Podcasts about Hak

  • 215PODCASTS
  • 865EPISODES
  • 36mAVG DURATION
  • 5WEEKLY NEW EPISODES
  • Nov 28, 2022LATEST

POPULARITY

20152016201720182019202020212022

Categories



Best podcasts about Hak

Show all podcasts related to hak

Latest podcast episodes about Hak

The Yona Podcast
Chapters 151-152

The Yona Podcast

Play Episode Listen Later Nov 28, 2022 62:30


Quick disclaimer: we had a weird audio syncing issue. I think I fixed it as best I could, but please excuse any times Evan cuts into the end of my sentences. Okay! Chapters 151 and 152. Aka The Confession! That's right, Hak admits he loves Yona to her face, but not before she tries to send him away to be with the people he "really wants to be with" (the Wind Tribe and his fiancee???). Also the dragons are alive and doing not great but not terribly, and they're good boys, no notes. Come find us on twitter, tumblr, or gmail @theyonapod (theyonapodcast on tumblr). Or just come back next week for a new arc and a special guest!

The Yona Podcast
Chapters 149-150

The Yona Podcast

Play Episode Listen Later Nov 21, 2022 73:37


So Mizari dies. Apparently he succumbs to his wounds but I did not get that either time I've read this section, so do with that what you will. In other news, Kouren is very much still kickin' it. She manages to get to Soo-Won and they have peace talks. You know who's not interested in peace? Kye-Sook. He thinks Yona's a threat (he's right). While he's scheming to keep her in check, she's worried about boys so like, relax dude. We're on twitter, tumblr, and gmail. Please come tell us your thoughts or ask any questions you have. Otherwise, we'll see you next week to see how Yona feels about Ayame bandaging a shirtless Hak.

Hizmetten
“Ben” diyen, başkalarını düşünemez | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Nov 21, 2022 12:48


Bu video 25/05/2016 tarihinde yayınlanan “KİMİN PEŞİNDESİN?!.” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Peşi sıra gidilecek rehberler ancak hizmetlerine mukabil hiçbir ücret/menfaat beklemeyen ve önce kendisi dosdoğru yolda hidayet üzere yürüyen insanlardır. *“Ben” diyen, başkalarını düşünemez. Yaptığı hizmetlerde kendi menfaatlerini, yakınlarının kazançlarını ve ailevî çıkarlarını hedefleyen bir insan, Hak nezdinde makbul ve kalıcı bir başarı ortaya koyamaz. Çünkü o tavır ve davranış, peygamberlerin yoluna aykırıdır. *Rehberlik yapan kimse, rehberliği karşılığında sizden bir bedel istemiyorsa, bir beklentisi yok ise, işte ona tâbi olunur. Gecekonduda yaşıyordu, senelerce serkârlık yaptı fakat gecekondudan çıkmadı; yine hayatını gecekonduda sürdürdü. O, öyle bir saltanattır ki, tarihe o saltanatıyla geçer, unutulmayacak bir insan olarak unutulmayanlar sırasına girer. *Hazreti Üstad, hediye kabul etmemesinin sebeplerini açıklarken Yâsîn suresinde anlatılan ve beklentisizliğe dikkat çeken bir mübarek Zât'ı da yâd eder: İhtimal Hazreti Mesih'in havarileri, bazı rivayetlerde Antakya olduğu söylenen yere gittiklerinde, zamanın idarecileri hemen onların hapsedilmelerini isterler. Havarilerin hapsedildiğini duyan Habib-i Neccâr koşa koşa onların yanına gider ve ilgililere hitaben, اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ “Yaptıkları tebliğ karşılığında sizden bir ücret istemeyen, hiç menfaat beklemeyen, dosdoğru yolda yürüyen bu kimselere uyun.” (Yâsîn, 36/21) der. *Habib-i Neccâr, arkasında yürünecek rehberlerin en önemli iki vasfını nazara verir; onların, hizmetlerine mukabil hiçbir ücret/menfaat beklemediklerini ve herkesten önce kendilerinin dosdoğru yolda yürüdüklerini belirtir. Demek ki, bir tebliğ ve temsil insanı özellikle bu iki vasfı haiz olmalıdır: Birincisi, önce kendisinin hidayet üzere bulunması; ikincisi ise, yaptığı vazife mukabilinde kimseden bir bedel istememesi. Doğrusu, bu iki sıfatı üzerinde taşımayan kimselerin başkalarına hidayet yolunu göstermeleri de hiç mümkün değildir. https://www.herkul.org/bamteli/bamtel...

Hizmetten
Onlar, “yalancı”ların tâ kendisidir... | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Nov 16, 2022 6:00


Bu video 14/08/2016 tarihinde yayınlanan "“DERDİ DÜNYA OLANIN DÜNYA KADAR DERDİ OLUR!..”" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... “Ey kalbleri evirip çeviren Allahım! Bizim kalblerimizi de dininde sabitleyip perçinle!..” Nâm-ı celîl-i Muhammedî'nin dört bir yanda şehbal açması istikametinde koşan insanlar, şahısları veya aileleri adına, tırnak ucu kadar maddî bir çıkarı hedefleyerek bu işi yapıyorlarsa, onlar, “yalancı”ların tâ kendisidir, “kezzâb”ın tâ kendisidir, dini adına iddia ettikleri şeyler adına “müfteri”nin tâ kendisidir; “hâin”in tâ kendisidir; “gaddâr”ın tâ kendisidir. Bu duruma düşmemek için, din-i Mübin-i İslam'a hizmet adına, kalblerinizi tertemiz tutmalısınız. İnşallah bugüne kadar temiz tutmuşsunuzdur. Dine hizmet adına, dünyevî beklentilere girmemişsinizdir. “Benim de bir dikili taşım olsun!” şeklindeki çirkin, menhus, mülevves, merdud beklentiye girmemişsinizdir. Girmemiş, dişinizi sıkmış katlanmış iseniz şayet, bundan sonra da Cenâb-ı Hak, bu sebatınızı katlayarak devam ettirmeye sizleri muvaffak eylesin. Ancak böyle olduğunuz takdirde, siz, hâlis, muhlis, muhlas, mülhemûn ve müştâkûn ilallah olursunuz. Aksine, din-i Mübin-i İslam'ı güneşin doğup battığı her yere götürmeye çalışırken “Bizim de bir tane yalımız, villamız olsun!” diyorsanız, yemin bile edebilirim, etmeyeceğim; ama “yalancı”sınız, “kezzâb”sınız. İşte bu duruma düşmemek için, samimiyet, ihlas ve vefa, her zaman korunmalı!.. اَللَّهُمَّ اجْعَلْنَا مِنْ عِبَادِكَ الْمُخْلِصِينَ اَلْمُخْلَصِينَ اَلرَّاضِينَ اَلْمَرْضِيِّينَ اَلصَّافِينَ اَلْمُحِبِّينَ اَلْمَحْبُوبِينَ اَلْمُسْتَقِمِينَ اَلصَّادِقِينَ اَلْعَاشِقِينَ، اَلْمُشْتَاقِينَ إِلَى لِقَائِكَ وَإِلَى لِقَاءِ حَبِيبِكَ وَأَحِبَّائِكَ، أَبَدَ اْلآبِدِينَ وَدَهْرَ الدَّاهِرِينَ “Allahım bizleri ihlasla hareket eden, Senin inayetiyle ihlastan asla ayrılmayan, razı olduğun ve razı kıldığın, kötülüklerden arındırıp en güzide insanlar arasına kattığın, gönülden seven ve sevilen, istikamet üzere yürüyen, sıdk u sadakat ehli, Sana âşık ve kavuşmaya müştak, Habibine ve sevdiklerine vuslat için can atan, zaman sürüp gittikçe ve ebediyen böyle olmaya da istekli ve azimli kullarından eyle!..” Allah'ım! Bizi bu çizgiden ayıracaksan, şu anda hepimizin canını al, yarını gösterme. Bu duyguyla yaşadık, bu duyguyla yaşama mevzuunda kararlı olmak lazım. Allah sizi öyle sâbit kadem eylesin! İnsanlığın iftihar Tablosu'nun sözüyle ve Kuran'ın öğrettiği duayla bu konuyu noktalayalım: يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوب، ثَبِّتْ قُلُوبَنَا عَلَى دِينِكَ؛ يَا مُصَرِّفَ الْقُلُوب، صَرِّفْ قُلُوبَنَا إِلَى طَاعَتِكَ “Ey kalbleri evirip çeviren Allahım! Bizim kalblerimizi de dininde sabitleyip perçinle!.. Ey kalbleri halden hale koyan Rabbimiz, kalblerimizi ibadet ü tâatine yönlendir!”

Hizmetten
Hizmetlerini dünyevî çıkarlara bağlayanlar... | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Nov 15, 2022 6:06


Bu video 14/08/2016 tarihinde yayınlanan "“DERDİ DÜNYA OLANIN DÜNYA KADAR DERDİ OLUR!..”" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Hizmetlerini dünyevî çıkarlara bağlayan kimseler hakiki dindar olamazlar!.. Evet, dedim ki: “Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur!” Bu meselenin bir yanı da şudur: Böyle çok dindar gibi görünse de, din hesabına olsa da… Din hesabına… Din hesabına olan şey nedir? İ'lâ-i kelimetullah. Nedir o mesele? İnsanlığın İftihar Tablosu'nun sizin için gaye-i hayal yapmak üzere ortaya koyduğu mübarek, mukaddes, münezzeh, tebcile şayan bir mülahaza: “Benim nâm-ı celilim, güneşin doğup battığı her yere ulaşacaktır!”. Gayb-bîn haber. O bir gün böyle olacağını görmüş; görmüşse, o olacaktır Allah'ın izni ve inayetiyle.. En azından ne ölçüde olacaktır? Bunu kendi dar ufkum itibariyle diyorum, isterse daha ileriye de götürür Allah (celle celâluhu): Yavuz cennet-mekanın bir şiirinde dediği gibi, “Yâr olur, ağyâr olur, dildâr olur, serdâr olur!” Hepsi olur bunların; kardeş olur, dost olur, taraftar olur, muhib olur, sempatizan olur, A'râfta durup karışmaz olur… Bunların hepsi bir yönüyle O'nun gâye-i hayal adına gösterdiği hedef istikametinde çok önemli kazanımlardır ve bunların hepsi, sizin defter-i hasenatınıza yazılır. Bir tanesi “kardeş” olmuş, sarmaş dolaş oluyorsun.. bir tanesi omuz veriyor sana; dizi dizlerine, topuğu topuklarına, omuzu omuzuna değiyor.. bir başkası sana ilişmiyor, “Olduğun yerde yaşa!” diyor.. bir diğeri ilişmek isteyene “İliştirmem!” diyor; bunu da bir yere koyacaksın.. bir başkası diyor ki “Yahu ilişmeyin bu adama, işte yürüdüğü yerde yürüyor!” diyor; bu bile yine senin kazanım hânende sayılır ve dolayısıyla, defter-i hasenatına onun sevabı da akar. İşte bu manada “güneşin doğup battığı her yere, nâm-ı celîl-i Muhammedî” gider ulaşır. Merhum Yahya Kemal, “Ezan” şiirinde bunu dile getirir. Bazıları şiirin başında Sultan Selim'in zikredilmesinden rahatsızlık duyabilirler, ayrı bir mesele; fakat Yavuz'un mezâyâsı ve fezâili, başkalarının olumsuz gördüğü yanlarına elli defa tereccüh eder. “Emr-i bülendsin ey ezân-ı Muhammedî / Kâfî değil sadâna cihân-ı Muhammedî Sultân Selîm-i Evvel'i râm itmeyüb ecel / Feth itmeli idi âlemi şân-ı Muhammedî Gök nûra gark olur nice yüz bin minareden / Şehbâl açınca rûh-i revân-ı Muhammedî Ervâh cümleten görür Allahü Ekber'i / Aks eyleyince arşa lisân-ı Muhammedî Üsküp'de kabr-i mâdere olsun bu nev-gazel / Bir tuhfe-i bedî' ü beyân-ı Muhammedî.” Evet, nâm-ı celil-i Muhammedî (sallallâhu aleyhi ve sellem) güneşin doğup battığı her yere ulaşacak. Cenâb-ı Hak sizleri, sizin neslinizi, sizden sonra gelenleri bu ulvî gâye-i hayali realize etmeye muvaffak eylesin.

The Yona Podcast
Chapters 147-148

The Yona Podcast

Play Episode Listen Later Nov 14, 2022 57:06


This week, Gobi gets real weird, Hak gets real sad, and the dragons get real abused. Meanwhile, Yotaka learns a lesson about prejudice. Also: a Bachelor in Paradise AU we will never write. We're on twitter @theyonapod, gmail @theyonapod, and tumblr @theyonapodcast if you'd like to let us know how you think a Bachelor in Paradise AU would work (who would be Chris Harrison??). Otherwise we'll see you next week!

Hizmetten
İnanan insan, kıvamına göre bir duruş sergilemelidir!.. | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Nov 14, 2022 6:56


Bu video 14/08/2016 tarihinde yayınlanan "“DERDİ DÜNYA OLANIN DÜNYA KADAR DERDİ OLUR!..”" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Allah herkesin Rabbidir ve Halîm'dir; bir kısım hikmetlerle zalimleri imhâl eder ama asla ihmal etmez!.. وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلَى ظَهْرِهَا مِنْ دَابَّةٍ وَلَكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى Her zalim, zulmünün cezasını hemen görse, her nankör nankörlüğünün cezasını hemen görse, her gaddâr gaddarlığının cezasını hemen görse, yeryüzünde hiç kimse kalmaz; siz de, biz de. “Zulüm” nedir? Hak olmayan bir şey irtikâp etmek, bir yönüyle adalete ters davranmak, Cenâb-ı Hakk'ın “Hakk” ismine bir yönüyle karşı çıkmak demektir. Hakk'ı ayaklar altına almak demektir. Eğer büyük-küçük herkes, hemen yaptığı zulmün karşılığında Allah tarafından cezasını görse, yeryüzünde debelenen hiçbir şey kalmaz; aslan gider, kaplan gider, panter gider, dübb gider; insan gider, insan olmayan gider; herkes yaptığı zulmün cezasını görür, ânında.. Ama Allah (celle celâluhu) Rabbü'l-âlemîn'dir, O “Halîm”dir. Onun için Müslümanların, ilk dönemde, akla hayale gelmedik ciğersûz ta'ziblere, tenkillere, zulümlere, haksızlıklara maruz kaldıkları zaman, Hazreti Ebu Bekir, bu tablo karşısında, bir taraftan Allah'a saygısını, bir taraftan da Cenâb-ı Hakk'ın âdet-i sübhâniyesini seslendirme adına مَا أَحْلَمَكَ يَا رَبَّنَا “Ne kadar da halîmsin Sen, Rabbimiz!..” demiştir. Siz başka şeyler de söyleyebilirsiniz: مَا أَصْبَرَكَ يَا رَبَّنَا “Ne kadar da sabırlısın Sen, Rabbimiz!”; مَا أَكْرَمَكَ يَا رَبَّنَا “Ne kadar da kerimsin Sen, Rabbimiz!”; مَا أَعْدَلَكَ يَا رَبَّنَا “Ne kadar da âdilsin Sen, Rabbimiz!” Hemen herkesi yaptığı fenalık karşılığında, derdest edip cezalandırmıyorsun.

Not In My House
Pete Chilcutt: Chili Pete (Former UNC Player & NBA Champion)

Not In My House

Play Episode Listen Later Nov 2, 2022 81:38


We have an NBA Champion on the podcast today! Pete Chilcutt shares his hoops journey from beginning to end in an episode filled with lots of laughs and great basketball stories. He is one of the elite shooters and great role players in an incredible era of basketball and it is an honor to drop this episode today!Pete Chilcutt grew up dreaming of playing for UNC. His childhood dream came true as he played all 4 years for the Tar Heels under legendary coach Dean Smith. He went on to be the 27th overall pick of the 1991 NBA Draft. He had a successful career overseas and in the NBA where he was a member of that 1995 Houston Rockets championship team. Chilcutt shares great memories about growing up in Alabama, UNC, Dean Smith, Michael Jordan, Karl Malone, Dirk Nowitzki, Hakeem Olajuwon, championship run, wild trade story, CRAZY experiences overseas, being the most dominant video game player EVER, and MUCH more!This conversation was so much fun and we can't thank Pete enough for taking the time to hang out with us. There are so many great stories shared in this episode from an incredible era of basketball. We know you will love him just as much as we did. This one is a must listen!Thank you Pete Chilcutt!You can find this episode on Apple, Spotify or any source for podcasts.Follow us on social media for news, updates and highlight reels!Facebook - https://www.facebook.com/notin.myhouse.79Instagram- @Not_in_my_house_podcastTwitter - @NOTINMYHOUSEpc

The Yona Podcast
Chapters 143-144

The Yona Podcast

Play Episode Listen Later Oct 31, 2022 47:21


Everyone's getting shot at with arrows this week. Neguro, Hak, and Mizari are all unfortunate enough to get wounded by Gobi's dudes (which we know via many routes including an unnecessary aside from a bad guy). We would like to make a formal request to all fan artists out there to turn these bleak chapters into something fun by drawing Hak as a little porcupine. Maybe Yona's holding him in her hands. Draw whatever your heart tells you. As always, come find us on twitter and gmail @theyonapod and tumblr @theyonapodcast. Let us know your thoughts. Tag us in your art. Or just come back next week for more Xing. Thanks for listening!

Hizmetten
"Gırtlaklarından aşağı inmez!” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Oct 28, 2022 5:19


Düalizmden Kurtulamayan Gırtlak Ağaları Allah'ın bilinmediği bir dönemde yaşıyoruz. Dinin özünün ve ruhunun bilinmediği bir dönemde yaşıyoruz. Şekle yenik düşmüşüz, surete yenik düşmüşüz. Gönüllerde ciddî bir tecdide ihtiyaç var. Her şeyi, semadan indiği dönemdeki gibi, gül yapraklarına konmuş jalelerin tazeliği içinde duymaya ihtiyacımız var. Cenâb-ı Hak, O'nu duyuracak ses ve solukları bize lütfeylesin!.. Yalan karışımlı, gösteriş karışımlı, riyâ karışımlı, ucub karışımlı, fahir karışımlı, çalım karışımlı din adına konuşulan şeyler… Bunlar zâhiren bazı insanlar için bir şey ifade etse, bir şey ifade etme değil, onları aldatsa bile, mü'minler için gerçek imanı ifade etme adına hiçbir kıymet ifade etmez. Hayvaniyetten çıkmaya yaramaz, cismaniyeti bırakma mevzuunda faydası olmaz, kalbî ve ruhî hayata yükselme adına da bir merdiven mahiyetini almaz bunlar. Oldukları yerde zıplar dururlar, kalblerinde samimiyet olmadığından dolayı yukarıya çıkalım derken, daima hoplayıp durdukları yerlerde yerin dibine doğru batarlar, mânen. Farkına varmadan mesh olurlar sîret itibariyle, sûret itibariyle olmasa bile. Dolayısıyla da sesleri-solukları semalar ve semalar ötesi âlemlerde, o ölçüde nazar-ı itibara alınır; yani hayvanî ihsas ve ihtisaslara cevap mahiyetinde nazar-ı itibara alınır: “Sadece hayvanî ve cismânî bedeninizi devam ettirme adına, işte Rabbü'l-âlemin olmam itibariyle, Ben de size o teveccühte bulunuyorum; yiyin, için, yan gelip hayvan gibi kulaklarınızın üzerine yatın.. dudaklarınız söylesin, amma bunlar kat'iyen kalbin sesi olmasın!” Hazret-i Muhbir-i Sâdık'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) beyanı gibi, “Âhir zamanda, Kur'an okurlar, gırtlaklarından aşağı inmez!” Bunları çağımızın sosyolog bir düşünürü “gırtlak ağaları” sözüyle seslendirirdi veya “ses sanatkarları”. Kendilerini ifade etmek için, bazen Kur'an, bazen ilahî, bazen nâat, bazen münâcât, bazen gazel, bazen insanların hoşlarına gidecek güzel sözler okurlar. Fakat bunların hiç biri, kalbdeki hissiyata tercüman değildir. Kalb, başkadır; kafa, başkadır. Çünkü onlar, ikilem yaşamaktadırlar, hepsi, “düalist”tir. Düşünce dünyaları farklı, esas, yaptıkları şeyler ondan daha farklıdır. Biz, böylesine mahrumiyetlerin yaşandığı ve yitiklerin olduğu, çok şey yitirmiş insanların yaşadığı bir ortamda, bir dönemde yaşıyoruz. Çok cehde, çok gayrete ihtiyaç var. Hayvaniyetten çıkmak, hayvanî basamaktan sıyrılmak, bir üst basamağa sıçramak, en azından insanî cismaniyet mertebesine yükselmek için. Evet, “insanî cismâniyet mertebesi”ne yükselmek, sonra “kalb iklimi”ne doğru bir adım atmak, sonra “ruh iklimi”ne doğru bir üçüncü adımı atmak; sofiler âlemi itibariyle sonra “sır iklimi”ne doğru bir adım atmak, sonra “hafî” veya “ahfâ iklimi”ne doğru bir adım atmak… Bunlar, o mevzuda sergilenecek cehde ve gayrete Cenâb-ı Hakk'ın teveccühüyle cevabın ifadesidir. https://www.herkul.org/bamteli/bamtel...

Hizmetten
“Senin urban, numarası-drobu itibariyle sana uymadı!” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Oct 27, 2022 8:38


Bu video 28/08/2016 tarihinde yayınlanan "EZİYETLER, HÜZÜN VE İLAHÎ EMİRLER" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.ozgurherkul.org/bamteli/b... Rasûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz, mahiyet ve şahsiyeti itibariyle fevkalade duyarlıydı; hem menfi hem müspet hadiseleri çok derinden duyuyordu. Ayrıca, O (sallallâhu aleyhi ve sellem) izzet, sabır ve hilm gibi sıfatları en mükemmel şekilde temsil ediyordu. Bu iki hususa rağmen, Cenâb-ı Hak, O'na, “Onların lafları seni üzmesin.” (Yûnus, 10/65); “Onların söylediklerine karşı sabret, onlardan güzel bir tavırla uzak dur!” (Müzzemmil, 73/10); “Sen af ve müsamaha yolunu tut, iyiliği emret, cahillere aldırış etme!” (A'râf, 7/199) buyuruyor. Bu emirler Efendimiz'e ne ifade ediyordu, bugün de bize neler ifade etmeli? CEVAP: Estağfirullah… Meseleyi -min gayri haddin- dar idrak, iz'an ve kavrayışımla ifade edecek olursak: Birinci husus: Yüksek bir donanıma sahip Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem).. Türkçemize geçmiş ve Türkçeleşmiş bir kelime var, “onur” dediğimiz şey. O, büyük insanlarda ziyadesiyle mevcuttur. Onlarda o izzet, o itibar, o şeref, o onur duygusunun içtenleştirilmesi söz konusudur. Yani bir sinek bile gözlerinin önünde terbiyesizce uçsa, ondan bile rencide olurlar. Evvelâ o tabiat zarafeti, o tabiat inceliği, o “melekleşme” göz önünde bulundurulmalı. Ne gibi? Hazreti Cebrail'e kalkıp deseler ki “Sen biriyle bohemlikte bulunmuşsun!” Estağfirullah… Nefyederken bile söylemekten hicap duyuyorum. Ona ne kadar dokunur bu mesele. “(Melekler) asla Allah'a isyan etmezler ve kendilerine verilen bütün emirleri tam yerine getirirler.” (Tahrim, 66/6) Allah'ın emrettiği şeyi, kılı kırk yararcasına yaşarlar; yasakladığı şeylerden de fersah fersah uzak dururlar. İşte öyle birine öyle bir gayyayı gösteriyorsun, öyle bir gayyayı diyorsun ki, şimdi onun o mevzuda duyacağı rahatsızlığı biraz kendi donanımıyla, meseleleri içtenleştirmesiyle, Allah karşısındaki konumuyla değerlendirmelisin. Bir hükümdara “Sen birinden şöyle bir şey çalmışsın!” demek.. düşünün bunu… Bu, sıradan, sokaktaki insana, bir haramiye, bir hırsıza demek gibi değildir. Ona ne kadar batar. Bakmayın bugün hırsızlık, irtikâp karşısında utanmayanlara!.. Bütün bütün hayâ hissinden mahrum kimseler olabilir ama mesele öyle değil. “Senin urban, numarası-drobu itibariyle sana uymadı!” demek bile, öyle bir sultanı, öyle bir rencide eder ki!.. Evvela bu zaviyeden, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) yüksek donanımı itibariyle onların dedikleri şeyler karşısında çok rencide oluyordu. Allah Rasûlü, sadece şahsı ve onuru adına değil, insanların âkibeti hesabına da hüzün duyuyordu. İkincisi: Onların dedikleri şeyler, sadece O'nun nübüvvetiyle, peygamberliğini ilanıyla ve mesajıyla alakalı değildi. Allah'ı tanıtmasıyla da alakalı.. bu dünyanın fani olduğunu ifade etmesiyle de alakalı.. ve bekânın öbür âlemde olduğunu anlatmasıyla da alakalıydı… Bunlar ise, onu öyle üzüyordu ki!.. Neden? Çünkü akıbete bakarak meseleyi değerlendiriyordu.

Hizmetten
Kendini büyük görüp kibirlenen bir insan... | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Oct 26, 2022 13:18


Bu video 07/08/2016 tarihinde yayınlanan "MUHÂSEBE, HİDAYET VE ZULÜM" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada:https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Kur'an ve Sünnet ile yolunuzu test ediyor, her türlü beklentiye kapalı yaşıyor ve kendinizi sürekli sorguluyorsanız, korkmayın; Allah sizi zayi etmeyecektir!.. * Başımıza gelen bela ve musibetleri kendimize ait bir kısım hata ve kusurların neticesi olarak görmemiz, yüzümüzü Cenâb-ı Hakk'a döndürmemizi sağlar, istiğfar ve tevbeye yönelmemize vesile olur ve içimizde şu duyguyu tetikler: Biz ettik, Sen etme!.. N'olur ya Rab, n'olur ya Rab! Neyin eksik olur ya Rab!.. Biz ettik, Sen etme!.. * Halis bir mü'min yaptığı hizmetler karşısında beklentisizdir; muvaffakiyetleri Allah'tan bilir; şayet onların gerçekleşmesinde bir kısım vesilelerden bahsetmesi gerekirse, uhuvveti, vifak ve ittifakı, arkadaşlarının sa'y ve gayretlerini nazara verir. Zannediyorum, Hazreti Fatih'i İstanbul'un fethinden dolayı yüzüne karşı takdir edecek olsaydınız, o size babasının ve Hacı Bayram Veli hazretlerinin dualarını, Hızır Çelebilerin ve Ulubatlı Hasanların gayretlerini hatırlatır, “İhtimal ki Cenâb-ı Hak bunlar vesilesiyle beni muvaffak kıldı ama ben kendimi o işin içinde çok görmüyorum.” derdi. * “Akla mağrur olma Eflâtun-ı vakt olsan dahi / Bir edîb-i kâmil gördükde tıfl-ı mekteb ol!.” (Nef'î) * Allah'ın rızasını tahsil yolunda, hizmet adına ne yaparsak yapalım onu az görmeli, gayretlerimizi yetersiz bulmalı ve hep “Benim yerimde bir başkası bulunsaydı, bu iş katlanarak giderdi; aklı başında bir insan benim yapamadığımı yapar ve bu işten yüz tane semere çıkarırdı.” mülahazasıyla dolu olmalıyız. Allah'ın bu yoldaki ihsanları, birer hil'attir; güzellik libasa ve onu giydiren Allah'a aittir!.. * Allah Teâla, Hizmet gönüllülerine yirmi küsur sene gibi çok kısa sayılabilecek bir zaman diliminde yüz yetmiş ülkede bin dört yüzün üzerinde okul açtırdı, bir o kadar da kültür merkezi ve dil kursu gibi müesseseler lütfetti. Aslında bu O'nun giydirdiği bir hil'attir ve meseleye Hazreti Üstad'ın dile getirdiği şu zaviyeden bakılmalıdır: * “Nasıl ki murassa' ve müzeyyen bir elbise-i fahireyi biri sana giydirse ve onunla çok güzelleşsen, halk sana dese: ‘Maşaallah çok güzelsin, çok güzelleştin.' Eğer sen tevazukârane desen: ‘Hâşâ!.. Ben neyim, hiç. Bu nedir, nerede güzellik?' O vakit küfran-ı nimet olur ve hulleyi sana giydiren mâhir sanatkâra karşı hürmetsizlik olur. Eğer müftehirane desen: ‘Evet ben çok güzelim, benim gibi güzel nerede var, benim gibi birini gösteriniz.' O vakit, mağrurane bir fahirdir. İşte fahirden, küfrandan kurtulmak için demeli ki: ‘Evet ben güzelleştim, fakat güzellik libasındır ve dolayısıyla libası bana giydirenindir, benim değildir.'” * İşte bu, tahdis-i nimet mülâhazasıdır. Meseleye bu şekilde yaklaşan insanlar Hakk'ın nimetlerine karşı nankörlük yapmamış olacakları gibi gurur, kibir ve fahre de düşmemiş olurlar. Hatta daha temkinli Hizmet erleri her türlü muvaffakiyet karşısında tahdis-i nimette bulunmakla beraber onun bir istidraç olabileceği endişesini de taşırlar. “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar veremezler.”

Hizmetten
And olsun, biz dişimizi sıkıp sabredeceğiz | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Oct 25, 2022 5:46


Bu video 21/08/2016 tarihinde yayınlanan "TEVEKKÜL İÇİNDE SABREDECEĞİZ!.." isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... “Bu, dilediği kimselere Allah'ın lütfedeceği bir ihsanıdır.” Allah'ın “fazl”ı, O'nun ekstradan lütfetmesi demektir. Hazreti Pîr Mektubat'ta bir yerde, ذَلِكَ فَضْلُ اللهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ “Bu, dilediği kimselere Allah'ın lütfedeceği bir ihsanıdır.” (Hadid, 57/21) beyanına işaret ediyor. Yani, niye kendinden biliyorsun? ذَلِكَ فَضْلُ اللهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ Allah, bunu, dilediğine verir. Cenâb-ı Hak, size bir ilham veriyorsa, bir ihtarda bulunuyorsa, bir iş yaptırtıyorsa, bir şey konuşturuyorsa, ذَلِكَ فَضْلُ اللهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ Arkadaşlarımız, cennete girme mevzuunda, o tabiri kullanıyorlar ama istiğrab edilecek bir şey değil. Cenâb-ı Hakk'ın fazlı olmadan kimse cennete giremez. O, “ekstradan bir lütuf” demektir. En küçük, zerre kadar bile karşılığı takdim edilmemiş bir lütuf, bir ihsan, bir ulûfe-i şahane demektir. Cennet'e yalnızca ekstra lütufla, sadece Allah'ın fazlıyla girilebileceğini beyan eden Rasûl-i Ekrem Efendimiz'e “Sen de mi ey Allah'ın Rasûlü?” denilince, En Doğru Sözlü İnsan وَلاَ أَنَا، إلاَّ أنْ يَتَغَمَّدَنِيَ اللهُ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَفَضْلٍ “Evet, Allah'ın fazlı ve rahmeti olmazsa, beni sarıp sarmalamazsa, ben de cennete giremem!” buyuruyor. Sana kurban olayım; hem tevazuuna kurban olayım, hem hakikate tercüman olmana kurban olayım!.. Sen öyle deyince, a be imamım, ben arkadan nasıl düşünmeliyim?!. وَمَا لَنَا أَلاَّ نَتَوَكَّلَ عَلَى اللهِ وَقَدْ هَدَانَا سُبُلَنَا “Hem niye Allah'a dayanıp güvenmeyelim ki, takip etmemiz gereken yollara bizi ileten O'dur.” Sebil değil, sübül; yol değil, yollar. Çağlara göre, bir yönüyle zamanın gerektirdiği yorumlara göre, insanların idrak ve irfan ufuklarına göre, farklı farklı zamanlarda, semadan farklı farklı mesajlar sağanağı gelmiştir. Dolayısıyla burada bir de “sübül” سُبُل denerek bu husus vurgulanıyor. Başka bir yerde, وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا “Bizim uğrumuzda gayret gösterip mücahede edenlere (kendisini mücahedeye adamışlara) elbette muvaffakiyet yollarımızı gösteririz.” (Ankebut, 29/69) Yan, “katele” yerine “câhede” ifadesini kullanarak diyeyim: “Nam-ı Celîl-i İlâhî'nin yeryüzünde şehbal açıp dalgalanması uğrunda mücâhede eden insan Allah yolundadır.” İşte “Biz o Allah yolunda mücahede ehlini farklı farklı yollara hidayet ederiz” buyuruyor Cenâb-ı Hak. Farklı farklı yollar.. mizaca göre, mezâka göre, mezhebe göre, anlayışa göre… Usul'de müttehid fakat detayda, teferruatta, zamanın yorumunu yanına alan farklı farklı yollar… O kadar çok yollar açarız ki onlara, hangisinden yürürlerse yürüsünler, Allah'a ulaşırlar. Hazreti Nuh yolundan, Hazreti İbrahim yolundan, Hazreti Musa yolundan, Hazreti İsa yolundan, Hazreti Davud yolundan, Hazreti Süleyman yolundan… Ve makam-ı cem'in sahibi Hazreti Rasûl-i Zîşân yolundan, Allah'a ulaşırlar.

Hizmetten
İnsanları -bağışlayın- enâyi sayıyor, kandırdık zannediyorlar | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Oct 14, 2022 4:46


Siz “mizan” deyip sırat-ı müstakîm üzere yürümeye gayret ederken, bir kısım gulyabanîler önünüzü kesebilirler. “Mü'minler sadece ‘İman ettik' demeleri sebebiyle kendi hallerine bırakılacaklarını ve imtihana tâbi tutulmayacaklarını mı zannettiler?” e مَتَى نَصْرُ اللهِ (Allah'ın yardımı ne zaman yetişecek!..) deyince, أَلاَ إِنَّ نَصْرَ اللهِ قَرِيبٌ (Hiç şüphesiz Allah'ın yardımı çok yakındır!) müjdesi geliyor. Ankebût Sûresi'nde de şöyle buyuruluyor: الم أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ “Elif, Lâm, Mîm. Mü'minler sadece ‘İman ettik' demeleri sebebiyle kendi hallerine bırakılıvereceklerini, imtihana tâbi tutulmayacaklarını mı zannettiler?” (Ankebût, 29/1-2) İnsanlar zannediyorlar mı ki “âmennâ” dedikten sonra bırakılacaklar da onlar bir fitneye maruz kalmayacaklar?!. Söz Sultanı Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: إِنَّ اللهَ لَيُجَرِّبُ أَحَدَكُمْ كَمَا يُجَرِّبُ أحدُكُمْ ذهبَهُ بالنار “Allah, sizden herhangi birini imtihan eder, tıpkı bir sarrafın potada altını-gümüşü erittiği, tortuyu-posayı özden ayırdığı gibi.” Sizin de hasınızı ham olanınızdan ayırmak için; ârafta durup da sağa sola savrulanlardan yerinde sabit kadem olanları ayırmak için sizi imtihan potalarına maruz bırakır. Mü'minler sadece ‘âmennâ' demeleri sebebiyle kendi hallerine bırakılacaklarını ve imtihana tâbi tutulmayacaklarını mı zannediyorlar? أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ Bir de أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللهُ الَّذِينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِرِينَ “Allah, sizin içinizden mücahede edenlerle sabır gösterenleri ayırt edip meydana çıkarmadan, kolayca Cennet'e girivereceğinizi mi zannettiniz?” (Âl-i İmrân, 3/142) Allah (celle celâluhu) sizin içinizde, kendi yolunda لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللهِ هِيَ الْعُلْيَا (Allah kelimesi, O'nun adı ve dini yücelsin diye) mücâhede edenleri ve bir de başlarına gelen şeyler karşısında dişlerini sıkıp aktif sabırda bulunanları öyle olmayanlardan ayırt etmek için imtihana maruz bırakmadan cennete girebileceğinizi mi zannediyorsunuz?!. Ötede “Keşke Tiran'ı dost edinmeseydim! Keşke Yezid'i dost edinmeseydim! Keşke Haccâc'ı dost edinmeseydim!..” diyecekler ama… Vâkıa, onlar da elde ettikleri şeyleri kaçıracaklarından dolayı ızdırap çekiyorlardır. Ama, “Câhil, yüzüyor zevrek-i zevk u sefâda / Ârif, sürüm sürüm mihnet-i kahr u belâda.” Saraylarda yaşıyorlar, villalarda yaşıyorlar, özel uçaklarla bir yere giderlerse gidiyorlar; tonlarla altın taşıyorlar dışarıya, paralar kaçırıyorlar, “Bir yerde bir şey olursa, başka bir yerde kendimize göre bir dünya kurarız!” diyorlar. Bunlar için tonlarla yalan söylüyorlar. İnsanları -bağışlayın- enâyi sayıyor, kandırdık zannediyorlar. Ama ne enâyi var, ne inanan var, ne de kandırılan var; her şey ayân beyân. Bugün olmazsa yarın, tarihin sayfalarına simsiyah paragraflar/satırlar halinde dökülecek. Dünyada iseler şayet, boyunlarını/başlarını önlerine eğecek, hicap içinde asâ gibi iki büklüm olacaklar; öbür tarafta iseler, melekler karşılarına çıkacaklar ve diyecekler onlara “Nasılmış mesele?!.” Onlar da “keşke, keşke, keşke!” diyecekler. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلاً يَا وَيْلَتَى لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَاناً خَلِيلاً لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولاً “O gün zalim, parmaklarını ısırır der ki: Eyvah! Keşke o Peygamberle birlikte bir yol tutsaydım! Eyvah! Keşke falanı dost edinmeseydim! Vallahi bana gelen öğütten (Kur'ân'dan) beni o uzaklaştırdı. Zaten şeytan, insanı işte böyle uçuruma sürükleyip sonra da yüzüstü, yalnız bırakır.” (Furkan, 25/27-29)

Hizmetten
“Allah'ın vaad ettiği yardım ne zaman yetişecek?” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Oct 12, 2022 6:34


Siz “mizan” deyip sırat-ı müstakîm üzere yürümeye gayret ederken, bir kısım gulyabanîler önünüzü kesebilirler. “Geçmiş ümmetlerin başlarına gelenlere mâruz kalmadan Cennet'e gireceğinizi mi sandınız?” Cenâb-ı Hak, şöyle buyuruyor: أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللهِ أَلاَ إِنَّ نَصْرَ اللهِ قَرِيبٌ “Yoksa siz, daha önce geçmiş ümmetlerin başlarına gelen durumlara mâruz kalmadan Cennet'e gireceğinizi mi sandınız?!. Evet, onlar öyle ezici mihnetlere, zorluklara dûçar oldular ve öyle şiddetle sarsıldılar ki, Peygamber ve yanındakiler, ‘Allah'ın vaad ettiği yardım ne zaman yetişecek?' diyecek hale geldiler. İyi bilin ki Allah'ın yardımı yakındır.” (Bakara, 2/214) Zannediyorum, en ağır olan da bu, Kur'an-ı Kerim'de. أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ Sizden evvelkilerin başlarına gelen şeyler, başınıza gelmeden, cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz?!. مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ Türlü türlü baskılar, tazyikler, balyozlamalar, preslemeler ve aynı zamanda değişik zararlar, ızdırar etmeler karşısında, وَزُلْزِلُوا Sarsıldılar. Sarsılma, devrilme demek değildir. İnsanın, tabiatı icabı, bir yere kadar gücü-kuvveti vardır. Bir yerde belâ ve musibetlerin, esen fırtınaların, hortumların, tayfunların, tsunamilerin şiddetine göre bir insanın şöyle-böyle sendelemesi mukadderdir. Evet, وَزُلْزِلُوا diyor, aynı zamanda sarsıldılar onlar. Öyle ki, حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ Ta ki Rasûl şöyle dedi. Aslında Rasûller o türlü şeylerde şikâyete girmezler. Fakat himmetleri âli olan insanlar, bir yönüyle başkalarının ızdıraplarını kendi ruhlarında yaşadıklarından dolayı, arkalarındaki insanların immün sistemlerini gözetirler. Onun için, arkasındakilerin mukavemetleri açısından ilk önce “Rasûl” diyor. حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ Ya Râb!.. Fırtınalar böyle şiddetle eserse, böyle çınarlar bile devrilirse, selviler bile böyle devrilirse, toprak savrulursa, sular köpürür durursa şayet, herkes buna dayanamayabilir! Onun için, Peygamber öne alınıyor orada; حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ Demek ki, her Peygamberin başına gelen bir şey olması itibariyle, oradaki harf-i tarifi “cins” için ele alacak olursanız, “bütün Peygamberler cinsi” dersiniz veya “istiğrak” için alacak olursanız, o mevzuda bütün Peygamberler, hatta belki verese-i enbiya dahi aynı şeyi söylediler şeklinde anlarsınız. “Allah'ın vaad ettiği yardım ne zaman yetişecek?” Sonra, وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ Onunla beraber olanlar bile. Bir “maiyyet”e mazhar olanlar. “Beyne-beyne” olanlar, Araf'ta duranlar, o türlü durumlarda hemen yeni bir yer, yeni bir yön seçer, hemen durumlarını belirlerler. İtiraf adı altında iftirada bulunur, münafıklık yaparlar. Villalar karşılığında dize gelirler, filolar karşısında dize gelirler. 5-10 lira karşısında dize gelirler. Fakat Nebi ile beraber olanlar, Nebi ile beraber dururlar; “maiyyet-i hâsse”ye mazhar olan insanlar da Nebi'nin dediğini derler: مَتَى نَصْرُ اللهِ Yâ Rabbi! Nusret edeceğin muhakkak da… İnanıyoruz, rahmetin gazabına sebkat etmiştir. Sen Rahman u Rahim'sin. Allah dedikten sonra “Rahman u Rahim” diyorsun, “Hayy u Kayyum” diyorsun. مَتَى نَصْرُ اللهِ Yardım ne zaman?!. Biliyoruz gelecek o ama ne zaman, merak ediyoruz!.. Tayfun, tayfun üstüne; fırtına, fırtına üstüne; tsunami, tsunami üstüne; her taraf işgale maruz kalıyor; “Allah'ın vaad ettiği yardım ne zaman yetişecek?”

SBS Dutch - SBS Dutch
Vanaf vrijdag geen isolatieplicht meer na positieve coronatest

SBS Dutch - SBS Dutch

Play Episode Listen Later Oct 11, 2022 6:11


Vanaf aanstaande vrijdag verplicht de Australische overheid je niet langer om in isolatie te gaan, na een positive COVID-19-test. Hoe kijkt huisarts Richard van Hak aan tegen deze verandering? Betekent dit echt terug naar 'normaal'?

The Yona Podcast
Chapters 139-140

The Yona Podcast

Play Episode Listen Later Oct 11, 2022 84:34


Still more (fun) set-up. Soo-Won is being stubborn. Hak has no idea what's happening with Yona (Vold is right there with him). Lili still exists (affectionate). And that cliffhanger...chef's kiss. Please find us on The Socials. We're on twitter, tumblr, and gmail. Look for The Yona Pod. You'll find us.

Hizmetten
"Hakk'ın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda edilmemeli!” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Oct 11, 2022 4:30


Siz “mizan” deyip sırat-ı müstakîm üzere yürümeye gayret ederken, bir kısım gulyabanîler önünüzü kesebilirler. O 3000 okulda rengi aşan, göz rengini aşan, ten rengini aşan ve birbiriyle kucaklaşan bir nesil yetişsin!.. Evet, gayret ve cehdin yanında, aynı zamanda, o saldırganlara karşı Rabbimiz'e tazarru ve niyaz etmeliyiz. Evvelâ hidâyet dilek ve temennisinde bulunmalı: “N'olur Allah'ım! Rahmetin vâsi'dir. Sen (bir kudsî hadiste) şöyle buyuruyorsun: إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ عَلَى غَضَبِي (Rahmetim daima gazabımın önündedir, onu geçer.) Rahmetinle onlara hakiki Müslümanlığı göster. Müslümanlığın yüzünü, drahşan çehresini kirlettiler, onu yıkama, temizleme basireti ile onları basiretlendir; hidayetinle hidayetlendir onları; sırat-ı müstakimde sâbit-kadem eyle. Onları, o olumsuz durumdan halas eyle.” demeli. Sonra şöyle devam etmeli: “Yoksa Müslümanlığın hatırına, Senin hatırına, Müslümanlığın onların elinde zebil olup gitmesine -n'olur bahtına düştük- fırsat verme!..” İşte, dediğimiz bu. Bunda hakka, hakikate ve Zât-ı Uluhiyet'in hukukuna karşı bir saygısızlık varsa, siz mazur görün, O da bağışlasın. Allah'ım, Sen'den her zaman yalvaran diller ve tir tir titreyen gönüller istiyoruz. Bizi bununla serfiraz kıl. Hak dostu ne hoş söyler: “Hiç kimseye hor bakma / İncitme, gönül yıkma / Sen, nefsine yan çıkma / Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler.” Şimdiye kadar eylediği olumsuz gibi görünen şeyler içinde bile çok güzel şeyler oldu. İnşaallah, bu olumsuzluklar fâsid dâiresini de, olumluluklar sâlih dairesine, doğurgan döngüye çevirerek çok önemli hayırlara vesile kılabilir. Çünkü bu hadiseler sizde -inanıyorum- çok ciddi bir metafizik gerilime sebebiyet verdi; ufuk enginliğine sebebiyet verdi. “Basar” ile iktifa etmeden kurtardı; “basiret” ile bakma ufkuna hidayet buyurdu. Şimdi daha farklı görüyorsunuz: Allah Allah, bazen camiye giden, oruç tutan insanlar da insanı ısırıyorlarmış, bunlar da demek salya atıyorlarmış, bunlar da demek yol kesiyorlarmış. Öyleyse, bundan sonra “Hakk'ın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda edilmemeli!” diyerek, Hakk'ın hatırı için elli türlü alternatif oluşturarak, dünyanın dört bir yanına açılmaya devam etmeli. Cenâb-ı Hakk'ın muvaffak kıldığı bu Hizmet'ten dûr olmamak için, “Daha yok mu, daha yok mu, daha yok mu?!.” diyerek, 170 ülkeyi 240'a, 1400 okulu 3000'e yükseltmeye bakmalı. Bu sene burada 14 tane daha ilave ettiklerini akşam arkadaşlar söylediler. Herhalde 1400 idi, şimdi 1500'e yaklaştı. 3000 olsun Allah'ım. 3000 okulda birbiriyle kucaklaşan, rengi aşan, göz rengini aşan, ten rengini aşan ve birbiriyle sarmaş dolaş olan insanlar yetişsin. Çünkü insanlığa giden yola ancak böyle bir eğitimle, böyle bir eğitim kahramanlarıyla ulaşılabilir. https://www.herkul.org/bamteli/bamtel...

Hizmetten
“Ahmaklara dair yazılmış kitaplar” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Oct 6, 2022 4:16


Bu video 16/10/2016 tarihinde yayınlanan " MEHDÎ, MESÎH VE KÂİNAT İMAMI (!)" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Hem muvaffakiyetleri Hizmet erlerinden bilerek şirke düşüyor hem de rekabet hissiyle günahlara giriyorlar. Arkadaşlarım şahit, geçen gün de konuşurken, “Bakın bu yapılan meselelerin onda birini kendimize mal etmeyelim, Cenâb-ı Hak lütfetmeyince olmaz!” dedim. مَا شَاءَ اللهُ كَانَ، وَمَا لَمْ يَشَأْ لَمْ يَكُنْ (Allah neyin olmasını dilerse, o olur; O'nun dilemediği/olmamasını dilediği de olmaz.) Sabah-akşam, Efendimiz'in vird-i zebanıdır. Ve biz de onu okuyoruz. Ama bunu hiç okumamış olan insanlar, bilmeyebilirler. Sizin aklınıza -inşaallah- “Biz yaptık!” diye şirk işmâm eden bir laf gelmemiştir, inşâallah. İnşâallah gelmemiştir; gelmişse, istiğfar etmek lazım, tevbe etmek lazım. “Sen, bunları lütfettin.. Hepsi Sen'den, hepsi Sen'den!” Kur'an-ı Kerim'in dediği gibi; قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللهِ “(Ey Rasûlüm) de ki: Hepsi Allah'tan.” (Nisa, 4/78) Şimdi, Allah'tan olan bu şeyleri, insanlar, bir kere şirke girerek, sizden bildiler. Tamamen siz yapıyorsunuz gibi görmekten dolayı, şirke girdiler. Biz, kendimizden bilince, nasıl kapalı bir şirke girme ihtimali var; onlar da sizden bilmek suretiyle farkına varmadan şirke giriyorlar. Birinci günahları, bu. İkincisi de, rekabete girdiler. Hazreti Yunus Emre adına değişik yerlerde lokaller açtılar, dil kursları açtılar. Bir yerde işin başındaki arkadaştan dinlemiştim; 19 tane mi 20 tane mi olmuştu? Onu çekemediler, aldılar işin başından; ismini söylemiyorum, aldılar; sonra 9'a mı ne düştü o. O da sadece 5-10 tane insana dil öğretme. Öyle değil; milyonlarca insana, bir yönüyle, kendi dilinizi sevdirme ve aynı zamanda “kendi dillerini ve başka dilleri, Almanca, İngilizce, Fransızca öğretmek suretiyle, onları “dünya insanı” haline getirme, kendi dünyaları adına. Ve orada kendini sevdirme, Allah'ın izni ve inayetiyle. Ricâl-i devletin çocukları oralara konacak şekilde bir câzibeye ulaştırma, Allah'ın izni ve inayetiyle. Nitekim bu mevzuda, çekemeyenlerden bir tanesi, geçenlerde diyor ki: “Ricâl-i devletin, bakanların çocuklarını da alıyorlar, orada okutuyorlar; gelecekte o çocuklar, babalarına karşı darbe yapsınlar diye!” Böyle bir mülahazanın bir kıymet-i harbiyesinin olup olmadığını “ahmaklara dair yazılmış kitaplar”da araştırmak lazım. Sözlüklerde, ansiklopedilerde bulamazsınız böyle bir şey. Evlatlarını bir okula koyacaklar; yetişsinler, onlara karşı darbe yapsınlar!.. Bence karşınızdaki mantık bu ise, esasen mantık adına iflas etmişler demektir. Öyleyse, o iflas etmişlik karşısında, zerre kadar tereddüde düşmeden, daha yiğitçe, Hamzavâri yürüyün!.. Yolunuz, Allah yolu; yolunuz açık olsun! Durmadan, dinlenmeden yürüyün!.. Neticede İnsanlığın İftihar Tablosu'na (sallallâhu aleyhi ve sellem) “ihlas” merdiveni ile, “rıza” merdiveni ile ulaşacaksınız. Cenâb-ı Hakk'ın cemâl-i bâ kemâlini müşahedeye ve O'nun tarafından “Ben, sizden râzıyım!” iltifatına mazhar olacaksınız.

Hizmetten
“Öyle bir iddiaya kalkmak küfürdür” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Oct 2, 2022 4:49


Bu video 16/10/2016 tarihinde yayınlanan " MEHDÎ, MESÎH VE KÂİNAT İMAMI (!)" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... “Ben Mesîh'im” demeyi küfür, Mehdîlik iddialarını da dalalet sayıyorum. O hainlerden bir tanesi -zannediyorum- bir test mahiyetinde öyle bir şey söylediğinde “Öyle bir iddiaya kalkmak küfürdür” dedim bir kere. Hazreti İsa (aleyhisselam), bir peygamberdir. Birisinin değil “Ben İsa'yım!” demesi, “havariyim!” demesini bile ben dalalet sayarım; küfre yakın bir mülahaza olarak ifade etmişimdir. Fakat o hain, o zaman da yüzüme karşı farklı şeyler söylemek suretiyle meseleyi kamufle etmeye çalıştı. Mehdîlik meselesine gelince: Günümüzde sahte bir sürü mehdî var. O, çok önemli bir misyon sahibi. “Mehdî” demek esasen bütün kütüb-i ehâdiseyi bilen insan demektir, bütün tefsirlere çok ciddiyetiyle vâkıf olan insan demektir; aynı zamanda “zamanın yorumunu yanına alacak insan” demektir. Ben hiçbir zaman kendimi -biraz evvelki mülahazayla ifade edeyim- onun kıtmîri bile görmedim. Keşke, o değil de, onun talebelerinden bir tanesi olsa, benim de boynuma bir ip taksa “Sen de benim köpeğimsin!” dese, onu ben büyük bir paye olarak kabul ederim. Şimdiye kadar söylediğim sözler içinde, cami kürsüsünde âcizâne vermeye çalıştığım konferanslarda, yazdığım yazılarda, tek kelimeyle bu mevzuda bir şey varsa Allah belamı versin. Hafizanallah!.. Yoksa bunu iddia edene ispat etmek düşer; İslam hukukundaki temel mantık da budur, modern hukuktaki temel mantık da budur. Bu mevzuda îmâ eder bir şey söylemiş mi? Hafizanallah!.. Ben onu sapıklık ve dalalet sayarım. Elli defa, kendimden her bahsedişimde “köpek” diye bahsetmişimdir. Ve kendimin cennete girmesi mevzuunu, sadece sizin gibi kendini Kur'an'a, imana adamış insanların içinde bulunduğumdan dolayı, Cenâb-ı Hakk'ın bana, ulûf-u şahânede şahıs fark etmeden herkese verildiği gibi, “Yaramaz, haydi sen de geç!..” falan diyeceği mülahazasına bağlamışımdır, “recâ” duygumu böyle dillendirmişimdir. Sizler elli defa buna şahit olmuşsunuzdur. Bunca insanı, Cenâb-ı Hak, cennete sevk ederken, Kıtmîr de içlerinde bulunuyor. Hiçbir liyakati yok fakat bunca insan içinde -onlar da insan olarak görmüşler onu- mahcup etmemek için, “Sen de geç onların arasında!” denilmesini umma mülahazasıyla kendini ifade etmiş bir insan… Hâşâ, değil o büyük pâyeler, sıradan, sağlam bir mü'min olma mevzuunda bile “Allah, bizi hakiki Müslüman eylesin!” sözleriyle cevaplandırmışımdır. “Allah, bizi hakiki Müslüman eyleye! Allah, bizi hakiki mü'min eyleye!” Bunun ötesinde Alvar İmamı'nın ifadesiyle, “Allah, bizi hakiki insan eyleye!” mülahazalarıyla sözlerime kafiye koymuşumdur. Şimdi bütün bunlar yüz yerde ifade edildiği halde, kalkıp bir densizin veya Taylasanlı birkaç tane densizin bir araya gelerek bu mevzuda, sözleri siyak ve sibakından kopararak, müstetbeâtü't-terâkib'i görmezlikten gelerek, cehaletlerini ortaya koymalarının ve bazı kelimelerden manalar çıkarmalarının hiçbir kıymeti olamaz. “Demediğine göre, galiba öyle!” E sen de demiyorsun, başkası da demiyor!.. O tekkelerde serkâr olan insanlar da demiyorlar. Orada onların hâdimleri de demiyor, “değilim!” demiyorlar. Ee kimse iddia etmiyor ki, onlar da onu söylesinler.

Medyascope.tv Podcast
Gökkuşağı Bülteni: İzmir'de transların yaşadığı evler mühürlenmek isteniyor, Mahsa Amini protestoları

Medyascope.tv Podcast

Play Episode Listen Later Oct 1, 2022 28:49


Medyascope'un LGBTİ+'ların gündemini ekrana taşıdığı “Gökkuşağı Bülteni”nde bu hafta, 18 Haziran Derneği'nden Yıldız İdil Şen ile İzmir'de transların evlerinin mühürlenmek istenmesini konuştuk. İstanbul Valiliği, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü Hanifi Zengin hakkında “soruşturmaya izin yok” kararı verdi. İzmir'de translara yönelik baskı ve şiddet devam ediyor. Polis, trans kadınların evini mühürlemek istedi. 18 Haziran Derneği'nden Yıldız İdil Şen, yaşananları Gökkuşağı Bülteni'ne anlattı. Hande Buse Şeker'i öldüren polis Volkan Hicret'in yargılandığı davanın dördüncü duruşması 19 Eylül'de yapıldı. Hande Buse için adalet bir türlü yerine gelmezken bir sonraki duruşma 12 Aralık'a ertelendi. Tarlabaşı Toplum Merkezi hakkında açılan “yokluğun tespiti” davasının ikinci duruşması perşembe günü İstanbul 8. Sulh Hukuk Mahkemesi'nde yapıldı. Hak savunucularının yoğun ilgi gösterdiği duruşmada, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın müdahillik talebi kabul edildi. Dava, 9 Mayıs 2023'e ertelendi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Derneği'ne açılan kapatma davasının ikinci duruşması çarşamba Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'nde 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılacak. İran'da 16 Eylül'de 22 yaşındaki Jina Mahsa Amini'nin başörtüsü kurallarına uymadığı gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra öldürülmesiyle başlayan protestolar sürüyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, İstanbul'daki İran Başkonsolosluğu önünde eylem yaptı. Türkiye'den kadın sinemacılar da İran'daki protestolara destek verdi.

Hizmetten
“El-pençe divan durma”nın bir manası vardır" | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 28, 2022 4:11


Bu video 23/10/2016 tarihinde yayınlanan " İRTİDAT, DİN ŞÛRASI (!) VE HİZMET HAREKETİ" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Ezher Üniversitesi'nde “Sonsuz Nur”u Ders Kitabı Olarak Okutan Âlimin Hizmet Hakkındaki Çarpıtmalara Dair Verdiği Bir Misal Fethi Hicâzî, büyük Arap âlimi, birilerinin hakkında tenkitler hazırladığı “en-Nuru'l-Hâlid”i (Sonsuz Nur kitabını) Ezher Üniversitesi'nde ders olarak takrir ediyormuş. Geçen gün, onu eline alarak veya onların çıkardıkları şeyleri eline alarak, bir kısım densiz insanların uydurma ortaya attıkları, sizin hakkınızda söylenen nâ-sezâ, nâ-becâ şeylere cevap veriyor. Bir yabancı.. bilen, kitap okuyan birisi.. kitâbî, kitaptan haberi olan birisi.. okuduğu şeyleri sırtında “şey” gibi taşımış değil; okumuş, okuduğunu anlamış ve “Elimden bırakmıyorum!” demiş. Orada hoş bir misal verdi: Dedi ki: Böyle cümleleri sağından-solundan keser, biçer, yarısını söyler, yarısını söylemezseniz şayet, kendiniz komik duruma düşersiniz. Mesela, Kur'an-ı Kerim'de buyuruluyor: فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ “Yuf olsun, veyl olsun o namaz kılanlara!..” (Mâûn, 107/4) Şimdi meseleyi burada bıraktığınız zaman, “Namaz kılanlara veyl olsun!” Ama arkasını kesiyorsunuz. Devamında الَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلاَتِهِمْ سَاهُونَ الَّذِينَ هُمْ يُرَاءُونَ “Namazlarını, namaz gibi kılmıyorlar; sehv ile, gafletle, uyuyarak, aradan çıkarma nev'inden, âlem görsün diye… İşte yuf olsun bunlara, veyl olsun bunlara; Cehennemin en derin deresi mekan olsun bunlara!..” (Mâûn, 107/5-6) deniyor. Bir sözü, bir cümleyi başından sonundan bir parça kopardığınızda aynı şey olur. Türk toplumunda yaygınca benzer bir vakıa vardır; bir hadise, bütün âlemin vird-i zebanıdır: Bir laubaliye demişler ki, “Niye namaz kılmıyorsun?!.” Cevap vermiş: “Ee niye kılayım ki?!. Cenâb-ı Hak, Kur'an'da buyuruyor ki: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَقْرَبُوا الصَّلاَةَ “Ey iman edenler, zinhar, namaza yaklaşmayın!..” (Nisâ, 4/43) (Efendim, bir de “len” ile deseydi, لَنْ تَقْرَبُوا الصَّلاَةَ “Asla, zinhar, ebediyyü'l-ebed namaza yaklaşmayın!”) “Ee onun gerisi de var!” diyorlar: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَقْرَبُوا الصَّلاَةَ وَأَنْتُمْ سُكَارَى حَتَّى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلاَ جُنُبًا إِلاَّ عَابِرِي سَبِيلٍ حَتَّى تَغْتَسِلُوا “Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye, cünüp iken de -yoldan geçmeniz dışında- gusledinceye kadar mescide yaklaşmayın.” (Nisâ, 4/43) Aklınız başınızda değilse, sarhoş iseniz, kendinizi uyuşturmuş iseniz, namaza öyle yaklaşmayın! Namaz, Allah'a karşı şuurun remzi bir ibadettir. Namazlaşarak yapıldığı zaman ibadet olur. “El-pençe divan durma”nın bir manası vardır; “rükû”nun bir manası vardır; “kavme”nin bir manası vardır; “secde”ye kapanmanın bir manası, “ka'de”nin bir manası, “teşehhüd”ün bir manası vardır.. ve “teşehhüd”le âdetâ bir insan, namazını, miracın noktalanması gibi noktalar. “Namaz, mü'minin miracıdır, nurudur / Sefine-i dini, namaz yürütür.” İşte böyle… “Namazı öyle bil ki, o, mü'minin miracıdır!” diyor İmam Rabbânî Hazretleri. Ama لاَ تَقْرَبُوا الصَّلاَةَ deyince, “Ee gerisi yok mu bunun?!” diyorlar, وَأَنْتُمْ سُكَارَى ve devamını hatırlatıyorlar; o zaman laubali adam, “Hafız değilim!” diyor.

Hizmetten
Duydukları halde seslerini çıkarmayanlara yuf olsun!.. | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 27, 2022 5:33


Bu video 23/10/2016 tarihinde yayınlanan " İRTİDAT, DİN ŞÛRASI (!) VE HİZMET HAREKETİ" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... “Ne helva ne de selvâ, illâ rü'yet-i Mevlâ!..” deyip sadece Hak rızasını tahsil yolunda koşanlara “mürted” veya “ehl-i dalalet” demek korkunç bir denaettir. Siz bu zirvelerdeki insanların zırvalarına kulak asmayın!.. “Mürted” kim, o belli: Dünyayı esas alan mürtedler.. dini, dünya için kullanan mürtedler.. hiçbir şey yokken, filolara sahip olan mürtedler.. evlatlarına hırsızlık öğreten mürtedler… Evet, yerini belleyememişler. Din ve diyanetini dünyaya duyurmaktan başka bir şey bilmeyen, bir şey tanımayan ve Allah'tan, Peygamber'den başka gözü bir şey görmeyen insanlara “mürted” diyorlar. Ben öyle tanıdım arkadaşlarımı: Onlar, Cenneti, hurîyi, gılmanı bile, yaptıkları şeylerde hedef haline getirmekten “şirk”ten kaçınıyor gibi kaçındılar. Çünkü maksûdun bizzat, matlûbun bi'l-istihkak; “Lâ ilâhe illallah, Muhammedun Rasûlullah!” hakikatiyle ifade edilen o yüce hakikattir, Allah'tır; ne selvâ, ne helva.. ne bal, ne börek, ne saray… (Râbia Adeviyye validemizin şu sözüne işaret ediliyor: “Ne helva ne de selvâ, illâ rü'yet-i Mevlâ!..” Ne kudret helvası isterim ne de bıldırcın eti; benim muradım yalnızca Cenâb-ı Hakk'ın rü'yeti!..) Sizin bu mevzuda en küçük görüneniniz, bunların onda birine tâbi olmadı; onları aklının köşesinden geçirmedi. Aklının köşesinden geçirdiyse şayet bir kıtmîr, hemen kıtmirliğini ortaya koyarak size sordu; “Acaba bu mesele ne ola?” falan dedi. Bu açıdan, kendini bilmez, densiz, bayağı o kimselerin sizlere “mürted” veya “firâk-ı dâlle” demeleri denaetin, şenaatin, fezâetin, hıyanetin, alçaklığın ve bir şey yapamama kompleksinin ifadesidir. Hayatlarında on tane insana, bizim millî değerlerimizi, tarihî mefâhirimizi, yüksek idealimizi ve din-i mübînin evrensel değerlerini anlatmaya muvaffak olamamışlardır. Aksine günümüzde olduğu gibi, o dinin dırahşan çehresini zift atarak kirletmişlerdir. Bir de yalanlarına yama yapan zift medyaları vardır ki; attıkları her yalanı imzalamaktadırlar. Bu yalanları söyleyenlere Ziya Paşa ifadesiyle “yuf olsun!..” Duydukları halde seslerini çıkarmayanlara yuf olsun!.. Hâlâ bunları insan zannedip –değil Müslüman– arkalarından koşturanlara ve onların Müslümanlık adına bir şey vadediyor olduklarını sananlara yuf olsun!.. Dininden, millî mefkuresinden, Kitab'ından, Sünnet'inden, İcmâı'ndan, Kıyas'ından, an'anesinden, geleneğinden, örfünden, âdetinden onda bir bile fedakârlıkta bulunmayan.. ve bütün bu evrensel güzellikleri dünyaya tanıtmak için âdetâ seferberlik yapan, -günümüzün çağdaş münafıklarının hakiki mü'minlere karşı ilân-ı harp yapmaları gibi- hakkı-hakikati bütün insanlığa duyurma, güneşin doğup-battığı her yere ulaştırma adına seferberlik ilan etmiş bulunan insanlara iftira ediyorlar. O fedakâr insanlar ki, dövene elsiz, sövene dilsiz, kıranlara da gönülsüz. Benim kırılmamı nazar-ı itibara almayın; kimse kırılmıyor. O densizlerin sözleri karşısında kimse eğilmiyor, kimse hicap duymuyor, kimse üzülmüyor, kimse müteessir olmuyor; herkes yoluna devam ediyor. Çünkü Hizmet gönüllüleri din-i Mübin-i İslam'ın değerlerini ve evrensel değerleri temsil ediyorlar; tarihimizden süzülüp gelen ve temel kıstaslarımız itibariyle regülasyona tâbi tutulan, böylece bize mal olarak değerlerimiz içinde yerini alan an'anelerimizi ve geleneklerimizi dünyaya taşıyorlar. Yüzümüzü kızartacak hiçbir şey yok bunların içinde. Binaenaleyh, bunları dünyaya duyurmak için dört bir yana seferberlik ilan etmiş insanlara karşı, yerinde “firak-ı dâlle”, yerinde “mürted!” diyen kimseler, Anadolu insanı değildirler.

Ka Leo o ka Uluau
Nā Ala Kūpuna: Hui Ala Kūpuna

Ka Leo o ka Uluau

Play Episode Listen Later Sep 25, 2022 67:11


Leiokekoʻolani, Kauʻi, and La from HaKū join Lei and Drew to share about ala kūpuna, Hawaiian trail systems.

Kardelen
Cüz'î irade şart-ı âdidir. Dua hayır eğilimine kuvvet verir tevbe şer eğilimini keser [Risale-i Nur - 81 | 26. Söz - 11]

Kardelen

Play Episode Listen Later Sep 22, 2022 20:19


https://www.youtube.com/watch?v=zuOkFO3BkOc YİRMİ ALTINCI SÖZ İkinci Mebhas Ehl-i ilme mahsus, ince bir tetkik-i ilmîdir. Eğer desen: Kader ile cüz-ü ihtiyarî nasıl tevfik edilebilir? Elcevap: Yedi vech ile. … Yedincisi: İrade-i cüz'iye-i insaniye ve cüz-ü ihtiyariyesi, çendan zayıftır, bir emr-i itibarîdir. Fakat Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zayıf, cüz'î iradeyi, irade-i külliyesinin taallûkuna bir şart-ı âdi yapmıştır. Yani, mânen der: "Ey abdim, ihtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyle ise mes'uliyet sana aittir." Teşbihte hata olmasın, sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer bırakıp "Nereyi istersen seni oraya götüreceğim" desen; o çocuk yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette "Sen istedin" diyerek itab edip, üstünde bir tokat vuracaksın. İşte, Cenâb-ı Hak, Ahkemü'l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin iradesini bir şart-ı âdi yapıp, irade-i külliyesi ona nazar eder. Elhasıl: Ey insan! Senin elinde gayet zayıf, fakat seyyiâtta ve tahribatta eli gayet uzun ve hasenatta eli gayet kısa, cüz-ü ihtiyarî namında bir iraden var. O iradenin bir eline duayı ver ki, silsile-i hasenatın bir meyvesi olan Cennete eli yetişsin ve bir çiçeği olan saadet-i ebediyeye eli uzansın. Diğer eline istiğfarı ver ki, onun eli seyyiâttan kısalsın ve o şecere-i mel'unenin bir meyvesi olan zakkum-u Cehenneme yetişmesin. Demek, dua ve tevekkül meyelân-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfar ve tevbe dahi meyelân-ı şerri keser, tecavüzâtını kırar.

Hizmetten
"Müslümanların şekle takılıp kalmaları" | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 22, 2022 5:18


Bu video 30/10/2016 tarihinde yayınlanan " VUSLAT İŞTİYÂKI VE TEMİZ KALBLERİN NİYAZI" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... İslam dünyasının gerçek problemi, Müslümanların şekle takılıp kalmaları ve imandan ihsana, ondan da aşk u iştiyâka yürüyememiş olmalarıdır. Bizim toplumun marazı, iman mevzuundaki problemleridir. “Bizim” derken, topyekün “İslam Dünyası”nı kastediyorum. Biz gerçek imanı, Allah'ın istediği manada imanı yitirdik. İlk mektepte, elif-be cüzlerinde olan آمَنْتُ بِاللهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ telkin edildi, “Çocuklar, böyle söyleyin!” dendi; biz de ona kakıldık kaldık, onda derinleşemedik. İmanı, tabiatımızın bir derinliği haline getiremedik. Bu da hayatın her bir faslında, her yaşta, her başta çok olumsuz şekilde farklı tesirler gösterdi. İmanı, İslam ile esas taçlandıramadık. Kaldı ki mesele o iman-ı billah ile, o İslam ile de bitmiyor. Sonrasında Allah'ı görüyor gibi Allah'a kulluk yapma geliyor. Şayet atılan her adım, atfedilen her nazar, kabartılan her kulak, uzatılan her el, kıpırdayan her dudak, Allah'ın görüyor olduğu mülahazasıyla yapılmıyorsa şayet, o mevzuda nasibimiz işte o kadardır. Evet, bizim problemimiz, iman problemidir. Meseleyi dipten ele alıp yeni yetişen nesillerde bu problemi çözeceğimiz âna kadar, âlem-i İslam, bu “dâu'l-‘udâl”dan (tedavisinden aciz kalınan hastalıktan) kurtulamayacaktır. Kur'an-ı Kerim, kaç yerde “iman”ı zikrettikten sonra “amel”e vurguda bulunmuştur; الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ şeklindeki beyanlarıyla imanı müteakiben amele dikkatleri çekmiştir. Necip Fazıl, “iman” ve Fransızca'dan aldığı “aksiyon” sözüyle meseleyi özetlerdi: “İman ve aksiyon.” O aksiyonda da derinleşme, alabildiğine derinleşme. Bir yönüyle, küfürde derinleşen insanlara karşı sarsılmamak için, pes etmemek için, satılmamak için, peylenmemek için o “iman” mevzuunda, “İslam” mevzuunda, “ihsan” ufkunu yakalama. İkinci ufuk, biraz uzak ve biraz zor; keyfiyeti bizim için biraz meçhul; enbiyâya açık. Bununla beraber, bazı Hak dostları, kendilerine öyle bir menfezin açıldığından da bahsediyorlar; o da “Allah'ı görüyor gibi kulluk yapma” şahikası. “Allah (celle celâluhu) tarafından görülüyor olma”, bir kademedir, (“basamak” demeyeyim) bir “zirve”dir. Fakat zirveler üstü bir zirve vardır: “O'nu (celle celâluhu) görüyor gibi olma.” Bu, şahsın “iman”ı içtenleştirmesi, “İslamiyet”i içtenleştirmesi ve “ihsan”da adım adım ileriye gitmesi sayesinde kendisine açılan bir menfezden, “kalb” menfezinden, “latife-i Rabbaniye” menfezinde, “sır” menfezinden veya “hafâ” ya da “ahfâ” menfezinden meseleyi temâşa etmesi demektir. Rasathanesi odur onun; ancak oradan baktığın zaman O'nu görebilirsin, duyabilirsin. Bu da çok aza mukadder olmuştur. İnsan, bir kere “iman”da kemâle ermeyince, “İslam”ı hayatının en büyük meselesi haline getirmeyince, ibadet u tâati kusursuz yerine getirme mevzuunda ölesiye bir ciddiyet göstermeyince “ihsan” kapıları açılmaz ona. “İhsan” kapısı açılınca da o birinci mertebenin hakkı verilmeyince, ikinci mertebenin kapısı açılmaz. Ve işte öyle bir “îmân-ı billah” ve öyle bir “marifetullah”, insanın içinde bir “muhabbetullah”a vesile olur. İnsan, Allah'ı dünyada sevdiği her şeyden daha fazla sever. Peygamberimiz'i (sallallâhu aleyhi ve sellem), sevdiği her şeyden fazla sever.

Hizmetten
"Kendimden bahsetmeyi bana kerih göster!” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 14, 2022 4:35


Bu video 20/11/2016 tarihinde yayınlanan " YOLDA DÖKÜLENLER VE İNSANÎ DAVRANIŞLAR MANZUMESİ" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... “Allah'ım, beni bana unuttur ve kendimden bahsetmeyi bana kerih göster!” Evet… O ki, Yaradan O'dur; O'na can kurban. Kalkıp öpesim geliyor da o mübarek ismi fakat âdet çıkarmış oluruz, bu defa herkes kalkar öper onu. Putperestlikler böyle doğmuştur. Ama o iştiyak, içinizde olmalı. Gerçekten o nâm-ı celil-i İlahî, ne zaman o levhada çıksa, böyle içimden “Yahu, kalkıp da bir öpsem onu!” geçiyor. İsim… İsim, müsemmânın ne aynıdır ne de gayrıdır. Bizimkinin gayrı olduğu bellidir; çünkü bizimkini anamız-babamız, konu-komşu koymuşlardır. Bazıları da hoca bildikleri adamlara sorarak, “Annesinin adı Fatma, bir kızı olacak, bunun adını ne koyalım?!” demişlerdir. Mesela, sen de diyorsun ki: Betül. Ne kadar isabetli, Allah bilir. Fakat O, Allah (celle celâluhu); O kendi diyor: Allah, er-Rahman, er-Rahim, Mâliki yevmi'd-din, Hayy, Kayyûm, Ehad, Samed; can kurban yâ Ehad, yâ Samed!.. “Allah'ım, beni bana unuttur. Ve kendimden bahsetmeyi, bana, kerih göster!” Vird-i zebân olsun. “Allah'ım, beni bana unuttur!” O ben miyim, ya ben O mu?!. “Öyle bilmezdim ben kendimi / O ben miyim ya ben O mu? / Âşıkların budur demi / Yandıkça yandım bir su ver!” (Gedâî) Ben O'ndan gelen tecellilerden başka bir şey değilsem, ayıptır yahu, benim kendimi takdis edercesine, “ben” demem. Ama -bir yönüyle- vücudunun gölgesinin, gölgesinin, gölgesinin, gölgesinin gölgesi.. ve sanatının eseri. O'ndan ötürü, Hak'tan ötürü. Yunus Emre demiş, değil mi? “Yaratılanı severiz, Yaratan'dan ötürü.” Her yaratık sevilir, Yaratan'dan ötürü. Sinek sevilir, karınca sevilir, bir yeşil yaprak sevilir, bir ağaç sevilir. Sizin gibi düşünmeyen bir insan sevilir. Sevmenin mertebeleri vardır. Seninle aynı safta duran, aynı Allah karşısında eğilen asâ gibi, yerlere kapanan, kalkıp kemerbeste-i ubudiyet içinde el-pençe divan duran, seninle aynı duyguyu, aynı düşünceyi paylaşan insanlara karşı alakan, O'ndan ötürü; onların O'nunla olan irtibatlarından ötürü. “Bütün bunlar -bir yönüyle- Sana müteveccihler. Senin hatırına, hepsini gönlümde derin bir alaka, derin bir sevgi ile alkışlıyorum! Ama bu, diğerlerini hakir görmemi gerektirmez; çünkü onlar da Senin fırçandan çıkmış, Senin vücudunun gölgelerinin gölgelerinin gölgeleri… Dolayısıyla Senin hatırına o sanatlara karşı da, o âbidelere karşı da saygılı olmaya çalışıyorum!” İşte bizim insanlığa bakış ufkumuz, zaviyemiz, gezimiz-gözümüz-arpacığımız bu. Siyasînin gezi-gözü-arpacığına gelince; “Benim partimde isen, Firdevs'e girersin. Yoksa, Peygamber'in partisinde bile olsan, giremezsin; onun için sen, lânetlenmeye kesb-i istihkak ediyorsun!” Bu da siyasînin felsefesi…

The Yona Podcast
Chapters 133-134 + Bonus

The Yona Podcast

Play Episode Listen Later Sep 12, 2022 72:43


We have arrived at my favorite HakYona moment of the series! But first, Hak and Yona trek back home to try to get Soo-Won to listen to them while the dragons are being self-sacrificial in jail. It's all very sweet stuff. Also discussed: Evan's birthday, Purple Hyacinth, and A Girl and Her Guard Dog. We are on twitter (twitter.com/theyonapod), tumblr (theyonapodcast.tumblr.com, and gmail (theyonapod@gmail.com) if you'd like to hit us up with questions or comments. Otherwise we'll see you next week for the rest of that bonus chapter and Hak and Ogi's confrontation.

Hizmetten
Vay bugün hakkı çiğneyen zalimlerin ötedeki acıklı hallerine!.. | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 7, 2022 8:03


Bu video 04/12/2016 tarihinde yayınlanan " ÂHİRET YÖRÜNGELİ HAYAT" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Vay bugün hakkı çiğneyen, hukukun üzerinde raks eden zalimlerin ötedeki acıklı hallerine!.. Bir de öbür tarafta zâlimlerin, gaddarların, hattârların, hak-hukuk tanımayanların, adalet ve hukuk üzerinde raks/dans edenlerin, hakkı ayaklarının altına alıp çiğneyenlerin başlarına gelecekler var. Biraz evvel hak mevzuunun büyüklüğü ifade edildi: “Hâlık'ın nâ mütenâhi adı var, en başı Hak.” diyor Akif. Herhalde lafz-ı celâleden sonra; çünkü o, Cenâb-ı Hakk'ın zâtının ismi; öbürleri esmâ-i İlahiye. Esmâ-i İlahiye içinde de “Hakk”ın bir ağırlığı var; bütün hak-hukuk, ona dayanıyor: Bütün sübut meselesi, ona dayanıyor; vücud dediğiniz şey, ona dayanıyor; şuhûd dediğiniz şey, ona dayanıyor; zevk-i ruhânî dediğiniz şey, ona dayanıyor… Hak ismine dayanıyor. Onun için Âkif onu, esmâ-i İlahiyenin başına koyuyor: Hak. Hak, o kadar yüce olduğu halde, onu ayaklar altında çiğneyenlerin, ha varmış ha yokmuş gibi çiğneyenlerin öbür tarafa intikal eden hallerini, hakkı çiğneme hallerini, adaleti ayaklarının altına alma hallerini, millet ruhunu ayaklarının altına alma hallerini, orada onların karşısına çıkan şeylerle gördüğünüz zaman, yürekleriniz ezilecek, acıyacaksınız. Ne gibi acıyacaksınız? Size saldıracak bir kurt düşünün. Size saldıracaktı, yiyecekti; fakat ondan daha büyük bir panter veya -bağışlayın- bir ayı, bir aslan, bir kaplan saldırdı, onu parçaladı. Oysaki o sizi yiyecekti, yakaladığı zaman. Nasıl onun parçalanışını gördüğünüz zaman yüreğiniz sızlar, “Vay vahşi vay! Nasıl da parçalıyor?!.” dersiniz, belki inlersiniz. İnsanlığınızı yitirmemişseniz şayet, hâlâ içinizde şefkatin zerresi varsa şayet, ahsen-i takvîme mazhariyetin hususiyetlerini içinizde taşıyorsanız şayet, Allah'ı gösteren muallâ-mücellâ bir ayna olduğunuzun farkında iseniz şayet, sizi yemek isteyenin parçalandığı yerde bile, yüreğiniz sızlar, halk ifadesiyle “cızzz” eder yüreğiniz.

SBS Dutch - SBS Dutch
'De kerntemperatuur zegt iets over hoe hard je lichaam aan het werk is'

SBS Dutch - SBS Dutch

Play Episode Listen Later Sep 6, 2022 7:37


Onlangs zei een cardioloog op de Nederlandse radiozender NPO Radio 1, dat de gemiddelde lichaamstemperatuur van 37 graden Celsius die nu in de boeken staat, achterhaald is. Het is namelijk gebaseerd op hele oude metingen uit de 19e eeuw. Wat is de gemiddelde lichaamstemperatuur dan wel? Heeft deze verandering gevolgen voor ons welzijn? En wat is koorts eigenlijk? We vragen het aan huisarts Richard van Hak.

Hizmetten
“Adam!.. Karışma kimsenin işine!” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 6, 2022 5:38


Bu video 04/12/2016 tarihinde yayınlanan " ÂHİRET YÖRÜNGELİ HAYAT" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Halk içinde Hak'la beraber bulunan ve kesretin en uç noktalarında dahi sürekli tevhidi kollayan gönüller hep halvette sayılırlar. İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: اَلْمُؤْمِنُ الَّذِي يُخَالِطُ النَّاسَ وَيَصْبِرُ عَلَى أَذَاهُمْ، أَعْظَمُ أَجْرًا مِنَ الْمُؤْمِنِ الَّذِي لَا يُخَالِطُ النَّاسَ وَلَا يَصْبِرُ عَلَى أَذَاهُمْ “İnsanların arasına karışan, onların eza ve cefalarına katlanan mü'min, halktan uzak duran ve onların eziyetlerinden emin olmaya çalışan mü'minden daha faziletli, mükâfatça daha üstündür.” Halvet yolunu seçmeme, insanların içinde yaşama, onların eziyetlerine katlanma/sabretme, ecir ve mükafat açısından, sadece başının çaresine bakıp, bir halvethaneye çekilip, “Adam!.. Karışma kimsenin işine!” deyip sadece kendini düşünmekten daha üstündür; o eziyete katlananlar, öbürlerinden kat kat daha hayırlıdırlar. Bu açıdan da eziyet göreceksiniz, cefaya maruz kalacaksınız; belki sürekli içinizde Şâir Eşref'in (v. 1910) sözleri kendisini hissettirecek; “Cihâna geldiğim günden beri pek çok cefâ gördüm. Ezildim bâr-ı gam altında bin türlü ezâ gördüm. Değil bigânelerden, âşinâlardan belâ gördüm. Vücudum âlem-i sıhhatte bîmâre dönmüştür.” İçinizde sürekli bu duygunun köpürdüğünü duyacaksınız; “Olsun!” diyeceksiniz, “Benim Efendim, İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) benim çektiğimin yüz katını çekti!..” O Ebu Bekir'ler, Ömer'ler, Osman'lar, Ali'ler, yüz katını çektiler; çektiler ama bir adım değil, ayağın yarısı kadar dahi geriye adım atmadılar. Başlarına inen balyozlar karşısında, biraz daha hızlandılar. Metafizik gerilimleri bir kat daha arttı. Daha bir hızlandılar, Allah'ın izniyle; beş senede realize edilebilecek bir şeyi, iki seneye sığıştırdılar. Nefis, şeytan ve mesâvi-i ahlâka karşı koyma, hatta iman, ibadet ve güzel ahlâk duygusunu yerleştirme istikametindeki gayretlerin bütünü “büyük cihad”dır.

The Yona Podcast
Chapters 131-132

The Yona Podcast

Play Episode Listen Later Sep 5, 2022 76:54


Love is in the air this week. Hak and Yona go on a mini date-like thing and Yona has another Moment (tm) with a beautiful woman who - gasp - is the bloodthirsty Princess Kouren! Also the dragons find themselves in a bit of a bind. Oops. Special thanks to (not host) Alex again for editing this episode! I am eternally grateful. Check us out on twitter, gmail, or tumblr if you're so inclined. Otherwise, we'll see you next week for some more Xing and a very exciting bonus chapter.

Hizmetten
Dünyayı her şey zannettiklerinden dolayı | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 5, 2022 6:12


Bu video 04/12/2016 tarihinde yayınlanan " ÂHİRET YÖRÜNGELİ HAYAT" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Âhiret, dâr-ı kudret'tir; burada bir günde ve bir senede yapılan işler, orada bir anda meydana gelir. Evet… Her şey, tatlı bir menkıbe şeklinde orada anlatılacak, مُتَّكِئِينَ فِيهَا عَلَى الْأَرَائِكِ “O cennette koltuklar üzerine kurulurlar.” (İnsan, 76/13) مُتَّكِئِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ “Onlara yaslanarak karşı karşıya kurulmuşlardır.” (Vâkıa, 56/16) Karşılıklı koltuklara kurulmuşlar… “Koltuk” deniyor, ne olduğu belli değil. Bu oturduğum koltuk gibi bir şey değil; böyle bir şey dünyanın şatafatını ifade ediyor. Her halde içinizden geçen şekle göre şekil alıyor. “Ben şimdi şöyle yapayım, biraz daha rahat et!” diyor, kendi kendine. Çünkü o âleme “kudret dâiresi” diyor Hazreti Üstad, bu âleme de “hikmet dairesi” diyor. (“Evet, dünya dârü'l-hikmet ve âhiret dârü'l-kudret olduğundan; dünyada Hakîm, Mürettib, Müdebbir, Mürebbi gibi çok isimlerin iktizasıyla, dünyada icad-ı eşya bir derece tedricî ve zaman ile olması; hikmet-i Rabbaniyenin muktezası olmuş. Âhirette ise, hikmetten ziyade kudret ve rahmetin tezahürleri için maddeye ve müddete ve zamana ve beklemeye ihtiyaç bırakmadan birden eşya inşa ediliyor. Burada bir günde ve bir senede yapılan işler, âhirette bir anda, bir lemhada inşasına işareten Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan وَمَا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُ ferman eder.” Sözler, s.113 / Onuncu Söz) Hikmet dairesinde, sebepler perdedir. Bir yönüyle, her şey, bir makuliyeti takip eder, akılla izah edersiniz. Âhirette, kudret diyarında ise, akıl yok demek değildir; fakat kudret öyle hâkimdir ki, aklınıza gelen şeyler, hatta aklınızın köşesinden değil “taakkul”ünüzden, “tasavvur”unuzdan, “tahayyül”ünüzden bile çarpıp geçen şeyler, ânında oluverir. فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ “Pek muhteşem bir cennette; salkım salkım meyveleri, elle koparılacak mesafede.” (Hâkka, 69/22-23) Her şey, burnunuzun ucunda, arzu ettiğiniz, aklınızdan geçen her şey… Öyle bir kudret-i kâhire, bir irade-i bâhire, bir meşîet-i sübhâniye yeri ki, orada koltuklara oturmuş, dünyadaki sergüzeşti hikâye ediyorsunuz birbirinize. Buradaki o acılar, o elemler, o ızdıraplar, zâlimlerin hay-huyu, mazlumların âh u vâhı ve iniltisi, birer musikî şekline dönüşmüş. Bazen bir sabâ makamı zenginliği içinde, bazen bir uşşâk tatlılığı içinde, bazen bir hüzzâm veya rast zemzemesi içinde, bazen bir segâh letâfeti, bir hicaz letâfeti içinde o hikâyeleri, o sergüzeşt-i hayatı dinleyeceksiniz. Aklınıza gelen rahatlığın her türünü duyacak, iliklerinize kadar yaşayacaksınız. Şu kadar var ki, orada iliklerine kadar onu yaşama, o meseleyi burada tabiatın bir derinliği haline getirmeye bağlı.

Hizmetten
“Göreceksin ki âdet-i İlahî değişmez!” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 4, 2022 6:48


Bu video 04/12/2016 tarihinde yayınlanan " ÂHİRET YÖRÜNGELİ HAYAT" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Velî, vekîl, yardımcı olarak Allah yeter!.. Hiçbir şey, Allah'ın rahmetinden daha büyük olamaz. Cenâb-ı Hak, وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ “Rahmetime gelince, o her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.” (A'raf, 7/156) buyuruyor. Arzı, semayı, dünyayı, ukbâyı; insanı, hayvanı, cemâdı, meleği, ruhânîyi… İlahî rahmet her şeyi kaplamıştır. Besmele'de, lafz-ı celâle'den sonra “er-Rahman”, “er-Rahîm” geliyor. Ayrıca, Allah, “Raûf” diyor, “Atûf” diyor, “Latîf” diyor, “Hannân” diyor, “Mennân” diyor; esmâ-i İlahiyesini ifade buyuruyor; meseleyi sıfât-ı Sübhâniyesi ile irtibatlandırıyor. Böylece bizleri kat'iyyen ye'se düşmemeye de çağırıyor. Esbâb bi'l-külliye sukût etse, elimizi atacak, tutunacak hiçbir şey kalmasa, yine وَكَفَى بِاللهِ وَلِيًّا “Dost ve koruyucu olarak Allah yeter.” (Nisâ, 4/45); وَكَفَى بِاللهِ وَكِيلاً “Kendisine dayanılıp güvenilecek ve bütün işlerin havale edileceği (vekil) olarak Allah yeter.” (Nisâ, 4/81); وَكَفَى بِاللهِ نَصِيرًا “Bir yardımcı olarak elbette Allah yeter!” (Nisâ, 4/45) fehvasınca, veli olarak O (celle celâluhu), vekil olarak O, yardımcı olarak O, yeter! “Artar” demeyin, “yeter!” Her şeye yeter!.. Böyle bir mülahazanın içine itilme, bazen o mevzuda imtihandır. O'na karşı tavır ve davranış imtihanında kazanır mıyız, kayıp mı ederiz; elenip gider miyiz, yoksa kalburun üstünde mi kalırız?!. İnsanlar için çok sırlı bir imtihan… Bazıları sarsılır; sarsıntı ölçüsünde imtihanı kaybederler. Bazıları “Artık her şey bitmiştir!” der, bir ölçüde imtihanı kaybederler. Bazıları bütün bütün yıkılır gider, imtihanı kaybederler. Bazıları “Galiba burada yaşamak daha rahat!” deyip zalim cepheye iltihak ederler; onlar, bütün bütün kaybederler; dünyada cezasını görür, âhirette de dünya kadar insanın hesabını verme mecburiyetinde kalırlar. Derecesine göre kayıplar yaşanır, kazanımlar yaşanır, bu türlü konularda, kadîmden bu yana. Hak yolda maruz kaldığınız mağduriyetler ebedî saadet vesileniz olacak ve âhirette onları tatlı birer menkıbe şeklinde birbirinize anlatacaksınız!..

MyMecra Podcast
Cennetteki Köşkünü Kaptıran Hacı - B74 - Biri Bir Gün | Serdar Tuncer

MyMecra Podcast

Play Episode Listen Later Sep 3, 2022 18:12


Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer, bu hafta Biri Bir Gün'de "Cennetteki Köşkünü Kaptıran Adamın Hikayesini" anlatıyor... Serdar Tuncer bu bölümde başlıca şunları anlattı: Selamın aleyküm erenler ve dahi erenlere gönül verenler hatta ve hatta erenlere gönül verenleri sevenler ve dahi Bizim Yunus'un; "Bir hastaya vardın ise, Bir yudum su verdin ise, Yarın anda karşı gele, Hak şarabın içmiş gibi." dörtlüğüne iman edenler... Ne demek bu? Yunus Emre'miz Türkçe'nin süt dişleriyle o kadar güzel söylüyor ki; bu dünyada birisine yaptığın bir iyilik ahirette dönüp sana misliyle karşı gelecek olandır. Buna sadece iman etmek yetmez pek çok şeyde olduğu gibi bunun hakkını da vermeye gayret etmek lazımdır. Bilmek yetmez bir de olmak lazım... Çok sevdiğim bir hocamın ifadesiyle söyleyeyim; Neleri yapmamız gerektiğini biliyoruz. Peki, aranızda ben bildiğim her şeyi yapabiliyorum diyen var mı? Pek çıkmaz... Neleri yapmamamız gerektiğini de biliyoruz. Peki, aramızda ben yapmamam gerektiğini bildiğim her şeyden uzak duruyorum diyebilen var mı? O da pek çıkmaz... O zaman bilmek ne işe yarıyor? Bilmek, seni olmaya götürdüğü vakit bir mana ifade eder, değilse bilsen ne olacak?... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...

Hizmetten
Bir de böyle babayiğitler var; “Verdi, aldı!” diyorlar | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 2, 2022 6:29


Bu video 11/12/2016 tarihinde yayınlanan " KALBE OKLAR SAPLANIRKEN" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Şimdi, üzülmenin bir gayr-ı iradî olan yanı var; muktezâ-i beşeriyet olarak, insanın içinde öyle bir üzüntü olabilir. “Ben usanmam gözümün nûru cefâdan amma / Ne kadar olsa cefâdan usanır cândır bu…” diyor Hak dostu (Keçecizâde İzzet Molla). Belki kararlısınız siz, üzülmemeye kararlısınız fakat muktezâ-i tabiat, bir yönüyle. كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَتَذَرُونَ الْآخِرَةَ “Hayır hayır! Siz, peşin gelir olarak (gördüğünüz dünyanın) peşindesiniz ve onu tercih ediyorsunuz. Âhireti ise bir kenara koyuyorsunuz.” (Kıyâme, 75/20-21) Bu tabiat, birilerinde asliyet planında tesirini icrâ ediyor, onları dünyanın kulu-kölesi haline getiriyorsa, onun şöyle-böyle -Alfa tesiri var, Beta tesiri var, Gama tesiri var- radyoaktif tesiri sizde de olabilir. Fakat o mevzuda, iradenin hakkını vererek, hemen bir kısım argümanları kullanıp Allah'ın izni ve inayetiyle o şeyi bastırmak lazım. Zâlimin zulmü karşısında, insanın içinin yanmaması, içsizliktir; fakat o yanan içinize, bir itfaiyeci gibi, yine siz su yetiştirmelisiniz!.. Şimdi çoğumuz derinden üzüntü yaşıyoruz. Belki, Kıtmir'in de aklına geliyor; o müesseselerin çoğunda amele gibi çalıştım ben. Yalan söylüyorlar, o arsaların hiçbirini onlar vermediler. Onları, bu iman ve Kur'an hizmetine, bizim temel kültür değerlerimize saygısı olan insanlar verdiler, katkıda bulundular. Bugün içeriye alınan insanlar, birer ırgat gibi, amele gibi çalıştılar; sa'ylerinin semeresini birer âbide olarak diktiler. Ve sonra bunu dünyaya açtılar, Allah'ın izni ve inayetiyle. Bugün onları ta'n u teşnîde bulunanların arpa kadar o işin içinde katkıları yoktur; “vardır!” diyorlarsa, şimdiye kadar bin tane yalanları tespit edilmiş, o yalancıların yalanlarından bin birincisi olur. Yalan!.. Evet, siz, emek vermiş, ter dökmüşsünüz; alışmış ve bir yönüyle gözünüzün nuru saymışsınız. Senelerce gitmiş, gelmiş, bakmışsınız. Çok güzel şeyler yaptığına şahit olmuşsunuz. O müesseselerden yetişenler, tıpkı Ashâb-ı kirâm gibi, hiç tereddüt etmeden -biraz evvel de geçtiği üzere- ağlayan anayı, ağlayan babayı, ağlayan eşi, ağlayan evladı bırakarak, îsâr ruhuyla dünyanın dört bir yanına açılmışlar. Önemli bir hizmet vermiş o müesseseler. Şimdi onlara gelip tepeden binmekle, tagallüple, tahakkümle, tasallutla, kayyım ile, kıyımcı tayin etmekle, o müesseseleri batırmakla, bir yönüyle kalbinize sürekli iğneler saplıyorlar gibi!.. Kalbinize iğne saplanırken acıyı duyacaksınız. Sizin iyiliğiniz için kan alırken, iğneyi saplıyorlar; acıyı duyuyor, ürperiyorsunuz. Bu, muktezâ-i beşeriyet; fizikî yapınızın gereği. Herhalde, o kadar bir sarsılma, o kadar bir titreme, o kadar bir “Uff-puff!” çekme, tabiatınızın muktezasıdır. Fakat Allah (celle celâluhu) size, iradesinin gölgesi, izafî bir “irade” vermiş; “meyelan” veya “meyelanda tasarruf” sözüyle tarif edilen bir şey vermiş. Onun hakkını kullanarak orada diyeceksiniz ki; اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَعْطَى فَأَخَذَ “Hamdolsun o Allah'a ki, vermişti, aldı!..” Ben, çoğu arkadaşlardan da bunu dinledim: “Ben esasen işe bir yerde ırgat olarak başladım. Sonra İstanbul'a geldim, bir arsa aldım, Allah'ın izniyle orada kazındığım şeyle. Arsa, arsa doğurdu; arsa, arsa doğurdu; bina, bina doğurdu… Ve ondan bankalar binası yapıldı.. ondan villalar yapıldı.. ondan, dünyanın başka yerinde Selimiye camileri yapıldı. O gün, Allah onları vermişti; bugün de aldı!” Gülerek anlatıyor; “O kadar çok rahatım ki, vermişti, aldı!” diyor. Aynı zamanda meselenin mantığının mesnedini de söylüyor: “Belki içlerinde bir şey vardı bu kazanımların; öbür tarafta hesabını vermemem için, verdiği gibi aldı!..” Bir de böyle babayiğitler var. “Verdi, aldı!” diyorlar.

Hye Jams Radio
The Stars Are Shining

Hye Jams Radio

Play Episode Listen Later Aug 31, 2022 56:29


Chummy Inc. presents "Late Night with Armine Tatoyan" on Hye Jams Radio, coming to you from Chummy Studios--Armenia. On this episode of Late Night, The Stars are Shining and Armine is bringing the musical juice to your ears, setting the stage for the finish of a wonderful evening. Check out amazing New Jams from Artur Arakelyan, Anette Aghabekyan and Artur Petrosyan. Plus Hits you know and love from Ara Hovhannisyan, Harout Balyan, DJ Davo, Manel, Rafael Tunyan, Zoya, Sarina Cross, Paul Baghdadlian, MikS, HAK, Christine Pepelyan, Armenchik, Gevorg Sirekanyan, Super Sako and Seda Hovhannisyan--to name a few. Download the HYE JAMS RADIO iOS or Google Play App for FREE right now and enjoy! It's always an amazing evening on Late Night...Right here on Hye Jams Radio!

Hizmetten
“Hayır, siz girin!” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Aug 31, 2022 3:09


Bu video 11/12/2016 tarihinde yayınlanan " KALBE OKLAR SAPLANIRKEN" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Dünyada îsâr ruhuyla yaşayanlar, hatta bütün bütün isârlaşmış olanlar Cennet'e girerken bile o istikamette davranırlar. Cömertliğin bir de bu türlüsü vardır. O yüksek îsâr ruhunun bu türlüsünü yerine getirmek bir hedeftir. Mesele sadece Hazreti Ebu Talha'nın, kendi aç olduğu halde birine yemek yedirmesinden ibaret değildir. O hadise münasebetiyle bir ufuk da gösterilmektedir. Bazen Kur'an ve Sünnet-i sahiha, en küçük şeyleri anlatırken, mesela bir ferde karşı îsâr ruhuyla hareket etme, onu kendine tercih etme mevzuunu nazara verirken, aynı zamanda -adeta- “Bir de siz onun büyüğünü hesap edin!” demektedir. Neyi hesap edeceksiniz? Hani ulemâ ile ağniyânın (âlimler ile zenginlerin) Cennet'in kapısında birbirlerine öncelik hakkı verecekleri bir hadis-i şerifte anlatılıyor; işte onu bu cümleden olarak hesap edebilirsiniz: Ulemâ diyor ki, “Siz, bize evler açtınız, okullar açtınız, yurtlar açtınız, hocalar tayin ettiniz, bizim âlim olmamızı sağladınız. Burada önce sizin Cennet'e girmeniz gerekir!” Îsâr… Bakın, Cennet söz konusu.. arkada bıraktıkları Cehennem var.. dağlar cesâmetinde kıvılcımlar dışarıya fışkırıyor. Bir tarafta öyle bir dehşet; beri tarafta insanların içine inşirah salan Cennet'in o baş döndürücü manzarası. Böyle bir manzara karşısında ve öyle ürperten bir şey karşısında, “Hayır, siz girin!” Bu defa da ağniyâ diyorlar ki; “Biz, cömertliğin ne manaya geldiğini, zühdün ne manaya geldiğini sizden öğrendik. Siz, onları bize öğretmeseydiniz, biz böyle yapmazdık. Hak, sizin hakkınız; sizin önce girmeniz lazım!” Şimdi bir insana yemek yedirme îsârı nerede, böyle bir mesele nerede?!. Zannediyorum böyleleri, “Ya Rabbî! Evvelâ, sevabıyla benim bu kardeşimi mizandan geçir, ben biliyorum ki teraziye konduğu zaman, -kırılıyorsa o terazi- onun sevabı karşısında ‘küt' diye kırılacaktır. Evvelâ, o!.. O!.. Sırat'ı evvela o geçsin.. Cennet'e evvela o girsin.. Sen'in rızanı evvela o kazansın. Ben de onun arkasından!..” Tâ bu ufka kadar uzanır o îsâr ruhu.. Cenâb-ı Hakk'ın “Cevâd” isminden gelen, birilerinin kullandığı unvan itibariyle “Cevvâd” isminden gelen “çok cömert” olma.. başkalarını nefsine tercih edecek kadar başkaları için yaşama… https://www.herkul.org/bamteli/bamtel...

Hizmetten
Sana derdimi şerh etmemin manası yok!.. | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Aug 28, 2022 4:48


Bu video 11/12/2016 tarihinde yayınlanan " KALBE OKLAR SAPLANIRKEN" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... “Rabbim, bu dert bana iyice dokundu (ve Sana gerektiği gibi ibadet edemez hale geldim). Sen, Merhametlilerin En Merhametlisisin!..” Bir zaman gelir ki, Hazreti Eyyûb'un tepeden tırnağa vücudu da yara-bere ve hastalıklar içinde kalır. Hazreti Pîr, menkıbeye bağlı keyfiyetiyle ifade ederken, esasen önemli iki unsuru nazara verir: Biri, inanma mahalli olan “kalb”i; ona da o isabet etti. Diğeri de O'nu (celle celâluhu) dillendirme unsuru olan dili-dudağı, ona da isabet etti. Bundan dolayı buyuruluyor ki: وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ “Bu arada, önderler içinde Eyyûb'u da an, hatırla. Hani O, ‘Rabbim, bu dert bana iyice dokundu (ve Sana gerektiği gibi ibadet edemez hale geldim). Sen, Merhametlilerin En Merhametlisisin!' diye yalvarmıştı.” (Enbiyâ, 21/83) Şikâyet değil. “Gider!..” demek değil. Arz-ı hâl. Üns makamının gerektirdiği “temkîn”. “Rabbim, bana musibet isabet etti. Sen, Erhamü'r-râhimînsin!” Bakın bu sözde şikâyet yok. عِلْمُكَ بِحَالِي، يُغْنِينِي عَنْ سُؤَالِي “Sen'in benim halimi bilmen; benim Sen'den bir şey istememden beni müstağni kılıyor!” Yine bir Hak dostu şâirin dediği gibi: قَدْ كَفَانِي عِلْمُ رَبِّي عَنْ سُؤَالِي وَاخْتِيَارِي “Rabbimin benim her şeyimi bilmesi, beni O'dan bir şey istemeden de, bir şey dilemeden de, ihtiyardan da alıkoyuyor!” O bildiğine göre, bana düşen şey, bir dilekçe ile -bir yönüyle, kalbin kompoze ettiği ve dilin de okuduğu bir dilekçe ile- halimi arz etmekten ibaret kalıyor. عِلْمُكَ بِحَالِي، يُغْنِينِي عَنْ سُؤَالِي Zannediyorum, bunu başta Hazreti Şâh-ı Geylânî söylüyor, sonra da bir-iki Hak dostu, ondan mülhem tekrar edip duruyorlar: عِلْمُكَ بِحَالِي، يُغْنِينِي عَنْ سُؤَالِي “Halimi bilmen, Sen'den bir şey istememden beni alıkoyuyor!” Biliyorsun, Sana derdimi şerh etmemin manası yok!.. İşte Hazreti Eyyûb aleyhisselam, ihtimal, bu mülahazalarla halini arz ediyor ve her meselede اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَعْطَى فَأَخَذَ “Hamdolsun o Allah'a ki, O vermişti, O aldı!” diyor. Îsâr kahramanları, kendileri de muhtaç olsalar bile diğer mü'minleri nefislerine tercih ederler; bu tercihin tek istisnası ihlas, rıza, aşk u iştiyak konusunda olabilir. Evet, siz İmam Şâfiî hazretlerinin civanmertliğinden hareketle, cömertlik ile zühd münasebetini sormuştunuz. Şimdi bir insan, kalben dünyadan alakasını kesmiş ise, aynı zamanda o, çok cömerttir. Bazı yerlerde, bunun karşılığı/zıddı olarak Arapça “buhl” (البُخْل) tabirini kullanırlar; “bahîl insan” (رجلٌ بَخِيل) derler cömert olmayan kimselere. Zât-ı Ulûhiyete nispet edilen “Cevâd” ism-i şerifi var. Belki bizim bildiğimiz esmâ-i İlahiye içinde olmadığı halde, Ehlullah'tan bazıları mübalağa kipi ile de ifade eder, “Cevvâd” derler. Bu adeta, “Bildiğiniz gibi değil, çok cömert! O'nun vermesinin hadd ü hududu, sınırı yok! O, öyle biri!..” demektir.

Hizmetten
“Ben, yokum! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Aug 27, 2022 6:36


Bu video 18/12/2016 tarihinde yayınlanan " ŞERBET" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... “Allahım, Peygamberimizin Kevser havzından kase kase içir ve susuzluğumuzu öyle gider ki, ondan sonra ebediyen susuzluk çekmeyelim!..” Evet, işte en son, o. Sonra geriye dönüp -bir yönüyle- kendini görmezlikten gelerek, üzerine bir çarpı çekerek, “Ben, yokum! Bende bir ben var, benden içeri!” demek. Bunu Yunus Emre diyor. Nasıl diyor Yunus Emre?!. Evet, onun kendi ifadesiyle diyeyim: “Beni bende demen, bende değilim / Bir ben vardır bende, benden içeru.” Sende bir “Ben” olmalı, senden içeru; esasen, sen, O'nun aynası olmalısın!.. “Ayinedir bu âlem her şey Hak ile kâim / Mir'at-ı Muhammed'den Allah görünür daim” (Aziz Mahmud Hüdâî) O'nda, asliyet planında, hakikat planında… O'na bakan, O'nu gören, إِذَا رُؤِيَ ذُكِرَ اللهُ fehvasınca, Cenâb-ı Hakk'ı hatırlıyor, “Allah!” diyordu. İnsafla, önyargısız bakan bir Yahudi âlimi Abdullah ibn-i Selam (Allah, selamı ile serfiraz kılsın!) “Vallahi, bu çehrede yalan yok” demişti. لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ demesi için, o dırahşan çehreye bakması yetmişti; o mübarek mahiyete bakmak yetmişti onun için. Öyle bir ayna olma… “Mir'ât-ı Muhammed'den Allah görünür dâim.” İşte, burada o şerbetleri içince, öbür tarafta, Kevser'i içeceksiniz. Abdest alırken de ağzınıza su verirken اَللَّهُمَّ أَسْقِنِي مِنْ حَوْضِ نَبِيِّكَ (صلى الله عليه وسلم) كَأْسًا لاَ أَظْمَأُ بَعْدَهُ أَبَدًا “Allahım, Peygamberinin havzından kase kase içir ve susuzluğumu öyle gider ki, ondan sonra ebediyyen susuzluk çekmeyeyim!..” diyorsunuz. لاَ أَظْمَأُ بَعْدَهُ أَبَدًا “Öyle bir içir ki, ondan sonra susuzluk nedir, onu bilmeyeyim!”. Evet, içeceksin… Bal ırmağından içeceksin, sekir vermeyen meşrubattan içeceksin, saf su menbaından içeceksin… Kaynağından.. kolibasili falan yok, içine girmemiş; hepsi tertemiz böyle… Dünyadakiler sadece birer örnek… İçtiğin zaman diyeceksin ki, “Yahu, bizim o bal var ya, yüzde bir bu tadı veriyordu! Demek yüzde yüzü buna aitmiş!” O meşrubatı içtiğin zaman, “Yahu, birileri içtiği zaman başları dönüyor, kendilerinden geçiyorlardı, ona benziyor ama…” diyeceksin. Kur'an-ı Kerim işaret buyuruyor, işarî tefsir açısından dururlar üzerinde: وَبَشِّرِ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَأُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ “İman edip makbul ve güzel işler yapanları müjdele: Onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır. Öyle cennetler ki, ne zaman meyvelerinden kendilerine bir şey ikram edilirse: “Bu, daha önce de dünyada yediğimiz şey!” diyecekler. Oysa bu, onların aynısı olmayıp, benzeri olarak kendilerine sunulacaktır. Orada onların tertemiz eşleri de olacak ve onlar orada devamlı kalacaklardır.” (Bakara, 2/25) Hazreti İbn Abbas (Habrü'l-ümme – Ümmetin âlimi) bu ayetin tefsirinde diyor ki: “Ahirette verilecek şeyler, sadece benzerlerdir!” Onları orada tattığınız zaman, diyeceksiniz ki “Yahu, bu şuna benziyor biraz.. bu şuna benziyor.. bu da şuna benziyor.” Bu hayat, şuna benziyor.. bu koltukta böyle gerilip oturma şuna benziyor.. bu hayat arkadaşıyla muhavere şuna benziyor.. şu evlat sevgisi, evlatlarla alaka da şuna benziyor… Şuna benziyor ama onu tam da ifade etmiyor… Hazreti Pîr de hassasiyetle meselenin üzerinde duruyor. Öyle diyeceksin… Burada o şerbetleri içince, orada da Allah'ın izni ve inayetiyle, o şerbetlerle ikrâmât-ı İlahiye'ye, tekrimât-ı Sübhaniye'ye mazhar olacaksın!..

Hizmetten
İrade İnsanı | Pendik 2 | 16 Nisan 1989 | Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Aug 26, 2022 78:22


Bu videoda Fethullah Gülen Hocaefendi'nin 16 Nisan 1989 tarihinde Pendik Çarşı Camii'nde verdiği "İrade insanı" konulu vaazı dinleyeceksiniz... • İradenin, insanın beşeri boşluklarını doldurduğu, onu diğer varlıklardan ayırdığı • İrade sayesinde bütün tehditlere karşı konulacağı ve bu konuda “Onlar öyle kimselerdir ki halk kendilerine: “Düşmanlarınız size karşı ordu hazırladılar, aman onlardan kendinizi koruyun!” dediklerinde, bu tehdit onların imanlarını artırmış ve ” (Âl-i İmrân sûresi, 3/173) âyeti • İrade insanı rahat ve tenperverlik engeline takılmaz • Rabbimizin, hayatını ibadete ve O'nun yolunda hizmet etmeye adayan binlerce genç nasip etmesi... • Hz. Hatice'nin (r.anhâ), Allah yolunda bütün servetini harcaması, rahat bir hayat yaşama imkânı varken Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) hatırına zorluklarla dolu bir hayata katlanması • Allah Teâlâ'nın (c.c.), Peygamberimiz'i (sallallahu aleyhi vesellem) “hükümdar peygamber” veya “kul peygamber” olma arasında muhayyer bırakması.. Peygamberimiz'in, (sallallahu aleyhi vesellem) Hz. Cebrail'in de işaretiyle dünyevî bütün meşakkatlerine rağmen (açlık, susuzluk, yokluk gibi) “kul peygamber” olmayı tercih etmesi • Mus'ab İbn Umeyr'in (r.a.) Resûlullah yolunda meşakkatli bir hayatı rahat ve müreffeh bir hayata tercih etmesi • Allah yolunda hizmet edenler, şan, şeref ve şöhret engelini iradeleriyle aşarlar • Hz. Ebû Bekir'in (r.a.) halife seçildikten sonra bile şan ve şöhret engeline takılmadan komşularının koyunlarını sağmaya devam etmesi • Hz. Ömer'in (r.a.) bir hutbe esnasında, içine gelen gururdan dolayı nefsiyle hesaplaşması • Şan ve şöhret karşısında boyun eğmeyen Koca Yavuz (Sultan Selim)'in hayatından örnekler: Mısır Fethi dönüşünde halkın kendisini karşılamasından hoşlanmadığı için gündüz yerine gece vakti.. İstanbul'a girmeyi tercih etmesi.. Kölelerin küpe taktığını görünce “Ben de Allah'ın kölesiyim.” diyerek kendisinin de bir küpe takması.. Kendi adına okunan hutbede hatibin “İmamü'l-Harameyn” (Mekke ve Medine'nin yöneticisi) diye hitap etmesine “Hayır ben Hâdimü'l-Harameynim.” (Mekke ve Medine'nin hizmetçisi) diyerek müdahale etmesi • Hak davasına hizmet edenler, şehvet engeline takılıp kalmazlar • Hz. Ömer (r.a.) devrinde, bir kadının çağrılarına nihayet karşılık veren bir gencin Allah'ın inayetiyle içine düştüğü girdaptan kurtulması.. ve Allah indinde gördüğü mükâfat • İrade insanları izzet ve gurur engeline takılıp kalmadan hak ve hakikati anlatmaya devam ederler • Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) kavminden gördüğü onca hakaretlere, hatta pâk zevcesi Hz. Âişe'ye (r.anhâ) iftira atılmasına rağmen “onurum, gururum” dememiş, insanlara hak ve hakikati anlatmaya ve onlara iyilikle davranmaya devam etmiştir • İrade insanı korku ve endişeye kapılmaz • Ensar'dan ileri gelenlerin, Bedir Savaşı'nda hiçbir korku ve endişeye kapılmadan Resûlullah'la (sallallahu aleyhi vesellem) beraber savaşma iradesini ortaya koymaları

Hizmetten
Ve sizi çekemeyenler de... | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Aug 26, 2022 5:28


Bu video 18/12/2016 tarihinde yayınlanan " ŞERBET" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Allah, Hizmet gönüllülerine öyle muvaffakiyetler lütfetti ki, onları “Gerçek Sahibi”nden (celle celâluhu) bilmediğiniz zaman, farkına varmadan şirke düşmüş olursunuz. Cenâb-ı Hak, size, devletlerin bile yapamadığı, milyonların yapamadığı şeyi yaptırdı. Dünyada büyük ölçüde bunu hemen bütün semâvî dinler sahipleri kabul ettikleri gibi, belli bir ölçüde semavî sayılmayan inanç ehli de kabul etti. (Muhammed Hamîdullah merhum, makamı cennet olsun, öyle bakmıyordu; Budizm'e de, Brahmanizm'e de, Şintoizm'e de öyle bakmıyordu: “Bir aslı-bir faslı vardı bunların, zamanla insanların oynamasıyla taşlar yerinden oynadı, çok ciddi farklılıklara uğradılar.” şeklinde bir mütalaası vardı.) Evet sadece semavî dinler dairesi içinde değil, aynı zamanda işte Uzak Doğu'da -gördüğünüz gibi- biraz evvel isimlerinden, yöntemleri adına -esasen- dinlerinden, diyanetlerinden, mezheplerinden bahsettiğim insanlar bile, sevgi ile, şefkat ile, re'fet ile bağırlarını size açtılar. Şimdi bu öyle büyük bir iş ki, bence bunu “Gerçek Sahibi”ne (celle celâluhu) vermediğiniz zaman, farkına varmadan şirke girmiş olursunuz. Oysaki biz günde kırk defa, sünnetleri kıldığımız taktirde -Bir de Teheccüd kılıyorsak, bir de Evvâbin kılıyorsak, bir de İşrak kılıyorsak, bir de Kuşluk kılıyorsak, varın sayın!- إِيَّاكَ نَعْبُدُ “Yalnız Sana kullukta bulunuyoruz; hepimiz, mütedâhil daireler/halkalar halinde, Ka'be'nin etrafında, Sen'in mihrap tayin ettiğin yere müteveccihen, kulluğumuzu Sana tahsis ediyoruz! Bizler hepimiz, Sen'in boynu tasmalı kullarınız, ayağı prangalı kullarınız!” diyoruz. Bu öyle ağır bir yük, öyle ağır bir mesuliyet ki, onu yapmak için, bir kere daha “atıf vâvı” ile yardım diliyor, وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ diyoruz. Atıf vâvı “matuf” ile “matufun aleyh”in hükümde farklılığını ifade etmek için konuyor; öyle bir farklılık arada olmasaydı إِيَّاكَ نَعْبُدُ، إِيَّاكَ نَسْتَعِينُ denirdi. Bir farklılık var: “Bu ağır ibadeti, ubudiyeti, (sofilerin kullandığı tabirle) “ubûdet”i yerine getirme, öyle ağır, öyle çetin bir iş ki, Sen'in i'ânen/yardımın olmazsa yapamayız! Bu büyük işi yapma mevzuunda da yardımı sadece Sen'den bekliyoruz!” diyerek yine “Kâf-ı hitab” ile işi Cenâb-ı Hakk'a tahsis ediyoruz. Bir de yalnızca kendi/şahsî ubudiyetimizi mesned yaparak, işi ona dayandırmıyoruz; “Yâ Rabbi, sadece benim dediğim değil, şu benim içinde bulunduğum, teşekkül etmiş olan halka var ya!.. Kâbe'ye en yakın olanından en uzak olanına kadar, hatta semâlara kadar, hatta Kâbe onun -bir yönüyle- izdüşümü olduğu Sidretü'l-müntehâ'ya kadar iç içe halkalar halinde halkalanmış, إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ diyenlerin demeleri içinde kendi deyişimi de dillendiriyorum! Bütün bunların hepsinin dediğini ben Sana takdim ediyorum. Onların hepsinin deyişiyle Sana hitap ediyorum!”. وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ “Yardımı da ancak Sen'den istiyoruz!” diyoruz.

Hizmetten
Aşka âşık olma, Mecnun gibi | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Aug 24, 2022 10:03


Bu video 18/12/2016 tarihinde yayınlanan " ŞERBET" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Kendini küçük gör ve eksiklerini kabul et ki, nezd-i Ulûhiyette kıymet kazanasın ve olgunluğa yürüyesin!.. “Çekinme âkıl isen itiraf-ı noksandan / Emin olan delidir aklının kemalinden!” (Muallim Naci) “İtiraf-ı noksan”, noksanların giderilmesi adına en önemli faktördür. “Eksiğim var, gediğim var, kusurum var. Bunların telafi edilmesi lazım!” mülahazası, mükemmeliyet adına çok önemli bir adımdır. İnsan kendini tamam görüyorsa, hiç farkına varmadan, olduğu yerden her gün biraz daha, bir kadem, iki kadem, üç kadem aşağılara doğru yuvarlanır gider. Kendini eksiğiyle, gediğiyle, kusuruyla doğru görme, tamamiyet ve kemal adına önemli bir faktör, önemli bir dinamiktir. Günümüzün hastalığıdır kendini eksiksiz, kusursuz görmek. Marazdır; veba gibi, tâûn gibi, AIDS gibi bir marazdır. Kendini küçük gör ki, kendinde eksiklik gör ki, nezd-i Ulûhiyette bir kıymet-i harbiyeye ulaşasın!.. Kendini büyük gördükçe, nezd-i Ulûhiyette -hiç farkına varmadan- mâruz-u sukût olursun, düşmeye maruz kalırsın. Cenâb-ı Hak, inayetini, teveccühât-ı sübhâniyesini, riâyet-i sübhâniyesini, kilâet-i sübhâniyesini, hıfz-ı sübhânîsini, nusret-i sübhâniyesini, aşk u iştiyak-ı sübhâniyesini dirilişimizin vesilesi olarak ruhlarımıza ifâza buyursun, bizi onlarla teyîd buyursun!.. Evet, “Tut elimden, tut ki edemem Sen'siz!..” mülahazası bu. “Tut elimden, tut ki edemem Sen'siz!..” mülahazasını içimizde güçlendirsin, bizi taklîd girdabından halâs eylesin!.. Göreneğe Bağlı Taklîd Hastalığı ve Ülfet Marazı İnsanlar, hemen birden bire “tahkîk”e adım atamayacaklarından/atamadıklarından dolayı, Usûlüddîn ulemâsı “taklîd”i kabul etmişler. Fakat üzerinde çok münakaşa yapılmış. Görenekten gelen “inanma”, görenekten gelen “Müslümanlık”, görenekten gelen “namaz”, “oruç”, “hac”, “zekât”. Bunlarda taklîde takılıp kalmak, bugünkü İslam dünyasının problemleri!.. Evet, İslam dünyası, göreneğin ötesine geçemeyince ve bir de daha sonra işi, özüyle, ruhuyla, derinliğiyle edâ edemediğinden dolayı göreneğe ülfet ve ünsiyet virüsleri de musallat olunca, bütün bütün her şeyini kaybetmiş. Oysa bir şey olabilmek için -esas- o görenekten ve o gelenekten de öteye yürümek lazım.

Hizmetten
"Allah için yüzü yerde olanı Allah yükselttikçe yükseltir..." | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Aug 20, 2022 3:30


Bu video 25/12/2016 tarihinde yayınlanan " GÜZEL ÂKIBET MÜTTAKÎLERİNDİR!.." isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... “Âhiret yurduna gelince, Biz onu yeryüzünde ululuk peşinde koşmadıkları (büyüklük taslamadıkları) gibi, bozgunculuk da yapmayanlara nasip ederiz.” O âhiret yurdu ki, نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لاَ يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الأَرْضِ وَلاَ فَسَادًا “Biz onu yeryüzünde ululuk peşinde olmadıkları (büyüklük taslamadıkları) gibi, bozgunculuk peşinde de olmayanlara nasip ederiz.” (Kasas, 28/83) Ayet-i kerimede, “ca'l” kelimesiyle “Biz onu, kılarız!” deniyor. “Kılma” ifadesi “ceale” جعل kelimesinden geliyor. Babalarının malı gibi değil, “Bizim ca'limiz olur!” manası nazara veriliyor. Cenâb-ı Hak, seyyidina Hazreti Âdem'in halife olmasını ifade ederken de “ceale” kelimesini kullanıyor; “Seni Ben yaratmışım. Dolayısıyla, halife yapacak da Ben'im. Bilmelisin ki, senin halifeliğin âriyet, emaneten sende. İstesem, vermem onu.. ve istediğim zaman da hemen alırım.” Çoklarından aldığı gibi… Evet, “ceale” kelimesinde de bu mana görülmeli: نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لاَ يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الأَرْضِ وَلاَ فَسَادًا O âhiret yurdu sizin hayatınızla elde edebileceğiniz gibi değil!.. 60-70 yaş ortalamasıyla, bir kısmı çocuklukta geçen, neredeyse yarısı uykuda geçen, çoğu bilmem kimlerle meşguliyette geçen, yeme içme ve yan gelip yatma ile geçen bir ömürle kazanılacak gibi değil!.. Ebedî.. Ebedî… İki kutup arasındaki rakamlara sığmayacak kadar bir zaman, ebedî. “Trilyon” deseniz, “sıfır” kalır onun yanında. “Katrilyon” deseniz, “sıfır” kalır ebediyetin yanında. Ebedî… Ebedî bir hayat… “Onu da Ben size kılacağım! Bakın, o da sizin ca'linizle değil. Benim ca'limle veriyorum, o da Benim ca'lime ait. Ama kim onlar, kime vereceğim onu?!.” لِلَّذِينَ لاَ يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الأَرْضِ “Yeryüzünde kendini büyük görmeyenlere…” Hadis-i şerifin ifadesiyle, مَنْ تَوَاضَعَ لِلَّهِ رَفَعَهُ اللهُ، وَمَنْ تَكَبَّرَ وَضَعَهُ اللهُ “Allah için yüzü yerde olanı Allah yükselttikçe yükseltir, kibre girip çalım çakanı da yerin dibine batırır.” Kim Allah için yüzü yerde, iki büklüm, asâ gibi bükülürse, Allah, onu yükselttikçe yükseltir. Kim tekebbüre/kibre girerse, onu da alçalttıkça alçaltır. Zira Cenâb-ı Hak, bir kudsî hadis-i şerifte, الْعَظَمَةُ إِزَارِي، وَالْكِبْرِيَاءُ رِدَائِي، فَمَنْ نَازَعَنِي فِيهِمَا قَذَفْتُهُ فِي النَّارِ buyuruyor: “Azamet izârım, kibriya ridâm Benim; bunları Benimle paylaşmaya kalkanı, derdest ettiğim gibi, tepetaklak Cehennem'e atarım!” O'nun sıfatı.. Sıfât-ı sübhaniye. Yeryüzünde büyüklük taslamayacak; “Ben ne dersem, o olur! Benim dediğim mutlaka yapılmalı! ‘Asın!' dediğim zaman, asılmalı!.. ‘Kesin!' dediğim zaman, kesilmeli!.. ‘Üzerine gidin!' dediğim zaman, hemen gidilmeli üzerine!.. Söz, bende başlamalı, bende bitmeli!.. Her şey bana bağlanmalı!..” Bu, yeryüzünde bir büyüklük taslama kompleksi…

The Yona Podcast
Chapters 124-126

The Yona Podcast

Play Episode Listen Later Aug 15, 2022 88:04


Good golly Miss Molly, these are some chapters. We have just THE MOST Lili/Soo-Won fodder of all time. Hak is finally confronting his Soo-Won trauma in a deeply metaphorical chapter. Ogi returns! And we say goodbye to this arc. Sei, I will miss you deeply. Also discussed: books/manga we've read recently, characters we vibe with in Yona, and the time Evangelina fell into a parked car. Please check us out on social media (twitter and gmail @theyonapod and tumblr @theyonapodcast). We'll see you next week for some Xing action and Evan taking the reins!

Hye Jams Radio
Misty Eyes

Hye Jams Radio

Play Episode Listen Later Aug 10, 2022 58:54


Chummy Inc. presents "Late Night with Armine Tatoyan" on Hye Jams Radio, coming to you from Chummy Studios--Armenia. Armine has personally selected a bunch of amazing jams that is sure to get you a serious case of Misty Eyes. That doesn't mean you're going to cry, although you may, but it does mean that the music will pull up some of your most heartfelt emotions. Check out amazing New Jams from Yana Hovhannisyan, Artur Petrosyan and Christina Yeghoyan. Plus Hits you know and love from DJ Davo, Hranto, Erik Karapetyan, Aram MP3, Anette Aghabekyan, Armenchik, Sofy Mkheyan, Sirusho, Joseph Krikorian, Zaka & Arshavir Martirosyan, Hak with Lena Ghazaryan, Razmik Amayan and Lidushik--to name a few. Download the HYE JAMS RADIO iOS or Google Play App for FREE right now and enjoy! It's always an amazing evening on Late Night...Right here on Hye Jams Radio!

The Yona Podcast
Chapters 118-120

The Yona Podcast

Play Episode Listen Later Aug 1, 2022 88:41


The wall is a metaphor! This week, Hak and Soo-Won are dealing with their emotional baggage, Jae-Ha and Zeno are hanging out, and Yona is having a breakdown because Lili's about to die. It's really fun stuff! Also there is a very quick spoiler where we pick up a discussion from last week at 1:16-2:28. And we talk a lot about other anime so if you want to skip to the Yona discussion, please skip ahead to about 24:00. Yikes. Sorry about that. As always, we're on social media (not Instagram or Tik Tok, but everywhere else). Please ask us questions or give us comments if you'd like, otherwise we'll see you next week!

Kardelen
Kader ile irade birbirini teyid eder - İlim, malûma tâbidir; malûm, ilme tâbi değil [Risale-i Nur - 78 | 26. Söz - 8]

Kardelen

Play Episode Listen Later Jul 28, 2022 21:35


https://www.youtube.com/watch?v=AtZYvYH3bJA YİRMİ ALTINCI SÖZ İKİNCİ MEBHAS Ehl-i ilme mahsus, [Haşiye-1] ince bir tetkik-i ilmîdir. Eğer desen: Kader ile cüz-ü ihtiyarî nasıl tevfik edilebilir? Elcevap: Yedi vech ile. BİRİNCİSİ: Elbette kâinatın intizam ve mizan lisanıyla hikmet ve adaletine şehadet ettiği bir Âdil-i Hakîm, insan için medar-ı sevap ve ikab olacak, mahiyeti meçhul bir cüz-ü ihtiyarî vermiştir. O Âdil-i Hakîm'in pek çok hikmetini bilmediğimiz gibi, şu cüz-ü ihtiyarînin kaderle nasıl tevfik edildiğini bilmediğimiz, olmamasına delâlet etmez. İKİNCİSİ: Bizzarure, herkes kendisinde bir ihtiyar hisseder, o ihtiyarın vücudunu vicdanen bilir. Mevcudatın mahiyetini bilmek ayrıdır, vücudunu bilmek ayrıdır. Çok şeyler var, vücudu bizce bedihî olduğu halde, mahiyeti bizce meçhul... İşte, şu cüz-ü ihtiyarî, öyleler sırasına girebilir. Her şey malûmatımıza münhasır değildir. Adem-i ilmimiz, onun ademine delâlet etmez. ÜÇÜNCÜSÜ: Cüz-ü ihtiyarî, kadere münâfi değil. Belki kader, ihtiyarı teyid eder. Çünkü, kader, ilm-i İlâhînin bir nev'idir. İlm-i İlâhî, ihtiyarımıza taallûk etmiş. Öyle ise ihtiyarı teyid ediyor, iptal etmiyor. DÖRDÜNCÜSÜ: Kader, ilim nev'indendir. İlim, malûma tâbidir. Yani, nasıl olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa, malûm, ilme tâbi değil. Yani, ilim desâtiri, malûmu, haricî vücut noktasında idare etmek için esas değil. Çünkü, malûmun zâtı ve vücud-u haricîsi, iradeye bakar ve kudrete istinad eder. Hem ezel, mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin. Belki ezel, mazi ve hal ve istikbali birden tutar, yüksekten bakar bir âyine-misaldir. Öyle ise, daire-i mümkinat içinde uzanıp giden zamanın mazi tarafında bir uç tahayyül edip, ona "ezel" deyip, o ezel ilmine, eşyanın tertiple girmesini ve kendisini onun haricinde tevehhüm etmesi, ona göre muhakeme etmek hakikat değildir. Şu sırrın keşfi için şu misale bak: Senin elinde bir âyine bulunsa, sağ tarafındaki mesafe mazi, sol tarafındaki mesafe müstakbel farz edilse, o âyine yalnız mukabilini tutar. Sonra o iki tarafı bir tertiple tutar, çoğunu tutamaz. O âyine ne kadar aşağı ise, o kadar az görür. Fakat o âyine ile yükseğe çıktıkça, o âyinenin mukabil dairesi genişlenir. Git gide, bütün iki taraf mesafeyi birden, bir anda tutar. İşte, şu âyine, şu vaziyette, onun irtisamında, o mesafelerde cereyan eden hâlât birbirine mukaddem, muahhar, muvafık, muhalif denilmez. İşte, kader, ilm-i ezelîden olduğu için; ilm-i ezelî, hadisin tabiriyle, manzar-ı âlâdan, ezelden ebede kadar herşey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makam-ı âlâdadır. Biz ve muhakemâtımız onun haricinde olamaz ki, mazi mesafesinde bir âyine tarzında olsun. [Haşiye - 1]: Bu İkinci Mebhas, en derin ve en müşkül bir sırr-ı kader meselesidir. Bütün ulema-i muhakkikînce en ehemmiyetli ve münazaralı bir mesele-i akaid-i kelâmiyedir. Risale-i Nur tam halletmiş.

Hizmetten
Bembeyaz saraylarda oturuyor olsalar bile | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Jul 26, 2022 5:31


Bu video 22/01/2017 tarihinde yayınlanan "İTİRAFÇI KILIKLI MÜFTERÎLER VE MEDRESE-İ YÛSUFİYE" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Dün olduğu gibi bugün de mazlum kazanıyor, mağdur kazanıyor, mahpus kazanıyor; kaybeden, zâlimler oluyor!.. Ashâb-ı Uhdûd'u, zannediyorum bilmeyen yoktur. Camilerde hocalardan şimdiye kadar dinlemişsinizdir. Cenâb-ı Hak, konuştukları şeylere inanmayı da lütfeylesin! Konuştuğumuz şeylere inanmayı da lütfeylesin!.. O devirde de inanan insanları sırf inandıklarından dolayı, uçurumlardan aşağıya atma, öldürme, diri diri gömme, hendeklere atma… قُتِلَ أَصْحَابُ الأُخْدُودِ النَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ وَهُمْ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلاَّ أَنْ يُؤْمِنُوا بِاللهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ “Ayât ve mucizeler zâhir ve bâhir iken, hazırladıkları çukurları, tutuşturulmuş ateşle doldurarak inanmış kimseleri içine atıp yakan, bu esnada hendeklerin çevresinde oturup dinlerinden dönmeleri için müminlere yaptıkları işkenceleri zevkle seyreden o zalimler kahrolsunlar. Onların müminlere bu işkenceyi yapmalarının tek sebebi, müminlerin göklerin ve yerin yegâne hâkimi, Azîz ve Hamîd (mutlak galip ve bütün övgülere lâyık) Allah'a iman etmeleriydi.” (Burûc, 85/4-7) İlahî beyan, iç musikisiyle de esasen, oradaki o gümbürtüyü, o patırtıyı, o bi-gayr-i hakkın yapılan irtikâbâtı, zulmü, tagallübü, tahakkümü, tasallutu ifade ediyor. Günümüzde olduğu gibi, temellükü (alın teriyle kazanılan şeylere kâfirce bir sıfat olarak gidip konmayı), canlara kıymayı, kadını çocuğu ile beraber ateşe/uçuruma atmayı, babasını oraya atmayı, çocuğu ağlatmayı, çocuğu atıp babasını-annesini ağlatmayı adeta seslendiriyor. Ashâb-ı Uhdûd… Akla hayale gelmedik zulüm irtikâp ediyor. Malum tefsirlerde orada dininde sâbit-kadem bir kadın da anlatılıyor. Bugün de o dindeki sebatlarını yiğitçe gösteren bacılarımız var, annelerimiz var, kardeşlerimiz var. Yaş itibariyle, (benim dünya ile alakam olmadı pek) “evlatlarım” diyebileceğim mübarek insanlar var. Hiç umursamadılar, giderken gülerek gittiler. Ve gittikleri o yeri de İbn-i Beşiş gibi veya Hacı Bayram Veli hazretleri gibi, birer halvethane olarak tasavvur ettiler. “Yarım yamalak kıldığımız namazlar varsa, kaçırdığımız namazlar varsa, -Allah'a hamd olsun- onları burada kılarız!” dediler, “Oruç tutarız! Evrâd u ezkâr ile iştigal ederiz. Birlerimizi bin yapmaya çalışırız, Allah'ın izniyle!..”

Kardelen
Kader ve cüz-ü ihtiyarîden bahsedebilmenin ölçüsü – Cenâb-ı Hakk'ın Âdil-i Hakîm oluşu [Risale-i Nur - 77 | 26. Söz - 7]

Kardelen

Play Episode Listen Later Jul 21, 2022 19:18


https://www.youtube.com/watch?v=XAJthQy_JB8 YİRMİ ALTINCI SÖZ (Kader Risalesi) … Eğer kader ve cüz-ü ihtiyarîden bahseden adam, ehl-i huzur ve kemâl-i iman sahibi ise, kâinatı ve nefsini Cenâb-ı Hakk'a verir, Onun tasarrufunda bilir. O vakit hakkı var kaderden, cüz-ü ihtiyarîden bahsetsin. Çünkü madem nefsini ve herşeyi Cenâb-ı Hakk'tan bilir; o vakit cüz-ü ihtiyarîye istinad ederek mes'uliyeti deruhte eder; seyyiâta merciiyeti kabul edip Rabbi'ni takdis eder, daire-i ubûdiyette kalıp teklif-i İlâhiyeyi zimmetine alır. Hem kendinden sudur eden kemâlât ve hasenatla gururlanmamak için kadere bakar, fahr yerine şükreder. Başına gelen musibetlerde kaderi görür, sabreder. Eğer kader ve cüz-ü ihtiyarîden bahseden adam ehl-i gaflet ise, o vakit kaderden ve cüz-ü ihtiyarîden bahse hakkı yoktur. Çünkü nefs-i emmâresi, gaflet veya dalâlet saikasıyla kâinatı esbaba verip Allah'ın malını onlara taksim eder, kendini de kendine temlik eder. Fiilini kendine ve esbaba verir, mes'uliyeti ve kusuru kadere havale eder. O vakit, nihayette Cenâb-ı Hakk'a verilecek olan cüz-ü ihtiyarî ve en nihayette medar-ı nazar olacak olan kader bahsi mânâsızdır. Yalnız, bütün bütün onların hikmetine zıt ve mes'uliyetten kurtulmak için bir desise-i nefsiyedir. İKİNCİ MEBHAS Ehl-i ilme mahsus, [Haşiye-1]* ince bir tetkik-i ilmîdir. Eğer desen: Kader ile cüz-ü ihtiyarî nasıl tevfik edilebilir? Elcevap: Yedi vech ile. Birincisi: Elbette kâinatın intizam ve mizan lisanıyla hikmet ve adaletine şehadet ettiği bir Âdil-i Hakîm, insan için medar-ı sevap ve ikab olacak, mahiyeti meçhul bir cüz-ü ihtiyarî vermiştir. O Âdil-i Hakîm'in pek çok hikmetini bilmediğimiz gibi, şu cüz-ü ihtiyarînin kaderle nasıl tevfik edildiğini bilmediğimiz, olmamasına delâlet etmez. *Haşiye-1: Bu İkinci Mebhas, en derin ve en müşkül bir sırr-ı kader meselesidir. Bütün ulema-i muhakkikînce en ehemmiyetli ve münazaralı bir mesele-i akaid-i kelâmiyedir. Risale-i Nur tam halletmiş. …