritik anlarıKardeş desteği: Bünyamin ve Harun'un farklı rolleriKriz yönetimi: kıtlık planı ve özgürlük yürüyüşüAffedicilik ve merhamet: gerçek zaferin yüzü

Kerem Önder
Abdülkadir Geylani sohbetleri 27 / Kerem Önder

Kerem Önder

Play Episode Listen Later Nov 16, 2025 47:48


“Akıllı ol. Yalancı olma. Allah'tan korktuğunu söylüyorsun, fakat halktan biri seni tehdit etse korkuyorsun. Hiç kimseden korkma. İnsanlar sana bir şey yapamaz. Cin tayfasından çekinme, sana zararları dokunmaz. Dünya azabından korku duyma. Öbür âlemin sıkıntısından üzüntü çekme. Azabı yapacak kudret sahibinden kork. Silâhtan korkma, onu atacak elden kork. Aklı başında olan, kulların dil uzatmasına üzüntü duymaz. Allah yolunda akıl sahibi, ondan gayri şeylerin sözünden üzülmez. O insan bilir ki, yaratılmışların cümlesi Hak katında aciz ve perişandır. Hepsi O'na muhtaçtır.Bir gün Bayezid-i Bistamî oturuyordu. İçeri biri girdi. Sağa ve sola bakmaya koyuldu. Niçin baktığı soruldu, namaz kılmak için temiz bir yer aradığını söyledi. Bayezid ona döndü ve şöyle dedi:Pisliğin görülmediği her yer temizdir. Yalnız, kalbini temiz et. İstediğin yerde namaz kılmaya başla.”İhlas sahibi olanlar, riyadan korkarlar. Bu bir akabedir. Bu an geçtikten sonra riya ortadan kalkar. Çünkü her varlık Hakk'ın olur. Riya yapacak kimse kalmaz. Gösteriş, için dışa uymaması hâli, kendini beğenmek, şeytanın oklarındandır; o bu okları kalbe atar ve yaralar. Büyük insanları dinleyiniz. Hakk'a götüren yolu onlardan öğreniniz. Büyük yolun yolcuları onlardır. Onlara nefsinizin kötü hallerini sorunuz. Şahsî arzu ve tabiî isteklerin kötü durumlarını onlardan öğreniniz. O büyükler, başlarına gelecek belâyı bildiler. Nefsin kötülüğünü anladılar. Bu yüzden etrafı bırakıp kendi hallerine düştüler. Hayli zaman öyle kaldılar. Nefis canibinden gelen arzuya yıllarca uzaklık duygusu beslediler. Böylece ona galip geldiler; nefislerine hâkim oldular.Şeytanın üflemesine aldanma. Nefisten bir ok atılırsa yıkılma. O kendi oku ile atar. Ve ancak onun yoluna girersen ok sana değer. Nefsin yoluna girmeyene ok değmez. Malûm şeytan, ancak insan şeytanları vasıtası ile kötülük yapar. Nefis ve kötü arkadaştan Allah'a sığın; yardım iste. Bu kadar düşmanla baş edemezsin, ondan daima yardım talep et. O yardımını esirgemez. Hakk'ın yardımını varlığında sezer, manevî bir kuvvete sahip olursan, hemen çık; halka koş, nefse yanaş ve şöyle de: “Topunuz birden geliniz; bana zarar veremezsiniz.” Yusuf (a.s) Peygamber, mülk sahibi olup kuvvet kazanınca bütün hane halkını yanına çağırdı. Mahrum, Allah'tan yardım bulamayandır. Asıl zavallı, dünyada ve âhirette Allah'a yakınlık duygusunu kaybedendir. Geçmişte, kullara gönderilen kitapların bazısında, şöyle buyrulmuştu: “Ey âdemoğlu, sana sahip olmasam her şey senden el çeker.” Hak Teâlâ senden neden el çekmesin ki? O'nun her işine itiraz ediyorsun. O'ndan daima kaçıyorsun. İman sahiplerinden geri durduğun yetmiyormuş gibi, bir de eziyet ediyorsun. İşlerin, iman sahiplerini üzmekte, onları incitmekte. İçinle ve dışınla onları kırmaktasın. Yaptığın işin kötülüğünü Peygamber (s.a.v) Efendimiz'den dinle: “İman sahibine eziyet etmek, Beytü'l-Mamur'u ve Kâbe'nin yapılmışını on beş defa yıkmaktan günah itibarı ile daha büyüktür.”Yazık sana. Ey durmadan Allah adamlarına eziyet eden, yukarıdaki büyük sözü iyi dinle ve anla. Peygamber'in yüce kelâmını iyi dinle. Eziyet ettiğin kimseler, sâlih kimselerdir. Onlar, Allah'a iman etmiş insanlardır. O'nun varlığına iman sahibi olmuşlardır. O'na dayanan ve O'na itimat eden, onlardır. Yakında öleceksin. Malın geri kalacak, bulunduğun evden atacaklar, öğünmekte olduğun mal, seni hiçbir sıkıntıdan kurtaramayacak.” Geylani“Kişi, bilmediği şeyin düşmanıdır.” Hazreti Ali r.a.Zayıf adamlarla yola çıkmayın! Küçük bir zorlukta ya yolu satar ya da sizi...Telefonunun şarjı %5 se, Onun enerjisi de 5 te oluyor. Tamamen aletle senkronize olmu

Kuran Time
Hz. Bilal-i Habeşi: Peygamber'in Müezzini

Kuran Time

Play Episode Listen Later Nov 11, 2025 12:19


Mekke'nin kızgın kumlarında başlayan bu öykü kölelikten özgürlüğe, Bedir'den Şam semalarına uzanan unutulmaz bir direniş ve sadakat hikâyesi…0:00 Giriş — Mekke sokaklarında bir köle ve zalim efendisi0:45 Hz. Ebû Bekir'in gizli daveti2:17 “Ehadün Ehad!” işkence sahnesi3:45 Azat ediliş ve Medine'ye hicret5:22 Bedir Harbi'nde yüzleşme7:12 Hz. Peygamber'in (sas) Vefatı9:19 Son Ezan: Şam'da gözyaşları

Kerem Önder
Açgözlü Peygamber? - Tevbe 128, 129 tefsiri / Kerem Önder

Kerem Önder

Play Episode Listen Later Oct 13, 2025 46:37


“Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağırgelir. O, size çok düşkün, mü'minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 128)“Buna rağmen yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur, ben yalnız O'nagüvenip dayanırım; O, büyük arşın sahibidir.” 129Hz. Muhammed bir insan olarak içimizden biridir; fakat Cenâb-ı Allah onu vahiy alma ve peygamberlerinsonuncusu olma mertebesiyle onurlandırmıştır. Başka bir âyette “bütün varlıklar için rahmet” olaraknitelenen (Enbiyâ 21/107) Resûl-i Ekrem'in müminlere karşı tutumuna ve hissiyatına ağırlık verilen 128.âyette o, Allah Teâlâ'nın iki güzel ismi ile, raûf ve rahîm olarak nitelenmiştir; raûf “çok şefkatli”, rahîm“çok merhametli” demektir. Yüce Allah'ın hiçbir peygamberini kendi isimlerinden ikisiyle birlikteanmamış olduğu dikkate alınırsa onun rabbimizin katındaki derecesi ve bütün bu açıklamalara rağmenondan yüz çevirenlerin ne büyük ziyanda oldukları daha iyi anlaşılır. İşte 129. âyette Hz. Peygamber'denbu gibi bahtsızların tutumlarından üzüntü duymaması, sadece Allah'a güvenip dayandığını hatırlaması veonlara da bunu duyurması istenmektedir.“Hem sonra o, sizin zarara uğramanız, kendisine çok güç gelen, dünya ve ahiret hayırlarını size ulaştırmadason derece istekli olan bir kimsedir. Bundan dolayı da sizin için tıpkı şefkatli bir doktor ve merhametli birbaba gibidir. Şefkatli olan doktor, çoğu zaman dayanılması güç, çetin ilaçlara yönelir. Merhametli baba da,çoğu kez. insana zor ve ağır gelen eğitme usullerine başvurur. Fakat insan, doktorun bilgili, sahasının ehli vebabasının da müşfik olduğunu bilince, o acı ilaçlara tahammül edilir ve o güç terbiye usulleri de bir lütuf veihsan yerini tutar. İşte burada da böyledir. Siz onun Allah katından gönderilmiş hak peygamber olduğunuanladığınıza göre, her türlü hayrı elde etmek için, onun bu zor tekliflerini kabul ediniz."Cenâb-ı Hak, Resulüne: "Eğer onlar bu mükellefiyetleri kabul etmez, yüz çevirip dönerlerse, onları bırak veonlara değer verme, Allah'a dayan ve bütün işlerinde Allah'a tevekkül et" demiştir."De ki: "Ben. ancak sizin gibi bir beşerim" (Kehf, 110) ayetlerinde olduğu gibidir. Bunlardan maksad şudur:En'am suresinde (9. ayet) de geçtiği gibi, eğer o peygamber, bir melek cinsinden olsaydı, insanların işi,bundan dolayı zorlaşırdı.insana bir şey zor geldiğinde, "Bu bana gâlib geldi" der.Buna göre ayetin manası, "Sizin sıkıntıya uğramanız ona güç gelir" yani "sizin kötülüğe dûçâr olmanız, onazor gelir" şeklindedir. Giderilmesi gerekli olan kötülüklerin en önde geleni, Allah'ın cezasının kötülüğüdür.İşte o peygamber, bu tür kötülüğü savuşturmak için gönderilmiştir."Ferrâ şöyle demiştir: "Haris, cimri ve düşkün demektir. Binâenaleyh ayetin manası, "Sizin cehennemegirmeniz ihtimaline karşı, size son derece düşkündür" şeklindedir."İbn Abbas (radıyallahü anh) şöyle demiştir: "Allahü teâlâ, peygamberini, kendi isimlerinden bu iki isimleisimlendirmiştir."Allah'a itaatten ve peygamberi tasdikten yüz çevirirlerse;Bu sûrede ele alınan, bahsedilen güç teklifleri kabul etmekten yüz çevirirlerse,d) Cihadda sana yardım etmekten yüz çevirirlerse, manaları verilmiştir.Bil ki bu ayetin gayesi, kâfirlerin, yüz çevirmeleri ve bu teklifi kabul etmemeleri hafinde, HazretiPeygamberin kalbine bir hüznün ve kederin gelmeyeceğini; zira Allah'ın, düşmanlarına karşı O'na yardımetmede ve O'nu, çeşitli lütuf ve nimetlerinin derecelerine ulaştırmada, o peygambere yeteceğini beyanedip açıklamaktır.