POPULARITY
Konuklarımız yazar Hüseyin Irmak ile Tatavla'dan Heybeliada Çam Limanı'na, İstanbul'un Karnaval Kültürü: Baklahorani'yi konuşuyoruz. Kökenleri Antik Yunan şenliklerine uzanan, Kurtuluş'un (Tatavla) çok kültürlü kamusal eğlence geleneği Baklahoran'ı maskara alayları, müzikli yürüyüşleri ve gazinoları ile hatırlıyor; hafızasını tazeliyoruz. 1940'larda sona eren bu karnaval, Hüseyin Irmak'ın 2009'dan itibaren başlattığı çalışmalarla yeniden görünür oldu.
Tartışmalı Berlin Film Festivali'nde İlker Çatak'ın “Sarı Zarflar”ı Altın Ayı, Emin Alper'in “Kurtuluş“u ise Gümüş Ayı kazandı. Trump, ABD'nin diğer ülkelere uygulayacağı %10'luk küresel gümrük vergisini %15'e çıkaracağını duyurdu.Bu bölüm Akra Hotels hakkında reklam içermektedir. Akra Hotels, 23 Şubat–1 Mart tarihlerinde Akra Kemer'de düzenlenecek Akra Kitap Günleri ile kitapseverleri yeniden bir araya getiriyor. Ayrıntılı bilgiye buradan erişebilirsiniz.
Emekçi halk abluka altında. İstibdad rejimi ve patronlar el ele verdi işçi sınıfının üzerine adeta kâbus gibi çöktü. Ablukanın adı Orta Vadeli Program! İşçi ve emekçilerin ücretlerini/maaşlarını hedeflenen enflasyona göre belirleme adı altında sermayenin sefalet dayatmasını devlet politikası haline getirdiler. Geçtiğimiz yıl kamu işçilerinin toplu sözleşmeleriyle başladılar, kamu emekçilerinin (memurların) toplu sözleşmesiyle, asgari ücretle ve emekli aylıkları ile devam ettiler. Ablukayı MESS sözleşmesinde de sürdürdüler. Patronlar tüm bir dönem boyunca yaptıkları işten çıkarmalarla adeta terör estirerek toplu sözleşme masasına oturdular. MESS masada sefaleti dayatırken arkasına yine istibdadı ve grev yasaklarını alıyordu.Bu ablukayı kırmanın işçi sınıfının örgütlü mücadelesinden başka yolu yoktur. Bu süreçte metal işçileri MESS'ten kopardığı her kuruşu örgütlülükleriyle, geçmişte grev yasaklarını aşan grev örneklerinden aldıkları güçle kazandılar. Migros işçileri örgütlü mücadeleyle ve direnerek depolarında taşeron düzenini çöpe attı. Ve nihayet Gebze'de 261 işçi çıkıp 100 günü aşan grevle ablukayı kırdı. Bir buz kıran gemisi gibi tüm işçi sınıfı için yolu açtı. Smart Solar grevinden bahsediyoruz. İşçiler sadece patronla değil adeta yedi düvelle dövüştüler. Smart işçileri 2022 yılında tek bir işçinin işten atılmasına karşı fabrikayı işgal ederek, hepimiz birimiz için diyerek bu kavgaya başladılar. Birleşik Metal-İş sendikasını işgalle, grevle, direnişle fabrikada örgütlediler. Sendika için gerekli çoğunluğu sağladıktan sonra karşılarına uzayan yetki mahkemeleri çıktı. “Alınteri kurumadan adalet istiyoruz!” diyerek adliyenin kapısına dayandılar. Sendika girdi ama Smart patronunun saldırıları bitmedi. İstibdadın yardımıyla İzmir'deki fabrikasının işkolunu tamamen yasadışı şekilde değiştirip sarı sendikayı soktu. Bu sendikayla sözleşme imzalayıp Gebze'deki işçilerin grevini daha başlamadan kırmaya çalıştı. Yetmedi, Kayseri'de yasadışı fason üretim yaptı. Yetmedi, mahkemeden ısmarlama kararlar çıkartıp grev olan fabrikadan mal çıkartmaya çalıştı. Direnen işçilerin karşısına polisi dikti. İşyeri temsilcileri dahil 47 işçiyi tazminatsız işten attı. Smart işçisi birliğini bozmadı, dayandı. Tek bir işçiyi geride bırakmadıkları gibi 47 işçiyi de geri işe aldırdı. Sefalet dayatmalarını yırtıp attı. Ablukayı örgütlü gücüyle kırdı.Hayat pahalılığına ve sefalete karşı dişinizi sıkın diyenlere cevabımız sıkılı yumruklarımızdır! Her koyun kendi bacağından asılır diyenlere cevabımız işçilerin birliğidir! Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz! Çözüm için seçim sandığı gösterenlere cevabımız grev çadırlarıdır. Sandıkta başka başka partilere oy vermiş olsa da sınıf kavgasında birleşen Smart işçisi memlekete umut olacak siyasetin yani sınıf siyasetinin de yolunu göstermektedir. 261 oyun sandıktaki etkisi sıfırdır. Ama 261 işçinin birliği ve örgütlü mücadelesi adeta yedi düvelle savaşıp sermayenin ve istibdadın kuşatmasını kıracak bir gücü açığa çıkartmıştır. İşte bu, sınıf siyasetinin dayandığı güçtür. İşçiler, kamu emekçileri, küçük esnaf, yoksul köylü ve tüm ezilenler bu gücün etrafında birleşmelidir.Sınıf siyaseti boş vaatlere değil sermaye düzeninden söke söke alınan haklara ve kazanımlara dayanır. O yüzden gerçekçi siyaset sınıf siyasetidir. İçinde tek bir işçinin olmadığı meclisten medet ummak mı gerçekçi siyaset? Sınıf siyaseti aynı zamanda yeni olandır. Defalarca aynı şeyi deneyip tekrar tekrar hüsrana uğrayan emekçi halka yeni ve umutlu bir yol açmaktadır. İşgal, grev, direnişle buzları kırıp bu yolu açan tüm işçilere selam olsun! Kazanacağız!
Açık Dergi'nin haftalık etkinlik önerilerine dalmadan Berlinale'ye uzanıyoruz; Win Wenders ve Emin Alper'in Filistin açıklamaları gündemimizde. Ardından kentten notlar bekliyor sizleri: Kremerata Baltica, Cass McCombs konserleri, Oscar'ın Yabancıları film gösterimleri, Ankara'da “Oyunun Oyunu” ve Eskişehir'de “Ödenmeyecek Ödemiyoruz” oyunları...
Tasavvuf yolunun büyükleri, Sünnet-i Seniyye'ye uymuş,takva yolunu tutmuşlardır. Sünnet-i Seniyye'ye uymakla vetakva yolunu seçmekle birlikte, eğer bu haller ve manevidurumlar ile şereflenirlerse, büyük ni'met bilirler. Eğer, buhallere ve manevi durumlara kavuşurlar, fakat sünnete yapışmakta ve azîmeti seçmekte gevşeklik olursa, bu hallerihiç beğenmezler ve böyle vecdi, yanî kendinden geçmeyiistemezler. Bu gevşekliği, felâketin başlangıcı bilirler. Çünkü,Hindistân'daki din adamlarından olan Cûkiyye ve Brehmenler ile eski Yunan filozofları da hakiki tecellî sanılan tecellîlereve misal alemindeki keşiflere ve Vahdet-i vücûd bilgilerinemâlik oldular. Fakat, rezîl ve rüsvâ olmaktan ve felâkete sürüklenmekten kurtulamadılar. Saâdetden mahrûm kalmaktan başka, ellerine bir şey geçmedi.Allahu Teâlâ'nın lütfû ve ihsânı ile, bu büyüklerin yoluna girdiğinize göre, onlar gibi olmanız lâzımdır. Onların yolundan kıl kadar ayrılmamalısınız. Ancak, böylece, onlarınyüksekliklerinden, bir şeylere kavuşabilirsiniz. Önce, Ehl-iSünnet vel-cemâ'at mezhebi âlimlerinin kitâplarında bildirilenlere uygun olarak, i'tikâdı düzeltmek lâzımdır. Bundansonra, farzları, vâcibleri, sünnetleri, müstehabları, helâlve harâmları, mekrûhları ve şüpheli olanları, Ehl-i Sünnetâlimlerinin fıkıh kitâplarından öğrenmeli ve yaptığınız işler,bu bilgiye uygun olmalıdır. Bunlar yapıldıktan sonra, sıraüçüncüsüne gelir ki, bu da, tasavvuf bilgileridir.Ehl-i Sünnet i'tikâdı ve fıkıh bilgilerine uygun işler, kuşuniki kanadı gibidir. Bu iki kanat sağlam olmadıkça, maddesiz,zamânsız âleme uçulamaz. Cenâb-ı Hakk Resûlullah (s.a.v.)Efendimiz'in mübarek sünnetlerini gözünün nuru bilenlerdeneylesin. Âmin.
“Bir gün Peygamber Efendimiz'in huzuruna biri geldi ve “Seni Allah için seviyorum.” dedi. Şu cevabı aldı: “Ohalde, fakri gömlek gibi giy. Belaya sarıl. Öbür âlemde beni bulmak, benimle olmak için yaptıklarımıyapmalısın. Sevginin baş şartı; uymaktır.” Hz. Sıddîk, Peygamber (s.a.v) sevgisine sadık idi. Bütün malınıPeygamber yoluna harcadı. Peygamber'in sıfatına büründü. Hak kapısında Peygamber'e eş oldu. Her şeyidağıttığı zaman, kendisine sarınacak bir aba kalmıştı. Çocukları için, Allah ve Peygamberi'nden başka hiçbirşey ayırmadı. İçini ve dışını Peygamber'in hâline uydurmuştu. Sana gelince, yalancısın. İyi insanların sevgisipara ile ölçülemez. Onların karşısına paranı, altınını çıkarmaktasın. Bu hâlinle onlara yakınlık iddiaediyorsun. Onlara yakın olmayı diliyorsun. Aklını başına al. Bu sevgi yalandır. Seven sevdiğinden bir şeyesirgemez. Sevilen her şeye tercih edilir. Fakr hâli Peygamber (s.a.v) Efendimiz'den ayrılmazdı. Bu sebepleşöyle buyurmuştu: “Fakr hali, beni sevenlere, selden daha çabuk varır.” Hz. Âişe'nin şu sözü önemlidir:“Peygamber hayatta iken dünya bize gülmedi. Daima darlık ve sıkıntılı oldu. Peygamber'in öbür âlemegöçünden sonra üzerimize çöktü.” Peygamberimiz 'in sevgisini kazanma şartı fakr hâlidir. Allah sevgisi için debela şarttır. Bazı büyükler şöyle der: “Her velayet hâlini bela takip eder.” Sebebi, boş yere Allah sevgisi iddiaedilmeye. Öyle olmazsa, riyakâr ve münafıklar da Allah sevgisi iddia eder; belki de davalarınıkazanabilirlerdi. Boş davadan dön. Yalan işleri bırak. Kendi başına tehlikeler çıkarma. Şayet bir dava açmakistiyorsan, ispatlı, delilli olsun. Aksi hâlde ne bizden olursun ne de davayı kazanabilirsin. Altın işlerindenanladığını iddia ederek övünme. Sonra pişman olursun. Utandırırlar; bir şey sorarlar, bilemezsin.Yılan ve yırtıcı hayvanlarla uğraşma. Onlar seni perişan eder. Eğer Havva isen yılana yanaş. Kuvvetinegüveniyorsan, yırtıcı hayvanlarla dalaş.Ey evlat! Münafıkları bırak. Allah'ın azabına kendini atmak isteyenlerden uzak ol. Aklını başına al. Zamaneinsanlarının çoğundan uzak dur. Onlar elbise giymiş kurtlara benzerler. İyi insanlar azdır.Her şeyi sizin için arıyorum. Bana bir şey gelmese de olur. İpimi kuyuya salarım; oradan çıkanı size veririm,ben almam. Beni zengin edecek şeyim var. Sizden hiçbir şey talep etmiyorum. Bana göre çalışmak vardır.Çalışamayacak olursam, tevekkül ederim. Sizin getireceğinize bakmam. Getirmenizi zaten beklemem. Nifaksahipleri sizi bekler; Allah'a güvenmez, sizin vereceğinize dayanır. Allah'ı unutur. Yaratan'a itimat etmez.Kurtuluş istiyorsan, örsümün üstüne yat. Çekicimin vuruş sesleri ile nefsin, şeytanî duyguların ve sana tesireden şeytanî kuvvetlerin beynine sesleneyim. Düşmanlarını korkutayım. Kötü arkadaşlarını kaçırayım.Afetler çoktur; fakat onu indiren bir tanedir. Hastalık sayılamayacak kadardır; ama onun doktoru bir tanedir.Ey nefisleri hasta olanlar. Varlığınızı doktora teslim ediniz. Sizi tedavi ederken onu itham etmeyekalkmayınız. Onun kadar şefkatli olamazsınız. Sizi incitmeden tedavi eder. Nefsinizi o doktor kadarkorumanız kabil değildir. O Aziz tabibin önünde dilinizi tutunuz. Ona taarruz etmeyiniz. O'na teslimolduğunuz takdirde dünya ve âhiretin hayrını bulursunuz.
Biz, sonra peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. Sanki şöyle söylenmiştir: “Biz, inkarcı milletleri helak ederiz. Azabın inmesi anında peygamberlerimizle onlara iman edenleri kurta-rırız. İşte böylece iman edenleri, her türlü sıkıntı ve azaptan kurtarmak bizim üzerimize haktır.” (Yunus s. 103) Bu cümlede, ayrıca söylemeye ihtiyaç olmadığını bildirmek için, peygamberlerin kurtarıl-masından söz edilmemiştir.Âyette dikkatler özellikle şu hususa çekilmiştir: Hiç şüphesiz kurtuluşun biricik şartı imandır. Bütün milletler için geçerli olan Allâh (c.c.)'un kanunu bu-dur. Gerçekten Allâh (c.c.) geçmiş peygamberleri ve onlara iman eden müminleri kurtardığı ve onlara vâdettiği şeyleri yerine getirdiği gibi, Rasûl-i Ek-rem (s.a.v.) ve onunla beraber olan Ashab-ı Kiram (r.a.e.)'i de kurtardı ve onlara vâdettiklerini gerçek-leştirdi. Şeriat ve onunla amel devam ettiği sürece, Yüce Allâh kıyamete kadar gelecek bütün inanan-ları, kâfirlerin elinden ve şerlerinden kurtaracaktır. Kurtuluşun asgarisi ölümdür. Çünkü ölüm, mü'mine verilen bir armağandır. Resûlullâh (s.a.v.)'in, bir cenazeye rastladığın-da şöyle buyurduğuna dikkat etmez misin: “Bu cenaze ya istirahat ediyor veya ondan dolayı istirahat olunuyor.” Hadisteki istirahat eden: sâ-lih kişidir, dünyanın zorluğundan kurtulur, ruhanî mükâfatlarla berzah âleminde dinlenir. Bu, nimetle-rin yarısıdır. İstirahat olunansa, fâsık kişidir. Çünkü onun ölümüyle insanlar dinlenir. Eziyetinden kurtu-lurlar. Kendisi, berzah âleminde ruhanî azapla karşı karşıya gelir. Bu da cehennem azabının yarısıdır. İbâdetin en faziletlisi, genişliği beklemektir. Çünkü bu bekleyişte, kalbin istirahatı ve sabrın mükâfatı vardır. Sıkıntıya düşen mü'min, kendisini sıkıntıya koyanın Allâh (c.c.) olduğunu ve o sıkıntıyı Allâh (c.c.)'dan başka kimsenin gideremeyeceğini bilir. İşte bu inanç, sıkıntının acısını hafifletir, sabretmeyi kolaylaştırır. Böylece feryadı bıra-kır, gönlünde huzur hisseder.(İsmail Hakkı Bursevi, Ruh'ul Beyân Tefsiri, c.4, s.95-97)
Bugün Türkiye, işçi sağlığı ve iş güvenliği (İSİG) alanında dünyada en kötü istatistiklere sahip ülkeler arasında. İSİG Meclisi verilerine göre 2024 yılında Türkiye'de en az 1.897 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Bu tablonun ortaya çıkmasında, Türkiye işçi sınıfının çalışma koşulları, örgütlülük düzeyi gibi etkenlerin yanında İSİG hizmetlerinin organizasyonunun da payı büyük. İstanbul Tabip Odası tarafından yayımlanan İstanbul'da Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimlerine (OSGB) Bağlı Çalışan İşyeri Hekimlerinin Çalışma Yaşamı başlıklı araştırma raporu, İSİG hizmetlerinin çok önemli bir bileşeni olan işyeri hekimlerinin istihdam biçimine ve çalışma koşullarına odaklanıyor. Rapor, işyeri hekimlerinin sorun başlıklarının işçi sınıfıyla ortak olduğunu gösteriyor ve yürütülmesi gereken mücadele şekline dair önemli veriler sunuyor.Bugün bize belki çok doğal gelse de işyerlerinde işçilere yönelik İSİG hizmetlerinin sunulması işçi sınıfı mücadelelerinin tarihsel bir kazanımıdır. Kapitalizmin erken dönemlerinde işçileri sıklıkla maruz kaldıkları iş kazalarından, meslek hastalıklarından ve iş cinayetlerinden koruyacak bir mekanizma bulunmuyordu. İşçi sınıfının, çalışma koşullarında iyileştirme sağlamak amacıyla sendika ve parti düzeyinde örgütlenmeye başlamasıyla beraber, İSİG'e dair talepleri de oluşmaya başladı. Patronlar için ciddi bir gider kalemi olan İSİG'e dair bu talepler, işçi sınıfının diğer talepleri gibi on yıllara yayılan mücadeleler sonucunda kazanıldı.İşyeri hekimliğinin -ve elbette işyerini denetlemek üzere ortaya çıkan diğer mesleklerin-, kendine has ayrı bir uzmanlık/branş olarak gelişimini işçi sınıfının mücadelelerine borçluyuz. Dolayısıyla işyeri hekimliğinin doğuş amacı; özünde tek amacı kâr etmek olan, insan sağlığını, kâr etmek uğruna hiçe saymaya eğilimli kapitalist üretim sürecini işçilerin sağlığını korumak için düzenlemek ve disipline etmektir. Yani, işyeri hekimliği, işin doğası gereği patronla karşıt bir pozisyondadır.Türkiye'de uzun yıllar işyeri hekimlerinin sertifikasyonu, çalışacakları işyerlerinin, iş sözleşmelerinin ve asgari ücret tarifelerinin belirlenmesi Türk Tabipleri Birliği (TTB) ile tabip odalarının yetki ve sorumluluğundaydı. Patronlar, hekimlerin emeğini ucuzlatmak istiyor ve üretim hattını istedikleri gibi düzenlemede hiçbir engelle karşılaşmak istemiyordu. Nihayetinde, 1 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile TTB ve tabip odalarının işyeri hekimliği alanına dair yukarıda saydığımız yetkileri elinden alındı.Bu kanunla TTB ve tabip odalarının sadece yetkileri kısıtlanmadı, aynı zamanda işyeri hekimleri de ciddi şekilde özlük hakkı kaybına uğramış oldu. Nitekim araştırma raporunda, görüşme yapılan işyeri hekimlerinin kendi çalışma koşullarına (ücretleri, çalışma saatleri, sosyal hakları vb.) dair pek çok sorunu dile getirdiğini görüyoruz. Bu sorunlar arasında işyeri hekimlerinin istihdam biçimi (OSGB'ler) merkezî bir yerde duruyor. 6331 sayılı kanunla adlarına OSGB denen, esasında işyeri hekimlerine görece düşük ücretlerle, pek çok özlük hakkından yoksun şekilde taşeron çalışmayı dayatan firmalar kuruldu. Böylece işyeri hekimliği ve tüm İSİG hizmetleri, OSGB'ler üzerinden kâr sağlanan bir alana dönüşmüş oldu. Kaybeden yalnızca TTB, ona bağlı tabip odaları ve işyeri hekimleri olmadı. Esas kaybeden işçi sağlığı alanı; kazanan ise patronlar oldu.Araştırma raporunun ortaya koyduğu başka bir gerçek, işyeri hekimlerinin dile getirdiği sorun başlıklarıyla işçilerinkinin birebir örtüşüyor oluşu. Hekimlerin tarihsel ve mesleki olarak avantajlı konumu kısmen sürmekle beraber bu konumunun günden güne eridiği raporun geneline yansımış. Buradan çıkarılacak sonuç, ortak birleşik mücadelenin gerekliliğidir.
“Peygamber (S.A.) efendimiz şöyle buyurdu: - «Şu kalpler, paslanır. Onların cilâsı, Kur'an okumak, ölümü düşünmek ve zikir meclisinde hazır bulunmaktır.» Kalp pas tutunca, sahibi anlar, gidermeye çalışırsa, pekâlâ. Aksi hâlde fena kararır. Peygamber (S.A.) efendimizin emrettiği şekle geçilmediği takdirde, kalp fena hâlde paslanır ve bu pasın giderilmesi imkânsız olur. Kalbin kararmasına sebep olacak çok şeyler vardır. İman nurundan uzak kalındığı için kararır. Dünyayı sevdiği için kararır. Sakınmadan dünyaya abanan kimse, kalbini mutlaka karartır. Bir kimse, kendisini dünyaya kaptırırsa kalbi kararır. Sakınma duygusu da ölür. Haram demez, helâl demez, mal toplamaya başlar. Mal toplarken helâl veya haram olduğuna önem vermeyince utanma duygusu da ölür. Ve murakabe hâlinden mahrum olur.Ey cemaat! Peygamberinizi dinleyiniz. Onun kelâmı ile kalbinize cila vurunuz. Kalbinizin cila ilâcını size o haber verdi. Sizden biri hasta olsa, doktoru ilâç tavsiye etse, kullanmadan şifa bulabilir mi? Bulamaz. İlâcı kullanmadığı süre, hastalığı eksilmez, belki artar.Hayır, iki kelime üzerinde toplanmıştır: Allah'ın emrini yüce bilmek ve kullarına şefkat göstermek... Allah'ın emrini yüce bilmeyen yaratılmışlara şefkat duyamaz. Allah'a yakın olamaz; rahmetinden nasib alamaz. Allahü Teâlâ, Musa (A S.) peygambere şöyle vahyetti: - «Ya Musa, şefkat duygusu besle ki, ben de sana rahmet nazarımla bakayım. Şefkat duygusuna sahib olana rahmetimi yağdırırım. Cennetime koyarım. Kalbinde merhamet duygusu taşıyana saadetler olsun.»Bütün ömrünüz çürüdü. «Yediler, yedik; giydiler, giydik; biz topladık, onlar topladı» gibi lâflarla ömrünüzü bitirdiniz. Kurtuluş yolunu arayan, nefsini haram olan şeylerden alsın. Şüpheli şeyleri bıraksın. Şehvet duygularını kalbinde taşımasın. Allah'ın emrini yerine getirmek için nefsini sabırlı kılsın. Yasaklardan uzak dursun. Kader işlerine boyun eğsin.Kulları Hakk'a çağırmak ve onların cefasına tahammül etmek kolay değildir. Bu kolay olmayanı, o büyükler yapar. Kullardan gelen her çeşit ezâ ve cefaya dayanırlar. Onlar, münafıkları yola getirmek için dıştan yüzlerine gülerler. Fâsık kişiler onlara güler, oyun eder, kandırır. Kullar onlara ne yaparsa yapsın, tahammül ederler. Bütün gayeleri onları Hak kapısına götürmekten ibarettir. Büyüklerin dediği gibi içi bozuklara, yalnız Allah yolcuları güler yüz gösterir. İrfan sahibi, fâsık kişiye güler. Fâsık adam, içini bilen yok sanır. Halbuki arif olan, onun içindeki karanlığı bilir. Kalp gözünün karardığını ve hileli işlerinin çokluğunu anlar. Münafık ve fâsıklar, işlerinin gizli kaldığını sanır, yanılırlar. Sanki kendilerinin bozukluğunu sezen yoktur. Bu hâlleri onları çok yanıltır. Onların erenlere karşı saklı hâlleri yoktur. Fâsık ve münafık olanı, her hâli gösterir. Elleri, tenleri ve bakışları belli eder. İçte ve dışta, duruşlarında ve hareketlerinde onların ne olduğu kolay sezilir.Cehennem azabından ancak ittika (Günahlardan ve bütün kötülüklerden sakınan) ve ihlâs sahibi muvahhidler kurtulur. Tevbe edenler selâmete ererler. Tevbeyi önce kalbinizle yapınız, sonra dilinizle...Kalbini düzelt. Dünya bütün varlığı ile sana gelir. Sen onda hoş kalırsın. Halk tümü ile sana uyar. Gelmiş ve gelecek hiçbir şey sana zararlı olamaz. Mevlâ'nın kapısından seni alamaz. Çünkü sen, O'nunlasın. Yalnız O'na dönmüş ve O'nun emirlerini gözetiyorsun. O'nun Cemâl ve Celâl sıfatının tecellisini seyretmektesin. Celâl tecellisini gördüğün zaman dağınık hâle gelirsin. Cemâl tecellisine kavuşunca dağınık hâllerin toplanır. Celâl sıfatı sezilince korkulur. Bu korku başka bir korkuya benzemez. Cemâl sıfatının tecellisini görünce de bir şeyler ümit etmeye koyulursun. Celâl sıfatının büyük tecellisi seni yokluğa götürür. Cemâl sıfatı tecelli edince yerinde sabit durur bir yere gitmek istemezsin. Bu anlatılanları tadanlara ne mutlu... “Allah'ım bize yakınlık taammı tatdır; ülfet şarabını içir.” «Dünyada iyilik ver. Ahirette iyilik ver.
Birisi “Kurtuluşa götüren ameller işlemenin yolu nedir?” diye sorarsa, deriz ki; muttaki imâmların yolundan ayrılmamak, gidişâtını bilmek için mürşidinin âdâbına bakmak, muhasebe ile teyakkuz halinde olmak, hakkı gözeterek/adâlet ile amel etmek, eziyetten korunmak, başa kakmadan, minnet altında bırakmadan “fazla olanı” vermek, hasetten uzak güzel tavır takınmak, kamufle etmekten hoşlanarak kanâat etmek, selâmet için uzunca susmak, yabancılaşmadan/ilişkilerde soğukluk oluşturmadan halka tevâzu göstermek, halvette zikir ile ünsiyyet kurmak, hizmet etmek (iştiyâkıyla dolması) için kalbini boşaltmak, niyeti/endîşeyi murâkâbe ile cem etmek ve kurtuluşu istikamet yolunda aramak. Allâh (c.c.) şöyle buyurur: “Şüphesiz, “Râbbimiz Allâh'tır” deyip de sonra istikamet üzere olanlara, (evet) on lara hiçbir korku yoktur. Onlar mahzûn da olmayacaklardır” (Ahkâf s. 13) Süfyân b. Abdullah es-Sakafî (r.a.): “Yâ Resûlallâh! Bana, kendisine tutunacağım bir iş söyle.” deyince, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allâh'a inandım de, sonra da dosdoğru ol.'' Ömer b. el-Hattâb (r.a.) diyor ki: “İstikamet üzere (dosdoğru) oldular” demek, “Allâh'a itâat edip, tilkinin (avcıdan) kaçması gibi (sağa sola saparak) kaçmadılar” demektir.' Ebû'l-Âliye er-Riyâhîy de şöyle diyor: “Dosdoğru oldular; (yâni) dinde, dâvette ve amelde Allâh için ihlâslı oldular.” İstikametin aslı üç şeydedir: Kitâb'a tâbi olmak, Sünnet'e tâbi olmak ve cemâatten ayrılmamak. Bil ki, kul için en kurtarıcı yol; ilimle amel, havf ile korunma ve Allâh (c.c.) ile yetinmektir. (Haris el-Muhasibî, Ahlak ve Arınma
Trump 2 Nisan'ı Amerika'nın ‘Kurtuluş Günü' ilan etti. Başkanlık koltuğuna oturduğu ilk günden beri ABD'nin dış ticaretini yapısal olarak değiştirecek adımlar atan Trump'ın ticaret politikasının çarşamba günü netleşmesi bekleniyor. Trump'ın Kanada, Meksika, Çin ve Avrupa gibi Amerika'nın en önemli ticaret partnerlerini ek gümrük vergileriyle tehdit etmesinin sadece bir müzakere taktiği olmadığı kesinleşirse, dünya ticaretinin temel dinamiklerinin yeniden şekillendiği bir döneme gireceğiz.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve 100'den fazla kişinin gözaltına alınmasıyla başlayan süreç bir yargı süreci. Dolayısıyla ilk anda bir refleks olarak devreye girmesi gereken tutum hakkında soruşturma, kovuşturma, gözaltı veya yargılama işlemi yapılanların masumiyet karinesi haklarına saygı duymaktır. Doğrusu bu benim her zaman gözetmeye çalıştığım bir ilke. Türkiye'de yargı sürecinin medyayla birlikte yürütülmesinin ne kadar telafi edilmez büyük erken-infaz hatalarıyla beraber yürüdüğüne dair ibret alınacak yeterince örneğimiz var. Arkadaşımız Mehmet Metiner de haklı olarak işi bu yanından ele almış. Masumiyet karinesinin işletilmesi hiç kimsenin kendini mahkeme yerine koyarak peşinen hiç kimseyi suçlu ilan etmemesini gerektirir. Zira herkesin lekelenmeme hakkı azizdir. Ancak masumiyet karinesinin bir başka veçhesi de vardır ki, türlü iddialarla suçlanıp yargılanan birinin peşin peşin suçsuz ilan edilmemesini de gerektirir.
Kurtuluşa/huzura eren müminlerin vasıfları “Şu Müminler kesinlikle kurtuluşa/huzura ermiştir: Onlar, namazlarında derin bir huşu/saygı içindedirler. Anlamsız, yararsız söz ve davranışlardan uzak dururlar. Zekâtı verirler. İffetlerini korurlar. Sadece eşleriyle veya ellerinin altında olanlarla (câriyelerle) yetinirler, bundan dolayı da kınanacak değillerdir. Ama her kim bunun ötesine geçmek isterse işte haddi aşanlar onlardır. Emanetlerine ve verdikleri sözlere sadakat gösterirler. Namazlarını (vaktinde ve) düzenli kılmaya özen gösterirler. İşte onlardır Firdevs cennetinin vârisleri ve orada onlar sonsuza dek kalacaklardır.” (Müminûn 23/1-11)
Bu mektûb, Muhammed Ma'sûm-i Kâbilîye yazılmışdır. Sevenlerin sıkıntılara, üzüntülere dayanmaları lâzım geldiği bildirilmekdedir:“Fakîrleri seven kardeşim! Kalbinde sevgi taşıyanların sıkıntı ve üzüntü çekmeleri lâzımdır. Dervîşliği seçenlerin dertlere, sıkıntılara alışması lâzımdır.Fârisî beyt tercemesi: Seni sevmek, dert ve gam tatmak içindir, Yoksa, râhat etdirecek şeyler çokdur.Sevgili, sevenin çok üzülmesini ister. Böylece, kendinden başkasından büsbütün soğumasını, kesilmesini bekler. Sevenin râhatlığı, râhatsızlıkdadır. Âşıka en tatlı gelen şey, sevgili için yanmakdır. Sükûnet bulması çırpınmakdadır. Râhatı, yaralı olmakdadır. Bu yolda istirâhat aramak, kendini sıkıntıya atmakdır. Bütün varlığını sevgiliye vermek, ondan gelen herşeyi seve seve kapmak acısını, ekşisini, kaşları çatmadan almak lâzımdır. Aşk içinde yaşamak böyle olur. Elinizden geldiği kadar böyle olunuz! Yoksa, gevşeklik hâsıl olur. Sizin çalışmanız iyi idi. Bunun dahâ artmasını beklerken, azalıverdi. Fekat üzülmeyiniz. Eğer, kendinizi bu duraklamadan kurtarırsanız, eskisinden dahâ iyi olur. Sizi bu dağınıklığa sürükleyen şeylerin, toparlanmanıza da sebeb olacaklarını biliniz! Böylece, çalışmanız artar. Vesselâm.”146.“Oğlum Şerefeddîn Hüseynin mektûbu geldi. Allahü teâlâya hamd olsun ki, fakîrleri hâtırlamakla şereflenmekdesiniz. Aldığınız vazîfeyi çok yaparak zemânlarınızı kıymetlendiriniz! Fırsatı elden kaçırmayınız. Geçici olan şânlar, şerefler sizi aldatmasın. Dünyâ lezzetleri, hakîkî lezzetlerden mahrûm etmesin.Fârisî beyt tercemesi:Sana söyliyeceğim hep şudur: Çocuksun, yol ise korkuludur.Allahü teâlâ, bir kulunu gençlikde tevbe etmeğe kavuşdurursa ve bu tevbesini bozmakdan korursa, ne büyük ni'met olur. Diyebilirim ki, bütün dünyâ ni'metleri ve lezzetleri, bu ni'metin yanında, büyük deniz yanındaki bir damla su gibidir. Çünki bu ni'met, insanı Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavuşdurur. Bu ise, dünyâ ve âhıret ni'metlerinin hepsinin üstündedir. Âl-i İmrân sûresinin onbeşinci ve Tevbe sûresinin yetmişüçüncü âyetinde meâlen, “Allah'ın râzı olması nimeti dahâ büyüktür” buyuruldu. Doğru yolda olanlara ve Muhammed Mustafâya “aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmâtü etemmühâ ve ekmelühâ” uymakla şereflenenlere selâm olsun!” RabbaniSahabîlerden biri şöyle dedi: Bir gün Peygamberimiz, aramızda gülüşürken çıkagelmişti. Bize, “Cehennem ardınızdayken nasıl gülersiniz? Vallahi, sizi gülerken görmemeliyim!" dedi ve yüzünü dönerek giti. Sanki başlarımıza birer kartal konmuş gibi olmuştuk. Fakat, az sonra yanımıza gelerek şu müjdeyi verdi: "Biraz önce Cebrail gelerek bana şöyle dedi. Yüce Allah buyuruyor ki: "Niçin kullarımın ümidini rahmetimden kesiyorsun? Kullarıma Benim affedici ve merhametli olduğumu, bunun yanında azabımın da ağır olduğunu bildir."ّدَاصرملابلّكَ برّنَ اBütün peygamberlerin ortak nasihati. Utanmadıktan sonra dilediğini yap.İyilikte kötülükte bulaşıcıdır."İnsanlar için hak yolunu kapatan beş şey vardır:Cahillikten rahatsız olmamak, dünya hırsı, cimrilik, amelde riya, kendi fikrini beğenmek." Hz. Ali ra.Bir vehabi yazdı sen ölünce cenaze namazına asla gelmicem. Hiç cevap vermem ama buna yazdım: Benim cenaze namazıma 1000 Peygamber gelecek, sen eksik kal nolur.“Güneşin Görevi Işık Saçmaktır! Yarasalar Rahatsız oluyor Diye, Güneş Bu Görevinden Vazgeçecek Değil Ya!” Şems-i TebriziŞeytan taşlamaktan tavaf yapamıyoruz!Başarı, en iyi intikamdır.Yiğit 1000 gün yaşar fırsat bir gün düşerBereket diye bişey var İslam'da. Kurtuluş savaşında Yunan nüfusu 10 milyon; Türkiye 10 milyon. Yıl 2025. Yunan yine 10 milyon; Türkiye 85 milyon.Korkularının üstüne git! Agresif ol ve yüzleş onlarla. Sert saldır! Vücudunda bir yer tutulup ağrıdığında, masör kişi o bölgeye sert bir masaj yapar, ödeme dönüşmüş olan kas yapını yumuşatır ve ağrı biter.Mülk Allahındır yazıyo apartmanda. Altında sahibinden satılık yazısı var!“Kendi ayıbı, insanların ayıbını görmekten alıkoyan kimseye müjdeler olsun." (Aclûnî, Keşfu'l-Hafa, II, 46)
Ekrem İmamoğlu “kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” diyerek Çağlayan'da mahkemeye ifade vereceği gün için herkesi eyleme çağırdı. Ümit Özdağ tutuklandıktan sonra taraftarları “kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet” sloganları atıyor, sosyal medyada sağa sola “haklıyız kazanacağız” yazıyor. Tersine dünya! Müteahhit Ekrem İmamoğlu, sosyalist şair Brecht'in dizelerinden esinlenerek kamu emekçilerinin eylemlerinde atılmaya başlanmış sonra tüm işçi sınıfına mal olmuş bir sloganı çalıyor. Karşı-devrimci Ümit Özdağ ise 1908 Hürriyet devriminin sloganına, Grup Yorum'un 1 Mayıs marşıyla dilden dile yayılan sözlere çökmeye çalışıyor. Bunların hepsi bizim sloganlarımız, işçi sınıfının, emekçilerin, devrimcilerin sloganları! Ne güzel işte sloganlarımız yayılıyor diye düşünemeyiz. Burjuvaların, gericilerin, faşistlerin sloganlarımızın içini boşaltmasından hoşnut olamayız.Biz pankartlarımıza “kahrolsun istibdad yaşasın hürriyet” yazdık, bu sloganı 1 Mayıs meydanlarında, sınıf mücadelesi meydanlarında haykırdık. Her zaman peşine kahrolsun emperyalizm ve Siyonizm diye ekledik! Başımıza geleceği biliyoruz çünkü… Ümit Özdağ, İttihat ve Terakki'ye sahip çıkıyor. Ama onun devrimci dönemine değil karşı-devrimci dönemine elbette. Yani İttiihat ve Terakki'nin Hürriyet devrimine yüz çevirip, işçi sınıfının grevlerini ve örgütlenmesini yasakladığı, Alman emperyalizminin himayesinde müstebit bir rejim kurduğu dönemine… Hakkını da veriyorlar doğrusu. Daha dün 2023 seçimlerinde istibdad rejiminin içişleri bakanı olmak için pazarlık eden o! Gazze'de soykırım sürerken İsrail Siyonizminin ekmeğine yağ süren Arap düşmanlığını pompalayan, her fırsatta iktidarı eleştiriyorum kisvesi altında Filistin davasını gözden düşürmeye çalışan o! Uğradığı haksızlığa karşı çıkarız ama bu adamı ve partisini asla hürriyet mücadelesinin bir bileşeni olarak görmeyiz. Sol içinde öyle görenlere de hayret ediyoruz.Ne yazık ki İmamoğlu işçi sınıfının ve solun sloganlarının içini boşaltmakta çok daha etkili. Kendisi hakkında istibdadın ısmarlamasıyla açılmış bir soruşturmaya karşı halkı ona destek vermeye çağırıyor. Görüntü bu. Ama içerik seçim mitingi! Kendi imzasıyla bir çağrı bildirisi yazıyor “kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” diye söze başlayıp meseleyi, Cumhurbaşkanı adaylığındaki rakibini alt etmek için ortaya atılan ön seçime getiriyor. “Ya ben ya hiçbiriniz” demeye getiriyor. Elbette onun da uğradığı haksızlığın karşısındayız. Ama yüzüne taktığı maskeyle emekçi halkı kandırmasına da izin veremeyiz. O slogan kapitalizmin yaydığı bireysel kurtuluş hülyasını reddetmeyi anlatır.Peki onunla aynı kadraja gireceğim diye omuz omuza mücadeleye giren sosyalistlere ne demeli? Ekrem İmamoğlu'nun arkasına dizilen solcular en iyi niyetli yorumla bunu baskı rejimine karşı bir sorumluluk olarak görüyorlar. Oysa gerçekte CHP içindeki kavgada Mansur'un karşısında Ekrem'in safında dizilmiş oluyorlar. Aynı sosyalistlerin daha önce Ankara seçimlerinde de Mansur'un arkasında dizilmiş olmaları ise en hafif deyimle trajikomik. Yine itiraz edecekler biliyorum. “Tek adam” rejimine karşı, “faşizme” karşı diye başlayan aynı cümleleri duyacağız yine.Burjuvalar sloganlarımızın lafzını çalabilir, emekçi ve devrimci ruhunu asla! Biz alanlarda “kahrolsun istibdad yaşasın hürriyet” demeye devam edeceğiz. Arkasından Amerikan ve İngiliz emperyalizmine, Avrupa Birliği'ne lanet okuyacağız! Yıkılsın Siyonist İsrail diyeceğiz! Çünkü emperyalizmin gölgesinde bir hürriyet mücadelesi olmayacağını biliyoruz. Hürriyet işçilerle gelecek diyeceğiz. Çünkü işçi sınıfına güveniyoruz. İstibdada karşı “iş, aş, hürriyet” diyerek direnen Polonez işçisi, grev yasaklarını grevle yırtıp atan metal işçileri yüzümüzü kara çıkarmadı. Biz düzen muhalefetinin müteahhitleriyle değil geçmişte hangi partiye oy vermiş olursa olsun ekmeği için örgütlü mücadelede birleşen işçi ve emekçilerle birlikte haykıracağız: “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!”
“Zulüm 1453'te başladı.” “Her şey çok güzel olacak.” “Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz.” Bu sloganların tamamı aynı akıldan, aynı kaynaktan çıktı. Hepsi aynı siyasi amaca, aynı Türkiye projesine yönelik. Hepsi Türkiye'den intikam alma, Türkiye ile hesaplaşma, Türkiye'yi küçültme hesabı üzerine kurgulu.
GezmekYetmez (27 Ocak 2025) Mahalle Sohbetleri - Kurtuluş - Ersun Engel by Kafa Radyo
#HerkeseSanat #fotoğraf
Kıymet verdiğimiz müzisyenlerin, hatırladıkları ilk andan bugüne yaşam hikâyelerini Gözlerini Aç serisinde dinliyoruz. Kimi zaman huzurla, kimi zaman hüzünle eşlik ettiğimiz şarkıların ardında, gerçekte kimler var? Galata'da tarihi bir binada, bir süreliğine zamanı durduran bir sohbetle, bu sorulara cevaplar bulmaya çalışıyoruz. Bu bölümde Hayko Cepkin konuğumuz. O gözlerini kapatıyor, o gözlerini açıyor. Dinleyeceğiniz Kurtuluş'ta evde müziğin hiç eksik olmadığı kalabalık bir aileyle başlayan, kilise korolarında şekillenen, barlarda çalışılan günlerle olgunlaşan, yolculuk deneyimleriyle biçimlenen bir sanatçının hikayesi. Şimdi Hayko Cepkin'ı sadece mumların aydınlattığı karanlık bir odada on beş dakikalığına yalnız bırakıyoruz. Çocukluğuna dair hatırladığı ilk anısına götürüyoruz.
Kıymet verdiğimiz müzisyenlerin, hatırladıkları ilk andan bugüne yaşam hikâyelerini Gözlerini Aç serisinde dinliyoruz. Kimi zaman huzurla, kimi zaman hüzünle eşlik ettiğimiz şarkıların ardında, gerçekte kimler var? Galata'da tarihi bir binada, bir süreliğine zamanı durduran bir sohbetle, bu sorulara cevaplar bulmaya çalışıyoruz. Bu bölümde Hayko Cepkin konuğumuz. O gözlerini kapatıyor, o gözlerini açıyor. Dinleyeceğiniz Kurtuluş'ta evde müziğin hiç eksik olmadığı kalabalık bir aileyle başlayan, kilise korolarında şekillenen, barlarda çalışılan günlerle olgunlaşan, yolculuk deneyimleriyle biçimlenen bir sanatçının hikayesi. Şimdi Hayko Cepkin'ı sadece mumların aydınlattığı karanlık bir odada on beş dakikalığına yalnız bırakıyoruz. Çocukluğuna dair hatırladığı ilk anısına götürüyoruz.
İslam Aleminin Kurtuluş Yolları | Anadolu Vaazları 7 | M. Fethullah Gülen by Çınar Medya
“Allahü Teâlâ iki cihad emreti. Biri içten, öbürü dıştan. İç âlemde olacak cihad, nefisle, kötü arzularla, şeytani duygularla olur. Ayrıca, isyandan dönmek, küçük hataları bırakmak da iç âlemde yapılacak cihad arasındadır. Haram olan şehevi arzuları bırakmak da bunlar arasında sayılır. Dış âlemde yapılacak cihad ise, Allah'a ve Peygamberine (S.A.) isyan edenleri yola getirmektir. İsyan kılıcı çekenleri hizaya getirmektir. Oklarını kırmak ve mızraklarını parçalamak bu cihad arasındadır. Bu yolda öldürmek olduğu gibi, ölmek de vardır. Ama ne olursa olsun, iç âlemdeki cihad dış âlemdekinden daha zordur. Ve daima üzerinde durmak icab eder. Nasıl zor olmasın ki?.. Nefis bütün arzularından kesilir. Sonra tek yol açılır. O da Allah'ın emri yolu... Bu, onun doymak bilmeyen hırsını tatmin edemiyor!.. Bir kimse, iki cihad vazifesinde de Allah'ın emrine uyarsa, ona dünya ve âhirette bol mükâfat vardır. Harp anında şehitler acı duymazlar. Ancak bir kimse kolundan alınan kandan ne kadar sızı duyarsa şehit de kılıç darbesinden o kadar sızı duyar. Bir hatalının günahı bırakması, susuzun suya olan ihtiyacı kadar önemlidir. Şehit bunu bilir, ölümden korkmaz. Şehadetle bütün hatalarının afına inanır. Bu yüzden hiçbir cihaddan çekinmez. Ölüm acısını da duymaz. Ey cemaat! Şu yüce Kur'an'a inanınız. Ve işlerinizi ona göre yapınız. Yaptığınız işler Kur'an'ın emri dahilinde ve temiz olsun. İşlerinizde ihlâs olsun. Görsünler diye, iş yapmayınız. Bir iş yaparken içiniz başka, dışınız başka olmasın. Halkın övmesini beklemeyiniz; onlardan bir şey ummayınız. Bu söylenen şeyleri, halkın tümünden biri ancak yapabilir. Çalış, o bir kişi sen ol. Kur'ân'a iman edip işlerini ona göre yürütenler azdır. Ona iman edip iş tutanlar parmakla gösterilecek kadar az olduğu için nifakçılar çoğaldı; ihlâs sahipleri azaldı. Sizi Hakk'a kulluk etmekten ne aldı? Ona karşı tembelliği size kim dedi? Düşman tarafına çalışmayı size kim sevdirdi? Size kötü vaadlerde bulunan şeytandır. Onun vaadleri yalandır. Ey cemaat! Sözlerimi kabul ediniz. Ben sizin için bir nasihatçıyım, iyiliğinizi dilerim. Ben sizlerden uzaktayım. Sizin varlığınıza da uzağım. Benim bütün varlığım sizden ayrıdır. Kendi varlığımdan da uzağım. Kurtuluşumu İlâhî fiillerin tecellisinde ararım. Sizin kurtuluşunuz için de aynı duyguyu taşırım. Beni itham etmeyiniz. Benim için dilediğimi size de isterim. Peygamber (S.A.) efendimiz buyuruyor ki: - «İman sahibi, kendine istediğini din kardeşine de istemedikçe olgunlaşamaz.» Malın zekâtını ver. Her gün hayli para kazanmaktasın. Kâr üstüne kâr ediyorsun, yeterinden daha çok mal kalmış elinde; ama kimseye vermek istemiyorsun. Sen bolluk içinde yaşarken, öbürlerinin darlığına nasıl tahammül ediyorsun? Yapamazsın; çünkü şeytan ve kötü duygular arkadan sana emir yağdırmakta. Onlar sana emir verdikçe hiçbir kimseye iyilik yapamazsın ve kimsenin iyiliğini düşünmen kabil olmaz. Haberin var mı? Bir kimsenin dünya sevgisi artarsa hırsı çoğalır, ölümü unutur. Hak'la karşılaşmayı aklına getirmez. Helâli, haramı ayırt etmez. Bu hâli ile Hakk'ı ve hakikati inkâr etmiş olur. Şu Âyet-i Kerime bunu haber veriyor: «Onlar ki derler: Hayat yalnız bu hayatır, ölürüz, diriliriz. Zaman bizi helak eder.» (Mü'minûn/37) Müslümansan, onun şartlarını yerine getireceksin; aksi hâlde: «Ben Müslümanım.» deme. İslâm dininin şartlarını yerine getirmelisiniz ki, onun hakikatine erebilesiniz. Onun hakikati; Hak önünde teslim bayrağını çekmektir. Elindeki iyi şeyleri bugün kullara pay et; yarın Mevlâ sana rahmetle bakar. Yeryüzündekilere şefkat duyunuz; tâ ki, gökyüzündekiler de size merhamet etsinler... Kötü nefsinle kaldığın süre, aranan bu yüce makama vasıl olman kabil değildir. Nefsin kötü arzularını yerine getirdiğin müddetçe onun emrinde sayılırsın. Onun hakkını ver, fakat yersiz dileğini verme. Hakikati ona ulaştır; bu ona hayat verir. Onun kötü arzularını vermen ölümdür. Nefsin hakkı, yemek, içmek, giymek ve oturacak yerdir.
9 EYLÜL İZMİR'İN KURTULUŞU! 102 yıl önce bugün! 9 Eylül günü Türk tarihinde en özel günlerden biridir. Büyük Taarruz başlamış, hedef konmuştu. Hedef Akdeniz'di. O da İzmir demekti. Bir avuç arpa tayınla savaşan bir millet yedi düvele meydan okumuştu.Bugünkü cıvık siyaset ve belli bir kesimdeki yılışıklık düşünüldüğünde o dönemin asaleti daha açık ortaya çıkar!9 eylül 1922 Kurtuluş Savaşı'na son noktanın konulduğu gündür… 9 Eylül asla unutulmamalıdır!Bilginin kılıcını kuşananlar 9 Eylül kahramanlarına layık olurlar!İzleyin...https://youtu.be/EXU0oegeir8?si=y94jy3xS7yaV-XNO
İlk bölümde, sanatçı Anet Sandra Açıkgöz ile katılımcıları arasında yer aldığı ve Çemberlitaş Barın Han'da devam eden "Yıkıntılar Arasında" sergisini ve projesini konuşuyoruz. Zabel Yesayan'ın kitabının isminden ilham alan sergi, İstanbul'un Balat, Fener, Ayvansaray, Hasköy, Tarlabaşı, Dolapdere, Kurtuluş ve Samatya gibi semt ve mahallelerindeki yıkıntı mekânlara odaklanıyor. İkinci bölümde, Norayr Daduryan ile Ortaçağ Ermeni edebiyatı ve kadın ozanlar temalı serimize devam ediyoruz. Bu bölümde, yine ilginç bir hayat hikayesi anlatıyor. Son bölümde, Lora Baytar Çapar ile Vakıfköy'e uzanıyoruz. Çapar, Vakıfköy Kadın Kooperatifi'nin çalışmalarını ve bölgede depremden bir buçuk yıl sonra oluşan durumu aktarıyor.
KURTULUŞ ORDADIR - MİZAN KLASİK - M. FETULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ by
Konuklarımızın hikayesini de ülkemizin hikayesini de konuşuyoruz. Türkiye'nin seçkin isimleri Türk Kahvesi'nde ağırlanıyor, samimi ve sıcak bir atmosfer evlerinize taşınıyor. Ayşe Böhürler Pazar sabahlarını, Türk Kahvesi ile tatlandırıyor. Sanat ve entelektüel hayat üzerine değerlendirmeler, nostalji, mimari, tarih ve eski uygarlıklar üzerine birçok konunun konuşulduğu programda aradığınız her şeyi bulacaksınız. Türk Kahvesi'nde bu hafta konuğumuz Prof. Dr. İsmet Melek 00:00 Giriş 03:26 Hatay Devleti'ni anlatmaya nasıl başladı? 05:35 Hatay Devleti'nin kuruluş süreci 10:00 Hatay Devleti'nin kurtuluş mücadelesi 19:08 Fransa, Hatay Devleti için ne planladı? 28:00 Fransa'nın Hatay bölgesindeki etkisi nasıldı? 51:20 Hatay Devleti'nin Başbakanı Abdurrahman Melek 59:00 Milli Mücadele döneminde Hatay 1:05:15 Hatay'ın kültürel zenginliği #hatay #hataydevleti #millimücadele
Bilgisel'in yeni bölümünde Milli Mücadele Dönemi'nin silahlı safhası sona erdikten sonra Büyük Britanya ile Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında geçen 32 günlük diplomasi savaşını anlattık. Hazırsanız başlayalım.Canlandıranlar:Mustafa Kemal: Metin BozkurtCinnah: Gökbey KarataşGandhi: Cemre Dalyan------- Podbee Sunar ------- Bu podcast, GetirAraç hakkında reklam içerir. GetirAraç'ı indirmek ve ilk kullanımda 500 TL indirimden faydalanmak için, tıklayın. Bu podcast, Hiwell hakkında reklam içerir. Hiwell'i indirmek ve "pod10" koduyla %10 indirimden faydalanmak için tıklayın. See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Erdoğan Hamas için "Terör örgütü değil, kurtuluş ve mücahitler grubu" dedi. Ayrıca 28 Ekim Cumartesi günü "Büyük Filistin Mitingi'nde" Erdoğan'ın da konuşma yapması bekleniyor. Hamas Filistin'i temsil ediyor mu? Erdoğan miting dışında ne yapabilirdi, ne yaptı, ne yapmadı? Gökçe Çiçek Kösedağı'nın konukları, gazeteci, yazar Bülent Şahin Erdeğer ve akademisyen Fatma Bostan Ünsal.
Üç Hastalık ve Kurtuluş Yolları Nelerdir? 0:09 Bizim üç önemli hastalığımız vardır. Bu hastalıklardan bir tanesi cehalettir 0:44 İnsanlık cehalet denen bu yüz karasından mutlaka sıyrılmalıdır 1:36 Bizim ikinci hastalığımız da fakirliktir 2:15 Fakirlik neredeyse küfürdür! 3:43 Zühd, insanın kendi vicdanında duyacağı şeydir 4:30 Üçüncü hastalığımız da bizim iftiraktır 5:49 Herkesi müsbet hizmetinde, Allah yolundaki tavrında alkışlamalı, ona sahip çıkmalı 6:32 İçinde olmadığınız yerde size söz vermezler
Türkiye'den ve dünyadan gelişmeler Çalar Saat Hafta Sonu'nda! Hafta içi meydana gelen tüm olayları özetleyen ve canlı bağlantılarla süslenen "Çalar Saat Hafta Sonu" Her Cumartesi ve Pazar 08.30'da FOX'ta! Bizi sosyal medyadan takip edin: Facebook: https://www.facebook.com/foxhaber Twitter: http://www.twitter.com/FOXhaber Instagram: https://www.instagram.com/FOXhaber/ Podcast: https://anchor.fm/fox-haber
İlk bölümde Pakrat Estukyan ile Türkiye'nin ve Ermeni toplumunun gündemini konuşuyoruz. İkinci bölümde ise uluslararası hukuk alanında çalışmalar yürüten Kurtuluş Baştımar konuğumuz oluyor ve Ermenistan'a yaptığı geziden izlenimlerini aktarıyor. Son bölümde yeni bir köşemiz var. Parrhesia Kolektifi bundan böyle ayda bir kez Radyo Agos'un konuğu olacak ve bu toprakların Ermenice edebiyatı üzerine sohbetler gerçekleştireceğiz. Bu hafta Talin Suciyan ile konuya genel bir giriş yapıyoruz.
“Riyakârın giydiği elbise cicili, ama içi pistir. Yapmak veya yapmamakta serbest olduğu işlere yanaşmaz, kendince sofuluk satar. Mukaddesatını satarak geçinir. Şüpheli şeylerden sakınmaz. Haram yer. Tembeldir, çalışmaz. Açık emirle yasak edilen hiçbir işi yapmaktan çekinmez. Yaptığı iyilik sadece bir gösteriş için olur. Tâatı, görsünler diye eder. Dışı tam, içi harap ve berbattır. Yazıklar olsun, içi bozuk adam sana! Yaptığın, içten gelerek olmuyor. Kalıpla oluyor. Halbuki bizim yaptıklarımız, içten ve gönülden olur. Ruhun ve iç âleminin yapacağı şeylerdir. Bulunduğun bataklıktan çık ki, seni Hakk'a götüreyim. Sana öyle bir elbise giydireyim ki, ondan bir daha soyunmayasın. Hiçbir karışıklık onu kirletmesin. Halkla Hakk'a yaptığın şirki bırak. Halkı bırak, Hakk'a koş. Şehvet kisvesini bir yana at. Tembelliği bırak. Bunları büsbütün bırak ki, o elbise sana giydirilsin. Hakk'ın emirlerine karşı vurdum duymazlığı terk et. İlâhi hukuku koru. Kendini beğenmiş olma. Nifak çıkarma. İçini dışını bir et. Halkın seni törenlerle karşılamasını bekleme. Dünyalık örtüsünü çıkar, âhiret âlemine geç; oranın elbisesini giy. Bütün varlığından soyun. Varlığını terk et, kendini Hakk'ın kuvvet eline bırak. Varlıksız olarak O'nun önünde dur. Bu hâlinde şirk olmasın. Sebepler araya sokulmasın. Kullar araya girmesin. Bunları yapabilirsen O'nun lütuf ve keremini çevrende bulursun. O'nun rahmeti gelir, bozuk düzen işlerini düzenler. Nimeti ve minneti gelir; seni alır, Hakk'ın bolluk âlemine götürür. O'na kaç. O'na kesil, üryan olarak yola koyul. Ne sen ol ne de başkası. Parça parça, ayrı ayrı O'na yürü. O, seni derler ve toparlar. Dış âlemini kuvvetlendirir. İç âlemini zengin eder. Şöyle ki, bütün kâinat sana kapalı olsa, bütün yükler üzerine vurulsa sana zarar vermez. Belki, daha saklanır ve esirgenirsin. O kimse ki, halkı tevhid nuruyla yok etti; zühd eliyle de dünyayı bir yana itti. Aziz ve Celil olandan gayri her ne ki vehmediliyor, onu da istek eliyle perişan etti... İşte felaha o kavuştu. Kurtuluşa o erdi. Selâmet yolunu buldu. Dünyanın ve âhiretin hazzına kavuştu. Nefsinizi yok etmelisiniz. Hevâ diye anılan şahsî, kötü arzuyu perişan hâle getirmelisiniz. Şeytan size yaklaşmamalı. Ölmeden evvel bunu yapın. Ölmeden önce özel ölümle varlığınızı eritin. Umumî ölüm hepinizi götürür. Ey cemaat! Bana koşun; sözümü dinleyin ve uyun. Ben sizi Allah'a çağırıyorum. Sizi O'nun kapısına ve tâatına çağırıyorum. Kendim için sizi haylamıyorum. Münafık, halkı nefsi için haylar, Allah'a çağıramaz. İçi bozuk olan münafık, zevk ve safa arar, dünyayı ister. Ey kendini bilmez. Sözlerimizi dinlemek sana giran geliyor. Hücrene kapanıyor, nefsinle ve kötü isteklerinle kalıyorsun. İlk önce sana, ermiş biri lâzım. O, seni elinden tutup Hakk'a aparacak. Sonra nefsini ve tabiî hevânı yok edeceksin. Daha sonra Hak'tan gayri bilinen ne varsa göremeyecek, onları ölmüş bileceksin. Kurtuluşun bu yoldadır. İlk başta, Hak yolunda saçları ağarmışların kapısına koş. Onlardan alacağını al, yine hücrene dön. Bu kez Mevlâ ile olursun. Bir sen, bir de O olur. Aradan bir zaman geçer, sen de kaybolursun. Sonra kim kalır, her halde anlarsın?.. Bu hâl bitince sen başka olursun. Halk senden gönül derdine derman ister ve istediğini bulur. Doğruyu bulmuş olursun. Kim Hakk'a gitmek isterse sen götürürsün. Allah'ın izni ile Hakk'ı arayanlar sana gelir. İçi düzelmeyen adam, diline sahip ol. Dilinden iyi şeyler çıkıyor, ama için fena. Onu iyi et. Dilden Allah'a hamd ediyorsun; ama kalbin O'na itiraz ediyor. Olur mu böyle?.. Dıştan bakılsa Müslümansın, içe girilince küfre dalmış görünüyorsun. Zahirde tevhid ehlisin, ama Allah'a şirk koşmaktasın. Dinin dışında, iyiliğin yine dışta; içine bakılsa harap olduğu görülür. Su üstündeki beyaz köpükten başka ne denebilir senin hâline? Beyaz köpük iyi, ama bazen insandan çıkan kötü suda da oluyor. Mezbelede, bataklıkta da köpük kabarıyor. Ya senin de hâlin böyle olursa, işlerin buna benzerse, hâlin nice olur?..
Aşılar neden vazgeçilmez öneme sahiptir, biliyor musunuz? Yukarıdaki ve aşağıdaki iki fotoğraf nedeniyle... Burada gördüğünüz, çiçek hastalığı nedeniyle, sadece 20. yüzyıl içerisinde hayatını kaybetmiş ortalama bir tahminle 300 milyon, muhtemelen 500 milyon insandan sadece 2 tanesi... Hastalık,…
Als Kommissar Cenk Batu ermittelte er 2008 zum ersten Mal im Tatort. Nach sechs Folgen hörte Mehmet Kurtuluş auf, ging nach Hollywood. Es folgten internationale Kinofilme, zwei Netflix-Serien. Jetzt ist er in einem Krimi-Zweiteiler der ARD zu sehen.Timm, Ulrikewww.deutschlandfunkkultur.de, Im GesprächDirekter Link zur Audiodatei
Yalnız kişisel tarihimizin değil Cumhuriyet tarihinin de en önemli seçimiyle karşı karşıyayız. Anayasasızlaşmış, temel hak ve hürriyetlerin sürekli gasp edildiği ve köle muamelesi gördüğümüz bir rejimden, hak, yükümlülük ve onur sahibi olduğumuz günlere doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu bölümde Kurtuluş Seçimi'ni hep birlikte değerlendireceğiz. Harika desteğiniz ve galaksiyi güzelleştirmek için: Patreon Mesaj ve Öneriler için: Instagram | Twitter
16 Mayıs 1980 -Bornova/İzmir - Efendimiz (sav) fıtratımızın gayesini öğrenmek için gönderilmiştir. - Allah'ın isimlerinin insanda tezahür ediş keyfiyeti. - Ahlâk, Allah'a dönüş ve insandaki duyguların keşfi demektir. - İnsana Mevhibe-i İlahiye olarak verilen şeyler ve gayeleri nelerdir? - Kalbin yaratılış gayesi, fonksiyonları ve vazifeleri. - 3 asırdır insanlığın içler acısı hali. - Bize kusurlarımızı, eksikliklerimizi hatırlatıcı umdeler. - İnsan kendisine bir üstad bulmalı. - Ayıplarını gösterecek iyi bir arkadaşı olmalı. - Bizi sevmeyen kimselerin hakkımızda söylediklerini değerlendirme. - Cemaatin ve halkın içinde olma. - Kurtuluşa eren müminlerin vasıfları. - Hz. Muhammed'in (sav) bize ahlâktaki önderliğine misaller.
Bilgisel'in yeni bölümünde Kurtuluş Savaşı dönemine uzanıyoruz. İtilaf devletlerinden İtalya'nın işgal ettiği bölgelerdeki tutumunu ve Türkiye ile kurduğu ilişkileri masaya yatırıyoruz. Hazırsanız, başlayalım.------- Podbee Sunar ------- Bu podcast, GetirAraç hakkında reklam içerir. GetirAraç'ı indirmek ve ilk kullanımda 500 TL indirimden faydalanmak için, tıklayın. Bu podcast, Hiwell hakkında reklam içerir. Hiwell'i indirmek ve "pod10" koduyla %10 indirimden faydalanmak için tıklayın. See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
1922 yılına geri dönüyoruz. 42 Dakika'nın bu bölümünde İzmir'in Kurtuluşu'ndan sonra yaşananları birlikte değerlendireceğiz. İzmir Yangını, Çanakkale Olayı ve Mudanya Konferansı'na kadar geçen süreci incelerken, filizlenen yeni bir aşka ve İstanbul'un Kurtuluşu'na da şahit olacağız. Bölümü beğendiyseniz takip ettiğiniz podcast mecrasından 42 Dakika'yı takip etmeyi, şayet Spotify'dan takip ediyorsanız yeni bölümleri kaçırmamak için tepedeki zile basmayı lütfen unutmayın. Harika desteğiniz ve galaksiyi güzelleştirmek için: Patreon Mesaj ve Öneriler için: Instagram | Twitter
Medyascope Podcast'ten herkese merhaba. Hafta Sonu Yazıları köşemizde yayınlanan yazılarımızın seslendirmesiyle karşınızdayız. Elif Gökçe Aras'ın "Kurtuluş İttifakı" başlıklı yazısını Özge Elvan için seslendirdi. Beğenerek dinlemenizi umuyoruz.
Medyascope Podcast'ten herkese merhaba. Hafta Sonu Yazıları köşemizde yayınlanan yazılarımızın seslendirmesiyle karşınızdayız. Öner Günçavdı'nın "AKP iktisadi kurtuluşu sağlayabilir mi?" başlıklı yazısını Burak Siperli sizler için seslendirdi. Beğenerek dinlemenizi umuyoruz.
9 EYLÜL İZMİR'İN KURTULUŞU! 100 yıl önce bugün! 9 Eylül günü Türk tarihinde en özel günlerden biridir. Büyük Taarruz başlamış, hedef konmuştu. Hedef Akdeniz'di. O da İzmir demekti. Bir avuç arpa tayınla savaşan bir millet yedi düvele meydan okumuştu. Bugünkü cıvık siyaset ve belli bir kesimdeki yılışıklık düşünüldüğünde o dönemin asaleti daha açık ortaya çıkar! 9 eylül 1922 Kurtuluş Savaşı'na son noktanın konulduğu gündür… 9 Eylül asla unutulmamalıdır! Youtube'dan İzleyin: https://youtu.be/EXU0oegeir8
Kurtuluş fikrinin ete kemiğe büründüğü, ilk kıvılcımın çakmasıyla büyük bir ateşe dönüştüğü gün, doğum günümüz kutlu olsun. #19mayıs #Atatürk Jenerik müziği: Rahman Altın