POPULARITY
Okyanus ötesinde Amerika kıtasında “saraydan başkan kaçırma” olayı yaşandı ya. Venezuela Başkanı Nicolas Maduro 3 Ocak'ta Amerikan emperyalizminin haydutlarınca kaçırıldı ya. Orada olan bu bölgede de sarsıntılar yaşanacağının işareti ya. Bizimkiler derhâl bir “iç cephe” tartışmasına başladılar.Erdoğan, halkı her türlü savaşı desteklemek zorunda bırakmak istiyor: “İç cepheyi sağlam tutacak, orada gedik açmak için fırsat kollayanlara karşı daima uyanık olacağız.”Bahçeli de kendine pay çıkarıyor: “Şimdi anlaşıldı mı iç cephemizi tahkim etmekteki samimi gayretimizin haklılığı?” diyor.Ama ne Erdoğan ne Bahçeli, “bu Amerika gangster, başındaki adam da Baba filmindeki heriften beter, biz NATO'dan ayrılalım” demiyor. Varsa yoksa “iç cephe”.Muhalefet de “iç cephe” zokasını bir güzel yuttu. Erdoğan'la Bahçeli lafı açtı ya, hepsi toptan topa girdi.Özgür Özel: “Erdoğan iç cepheyi güçlendirmek istiyorsa içerideki kimseye düşman hukuku uygulamayacak.”Ali Babacan: “İç cepheyi tahkim etmemiz gereken dönemlerden geçiyoruz, ancak ülkeyi kutuplaştırarak iç cepheyi tahkim edemezsiniz.”Müsavat Dervişoğlu: “İç cephenin güçlendirilmesi bu hükümetin güçlendirilmesi anlamına gelmemektedir. İç cephenin güçlendirilmesi” … şudur budur.Ahmet Davutoğlu: “Kutuplaştırmayacaksınız, şeytanlaştırmayacaksınız.”Ümit Özdağ: “İç cephe Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması ile güçlenir.”Ocak ayının ilk 10 günü Türkiye para babaları düzeninin siyasetçileri iç cephe ile yattı kalktı yani.İşin tuhaf yanı ne biliyor musunuz? Bu son tartışma başlayana kadar Türkçede böyle bir laf yoktu! Savaşa giren bir ülkede askerin çarpıştığı cephenin dışında kalan alanlara Türkçede “cephe gerisi” denir!Bize inanmıyorsanız Google amcaya sorun. Ne çıktı?Cephe gerisiBaşka sözlüklere de bakın. Hepsi ama hepsi “cephe” dışındaki alanlara “cephe gerisi” der. Bir sürü kitap var, çeşitli savaşlarda “cephe gerisi”ni anlatan. İşte bazı kitap başlıkları: Cephe Gerisi, Cihan Harbi'nin Cephe Gerisi, Basına Göre Cephe Gerisi ve Cephedeki Faaliyetleriyle İstiklâlin Kadınları.“İç cephe”yi google'layın, karşınıza sayfalar boyu sadece her türden duvar boyası reklamı çıkacaktır!Eee, ne öyleyse bu “iç cephe”? Muhtemelen işini bilmeyen bir çevirmen NATO eğitim malzemesini çevirirken “home front” terimini “iç cephe” ile karşılamıştır. Askeriyede “iç cephe” denmeye başlanmıştır. Ama önemlisi bundan sonra.İktidarın bir danışmanı, “muhterem beyefendi, bu Amerikalılar iç cephe diyor, biz de öyle söyleyelim, böylece halkı her türlü savaşımızı desteklemek zorunda bırakmamız daha kolay olur” demiştir. “Eviniz de savaşın cephesidir” deriz.İktidar bunu güzel bulmuştur. Muhalefet de zokayı yutmuştur!Halkın her savaşı destekleme gibi bir sorumluluğu yoktur! Fetih savaşlarına, onun bunun topraklarına ve petrolüne el koymaya, başka halkları Osmanlı döneminde olduğu gibi köleleştirmeye yönelik savaşları halkın desteklemesini beklemeyin.NATO denen emperyalist savaş makinesinin içinde yer aldığınız için Trump'ın bu bölgedeki planlarına omuz verme çabalarınıza destek vermek zorunda değil kimse. Haklı savaş vardır, haksız savaş vardır.Trump ve benzerleri, Siyonist İsrail ile birlikte Batı Asya'yı (Ortadoğu'yu) hallaç pamuğu gibi atıyor. Türkiye'nin işçileri, emekçileri, gençleri, Trump'ın Ortadoğu hallacı olmayacaktır!İsterseniz bütün savaş terimlerini değiştirin. Haksız savaş, haksız savaş olarak kalacaktır.
CHP lideri Özgür Özel beraberindeki heyetle Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan'ı ziyaret etti. Yeniden Refah Partisi Genel Merkezi'nde yaklaşık 1 saat süren basına kapalı görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Özel, Yeniden Refah Partisi'nin 3. Olağan Büyük Kongresi'nde tekrar genel başkan seçilen Erbakan'a "hayırlı olsun" ziyaretinde bulunduklarını söyledi.
Mansur Bey konuşuyor, pürdikkat dinliyoruz. “Ankara'da su sıkıntısı yok. Suyu kesilenler 2 milyon 600 bin abonenin çok çok altında. Suyu kesilen varsa elini kaldırsın. Ekranlarda konuşanların ne kadar su harcadıklarını biliyoruz. Bütün muslukları açıyorlar. Araba yıkıyorlar. Suyu tasarruflu kullanmıyorlar. Susuzluk çeken hemşerilerimiz haklarını helal etsin.” Mansur Bey konuştukça millet aydınlanıyor ama su sıkıntısı yoksa, helallik istemeye ne hacet?
Emekçi kadınlara iş yok, iş varsa geçinebilecek ücret yok, kreş hiç yokAile yılı ilan edilen, ekonomi toparlanacak, istihdam artacak denilen 2025'in ilk dokuz ayı, emekçi kadınlar için hiç de öyle pembe tablolarda çizildiği gibi yaşanmadı. DİSK-AR'ın son verilerine göre Türkiye'de geniş tanımlı işsizlik %29,6, kadınlarda bu oran %39,4. Yani Türkiye'de her üç kişiden biri işsizken, kadınlarda bu oran neredeyse her iki kişiden biri düzeyinde. Kadın istihdam oranı ise sadece %32. İş bulabilenlerin yarısından fazlası ise güvencesiz, kayıt dışı ya da yarı zamanlı işlerde çalışıyor. Yine DİSK-AR'ın verileri gösteriyor; çalışma çağındaki 33,5 milyon kadından sadece 6,6 milyonu kayıtlı ve tam zamanlı istihdamda.Türkiye bir asgari ücretliler ülkesi. Asgari ücret kapsamında yani asgari ücretin yüzde 10 fazlası ve altında çalışanların oranı %48,9 iken kadınlarda bu oran %58,4. Asgari ücret zaten çoktan açlık sınırının altına inmiş durumda. Türk-İş'in Eylül'de açıkladığı rakamlara göre açlık sınırı 27 bin 970 lira, yoksulluk sınırı ise 91 bin 109 lira. Yani bu ülkede dört kişilik bir ailenin her bir ferdi asgari ücretle çalışsa bile haneyi yoksulluk sınırından çıkarmaya yetmiyor. Kadınların çoğu açlık sınırının bile altında çalışıyor. Yaklaşık 2 milyon kadın asgari ücrete bile erişemiyor.Asgari ücret açlık sınırının bile altında çalışmakken, asgari ücret üzerindeki ücretlerde de kadınlar için daha iyi şartlar yok. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 2019'da kadın işçilerin erkeklerden daha düşük ücretlere mahkûm edilmelerine dikkat çekmek için 18 Eylül'ü Eşit Ücret Günü ilan etmişti. Bu yıl bu kapsamda açıklanan ILO rakamlarına göre dünya genelinde erkeklerin 9 ay çalışarak aldığı ücreti kadınlar ancak bir yıl çalışarak alabiliyor. Yani kadınların erkeklerle aynı ücrete ulaşması için üç ay daha fazla çalışmaları gerekiyor. Bu eşitsizlik Türkiye'de de her geçen yıl artmaya devam ediyor. TÜİK'in Gelir Dağılımı İstatistiklerine göre 2013 yılında erkeklerle kadınlar arasındaki gelir farkı %21 iken, 2023'te bu oran %27'ye çıkmış.Mahallelerde devlet kreşleri, bakım evleri elbette hem kapasite hem sayı hem de nitelik olarak artmalı. Ama sermayenin ölü taklidi yaparak yasal zorunlulukları bile yerine getirmeyip bu işten kendini sıyırmasına da izin vermeden. 150'den fazla kadın çalışanı olan işyerlerinde kreş açmak yasal zorunluluk. Ama patronlar bu zorunluluktan ya kadın işçi sayısını azaltarak kaçıyor ya da “kreş yardımı” adı altında bir günlük kreş parasına bile yetmeyecek tutarlar ödeyerek kurtulmaya çalışıyor. Yargıtay'ın kreş yardımının kreşin yerini tutmayacağı yönünde emsal kararları var. Ama patronlar kârını korumak için hukuk tanımıyor, devlet görmezden geliyor ve sonuçta faturayı yine kadınlar ödüyor.Her gün biraz daha kabaran faturayı ödemek de artan eşitsizliklerin altında ezilmek de kader değil. İşçi kadınlar, erkeklerin dokuz ayda kazandığını on iki ayda kazanmak zorunda kalıyorsa, o fark üç aylık ücret değil, yüzlerce yıllık eşitsizliğin sonucu. Erkek egemen kapitalist düzen bu eşitsizliği derinleştiriyorsa, tersine çevirmek için de yol belli: Bu sermaye düzenine ve erkek egemenliğine karşı mücadele! O fark kapanana kadar emekçi kadınlar sadece çalışmaya, üretmeye değil, mücadeleye de devam edecek! Çalışmak isteyen her kadına iş için! Her işyerine kreş için! Eşit işe eşit ücret için!
İsrail şu iki yıl içinde ne kazandı? Kazanç hânesinde gözle görülen bir şey yok. Tamamen bitirmeyi hedeflediği Hamas'ı yenemedi. Var olan bütün güçleriyle saldırmalarına rağmen, insanlık dışı muameleye tabi tuttuğu ve sürekli göç ettirdiği Gazzelileri başka ülkelere süremedi, yok edemedi. İşgal ettiği, ablukaya aldığı yerleri bıraktı, toprak kazanamadı. Gazze'yi ele geçiremedi. Savaşı bitiren anlaşma masası kurulmasaydı, Hamas'ın elindeki rehineleri de kurtaramayacaktı.
Mısır'da İsrail ve Hamas arasında Türkiye, Mısır ve Katar'ın da katılımıyla imzalanan anlaşmanın neticesinde İsrail'in iki yıldır devam eden barbarca saldırıları şimdilik durmuş oldu. “Şimdilik” diyoruz, çünkü İsrail'in anlaşmalara sadık kalmak gibi bir tıyneti yok.
Atilla Yeşilada ve Semih Sakallı, bitmeyen ve artan siyasi krizlerin ekonomik sonuçlarını, Erdoğan-Trump görüşmesini, TCMB Başkanı Fatih Karahan'ın yabancı yatırımcılara yaptığı sunumu konuştu.
Kaçık Prens Podcast: Psikoloji ve Günlük Hayat Üzerine Söyleşiler
Bu defa konumuz yatak odasında politik kutuplaşma: Çiftlerde politik kutuplaşmanın oranı ne? Politik görüşlerin zıt olduğu ilişkilerin özellikleri neler? Politik kutuplaşmanın ilişki mutluluğu üzerinde olumsuz etkisi var mı? Varsa bundan korunmak mümkün mü?
Gazeteci Erdal Sağlam ve Semih Sakallı, siyasette artan tansiyonu ve bunların ekonomik etkilerini, Erdoğan-Trump zirvesini, ekonomi yönetiminin New York temaslarını tartıştı.
Toplu sözleşmelerde ve her türlü ücret zammı pazarlığında patron tarafı işçilerden ekonominin, sektörün, şirketin durumunu gözetmelerini ister, patron temsilcileri neredeyse gözleri buğulu kara tablolar çizer ve iş her zaman işçiden fedakârlık talep edilmesiyle sonuçlanır. Açık ve net! Üretimin toplumun ihtiyaçları için değil de bir avuç patronun kârı için yapıldığı bu düzende işçinin ekonominin de, sektörün de, şirketin de durumunu gözetmek diye bir görevi ve sorumluluğu yoktur. Böyle bir ahlaki yükümlülüğü de söz konusu değildir. İşçinin çalışmaktaki gayesi evine ekmek götürmektir. Varsa bir sorumluluğu o da evdekileredir. Bu durumda işçilerin gözeteceği durum çarşıda pazarda artan fiyatlar, arşa çıkan kiralar, eğitim ve sağlık masraflarıdır.Ekonominin genel durumunun hiç önemi yok değildir elbette. Ama bu sadece işçinin mücadeledeki pazarlık gücüyle alakalıdır. İşçi üretimin canlı olduğu dönemde üretimden gelen gücünü kullanarak daha çok kazanım elde edebilir. Tersi durumda ise işçilerin rekabet gücü göreli alarak azalır. Ama bu bizim mücadele stratejimizle ilgilidir, hangi yolu izleyeceğimiz, hangi eylemi hangi sertlikte uygulayacağımız bizi ilgilendirir. Hiçbir koşul ve şart altında işçilerin, patronların buğulu gözlerinden etkilenip de haklarından vazgeçmesi beklenemez. Zaten patronlar da fedakârlık falan istememektedir aslında. Düpedüz tehdit ederler. Ya sefalete mahkûm olur, açlığa talim edersiniz ya da kapıyı gösteririz demektedirler.
Varsa aime le souvenir du hachi parmentier de ses grands-parents, la bette, Drag Race, se confier à ChatGPT, les cartes Pokémon, vivre une vie d'artiste. Et plein d'autres choses.Si le profil de Varsa vous plaît, envoyez-lui un petit mot, un audio, une photo ou une vidéo via notre plateforme dédiée dont le lien se trouve sur notre compte instagram @onsevoix ou directement par mail onsevoix.podcast@gmail.com. Et si vous souhaitez venir vous faire entendre, écrivez-nous via l'une de ces deux plateformes.-À propos
Büyük Sorular'ın bu bölümünde Sinan Canan'la insanın en eski tartışmalarından birini masaya yatırıyoruz: Kötülük gerçekten var mı? Varsa, yok edilebilir mi?Bu derin sohbette kötülük kavramının doğasını sorguluyoruz. Ceylanı avlayan aslanı kötü sayabilir miyiz? Hapishaneler kötülüğü önler mi? Neden bazı insanlar daha fazla kötülüğe eğilimli oluyor? Bilim, ahlak, kültür ve doğa üzerinden insanın ne olduğu ve ne olmadığı üzerine düşünmeye davet ediyoruz sizi.Sinan Canan'ın yaşamdaşlık kavramıyla tanıştırdığı bu bölümde; bireyden topluma, şehirlerden doğaya uzanan bir yolculuk yapıyoruz. Tabiatın içinde kötülüğün yerinin olmadığını, kötülüğün insanın şaşkınlığından doğduğunu ve bunun değiştirilebilir olduğunu tartışıyoruz.
Mine Söğüt'ün Samed Behrengi'den ilhamla kaleme aldığı, kalpsizlik ve korkular düşünen Ormandaki Kalpsiz Ceylan, geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Mine Söğüt'le Açık Dergi'de söyleşiyoruz.
1989 yılıydı sanırım, ODTÜ'de öğrenciyiz, kanımız kaynıyor. Varsa başörtüsü eylemindeyiz, yoksa Ankara kurak-lığında susuzlu-ğumuzu bir nebze giderecek kitabevlerinde dergi, kitap karıştırıyor, Ulus'un, Sıhhiye'nin, Kızılay'ın kaldırım-larını arşınlıyoruz. İbrahim bir dergi gösteriyor: “Çete”. Dergiyi Nihat Genç ve Hakan Albayrak çıkarıyor. Neşeli, kıpır kıpır, özgüvenli yazılar. Alıştığımızın dışında rahat, sınırsız ve asi bir üslup. Ömrü kısa süren, Fetullahçıların eline geçen Zaman gazetesinden sonra satır satır, tekrar tekrar okunacak bir dergi. Yazarların peşine düşüyor, Kızılay'da, Sakarya Çay Ocağı'nda buluyor, tanışıyoruz. Hasır tabureler üzerinde saatlerce oturuyor, eve yürüyerek gitmek pahasına son paramızı çaya veriyor ya da hesabı bir abiye yüklüyor, uzun saatler boyunca geniş bir halka içinde doyumsuz sohbetlere şahit oluyoruz. Edebiyat, güncel siyaset, sıkılınca futbol, biraz magazin, çokça ciddi mesele, bolca kahkaha beraberinde, bugün bile irtibatımızın devam ettiği çok güzel insanlarla tanışıyor, kaynaşıyoruz.
Türkiye'de öyle bir kesim var ki üç öğün arasında bazen de çilingir sofrasında mutlaka bir duble TÜİK'e yer veriyorlar. Gününü TÜİK'i anmadan hatta neredeyse sövmeden bitiremeyen bir tayfayı karşılıyor her yeni günü. Enflasyon açıklandığı günler “ENAG'tarlar pencerede tavukta pişer tencerede” türküsünü mırıldananlar, market fişlerini delil gibi paylaşanlar, gelir istatistiklerine burun kıvırıp “bu kafadan ben de isterim diyenler”, “hayaller Paris hayatlar Bağcılar'a” vurulanlar, mikro veri terimini duyunca mikrodalga zannedenler…
Muhammed Esat Altıntaş'ın kaleminden " Sözünde Durma Eksiğin Varsa Bu Yazı Seni Ürpertebilir". Bu yazı Genç Dergisi'nin Aralık 2024 sayısında yayınlanmıştır. Seslendiren: Mustafa Abdurrahman Işık
Trump konusunda ilk başkanlık döneminde solun yaşadığı şaşkınlıkların listesi say say bitmez. Bunlardan biri de sırf Trump küreselciliğe karşı Amerika'nın çıkarlarını savunan bir politika izliyor, “America First” (“Önce Amerika”) sloganıyla açık milliyetçilik yapıyor, NATO'yu bile Amerika'nın başına bela gibi sunuyor olduğu için bir “içe kapanma” politikası izleyeceğine dair bir kanaatin gelişmesi idi. Trump, ilk döneminde, Danimarka'ya ait olan Grönland adasını satın alma fikrini ortaya atmıştı. Şimdi adanın “sahipliği ve kontrolü”nün Amerikan çıkarları için gerekli olduğunu açıkladı. Bununla yetinmedi, bir de Panama Kanalı Amerikan gemilerini “kazıkladığı” için kanalın kontrolünü Panama'ya veren 1970'li yılların sonundan kalan antlaşmayı feshederek kanalı eline alacağını söyledi. Sanki bütün bunlara biraz mizah katmak için de Kanada'nın aslında ABD'nin 51. eyaleti olması gerektiğini belirtip sosyal medyada bu ülkenin başbakanından ABD eyaletlerinin en üst düzey yöneticileri için kullanılan unvana uygun olarak “Vali Justin Trudeau” olarak söz etti! Bu salvoların gürültüsü Amerika'nın liberallerinin ve “solcu”larının mışıl mışıl uyur iken uykularından bir sıçramayla uyanmalarına yol açtı. “Aaa” dediler, “milliyetçilik içe kapanma değilmiş!” İnsan bu kadar budalalığın nereden kaynaklandığına şaşıyor. 2025 İkinci Dünya Savaşı'nın bitişinin 80. yıldönümü. O savaşın en önemli müsebbibi Hitler adında meczup bir milliyetçi idi. Ve nihai programı bütün dünyanın fatihi olmaktı. Hiç mi tarih bilmezsiniz? Trump ilk döneminde Kuzey Kore'yi yerle bir etmekle tehdit etti. Şimdi İran'ın nükleer tesislerini kendisinin bombalayacağına ya da İsrail'e bombalatacağına ilişkin öngörüler dolaşıyor. Bu adamın “içe kapanmacı” olduğunu hangi yüksek zekâ düşündü acaba? Emperyalizm 2008 finansal çöküntüsünden ve onu izleyen Üçüncü Büyük Depresyon'dan hareketle geleceğini hep birlikte, el ele kurtaramayacağını anladı. Şimdi her ülkenin emperyalist burjuvazisi “her koyun kendi bacağından asılır” politikasına döndü, “önce ben” demeye başladı. Trump bunların en deli dolusu. Çin Trump için bir saplantı haline gelmiş durumda. Rusya ile dalaşmayı bunun için bir sapma olarak görüyor. Ortadoğu'ya (Batı Asya'ya) saplanmayı bunun için yanlış buluyor. Varsa yoksa Çin! Pek az insanın ufkuna girmiş olan Arktik Bölgesi'nin önemini Ukrayna savaşı dolayısıyla gündeme getirmiştik. Fosil yakıtlardan nadir toprak elementlerine, oradan buzulların çözülmesi dolayısıyla dünya ticaretini kendine çekecek olan Kuzey Buz Denizi yoluna kadar çok büyük ekonomik çıkarların konusu olan Arktik bölgesi, İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya katılması amacına hizmet ettiği ölçüde Ukrayna savaşının da dinamiklerinden biri. Grönland, yukarıdaki haritaya bakarsanız göreceksiniz ki Arktik Okyanusu'na kıyısı olan dev bir ada. Üstelik elektrikli taşıtlardan rüzgâr türbinlerine kadar yeni teknolojilerde çok önemli bir girdi olarak kullanılan 50 tür nadir toprak elementinin 43'ünde çok zengin olan bir el değmemiş coğrafya. Şimdilik Çin, Afrika'nın bazı ülkeleri ve Güney Amerika bu elementler bakımından en zengin bölgeler. Grönland ve daha genel olarak “Yüksek Kuzey” bu durumu değiştirebilecek zenginlikte. Trump jeostratejik öneminin yanı sıra bu nedenle de “Amerika için Grönland üzerinde kontrol ve sahiplik mutlak bir gerekliliktir” yazıyor sosyal medyada (vurgu bizim). Ha, Kanada konusunda şaka mı yapıyor zannediyorsunuz? Yukarıdaki haritaya yeniden bakın. Bir de bunlar gerçekçi değil demeden önce ABD'nin 19. yüzyıl sonlarına doğru Alaska'yı nasıl olup da sahiplendiğini, 20. yüzyıl başında, bütünüyle kendi sınırları dışında olan Panama'da uluslararası ticaretin yolunu belirleyen Panama Kanalı'nı nasıl inşa edebildiğini ve Kanal'a 1999'a kadar nasıl hâkim olabildiğini sorun. Aman, siz siz olun, uykularında dönüp sonra yeniden horlamaya başlayan liberallerle birlikte uyumaya devam eden Amerikan “ilericileri” gibi rehavete kapılmayın.
5 Kasım'da dünyanın en güçlü ülkesi ABD'de yapılan seçimi kazanarak yeniden iktidara gelen Donald Trump, zaferini büyük ölçüde işçi sınıfının ve köylülerin çıkarlarına sahip çıkar görünmesine borçlu. Varsa yoksa “Amerikan işçisinin çiftçisinin çıkarları” diyor. Kendisi dünyanın dört bir yanında yatırımları olan, İstanbul'da koskoca bir “Trump Tower” kurmuş bir patron nasıl olacak da işçinin, küçük çiftçinin çıkarları için çalışacakmış? Söylediği şu:“Küreselleşme” denen “serbest piyasa” politikaları sermayenin Amerika ve Avrupa gibi zengin ülkelerden ve bölgelerden düşük ücret ekonomilerine kaçmasına yol açtı. Bir de göç politikası milyonlarca yabancının ülkeye akmasına neden oldu. Hem sermaye kaçtığı için hem göçmen işçiler daha ucuza çalışmaya razı olduğu için Amerikan işçisi işinden oldu. Trump efendi bu “küreselleşme” politikasına son vererek Amerika'yı yeniden “büyük” kılacak. Bütün ülkelerden yapılacak ithalata yüzde 10 ya da 20 gümrük vergisi koyacak. Amerika'nın esas güçlü rakibi Çin'e ise yüzde 60! Daha önce başkanken Çin'e yüzde 20 uygulamıştı, şimdi yüzde 20 herkese, Çin'e ise yüzde 60! Böylece Amerika içinde yapılacak üretimi desteklemiş olacak. Trump o kadar işçi yanlısı ki, Amerikan kapitalist sisteminin kalbi olan borsasıyla ünlü Wall Street'in Washington'daki hâkimiyetine de sövüp sayıyor. Hatta 2016 seçiminde dünyaca ünlü finans kapitalisti George Soros'a bir küfür etmediği kalmıştı. Güzel. Yalnız bir küçük sorun var. Trump şimdi bakanlarını seçiyor. ABD sisteminin en önemli iki bakanlığına kimleri getirdi dersiniz? Hazine Bakanlığı'na, yani İngiliz Mehmet rolüne, Soros'a on yıldan fazla para kazandırmış, 1992'de İngiliz lirasını çökerterek Soros'a milyarlarca dolar kazandırmış olan birini, Scott Bessent'i. Gümrük tarifelerinin uygulanmasından sorumlu bakanlık olan Ticaret Bakanlığı'na da Wall Street'te paradan para kazanan iki şirketin birden yöneticisi (CEO'su) olan Howard Lutnik'i. Demek ki bir bit yeniği var bu işte. Şu: Kapitalizm öylesine derin bir kriz yaşıyor ki, her ülke yaşadığı krizden kurtulmak için diğerlerine ekonomik olarak saldırmak zorunda. ABD de en çok Çin'e. O yüzden milliyetçi ekonomi politikaları patronlar sınıfının kendi ihtiyacı. Bu milliyetçi politikaların iki avantajı var tek tek ülkelerin sermayeleri için. Birincisi, rakip ülkelerin sermaye gruplarına karşı kendi sermaye gruplarının çıkarını koruyor bu politikalar. İkincisi bizce daha bile önemli: işçi sınıfına hedef şaşırtıyor. Onlara kendi sorunlarının sorumlusu olarak başka ülkelerin işçilerini ve göçmenlerini gösteriyor. Yani dünya çapında işçi sınıfını bölüyor, birbirine düşürüyor. Bu şekilde her ülkede işçi sınıfı kendi patronlar sınıfı karşısında zayıf düşecek. Sınıf mücadelesi vermeye hazır sendikalar “hain” ilan edilecek. İşçi sınıfının “millî çıkarlar” edebiyatından bağımsız örgütleri, partileri düşman ilan edilerek ezilecek. Kapitalizmin dünya çapındaki büyük krizleri sırasında işçi sınıfını sözde “ulusal çıkarlar” temelinde bölerek zayıflatan, sınıfın kapitalizme karşı tepkisini “ulusal” öfkeye dönüştüren, bağımsız sınıf örgütlerini “hain” ilan edip ezen, bunları yapabilmek için bütün demokratik hak ve kuralları ayaklar altına alan hareketlere verilecek bir tek ad vardır: Faşist! Trump'ın “Hitler iyi şeyler de yaptı” demiş olduğu iddia ediliyor. O reddediyor, yalan diyor. Demiştir. Çünkü kendisi de faşisttir. Yalnızca kendi milisleri, askerî birlikleri, sokakta “itleri” yok henüz. Onun için ön-faşist diyoruz ona ve benzerlerine. Yarın doludizgin faşist olacak bunlar. Amerikan işçisinin ve gençliğinin şimdiden özsavunma birlikleri kurması gerekiyor. İşçiler, Trump Türkiye için iyi midir, kötü müdür tartışmasına kanmayın. Faşizm, hangi ülkede olursa olsun, işçiler için kötüdür. Tarihî görevi sizi, işçi sınıfını ezmek, un ufak etmektir. Nerede görülürse ezilmelidir. Trump ve bütün faşistler, dünyada ve Türkiye'de, sizin, çocuğunuzun, ekmeğinizin düşmanıdır. Bütün ülkelerin işçileri, her bir ülkede faşizme karşı birleşin!
Kötülükler, genel olarak iki çeşittir: Doğal kötülükler ve ahlâkî kötülükler. Yalana ve iftiraya maruz kalmak, zulüm ve haksızlığa uğramak gibi ahlâkî kötülüklerin kaynağı, insanın özgür iradesidir. Müslümanlar olarak, bu dünyanın bir imtihan dünyası olduğuna inanıyoruz. Şayet insanlar bu dünyaya imtihan edilmek üzere gelmişlerse, özgür iradeye sahip olmaları gerekir. Özgür irade varsa, kaçınılmaz olarak ahlâkî kötülükler olacaktır. Çünkü insanlar, özgür iradeleriyle bazen kötülüğü seçecektir.
1. Bir Müslüman olarak, kötülüğün varlığını elbette kabul ederiz. Ancak “mutlak kötülüğün” varlığını, bir başka ifadeyle kötülüğün mutlaklığını kabul etmeyiz. Kötülük vardır; ama geçici ve görecelidir. Öncelikle, bütün kötülükler geçicidir; çünkü hayat geçicidir. İkinci olarak, birisi için kötü olan bir şey bir başkası için iyi olabilir.
Yaklaşık yirmi sene evveldi. Bir lisede din dersi öğretmeni iken, Alevî kökenli bir kız öğrencim vardı. Ateist olduğunu söylemişti bana. Bir gün teneffüste iken, kendisiyle sohbet ettim ve neden böyle bir karara vardığını sordum.
“İnsan nedir?” sorusuna “Bir damla kan; yüz bin endişeden ibaret bir varlık (Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe)” diye cevap vermiş büyük şair Sa'dî Şirâzî. İnsan olmak, zor iş. “İnsan” olmanın farkına vararak yaşamaya çalışmak; hayata, ölüme, varlığa, yokluğa dair kafa yorarak, bunları -künhüne asla vâkıf olamayacağımızı bile bile- anlamaya ve sorgulamaya çalışmak, bu zorluğu daha da şiddetlendiriyor.
Cengiz Chandar ile Namık Tantanayahu'nun yer aldığı bir Meclis'te yapılan Gizli Oturum'a “gizli” denilebilir mi? -Fıkra, bu kadar! *** Barbar İsrail hakkındaki kapalı oturumda yapılan konuşmalar on yıl süreyle açıklanmayacak, ya... Halbuki: “Kapalı Oturum biter bitmez, anında görüntü: Washington sinemalarında!”
Harun Serkan Aktaş ile SABIR konusunu ve sabrın 3 çeşidi olan günahlara, musibetlere ve ibadetlere karşı sabır konularını, Risale-i Nur Külliyatı'ndan Mektubat, Sözler ve Kastamonu Lahikası eserleri üzerinden konuştuk. * Video Linki: https://youtu.be/6I0TA5-62xE * Bölümler: 0:00 Intro 1:17 İnsanların belaya en çok maruz kalanları 2:49 MUSİBET: hatanın neticesi, ödülün başlangıcı... 3:40 Sabır içinde şükür 4:04 Varsa bir elime ayı güneşi gibi müşriklerin teklif sahnesi... 4:27 İmanın iki yarısı 5:22 Hızlı tüketim asrının kurbanları 6:40 Fakirlik algısı.. "Her ne ki elde yok, ihtiyaçta vardır" 7:32 Psikolojik fakirlik 8:06 DUR! Sabretmek hayatı durdurmaktır 8:38 Dünyevi ve uhrevi şeylerde sabır kıyası 10:58 NEDEN "Allah sabredenlerle beraberdir"? 11:53 Cenab-ı Hakk'ın varlık alemine koyduğu kural 15:20 Sabırsız ve aceleci olmanın neticesi 17:14 Gayretli olmak ile hırslı olmak arasındaki fark 17:58 Hırslı insanın özellikleri 19:57 Hırsla isteyince 2 netice 21:04 Hırslı kişinin işinin zorlaşması 23:00 Sabır üçtür: 1-Masiyete sabır 26:53 2-Musibetlere karşı sabır 39:27 3-İbadetlerde sabır * Harun Serkan Aktaş * Takip Etmeyi Unutma: Instagram: @maksat114bursa YouTube: @maksat114 Spotify: Maksat 114 X: @maksat114bursa
.
TÜRK-İŞ eylül ayı açlık ve yoksulluk sınırını açıkladı. Gazeteci Ali Çağatay, "Ankara'da bekar bir çalışanın yaşama maliyeti de aylık 25 bin 706 lira. Eğer Ankara'da bekarsanız, 25 bin 706 liranın altında geliriniz varsa aslında yaşamıyorsunuz. Yani ne yaşar ne yaşamaz" dedi.
Easy Turkish: Learn Turkish with everyday conversations | Günlük sohbetlerle Türkçe öğrenin
Bu bölümde Feyza, Berkin ve Emin'e birkaç genel kültür sorusu sordu. Bakalım bu heyecanlı ve eğlenceli yarışmanın galibi kim olmuş. Sizler de sorulara cevap vererek Berkin ve Emin ile yarışabilirsiniz! İyi eğlenceler! Interactive Transcript and Vocab Helper Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership Transcript Intro Emin: [0:17] Herkese merhaba. Easy Turkish Podcast'in yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Ben Emin. Bugünkü bölümümüzde Berkin ve Feyza'yla beraberiz. Nasılsın Berkin? Berkin: [0:18] İyiyim Emin. Teşekkür ediyorum. Sen nasılsın? Emin: [0:18] Ben de iyiyim. Feyza sen nasılsın? Feyza: [0:18] Ben de iyiyim Emin, sağ ol. Emin: [0:46] Feyza testleriyle ünlü. Bizi takip edenleriniz belki biliyordur. Bize çeşitli testler yapıyor, sorular soruyor. Biz de terleyerek cevaplar veriyoruz. Bugün Feyza yine bize bir test hazırladı benle Berkin'e. Beraber cevap vereceğiz. Feyza biraz açıklar mısın? Ne hakkında olacak? Nasıl ilerleyecek süreç? Genel Kültür Yarışması: Emin vs. Berkin Feyza: [0:59] Açıklarım. Şimdi ben birkaç tane genel kültür testi buldum. Genel kültür sorusu buldum. Bunların içerisinden sırayla Emin ve Berkin'e bazı sorular soracağım. Kendim de yanımda not şeyimi açtım... Notlarımı alacağım. Her ikisine de eşit sayıda soru soracağım. En sonunda bakacağız skor nasıl olmuş. Yani genel kültür testi ama her kategori de olabilir. Ne bileyim tarih olabilir, medya olabilir, her alanda... Futbol olabilir, spor olabilir. Berkin: [1:30] Defolarımızı ortaya çıkaracaksın yani tek tek. Feyza: [1:32] Bence eğlenceli olacak. Emin: [1:34] Varsa. Berkin: [1:35] Vardır illaki. Feyza: [1:37] Diyorsun. İddialı mısın? Emin: [1:38] İddialıyım ya böyle genel kültür testleri falan severim ben. Feyza: [1:42] Berkin sen iddialı mısın? Berkin: [1:44] Yani çok şey söyledin... İddialıyım normalde ama birazhani çok iddialı konuşup sonra fos çıkmak istemiyorum açıkçası. Support Easy Turkish and get interactive transcripts and live vocabulary for all our episodes: easyturkish.fm/membership
Dr. Semin'e göre İsrail'in rehineler serbest bırakıldıktan sonra dahi Hamas'ı yok etme konusundaki ısrarı, ateşkes müzakerelerini çıkmaza sokuyor. Yahya Sinvar'ın siyasi lider olmasıyla birlikte Hamas'ın direnişe daha çok önem vereceğinin altını çizen Semin, diğer yandan ABD'nin İran misillemesini engellemek için yoğun çaba gösterdiğini belirtti.
Şüphe Varsa Şüphe Yoktur (S234) | Dr. TOA Kısalar
Adamın Reis'le sorunu var asıl. Hesabı Reis'le. Ama Reis en muktedir olduğu için cesaret edemiyor. Yüreği yetmediği için ne mi yapıyor? Reis dönemindeki aktörlerle hesaplaşıyor. Yani Reis'in atadığı isimlere verip veriştiriyor. Verip veriştirmesine anlam verebilirim. Hatta bunda yarar da görebilirim. Çünkü eleştirinin gerekli olduğuna inananlardanım ben. Ama bunu yaparken hileli davranmaya gerek yok. O ismi veya isimleri eleştirirken Reisçilik yapma kurnazlığına hiç gerek yok. Zira o yerle yeksan edip itibarsızlaştırdığın kişi Reis'in atadığı kişi. Onun döneminde yapılıp edilen her şeyin birinci dereceden sorumlusu Reis'in kendisidir. Tüm icraatların onaycısı da sorumlusu da Reis'in bizatihi kendisidir. Hadi somutlaştırarak konuşayım da meramım anlaşılsın ve sözüm yanlış yerlere çekilmesin. Süleyman Soylu dönemi diye bir dönemden bahsediliyor. O dönem bir bütün olarak suçlanıyor birilerince. Diyelim ki dedikleri gibi olsun. Peki, burada asıl suçlu kim? Süleyman Soylu'yu yıllar yılı o suçlandığı icraatlerine rağmen o makamda tutan kim? Pek tabii Reis. Süleyman Soylu Reis'e rağmen mi yaptı? Eğer öyleyse bu Reis'e bühtan olur. Soylu şayet Reis'e rağmen, dahası Reis'in onay vermediği işleri yapabilecek kudrette biri ise o vakit Reis o birilerinin sandığı kadar muktedir değil. Daha kötüsü Soylu gibi bir bakanın kolaylıkla yönlendirebileceği biri.
İnsanlar neden aldatır ? Aldatmak aldatan kişinin kişiliğiyle mi ilgili bir konudur yoksa karşı tarafla mı ilgilidir ? Hangi davranış aldatmak sayılmaz, ne yaşarsam aldatıldım diyebilirim, aldatıldım diyebilmem için partnerimin bunu kabul etmesi gerekir mi ? Aldatılan insana ne iyi gelir ? Aldatıldım ilişkime devam ediyorum diye gurursuz biri mi oluyorum ? Neden hep aldatacak profillerden hoşlanıyorum ? Aldatmayan kişi var mıdır ? Varsa onu nasıl tanıyabilirim ? Partnerim aldatacak birine benzemiyor ama ben yine de korkuyorsam bu bir şeyleri hissettiğim anlamına mı gelir yoksa kafamda mı kuruyorum ? Aldatıldım ve ilişkiye devam ediyorum ben bunu yapacak biri değildim niye böyle yapıyorum ? Aldatıldım ve onu gerçekten affetmek istiyorum ama bu kızgınlıkla ne yapacağımı bilmiyorum onu nasıl aşabilirim ? Hepsi ve daha fazlasına bu kayıtta benimle birlikte cevaplar aramak ister misin ? Hazırsanız başlayalım.
Bazı durumlar vardır. İletişim de çalışmaz, ilişki de… İstediğinizi yapın, hedef kitle bildiğini okur… Askerlik yapanlar hatırlar; eratın, eğitim dışında giydiği ‘tek tip' adı verilen bir tür üniforma vardı… Üniforma da zaten tek tip demek değil mi?.. Fakat, erata hiç kimse “tek tip” dedirtemezdi… Varsa, yoksa “tektif”… Tektif aşağı, tektif yukarı… Müzik dünyasından da örnekler verelim… 1975 yılında Eurovision'a Türkiye adına katılan şarkıyı, Allah selamet versin Ali Rıza Binboğa söylüyordu… Parçanın bir yeri şöyleydi: “Özgürlük ve barış tüm insanların özlemi olacak yarınlarda…” Yani, yarınlarda faşizm gelecek, hiç kimse özgür olamayacak, barışa hasret kalacaksınız deniliyordu… İyi mi?! Ancak bizim solcular, sözlerin içinde ‘özgürlük' ve ‘barış' kelimeleri geçiyor diye şarkıyı bir anda sol söylemin bayrağı hâline getirmişlerdi. Yüzlerce kere yazıldı, çizildi: “Aman ağalar! Etmeyin, eylemeyin; şu sözleri değiştiriverin…” Kimselerin umurunda olmadı… Sol, faşist söyleme sahip çıkmaya devam etti. Bir de Yeşim Salkım'ın ünlü parçası vardır… Son olarak 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle pek çok sanatçının katıldığı yeni bir düzenlemeyle, Atatürk'ün gözlerine gönderme yapılarak seslendirildi: Deli Mavi… Şarkının bir bölümünde şöyle deniliyor: “Son bakışın duruyor gözümde / Bir alev gibi deli mavi / Son gülüşün duruyor yüzümde / Çok sevenlerin deli hâli… Söz, sana yemin, sana söz / Kör olayım, yalansa / Değmedi, değmez / Gözüme başka renkte iki göz…” Ne anlama geliyor? Bizim için önemli olan gözünün mavi olmasıdır, gözü maviyse herkes ‘gözüme değebilir'… Yani kastedilen o mavi gözlünün başka bir ‘benzersiz, tekil' özelliği yoktur…
“İyi ki Afganlar var da tarımda işler yürüyor.” Bu sözü çokça duyduğunuzu biliyorum. Ama bu sözün ne anlattığı noktasında biraz detaya inmek istiyorum. Ya da belki bir sorgulama yapmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Dünyada işçi göçlerinin ve mültecilerin genellikle tarım sektöründen uzak tutulduğunu kendi deneyiminizle dahi görürsünüz. Gerçi stratejisi farklı olan ülke örnekleri de vardır. Varsa da saikler başkadır. Ama en basitinden Türkiye'den Avrupa'ya göç edenlerin çoğu çiftçi olduğu halde o dönemde fabrikalara işçi olarak alındıklarını görürsünüz. Gidenlerin tercihi mi bu yöndedir yoksa Almanya'nın veya Fransa'nın mı, bu da tartışılır. Ama vakıa bu. İşte bunun çünküsünü düşündüm. Ama önce şunu söyleyeyim; azılı bir mülteci karşıtı olarak falan tartışmıyorum konuyu hatta sorunlar bulunup çözülmeyecekse ben de iyi ki Afgan çobanlar var diyorum. Bu açıklamayı da mültecilerle ilgili yapılması gereken hemen her tartışmayı daha m demeden insaniyet, ırkçılık ya da tam tersi bağlamlarda etiketleyip yok etmeye hevesliler çok olduğu için yapma gereği duyduğumu da söylemek isterim. Neyse meseledeki çünküye geleyim. Tarım dünyanın her yerinde destek ve teşviklerle sürdürülür. Hatta işleri çığırından çıkaracak kadar çiftçi olarak köylünün şımartıldığı örnekler vardır. Örneğin Fransa'da çiftçilere sunulan imkân Türkiye'de sunulsa (ki Türkiye de bu anlamda hiç de az bonkör değildir) tepki bile görür. Hatta Fransa'daki gibi imkânlar sunulsa da çiftçiler hala Meclis önüne gübreler saçsa falan milletin tepesinin tası atar.
Fenerbahçe 2-1 Beşiktaş Gollerimiz Batshuayi, İrfan Can Kahveci Beşiktaş 25. dakikada Musrati'nin kırmızı kart görmesi ile 10 kişi kaldı. Cenk Tosun oyuna girdikten 4 dakika sonra gol attı ve farkı indirdi. Topla oynama oranı 66-44 Fenerbahçe XI: Livakovic, Osayi, Djiku, Becao, Ferdi, İsmail, Fred, Tadic, Syzmanski, İrfan Can, Batshuayi İsmail 19. dakikada sakatlanınca iki oyuncu birden değiştirdik. Çağlar ve Krunic oyuna girdi. Becao çıktı.
Bugün 12 Nisan 2024 #doğatakvimi
Bibliyoterapinin bu bölümünda Aslı ve Tuna, "Mutluluk var mıdır? Varsa peşinden koşulmalı mıdır?" sorularının peşinden gidiyor.Kitaplar:Son Konuşma - Randy PauschPollyanna - Eleanor H. PorterBaşka Bir Dünya Mümkün - Ali BayramoğluKarahindiba Şarabı - Ray BradburyAslı ve Tuna'ya bibliyoterapi@podbeemedia.com mail adresinden yazabilirsiniz.------- Podbee Sunar -------Bu podcast, Hiwell hakkında reklam içerir.Hiwell hakkında daha detaylı bilgi almak ve bibliyo10 koduyla yüzde 10 indirimden faydalanmak için tıklayın.See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.
Kviečiame pasiklausyti pokalbio su "Varsa" vadovu Vidu Simanausku apie chorinę kultūrą, artėjančią jubiliejinę Dainų šventę bei vasario 29-ąją vyksiantį koncertą Alytaus kultūros centre.
Şuan da cumhurbaşkanlığı aday olarak nitelendirilen kişiler de kendinize yakın gördüğünüz biri varmı Gülşen'in imam Hatiplerle alakalı sözünü nasıl yorumlarsınız? zasını doğru buluyor musunuz? Fatih Terim kesin olarak cennete girecek değil mi hocam? Konuşanlar programının sunucusu Hasan Can ile bir araya gelseydiniz ilk ne derdiniz? Neden Allah camilere zarar vermesin diye paratoner kullanıyoruz? Tarikatlar olmalı mı? Her tarikata güvenmelimiyiz? Kerem Hocam sizin hiç sorguladığınız ve anlam veremediğiniz bir nokta olmuşmuydu? Varsa neydi? Madem İslâm barış dini dinden çıkan Mürted'in bulunduğu yerde öldürülmesini Hz. Muhammed neden emret Hocam sosyal hayatınızda neler yapıyorsunuz? oyun oynar mısınız? dizi izler misiniz? izliyorsanız me Benim anlamadığım Allah kalplerini mühürlediği insanları neden cehennemle cezalandırıyor? Şeriat sizce olmalı mıdır? Ve şeriat kurallarının hepsini uygun buluyor musunuz? Kadın ve erkeğin eşit olmaması dinin yayılmasında kadın cinsini daha aşağı göstermez mi? İslam'ın doğru din olduğunu nasıl kanıtlayabilirsiniz? Hocam selamünaleyküm takım tutar mısınız? Şu yaşıma kadar gördüğüm ilim sahibi tüm müslümanların konuşmalarına baktım hepsinde de ya münafık t Kehf Sûresi 86. Ayete göre “Zülkarneyn (ilahiyatçılara göre büyük iskender olabileceği konuşulur bu Hoca olmaya tam anlamıyla Müslüman olmaya nasıl karar verdin? eden Hristiyanlığı seçmedin ne fark vardı? Allah istese herkesi bir anda müslüman yapamaz mıydı? Yaşadığımız dünya bir oyun mu? Eğer öyleyse Allah neden oyun oynuyor? Ülkemiz Afganistan, Pakistan, Arabistan gibi kadınlara yasak koyan bir yer olabilir mi? Olması sizce Allah neden günah işlememize izin veriyor? İslamiyet'e inanmayanlar bu görüşlerini belirtince neden "İslam'a saldırıyorlar!" veya "Efendimize h Ya Hristiyan veya Ateistler haklıysa? Kur'an-ı Kerim herkese göre yorumlanabilen bir kitap mı? Neden sert duruyorsunuz?
Eşcinsellik bir hastalık mıdır? Yoksa kişinin kendi seçimi mi? Eşcinselliğin hormonlarla bir alakası var mı? Eşcinselliğin artmasında teknolojinin bir etkisi var mı? Vücut geliştirmek amacıyla doping steroid vb. ilaçları kullanmak caiz mi? Günahların çoğaldığı yerde deprem olmasının dinimizle bir alakası var mı? Koronavirüs aşısı oldunuz mu? Aşı olmazsak kul hakkına girer miyiz? Cin çıkartma diye birşey var mı? Varsa insanların buna gücü yeter mi? Soğan kabukları cinler için değerli midir? Besmele'nin cinler üzerinde bir etkisi var mı? Cin musallatına uğramış birisiyle karşılaştınız mı? Dinimizde kurşun dökmek diye birşey var mıdır? Sigara ve alkol içmek mi daha tehlikeli yoksa bunların satışını yapmak mı? Sokak hayvanlarına mama ve su vermememizi söyleyen bir imama cevabınız nedir? Dövme yaptırmak, piercing, makyaj yapmak ve topuklu ayakkabı giymek haram mı? Erkeğe altın ve ipek haram mı? Bir bayanın erkeklerle aynı ortamda spor yapması caiz mi? Fransa ve Avrupa'daki İslamafobi hakkındaki fikirleriniz nedir? Neden Dünya'da İslam'ı ve müslümanları terörist gibi gösteriyorlar? Daeş sizi neden tehdit etti? Daeş mi İşid mi bu terör örgütünün doğru olan ismi nedir? Ateist birinin "Belki müslümanın dediği doğrudur? Ahiret ve cennet ya varsa?" diyerek müslüman olmas Cennette gerçekten huriler var mı? Dünya'da kadınlardan uzak durup cennet hurilerini beklemek doğru bir davranış mı? Hayvanlar cennete girecek mi?
Yeni yıl hedefleriniz arasında İngilizce öğrenmek veya İngilizce'nizi geliştirmek var mı? Peki bu hedefi her sene belirleyip yıl sonunda yetersiz hissettiğiniz oluyor mu? Öyle ise, bu bölüm size farklı bir bakış açısı kazandırabilir. Kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak sizlerle düşüncelerimi paylaşıyorum.
Hizmet-i imaniye ve Kur'aniye adına en çok korkulacak husus şudur: Bir gün hafizanallah bazılarının bugün bir kısım kimselerin yaptığı gibi bazı kazanımlarını kendi refahları, huzurları, mutlulukları, saadetleri adına kullanırken rakip saydıkları insanları ezmeyi de haklarıymış gibi görmeleridir. Öyle olmasın inşaallah!.. İçimizde o duygu varsa, kuyruğunu dikip bizi zehirlemeden evvel, Cenâb-ı Hak emanetini alsın, öbür dünyaya götürsün!.. *Meşru dairede, ticaretle, yatırımla kazandığımız şeyleri kazanmış olabiliriz. Fakat Kur'an'a, imana gönül vermiş insanlar olarak, giderken arkada bir dikili taş bırakmadan gitmeye Cenâb-ı Hak hepimizi muvaffak eylesin!.. Varsa imkânlarınız şurada burada sakladığınız bir kefen parası hariç vasiyetnamenize yazın, onu da mutlaka bir hayır müessesesine vakfedin, hibe edin, bağışlayın. Tâ öbür tarafa öyle saray maray, kapıkulları, halayık, şöhret, debdebe, ihtişam, değişik giysiler… gibi hesabının altından kalkılamayacak şeylerle gitmemeye bakın!.. *İç çekişmeler bitmeyen çekişmelerdir, sonu gelmeyen çekişmelerdir; ona düşmemek için bizim rehabiliteye, kalbî ve rûhî hayata yönlendirilmeye çok ihtiyacımız var. “Dünya bir pislik yığınıdır. Onun arkasından koşanlar da kelblerden başkası değildir!” buyuruyor İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem). Ticaretiyle, yatırımıyla, içte ve dışta yaptığı işlerle meşru dairedeki kazanımlar müstesnadır bu mevzuda. Tek Arpanın Hesabıyla Öbür Tarafa Giderseniz… *Fakat kendini hizmete adamış, “Ben milletime hizmet ediyorum!” diyen ve bu kategoride olan insanlar, öbür tarafa giderken Allah'ın izni ve inayetiyle öyle kalbî ve ruhî bir hayat seviyesinde bir ufukla gitmelidirler ki üzerlerinde tek bir arpanın hesabı bile olmasın. Düşünün, tek bir arpa!.. Gayr-ı meşru dairede ağzınıza tek bir arpa koydunuz mu? Koydu iseniz, kime aitse, ta Fizan'da bir insan da olsa, gidin elini öpün onun, o arpadan dolayı “Hakkını helal et!” deyin. *Bu daire içinde bulunanlar, Hazreti Rasûl-ü Zişan'a iktida edenler, Hazreti Pir-i Mugan'ın arkasından gidenler, tek bir arpanın hesabıyla öbür tarafa giderlerse, benim olmasa bile birinin iki eli onların yakasında olacaktır. Tek bir arpa!.. Hizmete adanmış ruhların zerre kadar dünyayla irtibatları olmamalıdır!.. *“Hikmet-i dünya ve mâ fîhâ bilen ârif değil / Ârif oldur bilmeye dünya ve mâ fîhâ nedir.” (Fuzuli) Öbür tarafa öyle gitmeli ki, Münker Nekir kabirde baktıkları zaman “Ne soracağız buna, adamın hiçbir şeyi yok ki?” desinler. Bu bizim yolumuz. Bu duygu inşaallah sizi bir araya getirecek ve bu duygu etrafında kümelenen sizleri dünyaya ait hiçbir cazibedar güzellik koparamayacaktır. Varsın başkaları gırtlağına kadar dünyaya gömülsün, hayatlarını debdebe içinde sürdürsün, Karun gibi yaşasın; dünya onların olsun, Allah bize yeter, Rasûlullah bize yeter. Rasûlullah'ın yolunda olanlar bize yeter!.. Bu video 26/04/2015 tarihinde yayınlanan “En Büyük Tehlike ve Boykot” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel...
En Zavallı Kimseler Mü'minken Zalimleşenlerdir!.. *Fakat kanaat-i acizânemce, bu çekmelere belki insan katlanabilir. Şu anda birilerinin sizi preslemeleri, alıp sağa sola savurmaları, insanî haklardan mahrum etmeleri, adalet gözetmeden hakkınızı yemeleri ve hukukunuza tecavüz etmeleri… Bunlar, zalimin, gaddarın, hainin yaptığı çok hafif şeylerdir. Ayrıca, zulüm zirve yaptığı zaman, Allah (celle celâluhu) cezalandırır. Dünyada en acınacak insanlar, hele bir de mü'min iseler, başkalarının hukukuna tecavüz eden zalimlerdir. Çünkü size zulmetmişlerse, çok yakın bir gelecekte, Allah (celle celâluhu) onları tepetaklak edecek ve cezalandıracaktır. Bu defa o mazlumlar (!) karşısında sizin içiniz cız edecek, acı duyacaksınız; çünkü insansınız! Zalim insanlığını yitirmiş; siz insanlığınızı yitirmediğinizden dolayı, insanlara karşı alaka duyacak ve acıyacaksınız. *“Allah insanlara zulmetmez. İnsanlar kendi kendilerine zulmediyorlar.” (Yunus, 10/44) Zulmetmek suretiyle zulüm muamelesine çağrıda bulunuyorlar. Birilerinin hakkını yemek suretiyle, bir gün bütün haklarının ellerinden alınmasına kendilerini mahkûm ediyorlar. Olmazsa burada, çok yakın bir gelecekte.. can hulkuma geldiği halden başlayarak kabirde Münker ve Nekir'e cevap vermeye, ondan berzah hayatındaki ve mahşerdeki azaba kadar, çok yakın bir gelecekte.. öyle azaplara duçar olacaklar ki, orada, o ezilmişlik içinde şefkat dilenircesine, gözlerini sizin gözlerinizin içine dikecek, “Ne olur hakkınızı bize helal edin!” diyecekler.. ama geçmiş olacak artık o mesele!.. En Ağır İmtihan: Dava Arkadaşlarının Birbirleriyle Yaka Paça Olmaları *İşte bütün bunlardan daha kötü bir tehlike var: Bir gün bütün dünyanın size açılması.. hizmet eden bazı arkadaşların, kendi ettikleri hizmetin altında kalmaları.. hizmetlerine bakarak “ben” demeleri.. “Bana da şu denmeli! Ben de şöyle gösterilmeliyim! Ben de bir yerden geçerken, millet bana kıyam etmeli, tazimde bulunmalı!..” mülahazaları.. Cenâb-ı Hakk'ın eltâf-ı Sübhâniyesi karşısında herkesin kendine bir pay çıkarması.. kendine nispet ettiği şeylerden dolayı bir beklentiye girmesi.. ve aynı dava, aynı daire içinde bulunan insanların birbiriyle yaka-paça olmaları… Bu öyle ağır bir musibettir ki; Bedir'deki savaştan daha ağırdır; Uhud'daki savaştan daha ağırdır; Huneyn'deki savaştan daha ağırdır. *Hizmet-i imaniye ve Kur'aniye adına en çok korkulacak husus şudur: Bir gün hafizanallah bazılarının bugün bir kısım kimselerin yaptığı gibi bazı kazanımlarını kendi refahları, huzurları, mutlulukları, saadetleri adına kullanırken rakip saydıkları insanları ezmeyi de haklarıymış gibi görmeleridir. Öyle olmasın inşaallah!.. İçimizde o duygu varsa, kuyruğunu dikip bizi zehirlemeden evvel, Cenâb-ı Hak emanetini alsın, öbür dünyaya götürsün!.. *Meşru dairede, ticaretle, yatırımla kazandığımız şeyleri kazanmış olabiliriz. Fakat Kur'an'a, imana gönül vermiş insanlar olarak, giderken arkada bir dikili taş bırakmadan gitmeye Cenâb-ı Hak hepimizi muvaffak eylesin!.. Varsa imkânlarınız şurada burada sakladığınız bir kefen parası hariç vasiyetnamenize yazın, onu da mutlaka bir hayır müessesesine vakfedin, hibe edin, bağışlayın. Tâ öbür tarafa öyle saray maray, kapıkulları, halayık, şöhret, debdebe, ihtişam, değişik giysiler… gibi hesabının altından kalkılamayacak şeylerle gitmemeye bakın!.. *İç çekişmeler bitmeyen çekişmelerdir, sonu gelmeyen çekişmelerdir; ona düşmemek için bizim rehabiliteye, kalbî ve rûhî hayata yönlendirilmeye çok ihtiyacımız var. “Dünya bir pislik yığınıdır. Onun arkasından koşanlar da kelblerden başkası değildir!” buyuruyor İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem). Ticaretiyle, yatırımıyla, içte ve dışta yaptığı işlerle meşru dairedeki kazanımlar müstesnadır bu mevzuda. Bu video 26/04/2015 tarihinde yayınlanan “En Büyük Tehlike ve Boykot” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel...
Turizm Kafası (27 Ekim 2023) - Cumhuriyet Varsa Turizm Var by Kafa Radyo
Türkiye'de seçmenler 61 gün sonra sandık başında. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yirmi yılı aşan iktidarının en zorlu dönemini yaşıyor. Deprem felaketinin ardından Erdoğan aday olarak gireceği bir seçimi ilk kez kaybetme riskiyle karşı karşıya. Benzer bir durum Rusya lideri Vladimir Putin için de geçerli. Her iki lider de iktidarlarını korumanın ve sürdürmenin yollarını arıyor. Peki, birbirlerine ihtiyaçları var mı? Varsa, ne kadar? Erdoğan, sık sık “Değerli dostum” diye tanımladığı Putin'in desteğiyle tekrar seçilebilir mi? Putin, Türkiye'deki seçimlere müdahale eder mi? Senem Görür, Okan Yücel, emekli Büyükelçi Selim Kuneralp ve Rusya uzmanı Aydın Sezer tartıştı.
Editör: Buket Topaktaş Prodüksiyon: Özgün Özgül Reji: Meryem Melek Köse & Can Albayrak İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki Spor İstanbul'un düzenlediği 44. İstanbul Maratonu bugün (6 Kasım) koşuldu. Maratonu kadınlarda Etiyopyalı atlet Sechale Dalasa, erkeklerde Kenyalı atlet Robert Kipkemboi kazandı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 yılı aşan iktidarlarının en zorlu dönemini yaşıyor. Putin, Ukrayna'ya açtığı savaşla dünya siyaset sahnesinde yalnız kaldı, Erdoğan ise aday olarak gireceği bir seçimi ilk kez kaybetme riskiyle karşı karşıya. Her iki lider de iktidarlarını korumanın ve sürdürmenin yollarını arıyor. Peki, birbirlerine ihtiyaçları var mı? Varsa, ne kadar? Erdoğan, sık sık “Değerli dostum” diye tanımladığı Putin'in desteğiyle tekrar seçilebilir mi? Haber Hafta Sonu'nda Sahra Atila‘nın konukları, Medyascope Dış Haberler Editörü Senem Görür ve Medyascope Editörü Okan Yücel‘di.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, dün meydana gelen trafik kazalarıyla ilgili, "Bir güne sığan mezkur elim kazalar yüreklere ateş düşürmüştür. Gerçekten de üzüntümüz çok büyüktür" dedi.
Türkiye çöp evde bulunan çocuğu konuşuyor. -Burada sorumlu kim? Sadece teyze ve annenin sorumlu olmadığı anlaşılıyor. -Bir çocuk anne karnındayken başlayan bir takip sistemi olması gerekiyor mu? Bu var mı? Varsa o aşamalar ne? Kim, hangi aşamada, nasıl takip ediliyor? Ve nasıl görülmüyor? -Komşular ne kadar sorumlu? Ki evin bir çöp ev olduğu ve evden ciddi kokular yükseldiği de biliniyor. Yani komşuların hiç ruhunun duymaması mümkün mü? -Çocuğun bu olaydan önceki hakları neydi? Bu olaydan sonra nasıl hakları var? Koruma altına alındığını biliyoruz. Bundan sonra onu nasıl bir süreç bekliyor? -Böyle travmatik durumlarda çocuğun psikoloji nasıl düzeltilecek? Nasıl rehabilite edilecek? Deniz Kilislioğlu sordu; İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Avukat Aşkın Topuzoğlu yanıtladı.
Ali bize dedi ki, kedimle ilgili bir hikaye yazar mısınız? Kedimin adı Tommy. Dünyadaki en tombul, en tatlı kedi. Varsa şüpheniz, gelin de dinleyin hikayelerini. Her yaşa uygun bu sakin ve keyifli uyku meditasyonu yaklaşık 16 dakika sürüyor, ve uykuyu derinleştiren müziğiyle 25 dakikaya tamamlanıyor.
Cesaretin varsa 3 dönem aday ol!
Historian Eszter Varsa's new book Protected Children, Regulated Mothers: Gender and the 'Gypsy Question' in State Care in Postwar Hungary, 1949–1956 (Central European UP, 2020) examines child protection in Stalinist Hungary as a part of twentieth-century East Central, Eastern, and Southeastern European history. Across the communist bloc, the prewar foster care system was increasingly replaced after 1945 by institutionalization in residential homes. This shift was often interpreted as a further attempt to establish totalitarian control. However, this study—based on hundreds of children's case files and interviews with institution leaders, teachers, and people formerly in state care—provides a new perspective. Rather than being merely a tool of political repression, state care in postwar Hungary was often shaped by the efforts of policy actors and educators to address the myriad of problems engendered by the social and economic transformations that emerged after World War II. This response built on, rather than broke with, earlier models of reform and reformatory education. Yet child protection went beyond safeguarding and educating children; it also focused on parents, particularly lone mothers, regulating not only their entrance to paid work but also their sexuality. In so doing, children's homes both reinforced and changed existing cultural and social patterns, whether about gendered division of work or the assimilation of minorities. Indeed, a major finding of the book is that state socialist child protection continued a centuries-long national project of seeking a “solution to the Gypsy question,” rooted in efforts to eliminate the perceived “workshyness” of Roma. Eszter Varsa is a post-doctoral researcher in the ERC project ZARAH: Women's Labour Activism in Eastern Europe and Transnationally, From the Age of Empires to the Late 20th Century at Central European University, Vienna. Leslie Waters is Assistant Professor of History at the University of Texas at El Paso and author of Borders on the Move: Territorial Change and Ethnic Cleansing in the Hungarian-Slovak Borderlands, 1938-1948 (University of Rochester, 2020). Email her at lwaters@utep.edu or tweet to @leslieh2Os. Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices