POPULARITY
Categories
Türkçede son yıllarda çokça karıştırılan terim gruplarından biri de nefs ve ruh ikilisidir. Hem çeşitli vesilelerle verdiğim konferanslarda hem de televizyon programlarında konuşma nefs veya ruh hakkında ise bu iki kelimenin anlamı hususunda mutlaka sorularla karşılaşıyorum. Aslında meselenin epeyce ayrıntısı var. Kalb, fuâd, sadr, sır gibi kelimelerin de üzerinde ayrıca durulması ve bunların nefs ve ruhla ilişkisinin belirginleştirilmesi gerekiyor. Fakat şimdilik sadece nefs ve ruh terimlerinin kullanım alanlarına işaret edip kısmen açıklığa kavuşturmak istiyorum.
İnsanın taşıdığı vücut ve can aslında kendisine ait olmayıp, Allâhü Teâlâ'nın insanlara verdiği bir emânettir. Biz de Allâh'ın verdiği bu emâneti hakkıyla muhâfaza etmek zorundayız. Dikkat etmemiz gereken hususlar vücûdumuzun sıhhatini korumak, vücûdumuzun kuvvetini korumak ve vücûdumuzun huzur ve sükûnunu korumak yani fenâ işlerle meşgul olup onların vereceği sıkıntı ile vücûdumuzun rahat ve huzûrunu kaçırmamaktadır. Nitekim bu hususların korunmasında herhangi bir aksaklık meydana gelse o zaman işlerimizi yürütmemiz de imkânsızlaşır. Bundan başka diğer din kardeşlerimizin ve ihtiyaç sâhiplerinin yardımına koşamayız, yine bunun gibi nankörlük ve sabırsızlık gibi kötü alışkanlıklar kazanırız. Zira bu gibi karışık işlerle uğraşmak imânı zayıflatır ve yer bitirir.Huzeyfe (r.a.) rivayet ediyor: Resûlullâh (s.a.v.): “Mü'mine kendi nefsini rezil etmek yakışmaz.” buyurdu. Sahâbîler (r.a.e.) sordular: “Yâ Resûlullâh! Nefsini rezil etmekten maksat nedir?” Allâh Resûlü (s.a.v.): “Altından kalkamayacağı sıkıntılı işlere kendini sokar.” buyurdu. Bu hadîs-i şeriften insanın vücûdunu gıdasızlık veya fazlaca yıpratmak suretiyle kendi idâresinden çıkarıncaya kadar perişan etmemesi gerekir denilmiştir. Abdullah b. Amr (r.a.) anlatıyor: Peygamberimiz (s.a.v.) bana hitaben: “Ey Abdullah! Senin sürekli gündüzleri oruç tuttuğun, geceleri de ibâdetle geçirdiğin bana haber verilmedi mi sanıyorsun?” dedi. Ben de: “Evet öyle yapıyorum ey Allâh'ın Resûlü” dedim. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.): “Böyle yapma. Bazen oruç tut bazen tutma. Geceleri de hem ibâdetini yap, hem de uyu. Bedeninin sende hakkı var. Gözlerinin sende hakkı var. Eşinin sende hakkı var.” buyurdu.(Misvâk Neşriyat, Eşref Ali et-Tehânevî, Hayâtü'l Müslimîn, s.185)
Nefsini, Allâh (c.c.)'un zikrine arkadaş kıl ki, her iki dünyada O'ndan uzak olmayasın. Hz. Peygamber (s.a.v.)'den, şu rivayet edilmiştir. O, Hz. Ebû Bekir (r.a.)'e yüzüğünü vermiş ve ona şöyle demişti: “Bu yüzüğe, “Lâ ilahe illallâh” yazdır.” Bunun üzerine, Hz. Ebû Bekir (r.a.) yüzüğü, nakışçıya vererek ona, “Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Resûlullâh” yaz dedi. Nakkaş, yüzüğe bunu yazdı. Daha sonra Hz. Ebû Bekir (r.a.) yüzüğü Hz. Peygamber (s.a.v.)'e getirdi de, Hz. Peygamber (s.a.v.) yüzükte, “La ilahe illallâh Muhammedun Resûlullâh Ebû Bekr es-Sıddîku” diye yazıldığını gördü. Bunun üzerine, “Ya Ebâ Bekr, bu ilâveler ne?” dedi. Hz. Ebû Bekr (r.a.) de, cevaben, “Ya Resûlallâh, senin ismini, Allâh'ın isminden ayrı düşürmeye gönlüm razı olmadı. “Ebû Bekr es-Sıddîku” cümlesine gelince, bunu ben söylemedim” dedi ve utandı. Bunun üzerine Cebrail (a.s.) gelerek şöyle dedi: “Yâ Resûlallâh “Ebû Bekr es-Sıddîku” cümlesini ben yazdım. Çünkü Ebû Bekir (r.a.), senin isminin Allâh'ın isminden ayrı olmasına razı olmadı. Allâh (c.c.) da, onun isminin senin isminden ayrılmasına razı olmadı.” Buradaki incelik şudur: Hz. Ebû Bekir (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.v.)'in isminin Allâh (c.c.)'un isminden ayrılmasına razı olmadığı için bu ikrama nail olmuştur.Kişi, Allâh (c.c.)'u yâdetmeyi hiç terketmediği zamansa durum nasıl olur? Var sen düşün. Hz. Nûh (a.s.) gemiye bindiği zaman “Geminin akıp gitmesi ve demir alması Allâh'ın ismiyledir.” (Hûd s. 41) deyince, besmelenin yarısıyla umulan kurtuluşu elde etmiştir. Ömrü boyu bu kelimeye devam eden kimse, kurtuluştan nasıl mahrum kalır? Hz. Süleyman (a.s.) “Bu mektup Süleyman'dan gelmektedir. O, “Bismillahirrahmanirrahîm” diye başlamaktadır.” (Neml s. 30) sözüyle kulun dünya ve ahiret mülküne ulaşacağı umulur.(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu'l-Ğayb, c.1, s.236-237)
Bu bölümde Emre, Venom filminden hareketle çok güzel bir nefs-i emmare anlatımıyla karşınızda. Daha kaliteli çalışmalar yapabilmemiz için bize gofundme üzerinden destek olabilirsiniz:https://www.gofundme.com/f/kuran-time...
Abdullah bin Mürre'den, Ebû'd-Derdâ (r.a.)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Allâh (c.c.)'a sanki onu görüyormuşsunuz gibi ibadet edin. Kendinizi de ölü telâkki edin. Bilin ki, size yeten az bir şey, sizi azdıran çoktan daha hayırlıdır ve yine bilin ki, iyilik asla yok olmaz, günâh ise asla unutulmaz.” Cübeyr bin Nüfeyr, Ebû'd-Derdâ (r.a.)'in “Allâh (c.c.)'un zikri ile dilleri yaşlanan (devamlı zikredenler)den her biri, cennete gülümseyerek gireceklerdir.” Ebû'd-Derdâ (r.a.)'in: “Üç şey olmasaydı, insanlar sâlih olurlardı. Bunlar: Kendisine boyun eğilen cimrilik, tâbî olunan hevâ, ve herkesin kendi görüşünü beğenmesidir.” Ebû'd-Derdâ (r.a.)'e Ebû Sa'd b. Münebbih (r.a.)'in yüz köle azad ettiği söylenince, onun: “Evet, bir insanın malından yüz köle azad etmesi büyük bir olaydır.Fakat istersen ben sana daha üstününü haber vereyim. Gece ve gündüz gereğine yapışıp, yerine getirilen bir imân ve sürekli Allâh (c.c.)'u zikirdir.”Ebû'd-Derdâ (r.a.)'in, “Râbbim Tebâreke ve Teâlâ ile karşılaştığımda en çok korktuğum şey, O (c.c.)'un şöyle demesidir: “Evet biliyordun. Fakat bildiğinle ne kadar amel ettin.” Muâviye bin Kurre, Ebû'd-Derdâ (r.a.)'in, “Bütün namazlarımı mescidde kılmak kaydı ile, mescidin kapısı önünde durup alışverişte bulunarak her gün üç yüz dinar kazanmam beni o kadar sevindirmez. Böyle demekle, Allâh (c.c.)'un ticareti helâl, fâizi haram kılmadığını söylemek istemiyorum. Fakat benim esas hoşuma giden, ne ticaretin ne de alışverişin kendilerini Allâh (c.c.)'un zikrinden alıkoymadığı bir insan olmamdır.” Ebû'd-Derdâ (r.a.)'in şöyle dediğini bildirmiştir: “Nefsî insanların elinde gördüğü her şeyi isteyenin hüznü uzun olur, gazabı dinmez.” Ebû'd-Derdâ (r.a.)'in, “Üç şey Ademoğlunun iktidarındadır: Musibete şikayet etmemek, ağrı sızısını söylememek ve diliyle nefsini tezkiye etmemek” dediği rivayet edilmiştir.(Ahmed b. Hanbel, Kitabü'z-Zühd, s.127)
Hâkk (c.c.): “İnsanoğlu başıboş bırakıldığını mı zannediyor.” (Kıyâmet s. 36) buyuruyor. Bu dünyaya koyun gibi yiyip içip uyumaya gelmedik. Kulluk mükellefiyetimiz var. Yoksa kırık çömleğe döneriz. Ne tekrar toprak ne de yeniden çömlek oluruz. Yine Kur'ân-ı Kerîm'de: “Siz zanneder misiniz ki abes yaratıldınız” (Mü'minûn s. 115) buyuruluyor. İşe yaramayan yaşlı sığırları salıverirler. Bizim de bu durumda olmamamız lâzımdır. Boynumuzda kulluk halkası var. Cenâb-ı Hâkk, insanı mükerrem sıfatla yaratmış ve onu en büyük şerefle süslemiştir. İnsan “Ahsen-i Takvim” üzere yaratılmıştır. Bu yaratılmışların en şereflisi olan insan, sayısız nimetlere gark edilmiştir. Râbbül âlemin ayet-i kerîme'de; “Nimetlerimi tek tek saymak isteseniz, saymakla bitiremezsiniz.” (İbrahim s. 34) buyuruyor. Elhamdülillah, Hakk Teâlâ Hazretlerinin maddî ve manevî birçok nimetleri içinde yüzüyoruz. Bu yüzden bol bol Allâh (c.c.)'a hamdetmeliyiz. Râbbimiz, Kur'ân-ı Kerîm'de; “Eğer şükrederseniz ziyadeleştiririm (artırırım).” (İbrahim s. 7) buyuruyor.Cenâb-ı Hâkk'a bir defa duâ ve yakarışta bulunmak ve hamdetmek bütün dünya nimetlerinden üstündür. Çünkü dünya nimetleri geçici, Cenâb-ı Hâkk'ı zikir bakidir. Burada Cenâb-ı Hakk'ı zikirle ve ona hamd ile meşgul olanlar yarın kıyamet gününde altı yerde Cenâb-ı Hâkk'a hâmdedeceklerdir; 1. “Ey günâhkârlar bugün mü'minlerden ayrılın.” (Yâsîn s. 59) fermanı ile mahşer günü mücrimler, salihlerden ayrıldıkları zaman, 2. Mizanda sevâbları günâhdan ağır gelip beraat ettikleri zaman, 3. Sırat köprüsünü geçtikleri zaman, 4. Ebedî hayat suyu ile yıkandıkları zaman, 5. Cennete dahil oldukları zaman, 6. Hâkk (c. c.)'un mükemmel güzelliğini gördükleri zaman. Hakk cümlemizi bu ihsanlara mazhar olan kulları zümresine ilhâk buyursun (Âmîn). (Hz. Mahmud Sami Ramazanoğlu, Tasfiye-i Kalb ve Tezkiye-i Nefs,S.1)
İnsan bedeni itibariyle halk, ruhu itibariyle emir alemindendir. Bedeni, halk aleminden olan her nesne gibi zamanın tahribine, ruhu ise el-Hayy ismi şerifinin sürekli -diri ve hareketli tutan- etkisine tabidir. Fakat ruha mekân olması bakımından beden de dirime ve harekete dahildir. Zira el-Kayserî'nin söyleyişle ruh bedene bedenin kendisiyle birlikte etki eder. Yani elde bir hareketin olabilmesi için önce elin olması, ruhun da elden o hareketi talep etmesi gerekir. Buna göre ruh yöneten, beden kendisinin katılımıyla yönetilendir. Biz gündelik dilde bu ikisini ruh, heykel, suret, kim-lik, ferdiyet… olarak kapsayıcı tek bir kelimeyle ifade ediyoruz: Nefs!
TULUA – der strahlend gelbe Duft aus dem NischendufthausKinetic – ist das Ergebnis einer engen Zusammenarbeit zwischen Felice (aka Duftbunker), seinem Freund und Geschäftspartner Timo sowie Kris, dem Gründer der Marke Kinetic Perfumes. Für die Kreation konnten sie keinen Geringeren als den renommierten Parfümeur Christian Carbonell gewinnen, der bereits Düfte wie Nefs und Accento erschaffen hat. In dieser Folge nehmen uns Felice und Timo mit auf eine faszinierende Reise hinter die Kulissen: von nächtlichen Telefonaten mit Kris und Carbonell bis hin zum langen Entwicklungsprozess von TULUA. Doch damit nicht genug – die beiden Duftliebhaber betreiben auch einen Onlineshop, der die Crème de la Crème der Nischenparfümerie bereithält. Wie treffen sie ihre Auswahl? Welche Düfte schaffen es in ihr Portfolio? Und welche Geheimtipps haben sie für uns? All das – und mehr – erfahrt ihr in dieser spannenden Folge von Parfümwelt demParfümpodcast. Freut euch auf exklusive Insider-Infos, einen tiefen Einblick in die Welt der Nischendüfte und einen unterhaltsamen Dufttalk mit Duftbunker und Timo!
This is my final negative goodbye!
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Meşrû' işlere Allâh'a hamd ile başlanmazsa hayır ve bereketi kesilir.” “Allâh'a hamdetmek şükrün başıdır. Allâh'a hamdetmeyen bir kul O'na şükür etmemiştir.” “Cenâb-ı Hakk'ı senâ için elhamdülillâh demek, yâhûd Allâh'a hamd etmek zikirlerin efdalidir.” “Cenâb-ı Hakk'a en çok şükür edeniniz, insanlara teşekkürde kusur etmeyeninizdir.” “Allâh'a hamd ile başlanmayan herbir söz kesiktir.” “Cennete ilk girecek zümre «Hammadûn» zümresidir; yani Cenâb-ı Hakk'a çok hamdedip çok şükredenler.” “Hiçbir tarafı müstesnâ olmamak üzere bütün dünyâ ümmetten sâdece bir adama verilse ve sonra bu kimse ‘Elhamdülillâh' dese, muhakkak ki bu ‘Elhamdülillâh' bütün hepsinden daha kıymetli, daha efdal olurdu.” Cenâb-ı Hakk, insanı mükerrem sıfatla yaratmış ve onu en büyük şerefle süslemiştir. İnsan “Ahsen-i Takvim” üzere (en güzel sûrette) yaratılmıştır. Bu en şerefli mahlûku sayısız nimetlere gark etmiştir. Râbb'ül âlemin Âyet-i Kerîme'de; “Nimetlerimi tek tek saymak isteseniz, saymakla bitiremezsiniz.” (İbrâhîm s. 34) buyuruyor. Elhamdülillâh, Hakk Te'âlâ Hazretleri'nin maddî ve manevî birçok nimetleri içinde yüzüyoruz. Bu yüzden bol bol Allâh (c.c.)'a hamdetmeliyiz. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar: “Cenâb-ı Hakk'ın ni'metlerine hamd ü senâ, insanı ni'metin zevâlinden, elden çıkmasından emîn kılar, korur.” Not: Şükür, gelen bir nimet karşılığı memnuniyet göstermektir. Hamd ise herhangi bir nimet karşılığı olmaksızın yapılan senâdır. (Hz. Mahmûd Sâmi Ramazânoğlu (k.s), Tezkiye-yi Nefs, Tasfiye-yi Kalb, 2-3.s.;Duâlar ve Zikirler 69-
Vu sur Thomas Canonne présente « La femme vache »… L'invité de Rien à Voir, magazine de la rédaction d'Alternantes fm est Thomas Canonne, comédien, musicien, metteur en scène, cofondateur du Théâtre des Cerises. Thomas Canonne présente «La femme vache », une création du Théâtre des cerises programmée à Nantes aux Nefs dans le cadre de l'été indien ce samedi 5 octobre à 19h30 puis à […] Cet article provient de Radio AlterNantes FM
Retrouvons un nouveau format SPOT de Com d'Archi, dédié à l'héritage avec un focus sur les nefs de l'Ile-de-France réhabilitées par l'agence Chatillon architecte à l'occasion des Jeux Olympiques 2024 : celles du Grand-Palais à Paris et de l'Ile des Vannes à Saint-Ouen. J'admire depuis longtemps cette agence, pour laquelle j'avais livré une recherche historique. Ainsi je la connais a minima de l'intérieur. Elle réhabilite toujours avec une intelligence hors-norme, sans fracture entre le passé, le présent et l'avenir. Alors que les poncifs séparent encore aujourd'hui patrimoine et modernité, penchons nous sur ces nefs fabuleuses !Anne-CharlotteImage teaser DR © Laurent KronentalIngénierie son : Bastien Michel____Si le podcast COM D'ARCHI vous plaît n'hésitez pas :. à vous abonner pour ne pas rater les prochains épisodes,. à nous laisser des étoiles et un commentaire, :-),. à nous suivre sur Instagram @comdarchipodcast pour retrouver de belles images, toujours choisies avec soin, de manière à enrichir votre regard sur le sujet.Bonne semaine à tous ! Hébergé par Acast. Visitez acast.com/privacy pour plus d'informations.
Ey hakikati arayan kişi! Bilmelisin ki İslâm dininin iki yönü vardır: 1.Yasaklardan, kalb, beden ve şehvetle ilgili günâhlardan kaçınmak. 2.İyilikleri, sevap, iyi, güzel işleri yapmak... Günâhlardan kaçınmak iyilikleri yapmaktan daha zordur. Zor olduğu için de haramlardan kaçınmanın sevâbı iyilikleri yapmaktan daha çoktur. İyilikleri herkes yapabilir. Ama yasaklardan sadece Allâh (c.c.)'un sâlih kulları korunabilir. Kalbe gelen kötü düşüncelerden, beslenmekte yani yeyip-içmekte harama düşmekten ve cinsî konularda günâha düşmekten korunabilenler ancak sâlihlerdir. Onun için sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar: “Gerçek muhacir kötülüklerden hicret eden, onları terk edendir. Gerçek mücâhid ise nefsinin hevâsıyla cihat eden, kötü isteklerini yapmamak için nefsiyle mücadele edendir.” Bu kimseler şehvet, yeyipiçmek ve harama bakmakla ilgili günâhlardan kendilerini koruyup sevâplara koşanlardır. Bir hadis-i şerif'te: “Gerçek mücâhit, nefsiyle (nefs-i emmâresiyle) cihat edendir.” (Tirmizî) buyrulmuştur. Bütün cihatların başı, kişinin bütün kötülükleri emreden kendi nefsiyle cihat etmesi, onun kötü isteklerini reddedip tâatı, Allâh (c.c.)'a ibâdeti tercih edebilmesidir. Bunu beceremeyenlerin maddî düşmanla cihat etmeleri de mümkün değildir. Peygamberimiz (s.a.v.) Veda Haccı'nda şöyle buyurmuşlardır: “Size mü'minin kim olduğunu haber vereyim mi? Mü'min, canlarına ve mallarına zarar vermeyeceğinden insanların emin olduğu kimsedir. Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu kimsedir. Mücâhit, tâat ve ibâdet yolunda nefsini zorlayan, o yolda gayret gösteren kimsedir. Muhacir, hata ve günâhları terk eden kimsedir.” (Huccetül İslâm İmâm Gazâlî (r.âleyh), Nasıl İyi Bir Kul Olunur?, s.276-278)
Send us a Text Message.„Leitstelle für Heidelberg 10“ – dieser Funkspruch ging vor 60 Jahren erstmals über den Äther. Ein mit Blaulicht ausgestatteter VW Käfer der Chirurgischen Universitätsklinik Heidelberg, besetzt mit einem Notarzt, rückte parallel zum Rettungswagen als erstes Notarzteinsatzfahrzeug (NEF) Deutschlands zum Unfallgeschehen aus. Dieses sogenannte Rendezvous-System bedeutete einen Quantensprung für die Notfallmedizin und wurde deutschlandweit zum Vorbild. Zum Jubiläum sprechen wir mit Prof. Erik Popp und Dr. Frank Weilbacher von der Sektion Notfallmedizin des Universitätsklinikums Heidelberg über fahrende OP-Säle im "Clinomobil", das in Heidelberg pionierte Konzept des NEFs und die nächste Generation notfallmedizinischer Innovation, das Heidelberger "Medical Intervention Car" (MIC). Sektion Notfallmedizin: https://www.klinikum.uni-heidelberg.de/kliniken-institute/kliniken/klinik-fuer-anaesthesiologie/ueber-uns/notfallmedizinYouTube: https://www.youtube.com/@sektionnotfallmedizin8397
Yusuf Sûresi ve Nefs-i Emmare | Gaybubet Sohbetleri | M. Fethullah Gülen by Çınar Medya
Nefsin on askeri (kötü huy ve isteği) vardır: 1. Hırs. 2. Şehvet. 3. Cimrilik. 4. Aşırı istek. 5. Doğru yoldan ayrılıp uzaklaşmak. 6. Acımasızlık, merhametsizlik, katı kalplilik. 7. Kötü ahlâk. 8. Sonu gelmeyen arzu, istek, emel. 9. Aşırı hırs. 10. Tembellik Hevânın da on askeri (kötü huy ve isteği) vardır: 1. Haset. 2. Zulüm. 3. Kendini beğenmek. 4. Kibir, büyüklenmek. 5. Nefret, kin, garaz. 6. Hilekârlık. 7. Vesvese. 8. Doğru şeylere itiraz. 9. Sû-i zan yani insanlar hakkında kötü düşünce beslemek. 10. Münâkaşa. Şunu iyi bil ki, Allâh (c.c.) sana vücudundaki organları kendisinin yasak ettiği şeylerden onları koruman için verdi. Onlar sana Allâh (c.c.)'un birer nimeti ve emânetidir. Günâh işlersen onlarla işleyeciğin için, Allâh (c.c.)'un verdiği nimet ve emânetleri Allâh (c.c.)'a isyânda kullanmış olursun. Öyle yapınca da küfrân-ı nimette bulunmuş, nimete nankörlük yapmış olursun. Nankörlük ise şükrün zıddı olup en büyük azgınlık ve en büyük günâhtır. Mahşer yerinde, kendi organlarının onlarla işlediğin günâhları açık bir lisanla konuşarak senin aleyhinde şahitlik yapacağını ve mahşer halkının gözü önünde seni rezil edeceğini bil ve unutma. Ey âciz insan! Bütün vücudunu bilhassa vücudundaki 7 organını günâhlardan koru. Kur'an-ı Kerim'de cehennem hakkında şöyle buyuruluyor: “Cehennemin yedi kapısı vardır. Her bir kapıya onlardan (cehennemliklerden) belli bir gurup ayrılmıştır.” Bu kapıların herbirinden, 7 organından biriyle Allâh (c.c.)'a isyan eden kişiler girerler. O, 7 organ şunlardır: Göz, kulak, dil, mide, cinsiyet organı, el ve ayak. (Huccetül İslâm İmâm Gazâlî (r.âleyh), Nasıl İyi Bir Kul Olunur?, s.281-285)
HASTALIKLARIN İKİ SEBEBİ-İYİLEŞMENİN OLMAZSA OLMAZLARI-GDO SUZ BESLENME-NEFSİ ZAYIFLATMA VE MÜSLÜMAN ETME 05.01.2024 #synergykendiyas #hastalıklarınsebebi #gdo #nefis #müslüman Facebook : https://www.facebook.com/SynergyKendiyas İnstagram: https://instagram.com/synergykendiyas Youtube: https://www.youtube.com/channel/UC_xe-4OhrGjeQkX9dWA96fQ TikTok: https://www.tiktok.com/@synergykendys Yaay: https://yaay.com.tr/SynergyKendiyas Twitter: https://twitter.com/SynergyKendiyas?t=rF3t1yDh7eLgUg_Djh5khQ&s=0
Nefsimize Karşı Nasıl Davranmalıyız? Mehmet Emin Tokadi Hz. Makamından | Synergy Kendiyas | #synergykendiyas #nefis #nefs #türbe #türbeziyareti Facebook : https://www.facebook.com/SynergyKendiyas İnstagram: https://instagram.com/synergykendiyas Youtube: https://www.youtube.com/channel/UC_xe-4OhrGjeQkX9dWA96fQ TikTok: https://www.tiktok.com/@synergykendys Yaay: https://yaay.com.tr/SynergyKendiyas Twitter: https://twitter.com/SynergyKendiyas?t=rF3t1yDh7eLgUg_Djh5khQ&s=0
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) "en büyük cihad" diye tanımladığı, şeytanı dahi yoldan çıkartan NEFİS hakkında konuştuk. Peki ya nefis ne demek, nefis neden yaratıldı, nefis neyden yaratıldı, nefis ölür mü, nefsin mertebeleri nelerdir, nefis nasıl mertebe atlar, nefis terbiye olur mu biliyor musun? Tüm bu sorularının cevapları burada. * Bölümler: 0:00 Intro 1:00 Önce kendini tanı 3:49 Temel hatlarıyla NEFİS nedir? 6:39 Nefs-i Emmare [1. Mertebe] 12:46 Daha fenası "Manevi Nefs-i Emmare" 25:56 Nefsi terbiye etmenin yolları 31:02 Nefs-i Levvame [2. Mertebe] 32:32 Nefs-i Mülhime [3. Mertebe] 33:52 Nefs-i Mutmainne [4. Mertebe] 34:40 Nefs-i Radiye [5. Mertebe] 36:48 Nefs-i Mardiyye [6. Mertebe] 38:36 Nefs-i Kâmile [7. Mertebe] * Fatih Toprakoğlu * Video Linki: https://youtu.be/Trha5PKixYE * Takip Etmeyi Unutma: Instagram: @maksat114bursa Twitter: @maksat114bursa YouTube: @maksat114 Spotify: Maksat 114
Bu mektûb, molla Hasen-i Kişmîrîye, cevâb olarak yazılmış olup, Allahü teâlâyı hiçbir ân unutmamak nasıl olacağı, insanın kendini bilmediği uyku zemânında da, Onun unutulmıyacağı bildirilmekdedir: “Kıymetli mektûbunuzu okumakla şereflendik. Bu yolun büyüklerinden ba'zısı “rahmetullahi aleyhim ecma'în” Allahü teâlâya her ân âgâh olduklarını ve uyku zemânında da, her ân, Onu hâtırladıklarını haber vermişdir. Bunun nasıl olacağını soruyorsunuz. Kıymetli efendim! Bunu anlatabilmek için, önce birkaç şeyi bildirmek lâzımdır. Kısaca yazıyorum. Dikkatli okuyunuz! İnsanın rûhu, bu gördüğümüz cesed ile birleşmeden önce, terakkî edemez, ilerliyemezdi. Kendine mahsûs makâmda, derecede bağlı ve mahbûs gibi idi. Fekat, bu cesede indikden sonra, yükselebilmek hâssası ve kuvveti ona verilmişdir. Bu hâssası, onu melekden üstün ve şerefli yapmışdır. Allahü teâlâ lutf ederek, ihsân ederek, rûhu, bu hissiz, hareketsiz olan, hiçbir şeye yaramıyan, karanlık cesed ile birleşdirdi. Rûh ışığını, karanlık cesed ile birleşdiren, madde olmıyan, zemânlı, mekânlı olmıyan rûhu, maddeden yapılan cesed ile bir arada bulunduran, Allahü teâlâ, çok büyükdür. Bütün büyüklük, üstünlükler, yalnız Ona mahsûsdur. Onda hiç kusûr olamaz. Bu sözün ma'nâsını iyi kavramak lâzımdır. Rûh ile cesed, her bakımdan, birbirinin aksi, zıddı olduğundan, bunların bir arada kalabilmesi için, Allahü teâlâ, rûhu nefse âşık etdi. Bu sevgi, bunların bir arada kalmasına sebeb oldu. Kur'ân-ı kerîm, bu hâli bize haber veriyor. Vettîn sûresinin bir âyetinde, (Biz insanın rûhunu, güzel bir sûretde yaratıp, sonra en aşağı dereceye indirdik) buyuruldu. Rûhun bu dereceye düşürülmesi ve bu aşka tutulması, kötülemeğe benzeyen bir medhdir. İşte rûh, nefse karşı olan bu aşkı, sevgisi sebebi ile, kendini nefs âlemine atdı ve nefse tâbi', esîr oldu. Hattâ, kendinden geçdi. Kendisini unutdu. Nefs-i emmâre hâlini aldı. Sanki nefs-i emmâre oldu. Rûh, her şeyden dahâ latîf olduğundan, madde bile olmadığından, her ne ile birleşirse onun hâline, şekline ve rengine girer. Kendini unutduğu için, evvelâ kendi âleminde, derecesinde iken, Allahü teâlâya olan bilgisini de unutdu. Câhil ve gâfil oldu. Nefs gibi cehâlet karanlığı ile karardı. Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu, çok acıdığı için, Peygamberler “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” gönderip, bu büyükler vâsıtası ile rûhu kendine çağırdı ve ma'şûku, sevgilisi olan nefse uymamasını, nefsi dinlememesini ona emr etdi. Rûh bu emri dinleyip, nefse uymaz, ondan yüz çevirir ise, felâketden kurtulur. Yok eğer, başını kaldırmaz, nefsle berâber kalmak, bu dünyâdan ayrılmamak isterse, yolunu şaşırır, se'âdetden uzaklaşır. Bu sözümüzden, rûhun, nefsle birleşmiş olduğu, hattâ kendisini unutup, nefs hâlini almış olduğu anlaşıldı. İşte rûh, bu hâlde kaldıkca, nefsin gafleti, câhilliği, rûhun da gafleti, cehâleti olur. Yok eğer, rûh, nefsden yüz çevirir, ondan soğur, onun yerine Allahü teâlâyı severse ve kendi gibi, bir mahlûku sevmekden kurtulup, sonsuz var olan, hakîkî Bâkîye âşık olup, bu aşk ile kendinden geçerse, zâhirin, ya'nî nefsin gafleti, cehâleti, bâtına, ya'nî rûha sirâyet etmez. O, Allahü teâlâyı bir ân unutmaz. Nefsin gafleti, ona nasıl te'sîr etsin ki, o nefsden, temâmen ayrılmışdır. Zâhirden, bâtına hiçbir şey geçmemişdir. İşte bu vakt, zâhir gafletde iken, bâtın âgâhdır, uyanıkdır. Her ân Rabbi iledir. Meselâ, bâdem yağı, bâdem çekirdeğinde bulunduğu müddetce ikisi de aynı birşey gibidir. Yağ, posadan ayrılınca, her ikisinin hâssaları başkadır ve her bakımdan ayrı iki şey olurlar. İşte, bu hâle yükselmiş olan, bir mes'ûd, bir bahtiyâr kimseyi, ba'zan, tekrâr bu âleme indirirler. Allahü teâlâya ârif ve âlim olduğu hâlde, bu âleme döndürüp, onun mubârek, şerefli varlığı vâsıtası ile, âlemi nefslerin karanlığından, cehâletinden kurtarırlar.
Mekke döneminde inmiştir. 17 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki tarık kelimesinde alır. Ric'ili semadan sad' (fay) lı arzdan bahseder. Zelzeleler fay hareketleri, fay kırılması değil fay çatlaması olduğundan sad' kelimesin çatlak olmasına da dikkat edilmesi gerekir. Sad'ı Ekber en büyük fay hattı Atlas okyanusu kıyılarında olup Halka-i nar yani ateş halkası olarak geçer. Fay hareketleri semanın ric'i ile alakalıdır. Hollandalı deprem kahini Frank Hoogerbeets semadaki hareketlerden Pazarcık depremini nokta göstererek 2 gün öncesinden uyarmıştır. Sert bir suredir. Korkutucudur. Uyarıcıdır. Tarık- Sema - Necm- Necm-i sakıp - Nefs . Nefis . Küllü nefs . Hafiz . Nazar . Bakmak . Neden yaratıldı? . Mai dafiq . İhrac .beyn .sulb . teraib . rac' - . kadir . tüblesserair . Tüble . Serair . Sır . Kuvvet . Nasır . Sema-ı rac' .Arzı- sad' . Sad' Kavl-i fasl . Fasl . Fasıl . Hezl .Keyd . Mehil - Mehil-i kafir . Rüveydâ
MOMO MORNING SHOW 2022 2023 - TOPIC 5 CHNO HYA LHAJA LI KADERO FHYATKOM OU KATHESSO BREDA 3LA NEFS 06 06 23
In een driedelige podcastreeks gaan hoofdredacteur Merel Pit en journalist Tracy Metz op zoek naar inspirerende antwoorden op het veranderende winkellandschap (van offline naar online). Leeglopende winkelcentra worden daarom getransformeerd tot woongebieden. Vandaag zijn in deze laatste aflevering te gast architect Marie Wastiau van WilmaWastieau en Merten Nefs, onderzoeker bij de Erasmus Universiteit en TU Delft. Zij vertellen over de verdozing van het Nederlandse landschap die online winkelen onvoorzien heeft meegebracht.
Bu video 11/12/2016 tarihinde yayınlanan " KALBE OKLAR SAPLANIRKEN" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... “Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.” “Allah'ım! Sen'den istediğim şey ihlastır; amelimde emre itaatteki inceliği anlayarak, sadece ihlas!” Amelde ihlas çok önemlidir. Evet, Üstad'ın ifadesiyle, “İhlası kazanmak çok mühimdir. Bir zerre ihlaslı amel, batmanlarla hâlis olmayana müreccahtır.” İhlas, “rıza”ya sıçramanın çok önemli bir basamağıdır, merdivenidir, helezonudur, asansörüdür; ona bindiğiniz zaman, “rıza” ufkuna yükselirsiniz. وَرِضَاكَ “Sen, benden hoşnut ol!” Burada O'nu hoşnut ettiğin takdirde, öteye kendisinden hoşnut olunan bir kul olarak gidersin. Nefs-i Râdiye, Mardiyye, daha üstü Sâfiye, Zâkiye. Allah'ın razı olduğu bir insan olmak… Allah razı ise, bütün dünya küsse, ehemmiyeti yok; O, kabul etse, bütün dünya reddetse, tesiri yok!.. İhlas Risalesi'ndeki hâlisane ifadelerden dökülen şey bu: “Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenâb-ı Hakk'ın rızasını esas maksat yapmak gerektir.” Evet, O, kabul ettikten sonra, isterse, muradının gereği oysa şayet, (“gerek” demek de doğru değil) murâd-ı Sübhânî o istikamette tecelli ediyorsa, siz istemediğiniz halde, halklara da, halka da, insanlara da kabul ettirir. Şahit isterseniz, Hizmet'teki muvaffakiyetlere bakabilirsiniz. O mevzuda bir eğitim görmemiştiniz ne o meselenin pedagojik yönü, ne psikolojik yönü, ne psiko-sosyolojik yönü itibariyle. İnsanlığa açılacaksınız, okullar açacaksınız, yurtlar açacaksınız, üniversiteler açacaksınız; çok farklı kültür ortamlarında yetişmiş ayrı din mensuplarıyla, ayrı mizaç, ayrı mezak, ayrı zevk insanlarıyla karşı karşıya geleceksiniz. Bu mevzuda eğitimin zerresini görmeden dünyanın dört bir yanına açıldınız. Sermaye, şu idi: (O sermayeyi hafife alamam fakat yapılması açısından belki herkesin yapabileceği mahiyette bir şey idi.) إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمَنُ وُدًّا “Rahmân, iman edip imanları istikametinde sağlam, doğru, yerinde ve ıslaha yönelik işler yapanlar için (gök ve yer ehlinin gönüllerinde) bir sevgi var edecek (ve onlar, şu anda az ve güçsüz de olsalar, her tarafta kabul görecekler)dir.” (Meryem, 19/96)
Allah bana yakın mı? / Kerem Önder وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِه۪ نَفْسُهُۚ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.” Kâf 16 اِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَم۪ينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَع۪يدٌ “Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir.” Kaf 17 Hak Teâlâ, "Andolsun insanı Biz yarattık. Nefsİnİn ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz" buyurunca, bu, Allah Teâlâ´ya hiçbir şeyin saklı kalmadığına ve O´nun kalblerdekini bile bildiğine bir işaret olmuş olur. Ayetteki, "Biz ona şah damarından daha yakınız" badesi de, Allah´ın ilminin mükemmel oluşunu anlatan bir ifadedir. "Verîd", içinden kanın geçtiği ve bedenin herbir parçasına ulaştığı damar demektir. Allah Teâlâ, işte insana, ilmi ile, bundan daha yakındır. Çünkü o damarı etin örtmesi mümkündür. Ama Allah´ın ilmini hiçbir şey kapayıp perdeleyemez. Şöyle de denilebilir: Biz, bu husustaki kudretimiz yegâne oluşu ile, insana şah damarından daha yakınız. Onun hakkındaki işlerimiz, hükümlerimiz, tıpkı kanının damarlarında akışı gibi, akar ve geçerlidir Refakatteki Melekler Burada, mükellefin (İnsanın) başıboş bırakılmamış olduğuna bir işaret vardır. İmdi biz diyoruz ki: Allah Teâlâ, iki melekten insanın fiil ve sözlerini aldığı vakit, kula, kulun olan damarlarından daha yakın olmuş olur. Buna göre mana, "o iki meleğe, kulun yaptıklarından herhangi birşey saklı kaldığında, kulun halini muhafaza ve kaydetmemiz daha mükemmel ve tam olur" şeklinde olur. Şöyle de denebilir: "Telakki istikbal (karşılama) manasına gelir. Nitekim, Arapça´da, "Falanca, falan süvarileri telakki etti (karşıladı)" denir. Bu izaha göre, ayetin manası şöyle olur: "Onu o iki melek telakki ettiğinde (karşılayıp-aldığında), o kimsenin sağında ve solunda oturan vardır." Buna göre, "Telakki edenler", kulun ruhunu ölüm meleğinden teslim alan iki melek olmuş olur. Bunlardan birisi, sâlihlerin ruhlarını kabirlerinden alır ve o ruhları, neşr (diriliş) gününe kadar, ona sevinç ve sürür verecek yerlerde dolaştırır. Diğeri de kötü kimselerin ruhlarını kabirlerinden alır ve haşr (diriliş) gününe kadar, onları, üzüntü ve sıkıntı veren yerlerde dolaştırır. İşte bu sebeble Cenâb-ı Hak, "O İki melek karşılayıp, insanın bu iki sınıftan hangisinden olduğunu sordukları vakit, ölen o insanın yanında, yani sağında ve solunda oturanlar vardır" buyurmuştur. Bu, "iki melek gelir. Ölen o insanın yanında da, onun amellerini yazan iki diğer melek vardır. Gelenler, o ikisine, bunun hangi cinsten olduğunu sorarlar. Eğer o, sâlihlerdense, sürür meleği onun ruhunu alır ve sevinçli olarak diğer meleğe döner. O melek ise, kendi aldığından ötürü mesrur olmamıştır. Eğer bu adam fâsît-kötü kimselerdense, onun ruhunu da azab meleği alır ve diğerine mahzun olarak döner. O melek ise, kendi aldığından mahzun olmamıştır. Anlattığımız bu hususu, 21. ayetteki "saik" ve "şehîd" ifadeleri de destekler. Buna göre şehîd (müşâhid olan), orada oturan melekler, saik (sevkedip götüren) de, insanın ruhunu ölüm meleğinden alıp, insan yeniden dirilinceye kadar, ruhunun olması gereken yere götüren melekler demektir: Bu mana, bu husustaki iki izahın en meşhuru ve en kolay anlaşılanıdır. Bir kimsenin, "Falancanın sağında oturdum" ifadesinde, o kişiye bir saygı ve ondan çekinme sebebiyle, ondan biraz uzak durmaması vardır. “Biz ona sah damarından daha yakınız” yani bedeninin organlarına ve cüzlerine yayılan damarlarından daha yakınız. Halbuki melek ondan ayrıdır (mesafelidir). Dolayısıyla bizim onu bilmemiz...
Ömer Tuğrul İnançer ile "Dinle Neyden" kendine has üslubuyla kaldığı yerden devam ediyor. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde doğru ve yanlış bilgiden bahsetti. Her hafta farklı konularla yanlış bildiğimiz doğruları çarpıcı üslubuyla izleyenlere anlatan Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde doğru ve yanlış bilgiyi vb. pek çok konu başlıklarını anlattı. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümün başında şunlardan bahsetti; Efendim yine İstanbul silüeti önünden, İstanbul vari selamlarla sizi selamlarız. Niye İstanbul vari? Şirket-i Aliye'nin bir kaptanı varmış. Eskiden Galata köprüsü iskeleydi. Oradan ayrılıyor, birkaç yer dolaşıyor ve tekrar oraya dönüyor. O kaptan hep geç kalıyor, bir türlü saatinde geri dönmüyor. 1-3-5-15 sonra idarecilerden biri demiş kaptan niye böyle oluyor? Efendim demiş, Üsküdar'ın zerzevatından, Kuzguncuk'un haşeratından, Beylerbeyi'nin teşrifatından böyle oluyor. Ne demek o demiş. İstanbul'da Galata köprüsünün öbür tarafında eskiden hal vardı, o halden alışveriş yapıyor insanlar küfeler, sepetler dolusu. Üsküdar iskelesinde onlar boşalıyor normal bir yolcu indirme, bindirme zamanından daha fazla bekliyoruz. Peki Kuzguncuk'ta ne oluyor? Efendim Kuzguncuk'ta ermeni, rum, yahudi çok karışık. Çünkü biraz yukarısı selamsız. Kuzguncuk zaten yahudilerin Ortaköy'den sonra ilk yerleştikleri yer, bi de rumlar var hiç sen, ben bitmiyor aralarında. Ya kavga çıkıyor, ya niza çıkıyor, biri iskeleden bağırıyor, öteki gemiden bağırıyor falan orada vakit kaybı. Peki Beylerbeyi'nde? Efendim Beylerbeyi'nde hep nazik beyler, paşalar oturuyorlar. Aman efendim önden siz buyurun, aman efendim önden siz buyurun derken yine iskeleden zamanında ayrılamıyoruz. İşte İstanbul'un eski Beylerbeyi'nde oturanların o aman efendim önden siz buyurun selamıyla hepinizi selamladık. Bilmek başka, yapmak başka, olmak başkadır. Bilinmeden yapılır mı? Hayır, bilinmeden yapılmaz ama bilginin kaynağı kitap değildir, daha doğrusu yalnızca kitap değildir. Bizzat kendi yaptıklarımız. Yanlış yaptıksak bi daha yapmamak bilgidir, doğru yaptıysak hep doğru yapmak bilgidir. Başkalarının hareketleri yani bilgi edinmenin sonu yok. İyi de bu bilgiyi kullanmak meselesinde neredeyiz?...
Bu zirvenin koç yiğitleri, amel-i sâlih ve Hakk'a teveccüh-i tâmları sayesinde şeytan ve avenesinin insana nüfuz girizgâhlarının bütününü kapayıp “üns billâh”a ermişlerdir. Burası öyle yüksek bir ma-kam ve sıyanet ufkudur ki, oraya asla şeyâtı
Yolun erkânı gözetilerek Muhammedî (sallallâhu aleyhi ve sellem) şehrahtagönül birliğiyle hareket edilirse, evvela esmâ-i ilâhiye celevâtı, sonra sıfât-ısübhâniye tecelliyâtı, sonra şuûnât-ı zâtiye mevâhibiyle mukabelede bulunurfazl-ı kerem sahibi Hazreti Zât-ı Ecell ü A'lâ.