POPULARITY
2025'te yapay zeka otomasyonu ile ayda 3000 dolar kazanmak artık hayal değil! Bu videoda size gerçek kazanç kanıtlarıyla birlikte adım adım nasıl pasif gelir sistemi kuracağınızı gösteriyorum. Hiç teknik bilginiz olmasa bile bu yöntemi uygulayabilirsiniz!
Önceki yazımızda, “Hayale dair tasavvurumuz, onun varlığımızdaki / hayatımızdaki / düşüncemizdeki / eylemlerimizdeki yerini de belirlediği için, onda ‘teorik ya da pratik bakış' ayrımına girmeye gerek kalmadan sıradan veya sanat vb. seçkin işlerimizde ‘nerede bulunduğumuzu'; ‘nerede durduğumuzu' tayin etmek zorundayız.” demiştik.
GAZZÂLÎ MEKTEBİ
Satrancı “kazanmak”tan öte bir düşünme deneyimi olarak anlatan Hasgüleç; taşların anlamlarından ELO sistemine, kadınlar kategorisinden hile tartışmalarına, 4 kişilik satranç ve Chess960 gibi varyantlardan Türkiye'de yükselen genç ustalara kadar merak edilen her şeyi konuşuyor. Hem oyuna yeni başlayacaklara hem de yıllardır oynayanlara “neden bu kadar zevkli?” sorusunun samimi bir cevabını veriyor.Bu bölümde konuşulan bazı konular:
GAZZÂLÎ MEKTEBİ
GAZZÂLÎ MEKTEBİ
10.10.2025 | Dijital Hayat Bölüm555 - TRT Radyo1 | "Şiddetin Dijital Hali: Çevrimiçi Mobbing" Bilal Eren'in hazırlayıp, sunduğu Dijital Hayat programımızda bu hafta; Mobbing Eğitim Yardım Araştırma Derneği Genel Başkanı İsmail Akgün ile; - Mobbing Nedir, Nasıl Tanımlanabilir? - Çevrimiçi Mobbing Nedir? - Yıldırmak, Bezdirmek Olarak Yerelleştirilebilen Mobbing, Hangi Davranış ve Kullanım Biçimlerini Kapsıyor? Türleri Neler? - Sanal/Çevrimiçi veya Teknolojik Mobbing, Hangi Şartlara Bağlı? - Çevrimiçi Mobbing Hangi Alan ve Sektörlerde Yaygın? - Mobbing'in Zorbalık ve Şiddetten Farkı Ne? - Çevrimiçi Mobbing Nasıl Gerçekleşiyor, En Çok Kimler Maruz Kalıyor? - Teknolojik Mobbing Hangi Platform ve Mecralarda Daha Sık Görülüyor? - Dijital Mobbing Karşısında Nasıl Korunabilir, Haklarımız Neler? - Mobbing Genelgesi İşe Yaradı mı? ALO170 Bu Konuda Yardımcı Oluyor mu? - Mobbing Eğitim Yardım Araştırma Derneği Çalışmaları Neler? Başlıklarını konuştuk. Dijital Hayat, her cuma saat 15:30'da TRT Radyo1 mikrofonlarında canlı yayında... Tüm geçmiş ve gelecek yayınlarımız için; Web: https://www.dijitalhayat.tv
Yirmibir Bitcoin Podcast'inin "Bitcoin ve İslam" serisi içindeki 4 bölümlük "Sadece Bitcoin" serisinin 2. bölümüyle karşınızdayız! Bu bölümde, kripto alanının genellikle gözden kaçırılan teknik sorunlarına derinlemesine dalıyoruz.Bitcoin'in binlerce düğümle sürdürülen hafif ve kolay yönetilebilir zaman zincirinin onu nasıl gerçekten merkeziyetsiz ve güvenli kıldığını inceliyoruz. Bitcoin'in yalnızca parasal bir odakla minimal saldırı vektörlerine sahip olması, onu diğer kripto paralarla karşılaştırıldığında eşsiz bir sağlamlık sunuyor.Çoğu altcoinin ise süslü özelliklerle blok zincirlerini nasıl şişirdiğini ve sıradan kullanıcıların tam düğüm çalıştırmasını nasıl imkansız hale getirdiğini keşfedin. Bu durum, ağların merkeziyetçi olmasına, güvenliğinin azalmasına ve Infura'nın 2020 Ethereum kesintisi örneğinde görüldüğü gibi kesintilere ve saldırılara karşı daha savunmasız hale gelmesine yol açıyor. Ayrıca, Ethereum DAO hack örneğiyle altcoinlerin değişmezlikten nasıl ödün verdiğini gösteriyoruz.Yaygın bir yanılgıyı da ele alıyoruz: **"Blok zinciri teknolojisi"**nin kendisinin mucizevi olmadığını ve çoğu iş uygulaması için verimsiz olduğunu vurguluyoruz. Bitcoin'in blok zincirini kullanışlı kılanın, iş kanıtı (Proof-of-Work) ve dağıtık ağ konsensüsü ile benzersiz entegrasyonu olduğunu açıklıyoruz.Bölümde ayrıca iş kanıtı (PoW) ve hisse kanıtı (Proof-of-Stake - PoS) arasındaki temel teşvik farklarına odaklanıyoruz. PoS'un negatif (ceza tabanlı) teşviklerinin ve "zayıf öznelliğinin" onu nasıl uzun menzilli saldırılara ve tarihin yeniden yazılmasına karşı savunmasız hale getirdiğini detaylandırıyoruz. Bitcoin'in içsel güvenlik modelinin aksine, PoS güvenliğinin dışsal faktörlere ve spekülasyona bağımlı olduğunu gösteriyoruz.Son olarak, uzlaşma güvencesi ("settlement assurance") kavramını ve bunun "defter maliyeti" ("ledger costliness") ile ilişkisini açıklıyoruz. Litecoin gibi PoW altcoinlerin daha hızlı teyit süreleri sunsa da, Bitcoin'in her blok başına biriktirdiği çok daha büyük enerji harcaması ve madenci ödülleri sayesinde çok daha üstün uzlaşma güvencesi sunduğunu öğreniyoruz.Bu bölüm, alternatif kripto paraların hız veya ek özellikler uğruna merkeziyetsizlik ve güvenlikten nasıl taviz verdiğini ortaya koyarken, Bitcoin'in bu alanlardaki tavizsiz üstünlüğünü ve gerçek dijital kıtlığını neden koruduğunu net bir şekilde gözler önüne seriyor. İyi dinlemeler!Kaynak
Bir insanın gerçekten toksik olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? Bu bölümde bilimsel araştırmalardan, psikoloji literatüründen ve deneyimlerden yola çıkarak toksik insanların en yaygın 10 özelliğini sizinle paylaşıyorum.
Birleşmiş Milletler'in ‘Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması' (IPC) inisiyatifinin raporu, Gazze'de yaşanan durumu ‘kıtlığın en kötü senaryosu' olarak tanımlıyor. ‘Yaygın açlık, yetersiz beslenme ve hastalıklar' açlığa bağlı ölümleri daha önce yaşanmamış seviyelere getirmiş durumda. Mart ayından beri İsrail'in uyguladığı tam blokaj ve son aylarda Amerika'nın da desteklediği planla insani yardımın merkezileştirilerek İsrail'in eliyle dağıtıl(ma)ması, Gazze'de açlığın savaş yöntemi olarak kullanıldığının en önemli kanıtları arasında yer alıyor. 7 Ekim 2023 Hamas saldırısından beri Gazze'de etnik temizlik ve soykırım harekâtı başlatan Netanyahu yönetimi, uluslararası insani yardım kuruluşlarının baskısı karşısında Gazze'de açlık olmadığını iddia etmekten çekinmeyen bir arsızlıkla hareket etmeye devam ediyor. İsrail'e baskı yapabilecek tek güç olan ABD'nin Başkanı Trump'ın dahi açlığın varlığını kabullenen açıklamaları, Filistinlileri nihai olarak yok etme niyetinde olan İsrail aşırı sağının kararlılığı karşısında maalesef etkisiz kalacak görünüyor.
Elektrikli taşıtların şarj istasyonları otoparka mı dönüştü? Yaygınlık ne durumda? Uzun yolda şarj istasyonu kolayca bulunuyor mu? Şarj soketleri arasında hangi farklar var? Batarya teknolojisi nereye gidiyor? Beefull - Büyümeden Sorumlu Başkan Yardımcısı Alper Arın'la konuştuk.
Bölüm içeriği ve zaman damgaları:00:00 Giriş | Takip Et, Bildirimleri Aç00:38 PPF'nin Bile Eksi Yazması02:23 Bölüm Hakkında Uyarı02:47 Tamamını Riske Atmak Ne Demek?03:14 Büyük Risk = Büyük Getiri mi, Büyük Felaket mi?03:56 Yaygın Tüm Paranızı Riske Atma Yolları Hakkında Uyarılar07:18 Neden İnsanlar Tüm Varlıklarını Riske Atıyor?09:35 Tüm Paranızı Kaybettiğinizde Ne Olur?10:48 Finans Podcasti'ni sosyal medyada taklit eden dolandırıcılar12:28 Alternatif Risk Yönetimi Stratejileri15:25 Risk ve Kazanç Dengesi Nasıl Kurulur?15:52 Kapanış | Bölümü PaylaşBir "Zorlu Ekonomilerde Servet Edinme ve Varlık Yönetimi" yayını olan Finans Podcasti, tüm sosyal ağlarda @finanspodcasti kullanıcı adıyla, tüm podcast platformlarında ise adıyla bulunabilir. Soru, öneri ve diğer iletişim ihtiyaçları için finanspodcasti@gmail.com e-posta adresinden bana ulaşabilirsiniz. Tüm önemli sayfaların bağlantıları https://linktr.ee/finanspodcasti adresinde.Bölümü bulmanızı kolaylaştıracak diğer ilgili konu başlıkları: Tüm Sermaye ile Yatırım Yapmanın Riskleri, Risk Yönetimi Stratejileri, Portföy Çeşitlendirme Neden Önemli?, Kaldıraçlı İşlemler ve Büyük Kayıplar, Tek Bir Yatırıma Bağlı Kalmanın Tehlikeleri, Duygusal Yatırım Kararlarının Sonuçları, Ani Piyasa Hareketlerine Karşı Korunma, Profesyonel Yatırımcılar Neden Riskleri Yayar?, Finansal Güvenlik Ağı ve Acil Durum Fonları, Tüm Parayla İşlem Yapmanın Psikolojik Etkileri, Uzun Vadeli Yatırımcıların Risk Algısı, Yüksek Risk-Yüksek Getiri Stratejileri, Piyasa Çöküşlerinde Toparlanma Şansı, Borsa ve Kripto Piyasalarında Büyük Kaybetme Örnekleri, Parçalı Giriş ve Kademeli Yatırım Yapmanın Önemi, Kendi Risk Toleransını Belirleme, Spekülatif Yatırımlarla Uzun Vadeli Stratejilerin Farkı, Büyük Bahisler mi, Küçük ve Sağlam Adımlar mı?, Risk ve Ödül Dengesi Nasıl Kurulur?, NFT, GameStop, Dogecoin, LUNA, Metaverse Arsa Yatırımları, FOMO, Stop-loss, Çeşitlendirme, Kaldıraç, Likit
Bölüm içeriği ve zaman damgaları:00:00 Giriş | Takip Et, Bildirimleri Aç00:30 Kredi ile Konut Almanın Mantığını Anlayın02:50 Doğru Zamanlama05:09 Konutun Getirisi, Kredinin Maliyetine Değer Mi?06:31 Aylık Gelirinize Göre Kredi Kullanımı07:04 Kredi Süresi08:39 Bölge Seçimi09:57 Kira Getirisi vs. Kredi Taksidi11:01 Peşinatı Yüksek Tutup, Krediyi Küçültmek11:50 Masrafları Unutmayın12:18 Alternatif Seçenekleri Değerlendirin15:15 Kapanış | Bölümü PaylaşBir "Zorlu Ekonomilerde Servet Edinme ve Varlık Yönetimi" yayını olan Finans Podcasti, tüm sosyal ağlarda @finanspodcasti kullanıcı adıyla, tüm podcast platformlarında ise adıyla bulunabilir. Soru, öneri ve diğer iletişim ihtiyaçları için finanspodcasti@gmail.com e-posta adresinden bana ulaşabilirsiniz. Tüm önemli sayfaların bağlantıları https://linktr.ee/finanspodcasti adresinde.Bölümü bulmanızı kolaylaştıracak diğer ilgili konu başlıkları: Kredi ile Konut Yatırımının Avantajları ve Riskleri, Kredi Faiz Oranlarının Etkisi, Peşinat ve Geri Ödeme Stratejileri, Kira Getirisi ile Krediyi Ödeme Modeli, Sabit ve Değişken Faizli Krediler Arasındaki Fark, Uzun Vadeli Borç Yönetimi, Konut Balonu ve Piyasa Riskleri, Doğru Lokasyon Seçimi, Vergi Avantajları ve Yükümlülükleri, Alternatif Yatırımlarla Karşılaştırma, Enflasyonun Konut Yatırımına Etkisi, Kredi Çekerken Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar, Konutun Amortisman Süresi Nasıl Hesaplanır?, Kredi Kullanarak Alınan Evin Getiri Potansiyeli, Banka Kredisi ile Yatırım Yaparken Yapılan Yaygın Hatalar, İpotekli Konut Alımında Risk Yönetimi, Kredi Borcunu Hızlı Ödeme Yöntemleri, Türkiye'de Konut Kredisi Trendleri, Kredi ile Ev mi Alınmalı Yoksa Beklenmeli mi?
eBay'de takip sorunları mı yaşıyorsunuz? Siparişlerinizi takip etmekte zorlanıyor musunuz? Bu videoda, eBay'de yaşanan takip sorunlarını nasıl çözebileceğinizi adım adım anlatıyoruz. Kargo takip numaralarının doğru kullanımı, siparişlerinizi sorunsuz bir şekilde yönetmek için en iyi yöntemler ve müşteri memnuniyetini artırmak için ipuçları bu rehberde sizleri bekliyor. eBay'de sorunsuz bir satış deneyimi için bu videoda öğreneceğiniz stratejiler, müşteri şikayetlerini en aza indirmenize ve işinizi daha verimli bir şekilde yönetmenize yardımcı olacak. Videoda Öğrenecekleriniz: eBay'de yaşanan yaygın takip sorunları Kargo takip numaralarının doğru kullanımı Siparişlerinizi sorunsuz yönetmek için en iyi yöntemler Müşteri memnuniyetini artırma stratejileri Takip sorunlarını önlemek için ipuçları Bölümler: 00:00
II.Umûmî Harp sonrasında dünyâ duvarlar üzerine kurulmuştu. Ama bu durumun muvakkat olduğu, bâzı kaçınılmazlıklardan kaynaklandığına inanılıyordu. Yaygın özlem ve daha mühimi inanç, bir gün bu duvarların yıkılacağı istikâmetindeydi. Tabiî ki herkes, duvarsız bir dünyâyı kendi meşrebince değerlendiriyordu. Bilim ve fenler ortak paydaydı. Ayrışma, felsefî ve ideolojik noktalarda yaşanıyordu. Kapitalist ekonomiye inananlar, bilim ve fenlerin anavatanının Batı olduğunu ve insanlığın bir gün Batılı liberal, demokratik değerler etrâfında birleşeceğine iman etmişti. Zâten duvarı inşâ eden Batı değildi. Doğu'dan Batı'ya kaçan, göçenler Batı'dan Doğu'ya göçenlerden kat ve kat fazlaydı.
Yaygın ölüm sebeplerinin tamamında rol oynadığı düşünülen kronik enflamasyonun sebepleri ve önleme yolları nelerdir?
Ali Çağatay, Seyir Hali programında kekemeliğe dair değerlendirmede bulundu ve kekemeliğin erkeklerde daha yaygın görüldüğünü söyledi.
Hipertansiyon, acil servisler için hem yaygınlığı hem de acil müdahale gerektiren komplikasyonları nedeniyle kritik öneme sahiptir. 28 Mayıs 2024 tarihinde Amerikan Kalp Derneği (AHA) akut bakım ortamında yüksek kan basıncı yönetimine ilişkin bilimsel bir açıklama yayınladı.1 Bu açıklamanın ilk bölümünü Faruk Danış'ın yazısından okuyabilirsiniz. Kalan kısmı ise bu yazıda özetleyeceğiz, iyi okumalar. Asemptomatik Hastada Kan Basıncı yüksekliği Asemptomatik yatan hastada kan basıncı (KB) yüksekliği, hipertansif acil durumdan çok daha yaygındır. Fakat bu ortamda KB'yi yönetmek için en uygun stratejiler belirsizliğini korumaya devam etmektedir. Veri eksikliğine rağmen, bu durumlarda tedavi uygulanması yaygın bir yaklaşımdır. Tedavi; vital bulgu alarmları, otomatik klinik karar uygulamaları, hemşirelik bildirimleri ve belirli bir eşiğin üzerindeki KB ölçümleri için standartlaştırılmış lüzum halinde order setleri gibi sağlık sistemi faktörlerinden etkilenebilir. Örneğin, lüzum halinde (LH) parenteral antihipertansif orderlar, gece konsultasyonlarından kaynaklanan rahatsızlıkları en aza indirmek için kullanılabilir. Bu uygulama, gece boyunca antihipertansif ajanların gereksiz yere uygulanmasına yol açabilir ve potansiyel olarak sabah kan basıncını oral antihipertansif ilaç ihtiyacını azaltacak kadar düşürebilir. Sonuç olarak, akşam KB değerleri daha yüksek çıkabilir, bu da geceleri tekrarlayan yüksek KB paternine ve genel KB değişkenliğinin artmasına katkıda bulunabilir. Genel olarak, yatan hasta asemptomatik yüksek KB'sini tedavi etmek için LH antihipertansif ilaç orderlarından kaçınmak akıllıca olacaktır. Yataklı servisler, acil serviste KB'si belirgin şekilde yüksek olan hastaların, hasta naklinden önce KB'lerinin daha "kabul edilebilir" seviyelere düşürülmesini isteyebilir; bu, kurumsal politikalarla pekiştirilebilecek bir uygulamadır. Bu tür politikalar, iyi niyetli olsa da asemptomatik KB yüksekliğinin yatan hastalarda rutin olarak tedavi edilmesi kültürünü devam ettirebilir. Bu tedavilerin faydası olduğuna dair yeterli kanıtlar da yoktur. Bu bölümde, asemptomatik yüksek yatan hasta KB değerlerinin antihipertansif ilaçlarla tedavi edilmesinin riskleri ve faydaları hakkında bilgi vermek için mevcut gözlemsel kanıtları sunmadan önce genel en iyi uygulamaları özetleyeceğiz. Kan Basıncının Dikkatli Değerlendirilmesi ve Yatan Hastalarda Kan Basıncının Yükselmesinin Geri Döndürülebilir Nedenlerinin Belirlenmesi Yatan hastalarda asemptomatik KB yüksekliğini ele almanın ilk adımı, KB ölçümünün doğruluğunu teyit etmek ve geri döndürülebilir nedenleri değerlendirmektir. Yaygın yaklaşım, öncelikle KB ölçüm cihazının optimum çalışma koşullarında olduğundan ve yakın zamanda kalibre edildiğinden emin olmak için kontrol edilmesini içerir. Ancak, mevcut klinik talepler nedeniyle, yoğun klinik personeli için bu pratik veya gerçekçi olmayabilir. Bu nedenle, tüm KB ölçüm cihazlarının rutin olarak kalibre edilmesini ve iyi çalışır durumda tutulmasını sağlamak hastane yönetiminin ve tıbbi mühendislik departmanlarının görevidir. Daha sonra, KB ölçümünü klinik durumun izin verdiği ölçüde (örneğin, hastanın sırtüstü yatması yerine yatakta oturması) uygun teknik kullanarak tekrarlamak akıllıca olacaktır. Bunun için AHA'nın KB ölçümü için bilimsel açıklaması incelenebilir.2 Ardından, kanıtlar yüksek KB'nin geri döndürülebilir nedenlerinin belirlenmesini ve ele alınmasını desteklemektedir (Şekil 1). Akut stres, ağrı, anksiyete, uyku yoksunluğu ve diğer akut hastalıkla ilgili faktörler kan basıncını yükseltebilir. Aşırı intravenöz sıvılar, nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar, uyarıcılar, kortikosteroidler veya yasadışı maddeler (örn. kokain, metamfetamin) gibi KB'yi potansiyel olarak artırabilecek ilaçları belirlemek için evde ve yatan hastalarda kullanılan ilaç listeleri ayrıntılı olarak gözden geçirilmelidir. Buna ek olarak, kalp debisini ve dolayısıyla kan basıncını etkilediği için kalp hızının yakından izlenmesi önemlidir.
Hipertansiyon, acil servisler için hem yaygınlığı hem de acil müdahale gerektiren komplikasyonları nedeniyle kritik öneme sahiptir. 28 Mayıs 2024 tarihinde Amerikan Kalp Cemiyeti (AHA) akut bakım ortamında yüksek kan basıncı yönetimine ilişkin bilimsel bir açıklama yayınladı.1 İki bölüm olarak sizlere sunmayı planladığımız yazımızın birinci bölümüyle karşınızdayız. ÖZET Son 30 yılda, ayaktan hasta bakımında yüksek kan basıncının (KB) tanı ve yönetimine rehberlik eden önemli miktarda yüksek kaliteli kanıtlar elde edilmiştir. Buna karşın, akut bakım ortamında yüksek kan basıncının yönetimine rehberlik edecek benzer kanıtların eksikliği, uygulamada önemli farklılıklara yol açmaktadır. Bu bilimsel bildiri boyunca, acil serviste ve hastaneye kabul edildikten sonra alınan bakımı ifade etmek için akut bakım ve yatan hasta terimlerini kullanıyoruz. Yatan hastalarda KB yüksekliği yaygındır ve asemptomatik olarak ya da hipertansif acil durum olarak adlandırılan yeni veya kötüleşen hedef organ hasarı belirtileriyle ortaya çıkabilir. Hipertansif acil durum akut hedef organ hasarını içerir ve yakından izlenen bir ortamda genellikle intravenöz antihipertansif ilaçlarla hızlı bir şekilde tedavi edilmelidir. Ancak, yatan hastalarda asemptomatik KB yüksekliği için antihipertansif ilaçların başlatılması veya dozunun arttırılmasının risk-yarar oranı net değildir. Bu belirsizliğe rağmen, klinisyenler asemptomatik KB yüksekliği vakalarının yaklaşık üçte birinde oral veya intravenöz antihipertansif ilaçlar reçete etmektedir. Son zamanlarda yapılan gözlemsel çalışmalar, asemptomatik KB yüksekliğinin tedavi edilmesiyle ilişkili potansiyel zararları ortaya koymuştur ve bu da mevcut uygulamayı sorgulanır hale getirmektedir. Yatan hastalarda KB yüksekliğinin yaygınlığına rağmen, akut bakım ortamında KB yönetimini iyileştirmeye odaklanan çok az kılavuz veya konsensüs bildirisi bulunmaktadır. Bu nedenle, bu bilimsel bildiri mevcut kanıtları sentezlemeyi, mevcut kanıtlara dayanarak en iyi uygulama için öneriler sunmayı, hastaların yüksek KB'sinin (asemptomatik ve hipertansif acil) yönetiminde kanıta dayalı boşlukları belirlemeyi ve daha fazla araştırma gerektiren alanları vurgulamayı amaçlamaktadır. GİRİŞ Yüksek kan basıncı (KB), Amerika Birleşik Devletleri'nde kardiyovasküler hastalıklar (KVH) için değiştirilebilir risk faktörlerinin başında gelmeye devam etmektedir. Yüksek kaliteli kanıtların büyük bir kısmı, ayaktan tedavi ortamında yüksek KB'nin tanı ve yönetimine rehberlik etmektedir. Bununla birlikte, akut bakım ortamında yüksek KB'nin yönetimi için daha az veri mevcuttur. Bu bilimsel bildiri boyunca, acil serviste (AS) ve hastaneye kabul edildikten sonra alınan bakımı ifade etmek için akut bakım ve yatan hasta terimlerini kullanıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri'nde akut bakım ortamında yüksek KB varlığı son derece yaygındır. Bir çalışmada, yeni veya kötüleşen hedef organ hasarı bulguları olsun ya da olmasın, yatan hastalarda KB yüksekliğinin hastane başvurularının %72'sinde mevcut olduğu gösterilmiştir. Yatan hastalarda KB yüksekliği genel olarak 2 gruba ayrılabilir: asemptomatik KB yüksekliği ve hipertansif acil durum olarak da bilinen yeni veya kötüleşen hedef organ hasarı bulguları ile birlikte KB yüksekliği. Hipertansif acil durumun zamanında tedavi edilmesi önerisi kabul görse de asemptomatik KB yüksekliğinin antihipertansif ilaçlarla tedavi edilmesinin riskleri ve faydaları konusunda daha az netlik vardır. Yaygın olmasına rağmen, yatan hastalarda asemptomatik KB yüksekliğinin antihipertansif ilaçlarla tedavisinin riskleri ve faydaları konusunda randomize çalışmalar bulunmamaktadır ve son gözlemsel çalışmalar potansiyel zararlara işaret etmektedir. TANIMLAR Şekil 1'de, 2017 Hipertansiyon Klinik Uygulama Kılavuzu'nda yer alan hipertansiyon tanımıyla tutarlı olacak şekilde, hastalarda yüksek KB'yi (≥130 mm Hg sistolik KB [SBP] veya ≥80 mm Hg diyastolik KB [DBP]) tanımlamak için kullanılan terminoloji sunulmaktadır.
Değerli acilci.net okuyucuları bir yazımızda daha merhabalar Daha önce de acil tıp konularının dışına çıkıp farklı yazılar paylaştık. Bu yazılarımıza yeni bir yazı daha ekleme ihtiyacı hissettim. Akademisyen hayatına tam atılamamış olsamda var olduğunu hissettiğim bir konuyla karşınızdayım: Akademik Zorbalık…. İş hayatımızdaki zorbalık ve mobbing, onlarca yıldır sistematik bir çalışma ve endişe konusu olmuştur. Bu yazımda akademideki değişim arzumuzdan ilham alarak tıpta akademik zorbalık olgusunu, olayları kolaylaştıran faktörleri ve ortadan kaldırılması için gereken çabaları dile getirmeyi düşünüyorum. Çözüme katkı olabilecek dileklerimle istifadeli okumalar dilerim. Akademik Zorbalığın Doğası ve Yaygınlığı Akademik zorbalık, kişinin akademik üstünün sürekli ve aşamalı olarak düşmanca davranış ve kötü muamele sergilemesi olarak tanımlanmaktadır1. Bu, yetki istismarı olacağı gibi kariyer ilerlemesini ve büyümesini engellemek için manipülatif eylemler yoluyla astları hedef aldığı bir suistimal biçimi olarak görülebilir2. Zorbalık davranışları, genellikle isim takmayı, suçlamayı, toplum içinde utandırmayı, işe müdahaleyi, sessiz muameleyi içeren geniş bir sözlü ve sözsüz eylemler kapsamını kapsar 3 . Fikri mülkiyet ve yazarlık haklarının ihlali gibi eylemler akademik zorbalık olarak değerlendirilebilir4. Ayrıca, akademik ortamda öne çıkan bir endişe de, tek bir öğretim üyesinin görüşünün kişinin kariyeri ve itibarı üzerinde derin bir etkiye sahip olabilmesidir. Bu nedenle, daha genç bireyler ve akademik kariyerinin başında olanlar özellikle savunmasızdır 5. Akademi, köklü hiyerarşi ve özel sistemi nedeniyle zorbalık riski yüksek bir alandır. Akademik bilimsel kurumlardaki lisansüstü öğrenciler ve doktora sonrası öğrenciler ( n = 2006) üzerinde yapılan küresel bir ankette , yanıt verenlerin %84'ü akademik zorbalığa maruz kaldıklarını, %59'u tanık olduklarını ve %49'u istismarcı denetimin hem mağduru hem de tanığı olduklarını bildirmişlerdir1. Amerika Birleşik Devletleri'nde akademik tıp alanındaki kadın doktorlar( n = 354) arasında yapılan bir başka anket, %85,3'ünün kariyerlerinde kötü muameleye maruz kaldığını, %92,5'inin erkeklerden ve %64,7'sinin kadınlardan zorbalığa maruz kaldığını ortaya çıkardı. Dikkat çekici bir şekilde, %61,5'i zorbaların doğrudan bir üst kıdemlisi olduğunu bildirmişlerdi2. Akademik zorbalığa maruz kalmanın veya buna tanık olmanın olumsuz kişisel ve psikolojik etkileri oldukça geniştir;kaygı, depresyon, duygusal tükenme ve tükenmişlik belirtileri özellikle yaygındır. Zorbalık aynı zamanda davranışları ve ilişkileri de olumsuz etkileyebilir. Örnekler arasında çalışma alanında olumsuz karşılık alınması, motivasyonun azalması, aile alanına müdahalesi, önlenebilir tıbbi hatalar ve doktorun yanlış akademik uygulamaları ve/veya eğitimi terk etmesi sayılabilir 6. Dahası, akademik organizasyon düzeyinde, zorbalık kültürleri sıkıntılı bir çalışma ortamına neden olur; bu da işe alım, bilimsel dürüstlük, eğitim kalitesi ve bilgi aktarımı ve akademik araştırma ortamının itibarını olumsuz yönde etkileyebilir7. Bu etkiler, bir bütün olarak akademinin anlamını ve canlılığını tehdit eden zorbalığın çok yönlü olumsuz etkisini vurgulamaktadır. Akademik Zorbalığın Örgütsel ve Sosyal Nedenleri Akademik zorbalık olayları, akademik çalışma ortamının politik, ekonomik ve sosyal özellikleri tarafından kolaylaştırılmaktadır 7. Akademik kurumların aşırı iş yükü, eğitim desteği veya ilgi eksikliği ve kurumsal karar alma süreçlerine katılım konusunda minimum fırsatlara sahip olduğu biliniyor. Hatta bazı otoriteler akademik kariyer deneyimini, yalnızca en dirençli olanın direnebildiği ve başarıya ulaşabildiği, en uygun olanın hayatta kalması olarak tanımlamaktadır.8 Akademik dünyanın rekabetçi doğası zorbalığın bir başka güçlü motivasyon kaynağıdır. Bilim adamları ve klinisyen araştırmacılar, akademik terfi için bilimsel güvenilirliklerini artırmak amacıyla sıklıkla sıral...
İstanbul'da ortalama bir konut fiyatı 5,4 milyon TL'nin üzerinde seyrediyor. Ali Çağatay, Seyir Hali yayınında "Türkiye'de artık çok yaygın kesimlerin konut sahibi olması hayal. Bu fakirleşmenin geldiği noktayı göstermek bakımından son derece önemli.” dedi.
Yaygın kanaate göre Filistin topraklarında “Yahudi devleti”nin inşa edilmesi, Nazilerin Yahudilere yönelik politikalarının bir sonucudur. Bu görüşe göre Avrupa'dan kaçan Yahudilerin bir vatana ihtiyaçları vardı ve onlar da “tarihî kökler”inden dolayı Filistin'e göçtüler. Savaş'tan sonra ise Avrupa ülkeleri, Yahudilere yaptıklarının karşılığı olarak Filistin topraklarında kurulan bu “eskiyeni ülke”yi desteklediler. Bu fikir Türkiye'de de benimsendi. Elbette İsrail'i desteklemek konusunda Fatih Altaylı gibi çok daha ileri seviyede ideolojik tavır ortaya koyanlar vardır. Onlar Gazze soykırımından sonra bile İsrail'e ideolojik bağlılıktan vaz geçmediler. Ortadoğu'da tek demokratik devlet olduğu gerekçesi ile İsrail'i desteklemek için bağlılığın güçlü olması gerekir. Fakat yaygın olan, Almanya'da ve Avrupa'nın genelinde Yahudilere karşı uygulanan politikaların İsrail'in temelini oluşturduğu, görüşüdür. Bu, yanlış olmasına rağmen çokça yaygın bir görüştür. Tarihî hakikat başka yerdeydi. İsrail Filistin topraklarında otuz yıl devam eden İngiltere manda yönetiminden doğmuştu. Bugün adları çokça gündemde olan fakat faaliyetleri hakkındaki bilgilerimizin sınırlı olduğu İzzettin el-Kassam ve Hacı Emin el-Hüseynî gibi kurucu figürler, anti-kolonyalist mücadeleye atıldıklarında Filistin'de İngiliz manda yönetimi hükümfermaydı. Onlar hem İngiliz manda yöneticileriyle hem de Avrupa'nın birçok bölgesinden Filistin'e doğru harekete geçen yerleşimci kolonyalistlerle mücadele etmek durumundaydılar. Üstelik küresel sermayedarlar bu yeni yerleşimci akınını finanse ediyordu. İngiliz manda yönetiminin esas vazifesi yerleşimci kolonyalistlere şemsiye olmaktı. Bu, onların yeni “uygarlaştırma misyonu”ydu.
Bir, İsrail'in Suriye-Şam'daki İran konsolosluğuna yönelik saldırısına misilleme olarak Tahran'ın gerçekleştirdiği saldırı, ‘sıra dışı' bir gelişmeydi ve sadece bölge ülkelerinde değil, dünyada da korku yarattı. Bu korku, Ukrayna ve Gazze krizinden bu yana dillendirilen, ‘savaşın yayılması' endişesini kuvvetle beslemesindendi… İki, ‘Sıra dışılık', İran'ın Ortadoğu'da güçlü söylenceye dönüşmüş, “gürler ama yağmaz” kabulünü aşarak direkt İsrail'i hedef almasındadır. Yaygın “yaşanan tiyatrodur” okuması da krizin geldiği bu aşamada karşılık bulsa da, ‘devamında' en azından ‘sahnenin büyüklüğüne' bakıldığında basit kalacaktır… Üç, 15 Nisan itibariyle, yaşanan ‘savaşa' ilişkin doğru soru ve cevap; İran saldırısının bölgede mevcut jeopolitik için yeni bir gerçeklik yaratıp yaratmadığıdır? Yaratmamıştır. Bu haliyle saldırı gecesi dünyanın, ‘ne yaşadık biz' sorusunun yanıtı yoktur. Fakat, bölgesel ve küresel jeopolitik ile ilintilidir. Asıl iş de budur. Dört, İsrail'in saldırıya cevap vermesi ve dahi savaşın genişlemesi halinde yukarıdaki soruyu baştan kıymetlendirmek gerekecektir. Konsolosluğa yapılan beklenmedik saldırı, sonrasına ilişkin İsrail aklına en ciddi ipucudur… Beş, ‘Kontrollü savaş/çatışma' ifadesi bir boyutu ile doğrudur. Saldırının başlamasından evvel Türkiye, İngiltere, Rusya, İsrail, ABD, vb gibi bir seri ülkenin İran'ın yapacaklarından haberdar olduğu, hatta Tahran'ın uluslararası kuruluşları ‘bilgilendirdiği', bunun da atağı takiben BM'deki İran temsilcisinin, ‘mesele kapanmıştır' mealindeki açıklamasıyla kurgulu olduğu, başta İsrail ve ABD olmak üzere tüm taraflara, operasyonun “sınırlı/sonlu” olduğu mesajı verdiğini deşifre eder…
Kuran'ın nüzulünün ve Resûl-i Ekrem'in (sav) sünnetinin tarihsel seyri dikkate alındığında; İslâmiyet'in, iman esasları ve ahlâk düsturları ile, bu ikisinin üzerine oturan bir hukuk düzeninden ibaret olduğunu görüyoruz. Mekke'de mümin bir fert ve mümin bir toplum oluştururken; vahyin, önce sağlam bir iman ve erdemli bir ahlâk üzerinde odaklandığını müşâhede ediyoruz. Medine'de ise; iman ve ahlâk temelleri sağlam atılmış mümin bir topluma, ihtiyaçlarını giderecek bir hukuk nizamının sunulduğunu görüyoruz. Kur'an, on üç yıl boyunca Mekke'de “tevhidî bir iman” ile birlikte “ahlâkî bir yaşam” sürmenin önemi üzerinde vurgular yapmıştır. İman ile birlikte “sâlih amel”in; yani ahlâkın önemi sürekli vurgulanmıştır. İlk inen âyetlerde; ebedî kurtuluşa ermek için zulmetmemek, fakirlere, kölelere ve yetimlere yardım etmek, dedikodu etmemek, yalan söylememek, iftira etmemek gibi ahlâkî erdemler şart koşulmuştur. İdeal Müslüman olarak örnek gösterilebilecek tek insan olan Hz. Muhammed Efendimiz (sav), “muazzam bir ahlâk üzere yaşayan” (Kalem 68/4) bir insan olarak tavsif edilmiştir. Resûl-i Ekrem (sav), pek çok hadis-i şerifinde, gerçek imanın ancak güzel bir ahlâk ile mümkün olacağına işaret buyurmuşlardır. Şu hadis-i şerifler, buna örnek verilebilir: “Müminlerin iman bakımından en iyileri, ahlâkı en güzel olanlardır” (Ebû Davud); “Mümin, güzel ahlâkı sayesinde gündüzleri sâim, geceleri kaim kişinin derecesine ulaşır” (Ebû Davud); “Kıyamet gününde, müminin mizanında, güzel ahlâktan daha kıymetli bir şey yoktur” (Tirmizî). Kur'ân-ı Kerîm'de hukukla ilgili yaklaşık üç yüz âyet varken, ahlâkla ilgili âyetler bundan kat kat fazladır. Hatta her âyetin, bir cihetten ahlâkla ilişkisi kurulabilir. Abdullah b. Zübeyr'in (ra) ifade ettiği gibi “Allah, Kur'an'ı insanların ahlâkı için indirmiştir (Mâ enzelellâhu illâ fî ahlâkı'n-nâs)” (Buhârî). Efendimiz (sav)'in mübarek sünnetine baktığımızda; O'nun (sav), dinin hem ibadetlerle hem de muamelâtla ilgili kurallarını tatbik ederken, şekle değil öze itibar ettiğini görüyoruz. Meselâ, namaz kılarken mübârek ellerini farklı şekillerde bağlamış, hatta bazen Mâlikî mezhebinde olduğu gibi bağlamadan aşağı salmışlardır. Kezâ cenaze namazında, neredeyse her seferinde farklı dualar okumuşlardır. Asr-ı saadette imsak vaktinin ne zaman başladığıyla alâkalı farklı rivayetler nakledilmiştir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. “Allah sizin şekillerinize değil, kalplerinize ve amellerinize bakar” ve “Ameller, niyetlere göredir” hadis-i şeriflerini burada tekrar hatırlamakta fayda var. Efendimiz (sav)'in, muâmelâtla ilgili hükümlerde de duruma göre esnek ve mütesâhil davrandığını görmekteyiz. Zina yaptığını ikrar ederek kendisine recm cezasının uygulanmasını isteyen bir hanımı defalarca geri çevirmiş, bu cezayı uygulamak istememiştir. Yine bir keresinde hastalıktan bir deri bir kemik kalmış bir şahıs, bir cariyeye tecavüz ettiğini itiraf etmiştir. Ancak çok aşırı zayıf olduğu için Resûl-i Ekrem (sav), ona yüz değnek değil, yüz saplı bir hurma salkımıyla bir kere hafifçe vurulmasını emretmiştir. En çarpıcı örnek de şudur: Sahâbeden biri, Efendimiz (sav)'e gelerek, ramazanda oruçken, hanımıyla ilişkiye girdiğini itiraf etmiş ve ne yapması gerektiğini sormuştur. Efendimiz (sav), “Atmış gün keffâret orucu tutman gerekir” buyurunca, “Ya Resûlallah! Bir güne dayanamadım. Atmış güne nasıl dayanayım!” deyince, “Atmış fakiri doyur o zaman” buyurmuşlarıdır. Adam: “Ya Resûlallah! Ben garibanım tekiyim. Nasıl doyurayım atmış kişiyi!” deyince, etrafındakilerden bir sepet hurma istemişler ve onu o sahâbiye vererek “Hadi git! Bunu dağıt fakirlere!” buyurmuşlardır. Şahıs: “Ya Resûlallah! Medine'de benden fakiri mi var!” deyince,
Yeni bir araştırma, yaşlı Avustralyalılar arasında zona hastalığı konusunda farkındalık eksikliğini ortaya çıkardı. GlaxoSmithKline tarafından yapılan araştırma, pek çok kişinin zona hastalığının ciddi olduğunu düşündüğünü ancak aynı zamanda bunun onların başına gelmeyeceğini düşündüğünü de ortaya çıkardı. Ancak bu asıl gerçeklerden çok uzak bir düşünce.
Washington Post'ta yayınlanan bir görüş yazısında, ABD'nin İsrail'in nükleer kapasitesi hakkında artık gerçekleri konuşması gerektiği çağrısı yapıldı. Nükleer silahların yayınlaşması meselesinde uzman isimlerin imzasıyla yayınlanan yazıda, Amerikan devleti yetkililerinin 60 yıldır yürürlükte olan gizli bir başkanlık emri dolayısıyla İsrail'in nükleer silahlarının varlığını inkâr eden bir politika takip ettiği not ediliyor. Uzmanlar, bu politikanın İsrailli siyasetçilerin Gazze'de nükleer silah kullanma tehditleri savurduğu bir dönemde iyice anlamsız hale geldiğini ve Amerika'nın bölgesel çatışma senaryolarını sağlıklı bir şekilde çalışamadığını savunuyor. Bu tür bir çağrı ilk kez yapılmıyor olsa da, bu tür tartışmaların Amerikan kamuoyunda İsrail algısının değişmekte olduğunu ve Amerika'nın İsrail politikasının sorgulandığını gösterdiği söylenebilir. ‘NE DOĞRULA, NE YALANLA' İsrail'in nükleer silaha sahip olduğunu bilmeyen yok ve İsrailli siyasetçiler de sıklıkla bu kapasitelerini gururla öne çıkaran imalarda bulunmaktan çekinmiyorlar. Aşırı sağ siyasetçilerin Gazze'ye nükleer bomba atma gibi çağrıları dahi var. İsrail nükleer silaha sahip olmasına rağmen nükleer silahların yaygınlaşmasını engelleyen uluslararası anlaşmalara taraf olmasını gerektirecek bir pozisyona gelmek istemiyor. Bu konuda ‘ne doğrulayıp ne yalanlayan' pozisyonunu resmi olarak koruyarak nükleer kapasitesine getirilebilecek sınırlamalarla muhatap olmaktan kaçınıyor. Aynı zamanda nükleer silah sahibi olduğunun bilinmesi sayesinde de gayri resmi olarak nükleer caydırıcılıktan faydalanmış oluyor. Nükleer silah sahibi olmanın yükümlülüklerini yerine getirmeksizin faydalarından yararlanan ayrıcalıklı bir konumu var İsrail'in. ABD ise Ortadoğu'da nükleer silahlanmayı engellemek adına İsrail'in bu ikircikli konumunu korumayı tercih ediyor. Bu politika 1969 yılında Amerikan Başkanı Nixon'la İsrail Başbakanı Golda Meir'in gizli anlaşmasına dayanıyor. İsrail'in Soğuk Savaş'ta ABD'nin yanında yer alması karşılığında nükleer silahlarının gizliliği sağlanarak Arap devletlerinin Ruslardan bu kapasiteyi almaya çalışmasının önü alınmış oluyordu. Buna karşılık İran 1968'de imzalayıp 1970'de onayladığı Nükleer Silahların Yaygınlaşmasını Önleme Anlaşması'nın (NPT) sağladığı haklardan yararlanırken getirdiği sınırlamalara da uyması gerekiyor. İran NPT'den doğan uranyum zenginleştirme hakkında ısrar ederken gizli nükleer aktivitelerinin ortaya çıkması uluslararası toplumun baskısına muhatap olması sonucunu getirmişti. Nükleer kapasitesini denetime açma konusunda da zorluk çıkaran İran'ın rejimine güvenmeyen Batı, uzun zamandır ‘nükleer krizi' güvenceleri artırarak çözmeye çalışıyor. Senelerdir yaptırım ve baskıya maruz kalan İran'a karşın, Sınırlı Test Yasağı Anlaşması'na uymayarak 1979 yılında nükleer bir test yaptığı bilinen İsrail'in herhangi bir baskıyla karşı karşıya kalmaması önemli bir tezat teşkil ediyor. NÜKLEER DENGE(SİZLİK) İsrail'in nükleer güç olduğunun resmen kabul edilmemesi, İran'ın düştüğü durumdan imtina etmesini sağlıyor. NPT'ye imza atmamış olan İsrail'in ne uluslararası denetime açık olma ne de nükleer programıyla ilgili herhangi bir garanti verme zorunluluğu var. İsrail bu ayrıcalıklı konumunu ABD'nin de yardımıyla devam ettirirken, Netanyahu gibi siyasetçiler ABD'yi İran'ın nükleer kapasitesini tamamen yok etmeye ikna etmek için çalışmaya devam ediyor.
09.02.2024 | Dijital Hayat Bölüm468 - TRT Radyo1 | "Kamuda Açık Kaynak Kodlu Yazılım Kullanımı" Bilal Eren'in hazırlayıp, sunduğu Dijital Hayat programımızda bu hafta; T.C. Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkan Vekili Yusuf Tancan ile; - Açık Kaynak Yazılım Nedir, Kapsamı ve Özellikleri Neler? - Açık Kaynak Kodlu Yazılımların Hangi Avantajları Mevcut? - Bugüne Kadar Türkiye'de Açık Kaynak Kodlu Yazılım Kullanımı Konusunda Ne Gibi Çalışmalar Yapıldı? - Kamuda Açık Kaynak Kodlu Yazılım Kullanımı Ne Kadar Mümkün? - Kamuda Açık Kaynak Kodlu Yazılım Uygulamalarına Örnekler Neler? - Kamuda Açık Kaynak Kodlu Yazılım Kullanımı ile ilgili Cumhurbaşkanlığı Genelgesi Ne Zaman Yayınlandı, Neleri İçeriyor? - Açık Kaynak Kodlu Yazılım Genelgesi'nin Yol Haritası Ne? - Genelgenin Hem Zorlayıcı Hem de Destekleyici Olması Kullanımı Arttırabilecek mi? - Konuyla İlgili Dijital Dönüşüm Ofisi'nin Rol ve Sorumlulukları Neler? - Genelge Kapsamında Bugüne Kadar Neler Yapıldı? - Açık Kaynak Kodlu Yazılım Kullanımının Yaygınlaşması Kamuya Hangi Avantajları Sağlayabilir? Başlıklarını konuştuk. Dijital Hayat, her cuma saat 15:30'da TRT Radyo1 mikrofonlarında canlı yayında... Tüm geçmiş ve gelecek yayınlarımız için; Web: https://www.dijitalhayat.tv
Merhabalar. Bu yazımızda Amerikan Kalp Cemiyeti'nin (AHA) zehirlenmiş hastalarda yaşamı tehdit eden toksisite ve kardiyak arrest yönetimi ile ilgili yayınladığı güncellenmenin1 son kısmını paylaşacağız. İlgili güncellemenin; Dr. Emre Kudu tarafından yazılan giriş kısmını içeren 1. Bölümüne buradan Dr. Emir ünal tarafından yazılan 2. Bölümüne buradan Dr. Betül İşcan Er tarafından yazılan 3. Bölümüne buradan ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar dilerim. Sodyum Kanal Blokörleri Giriş Birçok etken madde , sınıf Ia veya Ic antidisritmiklerine benzer özelliklerle kardiyak sodyum kanallarını bloke edebilir. Sodyum kanal blokerleri ile zehirlenme durumları EKG'de QRS uzaması, ventriküler aritmiler, hipotansiyon ve kardiyovasküler kollapsa neden olabilir. Trisiklik antidepresanlar (TCA) sodyum kanallarınıı bloke ettiği bilinen ve en yaygın olarak tanımlanan ajan olmasına rağmen, başka etken maddeler de aşırı doz kullanımlarında hayatı tehdit eden sodyum kanal blokajına neden olabilirler (Tablo 1). Tablo 1: Seçilmiş Sodyum Kanal Blokerleri DifenhidraminLakozamid TCA'lar‡ KarbamazepinPropafenon Venlafaksin Klorokin*Kinin ZonisamidKokain†Kinidin Topiramat FlekainidTiyoridazin LamotrijinHidroksiklorokin*Taxus spp. (porsuk ağacı) TCA, trisiklik ve tetrasiklik antidepresanı belirtir.*Klorokin ve hidroksiklorokin toksisitesinin tedavisi bu odaklı güncellemenin kapsamı dışındadır.†Hayatı tehdit eden kokain toksisitesinin yönetimi, bu odaklı güncellemenin 6. Bölümünde tartışılmaktadır.‡Yaygın TCA'lar arasında amitriptilin, amoksapin, klomipramin, desipramin, doksepin, imipramin, maprotilin, nortriptilin, protriptilin ve trimipramin bulunur. Sodyum kanal blokeri zehirlenmesi olan hastalarda karakteristik elektrokardiyogram (EKG) değişiklikleri görülebilmektedir. Bu değişiklikler içerisinde en iyi tanımlananları intraventriküler iletim gecikmesi (QRS aralığı uzaması) ve aVR'de görülen terminal sağ aks sapmasıdır (Şekil 1). Bu bulgular ventriküler aritmilerden önce gelmekte ve aritmi için risk teşkil ettiği düşünülmektedir. Şekil 1. Sodyum kanal blokeri zehirlenmesi olan bir hastada tipik elektrokardiyografik bulgular. Sodyum kanal bloker zehirlenmesine bağlı kardiyopulmoner arrest vakalarının yönetimi ile ilgili yapılmış çalışmalar kısıtlı olup bilgiler vaka raporları üzerinden sağlanmaktadır. En fazla kanıta sahip tedavi, tipik olarak hipertonik solüsyonlarla bolus intravenöz uygulama olarak verilen sodyum bikarbonattır (uygulama dozu yetişkinlerde 1000 mEq/L, çocuklarda 500 mEq/L). Nöbetler için sodyum bikarbonat ve benzodiazepinler, geniş kompleks taşikardi için magnezyum ve hipotansiyon için yüksek doz glukagon dahil olmak üzere diğer tedaviler bir öneride bulunmak için yeterli kanıtla desteklenmemektedir. Hayatı Tehdit Eden Sodyum Kanal Bloker Zehirlenmesi Olan Hastaların Tedavisine Yönelik ÖnerilerCORLOEÖneriler1B-NR1. Trisiklik ve/veya tetrasiklik antidepresan zehirlenmesinden kaynaklanan yaşamı tehdit eden kardiyotoksisiteyi tedavi etmek için sodyum bikarbonat kullanılmasını öneririz.2aC-LD2. Trisiklik veya tetrasiklik antidepresanlar dışındaki sodyum kanal blokerlerinden kaynaklanan zehirlenmenin neden olduğu hayatı tehdit eden kardiyotoksisiteyi tedavi etmek için sodyum bikarbonatın kullanılması mantıklıdır.2aC-LD3. Sodyum kanal bloker zehirlenmesinden kaynaklanan dirençli kardiyojenik şoku tedavi etmek için VA-ECMO gibi ekstrakorporeal yaşam desteğinin kullanılması mantıklıdır.2bC-LD4. Sınıf Ia veya Ic sodyum kanal blokerlerinden kaynaklanan hayatı tehdit eden kardiyotoksisiteyi tedavi etmek için Vaughan-Williams sınıf Ib antidisritmiklerinin (örn. lidokain) kullanılması mantıklı olabilir.2bC-LD5. Diğer tedavi yöntemlerine dirençli, yaşamı tehdit eden sodyum kanal blokeri zehirlenmesinin tedavisinde intravenöz lipid emülsiyonunun kullanılması mantıklı olabilir.COR: Class of recommendation (Tavsiye sınıfı)LOE: Level of evidence (Kanıt düzeyi) Öneriye Özgü Destekleyici Metin 1.
Size bir "sır" vereyim: Evreni ihtiyaçlarınızı karşılamaya ve dileklerinizi gerçekleştirmeye ikna etmek imkansız bir girişim değildir. Başarılı insanlar ve tatmin olmayanlar olduğunu hepimiz biliyoruz. Yaygın bir inanışa göre mutluluk sadece az sayıdaki insanların kaderidir. Ancak, bu ifade tam olarak doğru değildir. MUTLULUK BİR SEÇİM MESELESİDİR VE HEPİMİZİN SEÇME İMKANI VAR --- Send in a voice message: https://podcasters.spotify.com/pod/show/spiritueller/message
Covid-19 pandemisi yeniden kapımızı çaldı. Aslında hiç gitmemişti. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Mayıs 2023'te Covid-19'u “küresel acil sağlık durumu” olmaktan çıkarmıştı ancak pandemi bitti dememişti. Azalmış da olsa Covid-19'dan ölümler devam ediyordu. Türkiye ise çok kısıtlı şekilde paylaştığı Covid-19 verilerini Mart 2023'te sonlandırmıştı (Oysa o ay 85 vefat görülmüştü). Test yapmayı bırakmış, tüm önlemleri de kaldırmıştı. Dolayısıyla dünyada hızla yayıldığı bilinen yeni alt varyantlara karşı Türkiye savunmasız hale gelmişti. TTB (Türk Tabipleri Birliği) gibi meslek örgütleri, Covid-19'u yakından takip eden uzmanlık dernekleri ve duyarlı bilim insanları, dünyadaki ile benzer şekilde Türkiye'de de Covid-19 salgını olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, devletin yeniden test yapmaya başlaması ve Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) de dikkat çektiği gibi tespit edilecek virüsün analizlerinin yapılarak alt varyantının belirlenmesi gerektiğini, Sağlık Bakanlığına hem medya aracılığı ile hem de resmî kanallardan defalarca iletti. Ancak bakanlık o günlerde bu uyarılara kulak asmadı. Nihayet bakanlık Eylül ortasında, Türkiye'de Covid-19'un yeni alt varyantını taşıyan 9 hastanın tespit edildiğini ilan/itiraf etti. Bakan hem bu açıklamasında hem de sonraki günlerde yaptığı açıklamalarda virüsün ülke içinde yayılımını çok iyi takip ettiklerini, virüsü çok iyi tanıdıklarını, bu alt varyantın öldürücülüğünün çok düşük olduğunu, endişeye gerek olmadığını da belirtti. Oysa ülkede virüsü tespit etmek için ne test yapılıyor ne de yayılmasına karşı önlem alınıyor. Dünyada bugün için haftalık vaka sayısı 200 binin üzerinde seyrediyor. Haftalık ölüm sayıları ise 1.000'lerde. Tekrar altını çizelim, sadece Türkiye'nin değil dünya ülkelerinin çoğunun yaygın test yapmadığı koşullarda tespit ediliyor bu sayılar. Dolayısıyla gerçek rakamlar muhtemelen çok daha fazla. Virüsler ne kadar fazla insana bulaşırsa o kadar yeni varyant türetme kapasitesi kazanabilen organizmalar. Doğru, şu anki yeni varyantların öldürücülük kapasitesi neyse ki düşük görünüyor. Ancak bu demek değil ki öldürmüyor. Örneğin Hatay Erzin Devlet Hastanesi Başhekimi yeni varyant nedeniyle vefat etti. Salgın dünyada bu hızla yayılmaya devam ederse daha öldürücü ve bulaşıcı yeni varyantlar türeyebilir. Böyle bir durum, emekçi halkı ve işçileri, pandeminin ilk günlerinden çok daha beter günlerin beklediği anlamına gelebilir. Hem Sağlık Bakanlığı hem de bir bütün olarak hükümet, salgının ilk günlerinden itibaren yalnızca sermayenin çıkarları doğrultusunda bir politika izlemişti. Fabrikalara tabur tabur işçileri yollayıp emekçi halkı önlemlerin alınmadığı iş yerlerine sürmüştü. Bugün de benzer bir tutum alacağını yeni varyanta karşı yaklaşımından anlamak güç değil. Yeni varyantların daha fazla hastayı öldürmemesi ve daha öldürücü bir forma dönüşmemesi için Sağlık Bakanlığı şu önlemleri derhal hayata geçirmeli: Yeni varyantlara karşı etkili aşıları tedarik edip yaygın aşılamaya geçmeli. Aşı tereddüdüne ve aşı karşıtlığına karşı, halkı ikna edici, ciddi bir kampanya yürütmeli. Yaygın test uygulamasına tekrar geçip vaka ve ölüm sayısı gibi verileri halkla şeffaf şekilde paylaşmalı. Kârdan yana değil, işçi sınıfından ve emekçi halktan yana ihtiyaçları gözeterek önlemleri almalı.
Yaşam enerjini bitiren ve yapmak istediklerini yapmanı engelleyen çok yaygın alışkanlıklar.
Körebe Körebe, geleneksel çocuk oyunlarımız arasında yer alan çok güzel bir oyundur. Günümüzde bu oyun, yalnızca kırsal alanda teknolojik imkânlardan uzak kalmış çocukların oynadığı bir oyun hâline gelmiştir. Gelişen teknolojiyle beraber oyun kültürümüzde ciddi bir değişim yaşandı. Yaygınlaşan bilgisayar oyunları geleneksel çocuk oyunlarımızın yerini aldı. Türkiye'nin her yerinde çocukların sıklıkla oynadıkları bir oyun olan Körebe, bugün maalesef şehirlerde unutulma aşamasına geldi. Peki, geleneksel çocuk oyunlarımız arasında yer alan Körebe nasıl oynanır? Körebe, çocukların grup hâlinde oynadıkları ve eğlenceli vakit geçirdikleri bir oyundur. Körebe olarak adlandırılan oyuncunun gözleri bir mendil veya bez parçası ile bağlanır. Körebe, etrafını göremeyecek duruma gelir. Diğer oyuncular, körebenin etrafında dolaşmaya başlar ve ona dokunurlar. Körebe ise onları yakalamaya çalışır. Körebe, aynı zamanda dokunduğu oyuncunun ismini söylemek zorundadır. Eğer tuttuğu kişinin ismini yanlış söyler ise ebelik devam eder. Doğru ismi söylerse ebelikten kurtulur, yakaladığı oyuncu ebe olarak oyunu sürdürür. Oyun bu şekilde devam eder ve çocuklar neşeli vakit geçirirler. Zambak Türkçe
Müzisyen, şarkı sözü yazarı, yayıncı ve daha bir çok alanda üretimlerine devam eden Can Temiz ile veganlık hikayesini ve içinde bulunduğu tüm sanat dallarını konuştuk, dövmeleri de ihmal etmedik. Can Temiz: https://instagram.com/baycantemiz O Tarz Mı? https://open.spotify.com/show/5tt6CXfQvqPxIn9ZKapcH1 Podcastia: https://open.spotify.com/show/29RWm1veokz0KlIiM5vd2U Bölümler: 00:00 Giriş 00:46 Can Temiz kimdir? 01:41 Nasıl vegan oldu? 05:44 Los Angeles'ta olmasının vegan olmasına etkisi oldu mu? 07:34 "Hayvan Yaralı", "Usturam Çelik" eserlerinde veganlığın etkisi var mı? 09:53 Nasıl besleniyor? 15:19 Veganlık ve Punk kültürü, "vegan straight edge" 18:22 Dövme 21:28 Sildirdiğin dövme var mı? 23:02 "O Tarz mı?" "Podcastia" podcastleri 25:32 Sokakta nereden tanıyorlar? 26:57 Son söz 29:21 Kapanış Müzik: Cartoons - Jam Morgan
Brick Institute eğitimleri, deneyimli eğitmenleri ve seçkin katılımcılarıyla birlikte Ürün Yönetimi Temelleri, Ürün Analitiği ve Ürün Liderliği programları çok yakında başlıyor. Bu eğitimler, gerçek hayat uygulamaları ve vaka çalışmaları üzerine odaklanarak, ürün yönetimi alanında uzmanlaşmak, ürün geliştirme süreçlerini kuvvetlendirmek isteyenler için oluşturuldu.Kontenjan sınırlıdır, bu nedenle hemen www.brick.institute adresinden başvuru yaparak yerinizi garantileyin ve eğitime katılmak için kaydolun!----Üretim Bandı'nın Slack grubu olduğunu biliyor muydunuz? 2700'den fazla ürün yöneticisi, girişimci, yazılımcı, tasarımcının bir arada bulunduğu aktif ürün topluluğuna siz de katılın:>>> uretimbandi.com/slackİki haftada bir yayınladığımız, ürün geliştirmeyle alakalı bültenimizi de aşağıdaki linkten takip edebilirsiniz:>>> uretimbandi.com/bulten----KONUKMurat Turhan: https://www.linkedin.com/in/murat-turhan-aa268816a/KONUŞULANLAR(00:00) Başlangıç(06:59) İçerideki organizasyon yapısı(08:42) Kontrol edilen metrikler ve “Seamless Travel”(14:52) 10 sene sonra ne olacak(25:32) Yaygınlaştırma ve deneyim(31:12) İşler ve fikirlerin geldiği yer(34:45) Backlog ve önceliklendirme(38:36) Özellikleri benimsetme(42:46) Pilot süreçler
Seçim güvenliğinin sağlanmasında yurttaşların rolü ne olabilir, niçin önemli? 2014'den bu yana STK'lar aracılığıyla seçim müşahitliği nasıl yaygınlaştı? Yazar Seçil Türkkan'la konuşacağız.
S orunlar ve çözümler herkes tarafından biliniyor, eksik olan şey irade ve iradenin toplumun ortak menfaatlerine uygun kullanılması yerine bireysel menfaatlerden yana işletilmesi. Yoksa herkes neyin iyi neyin kötü, neyin doğru neyin yanlış, neyin güzel neyin çirkin olduğunu çok iyi biliyor. Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği tarafından gerçekleştirilen Türkiye İş Ahlakı Zirvesi'nde akademisyenler ve iş dünyasının temsilcilerinin yer aldığı zirvede sorunlar şöyle sıralanmış; n Üretir ve tüketirken kaynakların verimli kullanımına dikkat edilmiyor. n Daha fazla kazanma hırsı ve rekabet adına ortak kaynaklar (hava, su, toprak vs) hor kullanılıyor, çevre tahrip edilirken, insan sağlığı göz ardı ediliyor. n Yaygınlaşan bu tür bakış açısı ve çabaların sonucunda biriken problemlerin ortaya çıkardığı iklim değişikliği ve çevre tahribatı artık yok sayılamayacak bir noktaya geldi n Özetle insanın elleriyle işledikleri ve sorumluluklarını yerine getirmemesi sebebiyle hava kirlendi, sular kirlenip azaldı, sıcaklıklar arttı. n Yer yüzünün çölleşmeye yüz
Sezon 3, Bölüm 28: Yaygın kanının tam aksini söyleyip ilgi çeke çeke bugünlere gelenlere karşı çok sert sözler sarf edilen bu bölümde sertlik kadar mertlik, komedi, mizah ve daha bir sürü şey daha mevcut. https://www.instagram.com/lafolapodcast/
İran'da yaşanan protesto hâdiseleri üçüncü ayını ikmâl etti. Daha evvel yaşanan ve kısa zaman zarfında bastırılanlardan farklı bir tablo ile karşı karşıyaya olduğumuz muhakkak. Gencecik Kürt kökenli bir İranlı kızın ahlâk polisi tarafından katledilmesi, rejimin on senelere sâri olan baskılarının meydana getirdiği tekmil hissiyatları ateşledi. Kısa bir zaman zarfında İran'ın tamâmına yayılan kitle gösterileri başladı ve bir türlü bitmek bilmiyor. Sanki Arap Baharı'ndan sonra bir Fars Baharı yaşanıyor. Muhtemelen dineceği de yok. Rejim, bugüne kadar yaşadığı en ağır manzara ile yüzleşmek durumunda. Şu ana kadar bildik usulleri uyguluyor ve şiddete müracaat ediyor. Ama bu tatbikatlar hâdiseleri yatıştırmak şöyle dursun, tam aksine azdırıyor. Arada bir rejim tarafından acemice verilen yumuşama mesajlarına da rast geliyoruz. Bunun da sadra şifâ bir tarafı yok. Ahlâk polisinin lağvedilmesi, reformist bâzı kararların hayâta geçirilmesinin, rejimin restorasyonunu temin edip İran'a istikrar getirmeyeceği çok âşikâr. İran'daki kıyam hâli “devrimci” bir mâhiyet taşıyor. Mollalar rejimin topyekûn ortadan kalkmasını arzu ediyor. İran'da kısa bir süre bulundum. Gördüklerim ve orada uzun zamandır yaşayan Türk dostlarımın anlattıklarına dayalı olarak rejimin halk nezdinde fazlaca bir itibârının kalmadığı âşikârdı. Farslar mutedil kültüre sâhip bir zarif millettir. Yaygın bir mutsuzluk ve şikâyet söylemi vardı. İnsanlar söyleniyor; lâkin bunu umutsuzluk ile eşlendirerek yapıyorlardı. Nihâî tahlilde garip bir kabulleniş hissediyordum. Artık bu eşiğin aşılmış olduğunu görüyoruz. Pekiyi de ne olacak? İran'daki muhalefetin yapısına baktığımızda son derecede yaygın olmasına, kitleselleşmesine rağmen bir örgütsüzlük hâli hemen dikkate çarpıyor. Ortada bu tepkileri toplayacak ve yoğunlaştırarak netice alacak bir siyâsal parti mevcut değil. İllâ ki olması da gerekmez. Sivil bir örgüt de aynı vazifeyi görebilir. Meselâ 1980'lerin başında Polonya'da Solidarnosz hareketi muhalefeti örgütlemiş ve netice almıştı. İran'da manzara son derecede dağınık. Bu gibi durumlarda umûmiyetle yerleşik yapılar devreye girer. Bilhassa ordunun ne yapacağı son derecede tâyin edici olur. Romanya'da Çavuşevsku'nun devrilmesi de böyle oldu. Çavuşevsku'nun ordusu halk isyânının yanında yer aldı ve diktatör devrildi. İran'da askerî ve yarı askerî yapılar; daha somut olarak ifâde edecek olursam, İran Ordusu ile Rejim Muhafızları ve Besiç arasında bir bölünmeden bahsediliyor. Eğer bu doğruysa ve derinleşiyorsa İran için bir iç savaş kaçınılmaz demektir. Ama bu yıkıcı iç hesaplaşmadan İran'ın tek parça olarak sıyrılıp sıyrılmayacağı bir başka mevzudur. Arap Baharı'nın nasıl bir felâketle neticelendiğini biliyoruz. Bunun İran için de vârit olacağını düşünüyorum. Elbette bölgesel olarak bundan tekmil komşuların etkileneceğini de hesap etmek gerekir.
Selam fularsızlar. Ufak bir üçlemenin ikinci kısmındayız. Kadın, çocuk, erkek diye gidiyor temalar, bugün de konu kürtaj. Bu işin psikolojisine hiç dokunmuyorum yalnız. Onun yerine önce anayasa mahkemesi davalarından, sonra anketlerden, sonra da ilgili argümanlardan konuşuruyoruz. Arada bizim bebeğin konuşma kayıtları bile varBir süre önce kürtaj konusundaki felsefi argümanlara odaklanan bir yazı koymuştum Patreona (link), onu gözden geçirip podcast haline getirdim. Patreon üyesiyseniz, oradaki podcast versiyonunda 1-2 dakikalık ekstra içerik bulacaksınız (tabii ki reklamsız) ama üşeniyorsanız bu versiyonu dinleyin, nasıl olsa ana konuların hepsi mevcut..Bu podcast, Disney+ hakkında reklam içerir..Bölümler:(00:35) Orijnal Patreon yazısı (01:55) Roe v Wade davası(03:15) Sorites Paradoksları(04:15) Skeptisizm argümanı(04:55) Yaşayabilirlik (viability)(06:10) ABD anketleri(09:55) Türkiye anketleri(11:05) İnsan hayatı ne zaman başlar?(13:50) Sagan'ın makalesi ve gebeliğin önemi(18:30) "Potansiyel" argümanları.(22:50) Thomson: Meşru cinayetler(29:15) Yasak işe yarar mı(32:50) Kürtajın suça etkisi(34:45) Net cevaplar ve diğerleri(36:00) Teşekkürler.Kaynaklar:The Lancet: Kürtaj yasağının etkinliği verileri.PDF: İstanbul Üni Sosyoloji Dergisi: Türkiye'de Kürtajın Yaygınlığı ve Kürtaj Kararını Etkileyen Faktörler ABD verileri: Pew ResearchDünya sağlık Örgütü: FactsheetGuttmacher.org New Research Shows Most Human Pregnancies End in MiscarriageThe Question of Abortion: A Search for Answers (Carl Sagan)Makale: The Impact of Legalized Abortion on Crime (Donohue ve Levitt)See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
DSÖ'nün yeni araştırması Avrupa'da milyonlarca kişinin uzun süreli COVID semptomları ile yaşadığını tahmin ediyor.
Fransa'da erkekler için doğum kontrolü sözü tutuldu mu? Vazektomi popüler mi? Prezervatif kaç yaşına kadar ücretsiz? HPV aşısı karşılanıyor mu? Pınar Kılavuz, Pariscope'ta bu hafta Fransa'daki cinsel sağlık politikalarını anlattı. Yayını izleyebilirsiniz: bit.ly/3wAvm6y
Akıl hastalığı, ülkede en sık teşhis edilen kronik hastalık haline geldi. Bu bilgi, akıl sağlığı hakkında ilk kez bilgi toplayan en son Nüfus Sayım verilerine göre ifade ediliyor.
Bosna Hersek, bu yıl 512'ncisi düzenlenen “Ayvaz Dede Şenlikleri” vesilesiyle yine renkli görüntülere sahne oldu. Ülkenin dört bir yanından yola çıkan atlı birlikler, Travnik yakınlarındaki Doni Vakuf'a bağlı Prusac kasabasında toplanarak, Bosna topraklarını İslâm'la tanıştıran şahsiyetlerden Ayvaz Dede'yi yâd ettiler. Geleneksel kıyafetler giymiş kırmızı fesli öncülerin taşıdığı yeşil bayraklarla ve mehter takımıyla renklenen coşkulu merasim, binlerce kişinin cemaatle eda ettiği öğle namazıyla sona erdi. Yaygın inanışa göre, Manisa-Akhisarlı bir derviş olan Ayvaz Dede, 1463'te Fatih Sultan Mehmed'in Bosna Seferi sırasında Balkanlara gelerek, bugünkü Bosna'yı yurt tutmuş bir isimdir. Prusac'ta hemen bir tekke tesis eden Ayvaz Dede'nin tertemiz karakteri bölgenin İslâmlaşmasında büyük rol oynar, kendisini de halkın gözünde çok saygı duyulan bir karakter haline getirir. Ancak Ayvaz Dede'yi “efsane”ye çevirecek olan hadise, bir kıtlık zamanında Prusac'ın susuzluktan kurtulmasına vesile olmasıdır: Yakınlardaki Şulyaga Dağı'nda bir su kaynağı vardır, ancak suyun Prusac'a gelmesinin önünde devasa bir kaya kültesi engel bulunmaktadır. 74 metre uzunluğunda, 30 metre genişliğinde bir kayadır bu ve insan eliyle kırılıp suya yol verilmesi imkânsız gibidir. Ayvaz Dede inzivaya çekilerek, 40 gün-40 gece dua etmeye koyulur. Son günün sabahında, Kur'ân tilavet ettikten sonra uyuyakalan Ayvaz Dede, rüyasında iki beyaz koçun büyük bir gürültüye boynuz tokuşturduklarını görür. Gözlerini açtığında, kaya ortasından ikiye ayrılmış, oluşan 3-4 metre genişliğindeki yarıktan Prusac'a doğru gürül gürül bir su akmaya başlamıştır. Artık Ayvaz Dede öylesine ünlü bir isimdir ki, tesiri ve nâmı Doni Vakuf-Travnik havalisini çoktan aşmış, hatta Bosna sınırlarının dışında payitahta kadar ulaşmıştır. Prusac'ın adı “Akhisar” olarak değiştirilir ve statüsü yükseltilerek kadılık merkezine dönüştürülür. Ayvaz Dede hem kendi döneminde hem de başrol oynadığı hadisenin katmerli efsanelere konu edildiği sonraki yüzyıllarda sayısız Boşnak'ın Müslümanlığı seçmesine vesile olmuş. Osmanlı asırları boyunca her yıl haziran ayının sonunda düzenlenen Ayvaz Dede'yi anma etkinliklerinin, geçtiğimiz yüzyılın başından itibaren artık Bosnalı Müslümanlar için “ispât-ı vücut” yerine geçmeye başladığını görüyoruz. Komünist Yugoslavya'da şenliklere katılmanın resmen “suç” oluşu da, yöneticilerin meseleyi “Müslümanların ülkedeki varlığı” noktasından değerlendirdiğini gösteriyor. 1990'lı yıllara kadar katı bir şekilde uygulanan “Ayvaz Dede'yi anma yasağı”, çok sayıda Müslümanın mahkemelere sevk edilmesine yol açmış. İslâmî yaşantının renklerindeki çok çeşitli ton farklılıklarına rağmen, Ayvaz Dede, bugün Bosnalıları bir arada tutan ve onlara dinî-millî kimliklerini düzenli biçimde hatırlatan güçlü bir sembol. Başlarında kırmızı fesleri ve üzerlerinde yelek- şalvarlarıyla geleneksel kıyafetlere bürünmüş atlılar şehirlerin caddelerinde arz-ı endam ettikçe, Bosnalıların yüreklerinde birçok duygu köklü biçimde yer bulmayı sürdürecek. Ayvaz Dede bu yönüyle, Akhisar'dan Balkanlara, asırların ötesinden çakılmış şık bir selâm adeta... Ayvaz Dede Şenlikleri'nin hatırlattığı bir husus daha var:
Anladığımız şekliyle yoksulluk nedir, nasıl tanımlanıyor, belli bir coğrafyaya sıkışmış durumda mı ya da yaygınlaşıyor mu? Konuğumuz Tuğrul Özkaracalar ile konuşuyoruz.
Dile Kolay'ın bu bölümü, işaret diline odaklanıyor.Her toplumun ayrı bir işaret dili mi var? Sağır topluluklarda kendiliğinden ortaya çıkan dillerin özellikleri neler? Bu dillerin ortaya çıkış ve gelişim biçimi bize “dil” dediğimiz şeyin evrimine dair ne tür veriler sunar? İşaret dillerinde ne gibi terminoloji sorunları var? Dilin kültürle ilişkisi ve çeşitlilik bağlamında işaret dilleri bize neler söylüyor?Bölümün konukları, Orta Toroslar İşaret Dili'ni literatüre kazandıran ve psikodilbilim alanında çalışan akademisyen Dr. Rabia Ergin ve Dem Derneği'nden sivil toplumcu Ayşe Damla İşeri Sunman. (02:20) “Dil ihtiyaçtan doğar”: Türk İşaret Dili'yle (TİD) tanışmak. (06:24) Yaygın ve yanlış bir ifade: sağır ve “dilsiz”(06:45) Orta Toroslar İşaret Dili nasıl ortaya çıktı?(09:28) “Dil, bir hayatta kalma becerisidir” Orta Toroslar İşaret Dili gibi kendiliğinden ortaya çıkan diller, genel anlamda dilin gelişimiyle ilgili bize neler söylüyor?(11:52) Türk İşaret Dili'nin kullanımına ve işitme güçlüğü yaşayan kişilere dair güncel veriler ve yanlış bilinenler. (17:31) İşitme güçlüğü yaşayan kişiler eğitimde nasıl yer alıyor? Ailesinde sağır kimse olmayan bir çocuğun işaret dili ve yazılı Türkçeyi öğrenme ve Türkçe metinleri okuma/anlama süreci nasıl gelişiyor?(22:37) Anadilde eğitim hakkı bağlamında kaynaştırmalı eğitim(24:53) Türk İşaret Dili'yle Orta Toroslar İşaret Dili'nin ne tür farkları var?(30:37) İsrail'den Nikaragua'ya dünyanın farklı yerlerinde kendiliğinden oluşan işaret dilleri ve birbirinden farklılıkları(36:53) Sanat terimleri konusunda yapılan çalışmalar Bu kısımda bahsi geçen yazı: https://saltonline.org/tr/2374/turk-isaret-dili-sagir-toplum-ve-terminoloji-calismasi-uzerine?blog(42:23) Picasso ve Facebook: Orta Toroslar İşaret Dili'nin gelişiminde görülen ihtiyaca yönelik yenilikler dilin kültürle şekillenen yapısını nasıl yansıtıyor? (48:01) “Yedi çeşit sarı” ve “uykuya borcum var”: Türk İşaret Dili'nin zenginlikleri
Bütün canlılar, yaşamını devam ettirme çabası içindedir. Bu, öylesine derinlere işlemiş bir dürtüdür ki, en karmaşık toplumları da inşa etsek, her birimiz hayata tutunmak için mücadele veririz. Bir kişi, yaşamındaki olumsuzlukları değiştirebilmek ve hayatını yoluna sokabilmek için basit bir hırsızlıktan… Seslendiren: Altay Kenger
Yaygın aşı uygulaması sayesinde koronavirüs salgını tehdidi gerilemeye yüz tutmuşken, birden ortaya çıkan Delta varyantı bütün hesapları altüst etti. Medyascope'ta aylık Dünya Ekonomisi programının 22. yayınında, duayen gazeteci, Dünya Gazetesi Yazarı Osman Ulagay, bu yeni durum karşısında dünya ekonomisini değerlendirdi.
Neden etrafımızda hayata olumlu yaklaşan pek az insan varken yaşamın olumsuz yanlarında kalıp her şeyi olumsuz gören insanların sayısı bu kadar fazla? Üstelik olumsuza odaklananlar, zaman içerisinde kısır döngü haline gelen bu bakış açısıyla, gittikçe daha da karamsarlaşıyor. En ufak şeyde hata bulan, hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceğine dair fikre kapılan bir insan türüne dönüşüyor.