Podcasts about necip faz

  • 26PODCASTS
  • 101EPISODES
  • 9mAVG DURATION
  • 1MONTHLY NEW EPISODE
  • Jul 5, 2026LATEST

POPULARITY

20192020202120222023202420252026


Best podcasts about necip faz

Latest podcast episodes about necip faz

Yeni Şafak Podcast
Dursun Gürlek-Bir medeniyet müdâfisi olarak Muallim Naci

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Jul 5, 2026 8:29


Kırk yıldan fazla bir süreden beri tanıdığım ve hakkında da daima hüsn-ü zan beslediğim Bekir Oğuz Başaran Bey'in Necip Fazıl hakkında yapacağı sohbeti dinlemek için -ben de- geçenlerde Çemberlitaş'taki Birlik Vakfı'na gittim. İçerisi hayli kalabalıktı ve dinleyicilerin birçoğu bizim nesilden kimselerdi. Aralarında benim derslerimin ve sohbetlerimin müdavimlerinden bazıları da bu salonda yer almıştı.

naci bey olarak aralar fisi dursun medeniyet necip faz
Yeni Şafak Podcast
Aydın Ünal - Bıyık Dilan Polat Reha Muhtar

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Jun 4, 2026 4:10


Manisa Milletvekili Özgür Özel, TBMM'de yaptığı korsan grup toplantısında CHP Genel Merkezi'ndeki bir çalışanı kast ederek “O iğrenç bıyıklı” ifadesini kullandı. 80 öncesinde bıyık adeta bir kimlik kartıydı: Solcular, Marks'ın bıyıkları gibi dudakları da kapatacak şekilde gür bıyık bırakır, bıyıklar sigara ya da kaçak tütünle sararmış olurdu. Ülkücüler, Mete Han, Tarkan figürlerindeki gibi bıyıklarını iki taraftan aşağı sarkıtırdı. Dindarlar sakallı değillerse ince, dudakları kapatmayan, düzgün kesilmiş Necip Fazıl tarzı “badem” bıyıklara sahipti.

Yeni Şafak Podcast
Serdar Tuncer-Bir Adam Yaratmak beyaz perdede!

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later May 4, 2026 5:29


Necip Fazıl Kısakürek şiiriyle, tefekkürüyle, ızdırabıyla, vecd ve aksiyonuyla, eseri ve çilesiyle, divaneliği ve uğruna ödediği bedel ile nevi şahsına münhasır bir büyük adamdır. Bütün büyük adamlar gibi anlaşılamamaktan, yanlış anlaşılmaktan, eksik anlaşılmaktan, inadına anlamazdan gelinmekten payına düşeni ziyadesi ile almıştır.

Yeni Şafak Podcast
Dursun Gürlek - Necip Fazıl ve “Bir Adam Yaratmak”

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later May 3, 2026 9:17


Merhum üstadımız Necip Fazıl'ın, edebi türlerin hemen hepsinde eserler kaleme aldığını ve bu eserlerin büyük bir ilgiyle, hatta heyecanla okunduğunu biliyoruz. Okurken, ama özellikle sahnede yahut beyaz perdede seyrederken insanı metafizik âlemin derinliklerinde veya yüceliklerinde cûşu hurûşa getiren bir eseri var ki, “Bir Adam Yaratmak” adını taşımaktadır.

dursun necip faz
Boussole
Quand Fethullah Gülen prêchait… jusque dans les cafés ! | Prof. Suat Yildirim (FR) 4/7

Boussole

Play Episode Listen Later Feb 25, 2026 7:53


Dans cette vidéo exclusive, le Professeur Suat Yildirim partage de nouveaux souvenirs précieux sur Fethullah Gülen Hodjaefendi dans les années 1960-70. Ce récit inédit révèle l'engagement exceptionnel de Gülen pour l'éducation des jeunes, sa proximité avec les étudiants et ses initiatives inédites pour diffuser le message spirituel, jusque dans des lieux inattendus.➡️ Vous allez découvrir :• Comment Fethullah Gülen encourageait la création de foyers étudiants à Izmir pour protéger les jeunes des mauvaises influences.• La naissance des premiers camps d'été religieux en Turquie (1968), une révolution éducative.• Ses méthodes innovantes pour rejoindre ceux qui ne venaient pas à la mosquée : les conférences et discussions dans les cafés.• Les obstacles rencontrés, le mémorandum de 1971 et la période difficile de détention suivie d'une libération.• Une illustration vivante de son dévouement et de son souci constant d'éducation et de service.

Endüstri Radyo
Necip Fazıl Karakuzu & Ali Galip Önder - Özge Kartal ile Üretim Sanayi Bunu Konuşuyor

Endüstri Radyo

Play Episode Listen Later Feb 22, 2026 46:20


Özge Kartal'ın hazırlayıp sunduğu Üretim Sanayi Bunu Konuşuyor programına Akif İnan Fen ve Teknoloji İmam Hatip Lisesi Anka Robotics Takım Kaptanı Necip Fazıl Karakuzu ve Akif İnan Fen ve Teknoloji İmam Hatip Lisesi Anka Robotics Takım Mekanik Bölümü Üyesi Ali Galip Önder konuk oldu.

Endüstri Radyo
Necip Fazıl Karakuzu & Ali Galip Önder - Özge Kartal ile Üretim Sanayi Bunu Konuşuyor

Endüstri Radyo

Play Episode Listen Later Feb 22, 2026 46:20


Özge Kartal'ın hazırlayıp sunduğu Üretim Sanayi Bunu Konuşuyor programına Akif İnan Fen ve Teknoloji İmam Hatip Lisesi Anka Robotics Takım Kaptanı Necip Fazıl Karakuzu ve Akif İnan Fen ve Teknoloji İmam Hatip Lisesi Anka Robotics Takım Mekanik Bölümü Üyesi Ali Galip Önder konuk oldu.

Yeni Şafak Podcast
Aydın ünal - “Anne ben hâfız oldum”

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Jan 2, 2026 3:49


Konya Ereğli Necip Fazıl Kısakürek Hafızlık Eğitimi Proje Okulu'nda okuyan ve Hilaliye Kur'an Kursu'nda hâfızlık eğitimini tamamlayan Eymen telefonla annesini arıyor ve “Ben bugün hafızlığı bitirdim anne” diyor.

haf ben h necip faz
Mevlana Takvimi
ÖĞREN YAŞA, ÖĞRET YAŞAT!-05 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Dec 5, 2025 2:59


Yakın tarihimize damga vuran gençlik teşkilatı Milli Türk Talebe Birliği'nde 1971'de başlayan dönemde kurumsal/kitlesel faaliyetler yanında kişisel gelişime de çok önem verilmiş; “İslâm'ı öğren, yaşa; öğret, yaşat” düsturu hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Günümüzde ülkemizin yönetiminde ve önemli görevlerdeki pek çok kişi Milli Türk Talebe Birliği çatısı altında İslâmî değerleri, teşkilatçılığı, birlik ve bareberliğin getireceği neticeleri öğrenmiş ve meyvesini toplamıştır. MTTB'nin Bozkurt olan amblemi 1976 yılında kitap (Kur'an) ile değiştirilmiştir. 1971-80 arası dönemde Fetih Mitingleri düzenlenmiş, Ayasofya'da defalarca namaz kılınmıştır. 56. Dönem Faaliyet Raporundan: “13 Mayıs 1977 Cuma günü 500 kadar, 26 Mayıs 1977 Perşembe günü 1000'i aşkın MTTB'li genç Ayasofya'da namaz kıldı. Namazın, basında akisleri büyük oldu.”Milli Türk Talebe Birliği, 80'lere gelindiğinde, “MTTB vagon olamaz, lokomotiftir” anlayışını tamamen yerleştirmiş, Türkiye çapında 250 civarı şubesi bulunan, Necip Fazıl'ın deyimiyle “madde ve manaya hâkim”, gönüllere girmiş kitlesel bir gençlik hareketi hâline gelmiştir. Nihayet 12 Eylül 1980'de yönetime el koyan askerî yönetim tarafından Milli Türk Talebe Birliği'nin faaliyetleri durdurulmuştur. Hatta 1980 darbesinin yapılmasının örtülü ancak temel sebebinin MTTB'nin önlenemez yükselişinin önüne geçmek olduğu bilinmektedir. Ancak bu ocak hiçbir zaman söndürülememiş, küllense de için için yanmaya devam etmiştir. Nitekim 80 ihtilâlinde MTTB kapatıldıktan sonra tüzüğü gereği, bütün mevcudiyeti ve misyonu MTTB'nin yan kuruluşu olarak 1971 yılında Muhterem Ömer Öztürk tarafından kurulan Fatih Gençlik Vakfı'na devredilmiş, böylece gençliği yetiştirmeye yönelik faaliyetler her şartta aralıksız sürmüştür. Fatih Gençlik Vakfı faaliyetlerini aynı çizgide devam ettirmektedir.(Detaylı bilgi: www.mttb.com.tr; www.fgv.org.tr)

Mevlana Takvimi
KURULUŞUNUN 109. YILINDA M.T.T.B. (MİLLÎ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ)

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Dec 4, 2025 2:41


Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), Osmanlı'dan günümüze, yakın tarihimizin en büyük gençlik hareketinin adıdır. 1916 yılında Daru'l Fünûn'da okuyan bir grup öğrenci tarafından kurulmuştur. 1931'e kadar kayda değer bir varlık gösteremeyen MTTB, bu yıllarda Teknik Üniversite talebesi olan Tevfik İleri'nin genel başkan olmasıyla faaliyetlerini artırmış, milli ve manevi değerlerin ağır bir kıyıma tâbi tutulduğu baskılarla dolu bu dönemde adından söz ettirmeye başlamıştır. Bu dönemdeTevfik İleri tarafından çıkarılmaya başlanan ve milletin aslî değerlerine üstü kapalı da olsa kısmen değinmeye çalışan “Birlik” Gazetesi, yüksek trajlara ulaşmaya başlayınca, 1933'te hükümet tarafından derhal yayından kaldırılmış, ancak 14 sayı çıkarılabilmiştir.1936 yılında kapatılan MTTB, 1946 yılında bir grup gencin müracaatıyla yeniden açılmıştır. Bu yıllarda bazı nümayişlerle, milli refleks MTTB tarafından ayakta tutulmaya çalışılmış ancak 1960 darbesini kurum olarak açıktan destekleyecek kadar sistemle entegre bir çizgide faaliyet yürütülmüştür. Bu arada çalkantılı dönemler yaşayan MTTB, 1965 senesinde yeniden milliyetçi-muhafazakar söylemler benimsenmeye başlamıştır. Bu dönem, Milli Türk Talebe Birliği'nin sol kesimden sağa bir geçiş dönemi olmuştur. Aynı yıllarda Milli Gençlik isimli dergi çıkarılmaya başlanmış, Peyami Safa,Necip Fazıl gibi isimler bu dergide yazı yazmışlardır. 1971 yılına gelindiğinde ise Ömer Öztürk'ün genel başkan seçilmesiyle Milli Türk Talebe Birliği'nde yepyeni bir dönem başlamıştır. Milli Türk Talebe Birliği artık günden güne daha çok gence hitap eden kitlesel bir gençlik hareketi haline gelmiş ve gençliğin sokaktan, slogandan, anarşiden koparılıp; eğitime, ilme, kültürel faaliyetlere çekildiği bir dönem olmuştur. (Devamı yarınki yaprakta)(Detaylı bilgi: www.mttb.com.tr; www.fgv.org.tr)

Yeditepe Fatih Dergisi
Necip Fazıl'ın Doğduğu Konak

Yeditepe Fatih Dergisi

Play Episode Listen Later Aug 18, 2025 13:13


Necip Fazıl'ın Doğduğu Konak

necip faz
Yeni Şafak Podcast
Dursun Gürlek-Nureddin Topçu ve Necip Fazıl'la ilgili bir hatıra

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Jul 26, 2025 8:41


İlk gençlik yıllarımızda bizim nesli heyecanlandıran, bununla da kalmayıp yol gösteren bazı önemli kalem ve kelam erbabından söz etmek gerekirse Necip Fazıl, Osman Yüksel Serdengeçti, Ali Fuat Başgil, Nihal Atsız, Nureddin Topçu gibi isimleri sıralayabiliriz. Mutlu insanlar kafilesinin yolcuları -tabii ki- sadece bu şahsiyetlerden ibaret değildi, daha başka büyüklerimiz de vardı ve onlar Büyük Türkiye'nin büyük insanları olarak pırlanta bir gençliğin yetişmesi için âzami gayreti gösteriyorlardı. Nureddin Topçu, bunların içinde en “hareketli” bir şahsiyetti. Nitekim çıkardığı derginin adı da “Fikir ve Sanatta Hareket”ti. Kabul etmek gerekir ki, fikir ve sanattaki hareketin itidalli, intizamlı ve insicamlı olması gerekiyordu. Nureddin Topçu işte bu anlamda bir hareketçiydi. Bir başka ifadeyle, onun hareketinde bereket vardı. Yavaş yavaş acele etmek ne ise, mutedil hareket de odur.

Turkish Stories
ANNECİĞİM / Türk Şiiri

Turkish Stories

Play Episode Listen Later Feb 26, 2025 0:42


ANNECİĞİM Ak saçlı başını alıp eline, Kara hülyalara dal anneciğim! O titrek kalbini bahtın yeline, Bir ince tüy gibi sal anneciğim! Sanma bir gün geçer bu karanlıklar, Gecenin ardında yine gece var; Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar, Yaşlı gözlerinle kal anneciğim! Gözlerinde aksi bir derin hiçin, Kanadın uyumuş, çırpınmak için; Bu kış yolculuk var, diyorsa için, Beni de beraber al anneciğim! Necip Fazıl KISAKÜREK

bu bir beni kanad iiri gecenin necip faz
Mevlana Takvimi
ÖĞREN YAŞA, ÖĞRET YAŞAT! - 05 ARALIK 2024 - MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Dec 5, 2024 2:59


Yakın tarihimize damga vuran gençlik teşkilatı Milli Türk Talebe Birliği'nde 1971'de başlayan dönemde kurumsal/kitlesel faaliyetler yanında kişisel gelişime de çok önem verilmiş; “İslâm'ı öğren, yaşa; öğret, yaşat” düsturu hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Günümüzde ülkemizin yönetiminde ve önemli görevlerdeki pek çok kişi Milli Türk Talebe Birliği çatısı altında İslâmî değerleri, teşkilatçılığı, birlik ve bareberliğin getireceği neticeleri öğrenmiş ve meyvesini toplamıştır. MTTB'nin Bozkurt olan amblemi 1976 yılında kitap (Kur'an) ile değiştirilmiştir. 1971-80 arası dönemde Fetih Mitingleri düzenlenmiş, Ayasofya'da defalarca namaz kılınmıştır. 56. Dönem Faaliyet Raporundan: “13 Mayıs 1977 Cuma günü 500 kadar, 26 Mayıs 1977 Perşembe günü 1000'i aşkın MTTB'li genç Ayasofya'da namaz kıldı. Namazın, basında akisleri büyük oldu.” Milli Türk Talebe Birliği, 80'lere gelindiğinde, “MTTB vagon olamaz, lokomotiftir” anlayışını tamamen yerleştirmiş, Türkiye çapında 250 civarı şubesi bulunan, Necip Fazıl'ın deyimiyle “madde ve manaya hâkim”, gönüllere girmiş kitlesel bir gençlik hareketi hâline gelmiştir. Nihayet 12 Eylül 1980'de yönetime el koyan askerî yönetim tarafından Milli Türk Talebe Birliği'nin faaliyetleri durdurulmuştur. Hatta 1980 darbesinin yapılmasının örtülü ancak temel sebebinin MTTB'nin önlenemez yükselişinin önüne geçmek olduğu bilinmektedir. Ancak bu ocak hiçbir zaman söndürülememiş, küllense de için için yanmaya devam etmiştir. Nitekim 80 ihtilâlinde MTTB kapatıldıktan sonra tüzüğü gereği, bütün mevcudiyeti ve misyonu MTTB'nin yan kuruluşu olarak 1971 yılında Muhterem Ömer Öztürk tarafından kurulan Fatih Gençlik Vakfı'na devredilmiş, böylece gençliği yetiştirmeye yönelik faaliyetler her şartta aralıksız sürmüştür. Fatih Gençlik Vakfı faaliyetlerini aynı çizgide devam ettirmektedir. (Detaylı bilgi: www.mttb.com.tr; www.fgv.org.tr)

Mevlana Takvimi
KURULUŞUNUN 107. YILINDA M.T.T.B. (MİLLÎ TÜRK TALEBE BİRLİĞİ) - 04 ARALIK 2024 - MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Dec 4, 2024 2:40


Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), Osmanlı'dan günümüze, yakın tarihimizin en büyük gençlik hareketinin adıdır. 1916 yılında Daru'l Fünûn'da okuyan bir grup öğrenci tarafından kurulmuştur. 1931'e kadar kayda değer bir varlık gösteremeyen MTTB, bu yıllarda Teknik Üniversite talebesi olan Tevfik İleri'nin genel başkan olmasıyla faaliyetlerini artırmış, milli ve manevi değerlerin ağır bir kıyıma tâbi tutulduğu baskılarla dolu bu dönemde adından söz ettirmeye başlamıştır. Bu dönemdeTevfik İleri tarafından çıkarılmaya başlanan ve milletin aslî değerlerine üstü kapalı da olsa kısmen değinmeye çalışan “Birlik” Gazetesi, yüksek trajlara ulaşmaya başlayınca, 1933'te hükümet tarafından derhal yayından kaldırılmış, ancak 14 sayı çıkarılabilmiştir. 1936 yılında kapatılan MTTB, 1946 yılında bir grup gencin müracaatıyla yeniden açılmıştır. Bu yıllarda bazı nümayişlerle, milli refleks MTTB tarafından ayakta tutulmaya çalışılmış ancak 1960 darbesini kurum olarak açıktan destekleyecek kadar sistemle entegre bir çizgide faaliyet yürütülmüştür. Bu arada çalkantılı dönemler yaşayan MTTB, 1965 senesinde yeniden milliyetçi-muhafazakar söylemler benimsenmeye başlamıştır. Bu dönem, Milli Türk Talebe Birliği'nin sol kesimden sağa bir geçiş dönemi olmuştur. Aynı yıllarda Milli Gençlik isimli dergi çıkarılmaya başlanmış, Peyami Safa, Necip Fazıl gibi isimler bu dergide yazı yazmışlardır. 1971 yılına gelindiğinde ise Ömer Öztürk'ün genel başkan seçilmesiyle Milli Türk Talebe Birliği'nde yepyeni bir dönem başlamıştır. Milli Türk Talebe Birliği artık günden güne daha çok gence hitap eden kitlesel bir gençlik hareketi haline gelmiş ve gençliğin sokaktan, slogandan, anarşiden koparılıp; eğitime, ilme, kültürel faaliyetlere çekildiği bir dönem olmuştur. (Devamı yarınki yaprakta) (Detaylı bilgi: www.mttb.com.tr; www.fgv.org.tr)

Gerçek gazetesi
Başyazı: Onurlu gelecek için onurlu yürüyüş (Ekim 2024)

Gerçek gazetesi

Play Episode Listen Later Oct 11, 2024 4:35


Yazın çiftçilerin traktör motorlarının gürültüsünün kapladığı yollarda işçilerin ayak sesleri duyuluyor şimdi! Fernas maden işçileri çalışırken ölmek istemiyoruz diyerek Soma'dan Ankara'ya yüzlerce kilometreyi yürüyerek ovaları geçiyor tepeleri aşıyor. Sendikalı oldukları için işten atılan Eker işçileri işe geri dönmek ve sendika hakkını savunmak için Kemalpaşa'dan Bursa'ya yolları arşınlıyor. İktidarın kemer sıkma politikası yüzünden eğitim-öğretim yılına pislik içindeki okullarda giren eğitim emekçileri, öğrenciler, veliler eğitimden tasarruf olmaz diyerek yürüyor. Aylardır verdikleri mücadeleyle direnişin simgesi haline gelen Polonez işçileri direnişlerini büyütüyor, Anayasal hakları için yollara düşüyor. Elba Bant, As Plastik, MKB Rondo, Tarkett Zemin, Mersen işçileri grev çadırlarından iş, aş, hürriyet yürüyüşüne katılıyor ve güç katıyor. Onlar öncüler. Yolu açıyorlar. Yürüyen işçiler haykırıyor: “Ankara Ankara duy sesimizi!” “Bu gelen işçinin ayak sesleri!”. Ankara işçilerin ayak seslerini duymuyor mu? Ankara'nın gözü Amerikan dolarında, kulağı İngiliz Mehmet'te… İngiliz Mehmet Ankara'da emperyalist sermayenin ısmarladığı işçi düşmanı Orta Vadeli Program'ın kerametlerini anlatıyor. Ankara yollarında “madende can güvenliğimiz yok” diyerek yürüyen Fernas işçilerinin patronu AKP milletvekili Ferhat Nasıroğlu, İngiliz Mehmet'in yanında oturmuş “Sayın Şimşek'in Orta Vadeli Programı, ekonomiye ve piyasalara güven veriyor” diye konuşuyor. Necip Fazılcıların iktidarında işçiler “öz vatanında parya” muamelesi görürken 1.500 kilometre ötedeki Ürdünlü Siniora Food (Polonez) patronu, 2.000 kilometre ötedeki Avusturyalı Rondo patronu, 3.000 kilometre ötedeki Fransız Andros (Eker) ve Mersen patronu Ankara'nın tepelerine bir telefon kadar yakın. İşte Ankara'nın ülkeyi yönetirken kurduğu düzen bu! Sermayenin önünü açan, işçinin emekçinin, ezilenin ensesinde boza pişiren, Anayasa'nın dahi halı niyetine sermayenin ayaklarının altına serildiği, Anayasal haklarını savunan işçinin, polisin jandarmanın postallarıyla tekmelendiği bir istibdad rejimi bu… Elbette ki bu düzenin sahipleri, işçinin ayak sesini duymazlıktan gelecek. Ama işçi, emekçi, köylü bu sesi duymalı. Öncü olan ve yolu açan işçilerin ardında bu hak yürüyüşüne katılmalı. Elbette ki bu düzenin sahipleri, işçinin emekçinin karşısına barikatlar kuracak. Yürüyenler artmalı ayaklar yere daha sert vurmalı. Barikatlar aşılmalı. Elbette ki bu düzenin sahibi bir avuç azınlık, biz emekçi çoğunluğu ırkçılıkla, mezhepçilikle, her türlü ayrımcılıkla bin parçaya bölmeye çalışacak. Patronların kartellerine ve paranın kalleşliğine karşı işçilerin birliği ve halkların kardeşliği ile çıkmalı! Ayrı gayrı bitmeli. Ayşe ile Zeynep, Baran ile Alperen el ele vermeli, omuz omuza yürümeli! Elbette bu düzenin sahipleri, aramızdan kendine işbirlikçiler bulacak. İçimizden çıkanları bize karşı kullanmaya çalışacak. Her şeye rağmen işçi-emekçi, sendikasına üye olmalı, sahip çıkmalı, denetlemeli! Gerektiğinde sendika başkanını da önüne katıp yürümeli! Türk-İş'i, DİSK'i, Hak-İş'i, Kamu-Sen'i, KESK'i, Kamu-İş'i, memleketin mühendis, mimar, tabip odaları, baroları ayrı ayrı değil birlikte meydanlara inmeli! Birleşik İşçi Cephesi ile genel greve, genel direnişe gitmeli! Böylece iş, aş, hürriyet haykırışını, duymayan kulaklara duyurabilir, görmeyen gözlere gösterebiliriz! Böylece işçi düşmanı Orta Vadeli Program'ı çöpe atabilir, İngiliz Mehmet'i “Go Home” diyerek Londra'ya evine gönderebiliriz. Böylece krizin faturasını, krizi yaratan patronlar sınıfına ödetebiliriz. Böylece memleketin boynundaki emperyalist zincirleri kırabiliriz. Böylece işimize, aşımıza sahip çıkabilir, hürriyete kavuşabiliriz. Grevci, direnişçi işçilerin haykırdığı gibi ancak böyle bir mücadele ile çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakabiliriz!

Maksat 114
Anne Baban Senin Cennetin Veya Cehennemindir

Maksat 114

Play Episode Listen Later Oct 3, 2024 38:52


Merhaba arkadaşlar, İsra Suresi'ndeki ayetleri ele aldığımız; kısaca, şefkatin beş mertebesini, "onlara öf bile deme" ayetinin ne anlama geldiğini ve Peygamber Efendimiz'in (a.s.m.) anne baba hakkı konusundaki hadislerine yer veriyoruz. #annebabahakkı #şefkat #anne #baba #babahakkı #risaleinur #itaat #mektubat * Video Linki: https://youtu.be/v8PMlJBN2-U * Bölümler: 0:00 Giriş 0:43 Dinlerken Bunlara Dikkat Et 02:00 Kur'an'da Anne Baba Hakkı İle Alakalı Geçen Ayetler 05:42 Şefkatin Beş Mertebesi 06:40 “Öf Bile Deme” Ayeti Ne Anlama Geliyor? 10:20 Üzerimizde En Fazla Hakkı Bulunanlar 11:05 Baba Hakkı İle İlgili Efendimizin (a.s.m) Söylediği Hadis 12:19 Anne Babaya Her Koşulda İtaat Edilmeli Mi? 18:35 Evladına Hakkını Helal Etmeyen Anne 20:30 Anne Babanın Ölmelerini İstemek 22:50 Necip Fazıl'ın Anne Kalbi Metaforu 23:21 Anne Babaya Bakmanın Kazandırdığı 3 Şey 30:24 Senin Evladın Da Sana Bakmayacak 31:00 Hz. Musa'nın Cennetteki Komşusu 34:00 Veysel Karani'nin Kıssası 37:43 Onlar Sana Allah'ın Emaneti * Fatih Toprakoğlu * Takip Etmeyi Unutma: Instagram: @maksat114bursa⁠ YouTube: @maksat114 Spotify: Maksat 114 ⁠X: @maksat114bursa⁠⁠

Yeni Şafak Podcast
YUSUF KAPLAN - Çorum kampımız da rüya gibi geçti “beşinci mevsim” gibi… (2)

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Sep 1, 2024 8:18


MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu), ülkemizde sadece eğitimin nasıl bizim medeniyet dinamiklerimizden beslenerek birinci sınıf, kabına sığmaz, yeni ve parlak nesiller yetiştirilebileceğini gösterme çabası değil, aynı zamanda ve esas itibariyle Türkiye'de omurga bir gençlik, fikir, kültür ve sanat hareketi olabilecek kapsamlı ve uzun soluklu bir hakikat medeniyeti inşa etme yolculuğu, kaygısı, mücadelesi ve mücahedesidir. Bu nedenle, önce esaslı, üzerinde 40 senedir kafa patlattığım, benden önce de Cumhuriyet döneminde Necip Fazıl'ların, Sezai Karakoç'ların, Nurettin Topçu'ların, Cemil Meriç'lerin, Erol Güngör'lerin, İsmet Özel'lerin “Nasıl Müslümanca bir zihin ve zemin inşa edebiliriz?” sorusunun cevabının izini sürdükleri medeniyet meselesi üzerinde kafa yordukları bir hakikat medeniyeti mefkûresi geliştirme ve bunu zamanla adım adım hayatın her alanına nakşetme uzun yolculuğuna çıkmak kaçınılmazdı.

nas bu kaplan kamp gibi cumhuriyet inci orum necip faz sezai karako cemil meri
Mevlana Takvimi
MUHTEREM ÖMER ÖZTÜRK HAKKINDA SÖYLENENLER - 14 AĞUSTOS 2024 - MEVLANA TAKVİMİ

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Aug 14, 2024 2:20


Bir çınar düşünün… Gökyüzüne uzanan dalları, heybetli gövdesi, görünmeyen ama bu muazzam çınarı besleyen ve derinlere salınmış kökleri ile bir ulu çınar… Muhammedî (s.a.v.) kaynaktan sulanmış, sıddîkiyet nesebinden bahçıvanlar eliyle büyütülmüş bir çınar… Gölgesinden herkesin istifade ettiği böyle bir çınarın altında oturarak, çınarın tamamını resmetmenin değil, idrak etmenin bile imkânsız olduğu âşikârdır. Ancak bazı mühim kimselerin ifadeleriyle tarihe not düşmek istedik: “Ömer Öztürk kılavuzdur, En emîn ihvânımdır, mânen görevlidir.” (Hz. Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.)) “Hz. Sami Efendi hazretlerinin senin hakkında söylediklerini yazsaydım ciltler dolusu kitap ortaya çıkardı.” (Ömer Kirazoğlu (r.h.)) “Ömerciğim, mümkün olsa şu kalbimi çıkarıp sana verirdim.” (Necip Fazıl Kısakürek) “Türkiye'nin kaderinde söz sahibi olmasını beklediğimiz, MTTB'nin -Tevfik İleri'den sonra- saygı ile anılacak, ikinci genel başkanı Ömer Öztürk'tür.” (Mustafa Miyasoğlu) “Ömer Öztürk bir ekoldür.” (İbrahim Eken Hocaefendi) “Türkiye'de İslâmi gençlik hareketi Ömer Öztürk ile başlamıştır.” (Korkut Özal) “Sohbetlerinde bulunmak şerefine nail olduğum bu Allâh (c.c.) dostunun kırk küsür yıldır Kur'ân ve Sünnet'e aykırı bir davranışını görmedim.” (Prof. Dr. Erman Tuncer) “Ömer Öztürk, dinamik, kararlı, güven ve huzur veren kişiliği; gençliği, gündemin önünde taşıyan yönetim anlayışı; bilgi, görgü birikimi ile örnek alınacak bir şahsiyet olarak hayallerimize ve belleğimize işlendi. Kendileri, MTTB'yi gerçek kimliğine kavuşturan ve gençliğe yön veren unutulmaz genel başkan olmasından öte hepimiz için hâlen iyi bir “rol modeli” dir.” (Prof. Dr. Abdusselam Uluçam) (Misvak Neşriyat, Hak Yolda Kılavuz Ömer Öztürk

Yeni Şafak Podcast
DURSUN GÜRLEK - Babanzâde Ahmed Naim ailesi ve Necip Fazıl

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Aug 10, 2024 8:27


İçinde bulunduğumuz Ağustos 2024 tarihini esas alarak ifade edecek olursak, büyük İslam âlimi, Sahih-i Buhari Mütercimi, Darülfünun Felsefe Müderrisi, Mehmet Âkif'in aziz dostu, ahlak ve karakter âbidesi Babanzâde Ahmed Naim Bey, âhiret âlemine göç edeli tam 90 yıl oluyor. O, şimdi eserleriyle ve hatıralarıyla gönüllerimizde yaşamaya devam ediyor. Ben bu yazımda, Ahmed Naim'in babasıyla beraber diğer kardeşlerini de tanıttıktan sonra konuyu yine ondan söz ederek bitirmek istiyorum. Önce babasından başlayalım. İlim ve kültür dünyamıza yetiştirdiği evlatlarıyla büyük bir katkıda bulunan Babanzâde Zihni Paşa, son devrin ünlü ilim ve idare adamlarından biridir. Bağdatlı meşhur Baban ailesinden olup, Süleymaniye'de doğmuş, Bağdat'ta okumuştur. Mithat Paşa valiyken mühürdarlığını yaptı. Sonra Bağdat mektupçusu oldu. Birçok mutasarrıflıklarda; Adana, Yanya ve Hicaz valiliklerinde bulundu. “İlim ve İslam”, “Mikyâsü'l-Ahlak”, “Kûvây-ı Maneviyye” , “İslam'da Hilafet” isimli eserleri vardır. İstanbul'da vefat etti ve Edirnekapı Mezarlığına defnedildi. Oğullarından İsmail Hakkı Bey, Bağdat'ta dünyaya geldi. Galatasaray Lisesi ile Mülkiye Mektebinde okudu. Hukuk Mektebinden de diploma aldı. 1908'den sonra Tanin gazetesinde yayınladığı siyasi makalelerle tanındı. Milletvekili ve bir ara da Milli Eğitim Bakanı oldu. Mülkiye Mektebiyle Hukuk Mektebinde Hukuk-ı Esasiye dersleri okuttu. Ali Reşad Bey'le birlikte “Bismark ve Dreyfus” adlı iki eser neşretti. Hukuk-u Esasiye kitabı da yayınlandı. 1913'te Mülkiye Mektebinde ders verirken bir beyin kanaması sonucu sınıfta vefat etti ve Bayezid Camii haziresine defnedildi. Öldüğünde 35 yaşındaydı. Babanzâde İsmail Hakkı Bey, mebus iken kâtiplik görevinde bulunan merhum Abdülaziz Mecdi Tolun, yoklama için kürsüye çıktı. İsimleri okurken İsmail Hakkı Bey'in sırasına gelince yanlışlıkla veya latife olsun diye Babanzâde'yi “Yabanzade” şeklinde okudu. İsmail Hakkı Bey de bu hatayı derhal “Babandır!” itirazıyla düzeltti.

Yeni Şafak Podcast
MEHMET METİNER - Öz güvenimiz tam olsun, kendi gövdemiz üzerindeki de kendi başımız olsun!

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Jul 30, 2024 4:23


Öz güvenin olmadığı yerde hezimet kaçınılmaz olur. Hezimeti derinleştiren şey öz güven yoksunluğudur. Öz güven, kendini bilmektir. Kendindeki gizil gücü bilmektir. Kendinden başkasına güvenmemek veya kendinden gayrısına yaslanmamak değildir. Kendi başına buyrukluk değildir. Kendine tapmak hiç değildir. Öz güven üstad Necip Fazıl'ın dediği gibi, “Kim var?” diye sorulduğunda, sağına ve soluna bakmadan “Ben varım!” diyebilmektir. Hep söyledim. Burada bir kez daha yinelemekte fayda görüyorum. Recep Tayyip Erdoğan'ın bu ülkede yaptığı en büyük devrim “öz güven devrimi”dir. Bu ülkenin insanlarına evvela “Ben varım!” akabinde de “Biz varız!” dedirten bir devrimdir bu. Zihinde başlayan bu devrim, yürekte kök salar ve bedenin tüm uzuvlarıyla dimdik ayakta durmanızı sağlar. “Ben”in “Biz”e dönüşmesi öz güven devriminin doruk noktasıdır. 2019'da başlayan ve 2023'te gözle görülür hale gelen bir husus, Erdoğan'ın kazandırdığı bu devrimin giderek yok olmaya doğru evrilmesidir. Bunun sebeplerini tek tek analiz etmenin yeri burası değil elbet. Sadece başat bir sebebi hatırlatmakla yetineyim: Öz güvenin süreç içinde kibre dönüşmesi. Hep kazanmak, ne yaparsak yapalım veya ne edersek edelim yine kazanırız kibrini beraberinde getirince, kaybetmenin verdiği manevî yıkım bu kez öz güven kaybına yol açtı. Gördüğüm o ki asıl yapılması gereken şey, Erdoğan'ın o başlardaki kurucu ruha uygun öz güveni yeniden güçlü bir biçimde aşılamasıdır. Sadece kazanmak için gelenlerin veya yalnızca iktidar ve güç devşirmek için yanaşanların gücün el değiştirme ihtimali karşısında sergilediği tutumlar da öz güven duygusunu aşındıran faktörlerin başında geliyor. Bu tür insanların tepelerde bir yerlerde olmaları veya itibarlı unvanlara sahip olmaları haliyle tetikleyici bir faktör oluyor. Gördüğüm o ki en büyük sorunumuz giderek ete kemiğe bürünen öz güven yitimi sorunudur. Bu sorun, ancak o kurucu ruhun ete kemiğe büründürdüğü ve dolayısıyla manevî-moral değeri güçlü olan bir siyasi solukla aşılabilir. Bu siyasi solunumun aktörleri elbette çok önemlidir.

Yeni Şafak Podcast
YASİN AKTAY - Kurt Olsa Yapmayacağı Taksimler Ve Müslümanların Rolü

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Jul 13, 2024 7:03


Geçtiğimiz günlerde ekranlara, belki de gazete sayfalarına düşen bir haber: “Dünyanın en zengin % 1'i dünya gelirinin % 45 'ini alıyormuş. Dünyanın % 99 ise kalan % 55 'i alıyor.” Çok özgün, kimsenin bilmediği bir bilgi vermeyen haberlerden, yani bir tür malumu ilam haberlerden. O yüzden kaynağını vermeyi gerekli görmüyorum. Bu tür haberler sıkça başka rakamlarla, başka çarpıcı örneklerle yaşadığımız dünyanın adaletsizliği üzerine bir gerçeği her zaman yüzümüze vurur. Bu durumu en çarpıcı biçimde Necip Fazıl'ın isyankâr şiiri ifade etmiştir belki de: “Allah'ın on pulunu bekleye dursun on kul; Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa”. Yaşadığımız dünyanın gelir adaletsizliği konusundaki bu çarpıcı durumu her türlü muhalefeti, hatta isyanları da hak ediyor. Tabi sistemi bu denge üzerine kuranlar, parayı ellerinde tutanlar sistemin bu şekilde yürümesi için gerekli tedbirleri almakta da o ölçüde mahirler. Gelirden düşük payları alan daha büyük kalabalıklar birleşse dersiniz, isyan etse ve haklarını alsa… Bu fikir de her zaman cazip ve oldukça uyarıcı bir fikir olmuştur. Ama bütün mesele tabi bu kalabalıkları birleştirmekte, bilinçlendirmekte, payın büyüğünü alan küçük azınlığa karşı harekete geçirmekte. 19. Yüzyılda bu adaletsizlik belki daha çarpıcı bir hal almış olmalı ki bu durumu düzeltmeyi misyon edinen bir sosyal bilim literatürü oluşmuş, sosyal bilim yapmakla kalmamış, yani dünyayı yorumlamakla kalmamış bir de önüne geçip yönlendirmeye, değiştirmeye kalkışmış. Marx bu eşitsizlikleri düzeltme misyonuna soyunmuş ve bütün dünya işçilerini birleşmeye ve insanları iliklerine kadar sömüren kapitalizme karşı ayaklanmaya ve bilahare eşitliğe dayalı bir sistem kurmaya davet etmiştir. Ancak bu davetine ilk icabet eden kitlelerinin Bonapartizme gelip takılmasının trajikomik tarihsel anlatımını yapmak da ona nasip olmuştur. Tarihsel şartlar yeterince olgunlaşmamıştır, o yüzden zamanından erken bu ayaklanmaların bu tür sonuçlar doğurması kaçınılmazdı. Bunun doğru zamanı neydi? Bu adaletsizlikler ne zaman tam olarak giderilecekti? Giderilinceye kadar yaşanacak olan zulümler, sömürüler, haksızlıkların hesabı ne olacaktı? Bu sorular tabii ki Marx'ı fazlasıyla aşacak metafizik sularda gezinmesini gerektirecekti. Yukarıda zikrettiğim bu rutin sayılacak haberin paylaşıldığı bir whatsapp grubunda çok değerli bir entelektüel-akademisyen dostumuz yine bu tür bahislerin rutin sayılabilecek bir sorusunu veya uyarısını tekrarladı: “Aslında bu tablo, alternatif bir medeniyet iddiasındaki Müslümanların gelir dağılımı adaletsizliklerine odaklanmaları gerektiğine işaret ediyor. Ama ne yazık ki gelir dağılımı adaletsizliğinin en yüksek olduğu yerler Müslüman coğrafyalar ve Müslüman münevverin hiç dikkatini çekmiyor bu konu.” Müslümanların medeniyet iddiasında olmaları oldum olası mesafeli olduğum bir söylem biçimi. Aslında bir medeniyet Müslümanların tarihsel mücadeleleri, vizyonları, pratikleri ve imkanlarıyla orantılı bir sonuç olarak ortaya çıkar. Tarihte Müslümanlar medeniyet(ler) de kurmuşlardır nitekim. Ama bir medeniyet kurmak için yola çıkmak, bir medeniyet iddiasında bulunmak bambaşka bir şey ve bunun bir İslami hareketin söyleminin merkezinde olmasını tasavvur edemiyorum. Peygamberler kula kulluğa ve onun ürettiği bütün haksızlıklara, zulümlere karşı çıkmışlardır, ilk etapta yıkıcı bir misyondur bu ve bütün yıkıcı misyonlar gibi şiddetli bir dirençle, cezalandırmayla karşılaşıp çoğu sadece uyarılarını yapıp gitmişlerdir. Medeniyet belki ancak muhtemel bir sonuçtur, hedef değil. Gelir adaletsizliğine odaklanmak ise elbette Müslümanların en önemli misyonlarından biri.

Yeni Şafak Podcast
Aydın Ünal - Var git ölüm

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Jun 17, 2024 4:44


“Ağızların tadını kaçıranı çokça hatırlayın” diyor Efendimiz. “Ağızların tadını kaçıran”, yani ölüm. İnanan için vuslattır ölüm, yeni bir başlangıçtır, “düğün günüdür”, Hakk'a kavuşmak, Rahman'a yürümek, Hay'dan Hû'ya gitmek, öze, toprağa dönmek, misafirlikten çıkmak, fanilikten kurtulmak, dünya sürgününü tamamlamak, asude bir bahar ülkesine yerleşmektir. İnanmayan için ise bitiş, tükeniş, son, çürüyüş, yok oluştur; yine de şüphedir, tereddüttür, belirsizliktir. İster inansın ister inanmasın, insan için ölüm tatsızdır. Mahiyeti bilinmez yolculuktur. Dünya nimetlerinden, maldan, mülkten, dünyevi zevklerden, güvenli alandan, alışkanlıklardan kopuştur. Korkutur, çünkü ölüm hesaba, mahkeme-i kübraya açılan kapıdır. Bir meşakkatli yolculuktur. “Ölümden ne korkarsın / Çünkü Hakk'a yararsın / Belki ebedi varsın / Ölmek fasit işidir” dese de Derviş Yunus, “Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?” dese de Necip Fazıl, “Ölüm: Ebedi diriliş” dese de Sezai Karakoç, geride kalan için hazindir ölüm. İnsanoğlu ölümsüzlüğün sırrını aradı durdu. Lokman Hekim iksiri suya düşürmese ya da eline yazdığı formül yağmurla silinmese, ölümsüz olur muydu insan? Olmazdı. Ölüm var ki hayat var. Gılgamış'ın öldüğünü, Deli Dumrul'un ölmemek için çırpındığını, Karacaoğlan'ın “Var git ölüm” duasının tutmadığını, dünyanın Sultan Süleyman'a dahi kalmadığını gören insan umudunu kesti ölümsüzlükten. Kesti ki yaşamaya başladı o an. Modern insanın bilimi de çare bulamadı ölüme; hatta ölümü açıklayamadı bile. Çaresizlik ve cevapsızlık modern insanı ölümü unutmaya, unutturmaya sevk etti. “Hiç ölmeyecek gibi yaşamak” duygusunu yerleştirdi insana. Ölümü öteledi modern insan, kendinden uzaklaştırdı. Kapının, sokağın, şehrin dışına itti ölümü. Ölümü kendisine değil, başkasına yakıştırdı.

Yeni Şafak Podcast
MEHMET ŞEKER - Kahvehane Deyip Geçemeyiz

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later May 21, 2024 4:07


Eyüp Sultan Camii avlusunda toplanmıştık. Önümüzde bir tahta at, üstünde yeşil örtü, içinde mütebessim uzanmış bir efsane; kendini Necip Fazıl'ın “azat kabul etmez kölesi” sayan Hilmi Oflaz vardı. Hepimizin Hilmi Amcası. 1998 Mayısının 15'iydi. Hoca sordu “Nasıl bilirdiniz?” Cevap belli. Elbette iyi bilirdik. Hem de çok iyi… Saf hâlindeydik. “Er kişi niyetine” el bağlamıştık. Gözlerim yaş içindeydi. Dokuz gün önce vefat eden babamın cenazesinde tuttuğum pınar gözeleri bu defa durmuyordu. Hem ona ağladım, hem babama, hem kendime. Sonra Hilmi Amcamızı Haliç'e bakan yamaçta üstadının yanına defnettik. Aradan ne çok sene geçmiş. Çeyrek asırdan bir fazlası. Yeni Şafak Pazar Ekinde bu hafta Ayşe Olgun'un Hilmi Oflaz sofra geleneği hakkında yaptığı haber ne güzeldi. Görmeyene tavsiye ederim. (https://www.yenisafak.com/hayat/her-fikre-acik-sofra- 4621811) * Kahvehane, sadece kahve içilen yer değildir. Başka şeyler de içilir. Kıraathane, sadece gazete, kitap, dergi okunan yer değildir. Çok daha fazlasıdır. Sosyal hayatın vazgeçilmez unsurudur o mekânlar. Kahve deyip geçemeyiz. Kültürün merkezidir. Sohbet edilir, çay içilir, tartışılır, kavga bile edilir. Oturulup sessizce düşünülür, efkâra dalınır. Hilmi Oflaz sofrası da kurulur. Zeytin, peynir, domates ekmek ile başlar, pideye ve kebaba kadar çıkar. * Küllük varmış bir zamanlar. Orayı göremedik, kayda geçen hatıralardan ve fotoğraflardan biliriz. Ardından Marmara Kıraathanesi... İlkin, bilmeden, yolumun üstünde olduğu için girmiştim. Sonra birkaç defa daha uğradığım oldu. Ama bizim kuşağın asıl mekânı Erenler adıyla bilinen Çorlulu Ali Paşa Medresesiyle başlar. 80'li yılların ortasında bir gün Selman Cahit ve Haluk Taşkale'yle beraber gitmiştik. Müdavim oluşumuz 90'ların ilk yıllarındadır. Ankara'dan ayrılırken Nihat Genç “Erenler'e uğra, İlhami Atmaca'yı orada bulursun” demişti. * Öyleydi, kimi ararsak, orada bulurduk. Şair, yazar, öğrenci, yayıncı, işsiz, işçi, memur, esnaf fark etmez… Kim bizi ararsa, orada bulacağını bilirdi. Her akşam uğradığımız yerdi. Yazın bahçede, şadırvan etrafında, kışın yüksek kubbenin ve hep aynı sisin altında. İlk uğradığımda İlhami'yi bulamadım ama İbrahim Kiras, Ebubekir Kurban, Şaban Abak, Nusret Özcan ve tek tek saymaya bu sütunun elvermediği pek çok arkadaşı buldum. * Çorlulu zamanla turistik bir kimlik kazandı. Geleni gideni çoğaldı. Şef garson İsmail Abi eskilere rastlayınca akrabasını görmüş gibi davranır oldu. Bir gün Mustafa Kutlu, “Gel bakalım” dedi. Hemen yan taraftaki Sinan Paşa Medresesine girdik. İçeriden yüzlerce kamyon toprak çıkarılıyordu. İlesam lokali olarak açıldı. Bizim ekip, garson Muhittin'le birlikte oraya taşındı. Onu Çorlulu'dan çalmıştık. Medresenin yarısı da Balkan derneklerine aitti. Hilmi Oflaz sofraları oradayken başladı. Birkaç kişiden yardım alarak sofrayı donatır, herkese ikram ederdi. En başta öğrenciler gelirdi elbette. Hatta diyebiliriz ki o sofralar, taşradan gelmiş üniversite öğrencileri için kurulurdu. Barış Abinin dediği gibi, alnı açık, gözü toklar baş köşeye buyururdu. * Gün geldi Sinan Paşa kapandı. Az ilerideki Türk Ocağı'na taşındık. Aynı zamanda Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi olan Kızlar Ağası Medresesi'ni mekân tuttuk. Sanki bir el bizi ileriye doğru sürüyordu. O günlerde Mustafa Kutlu'ya şöyle demiştim: “Ağabey, bu gidişle bizi denize dökecekler.” Yanlış değil, denize döküldük sayılır. Karşı kıyıdan da çıktık, Çamlıca'ya ulaştık. Onun öncesindeyse yıllarca Süleymaniye'deki Antik Kafe'de toplanıldı. Arada Mevlâna İdris'in Eski Kafa'sını da unutamayız tabii. * Akademisyen Ahmet Uysal, İstanbul'daki bu kahvehane geleneğini, uzun süren çalışma sonunda, insan, mekân, tarih perspektifi ve “Ben de Çay Parası Ödüyorum” ismiyle kitaplaştırdı.

Mevlana Takvimi
2. ABDÜLHAMİD HÂN'IN DUÂSI - 30 MART 2024 - MEVLANA TAKVİMİ 2024

Mevlana Takvimi

Play Episode Listen Later Mar 30, 2024 2:44


“Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere, hakkımı helâl etmiyorum! Beni, benim için lif lif yolsalar, cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar, sarayımı yaksalar, hanümanımı, hanedanımı söndürseler, çocuklarımı gözümün önünde parçalasalar helâl ederdim de, Sevgili (s.a.v.)'in yolunda yürüdüğüm için beni bu hale getiren ve milletimi ateşe atan insanlara hakkımı helâl etmem! Allâhım! Mukaddes isimlerine kurban olduğum Allâhım! Ya Âdil! Adaletinle tecelli edersen hepimiz kül oluruz! Bize acı! Resûlü'nün, Sevgili'nin, Kainatın Efendisi (s.a.v.)'in nûrunu kaydeder gibi olduğu için bu hale gelen millete, râhmetinle, fazlınla, lütfûnla tecelli et! Yâ Kâdir! Kundaktaki yavruyu gagasına almış, kaçıran leş kuşunu düşürüp çocuğu kurtarmak ancak senin kudretine sığabilir. Leş kuşlarının gagasında kundak çocuğuna dönen milletimi kurtar Allâhım! Ya Ma‘bud!.. Ömrümde tek vakit farz namazı kaçırdığımı hatırlamıyorum! Ama tek vakit namazım olduğunu iddiaya da nefsimde kuvvet bulamıyorum!.. Huzurunda eğileceğime kaskatı kalıyorum ve duâda ruh teslim edeceğime yatağımda kıvranıyorum! Sana kulluk gösteremeyen bu kulunu affet Allâhım! Eğer, yılları tesbih dizisince süren hükümdarlığımda seni bir kere anabildim, Resûlün (s.a.v.)'e bir an bağlanabildimse, duâmı, o bir kere ve bir an yüzü suyu hürmetine kabul et! Yâ Sübhân! Şu titrek elleri, Kıyâmet gününde sana; “Ümmetim, ümmetim!” diye yalvaracak olan Habîbi (s.a.v.)'in eteğinde, şimdi; “Milletim, milletim!” diye dilenen bu ihtiyarın duâsını geri çevirme! Milletimi evvelâ “Ba'sü ba'de'l-mevtsiz” bir ölümle yok etmeye götüren sahte kurtarıcılar ve sahte kurtuluşlardan kurtar; ve ona bir gün gelecek kurtarıcıları, gerçek kurtuluşu nasib eyle!..” (Necip Fazıl Kısakürek, Ulu Hâkan)

Yeni Şafak Podcast
ÖZGÜR BAYRAM SOYLU - İstanbul'da Seçim Rüzgarları

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Mar 15, 2024 5:12


“Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer” dizeleri gibi nicesine mazhar olmuş, Yahya Kemal'den Orhan Veli'ye, Nurullah Genç'ten Necip Fazıl'a, Cahit Sıtkı'dan Attila İlhan'a, nice şaire nice şiire ilham olmuş zamanın eskitemediği anılarla dolu İstanbul. Tarih ve modernitenin eşsiz buluşmasına ev sahipliği yapan, boğazın iki yakasına uzanan, her köşesinde farklı bir hikaye anlatan bu büyülü şehir bugün yerel seçim atmosferine unutulmaz bir iz bırakmaya hazırlanıyor. PROFİL İSTANBUL 31 Mart seçimlerine giderken şehrin seçmen profili büyük önem taşıyor. %50,6'sı kadın seçmenden oluşuyor İstanbul'un. Şehrin geleceğini aydınlatma ve şehrin nefesi olma sorumluluğu ev kadını ya da çalışan statüsü ne olursa olsun gözlerinde sonsuzluğu barındıran kadınlarda. İstanbul'da 18-24 yaş arası seçmen oranı %14,5 seviyelerinde iken 25-44 yaş aralığındaki seçmen oranı %46,8 düzeyinde. 45-64 yaş aralığı seçmen oranı %29,2 ve 65 yaş üzeri seçmen oranı %9,5. İstanbul'un kaderini %14,5'lik mobilize genç seçmen ile %21'lik sosyal refah ve ekonomik durum kıskacındaki 55 yaş üzeri dalgalı, kararsız ve protest seçmen belirleyecek. İstanbul seçmeninin %49,4'ü ilk ve ortaokul, %26,8'i lise, %20,6'sı lisans ve %3,2'si lisansüstü mezunu. Lisans ve lisansüstü mezunlarının yoğun olarak yaşadığı sosyal ağlara yönelik içerik ve kampanyalar diğer seçmen gruplarında karşılık bulmuyor olabilir, hatta bu içeriklerden habersiz dahi olabilirler. Özellikle sosyal medyanın kontrolü ve gücünü elinde bulunduran ancak seçmenin dörtte birini oluşturan bu kitlenin rüzgarına kapılmak 14 Mayıs öncesinde olduğu gibi büyük dramları beraberinde getirebilir. SEÇİM İSTANBUL Seçmen yarın seçim olsa, ideoloji, ekonomik durum ve sosyal refah, şehir yönetimi ve alt yapı hizmetleri, kampanya stratejileri ve adayların imajının ortaya çıkaracağı etkilerden büyük oranda etkilenme potansiyeline sahip. Ayrıca sosyal ve kültürel dinamikler de bu süreçte etkili olma kapasitesini taşıyor. İstanbul seçmeni, şehir yönetim ve alt yapı hizmetlerini unutan ve unutturan, kampanya stratejisi ve aday imajı üzerine kurulu bir iletişim kampanyası ile ulaşım ve kentsel dönüşüm alanında Çilesiz İstanbul vaat eden bir kampanya arasında tercihini yapacak. Kentsel dönüşüm ve alt yapı hizmetlerinin yanı sıra sosyoekonomik faaliyetler ve çevre düzenlemelerine dayalı engelsiz bir şehir vaadi ve toplumun tüm kesimlerinde karşılık bulan hizmet anlayışı eşsiz İstanbul'a olan desteği giderek artırıyor. Hal böyle olunca seçmen gözü yollarda olduğu için kendini de yollara döken ulaşım anlayışını, Cumhurbaşkanı yardımcılığı oyununda “aramızda kalsın kazanıyoruz” tiyatrosunu sergileyen kandırmaca anlayışı test etmeye hazırlanıyor.

Yeni Şafak Podcast
DURSUN GÜRLEK - Cinayet Mahkemesi Reisi Hilmi Bey Ve Necip Fazıl

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Feb 18, 2024 8:51


Eskilerin bildiklerini, duyduklarını, gördüklerini dile getiren eserlerini ben de büyük bir zevkle okuyorum. Bu minval üzere kaleme alınan eserlerden bazılarını, Ali Fuat Türkgeldi'nin “Görüp İşittiklerim”, Lütfi Simavi'nin “Sultan Mehmed Reşad Han'ın ve Halefinin Sarayında Gördüklerim”, Çankırılı Hacı Şeyhoğlu Ahmed Kemal'in “Görüp İşittiklerim”, Münevver Ayaşlı'nın “İşittiklerim, Gördüklerim, Bildiklerim” değerli dostumuz Turan M. Türkmenoğlu'nun “Sahaflar Çarşısında Görüp İşittiklerim” isimli kitapları teşkil ediyor. Yine bu tarz üzere kaleme alınan “Bildiklerim” isimli eser de Kilisli Rıfat Bilge imzasını taşıyor. Bu zat kültür tarihimizin önemli isimlerinden biridir. Kitabiyat ve lisaniyat âlimi olarak bilindiği gibi, Osmanlı Arşivindeki tasnif hizmetleriyle de tanınmaktadır. Asıl mesleği muallimlik olan Kilisli Rıfat Bey kaleme aldığı birçok kıymetli eserin yanı sıra Şirazlı Şeyh Sadi'nin Bostan ve Gülistan'ını da Türkçemize kazandırdı. Ayrıca hatıralarını da 1945'te Yeni Sabah gazetesinde yayımladı. Bu tefrika daha sonra kitap halinde de basıldı. Ne yazık ki bu ilk baskı fena halde hazırlanmış olup okurken çok kılçıklı balık yer gibi epeyce zorlandım. “Bildiklerim”in bugünlerde yeni baskısı gerekli düzenlemeler yapılarak Büyüyen Ay Yayınları tarafından neşredildi. Ufak tefek tashih hatalarının dışında mükemmel bir hale getirildi. Fazla yer kaplayacağı için eserin muhtevasından bahsetmek istemiyorum, lakin şu kadarını belirtmeden geçemeyeceğim. Kitabın ilk konusunu “Divanu Lügati't-Türk ve Ali Emiri Efendi” teşkil ediyor. Eser, sırf bu bahis için okunmaya, hem de birkaç defa okunmaya değer. Bu hatıratta benim en çok dikkatimi çeken kısım ise “Mahkeme-i Cinayet Reisi Hilmi Bey” başlığını taşıyan bölüm oldu. Meğer bu zat Üstad Necip Fazıl'ın dedesi imiş. İlerleyen satırlarda bunu öğrenince yazıyı ikinci bir defa okuma ihtiyacı duydum. Kilisli Rıfat Bilge'nin hukuk tarihimizin pırlanta isimlerinden biri olan Hilmi Bey'i nasıl anlattığını ben de size nakledeceğim ama önce bu zatı torununun dilinden, Necip Fazıl'ın ifadelerinden kısaca anlamaya çalışalım. Üstad, dedesi hakkında en sağlam bilgileri “O ve Ben”de veriyor. Hilmi Bey, yukarıda da belirtildiği üzere, İstanbul Cinayet Mahkemesi ve İstinaf Reisidir. Ve Maraşlı Kısakürekzadelerdendir. Abdülhamid'e atılan bomba hadisesinin tarihi muhakemesini yapmıştır.

Yeni Şafak Podcast
Ömer Lekesiz - Şair A. Ali Ural'ın şairleri

Yeni Şafak Podcast

Play Episode Listen Later Feb 9, 2024 5:19


Behçet Necatigil “Ne zaman bir şiir yazmaya kalksam önümde hep Ziya Osman Saba. İnsanın bir kaderi gibi, bir ya da ancak birkaç şairi olmalı.” diyerek sonlandırır Ziya Osman üzerine yazdığı dördüncü yazısını (Düzyazılar 1); böylece önce kendine bir had belirtir, sonra “insanın…olmalı…bir, birkaç” vurgusuyla birazcık artırır şiir zevkinden nasiplendiklerinin sayısını. Şair A. Ali Ural, “Şairin Şairleri” adlı kitabındaki (Şule Yayınları, İstanbul 2023) yazıları yazarken, zannetmem ki Necatigil'in bu sözünü ıskalamış olsun. Yoksa kitabını Yunus Emre'nin “Boncuk değil sır gözü / Gel gidelim ko sözü / Dostu görmez baş gözü / Ayrıksı basar gerek” deyişi ve “Ayrıksı bakış sahibi şairlere…” vurgusuyla “takdim ve tahkim” etmezdi. Fakat kendi adına, Necatigil'inki gibi seçimi açık etmemiş, oradaki “birkaç”ı da 27 şairin portresini birden yazmakla “biraz” aşmış. “Biraz” diyorum çünkü, “birkaç ve biraz”, bir sayıyı ima eder ama belirtmez. O halde, Ural'ın kendi şairlik haddince 26'sı birini, birisi 26'sını işaret edebilen şairlerin isimlerini -kitaptaki gibi vefat/hayat tarihleriyle sıralı olarak- zikretmek zorundayız: Ahmet Haşim, Mehmed Âkif Ersoy, Kemalettin Kamu, Orhan Veli Kanık, Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Osman Saba, Yahya Kemal Beyatlı, Âsaf Hâlet Çelebi, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nazım Hikmet Ran, Faruk Nafiz Çamlıbel, Aşık Veysel Şatıroğlu, Behçet Necatigil, Ahmet Muhip Dıranas, Necip Fazıl Kısakürek, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cahit Zarifoğlu, Cemal Süreya, Melih Cevdet Anday, Ece Ayhan Çağlar, Attila İlhan, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Gülten Akın, Ülkü Tamer, Sezai Karakoç ve İsmet Özel. Ural, vefat eden 26 şairi 6 ila 17 sayfa arasında işlemiş olmasıyla, Necatigil'vari seçimini öğrenmemize imkân vermiyor. Zira sayfa sayıları biraz da ilgili şairlerin hayat malzemesi ve şiir müktesebatıyla alakalı. Şairin Şairleri'ndeki son ve yaşayan tek isim -Rabbimiz ömrünü hayırla ziyade etesin- İsmet Özel. Ural'ın ona ayırdığı sayfanın sayısı 24'ten biraz fazladır! Zikrettiğimiz esasta bu sayının nasıl bir bağlama oturduğunu takdir etmeyi okurlara bırakmamız ise sanırım daha uygun olacaktır.

Ben Buradan Okuyorum
Bellek ve İnşa: Mehmed Âkif, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç şiirinde tarih, coğrafya ve medeniyet

Ben Buradan Okuyorum

Play Episode Listen Later Feb 5, 2024 22:13


Mesut Koçak ile Bellek ve İnşa: Mehmed Âkif, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç şiirinde tarih, coğrafya ve medeniyet üzerine konuşuyoruz. 

tarih mehmed medeniyet necip faz sezai karako
Hizmetten
Güçlü bir gelecek bekliyorsanız... | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Oct 16, 2023 6:47


Kendisine, “Sen hep maziden bahsediyorsun; sen bir harabîsin; gözün mazidedir, âtî değilsin…” diyenlere karşı Yahya Kemal, “Ne harabîyim ne harabatîyim / Kökü mazide olan âtîyim!” diye cevap vermiştir. Evet, bugünü değerlendirmek için dünü bilmek iktiza etmektedir. Güçlü bir gelecek bekliyorsanız sağlam bir kökünüzün olması lazımdır. *Geçmişsiz bir gelecekten bahsedilemez. Geçmiş bir kök gibidir. Gelecek onun üzerinde ser çekmiş, budak salmış ve yayılabilme ölçüsünde yayılabilmiş bir ağaç gibidir. Mutlaka kökümüzle irtibatımızı korumamız lazımdır. Ruh ve mana kökü diyoruz buna; hususiyle bizi biz yapan değerlere.. Üstad Necip Fazıl “Bu milleti gerçek millet yapan İslam'la tanışması olmuştur.” derdi. Biz bir yönüyle o blokaj üzerinde Allah'ın izni inayetiyle gökdelenler gibi yükselmişiz. Değişik dönemlerde devletler muvazenesinde bir muvazene unsuru olmuş ve sözümüzü âleme dinletmişiz. Kur'an-ı Kerim'den Enfes Bir Misal *Geçmişi olmayanların, sağlam bir geçmişe ve geçmiş blokajına bina edilmeyen şeylerin geleceği olması söz konusu değildir. Onlar âtîsiz insanlardır; her şeyi bugüne ve şartlara göre yaparlar. *Kur'an-ı Kerim'in şu teşbihleri sağlam blokaja dayanıp istikbal vad eden ya da köksüzlüğe yenilip kuruyup giden nesiller açısından da değerlendirilebilir: أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاءِ تُؤْتِي أُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ بِإِذْنِ رَبِّهَا وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْأَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ “Görmedin mi Allah nasıl bir benzetme yaptı: Güzel söz, kökü yerin derinliklerinde sabit, dalları ise göğe doğru yükselmiş bir ağaç gibidir ki Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Düşünüp ders çıkarsınlar diye Allah insanlara böyle temsiller getirir. Kötü söz ise, gövdesi toprağın üstünden kolayca çıkarılabilen, kökleşip yerleşmeyen değersiz bir ağaca benzer.” (İbrahim, 14/24-25) Bu video 07/06/2015 tarihinde yayınlanan “Tarih Şuuru ve Sulh Ruhu” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel...

Hizmetten
Kazanma da Var Kaybetme de! | M. Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Oct 11, 2023 5:21


Bu video 25/02/2018 tarihinde yayınlanan "SADÂKAT İKSİRİ VE DURAĞANLIK ZEHRİ" isimli bamtelinden alınmıştır. Yayının tamamını buradan izleyebilirsiniz :http://herkul.org/bamteli/bamteli-sad... Kur'an-ı Kerim, çok yerde الَّذِينَ آمَنُوا “iman edenler” dedikten hemen sonra وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ “imanları istikametinde sağlam, yerinde, doğru ve ıslaha yönelik işler yapanlar” vasfını nazara veriyor. İman ve sâlih amel. Biz, kendi dilimiz ile “amel” diyoruz fakat Üstad Necip Fazıl, konferansında “İman ve Aksiyon” demişti. Aksiyon kelimesi “amel”i tam karşılar mı; yoksa “fiil”in karşılığı mı? “Fiil” ile “amel” birbirinden farklı şeylerdir; “fiil”, bir iş yapma demektir; “amel” ise, meselenin şuurunda olarak bir mükellefiyeti yerine getirmektir. Şimdi, Allah'a iman ettikten sonra, insanın, imanını teminat altına alması onun hareketine/aksiyonuna bağlıdır. Aksiyon olmadığı takdirde, iman zamanla solar; bir yönüyle taklit yollarına gidilir, bir yönüyle şekle gidilir, bir yönüyle surete gidilir. Nitekim günümüzde “sizin” demeyelim de “benim” gibi çoklarında mesele tamamen şekil, suret ve taklit vadilerinde bocalayıp durmaktan ibaret bir hal almıştır. Ancak “amel” ile, “hâlis amel” ile, “ihlasa iktiran eden amel” ile, “rıza hedefli amel” ile, “aşk u iştiyak en son gaye, aşk u iştiyâk-ı likâullah hedefli amel” ile insan canlı kalabilir. Onun için insanda ister “iman” adına, isterse de “İslam” adına bir durağanlık olduğu zaman, bu durağanlık sebebiyle o insanın hazan vurmuş yapraklar gibi savrulup gitmesi kaçınılmaz olur. Ağacın başında salınıp durma, şebnemlere bağrını açma, aynı zamanda bülbüllere karşı tebessüm etme var iken savrulup giden yapraklar gibi insan da toprağın bağrına savrulur, gübre olur! İnançta, duyguda, düşüncede “amel” ile “iman”ın böyle bir münasebeti olduğu gibi.. onda meselenin durağanlığa tahammülü olmadığı gibi.. iş, durağanlığa gittiği zaman, gidip taklide incirâr ettiği gibi.. aynı zamanda hizmet-i imaniye ve Kur'aniye adına da durağanlık bir felakettir. Bu durağanlık, bazen ülfetten, ünsiyetten dolayı olur. Hazreti Pîr, ona da temas ediyor: Ülfet ve ünsiyet bazen insanı köreltir; o alışkanlık, bazen “Böyle de oluyor!” dedirtir. Oysaki insan, sürekli taşan bir bardak gibi Akif ifadesiyle sürekli bir “lebrîz” içinde olmalı; sürekli bir şey dolmalı oraya ve sürekli o taşmalı. Ve taşanlardan da başkaları istifade etmeli, sürekli. Sürekli taşıp duran bir insan olmalı; his ve heyecanı, herkese yetecek kadar taşıp durmalı sürekli. Hizmet-i imaniye ve Kur'âniyede de öyle… Bir, böyle olur; ülfetten ve ünsiyetten dolayı insan, farkına varmadan durağanlığa girer; ülfet ve ünsiyete yenik düşer. Kalb, bunlar ile renk atar; “latife-i Rabbâniye” artık fonksiyonunu edâ edemez hâle gelir. Bakarsınız bunların gözyaşları da kupkurudur. O konuda “Allah'ım, yaşarmayan gözden Sana sığınırım!” buyurmuş İnsanlığın İftihar Tablosu. Vakıa İmam Gazzâli, “Ağlayan da bazen kaybeder, ağlamayan da!” demiş. Ama bence ağlayıp kaybedenler, işin içine riya katanlar, gözyaşlarını “Âlem görsün!” diye dökenlerdir. Fakat aşk u iştiyaktan dolayı ağlayanlar, âkıbetinden endişe edip ağlayanlar, Cehennemden endişe edip ağlayanlar, “Allah'tan uzak düşeceğim!” diye korkup ağlayanlar, her an onu yürekten hissetmeme, kalbinin ritimlerinde hep “Allah, Allah, Allah!” sesi duymama endişesinden korkup ağlayanlar da vardır. Bunlar kazanır; öbürleri kaybeder. Kazanma da var, kaybetme de var orada. O mevzuda bile durağanlık öldürücü bir zehirdir esasen, kahreden bir zehirdir. Nefis, bunları kullanır; bir yönüyle şeytanı istikbal eder ve şeytan da onun araladığı kapılardan senin latife-i Rabbâniyene senin değil, yani insanın latife-i Rabbâniyesine nüfuz eder, hâkimiyet kurar orada. Orası esasen Cenâb-ı Hakk'ın tecelligâh-ı Sübhâniyesidir: “Dil, beyt-i Hudâ'dır, anı pâk eyle sivâdan / Kasrına nüzul eyleye Rahman, gecelerde.” diyor Hak dostu.

Hizmetten
“Ben ölünce kimseye haber vermeyin! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Aug 23, 2023 6:38


“Ben ölünce kimseye haber vermeyin, kefenleyin ve cesedimi bir çukura atıverin!” *Allah rızası unvanlı yüce hedefe kilitli o büyük insanlar ibadet, ubudiyet ve hatta ubûdette fani olmuşlardı; Allah kapısının azat kabul etmez bendeleri gibi oturup kalkıp her zaman Hakk'ı hecelemiş, hep Hak'la gecelemişlerdi; fakat yapıp ettiklerini asla yeterli görmemişlerdi. *Hadis ilminin büyük imamlarından, A'meş lakabıyla meşhur Süleyman b. Mihran (rahimehullah) hazretleri tabiîn tabakasının mümtaz simalarındandı. Misafirperverlik gibi güzel hasletlerde numune-i imtisal, fıkhî meseleleri çözmede müşkilküşâ bir fakih ve Efendimiz'in (aleyhi ekmelü't-tehâyâ) lâl ü güher sözlerini sonraki nesillere ulaştıran en güvenilir ravilerden biriydi. Hayatı bütünüyle amel-i salihle geçen, aynı zamanda hiçbir tûl-i emeli de olmayan A'meş hazretleri, bütün faziletleriyle beraber, kendisini bir hiç olarak görürdü. Vefatına yakın hastalanmıştı. Yanındakiler “Bir doktor çağıralım” deyince “Yahu ne tabibi! Benim için değmez. Beni bana bıraksalar kendimi bir ateşten korun içine bırakıverirdim; elimde olsaydı kendimi şuradaki mezbeleliğe atıverirdim. Siz de öyle yapın. Ben ölünce kimseye haber vermeyin, kefenleyin ve cesedimi bir çukura atıverin!” demişti. *Bir A'meş hazretlerinin bu hissiyatını, bir de “Acaba benim cenazeme de çok iştirak olur mu?” diyen günümüzün bencil, egoist, egosantrist, narsist insanlarını düşünün!.. Öncekiler, göz açıp kapayıncaya kadar günaha girmemişler ve dinin temel disiplinlerini bizlere intikal ettirme mevzuunda sürekli beyinlerini zonklatmış, Üstad Necip Fazıl'ın ifadesiyle, öz beyinlerini burunlarından kusmuşlar. Fakat kendilerine de işte öyle bakmışlar. “Günahlarımdan ya da ölümden değil, küfür üzere ölmekten korkuyorum.” *Bir de Esved b. Yezîd en-Nehaî var ki, aşk derecesinde gönlümün onunla irtibatı olduğu kanaatini taşıyorum. Alkame, İbrahim ve Esved, Nehaî ailesinin abide şahsiyetleri. İmam Rabbani hazretlerinin, “Hakikat-i Ahmediye'yi (aleyhissalatu vesselam) arızasız temsil eden Ebu Hanife'dir” dediği İmam-ı Azam bu Nehaî ekolünde, medresesinde, mektebinde yetişmiş. *Esved b. Yezîd hazretleri bütün hayatını dini omuzunda taşımakla ve halis kullukla geçirmiş. Her zaman dini hecelemiş, hep dinle gecelemiş, başka hiçbir şey düşünmemiş. Ruhunun ufkuna yürüme mevsimi gelince, iki büklüm olmuş, ağlamaya durmuş; endişesi yüz kıvrımlarında, gözünün irisinde okunuyormuş. Demişler ki; “Nedir bu hıçkırıklar, günahlarından mı yoksa ölmekten mi korkuyorsun?” Bunun üzerine o büyük Hak dostu, “Hayır hayır, iş çok ciddi; ben günahlarımdan ya da ölümden değil, küfür üzere ölmekten korkuyorum.” demiş.

Hizmetten
Bakış açısını doğru ayarlayamayanlar! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Jun 20, 2023 7:33


Bakış zaviyesindeki inhiraf ve meselelere yanlış açılardan bakma da bir küfür sebebi olagelmiştir. Bazen fizikî kıstaslarla metafiziği ölçme, bazen sadece metafiziğe ait mülahazalarla fiziği tartmaya kalkma insanı yanlış neticelere götürür. Rabb'i tanıma yolunda, bakış açısının çok iyi ayarlanması şarttır. Yoksa Firavun'un, yüksek kuleler yapıp, o kulelerin başından Allah'ı bulmaya çalışması; Nemrud'un gökyüzüne ok atarak O'nu vuracağını sanması hep yanlış bir bakış açısı ve niyet bozukluğunun sonucudur. 20. asırda, firavunca bir düşünceyi de Gagarin seslendirmiş ve dünyanın etrafında tur atıp geriye döndüğü zaman, “Allah'a rastlamadım” diyebilmiştir. O'nun bu hezeyanına karşılık Necip Fazıl'ın şu sözü çok manidardır: “A be ahmak! Allah'ın fezâda dolaşan bir balon olduğunu sana kim söyledi?” *Mekke müşrikleri, İnsanlığın İftihar Tabosu'na bakarken sadece Abdülmüttalip'ten Ebu Talib'in himayesine kalmış bir yetim görüyorlardı. (O yetime canlarımız kurban olsun!..) Onun maddeten fakirliğini haşa bir eksiklik sayıyorlardı. Mekke'de Velid b. Muğire'yi, Taif'te de Urve b. Mesud'u kastederek, “Bu Kur'ân, Mekke'de ‎veya Taif'teki iki şerefli insandan birine inmeli değil miydi?” diyorlardı. Evet, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), maddî açıdan fakir ‎birisiydi. Ebû Talib'in himayesinde yetişmişti. Dolayısıyla O'nu, o günkü toplum telâkkisine takılarak ‎kabullenemiyor ve hazmedemiyorlardı. Günümüzde Sadece “Hücûmat-ı Sitte” Değil, Belki “Hücumât-ı Sittîn” Mevcut *Maddî virüsler için sürekli bir değişim söz konusu olduğu gibi, manevî hastalıklara sebep olan virüsler de zamana ve şahsa göre değişiklik arz edebilir. Nur Müellifi, “Hücumât-ı Sitte” adıyla meşhur risalesinde şeytanların en tehlikeli altı tuzağını nazara vermiş; “hubb-u cah, korku, tama', ırkçılık, enâniyet ve tenperverlik” olarak sıraladığı bir kısım şeytanî hücumlara karşı müdafaa yollarını göstermiştir. Günümüzde “hücumât-ı sittîn”den de bahsedilebilir; yani o altı asla irca edilebilecek belki altmış hastalık mevcuttur. Bu türlü virüs, zaaf ve boşlukların biri ya da birkaç tanesi her insanda bulunabilir. İnsan, Allah'ın rızasına ve ahiret saadetine yürüdüğü yol güzergâhını emniyete alabilmek için bu boşluklarının farkında olmalı ve her adımını dikkatle atmalıdır. Bu video 06/12/2015 tarihinde yayınlanan “Sıra Bizde” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel...

Hizmetten
Kur'an ile yeniden tanışmak lazım! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later May 4, 2023 9:40


Bu video 20/04/2020 tarihinde yayınlanan “ZULÜM, SALGIN ve RAMAZAN” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/zulum-... Hani değişik vesileler ile arz etmişimdir: Doktor İkbal diyor ki: “Hep Kur'an-ı Kerim'i kemâl-i hassasiyetle okurdum.” Hakikaten de öyle okuyordur. Mesela İngiltere'de -zannediyorum- on altı sene kadar kalmış, teheccüdü bir kere kaçırmamış. Oysaki teheccüd, Türkiye'de unutulmuş; “teheccüd” diye bir namaz var mı, yok mu? Kaçırmamış onu orada. Hep Kur'an-ı Kerim'i okuyor, kemâl-i hassasiyetle. “Babam diyordu ki bana: Oğlum, Hazreti Muhammed'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) inmiş Kur'an'ı, O'na inmiş bir Kur'an gibi değil, sana inmiş bir Kur'an gibi oku!” Öyle diyor. Şimdi işin esası, o; hep kendini muhatap olarak ele alma orada… Ama her şeyiyle kendini muhatap olarak alma… “Efendimiz'e ne demiş ise Cenâb-ı Hak, bana diyor bunu; fakat zılliyet planında, izafi planda bana diyor Allah (celle celâluhu) bunu!” Buna kimsenin itiraz etmeye hakkı da yoktur. Bu, öteden beri de öyle anlaşılmıştır. Yeni bir “Kur'an Çağı” yaşanabilir ama İlahi Beyan'ı hallaç edip onda derinleşecek ruh insanlarına ihtiyaç var!.. Şimdi bunu sürekli seslendirmek suretiyle, esasen, yeniden bir “Kur'an Çağı” olabilir, Allah'ın izni-inayeti ile, Hazreti Pîr-i Mugân, Şem'-i Tâbân gibi, bir yönüyle, o Kur'an-ı Kerim'i o ölçüde hallaç ederek… -Üstad Necip Fazıl, “eşya ve hadiseleri hallaç etme” tabirini kullanırdı; “tekvinî emirleri hallaç etme” derdi.- Kur'an-ı Kerim'i bu şekilde hallaç etmek suretiyle… آمَنْتُ بِاللهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ اْلآخِرِ، وَبِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ مِنَ اللهِ تَعَالَى، وَالْبَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ حَقٌّ “Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, âhiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah Teâlâ'dan olduğuna iman ettim. İnandım: Öldükten sonra dirilmek haktır.” Bu hakikatlerin hepsi, Kur'an-ı Kerim'de var. Bunların hepsini üç tane hakikate ircâ edebilirsiniz. Nitekim etmişler; Gazzâlî de, Hazreti Pîr de ircâ ediyor aynı zamanda. Ama Kur'an-ı Kerim'i öyle duyma çok önemlidir. Duyurma da Kur'an-ı Kerim'i duyanların vazifesidir. İnsan duymuş ise şayet, duyuracaktır onu. “Nasıl oluyor da insanlar -böyle- gâfilâne davranıyor; buna bakmıyorlar?” diyecektir; Sahabe-i Kiram gibi, Tâbiîn-i Izâm gibi düşünecektir: “O Kur'an'ı Kerim ama gözyaşları nerede? Kalbin heyecanı nerede? Kalbin titremesi nerede?!.” Evet, insanlarda o duyguyu oluşturmak lazım. Ölü ruhların elinden alarak onu, hakikaten “Yahu bir kere daha duyayım!” diye namaza koşma ruhunu canlandırmak lazım. Kur'an'ı eline alma, öpme, başına koyma… Ondan sonra da saygı ile onun karşısında iki büklüm olma… Bu, zannediyorum, günümüzde bu mevzuda uzman insanların yapabileceği bir iş… Uzman dediğim, kitapların satırlarında düktor (!), dû-cent (!), dû-cennet (!), profesör değil. Esasen ruh insanları, kalb insanları, his insanları, şuur insanları… Zannediyorum işte bu mevzuda çok ciddî tembihe ihtiyaç var, ısrarla tembihe ihtiyaç var. Önceki senelerde Ramazan boyunca Kur'an-ı Kerim'i meali ile beraber okuyorduk; sabah-akşam okumak suretiyle bir cüz okunuyordu, hiç olmazsa ayda bir kere bir hatim oluyordu. Böyle işleye işleye, belki başkalarına on beş günde bir hatim yapma duygusu aşılanmış olurdu. Hiç olmazsa ayda bir, senede on iki defa Kur'an-ı Kerim'i hatmetme aşılanmış olurdu. İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri, “Nafile namazlarda Kur'an'a bakarak okumada mahzur yoktur.” diyor; onun özel fetvası, tercihi. Hani en azından Kur'an-ı Kerim'i öyle okuma… Hatta ondan evvel de bir mealine bakma, imkânı varsa; sonra namaz kılarken o ruhla okuma. Hani, mealini düşünerek okuma değil de en azından ondan anlayacağı şeyleri anlama mevzuu… Arkadaşlarımızın bazıları yapıyor, şu anda bunu yapıyorlar; yapmaya da devam etmek lazım.

Turkish Stories
Mektup / Turkish Stories C1

Turkish Stories

Play Episode Listen Later Mar 23, 2023 3:20


Mektup 16. yüzyıla kadar mektup duyguların değil haberlerin yükünü çekmiş. Bir nevi gazeteymiş, bir nevi belge. Güvercin ayaklarında taşınmış doğum müjdeleri, güvercin ayaklarında uçmuş ölüm fermanları. Sonra duyguları ve düşünceleri taşımaya başlamış mektuplar. Latinlerle başlamış ilk önce; Çiçero en büyük usta… Mozart, Van Gogh, Puşkin… Binlerce mektup yazmışlar sevdiklerine. Bize gelince, Doğu'da bilgi ve hikmetin tamamı mektuplardan oluştuğu için “Mektubat” adlı eserlerle bu bilgi ve hikmetler aktarılmış. Daha sonraları Abdülhak Hamit, Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ziya Osman Saba unutulmaz mektuplar yazmışlar. Önce romana sonra hikâyeye sızmış mektup. İnsan yazdıklarına da pişman olabilir. Çoğu kez bu pişmanlık, konuşmadan duyulan pişmanlıktan daha ağırdır. “Ağzımdan kaçtı” denilebilir de “kalemimden kaçtı” denilemez. Eğer kalemden kaçılabilseydi, önce yazarı kaçardı ondan. Necip Fazıl'ın eski şiirlerinden birçoğunu reddederek; “Mal sahibi bensem, bunları istemediğim, tanımadığım ve çöplüğe attığım bilinsin.” demesi; eski Arap döneminin en büyük şairi Lebid'in kalemini kırması, kalemden kaçma girişimleridir. Fakat kalemden kaçmak, kaleden kaçmaktan daha zordur. Evet, bu mektuplar bir dosta yazılıyor. Ve “sevgili dost” diye başlıyor. Yazıldığında okuyucular bir postacının elinden mi, yoksa posta kutusundan mı aldı mektuplarımı bilmiyorum. Aynı okuyucular, mektuplarımı topladığım “Posta Kutusundaki Mızıka”yı şimdi kitapçılardan alıyor. Evet, ey dost, sana söyleyeceklerim var. Kelimeler, karınca yuvası gibi kaynıyor zihnimde. İçlerinden biri kâğıda düşüyor, dostluk. Mektubun gelmemesi mektup yazmamı engellemiyor. Asıl, mektup gelmediğinde yazılmalı. Çünkü yazmamak da bir mektuptur; yazılandan daha güçlü satırlar içeren. Susmak ve konuşmak yerini bulduğunda ortaya çıkar melodi. Bu yüzden ağzımızdan kaçmamalı kelimeler. Onlar bizim mahkûmlarımızdır; izin verdiğimizde dışarıya çıkmalılar. Publis Syrus ne kadar haklı: “Konuştuğuma çok kere pişman oldum. Fakat sustuğuma asla!” Mektubun tarihine girip, talihini unuttuk. En son ne zaman mektup yazdığımızı hatırlayabilirsek, belki mektubun talihini değil; ama talihsizliğini hatırlayacağız. İnsanlar birbirine mektup yazmalı. Çünkü mektupta sesin tonu belli olmaz. Çünkü mektup düşünülerek yazılır.

Turkish Stories
Necip Fazıl / Turkish Stories C1

Turkish Stories

Play Episode Listen Later Mar 16, 2023 3:01


Necip Fazıl 26 Mayıs 1905 tarihinde İstanbul'da doğdu. Maraşlı bir soydan gelen Necip Fazıl'ın çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyük babasının İstanbul Çemberlitaş'taki konağında geçti. İlk ve ortaöğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde tamamladı. Lisedeki hocaları arasında dönemin ünlülerinden Yahya Kemal, Ahmet Hamdi gibi isimler vardı. İstanbul Edebiyat Fakültesi felsefe bölümü 'nü bitirdikten (1924) sonra gönderildiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümünde okudu. Paris'te geçen günlerinden sonra Türkiye'ye dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. Robert Koleji, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde hocalık yaptı. Sonraki yıllarında fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı. Şairliğe ilk adımını on yedi yaşında iken, annesinin arzusuyla başladı ve ilk şiirleri Yeni Mecmua'da yayımlandı. Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra, Paris dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitapları onu çok genç yaşta çağdaşı şairlerin en önüne çıkararak edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı. Henüz otuz yaşına basmadan çıkardığı yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi (1932) ile en az öncekiler kadar takdir toplamayı sürdürdü. Necip Fazıl'ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar önemli yönü, çıkardığı dergiler ve bu dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadeledir. Haftalık Ağaç dergisi (1936) dönemin ünlü edebiyatçılarının toplandığı bir okul olmuştur. Büyük Doğu dergisinde çıkan yazılarıyla tek parti yönetimine şiddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istendi, Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anıları yer alır. Sık sık kapatılan ve toplatılan Büyük Doğu'nun çıkmadığı sürelerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babıali'de Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gazetelerinde yayımlandı. 1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferanslarla büyük ilgi topladı. Türk Edebiyatı Vakfı'nca 1980'de verilen beratla ‘Sultan-üş Şuara' (Şairlerin Sultanı) unvanını kazanmıştır. Necip Fazıl Kısakürek, 25 Mayıs 1983'te vefat etmiştir.

49W
Türkiye'yi Neden Hep Muhafazakarlar Yönetiyor? | Türkiye'de İdeolojiler Tarihi VI

49W

Play Episode Listen Later Mar 5, 2023 29:59


Türkiye'de İdeolojiler Tarihi serisinde bu sefer konumuz muhafazakarlık. Muhafazakarlığı anlaşılması güç bir ideoloji yapan şey onun aynı zamanda bir yaşam tarzı olması. Türkiye'de nüfusun çoğunluğu kendisini muhafazakar olarak tanımlasa bile bu insanlar farklı siyasi ideolojilere sahipler. Peki Konya'daki bir muhafazakarla Yozgat'taki bir muhafazakarı birbiriyle birleştiren ya da birbirinden ayıran ne? Türkiye'de muhafazakarlık 100 yıl içinde birkaç büyük dönüşüm geçirdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul'da Yahya Kemal, Samiha Ayverdi ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın temsil ettiği kentli, estetik peşinde koşan, seçkinci muhafazakarlığından Kadir Mısırlıoğlu'nun muhafazakarlığına gelinen süreçte nasıl bir dönüşüm yaşandı? Necip Fazıl Kısakürek bir muhafazakar mıydı yoksa karşı devrimci miydi?

neden rkiye tarihi cumhuriyetin necip faz
Hizmetten
En tehlikeli şey: Şeytanın, münafığı, Müslüman göstermesidir | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Oct 19, 2022 6:45


İslam coğrafyasında en büyük tehlike, nifaktır!.. En tehlikeli şey, şeytanın kâfiri, kâfir yapması değildir; münafıkı, Müslüman göstermesidir. En tehlikeli şey, odur. Haçlının ülkenizi işgal etmesi, çok tehlikeli değildir; çünkü sizin ve onların arasında kırmızı çizgiler vardır. Bir kere onlar, sizin kadınlarınıza kızlarınıza ilişmezler, mâbedinize ilişmezler; ilişmemiş Haçlılar. Fakat münafık, meseleyi öyle bir karıştırır ki, Müslümanlık ile kâfirlik, bir harcın parçaları gibi, farklı kimyevî şeylerin bir araya gelmesi gibi olur. O güzellik, o beriki çirkinlikle bir araya gelince, kömür-elmas birbirine karışır. Siz, anlayın artık meselenin ne olduğunu!.. Günümüzün İslam dünyasında, bu şenaat, bu denaet yaşanıyor. Bazı yerlerde de katmerli yaşanıyor. Bazı yerlerde “müfret” yaşanıyor; bazı yerlerde “müza'âf” yaşanıyor, bazı yerlerde, -Kapadokya gibi- “mük'ab” yaşanıyor. Münafıklar, gemi azıya almış öyle gidiyorlar ki, hakiki Müslümanlara fırsat vermeme, canlarını alma, “Aman vurun, iflah etmeyin!” mülahazasıyla yaşama adetâ şiar haline, ideal haline, gâye-i hayal haline getirilmiş. Böyle bir dünyada, dış dünyadaki insanların Müslümanlığa imrenmesine imkân yoktur. Onun mübarek, dırahşan çehresini, değişik terör örgütleri gibi, bu değişik terör devletleri de öyle kirlettiler ki!.. Zannediyorum yarım asır, bu kirleri yıkamak için uğraşacaksınız, yine de dıştakilerine Müslümanlığın gerçek çehresini göstermede çok zorlanacaksınız; göbeğiniz çatlayacak, şakaklarınız zonklayacak, kasıklarınızı tutacaksınız, Üstad Necip Fazıl ifadesiyle, “öz beyninizi burnunuzdan kusacaksınız!” Bunları dedim ama… “Ger günahım Kuh-i Kaf olsa ne gam yâ Celil / Rahmetin bahrine nisbet ennehû şey'un kalîl”. Belki de bizim günahlarımızdan, münafıklar böyle yüz aldı ve yol aldılar, mesafe aldılar, fırsat buldular. Şimdi hadiselerin lisanıyla “Niye firasetinizi kullanmadınız? Neden doğruyu doğru, eğriyi eğri göremediniz?” deniyor ve dolayısıyla Allah, zâlimin eliyle ensenize şamarlar indirmeye başladı, kulağınızı çekmeye başladı. Adeta, “Mü'min, bu kadar aptal olmamalı! Münafığın arkasından gitmemeli! Aptal koyunlar gibi kurdun arkasından sürüklenmemeli! Karanlık derelere yuvarlanmamalı! Aklınızı başınıza alın da, bir daha münafıkların arkasından sürüklenmeyin! Kendi yolunuzda yürüyün!.. Yürüyün ve önünüzde her zaman Ebu Bekir u Ömer u Osman u Ali'nin sesini-soluğunu duyun!” deniyor. Onların sesi-soluğu, parçalanmış Hazreti Ruh-u Seyyidi'l-Enâm'ın sesi-soluğudur; bir derinliğiyle Ebu Bekir'de, başka bir derinliğiyle Ömer'de, başka bir derinliğiyle Osman'da, başka bir derinliğiyle Haydar-ı Kerrâr, Şâh-ı Merdân, Dâmâd-ı Nebî Hazreti Ali'dedir. Onları (radıyallahu anhüm ecmaîn) takip ederseniz, O (sallallâhu aleyhi ve sellem) rehbere ulaşabilirsiniz. O'na ulaştığınız zaman, Allah'la aranızdaki münasebeti tesis etmiş olabilirsiniz. Sadece, yarım yamalak namazla değil, yarım yamalak oruçla değil, “Müslümanım!” demekle değil, “Biz, İslamî bir idare istiyoruz!” demekle değil… Gerçek Müslüman olmakla.. gerçek Müslüman olmakla, Râşid halifelere ulaşırsınız… Onlar da, elinizden tutarlar, Hazreti Ruh-u Seyyidi'l-Enâm'a götürürler. “Referansız Yâ Rasûlullah!” derler. Onlar referans ise şayet, Allah Rasûlü, dergâh-ı nebevisinden sizi kovmaz. Rasûlullah'ın referans olduğunu da, Allah, dergâhından kovmaz. https://www.herkul.org/bamteli/bamtel...

Hizmetten
"Müslümanların şekle takılıp kalmaları" | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Sep 22, 2022 5:18


Bu video 30/10/2016 tarihinde yayınlanan " VUSLAT İŞTİYÂKI VE TEMİZ KALBLERİN NİYAZI" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... İslam dünyasının gerçek problemi, Müslümanların şekle takılıp kalmaları ve imandan ihsana, ondan da aşk u iştiyâka yürüyememiş olmalarıdır. Bizim toplumun marazı, iman mevzuundaki problemleridir. “Bizim” derken, topyekün “İslam Dünyası”nı kastediyorum. Biz gerçek imanı, Allah'ın istediği manada imanı yitirdik. İlk mektepte, elif-be cüzlerinde olan آمَنْتُ بِاللهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ telkin edildi, “Çocuklar, böyle söyleyin!” dendi; biz de ona kakıldık kaldık, onda derinleşemedik. İmanı, tabiatımızın bir derinliği haline getiremedik. Bu da hayatın her bir faslında, her yaşta, her başta çok olumsuz şekilde farklı tesirler gösterdi. İmanı, İslam ile esas taçlandıramadık. Kaldı ki mesele o iman-ı billah ile, o İslam ile de bitmiyor. Sonrasında Allah'ı görüyor gibi Allah'a kulluk yapma geliyor. Şayet atılan her adım, atfedilen her nazar, kabartılan her kulak, uzatılan her el, kıpırdayan her dudak, Allah'ın görüyor olduğu mülahazasıyla yapılmıyorsa şayet, o mevzuda nasibimiz işte o kadardır. Evet, bizim problemimiz, iman problemidir. Meseleyi dipten ele alıp yeni yetişen nesillerde bu problemi çözeceğimiz âna kadar, âlem-i İslam, bu “dâu'l-‘udâl”dan (tedavisinden aciz kalınan hastalıktan) kurtulamayacaktır. Kur'an-ı Kerim, kaç yerde “iman”ı zikrettikten sonra “amel”e vurguda bulunmuştur; الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ şeklindeki beyanlarıyla imanı müteakiben amele dikkatleri çekmiştir. Necip Fazıl, “iman” ve Fransızca'dan aldığı “aksiyon” sözüyle meseleyi özetlerdi: “İman ve aksiyon.” O aksiyonda da derinleşme, alabildiğine derinleşme. Bir yönüyle, küfürde derinleşen insanlara karşı sarsılmamak için, pes etmemek için, satılmamak için, peylenmemek için o “iman” mevzuunda, “İslam” mevzuunda, “ihsan” ufkunu yakalama. İkinci ufuk, biraz uzak ve biraz zor; keyfiyeti bizim için biraz meçhul; enbiyâya açık. Bununla beraber, bazı Hak dostları, kendilerine öyle bir menfezin açıldığından da bahsediyorlar; o da “Allah'ı görüyor gibi kulluk yapma” şahikası. “Allah (celle celâluhu) tarafından görülüyor olma”, bir kademedir, (“basamak” demeyeyim) bir “zirve”dir. Fakat zirveler üstü bir zirve vardır: “O'nu (celle celâluhu) görüyor gibi olma.” Bu, şahsın “iman”ı içtenleştirmesi, “İslamiyet”i içtenleştirmesi ve “ihsan”da adım adım ileriye gitmesi sayesinde kendisine açılan bir menfezden, “kalb” menfezinden, “latife-i Rabbaniye” menfezinde, “sır” menfezinden veya “hafâ” ya da “ahfâ” menfezinden meseleyi temâşa etmesi demektir. Rasathanesi odur onun; ancak oradan baktığın zaman O'nu görebilirsin, duyabilirsin. Bu da çok aza mukadder olmuştur. İnsan, bir kere “iman”da kemâle ermeyince, “İslam”ı hayatının en büyük meselesi haline getirmeyince, ibadet u tâati kusursuz yerine getirme mevzuunda ölesiye bir ciddiyet göstermeyince “ihsan” kapıları açılmaz ona. “İhsan” kapısı açılınca da o birinci mertebenin hakkı verilmeyince, ikinci mertebenin kapısı açılmaz. Ve işte öyle bir “îmân-ı billah” ve öyle bir “marifetullah”, insanın içinde bir “muhabbetullah”a vesile olur. İnsan, Allah'ı dünyada sevdiği her şeyden daha fazla sever. Peygamberimiz'i (sallallâhu aleyhi ve sellem), sevdiği her şeyden fazla sever.

Hizmetten
"Cansız posterler gibi geliyor bana!" | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Hizmetten

Play Episode Listen Later Jul 5, 2022 4:35


Bu video 19/02/2017 tarihinde yayınlanan "DERİN VE CANLI MÜSLÜMANLIK" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Maruz kaldığımız musibetleri aşabilmemiz için sığlıktan kurtulmamıza ve daha derin bir kulluk ortaya koymamıza ihtiyaç var!.. Cenâb-ı Hak, bizleri, dinde derinleşmeye muvaffak eylesin!.. Farzıyla, imanın erkân-ı esâsiyesiyle ve İslam'ın esâsâtıyla; yani, sağlam inanmak ve onu sağlam yerine getirmekle!.. Buna Üstad Necip Fazıl, “iman ve aksiyon” sözüyle yaklaşırdı. “Aksiyon”, “amel”i tam karşılar mı? Fransızca bir kelime; münakaşası yapılabilir; kendisi de sorguluyordu onu. Antrparantez burada bir şey söylemek istiyorum: Hutbe, Cuma'nın şartlarındandır, dinlenilmesi lazım. Dolayısıyla hutbe okunurken, salat ü selam yeri geldiği zaman bile, yani Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in adı anıldığında dahi salat u selam getirilmez. Bu, meselenin (hutbeyi dikkatle dinlemenin) önemini ortaya koymaktadır. Bazıları diyorlar ki, “Böyle, içinden söylese acaba olur mu?” Kütüb-i Fıkhiye'de. İçinden… Onun (hutbenin) kemâl-i hassasiyetle dinlenilmesi lazım. Hutbede okunan, Kur'an, hadis-i şerif veya onlardan süzülmüş her ne ise şayet, onu kemâl-i hassasiyetle, Ramazan'da iftar vaktinde size sunulmuş bir içecek gibi yudumlamak lazım. Limonatayı mı çok seversiniz, portakal suyunu mu, soğuk bir suyu mu? “Mâ-i bârid”, Efendimiz'in beyanında da içilmesi gerekli olan şey diye tavsiye edilir. Her neyi seviyorsanız şayet, onu yudumluyor gibi hutbeyi yudumlamak lazım! İmam, Kur'an'ı okurken, onu yudumluyor gibi yudumlamak lazım!.. Cenâb-ı Hak, namazı, tabiatımıza göre, numarası-drobu uygun, tam bize göre bir şey olarak emretmiş. Hakikaten bu el, bu ayak, bu mafsallar… Vücutta, üç yüz küsur mafsal… Namaz kılmak için ne kadar da yakışıyor, başka varlıklara baktığımız zaman. Her defasında derinlemesine onu duymak, namazlaşmak… Dün, aklımdan geçiyordu ki, ara sıra namazla alakalı bir bahsi okusalar; İmam Gazzalî'den mi, Hazreti Pîr'den mi, yoksa daha dûn olan insanlardan mı, namaza ait bir bahsi, tekrar tekrar bize anlatsalar da biz de namazlaşarak namaz kılsak!.. Oruçlaşarak oruç tutsak!.. Allah yolunda tamamen “kul”laşarak, kulluğumuzu “ibâdet” şeklinde değil, “ubûdiyet” şeklinde de değil, ubûdiyet üstü “ubûdet” şeklinde, vücudumuzun bütün derinliklerinde duyarak yerine getirsek!.. Sığlıkla, şu anda yürüdüğümüz yol, yürünmez. Ve bizim, şu andaki sığlığımızla, maruz kaldığımız şeylerden sıyrılma imkânı olmaz! Onları gönül rahatlığıyla atlatamayız. Daha derin kulluğa ihtiyaç var; Peygamberâne bir bakışa, O'nun yolunda, sahabî anlayışında bir bakışa… O camilerde namaz kılan insanları, mübarek kandil gecelerinde veya Cuma namazlarında gördüğüm zaman… Ama İslam dünyasının her yerinde, hususiyle de Kapadokya'da… Camideki cemaati görünce, cansız posterler gibi geliyor bana!..

MyMecra Podcast
Adamlar Kendi Memleketini Sattı! - Çağrışımlar | Savaş Şafak Barkçin

MyMecra Podcast

Play Episode Listen Later Mar 23, 2022 29:01


Çağrışımlar yeni sezonda, yeni konseptiyle kaldığı yerden devam ediyor. Savaş Şafak Barkçin Çağrışımlar'ın bu bölümünde Sahaflar Çarşısı'ndan sesleniyor sizlere... Savaş Şafak Barkçin bu bölümde başlıca şunları anlattı: Dostlar merhabalar. Bugün neredeyiz? Bugün Sahaflar Çarşısı'nda sizlerle bu Çağrışımlar'ı çekiyoruz. Çağrışımlar dedik, canlı bir yerdeyiz, burası bir Sahaf yani kitap satan, eski kitap satan bir yer. Tabi o eski kitap satanlar oldukça azaldı, şimdi daha çok üniversite kitapları vesaire satılıyor... Ama benim gençliğimde burası benim her Cumartesi günü mutat, mutlaka, düzenli öyle kitap falan alacak çok fazla bir paramda yok ama mutlaka gelip bakmak için dolaştığım bir yerdi. Buranın demek ki yaklaşık 40 senelik bir hatırı var bende o yüzden yıllar içinde değişimini de gözlemledim... Şimdi bu arkadaki Sahaflar Çarşısı'ndan başladık ama burası gerçekten çok önemli bir yer ve bizim aslında nereden nereye geldiğimizi, nereden nereye düştüğümüzü çok güzel gösteren bir yer. Biraz ondan bahsedeceğiz... Biraz sonra ben size zaten yerinde göstereceğim, bu Beyazıt Camii hemen Sahaflar Çarşısı'nın yanıdır, onun bir müştemilatı burası fakat Beyazıt Camii haziresi var yani mezarlığı var orada Mustafa Reşit Paşa'nın bir türbesi var. Gideceğiz, biraz sonra ben size orada da anlatacağım biraz... Şimdi bu Mustafa Reşit Paşa bizim aslında batılılaşma, kendini kaybetme tarihimizde çok önemli bir adam. İşin genelde miladı olarak söylenir yani Necip Fazıl vesaire gibi insanları okuduğunuz zaman genelde Mustafa Reşit Paşa'nın bu işin başı olduğu, yabancılaşma tarihimizin ilk önemli şahsiyetlerinden birisi olduğu söylenir. Tabii ki bu doğru ama ondan öncesi de var... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...

Tırnak ile, Diş ile: 1001 Şiir
Yalnızlık - Necip Fazıl Kısakürek

Tırnak ile, Diş ile: 1001 Şiir

Play Episode Listen Later Mar 17, 2022 0:50


"Pırıltılar, nağmeler... Renklerle eriyorum."

yaln necip faz
MyMecra Podcast
Kahve İçerken Azrail ile Karşılaşan Hoca - B44 - Biri Bir Gün | Serdar Tuncer

MyMecra Podcast

Play Episode Listen Later Jan 1, 2022 16:36


Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer bu hafta Biri Bir Gün'de "Cerre Çıkan Hocanın Azrail ile Karşılaşması" hikayesini anlatıyor. Serdar Tuncer bu bölümde başlıca şunları anlattı; Selamın aleyküm erenler ve dahi erenlere gönül verenler hatta ve hatta Azrail Aleyhisselamın bir gün gelip kapıyı çalacağını her bir nefes boyunca bilenler... Gelecek ve bi gün kapıyı çalacak, haydi diyecek. O an biz ne diyeceğiz ve ne halde olacağın bakın bu kıymetli işte... Üstad Necip Fazıl Kısakürek rahmet olsun derdi ki; "Kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse, Her kapıda ağlayıp, o kapıda gülümse" Orada gülümsemek önemli... Ya da "Bu dünyada renk, lezzet, nakış ne varsa küsüm; Gözümde son marifet Azrail'e tebessüm" Son anda mütebessim bir çehreyle alıp başı gitmek önemli... Şah-ı Nakşibend Efendimiz buyurmuşlar ki; "Muameleler sona nispetledir." Yani başlangıçta ne yaptın, yürürken ne ettin? Tamam, bunlar kıymetlidir ama en son ne halde olduğun işte o önemli... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...

MyMecra Podcast
Pazarı Nazara Çevirmek Lazım - Çağrışımlar | Savaş Şafak Barkçin

MyMecra Podcast

Play Episode Listen Later Dec 20, 2021 25:24


Savaş Şafak Barkçin Çağrışımlar'ın bu bölümünde "Medeniyet Ne?" başlığı üzerinde duruyor. Savaş Şafak Barkçin bu bölümde başlıca şunları anlattı; Serdar Tuncer: Abi, yine böyle çok bilmeden üstünde çok konuştuğumuz meselelerden birisini sormak istiyorum. Batı medeniyeti bitti diyoruz, batı artık tükendi ya da hep medeniyet medeniyet diyoruz fakat sorsak desek ki; Medeniyet ne? Cevap alabileceğimiz insan bir elin on parmağını geçer mi emin değilim ya da medeniyet dediğimiz şey nasıl başlar, nasıl biter, neyin nesidir, batı bitti mi? Bu konuları sormak isterim... Savaş Şafak Barkçin: Valla çok isabetli bir soru çünkü bizim gençliğimizde çok yakın zamana kadar medeniyet deyince hep batı kastediliyordu, işte bi son 20 senedir, 30 senedir giderek daha fazla şekilde medeniyet deyince işte bizim medeniyetimiz, İslam medeniyeti, Osmanlı onlar kastediliyor. Yani bu medeniyetin başına konan kelimenin en azından değişmiş olması çok güzel bir şey tabi bunu daha evvel seslendirenler vardı yani Necip Fazıl'ı, Sezai Karakoç'u, Nuri Bey bunlar tabiki İslam medeniyetinden bahsediyorlardı fakat hakim söylem öyle değildi yani devlet katında öyle değil, aydınlar, baydınlar onlar katında öyle değil... Şimdi, medeniyet aslında ilmi bir tarif yani bir kavram. Medeniyet değil de şöbiyette diyebilirsin dolayısıyla bunu bi kere bilmek lazım medeniyet mukaddes bir kavram değil, bir tevhid kavramı değil mesela bereket yerine başka bir şey ikame edelim bereket demeyelim diyemezsin çünkü bereket zaten varlığı olan bir kavram yani bereket diye bir şey var, olgusu var o olgunun kavramı var, bir anlamın kavramı o... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...

MyMecra Podcast
Ölmek İstemediğin Yerde Bulunma! - Biri Bir Gün - B31 | Serdar Tuncer

MyMecra Podcast

Play Episode Listen Later Sep 28, 2021 23:46


Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer bu hafta Biri Bir Gün'de ölümden bahsediyor. Serdar Tuncer başlıca şunları anlattı; 3 soru sorayım size, bu 3 sorunun etrafında Biri Bir Gün dolaşsın... Bir; insan nerede, ne zaman ve nasıl öleceğini bilebilir mi? Soru bir bu olsun. Tabi ki bilemez Serdar abi demeyin programın sonunda bir daha soracağım çünkü aynı soruyu. Soru iki; insan öldüğü vakit Allah'ın kendisine nasıl muamelede bulunacağını bilebilir mi? Soru üç; insan Allah-u Teala'nın katındaki değerini bilebilir mi? Makbul kimselerden mi yoksa çokta makbul görülmeyen kişilerden mi bunu bilebilir mi?... Gelin bu üç sorunun etrafında beraberce düşünelim bu program ama bir ile başlayalım. Bir neydi? Ne zaman, nerede, nasıl öleceğini insan bilebilir mi bilemez mi? Direkt dediniz ki siz bilemez abi nereden bilecek falan dimi?... Necip Fazıl öyle diyor; Büyük randevu bilsem nerede, saat kaçta Tabutumun tahtası bilsem hangi ağaçta İnsan merak ediyor. Bak bir ağacın gölgesindesin ve belki kader öyle bir tecelli edecek ki o gölgesinde oturduğun ağaç senin tabutunun tahtası olacak... Bu dünyada renk, lezzet, nakış ne varsa küsüm Gözümde son marifet Azrail'e tebessüm Gene üstaddan. Son nefeste bazısı Azrail'i(a.s) görünce böyle mütebessim bir çevreyle hoşgeldin... Hadi Necip Fazıl'dan başka bir şey daha söyleyelim. Diyor ki; Kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse Her kapıda ağlayıp son kapıda gülümse O son önemli. Niye? Muameleler sona nispetledir. Hani o en son nasıl gittiğin önemlidir. Mevla bize kelime-i şehadetle, böyle yüzümüzde tebessümle dünyadan göçüp gitmeyi nasip etsin inşallah... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...

MyMecra Podcast
Necip Fazıl'ı Kim, Nasıl Avladı? - Biri Bir Gün | Serdar Tuncer

MyMecra Podcast

Play Episode Listen Later Jul 31, 2021 23:15


Serdar Tuncer ile “Biri Bir Gün” kendine has tarzıyla kaldığı yerden devam ediyor. Bu bölümde Serdar Tuncer Necip Fazıl Kısakürek'i anlatıyor. Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer bu hafta Necip Fazıl Kısakürek'i anlatıyor. Serdar Tuncer'in Biri Bir Gün'de anlattığı hikaye; Bir gün bir adam uçurumun kenarında dolaşırken ayağı kayıp düşmüş neyseki çalı varmış ve ona tutunmuş sonra bağırmaya başlamış: - Kisme yok mi? - Kisme yok mi? O anda Hızır as. çıkagelir. - Seni bi şartla kurtarırım. Adam ne diye sorar. - Namaz kılacaksın, oruç tutacaksın, hacca gideceksin, zekat vereceksin... Adam bağırmaya başlar: - Başka kisme yok mi? Tamamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...

Ortamlarda Satılacak Bilgi
Necip Fazıl Kısakürek - Atatürk ve Gençler - Mina Urgan

Ortamlarda Satılacak Bilgi

Play Episode Listen Later May 21, 2021 18:06


Mina Urgan'ın anılarını yazdığı Bir Dinozorun Hatıraları adlı kitabından ilgimi çeken detaylar. İnstagram: Ortamlarda Satılacak Bilgiler

atat necip faz
MyMecra Podcast
Durduğunuz Yer, Gördüğünüz Şeyi Belirler - Yol Haritası | Yusuf Kaplan

MyMecra Podcast

Play Episode Listen Later Apr 4, 2021 21:27


Yusuf Kaplan ile “Yol Haritası fikir kapılarını zorlamaya kaldığı yerden devam ediyor. Yusuf Kaplan bu bölümde öncülerin önde gelen isimlerinden Üstad Necip Fazıl Kısakürek'i anlatıyor. Her hafta farklı konularla izleyicilerini fikir kapılarını zorlamaya davet eden Yusuf Kaplan bu bölümde öncülerin önde gelen isimlerinden biri olan Üstad Necip Fazıl Kısakürek'i işliyor. Yusuf Kaplan başlıca şunları söyledi; Yol Haritası'nın bu bölümünde öncülerin önde gelen isimlerinden Üstad Necip Fazıl Kısakürek'i işleyeceğiz. İlk önce şunu söyleyeyim; Necip Fazıl'la benim Fatih Sultan Mehmet arasında yaptığım bir karşılaştırma var. İkisini de Fatih olarak adlandırıyoruz. Biri zaten Fatih, İstanbul'u fethetmiş, ikincisi de Necip Fazıl'da bir fetih yapmış o fetih bir şekilde Cumhuriyet sürecinde, modernleşmenin özellikle zirveye çıktığı, islamla ilişkilerimizi sakatlamaya başladığı, islamın önce devletten, devletin bütün kurumlarından bir şekilde uzaklaştırıldığı sonraki süreçte de toplumdan arındırılmaya çalışıldığı bir süreçte, bütün entelejansiyasının celladına aşık tasmalı çekirgelere dönüştüğü bir ülke var Necip Fazıl'ın kendisini içinde bulduğu ortamda yani yok olmanın eşiğine sürüklenen bir ülke. Tam anlamıyla öncülerini yitirmiş bir ülke, öncü kuşaklarını yitirmiş bir ülke. Öncü kuşaklarını yitiren bir ülke, öncü kuşakları olmayan bir ülke kesinlikle geçmişini de göremez, içinde yaşadığı dünyayı da anlayamaz, geleceğe nasıl yürümesi gerektiğini de asla bilemez. Nerede durduğunu göremez, durduğu yerin neresi olduğunu göremez dolayısıyla nerede durduklarını göremeyenlerin nereye, neyle, nasıl, niçin gitmeleri gerektiğini bilebilmeleri imkansız. Durduğunuz yer, gördüğünüz şeyi belirler… Cumhuriyet ile birlikte girdiğimiz modernleşme süreci dolayısıyla laikleşme, sekülerleşme süreci tam anlamıyla islami anlam haritalarının terk edilmesi, hayatın her alanına başta devletin kendisi olmak üzere batılı anlam haritalarının değerlerinin yerleştirilmesidir, bu kadar. Necip Fazıl tam anlamıyla entelektüel olarak Akif'in aksine bizim, bu ülkenin yaşadığı sorunları derinlemesine analiz etmiş. Bu ülkenin sorunlarının nereden kaynaklandığını çok iyi çözümlemiş, yakın tarihi ile ilgili sorunları, modernleşme, sekülerleşme sorunlarını, Türkiye'nin kimlik kaybını, kişilik kaybını, tarihten silinme tehlikesini iliklerine kadar yaşamış dolayısıyla Türkiye'deki entelejansiyanın tam anlamıyla köksüz, metamorfoza uğramış, yabancılaşmış, ruhsuzlaşmış, kendini inkar eden entelejansiyanın bu ülkeyi intiharın eşiğine sürükleyeceğini görmüş ve durun ey kalabalıklar diyerek sadece kalabalıklara değil aslında esas itibariyle entelejansiyaya haykırmış biri Necip Fazıl… Devamı videomuzda… Gelin, Beraber Yürüyelim...

MyMecra Podcast
Anadolu Nuh'un Gemisidir - Yol Haritası | Yusuf Kaplan

MyMecra Podcast

Play Episode Listen Later Mar 5, 2021 19:12


Yusuf Kaplan ile 'Yol Haritası' programında Cumhuriyet'in ilk yıllarında edebiyat ne durumdaydı bu konuşuldu. Modern türk edebiyatı anlatıldı. Necip Fazıl Kısakürek'in yaptığı zihinsel devrime giriş amaçlı öncesi kabilinden çağdaş türk edebiyatı konuşuldu. Seküler Türkiye Cumhuriyeti meşrutiyet döneminde ve devlet tarafından desteklenen edebiyatın ürünüdür, dedi Yusuf Kaplan ve ilave etti, Türkiye Cumhuriyeti'ni roman kurdu. Romanın imparatorluğudur, devletidir. Türk romanının büyük isimleri cumhuriyetin kurulmasında büyük rol oynamışlardır. Yusuf Kaplan yine bu bölümde; Yakup Kadri Karaosmanoğlu başta olmak üzere. Tabi aynı zamanda tartışmıştır. Ne kadar rejimin sözcüsü gibi olsa da aynı zamanda alta alta tartışmıştır. Halide Edip Adıvar resmi romancı gibi çalışmıştır. Vurun Kahpe'ye böyle bir romandır. Sonra rejimle araları açılmıştır. Amerikan muhipleri hikayesinin başını çekmişlerdir. Devlet gidiyor, koskoca devlet gidiyor Anadolu havzasına sıkışmış bir devlet var. Bu yüzden her yönden çok fazla mülteci gelmiştir Anadolu'ya.. Anadolu nuhun gemisi olduğunu bir kez daha ispat etmiştir. Balkanlardan kafkaslardan gelen.. Türk toplumu aynı zamanda hicret toplumu. Göçebe bir toplum, tarihi kodlarında bu var. Sadece Balkanlardaki Kafkaslardaki insanların değil, Endonezyanın, Afrikanın, Somalinin de yurdudur Anadolu. Burada bizim dünyamız yıkıldı, Gökkubbe çöktü, bir kültürel inkar yolculuğu gerçekleşti, bu Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ifadesi. Ahmet Hamdi Tanpınar rejimin adamı ama sığ bir adam değil. Ahmet Hamdi, Mehmet Akif 'in nefes alamadığını gördü. Mehmet Akif memleketi terk edecek adam mı? İstiklal Marşı'nı yazan adamın istiklali yok. Oradan çıkacak edebiyat propagandist bir edebiyattır. Şevket Süreyya Aydemir cumhuriyete kadro yetiştiren kadro hareketinin kurucularından birisi. Şevket Süreyya Aydemir'in son kitabı, 'inkılap ve kadrodur' Orada bir cümlesi var, 'her şeyi yıktık yerine yeni bir şey koyamadık.' bitti. Şerif Mardin'de 'modernleşme türklerin islamiyetten uzaklaştırılmasıdır' demişti. Gelinen nokta kaçınılmaz olarak burası olacaktı. Tarih yapan bir toplumun tarihte tatil yapan bir toplum halinde dönüştürülmesidir bu proje. Rusya'daki edebiyatın, tiyatronun, sinemanın propagandist olduğunu görüyoruz. Ayzenştayn, Pudovkin ve bütün genç kuşak hepsi devrimci adamlar ama marksizm yapıyorlar. Türk gençliği bundan etkileniyor mu çok etkileniyor. Mesela Muhsin Ertuğrul sinemayı kuran adamdır, fakat Moskova'da bulunmuştur. Sinema üzerinden sistemin propagandasını yapmak için. Tek parti iktidarında tek adam sineması icad edildi. Romancılardan Halit Ziya Uşaklıgil, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmaoğlu, Reşad Nuri Güntekin, bunlar Türk Romanın enleridir. Bunlar rejimin oturmasında büyük rol oynamıştır. Mesela Çalıkuşu tam bir propaganda romanıdır. Meşrutiyette oluşan kadro tasfiye edilmiş olmasaydı büyük bir atılım yaşanabilirdi. Cumhuriyette kıyısından geçebildik mi hayır tabi ki.. Ahmet Haşim çok büyük bir şairdir. Bizim hayallerimizi, rüyalarımızı Yahya Kemal ile birlikte bize anlatan adamlardır. Yahya Kemal sadece bir şair değildir, bir düşünürdür, tarih felsefecisi, bir şehir felsefecisi. İlginç olan şu, Paris'e gidiyor, Sorel ile tanışıyor. Sorel Fransız milliyetçiliğinin fikir babası.. Yahya Kemal Paris'e gidiyor duvara çarpıyor eve dönüyor. Paris'e gidip eve dönen yok. Bizim dünyamız çalıntı bir dünya, alıntı bir dünya değil. Köklere inemedikleri için göklere yükselmemizi sağlayabilecek modern bir edebiyat inşa edilemedi. dedi... Gelin, Beraber Yürüyelim...

MyMecra Podcast
Modernleşme Felakettir! - Yusuf Kaplan | Yol Haritası

MyMecra Podcast

Play Episode Listen Later Jan 28, 2021 24:03


Yol Haritası'nın 4. Bölümünde Yusuf Kaplan 100 kitap listesinden ilk 4'ünün kapağını açtı. Peki neler var o dört kitabın içinde; İslam'ın Dirilişi, İnsanlığı Dirilişi, Yitik Cennet ve Diriliş Neslinin Amentüsü… Dört kitapta Sezai Karakoç 'a ait… Bu vesileyle Yusuf Kaplan bize Sezai Karakoç ‘un fikri izdüşümlerini anlatıyor. ‘Ahlak Anıtı, Düşünür ve Sanatçı' olmak üzere 3 Sezai Karakoç var diye ilave ediyor. Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç arasındaki irtibatı anlatıyor. Bu iki ismin bizim medeniyetimizde nereye denk düştüğünü… Ve bu programda; modernleşme, cumhuriyet sonrası yaşananlar ve İslam tarihi açısından bizim medeniyet yorumumuz ile ilgili bazı sorulara da cevap veriyor. O sorular ise;